"Faruk Bildirici" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Faruk Bildirici" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Faruk Bildirici

"Yine" diyorsak eğer

Bu hafta size aktardığı olayla ilgili tüm soruları yanıtlamayan iki haberden söz edeceğim.

Birincisi Bingöl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Müdürü Ali İhsan Güngör’ün yaralanması, ikincisi de bir F-16 uçağının Merzifon’da düşmesiyle ilgili haber.

Çevik Kuvvet Müdürü Güngör’ün yaralanmasıyla ilgili olarak ardarda, 30 Kasım ve 1 Aralık tarihlerinde iki haber yayımlandı Hürriyet’te. Her iki haberi de okuyan Mahmut Atacan adlı okur, mail gönderdi:

“Ali İhsan Güngör’ün yaralanması olayını ‘Bingöl’de yine hain saldırı’ diye haber yaptınız. Bir gün sonra da Bingöl Valiliği açıklama yaptı, bu sefer ‘Kazayla vuruldu’ yazdınız. Bugün de bekledim olayı araştırır, ne olduğunu yazarsınız diye ama yazmadınız. Sormak istiyorum hangisi doğru? Saldırı mı kaza mı?”

Okur son derece haklı. Ajanslardan gelen ilk haberde, polis müdürünün “birlikte ava gittiği korucunun evinin önünde” saldırıya uğradığı belirtilmiş. İkinci gün çıkan haber ise Valiliğin, “kazaen vurulduğu” açıklamasını aktarıyor. Ama ne ilk habere atıfta bulunup, yanlış ya da doğru olduğuna dair vurgu yapılıyor ikinci haberde, ne de “terör saldırısı” bilgisinin nereden kaynaklandığı konusu açıklığa kavuşturuluyor.

Dolayısıyla hangi haberin doğru olduğu konusunda şüphe doğuyor, yeni sorular ortaya çıkıyor ama haberler bu sorulara yanıt vermiyor. Bu karanlık noktalar, ancak olayın araştırılması ve yeni haberlerle okura tatmin edici bilgi aktarılmasıyla giderilebilir. Ortada bir muamma olduğu kesin.

Merzifon’da düşen F-16 uçağıyla ilgili haber de “Yine düştü” başlığını taşıyor. 2 Aralık’ta çıkan bu haberdeki eksiklik de okurlarımızdan İrfan Sarp’ın dikkatini çekmiş:

“Yine düştü’ şeklindeki başlığına bir tayyareci gözüyle baktığımda, bu başlığın son derece yanlış atılan bir başlık olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu başlığı okuyan bir okur, her hafta bir F-16 düşüyormuş gibi yanlış bir algıya kapılabilir. Oysa sadece yaz aylarında bir F-16 uçağımız Suriye sınırı bölgesinde devriye uçuşu yaparken düşmüş ve üsteğmen pilotu şehit olmuştu.”

Gerçekten de “Yine düştü” başlığı atılıyorsa, haberde bu yönde bir bilgi olması gerekirdi. Okur bu eksikliğe itiraz etmekte haklı ama “F-16 uçaklarının sık düşmediği” itirazına katılamayacağım.

Çünkü sadece bu yıl içerisinde biri 3 Haziran’da Merzifon’da, diğeri 5 Eylül’de Diyarbakır’da olmak üzere iki F-16 uçağı düştü. Diyarbakır’da pilot Şefika Burcu Arpacı’nın fırlatma koltuğu ile kurtuluşu medyada geniş yer buldu.

Ayrıca Türk Hava Kuvvetleri için üretilen 240 F-16 uçağından 31’i düştü bugüne kadar. Bu uçakların 8 bin saatlik “uçuş ömrünü” tamamladığı ve “emeklilik” zamanının geldiği öne sürülüyor. Bu bilgiler, “Yine düştü” başlığını taşıyan haberde olsaydı, muhtemelen okurumuzun itirazına gerek kalmazdı.

MİT’in de ilgisi yokmuş

Biliyorum, yılan hikayesine döndü ama sanırım bu “Peşmergenin hesabı kapanmadı” haberiyle ilgili son yazım olacak.

Peşmergenin, Kobani’ye geçmeden önce yediği yemeğin faturasının ödendiği bilgisi netleşmişti. Fakat faturayı kimin ödediği bir türlü anlaşılamamıştı. İlgili kurumlardan resmi açıklamalar gelmeyince, bana da vatandaş olarak “Bilgi Edinme Kanunu” çerçevesinde başvuruda bulunmaktan başka çare kalmamıştı.

Şanlıurfa Valiliği başvuruma, “böyle bir fatura ödenmemiştir” yanıtı verince, bu ödemeyi yapabilecek tek kurum geldi aklıma; Milli İstihbarat Teşkilatı. Web sayfasından “Bilgi Edinme” bölümünü bulup, oradaki formu doldurarak “Peşmergelerin yemek faturasını teşkilatınız mı ödedi?” diye sordum. 25 Kasım’da yine mail yoluyla geldi başvuruma yanıt. “MİT Bilgi Edinme Birimi” imzasını taşıyan mailde aynen şöyle deniliyordu:

“İlgi başvurunuz incelenmiştir. Bilgi edinme talebinize konu hususa ilişkin Teşkilatımızda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.”

Enteresan bir yanıt. MİT’in, “Yemek faturasını biz ödemedik” demiyor olması manidar geldi bana. Bundan sonrasının yorumunu artık okurlara bırakıyorum…

DEAŞ değil DAEŞ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paris gezisinden bu yana IŞİD ile birlikte, “DEAŞ kısaltmasını kullanıyor. 1 Kasım tarihli Hürriyet, Erdoğan’ın dilindeki bu değişimi okurlarına aktarırken, ilk sayfadaki haberin spotunda “Erdoğan’ın, IŞİD’in Arapça kısaltmasını kullandığı” açıklaması yapmıştı.

Erdoğan, Papa Francesco’nun Ankara ziyaretinde ve İstanbul’da düzenlenen Türk-İngiliz Tatlı Dil Forumu’nda yaptığı konuşmalarda da DEAŞ’tan söz etti. Haberlerde de böyle yer aldı, “Irak Şam İslam Devleti” adının kısaltması.

Aslında 6 Ekim’de yayımlanan “Neden ‘İslam Devleti’ demiyoruz?” başlıklı yazıda bu örgütün isminin kısaltmasıyla ilgili bilgi vermiş; IŞİD’in kısaltmasının Arapçada DAEŞ, Kürtçede DAİŞ olduğunu yazmıştım.

Erdoğan’a yanlış bilgi verilmiş olmalı ki, “DEAŞ” diye kullanıyor. Ama Erdoğan yanlış kullanıyor diye Hürriyet’in (ve de tüm medyanın) “IŞİD’in Arapça kısaltması” yazıp yanlışa ortak olmaması gerekir.

Nitekim 4 Aralık’ta Dış Haberler sayfasında “60 Ülkeden ortak cephe” başlıklı haberde, NATO’da düzenlenen zirvenin sonuç bildirisinde, “hem IŞİD, hem de DAEŞ isimlerinin kullanıldığı” belirtiliyordu. Doğrusu bu…

Okurdan kısa kısa:

Şener Öztop: 24 Kasım’da Sanat sayfasında, “Türkiye sinemasına Rusya'da ilgi büyük” başlıklı haber yazısında fahiş bir hata yapılmıştır. “Türkiye sinemasına” değil, “Türk sinemasına” olması gerekir. Türkiye Sanatı mı? Yoksa Türk sanatı mı? Acaba siz de “çözüm süreci”ne mi takılıp kaldınız?

NOT: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Rusya Devlet Sinematografi Enstitüsü (VGIK) işbirliğiyle düzenlenen organizasyonun adı “Türkiye sineması Dünya Akademik Buluşmaları”. Haberde de bu başlığın kullanılması doğal.

Serpil Ahmed: 2 Aralık’ta Kılıçdaroğlu’nun kucağında fotoğrafı çıkan bebeğimizin adı Zeynel Abidin değil Zeyna Ahmed. Ayrıca bir oğlan değil kız.

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği: 27 Kasım’da, vefat eden meslektaşımız Dr. Güner Uysal ile ilgili olarak “Kaybettiği davadan 2 saat sonra öldü” başlıklı haberin veriliş biçiminden üzüntü duyduk. Toplum sağlığı emanet edilen kişilerin ölümünün magazin haberi olarak sunulması, toplumun değer yargılarını, doktor-hasta ilişkisini zedeleyen niteliktedir.

NOT: Ölüm elbette üzücü ama haberdeki tüm unsurlar ve başlık doğruydu.

Sami Özbahar: 26 Kasım’da sporda verilen “Fenerbahçe’nin acı kaybı! Fikret Kırcan vefat etti” haberinde Fikret Kırcan’ın lakabı “Kefal Fikret” olarak yazılmış. Yanlış. Bu lakap, Fikret Arıcan’ın yani “Büyük Fikret’in” lakabı.

NOT: Bu hata, medyaya Fenerbahçe resmi sitesinden yayılmış.

Ahmet Topçu/Ömer Köşker/Cihan Sönmez: “Cemaat TSK’da da at koşturuyor” haberinizi okudum. Öncülük yapan bir medya kuruluşunun böyle mesnetsiz, yandaş medya ile aynı seviyede haber yapmasına üzüldün.

NOT: Haber, 2.5 yıllık hapis cezası Askeri Yargıtay’da onanan emekli askeri hakim Ahmet Zeki Üçok’un sözlerine dayanıyordu.

Cem Dinçer: “Adriana Lima'ya Acun sorulunca” başlıklı galeride bu başlığın cevabını bulun sizi tebrik edeceğim. İnsanı bu kadar kandırmayın.

H.Tanju İpek: İzmirli bir okuyucunuzum. Baskıda kullandığınız mürekkep zaman zaman kokusu ile rahatsız etmekte ve ellerimizi boyamaktadır. Yaklaşık bir aydır yine koku ve boyama hali arttı. Lütfen bu durumu düzeltin.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI