"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Holdingi bıraktı girişimci oldu

26 Mart 2017

İŞ dünyasının yakından tanıdığı bir aile Süzerler. Tarihi 1952’de Hasan Süzer’in Gaziantep’te ilk temellerini attığı inşaat işleriyle başlıyor. Ve Türkiye’nin Turgut Özal’la başlayan liberalleşme yıllarında, yani 1980’lerde ikinci kuşak Mustafa Süzer döneminde dış ticaret hacmi 1 milyar doları bulan, gayrimenkul geliştirme ve finansta büyüyen holdinglerden biri oluyor.

Ancak 2001 krizi, grup için zor yılların başlangıcıydı. Bankasını kaybeden grupta, üçüncü kuşak da bu krizli yıllarda devreye giriyordu. İkiz kardeşler Baran ve Serhan Süzer, holdingi darboğazdan kurtarma konusunda babalarına destek oluyordu.

TÜKETİM SONU NE OLACAK?

Ta ki Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ile anlaşma sağlanıp, holding düz yola çıkıncaya kadar. Süzer Grubu bugün gayrimenkul geliştirme işini sürdürüyor. İki kardeşten Baran, geçen hafta yazdığım gibi ABD’deki yatırımların başında. Süzer Grubu’nun ikinci veliahtı Serhan Süzer ise holdingden tamamen ayrılmış.

Üniversite yıllarından beri Greenpeace üyesi olan, üretimde insan haklarını temel alan good4trust platformunun kurucusu, “aktivist işadamı” kimliğiyle tanıdığım Süzer’in sessiz sedasız ayrılışının nedenini merak ettim. Ve ona sordum.

Süzer, “Kendimi bildim bileli çevre sorunlarıyla ilgiliyim. ‘Dünyada bu kadar tüketim var, bunun sonu nereye varacak’ diye sorardım. Bu konuda makaleler okurdum” diye başlıyor sözlerine. Kanada’da mühendislik eğitimi alırken, bu dünya görüşü pekişmiş. “Üniversite yıllarından beri Greenpeace üyesiyim” diyor.

Süzer Türkiye’ye döndükten sonra, askerliğinin son gününde Kentbank’a el konmuş. “Babama destek olmak için şirkete girdik. Ama ben bu işlerin yola girmesinden sonra kendi ideallerim doğrultusunda çalışacağıma kendime söz verdim. Bunun da 10 yılı bulacağını tahmin ediyordum” diyor.

BABAMDAN BORÇ ALDIM

Yazının devamı...

TİM ve DEİK Küba’ya çıkarma yapacak

12 Mart 2017

YIL 1998. Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, Küba’da sağlık konusunu araştırmak amacıyla bir heyetle Havana’ya geliyor. Heyette gazeteci olarak ben de varım. Sovyetler Birliği’ni dağıtan Glasnost politikalarının en büyük darbelerinden birini Küba yemiş. SSCB’den gelen 8 milyar dolar yardım kesildiği için çare aranıyor. Kaynak yaratacak en önemli sektör turizm ve sağlık. O yıllarda Küba dünyaya açılmanın ilk adımlarını atıyor.

Yıl 2017. Yine Küba’dayım. Bu kez artık Fidel Castro yok. 20 yılda Havana’daki değişim çarpıcı. Sokaklar, tarihi mekânlar turistlerle dolu. Türkiye’yi rotadan çıkaran cruise gemileri bile Havana’da. Küba’daki değişim özellikle son iki yıldır Barack Obama’nın başlattığı ambargoyu kaldırma kararıyla hız kazanmış. Gelen turist sayısı iki yılda yaklaşık yüzde 40 artmış. Peninsula’dan Kempinski’ye dünyanın önemli otel zincirleri yatırım için Havana’da. İlaç sanayi dünyanın kabul ettiği bir gelişme göstermiş.

SONUÇ BEKLENİYOR

Küba hızlı ama kontrollü biçimde özel sektörünü geliştiriyor. Girişimcilere kapılar açılırken yabancı yatırımcılar da projeleriyle Küba’da artık. Küba Türkiye için ise önemli bir ticari partner değil. 2015 yılı ticaret hacmimiz sadece 27 milyon dolar. Bunun 10 milyonu ihracat, 17 milyonu ise ithalat. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2015’teki ziyaretiyle, Küba, Türk yatırımcıları için yeniden gündeme geldi. İşletmesinin yabancı yatırımcıya verilmesine karar verilen havaalanları için TAV, cruise limanı için de Global Yatırım talip. İyi niyet anlaşmaları tamam gibi... Şimdi sonuç bekleniyor.

YÖNETİCİLERLE GÖRÜŞECEK

İşte hem bu gelişmeleri hızlandırmak hem de yeni yatırım imkânlarını araştırmak için Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Ömer Cihad Vardan ile Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin de aralarında bulunduğu bir heyet Havana’ya gitmeye hazırlanıyor. Türk-Küba İş Konseyi Başkanlığı’na seçilen Global Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kutman’ın bir anlamda ev sahipliğinde 24-25 Nisan’da gelecek heyet için şimdiden programlar hazırlanıyor. Küba dışa açılıyor ama her iş hala devlet şirketleri aracılığıyla yürüyor. Programa göre heyet, ticaret ve turizm bakanlıklarına bağlı bu şirketlerin üst düzey yöneticileriyle görüşecek.

Türkiye’nin yeni büyükelçisi Berris Ekinci, Türkiye ile Küba arasında ticari ilişkilerin gelişmesi için bu ziyaretin önemli olduğunu söylüyor. Küba’da İspanya, Kanada gibi ülkelerin yatırımda öne çıktığını anlatan Ekinci, ticaretin artması için Eximbank kredilerinin devreye girmesi gerektiğine işaret ediyor.

Küba 11 milyon nüfuslu küçük bir ülke. Ancak dünyanın en gelişmiş ülkeleri buradaki yatırımlardan pay almak için yarışta. Doğru bir strateji ile Türkiye’nin şansı neden olmasın!

Yazının devamı...

Accor Grubu Rixos’la masada

5 Mart 2017

FETTAH Tamince 2000’lerin başında turizm sektöründe hızla büyüyen bir işadamıydı. Şirketi Sembol İnşaat, Kazakistan’da başlattığı yatırımlardan sonra Rusya, Ukrayna, Hırvatistan, Birleşik Arap Emirlikleri’ne yayılarak, bugün uluslararası bir inşaat şirketi oldu. Tamince’nin Türkiye’de tanınması ise turizm sektörü ile başladı. Rixos markası ile açtığı otellerle bu sektörde hatırı sayılır bir yer edindi. Bu büyümede siyasi ilişkilerinin etkili olup olmadığı tartışması ise hiç eksik olmadı.

DEĞERİ 3 MİLYAR DOLAR

Çünkü Fettah Tamince 17-25 Aralık öncesi Fethullah Gülen hareketine yakınlığını hiç saklamadı. Ancak bu hareketten zarar gördüğünü de açıklayarak ayrılması da kamuoyunun gözü önünde gerçekleşti. Tamince, bir süredir sessiz. Türkiye’deki yatırımları giderek azalan Tamince’nin otel sayısı 11’den 8’e düşmüş durumda. İki yıl önce 1.3 milyar dolar bedelle ihalesini aldığı ve kapsamında 7 otel ve rezidanslar bulunan Haliç Dönüşüm Projesi ise Çevre Etki Değerleme raporu çıkmasına rağmen hala başlayamadı.

Peki bunları neden hatırladık? Çünkü aldığım bilgilere göre Tamince bugünlerde önemli bir ortaklığın peşinde. Bir sohbetimizde Tamince, “Tüm dünyada 3 milyar dolarlık Rixos Otelleri var. Bunun yüzde 10’u bizim geri kalanını işletiyoruz” demişti.

Şimdi Tamince, Rixos otelleri için Türkiye’de Mercure, Novotel ve İbis markalarıyla yer alan ve şehir otelciliğinde en önemli gruplardan Fransız Accor Grubu ile stratejik bir ortaklık için masada. Yine öğrendiğime göre bu ortaklık gelecek hafta çarşamba günü Berlin’de başlayacak turizm sektörünün en önemli fuarı ITB’de duyurulacakmış. Nasıl bir ortaklık olacağı henüz netleşmese de, kulislerde şehir otelleriyle tanınan Accor Grubu’nun lüks resort yatırımlarını Rixos markası ile yapacağı söyleniyor. Çünkü şehir otelciliğinde ortaklık iki grup için de anlamsız olur. Zaten Rixos’un şehir oteli olarak elinde sadece İstanbul ve Konya duruyor.

6 BİN KİŞİLİK İSTİHDAM

Daha önce yazdığım bir yazıda “Fısıltılar Tamince’nin biatının henüz tam olarak yeterli olmadığını söylüyor” demiştim. Haliç Projesi ile 1.3 milyar dolarlık yük altına giren ve bir süredir ortak arayan Tamince güçlükleri aşacak bir ortaklık kurabilecek mi?

Daha önce de Mariiot grubuyla ortaklık görüşmeleri yapan ancak anlaşma sağlayamayan Tamince’nin şirketleri tüm yatırımlarında 6 bin kişiye istihdam sağlıyor. Otel işletmeciliğinde de Türkiye’den doğan güçlü bir marka. Güçlü bir ortaklık bu yüzden önemli.

Yazının devamı...

Sabancı gitti Koç geldi

26 Şubat 2017

CHATHAM House Londra merkezli bir düşünce kuruluşu. 1920’de Birinci Dünya Savaşı sırasında uluslararası diyalog sağlamak amacıyla Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü adıyla kurulmuş. Yıllar sonra ise bulunduğu binanın adını alarak Chatham House olmuş.

Bu kurumun özelliği düzenlenen toplantılarda konuşulanların kamuoyuna açık konuşmacıların kimliğinin gizli tutulması. Yani kimin neyi söylediği sır olarak kalıyor. Hatta bu kural toplantılarda “Chatham House kuralı” olarak biliniyor. Kurum dünyadaki önemli sorunlar konusunda araştırmalar ve projeler yapıyor. Bu dönemdeki çalışmaları internet sitesinde “İngiliz ve Avrupa dış politikası, AB-Çin ilişkileri, göç ve mülteci krizi, enerji ve iklim politikası” olarak sıralanıyor.

TÜRKİYE PROJESİ

Türkiye’yi jeostratejik anlamda önemli bulan kurumun bir de Türkiye Projesi var. Bu projenin kurumsal destekçisi bundan önce Türkiye’den Akbank ve onun Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer idi. Geçen günlerde ise bu destekçinin kimliği değişti. Koç Holding, Chatham House’un kurumsal ortağı ve “Türkiye Projesi”nin ana destekçisi oldu.

Türkiye Projesi, ayrıca “One Belt, One Road” (Bir Kemer, Bir Yol) olarak bilinen “Yeni İpek Yolu” girişiminde Türkiye’nin konumlandırılması ve Türkiye-Avrupa ilişkileri konularını da içeriyor. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç da Chatham House’un Mütevelli Heyeti’ne katıldı.

Chatham House’da bundan önce Türkiye’yi temsil eden Suzan Sabancı Dinçer ise Temmuz 2016’da sessiz sedasız bu kurumdan ayrılmış. Dinçer neden ayrıldığını şöyle açıklıyor: “Akbank, Chatham House’la yedi sene boyunca çok başarılı ortak çalışmalara imza attı. Kurumsal ortaklığımız süresince Akbank’ın desteğiyle başlayan Türkiye Projesi’nde üst düzey akademisyenlere burslar verdik. Tüm dünyada ses getiren İstanbul Roundtable toplantılarını düzenledik. Hükümetimiz de büyük destek verdi.”

SABANCI ABD’YE YÖNELİYOR

Sabancı Dinçer, bu çalışmalar sonucunda 2011 yılında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de uluslararası ilişkilere katkılarından dolayı Kraliçe II. Elizabeth tarafından ödül verildiğini hatırlatıyor ve bundan sonraki çalışmalarını şöyle açıklıyor: “Ülkemizin uluslararası alanda daha sağlıklı temsili için Amerikan düşünce kuruluşu Council on Foreign Relations Uluslararası Danışmanlar Kurulu Üyeliği ve ABD eski ticaret bakanı Larry Summers’ın kurduğu Harvard John F Kennedy Siyaset Fakültesi Mossavar-Rahmani İşdünyası ve Politika Merkezi Danışma Kurulu üyeliklerini üstlendim. Görev dağılımımdaki dengeyi korumak ve kan değişimi için Chatham House’tan çıkma kararı aldık ve kurumsal ortaklığımızı Temmuz 2016’da sonlandırdık. Chatham House’ta bayrağı Koç Holding devralıyor. Büyük başarılara imza atacaklarına inanıyorum.”

Yazının devamı...

Aras kavgasında söz Avusturyalı ortakta: Kimseyi kandırmadık

19 Şubat 2017

Aras Kargo 12 bine yakın çalışanı, 800 milyon TL’nin üzerinde cirosuyla Türkiye lojistik sektörünün dev şirketlerinden biri...
Celal Aras’ın kurduğu şirket, bugünlerde bir anlaşmazlıkla gündemde. Tartışma hem yerli hissedarlar hem de yabancı yatırımcı arasında sürüyor.

Yabancı yatırımcı Austrian Post 2013’te İş Yatırım’ın yüzde 20 hissesi ile Aras Ailesi’nin yüzde 5 hissesini satın alarak Türkiye’ye girdi. Yapılan anlaşmaya göre 2016’da hisse oranını yüzde 75’e çıkaracaktı. İp de burada koptu. Aras ailesinden aynı zamanda CEO olan Evrim Aras, hisselerini satmak istemediğini, aksine diğer yüzde 25 hisseyi de almak istediğini açıkladı.

İki şirket arasında mahkeme süreci başlarken, geçen hafta Evrim Aras’ın iddialarını “onur mücadelesi veriyorum” başlığıyla bu sütunlara taşıdık.

ORTAK TÜRKİYE’YE GELDİ

Uzun süredir sessiz kalan Austrian Post ise artık iddialara sessiz kalmayacağını açıklayarak, geçen hafta şirketin CEO’su Georg Poelzl’i Türkiye’ye gönderdi. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu vasıtası ile çeşitli temaslarda bulunan şirketin temsilcisi Poelzl, sorularımı da yanıtladı.

Poelzl, büyümeye karar verdiklerinde Türkiye’yi bölgesindeki en güçlü ve dinamik ekonomi olarak gördükleri için Aras Kargo’ya doğrudan yatırım kararı aldıklarını belirtiyor.

Yatırım yaparken net bir çoğunluğa ulaşmanın kendileri için ön koşul olduğunu, bu koşulun bugün de geçerli olduğunu söyleyen Poelzl, anlaşmayı da bu doğrultuda yaptıklarını anlatıyor.

Yazının devamı...

Zorlu’ya ABD'li ortak

12 Şubat 2017

TÜRKİYE son yıllarda yerli kaynak diye enerjide kömür yatırımlarına ağırlık verirken dünya tersine gidiyor. Dünyada ilk kez bu yıl fosil yakıtlara yatırımın azaldığı açıklandı. ABD ve Çin gibi devler, özellikle güneş enerjisi yatırımlarına hız veriyor.

Bu da güneş sistemlerinde teknolojinin büyük bir hızla ilerlemesini, maliyetlerin de düşmesini sağlıyor. Yine bir araştırmaya göre bugün yüzde 40’a ulaşan maliyet düşüşü, 2025’te yüzde 60’lara kadar düşecek. Güneş enerjisi alanındaki teknolojik ilerleme o boyutta ki, yakında her bireyin elinde küçük portatif bir panelle kendi enerjisini üretebileceği konuşuluyor. Aslında bu, enerji sektöründe büyük bir devrimin sinyallerini veriyor.

Türkiye’de yatırımcılar bugünlerde Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) kapsamında gerçekleştirilecek Konya Karapınar’daki 1000 megavatlık ilk güneş enerjisi yatırımı ihalesi için geri sayıyor. Duyduğumuza göre 30’u aşkın şirket ihale için şartname aldı. Yerli şirketlerden bazıları, Çin ve ABD gibi güneş enerjisinde öncü ülkelerden yabancı gruplarla birlikte ihaleler için hazırlık yaptı. Fransa, ABD ve Çin gibi ülkelerden ilgilenen yatırımcılar var...

Bu ihaleye katılıp katılmayacağını bilmiyorum ama güneş enerjisi sistemlerine yönelen yerli gruplardan biriyse Zorlu. Önceki akşam girişimci destekleme platformu Endeavor’un 23’üncü yılını kutlamak için katıldığım toplantıda Zorlu Enerji Grup Başkanı Sinan Ak’la sohbet etme fırsatım oldu. Zorlu, son yıllarda giderek sıkıntılı bir sektör haline gelen enerjide yatırım yapan neredeyse iki üç gruptan biri.

GELECEK GÜNEŞTE

Zorlu Grubu’nun güneş enerjisine özel bir ilgisi var. Geçen yıl en az 500 milyon dolar yatırımla güneş paneli üretimi yapabileceklerini açıklamışlardı. Ak’a bu yatırımın ne aşamada olduğunu sordum. Şunları anlattı: “Güneş enerjisinde teknoloji çok büyük bir hızla gelişiyor. O yatırımı yapmak yerine ABD’nin en önemli güneş sistemleri üreticisi First Solar ile farklı bir anlaşma yaptık. First Solar’ın Türkiye dahil 26 ülkede distribütörü olduk. Anlaşmamızda yatırım da var. First Solar Türkiye’de yatırıma karar verirse, bunu Zorlu ile birlikte yapacak.”

Dünya ve Türkiye’de enerji üretimi için gelecek güneşte. Teknolojideki gelişme ve bu teknolojiye erişime ilişkin haberler ise umut verici.

Yazının devamı...

Rusya Made In Turkey istemiyor

5 Şubat 2017

“Rusya 2020’ye kadar domates ve salatalık dahil, tüm yaş meyve ve sebze talebinin yerli üretimle karşılanmasını istiyor.” “Rusya’da hükümet, yabancı tekstil şirketlerini ithalat yerine ülkede üretim yapmaları için teşvik ediyor. İspanyol hazır giyim devi Zara’nın yerli üretime geçme sürecini hızlandırmak için girişimlere başlandı. Zara’nın ürünlerinde “Made in Turkey” menşeli mallar büyük yer tutuyor.”

Bu iki haber bu hafta içinde Rus basınında yer aldı. Turkrus.com sitesinden alıntıladığım bu haberler bir süredir Türkiye ile Rusya arasında bir bahar havası yaşandığı algısının fotoğrafı tam olarak yansıtmadığını gösteriyor. Türk hükümeti ile Rus hükümeti arasında özellikle Suriye konusunda başlayan siyasi yumuşama, ekonomiye hala yansımış değil. İşadamları hala saatlerce gümrük kapısında bekletiliyor, çalışma izinleri hala çok zor alınıyor, vize konusunda da Rusya oldukça cimri davranıyor.

GÖZLER ZİYARETTE

Geçen hafta Rusya’da yapılacak bir toplantı için bana verilen vize üç gündü. Toplantı da zaten üç günde bitiyordu. Yıllardır Rusya’da yaşayan Dünya Türk İşadamları Konseyi Avrasya Başkanı Ali Galip Savaşır’a son durumu sordum. Savaşır, Rusya ile yaratılan havanın gerçeklerle uyuşmadığını söylüyor. Her alanda ambargonun devam ettiğini söyleyen Savaşır, hiçbir konuda geri adım atılmadığını anlatıyor. Turizmde charter seferlerine izin verildiğini ancak bu adımın okulların açılmasından sonra atıldığını da ekliyor. Savaşır, bu sıkıntıları yeterince ifade edemediklerini de dile getiriyor. Tek umutlarının ise bu sorunları anlatabileceklerini umdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya mart ayında yapacağı ziyareti olduğunu anlatıyor.

İKİ SEKTÖR ÖNEMLİ

Rus hükümetinin iki bakanının ayrı ayrı yaptığı açıklamalar çok önemli. Rusya Tarım Bakanı Aleksandr Tkaçev’in yasak kalksa bile orta vadede Türkiye’den sebze almına fiilen gerek kalmayacağı yorumu ile Rusya Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Viktor Yevtuhov’un ürünlerini Türkiye’de ürettirip Rusya’ya getiren Zara’ya güvenilir partnerler bulma konusunda yardım edeceklerini açıklamaları bu iki sektörde ciddi bir tehdidin varlığını gösteriyor.

Yazının devamı...

Expo 2021’de Hatay’da

29 Ocak 2017

SURİYE savaşının başladığı ilk günden bu yana göçmenler sorunundan en fazla etkilenen illerden biri Hatay. Yaklaşık 1.5 milyon nüfusuna 500 bin Suriyeli göçmen eklenmiş. Ama Hataylılar onları misafir olarak görüyor. Kentte ekonomik ve sosyal sıkıntılar gerçekten çok büyük. İşsizlik, kiralardaki artış, belediye hizmetlerinde artan nüfusa yetememek gibi büyük sıkıntılar var. Ancak bugünlerde Hataylılar çok sevinçli. Çünkü 2021 yılı için aday oldukları Botanik Exposu’nu Hatay aldı.

3-6 AY SÜRÜYOR

EXPO, exhibition (sergi) kelimesinden geliyor. Dünyanın en eski ve en büyük uluslararası etkinliklerinden biri. Dünya Sergisi olarak adlandırılıyor. Bu sergilerde ürünler değil fikirler, kültürler ve dünyanın geleceği için projeler sergileniyor. EXPO’lar Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) tarafından organize ediliyor. Üç türlü EXPO var. 

- Evrensel EXPO, 5 yılda bir ve 6 ay süre ile yapılıyor. İzmir’in iki kez yarıştığı bu EXPO, 2020’de ise Dubai’de yapılacak. Diğeri ise tematik EXPO.

- Botanik EXPO’ları ise BIE’nin Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği (AIPH) ile gerçekleştirdiği sergiler. Bu sergiler iki yılda bir yapılıyor. Antalya’da 2016’da 6 ay süresince yapılan çiçek ve çocuk temalı sergi işte bu EXPO’lardan biri. 2019’da Çin’in Beijing kentinde yapılacak.

2021 EXPO’sunu alan Hatay ise Antalya’da düzenlenen EXPO’ya Medeniyetler Bahçesi projesi ile katılmıştı. Bu projenin sergi boyunca ilgi görmesi ve başarılı 40 proje arasına girmesi üzerine 2021 yılı için başvurma kararı aldı, bu başvurusu kabul edildi.

3 KEZ SUNUM YAPTI

Yazının devamı...