"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Güvenilir ortak bulun

16 Temmuz 2017

YIL 1989... Doğu Bloku’nun çöktüğü yıllar. Romanya’da rejim değişikliği diğer ülkelerden daha sert oluyor. Diktatör Nikolay Çavuşesku ve eşi açlık ve yoksulluk nedeniyle sokaklara dökülen halk tarafından korkunç bir şekilde infaz ediliyor.

Ardından Romanya’nın dışa açılma günleri başlıyor. Yatırım için araştırmaya başlayan işadamları arasında ise ilk sırada Türkler var. 1990’da çantasını kapıp gelen bu işadamı heyetlerinden birinde gazeteci olarak ben de varım. Çavuşesku’nun 1100 odalı görkemli saray inşaatına tezat, bomboş dükkanlar, işsiz insanlarla ülkenin yoksulluğu insanın suratına hemen çarpıyor.

Yıl 2017... Türkiye Genç İşadamları Derneği’nin (TÜGİAD) Bükreş’te temsilcilik açmak için geldiği heyetle 23 yıl sonra Bükreş’e tekrar geliyorum. 2007’den beri Avrupa Birliği üyesi olan ülkede değişim hemen göze çarpıyor.

Dünyanın en büyük şirketleri yatırım yapmış. 500 büyük kuruluşun 495’i yabancı sermayeli. Türkiye’den gelen yabancı sermaye miktarı ise 6.5 milyar dolar civarında. Arçelik kısa süre önce yeni bir fabrika açmış, Şişecam, Kastamonu Kereste önemli yatırımcılar arasında. Praktiker zincirinin sahibi Ömer Süsli  de en büyük yatırımcılardan biri. LC Waikiki, Koton pazarın önemli markaları arasında.

Romanya’da 15 bine yakın Türk şirketi var. 15 bine yakın Türk vatandaşı bu ülkeyi mesken tutmuş.

Yani Romanya  bugün Türkiye’de yaşanan krizi yurtdışına açılarak aşmak isteyen Türk yatırımcılarının en fazla ilgi gösterdikleri ülkelerden biri olmuş.  TÜGİAD da bu nedenle  temsilcilik açıyor. Yücelen “Romanya AB’ye açılan kapı. Avrupa hedefine inanıyoruz. Yerimizin Avrupa olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden buradayız ” diyor.

Romanya’da beş yıldan az hüküm giyen veya cezası kalanların serbest kalmasını öngören kararnamelerin yolsuzluğu “yasallaştıracağını” savunan onbinlerce eylemci, bu yıl 22 Ocak’tan itibaren başta başkent Bükreş olmak üzere, ülkenin diğer büyük kentlerinde de hükümet karşıtı protestolar düzenleyip kararnamelerin iptal edilmesini istemişti.

Yazının devamı...

Tariş Zeytin’in hafızası ayrılıyor

9 Temmuz 2017

TÜRKİYE tarımda büyük bir kriz yaşıyor. Kendi kendine yetmek şöyle dursun, etinden sebzesine meyvesine ithalatçı ülke olduk. Enflasyonun ana nedenlerinden biri de gıda fiyatları.

Türkiye neden bu noktaya geldi?

Neden çok ama ben bir kooperatif hikayesiyle bir örnek vereceğim.

Tariş Türkiye’nin az sayıdaki asırlık kurumlarından biri. 100 yıl önce yabancı tüccarlara karşı çiftçiyi korumak için kurulan Türkiye’nin ilk çiftçi kooperatifi. İncirle başlıyor, yıllar içinde Ege’nin en önemli ticaret ürünleri kuru üzüm, pamuk, zeytin ve zeytinyağı ile üreticileri kooperatif çatısı altında bir araya getiriyor.

BİRLİKLER İFLAS NOKTASINDA

Yıllar içinde üretici kooperatiflerinin sayısı fındıktan, kayısıya, gülden ayçiçek yağına 17’ye çıkıyor. Ancak politikacılar fiyat belirleme politikalarını seçim vaadi haline getirince de 2000 yılında “kara delik” suçlamalarıyla Dünya Bankası’nın ellerine düşüyor. “Reform” yapalım derken de 17 birliğin büyük bölümü bugün iflas noktasına geliyor. Üretici desteğinden oluyor. Üreticiye güç veren kooperatifçilik ise korkulan bir sisteme dönüşüyor.

Ancak üretici kooperatifleri arasında bu süreci başarıyla yöneten birliklerden biri Zeytin ve Zeytinyağı Birliği. 80 bine yakın üreticiyi bir araya getiren Zeytinyağı Birliği, özel sektörden büyük sermaye desteği alan Komili, Kristal, Kırlangıç gibi markalara karşı kendi markalarıyla mücadele ediyor. Kısa süre önce Türkiye’ye gelen ve Komili’yi satın alan ABD’li gıda devi Bunge en büyük rakibi.

30 BİNİN ÜZERİNDE

Yazının devamı...

Rum Kesiminde casIno’lara izin çıktı: Kıbrıs'ta Poker

2 Temmuz 2017

KIBRIS’ta iki gün önce önemli bir karar açıklandı. Rum Kesimi de artık casino (kumarhane) turizmine girme kararı alıyor ve ilk adımı da 2020’de açılacak büyük bir yatırımla atıyordu. Aslında söylentisi yıllardır sürüyordu ancak kilisenin karşı olması, Rum yönetiminin önünü kesiyordu. Ancak Rum Enerji, Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Yorgos Lakkotripis tarafından açıklanan Avrupa’nın en büyük kumarhanesi olacak dev yatırımla, Rus kesimi de kumarhane turizmine güçlü bir şekilde gireceğini ilan etti.

300 MİLYON DOLAR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) için bu karar gerçekten önemli bir gelişme. Çünkü KKTC ekonomisinin temelini turizm, turizmin temelini ise casino turizmi oluşturuyor. KKTC’de bulunan 26 casinoda yan sektörlerle birlikte 10 bin kişi çalışıyor. 90’a yakın otelin bulunduğu Kuzey Kıbrıs’ta bu otellerin yaklaşık 30’u casinoya sahip. KKTC’nin 1 milyar dolarlık turizm gelirlerinin 300 milyon doları casinolardan geliyor.

KKTC hükümetleri uzun bir süredir bu soruna karşı hazırlık yapmak gerektiğinin farkındaydı. KKTC’de turizmi 12 aya çıkarmak, temalı turizme yönelerek öncelikli yatırım alanlarını sağlık, eğitim gibi alanlara kaydırmak istiyorlardı. Hatta Hürriyet’le Keşfet programımız için geldiğimiz de KKTC Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu, bu konuya dikkat çekmişti.

Ayrıca aldığım bilgilere göre barış görüşmelerinin devam ettiği adada anlaşma olmazsa uygulanması beklenen Tayvan modeli de bir umut oluşturuyordu. Beklentiye göre Rusya ve İsrail KKTC’yi tanımasa da Tayvan gibi ticari ilişkiler hareketlenecek ve direkt uçuşlar başlayacaktı.

300 BİN TURİST

Bu beklentiler arasında Rum Kesimi’nin kararı çıktı. Rus kesimi ekonomik krizi aşmak için 2018’in ilk çeyreğinde geçici olarak açacağı kumarhanelerle sektöre giriyor. 2020’de ise Limasol’daki en büyük yatırım tamamlanacak. 300 bin turist, 500 milyon dolar gelir hedefliyor. Peki şimdi ne olacak? Aldığım yorumlar farklı. KKTC’li otelciler, seyahat acente temsilcilerine göre Rum Kesimi’nin güçlü bir şekilde kumarhane turizmine girmesi Kuzey’i etkileyecek. KKTC’ye gelen İsrailli, Rus ve Lübnanlı turistlerin güneyi tercih etmesi de büyük olasılık.

Yazının devamı...

THY’yi bıraktı sırada TİM var

11 Haziran 2017

İŞ dünyası örgütlerinde değişim 2017 itibariyle başladı. Ocak ayında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nde (TÜSİAD) başkanlık Cansen Başaran Symes’ten Erol Bilecik’e geçti.

Mayıs sonunda ise Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nde (MÜSİAD) başkan değişti. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’ın sözleriyle MÜSİAD’a da kendisi gibi bir “sütçü” başkan geldi. İki dönem başkanlık yapan Nail Olpak’tan sonra görevi Kaanlar Gıda’nın patronu Abdurrahman Kaan devraldı. Şimdi sırada kasım ayında yapılacak Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile gelecek yıl başlarında yapılacak Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) seçimleri var.

15 YILLIK BAŞKAN

Aslında bu seçimlere ilişkin kulis yazmak için çok erken. Ancak 365 oda ve borsa ile TİM’de başkanlık yarışının başlaması bu erken kulis yazısının nedeni. TOBB’da kulisleri başlatan mayıs sonunda yapılan genel kurul oldu. Genel kurula katılan TOBB üyeleri adaylık için nabız yoklamaya orada başladı. Seçim yarışında oda ve borsa başkanlarının yüzde 35-40’ının değişeceği tahmin ediliyor. İSO’da Erdal Bahçıvan’ın, İstanbul Ticaret Odası’nda da (İTO) İbrahim Çağlar’ın atacağı adımlar önemli. TOBB’da en önemli soru tabii ki 15 yıllık başkan Rifat Hisarcıklıoğlu değişir mi değişmez mi?

Yaptığım sohbetlerde izlenimim gelecek yıl mayıs ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde 15 yıldır bu görevde bulunan Rifat Hisarcıklıoğlu’nun aday olursa destekleneceği yönünde.

TİM’de ise ikinci dönemini tamamlayacak olan Mehmet Büyükekşi artık bu görevi bırakacak. Bunu birçok kez açıkladı. Büyükekşi bu kararı hem hala değişmeyen iki dönem kuralı nedeniyle aldı, hem de artık daha sakin bir hayat özlemi içinde. TİM’de bazı üyelerin TOBB’da olduğu gibi iki dönem kararının değişmesi için dava açmasını da doğru bulmayan Büyükekşi, önceki gün 15 yıldır Türk Hava Yolları’ndaki yönetim kurulunda üyeliği görevini de bıraktı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Büyükekşi, başka bir örgüte başkan mı  olur, siyasete mi girer? Bu da ikinci yanıt bekleyen soru. Kulislerde başkanlık için olabilecek kurum, kimine göre İTO, kimine göre ise Dış Ekonomik İlişkiler Kurumu ya da TOBB olabilir.

Başkanlık veya siyaset... İkisinden birinin aktörü olarak görünen Büyükekşi’nin sakin hayat hayallerini biraz daha ertelemesi gerekecek gibi görünüyor.

Yazının devamı...

Paslanmaz çelikçilerin ‘Kibar’ mücadelesi

4 Haziran 2017

TÜRKİYE’nin önemli bir sorunu cari açık... Nedenleri arasında, ithalata bağımlı üretim de var. Hükümet bir süredir ithalatı kısıtlamak amacıyla bazı sektörlerde antidamping vergileri uyguluyor. İthalatta vergiler yaklaşık yüzde 10 civarında artıyor. Bu artıştan olumsuz etkilenen sektörlerden biri plastik sektörüydü. Geçen haftalarda bu konuda sektörün eleştirilerini yazmıştım. Şimdi de ocaktaki tencereden, kapıdaki arabaya, beyaz eşyadan gıda sanayiine kadar birçok sektörün hammaddesi olan paslanmaz çelik sektöründen ses geldi.

Aldığım bilgilere göre Türkiye’nin paslanmaz çelik tüketimi yıllık 325 bin ton civarında. Türkiye’de bu tüketimin tamamı ithal ediliyordu. 2013 yılında ise Kibar Holding’in Güney Koreli Posco ile Kocaeli’nde yaptığı 200 bin tonluk bir yatırım devreye girdi.

YÜZDE 65’İNİ TEMSİL EDİYOR

O yatırımdan sonra da hükümet tüm sektörlerde olduğu gibi yerli üretimi desteklemek ve ithalatı azaltmak amacıyla koruma kararı aldı. 2013 öncesi yüzde 2 olan ithalat vergilerini önce 8’e, 2015’te ise yüzde 10’a çıkardı. Üyelerinin çoğunluğunu KOBİ’lerin oluşturduğu sektörün yüzde 65’ini temsil eden Paslanmaz Çelik Derneği üyelerinin bu karardan nasıl etkilendiklerini anlatmak için Genel Sekreter Faruk Köksal aradı. İthalat vergisinin Güney Kore hariç getirilmesi sektördeki tepkilerin ana nedeni. Sektör temsilcileri Tayvan ve Çin gibi ülkelerden yapılan ithalata yüzde 10 vergi getirilirken, Türkiye’de paslanmaz çelik üretiminde dördüncü aşama olan soğuk haddelemede üretim yapmaya başlayan Güney Koreli Posco’nun hammaddeyi ithal ederken muaf tutulması kararının haksız rekabete yol açtığını düşünüyor.

Köksal, eşitlik ilkesinin zedelendiğini ve özellikle küçük üreticilerin rekabet şansının yok edildiğini belirtiyor. Ayrıca yapılan üretimin sektörün ihtiyaçlarını karşılamadığını söyleyen Köksal, bir de Avrupa Birliği ve serbest ticaret anlaşması olan ülkelerden gümrüksüz gelen mamul maddelerle rekabetin tamamen zorlaştığını anlatıyor.

ZOR DURUMDALAR

Verdiği bilgiler şöyle: İthal vergisinin artmasıyla Türkiye’de üretilen katma değeri ve ihracat potansiyeli yüksek makineler, otomobil aksamları, mutfak eşyaları, beyaz eşyalarda maliyet yükseldi. Fiyatlara yansıyan bu durumla enflasyonist baskı arttı. Yurtdışı pazarlarda ise rekabette zorlanmaya başladık.

Yazının devamı...

Suudiler savaş gemilerinden vazgeçti

28 Mayıs 2017

GEÇEN hafta dünyanın gündeminde Suudi Kralı Selman Bin Abdülaziz ile ABD Başkanı Donald Trump’ın kılıç dansı vardı. 110 milyar doları silah olmak üzere 350 milyar dolarlık anlaşma imzalayan Trump, sevincini pek de ayak uyduramadığı bu dansla ilan ediyordu. Suudi Arabistan, Türkiye için de son yılların önemli ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Aralık 2015’te Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Stratejik İşbirliği Konseyi kurulmuştu. 2016’da Kral Selman Bin Abdülaziz Türkiye’ye geldi, Erdoğan ise bu yılın şubat ayında tekrar Abdülaziz’i Suudi Arabistan’da ziyaret etti. İlişkilerin gelişmesinde bölgedeki konjonktürün, siyasi gelişmelerin ve güvenlik kaygılarının büyük bir payı var.

İŞBİRLİĞİ ÖNEMLİ

Bir başka önemli neden de ekonomik. 2004’te 1 milyar doları zor bulan dış ticaret hacmi bugün 5.5 milyar dolar civarında. Bu temellerde giderek güçlenen ilişkiler, savunma sanayii için de yeni bir yaklaşım getirdi. Özellikle Avrupa’nın en büyük ordusuna sahip, askeri alanda güçlü Türkiye, Suudi Arabistan için ittifak yapacağı güçlü bir ülke olarak devreye girdi. Bu nedenle savunma sanayii işbirliğinde önemli alanlardan biri oldu iki ülke için.

İşbirliklerinden biri Milgem projesi ile gündeme geldi. Milgem Türkiye’nin savunma sanayiinde millileştirme projelerinin en güçlülerinden biri. Türkiye bu proje kapsamında savaş gemileri inşa ediyor. Bu proje ile Türkiye ABD, İngiltere, Fransa gibi savaş gemisi üreten ülkeler arasına girmiş durumda. Şimdiye kadar Heybeliada ve Büyükada firkateynleri denize indirildi, iki gemi ise sırada.

Türkiye bu savaş gemilerini Tuzla’da bazı özel tersanelerin de yer almasıyla kısa sürede inşa edebilir duruma geldi. Bu sayede artık uluslararası pazara da açıldı.

KÖTÜ SÜRPRİZ

Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na bağlı Savunma ve Ticaret Teknolojileri ve Mühendislik AŞ’ye (STM) devredilen gemilere bir süredir uluslararası ilginin arttığı belirtiliyor. Açıklamalara göre Pakistan ve Katar, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler ile projeye ilişkin temaslar da sürüyordu. Bu temaslar sonucu kısa süre önce Suudi Arabistan’la 4 adet gemi için anlaşma yapıldığı hatta kısa süre içinde STM tarafından imzaların atılacağı iddia edilmişti. İddialara göre satılacak gemilerden biri halen inşa edilmiş olanlardan biri olacaktı. Ancak öğrendiğime göre Suudi Arabistan bu gemileri ürettirmekten vazgeçmiş, siparişleri iptal etmiş. 2008’den beri zor günler yaşayan Tuzla tersaneleri için bu siparişlerin iptali kötü bir sürpriz olmuş. Sektör temsilcilerine göre yaklaşık 2 milyar dolar civarında döviz girdisi sağlaması beklenen gemiler, hem Tuzla’yı hem yan sanayini canlandıracak, krizden sonra yan sanayii ile birlikte 100 binden 25 bine düşen istihdamı da artıracaktı.

Yazının devamı...

Markanın düşmanı enflasyon

22 Mayıs 2017

 AMSTERDAM

GIDA ve temizlik ürünlerinde fiyat artışları nedeniyle markalı ürünlere karşı daha ucuza satılan market logolu ürünlere talep artıyor. Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği (PLAT) Başkanı İmer Özer, “Sabit fiyat politikası bu ürünlerin cazibesini arttırıyor. Ucuz marketlerin yanı sıra Migros gibi markalı ürün satan zincirler de bu ürünlere yöneliyor. Kısa sürede cironun 50 milyar TL’ye çıkmasını bekliyoruz” diyor.

Private Label  (özel markalı ürünler) sektörünün önemli fuarlarından biri geçen hafta Amsterdam’da yapıldı. 110 ülkeden 2484 firmanın katıldığı fuarda Türkiye’den de  84 firma yer aldı. 120 üyesi bulunan PLAT’ın davetiyle gittiğimiz fuarda Özer’in verdiği bilgilere göre özel markalı ürünler satan ucuz marketlerin cirosu  Türkiye’de 25 milyar TL. En büyük pazar payına yüzde 80’le BİM sahip. 5700 mağazalı BİM’in dışında 6700 mağazalı A101, 4000 mağazalı Şok, bu pazarını ana tedarikçileri. Migros da markalı ürünlerinde büyüme kararı almış.

WAL MART’A SATIYOR

Özel markalı ürünler, toplam perakende pazarının ise yüzde 16.3’üne hakim. Özer, ilk yıllarda ucuz ve kalitesiz imaja sahip bu ürünlerde bugün durumun değiştiğini, kalitenin markalı ürünlerle yarışır hale geldiğini söylüyor.  Bunun da fiyata duyarlı Türk tüketicisinin giderek daha fazla bu ürünlere yönelmesini sağladığını anlatıyor ve şunları söylüyor: “Yaptığımız tüm ürünler çok sıkı denetleniyor. Hem fiyat avantajı hem de güvence sunan ürünler, zincir mağazaların raflarında giderek daha fazla yer alıyor.” Özer ihracat konusunda ise dünya standartlarında yaptıkları ürünleri alanlar arasında Avrupalı perakende zincirleri hatta Wal Mart gibi dünya markaların yer aldığını söylüyor. Markalaşma konusunda ise pazarlama bilemedikleri için başarısız olduklarını anlatan Özer, “Üreticiler markalaşma konusunda desteklenmeli” diyor. Özer, bu arada A marka ürünlere göre fiyat avantajı konusunda Avrupa’nın yüzde 80 olmasına rağmen Türkiye’de bu oranın yüzde 66 olduğunu dile getiriyor.

Yazının devamı...

3 yıl sonraki ziyaretin şifreleri

21 Mayıs 2017

TÜRK Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) başkanlığını üstlenen Erol Bilecik yeni görevine başlayalı sadece 4 ay oldu. Bilecik uzlaşmacı yapısıyla dikkat çeken bir isim. Hürriyet ve diğer medya kuruluşlarına verdiği demeçlere baktığınızda ileriye yönelik umutlu beklentiler içinde olduğunu hemen fark ediyorsunuz. Bilecik eleştiriden çok sürekli ileriye yönelik yapılması gerekenlerin altını çiziyor. Bilecik döneminin bu uzlaşmacı, hoşgörülü ve umutlu anlayışı Ankara’da da etkili olmuş ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2014 yılından bu yana ilk kez TÜSİAD toplantısına katıldı. Pek çok farklı konuda mesajlar verdi ve farklı sorunlara ilişkin görüşlerini paylaştı. Cumhurbaşkanı’nın özellikle son yıllarda TÜSİAD’a ilişkin yaklaşımının çok sıcak olmadığını biliyoruz. TÜSİAD’ın farklı konularda dile getirdiği eleştiriler, aradaki buz tabakasını hep kalınlaştırmıştı.

Ben de bu son ziyaretin buz tabakasını eritip eritmediğini, ilişkilerin sıcaklık kazanma ihtimali olup olmadığını merak ettim. TÜSİAD üyeleri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmekten memnun. Dünyada ve Türkiye’de ekonomik sorunların sürdüğü bir ortamda kutuplaşmanın sürmemesi gerektiğini düşünüyorlar ve atılan adımlardan mutlular.

İPUÇLARINI VERİYOR

“Cumhurbaşkanıyla TÜSİAD arasındaki buzlar eridi mi?” Bu soruyu yanıtlayan bazı üyeler ilişkilerin bu ziyaretle ısındığını ve bu sıcak ilişkinin süreceği izlenimi edindiklerini söylüyor. Bir TÜSİAD üyesi ise buzların eriyip erimediği sorusuna şu ilginç yanıtı veriyor: “TÜSİAD için buz yoktur! Biz duruşumuzu hiç değiştirmedik. Laiklik, hukuk devleti ve demokrasi... Yani duruşumuz kuruluş ilkelerimizle aynıdır...”

TÜSİAD’ın önemli isimlerinden biri olan üyenin sözleri Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik’in konuşma metinlerinde de ipucunu veriyor zaten. Özilhan’ın şu mesajları çok önemli:

- Herkesin ortak talebi olan özgürlük, refah, istikrar, huzur ve barış ortamının tesisi için başta uyum yasalarının çıkarılması olmak üzere her alanda ortak aklı, demokratik tartışmayı ve uzlaşmayı esas almak gerekiyor.

- Zorlukları aşmak, huzurlu ve güçlü bir Türkiye yaratmak, en geniş özgürlüklerin toplumu olarak dünyada yükselmek, bölgemizde ve dünyada barış ve istikrara katkıda bulunmak için imkanlarımız, kaynaklarımız, siyasi seçeneklerimiz var. Siyaset ve devlet insanlarımızın bunları en iyi şekilde değerlendireceğine inanıyoruz. Çatışmanın, kutuplaşmanın kimseye faydası yok. Mesajlar karşılıklı olarak yerine ulaştı mı zaman gösterecek!

Yazının devamı...