"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

TİM fotoğrafı değiştirdi

22 Temmuz 2018

BİR süre önce gazetelere Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne (TİM) ait bir fotoğraf yansımıştı. Erkeklerin arasında bir kadın ihracatçının yüzünün sadece yarısı görünüyordu. O günlerde büyük tepki çeken fotoğraf bir de gerçeği hatırlatmıştı.

TİM’de birliklerde ve yönetim kurulunda hiç kadın üye yoktu. Dönemin başkanı Mehmet Büyükekşi, kadınların önünde bir engel olmadığını, birliklerden gelmediği için yönetime de kadın üye alamadıklarını açıklamıştı.

TİM geçen günlerde yeni bir seçim dönemi geçirdi. 12 yıldır başkanlık yapan Büyükekşi, iki dönem kuralı nedeni ve isteğiyle  görevi bırakırken seçimlerde Tahsin Öztiryaki ve Oğuz Satıcı ile yarışan İsmail Gülle yeni başkan oldu.

Gülle’nin yönetiminde ise uzun zaman sonra bir ilk gerçekleşti. Bugüne kadar sadece bir kez birlik başkanı olabilen, geçen dönem ise yer almayan kadınlar öncelik almaya başladı.

Bu seçimlerde üç kadın Melisa Tokgöz Mutlu İstanbul Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliği’ne, Pınar Taşdelen Engin Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’ne, Huriye Yamanyılmaz da Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği’ne Başkan oldu. Birliklere seçilen kadınların sayısı da 35’den 52’ye çıktı.

Bu kadınlardan Melisa Tokgöz Mutlu ise yarışarak 27 sektör konseyine girdi, ardından da başkan İsmail Gülle’nin tercihi ile TİM’in yönetim kuruluna seçildi.

Başkan İsmail Gülle “Fotoğrafı az da olsa değiştirdik. Kadınların yönetimlerde olması yeni bir bakış, yeni bir vizyon demek. TİM yönetimi olarak bundan sonraki önceliğimiz gençleri ve kadınları desteklemek. Kadın ihracatçı sayısını da arttırmak” diyor.

Yazının devamı...

Okul şahısların değil halkın!

16 Temmuz 2018

ŞİŞLİ Belediyesi’nde 2012’de belediye meclisi kararıyla 30 yıllık intifa hakkı Şişli Meslek Yüksek Okulu’na verilen 9 bina ve arsa için Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü tarafından açılan davaya ilişkin tartışmalar sürüyor. Geçen hafta davada İdari Mahkemesi’nin usulen bozduğu karara ilişkin son durumu “Ekonomi Fısıltıları” köşesinde yazmıştım. Mahkemenin düzeltme kararını CHP’li Meclis üyeleri başkan Hayri İnönü’ye rağmen intifa hakkının devamına ilişkin olarak yeniden düzenlemişti.  Yazının yüksek okulda tercihlerin yapıldığı bir döneme rast gelmesi üzerine eski başkan Mustafa Sarıgül ve Şişli Meslek Yüksek Okulu kurucu üyelerinden Prof. Dr. Aynur Aydın ve Müdür Sedat Bekiroğlu aradı. Tartışmalı binalardan Esentepe’deki yerleşkede buluştuk. Okul ve davaya konu olan tartışmaya ilişkin bilgiler verdiler.

Mustafa Sarıgül, bütün kararlarda o sırada meclis üyesi olan Hayri İnönü’nün de imzasının olduğunu belirtiyor. Başkan olduktan sonra iki yıl boyunca da itiraz etmeyen İnönü’nün, daha sonra intifa kararına karşı dava açtığını belirten Sarıgül, “Şişli Meslek Yüksek Okulu bölgede dezavantajlı bir çok gencin eğitim gördüğü başarılı bir okul. Şahıslara ait değil. Bana hiç ait değil, yıpratılmamalı” diyor.

44 PROGRAM 3 BİN ÖĞRENCİAynur Aydın ve Sedat Bekiroğlu ise İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu’nun başarısını kanıtlamış bir okul olduğunu anlatıyor. İlk kez 2012’de 15 diploma programına öğrenci alarak eğitime başladığını, okulda program sayısının bu yıl 44’e çıktığını anlatan Bekiroğlu, okuldan mezun olan öğrencilere iş imkanı da sunan anlaşmaları olduğunu söylüyor ve şu bilgileri veriyor:

“Özel Kolan Hastaneleri,  Özel Liv Hastaneleri, Boğaziçi Borsa Lokantacılık İşletmeleri, Point Otel, Denizbank, e-bebek, Em-Care, Moda ve Hazır Giyim Federasyonu, Türk Futbol Vakfı, Osmanoğlu Hastanesi, Nezih Yaşlı Bakım Evi protokol yaptığımız kurumlar.”

Okulda yüzde 80 den fazla öğrenciye burs imkanı sağlandığını da ekleyen Bekiroğlu, “İki binden fazla öğrenciye 144 ülkede yurtdışında staj ve çalışma fırsatını ücretsiz olarak sunuyoruz” diyor.

Sarıgül, intifa hakkı ile kamuya, belediyelere ait binaların, arsaların devrinin yeni bir şey olmadığını hatırlatıyor. Yeditepe, Kadir Has, Medipol, Koç, Sebahattin Zaim gibi çok sayıda üniversitenin yerleşkeleri bu yöntemle tahsis edilmiş. Eğitim öğretim için kamuya ait binaların tahsis edilmesi elbette yeni bir şey değil ancak önemli olan, halka ait bu varlıkların halkın ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilip değerlendirilmediği.

Yazının devamı...

En ‘sağlık’lı görüşme

15 Temmuz 2018

CUMHURBAŞKANLIĞI Hükümet Sistemi’nin yeni kabinesinde iş dünyasının tam içinden gelen bakanlardan biri de Prof. Dr. Fahrettin Koca oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sağlık Bakanlığı’na atadığı Koca, bildiğiniz gibi Medipol Hastaneleri’nin kurucularından. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu bir çocuk doktoru. Kuruluşu 1990’lara dayanan Medipol, 2009’dan sonra ise hızla büyüyen bir özel hastane zinciri. Koca, bir özel hastane sahibi olarak AK Parti hükümetlerinin en iddialı olduğu ancak 15 yıldır birkaç kez değiştirmek zorunda kaldığı sağlık sisteminin en yakın takipçilerinden. Türkiye’nin en büyük hastane zinciri sahiplerini bir araya getiren Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği’nin (OHSAD) de başkan yardımcısı olan Fahrettin Koca, Ankara bürokrasisinde sektörün sorunlarını da sık sık gündeme getiren isimlerden.

BAŞKANLIĞI BIRAKACAKKoca’nın bakanlığı sektörde nasıl karşılandı, beklentiler nasıl? Bu soruları OHSAD’ın Başkanı Prof. Dr. Reşat Bahat’a sordum. Kendi içlerinden birinin bakan olmasını nasıl karşıladıklarını anlattı. Bahat, “İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden beri en yakın arkadaşlarımdan biri bakan oldu. Önümüzdeki hafta Medikalpark ve Liv’in ortaklarından Muharrem Usta, Amerikan Hastanesi’nin sahibi Koç Grubu’ndan bir temsilci ve dernek üyeleriyle Bakan Koca’yı ziyarete gideceğiz. Önce kamudan brifing alacak. Durumu tüm yönleriyle görecek. Sonra bir araya geleceğiz” dedi.

Kendisinin ise görüşmede başkanlıktan affını isteyeceğini söyleyen Bahat, nedenini şöyle açıklıyor: “Sorunlarımız çok. Koca da bunları çok iyi biliyor. Ancak o artık kamuyu temsil ediyor. Basının karşısında en yakın arkadaşımı eleştirmek etik olmaz. Ancak vatandaşın sorunlarını ortak çözelim derse kalırım tabii ki.”

BİRÇOK YENİLİK VARSağlık sistemi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte bir kez daha yeniden yazılıyor. Yeni sistem Resmi Gazete’de yayınlandı. Buna göre sağlık kuruluşlarına yeni kriterler getiriliyor. Kamu ve özel hastaneler gruplandırılıyor, denetleme kriterleri değişiyor. Serbest bölgelerde yeni sağlık birimleri kurulabilecek. Üretimden ithalata kadar her şey baştan yazılıyor. Sistemin özünde tüm diğer alanlarda olduğu gibi yerlileşmek yer alıyor. Ancak bu uzun vadeli bir politika. Oysa bugün sağlık sektörü tıbbi cihazlar, ilaç gibi konularda ağırlıklı olarak dışa bağımlı bir sektör. Dövizdeki durdurulamayan artış ise sektörü bugünlerde kara kara düşündürüyor. Genel hava; geleceğe yönelik belirsizlik ve endişe. Sektör bugüne kadar görüşlerinin alınmamasından şikayetçiydi. Şimdi içlerinden gelen bir bakan var. Özel hastane sahiplerinin sorunlarını yakından bilen Koca bakalım vatandaş cephesinden neler görecek?

HANGİ KONULAR ÖNE ÇIKACAKSEKTÖRÜN Bakan Koca ile görüşmesinde öne çıkacak maddeler ise şöyle sıralanıyor:

- 14 yıldır güncellenemeyen fiyatlar.

- Özel sektöre yazılan cezalar ve keyfi denetlemelerin, standardize edilmesi.

Yazının devamı...

Şişli’de 500 milyon $’LIK çatlak

8 Temmuz 2018

ŞİŞLİ, İstanbul’un gayrimenkul açısından en değerli ilçelerinden biri. Haliyle Türkiye’nin de... Belediye Başkanlığı görevini uzun yıllar Mustafa Sarıgül’ün yaptığı Şişli’de, 2014’te başkanlığa Hayri İnönü seçildi. Ancak CHP’nin iki başkanının yıldızı seçim sonrasında bir türlü barışmadı. Şişli Belediye Meclisi’nde oğul Emir Sarıgül’ün de aralarında bulunduğu meclis üyeleriyle, başkan İnönü arasında da sorunlu bir çalışma ortamı yaşanıyor. İnönü-Sarıgül arasında tartışmalı konulardan en büyüğü ise Sarıgül’ün kurucusu ve mütevelli heyeti üyesi olduğu İstanbul Şişli Vakfı’nın kurduğu Şişli Meslek Yüksek Okulu’na 30 yıllığına 1 TL karşılığında tahsis edilen ve değerinin 500 milyon doları geçtiği belirtilen 9 binaya ilişkin yaşanıyor. Sarıgül’ün belediye başkanı olduğu 2010-2013 yılları arasında, belediyeye ait 9 gayrimenkulün kullanım hakları, Şişli Belediyesi Meclis kararı ile Şişli Meslek Yüksekokulu’na devredilmişti.

USULEN HATALI BULUNDU

Bu meclis kararında, belediyenin mülkiyetinde bulunan eğitim, sağlık, turizm, kültür, öğrenci yurdu gibi kamusal fonksiyonlara tahsis edilmiş taşınmazların mülkiyetlerinin belediye üzerinde kalmak üzere, gereğinde ihtiyaç oranında kullanılmak üzere İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu lehine kullanma hakkı tesisi oluşturulmasına karar verilmişti. Kullanma hakkı tesisi oluşturulması konusunda ise başkanlık makamı yetkili kılınmıştı. Ancak yeni
başkan Hayri İnönü, göreve geldiğinde, Belediye Kanunu’na
göre özel bir vakıf üniversitesine imtiyaz sağlayan böyle hukuksuz bir tahsisin yapılamayacağı görüşüyle, kararın iptali için mahkemeye başvurdu. Bu dava geçen günlerde sonuçlandı. Mahkeme, tahsisin usulen hatalı olduğuna, bu hatanın Belediye Meclisi’nde düzeltilmesi gerektiğini belirtti.

CHP’li üyeler ise mahkemenin kararının iptal anlamına gelmediği görüşünü savunarak, haziran ayı Meclis toplantısında CHP’li Belediye Başkanı Hayri İnönü’ye rağmen, üç bina için 1 TL karşılığında 30 yıl tahsis kararını yeniden çıkardılar.

AK Partili üyelerle birlikte karşı oy kullanan Başkan İnönü ise tahsislerin hukuka aykırı

Yazının devamı...

Aç tavuklara imece çözümü

1 Temmuz 2018

TÜRKİYE beyaz et sektörü uzun bir süredir zor günler yaşıyor. Antibiyotik, genetiği değiştirilmiş yem kullanımı gibi iddialar nedeniyle iç piyasada bir türlü belini doğrultamayan sektör, ihracatta da Irak dışında önemli bir pazar elde edemedi. Dövize bağlı yem fiyatları, tüketimde sık sık yaşanan krizler, sektördeki büyük küçük tüm oyuncuları zora soktu. Zor durumda olduğunu açıklayan son dev üretici de Keskinoğlu oldu. Bilindiği gibi Türkiye’nin en büyük entegre üreticilerinden Keskinoğlu, haziran ayında hacizlere karşı koruma sağlamak için konkordato ilan etmek zorunda kaldı.

YAPILANMA KARARI

Keskinoğlu, Türkiye üretiminin yüzde 8-9’unu üreten bir grup. 1.1 milyar TL ciroya sahip. Yatırımlarla hızlı büyüyen grubun sıkıntılı günleri 2015 ve 2016 yıllarında başladı. Sıkıntıyı aşmak için yabancı ortaklarla görüşmeler de o dönemde başladı. Ancak Körfez’den fon şirketleri, Tayland merkezli CP, Banvit’i satın alan Brezilya sermayeli BRF şirketi ile yapılan görüşmelerde bir türlü sonuç alınamadı. Bunun üzerine Keskinoğlu, borçlu olduğu bankaların da önerisiyle yeniden yapılanma kararı aldı. Bu yapılanma kararı yönetimi de etkiledi. Üst yönetimde ailenin genç jenerasyonu Keskin Keskinoğlu başta olmak üzere yeni nesil görevi bıraktı.

Şirketin yeni yönetim kurulunda iki kurucu Fevzi ve Mehmet Keskinoğlu, en büyük alacaklı olduğu belirtilen Yapı Kredi’nin önceki genel müdürü Tayfun Bayazıt ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar yer aldı. Hedef şirketin yeniden sağlıklı hale getirilmesiydi. Ancak bu güçlü kadroya rağmen Türkiye ekonomisindeki sorunlar, dövizdeki artışlar, nakit sıkışıklığı gibi nedenlerle sorunlar çözülemedi ve şirket konkordato ilan etti. Keskinoğlu’nun bu kararı hem yan sanayisi ile birlikte 80 bini bulan çalışan ve üreticiyi hem de sözleşmeli üreticilerin kümeslerindeki 8 milyon tavuğu etkiledi.

UZUN SÜRE DAYANAMAZ

Konkordato ilanının ardından ödemeler bir süre durunca üreticinin elindeki 8 milyona yakın tavuk yem verilemediği için aç kaldı. Abdullah Koç, Kanatlı Hayvan Eti Üreticileri Birliği’nin Akhisar sorumlusu. Koç, birkaç gün sonra biraz üreticilerin kendi aralarında imece usulü yardımlaşması, biraz da devletin çabası ile hayvanlara yem verilmeye başlandığını söylüyor. Ancak ödemeler yetersiz ve sorun devam ediyor. Koç, konkordato kararı ile ancak bir süre nefes alabileceğini uzun süre dayanamayacağını anlatıyor. Sektör temsilcilerine göre Keskinoğlu’nun bu krizi atlatabilmesinin tek yolu yabancılara satış olacak. Tayland ve Japonya’dan firmalarla görüşmeler başlamış. Beyaz et ve yumurta üretiminin bu büyük markasının geleceği üç ay içinde netleşecek. Umarım bu sürede tavuklar aç kalıp telef olmazlar!

TAVUKTA YABANCI AĞIRLIĞI ARTIYOR

Yazının devamı...

Uzakdoğu rekabeti Türkiye’ye taşındı

24 Haziran 2018

BUGÜNLERDE daha çok kapanan mağazalarla gündemde olan alışveriş merkezlerinin yüzünü güldüren üç marka var: Miniso, Mumuso, Yoyoso. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi, bu üç marka Uzakdoğu’dan... Miniso Japon, Mumuso Güney Koreli, Yoyoso ise Filipinli. Fast fashion (hızlı moda), fast food’dan sonra, son yılların yaygın modeli haline geldi. Bu kategorideki mağaza zincirleri olarak tanımlanan bu üç markanın tasarım ve üretim felsefeleri de birbiriyle epey benzeşiyor: Pratik, çevreye duyarlı, ucuz ve insan odaklı ürünler satmak. Her üçü de son 10 yılın dünyada en hızlı büyüyen markaları arasında yer alıyor. Ve dünyanın dört bir yanında varlar.

AYDA 100 MAĞAZA AÇIYORBu markalardan ilk kurulan Miniso. Şirketin baş tasarımcısı da olan Miyake Junya ve Çinli genç girişimci Ye Guo Fu’nun 2013’te Tokyo’da kurduğu Miniso, yeme-içme, hızlı giyim ve eğlence sektörleri ile moda ve eğlenceyi bir araya getiren yeni bir iş stili yaratmış. Bugün 40’a yakın ülkede 3 binden fazla mağazaya sahip. Şirket ayda ortalama 80 ila 100 mağaza açıyor. Hedefi 2020’ye kadar dünyanın dört bir yanında 6 bin mağaza açmak ve 9 milyar dolarlık ciroya ulaşmak. Türkiye’ye 2016’da Medical Park ve Liv Hastaneleri’nin ortaklarından Adem Elbaşı’nın getirdiği Miniso, ilk mağazasını Watergarden’da açtı. Bugün 30 mağazası var. 2018 hedefi 45 mağazaya ulaşmak. Hedefi de her ay en az bir mağaza açmak.

GÜNEY KORE’DE DOĞDUMumuso ise Güney Kore’de 2014’te doğan bir marka. Üretimini Kore, Japonya, Tayland, Singapur ve Çin’de yapıyor. Mumuso’nun felsefesi de ekonomik ve yaratıcılık temel ilkeleriyle üretilmiş ürünlerle, kalite, tasarım ve kaliteli bir yaşam arayışındaki insanların ihtiyaçlarını karşılamak. Türkiye’ye 2017’de Tepe Nautilus mağazasıyla giren Mumuso’yu getiren isimler ise başta Turkcell olmak üzere birçok şirket merkezinin ve ofislerin tasarımcısı Fabrika Mimarlık’ın ortaklarından Ramazan Donduran ve uluslararası markalara üretim yapan Canlıoğlu Tekstil’in sahibi Ayhan Canlıoğlu. Türkiye’de mağaza sayısı 14’e ulaşan Mumuso’nun 2020 hedefi dünya genelinde 5 bin mağazaya sahip olmak.

20 ÜLKEDE VARUzakdoğulu bu markalara şimdi de Yoyoso eklendi. Filipinler’den doğan Yoyoso da 2014’te kuruldu. Bugün dünya çapında 800 mağazası var. Meksika’dan İngiltere’ye Avustralya’dan Kanada’ya dünyanın 20 ülkesinde yer alan markayı Türkiye’ye getiren şirketin adı Ecrou Mağazacılık. Perakende sektöründe Carrefoursa, Teknosa gibi önemli markalarda yöneticilik yapan Tahsin Göksu ile hazır giyimde hızlı modanın en başarılı markalarından De Facto’nun kurucularından Şahin Demir’in Türkiye’ye tanıştırdığı Yoyoso’nun ilk mağazası Venezia AVM’de açıldı. Yoyoso da Türkiye’de hızlı büyümeyi hedefliyor.

Miniso’nun, kendi iş modelini takilt etmekle suçladığı markalar, dediğim gibi AVM’lerin yeni gözdesi... Üç marka da Türkiye’nin diğer illerinde yayılmak arayışında. Yani bu kıyasıya rekabet Uzakdoğu’dan Anadolu’nun içlerine doğru büyüyecek...

Yazının devamı...

Fransız Flormar’ın sendikayla imtihanı

17 Haziran 2018

Hisseleri üç yıl önce Fransız Groupe Rocher’e satılan Flormar markasının reklamının sloganı bu...

Kadınların iş hayatında her şeyi yapabileceğini vurgulayan ve reklamda Hazar Ergüçlü’nün dillendirdiği bu slogan, bugünlerde makyaj yapan değil o ürünleri üreten kadın işçiler tarafından kullanılıyor. Neden mi? Çünkü Flormar’ın Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikasında ücretlerinden ve haklarından memnun olmayan 350 kadın işçiden 120’si sendikalaşmaya karar verince iddialarına göre işten atıldılar.

İDDİALI HEDEFLERFlormar, Türkiye’nin büyütüp hisselerini uluslararası bir deve sattığı başarılı markalardan biri. Milano’da kurulan marka 1970’de Şenbay ailesi tarafından satın alınarak Türkiye’de üretime başlıyor. Bugün dünyanın 93 ülkesinde 250 şehrine yayılan 650 mağazaya sahip. 2012’de ise yüzde 51 hissesi dünya devi Fransız Groupe Rocher tarafından satın alınıyor. Yves, Jacques ve Bris tarafından kurulan Rocher Grubu’nun 9 büyük markası arasına Türkiye’de pazar payı yüzde 21 olan Flormar da giriyor.

Fransız Rocher ailesi üç kuşaktır, doğal kozmetik üretiyor. Yüzde 99 oranında ailenin kontrol ettiği grup, 110 ülkede faaliyet gösteriyor. Grubun başında 2010’dan beri Bris Rocher bulunuyor. Kullandığı tüm bitkiler, Fransa’da organik biçimde yetiştiriliyor. Ormansızlaştırmaya karşı bir vakıfları da var. Kurumsal Sosyal Sorumluluk politikaları kapsamında da iddialı hedefleri bulunuyor: Buna göre 2020’ye kadar grup genelinde enerji tüketimini yüzde 10 azaltıp, yenilenebilir enerji kaynaklarının payını yüzde 30’a çıkaracak, cinsiyet eşitliği için çalışıp, 5 yılda bir milyon kadına istihdam ve eğitim sağlayacak, engellilerin iş yaşamına katılımını teşvik edecekler.

BİR AYDIR SÜRÜYORAncak iş Türkiye’ye Gebze’ye Yves Rocher’in büyük ortağı olduğu Flormar fabrikasına gelince, bu pembe tablo birdenbire kararıyor. Gelişmeler şöyle: İşçilerin sendikalaşma çalışmaları Türk-İş’e bağlı Petrol İş tarafından ocak ayında başlatılıyor. Yeterli çoğunluk sağlanınca Çalışma Bakanlığı’ndan yetkili sendika olduklarına dair onay alınıyor. Ancak iddialara göre Flormar yönetimi sendikalı olan işçileri işten çıkarmaya başlıyor. Önce 85 işçi çıkarılıyor daha sonra destek verenlerle birlikte bu sayı 120’yi buluyor.

Flormar işvereni açıklamalarında çalışanların yasal dayanak olmadan iş durdurduğunu, iş başında olanları da yasa dışı eyleme teşvik ettiğini bu nedenle işten çıkarmaların yaşandığını belirtiyor. Eylemlerini yaklaşık bir aydır sürdüren kadınlar ise sendikalı oldukları için işten atıldıklarını söylüyor. Dediğim gibi Flormar artık bir Fransız şirketi. Uluslararası sözleşmeleri kabul eden bir şirket. Sendikalı olmak artık hem uluslararası yasalarda hem Türk yasalarında desteklenen bir hak. Petrol İş bu durumu uluslararası sendikalara bildirmiş. Uluslararası dünyadan da tepki sesleri yükselmeye başlamış. Ancak bana gelen duyumlara göre işçilerle Flormar yönetimi arasında olumlu gelişmeler var. İşçiler sadece emeklerinin karşılığını istiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) sözleşmelerine göre sendikalı olmak bir hak. Sosyal sorumluluk duyarlılığı bu kadar yüksek bir grubun bu çelişkili tavırdan vazgeçmesi sürpriz olmaz.

 

Yazının devamı...

Konkordato zırhına 36 ay talebi

10 Haziran 2018

SON dönemde kur artışlarının da etkisi ile şirketler yeni kredi alma ve kredilerin yeniden yapılandırılması için bankalarla yoğun mesaide. Bu trend Ülker Grubu ile başladı, Doğuş Grubu ile sürdü. Bu şirketler, büyüklükleriyle bankalarla masayla oturma imkânına sahip. Küçük şirketlerin ise işi zor. Kısa süre öncesine kadar iflas ertelemeyi zırh olarak kullanıyorlardı, şimdi ise konkordato gündemde.

Bu sistemi kullanan ilk büyük şirket Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinden GAMA oldu. Konkordato ilan ederek, 4 otelini şimdilik kurtardı. İflas ertelemenin çok fazla kullanılması üzerine 7107 sayılı kanun hükmünde kararname ile uygulanmaya başlanan konkordato ile borçlarını zamanında ödeyemeyen ticari şirketler ve şahıslar borç sarmalından ve alacaklılardan bir süre için kurtulabiliyor.

10 MİLYON LİRA

Şevket Çelik, konkordato konusunda uzman bir avukat.  Çelik, sistemin birçok firma için kurtarıcı olduğunu, özellikle cirosu 10 milyon TL civarında olan KOBİ’leri ilgilendirdiğini söylüyor ve anlatıyor: “Konkordatoya başvuran firma dava açıyor ve 3 aylık ihtiyati tedbir kararı aldırıyor. Hacizlerden kurtuluyor. Borçların tasfiyesi için 23 ay gerekli. Bu süre sayesinde firma alacaklıları ile masaya oturabiliyor. Banka hesapları, mallarındaki hacizler kalkıyor. İpotekli malların satışı duruyor.”

MASRAFLI BİR İŞ

Çelik’in dikkat çektiği önemli bir sorun var. 23 ayın yeterli olmadığını söylüyor ve 36 ayın uygun olacağını ekleyerek şu uyarıyı yapıyor:

“Konkordato aslında masraflı bir iş. 10 milyon TL’nin altında cirosu olanların başvuracağı bir sistem değil. İlanı için alacaklıların üçte ikisinin kabulü gerekiyor. İflas kararına ise en çok alacaklı firma karar verebiliyor. Oysa alacağı için ipoteği olan banka hemen iflas isteyerek malların satılmasından yana oluyor. Borçların azalması için sürenin uzaması şart. Aksi takdirde Türkiye iki yıl sonra iflas eden fabrika mezarlığına döner. Milyonlarca insan işsiz kalır.”

Konkordatonun Avrupa’da ABD’de büyük firmaların 100 yıldır zırh olarak kullandığı bir sistem olduğunu da ekliyor Çelik.

Yazının devamı...