"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Türkler, Irak’ı yeniden yapacak

20 Ocak 2019

“Irak Ticaret Bankası Türkiye’den banka alacak... Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Erbil ve Bağdat’ta şube açacak... Erbil’de yeniden canlanan otel yatırımının mobilyası Türkiye’den gidecek...”

Son günlerde Irakla ilgili bu tür olumlu haberler sık sık gündeme gelmeye başladı. Irak’ta geçen yılın sonunda kurulan hükümetle birlikte olumlu bir dönem başlamış görünüyor. Henüz hükümette bazı bakanlıklara atama yapılmasa da hükümet ülkeyi yeniden imar için ciddi hazırlık içinde. Alt yapının yanı sıra sosyal yaşam standardını iyileştirecek yatırımların ön plana alınması gündemde. Irak pazarı Türkiye için son derece önemli bir pazar. İhracatta Almanya’dan sonra gelen Irak’a 2013 yılında 11 milyar dolar civarında ihracat gerçekleşiyordu şimdi ise bu rakam 7.3 milyar dolar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ocak ayı başında bir araya gelen Irak’ın yeni Cumhurbaşkanı Behram Salih’in ziyaretinden sonra Irak’la ekonomik ilişkilerin güçleneceği yolunda önemli bir beklenti başladı. Sohbetlerde Irak yeniden heyecanla anlatılmaya başlanınca bu ülkeyi yakından bilen iş insanlarına gelişmeleri sordum.

ÇOK İŞ DÜŞECEK

Türkiye Müteahhitler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Tevfik Öz, 35 yıldır bu ülkeyle çalışıyor. Öz, Irak’ta hükümet kurulduktan sonra henüz boşluklar kapanmasa da önemli bir rahatlama olduğunu söylüyor. Hükümetin alt yapı yatırımları için hazırlıklara başladığını, finansman kaynaklarının da oluşmaya başladığını söylüyor. İngiltere’nin 10 milyar poundluk, Türkiye’nin de 5 milyar dolarlık kaynak taahhüdünü açıkladığını hatırlatan Öz, şunları söylüyor: “Irak’ta hastane, elektrik ve su santralleri, konut gibi pek çok alanda yatırımlar artık zorunlu hale geldi. Yakından takip ediyoruz. 4-5 yıldır Çin’in yaptığı yatırımların kalitesizliği de ortaya çıktı. Türk şirketlerine çok iş düşecek.”

Mobilya Sanayi İşadamları Derneği (MOBSAD) Başkan Yardımcısı Harun Karahan da mobilya sektörü için Irak’ın çok önemli olduğunu söylüyor. Şirket olarak bayilik ve yeni otel yatırımlarına yönelik anlaşmaların başladığını kendi deneyimleriyle anlatıyor. Önce Irak, sonra Suriye ve Körfez bölgesinde on binlerce kişinin hayatını kaybettiği, ekonomilerin alt üst olduğu Ortadoğu için sık sık “Coğrafya kaderimizdir” cümlesi kullanılıyor. Umarız Ortadoğu’daki siyasi anlaşmazlıkların barışla çözülmesiyle kaderimiz değişir!

MOBİLYACI İTALYANLARLA ORTAKLIK TASARLIYOR

Yazının devamı...

İTO sahaya çıkıyor

13 Ocak 2019

Dünyada da Türkiye’de de 2019 yılının zor bir yıl olacağı sır değil. Şirketler şiddetli geçeceğini bekledikleri yeni bir global soruna hazırlanıyor. Geçenlerde bir sohbet sırasında Türkiye’den büyük miktarlarda alım yapan perakende zincirlerinden birinin buradaki ofisine gönderdiği bir yazı ile bir ekonomik sorun anında kaç kişi evden çalışır, hangi tedarikçi ile devam edilir gibi araştırmalar yaptığını öğrendim. Yani Edirne’den Denizli’ye birçok kentten alım yapan bu büyük alıcı global ekonomik sorun için hazırlanıyor. Türkiye bir süredir zaten sıkıntılı bir süreçte. Büyüme düşüyor, enflasyon ve işsizlik artıyor. Konkordatolar hız kesmiş gibi görünse de finansman bulamayan şirketlerin başı zorda. İstanbul’da 1 milyona yakın tüccar ve küçük işletmenin üyesi olduğu İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç ile bu süreçte nasıl bir hazırlık içinde olduklarını konuştuk.



BİLANÇO YAPISI

Avdagiç, 2019’un ihracata yönelerek aşılabileceğini düşündüklerini söylüyor ve “Bu yılı Global Nefes: İhracat Yılı olarak ilan ettik. 2019 dünya için zor bir yıl olacak. Biz de 2019’u fırsat yılına çevirmek için çalışacağız” diyor. Alınan önlemlerle eriyen stokların yerine yeni ürünlerin konulmasının önemli olduğunu ve bunun da üretimle olacağını ekleyen Avdagiç, “Teknoloji ekosistemine daha çok Türk firması ilave etmeliyiz. 2019’da çarklar hızlandırılmalı” diyor ve bu yılın en önemsedikleri projesini şöyle anlatıyor: “İTO olarak en küçük cirolu üyemiz bile olsa, aktif-pasif yönetimi, öz sermaye sınırı, gereksiz kredi kullanımı, e-ticaret gibi konularda üyelerimize yönelik bilgilendirmeye başlıyoruz. İstanbul’un dört bir yanında ‘İTO Sahada’ başlığı altında road show’a çıkıyoruz. Ekibimizde finans kesimi temsilcisi de KOBİ’lere destek olan kamu kurumlarının yetkilileri de yer alacak. Ayrıca kredi garanti fonu sistemi ile alacak sigortası uzmanı da bulunacak.”

Türkiye’nin kayıtdışı çalışan değil kurumsallaşmış firmalara ihtiyacının olduğunu da ekliyor Avdagiç ve “Bizim önceliğimiz büyüme. İstediğimiz şey, ihracat yapan ve istihdam sağlayanların krediye daha kolay ulaşması. Firmaların bilanço yapısının düzeltilmesi için danışmanlık vereceğiz” diyor.

Avdagiç ekonomide yeni bir güç planı yapıldığını hatırlatarak reform adımlarının hızlanması ile performansın artacağını da belirtiyor. Ana konunun da üretim olacağına dikkat çeken Avdagiç, şunları ekliyor: “Bu dönem güvenin arttırılmasına çok ihtiyaç var. 10 yıl sonra hangi ürünler daha sofistike olacak onları teşvik etmemiz gerekiyor. Start-up’lar dahil, yerli ve milli üretim için bu işlere girişenler için Ar-ge’yi ticari mala dönüştürecek oryantasyonu başarmamız lazım. Ankara’da ciddi bir çaba var. Sorunların farkındalık... Ne yapmalı sorusuna açık bir yaklaşım görüyorum.”

Avdagiç de sistemde tıkanmanın ana nedenlerinden birini özel bankalar olarak görüyor. Şunları söylüyor: “Bankalar çok az bir nakdi piyasaya veriyorlar. İstanbul iş dünyası için temel beklentimiz, daralan kredi musluklarının, yerine göre yapılandırma, yerine göre yeni kredi sağlamak suretiyle bir an önce açılmasıdır. Teminat konusunda hiçbir problemi olmayan firmaların finansmana erişim konusunda sıkıntı yaşamamaları lazım.” Avdagiç önceki gün yapılan Meclis toplantısında isa bankaları şu ilginç sözlerle eleştiriyor: “TL kredi faizleri iniyor, döviz kredi faizleri ise bir türlü inmiyor. Biz iş dünyası olarak bunu anlamakta zorlanıyoruz. Herhalde unuttular diye düşünüyoruz.”

Yazının devamı...

Küresel Türkler: Perakende markaları yurtdışında 2019 yılında 500 mağaza açacak

6 Ocak 2019

TÜRKİYE ekonomisinin 2019’da zorlu bir dönem yaşayacağı artık kimse için sürpriz değil. Durgunluk, döviz kurlarındaki hareketlilik, enflasyondaki artış eğilimi 2018’i zor geçiren iş dünyası için daha sıkıntılı günler demek. Büyük sanayi şirketleri ağırlığı ihracata veriyor, yatırımlarda ise yön dış pazarlar. Yani artık Türkiye yıllardır konuştuğu globalleşme hedefini gerçekleştirmeye büyük bir adım atıyor. Perakende sektörü de Türkiye’nin en önemli sektörlerinden biri. Son yıllarda açılan 400’ün üzerindeki alışveriş merkezi ile büyüyen perakende sektöründe yıllardır markalaşma önemli bir hedef. 2018 bu sektör için dövizli kira tartışmaları, karlılığın azalması gibi sıkıntılarla geçmişti. 2019’da neler olacak?

Sektörün en büyüklerini bir araya getiren Birleşmiş Markalar Derneği’nin (BMD) 147 üyesi var. Bu üyelerin yurtiçindeki mağaza sayısı caddelerle birlikte 70 bin, yurtdışında ise 4 bin. Yurtiçindeki büyümeyi yavaşlatan markaların bu yıl hedefi yurtdışında 500 mağaza daha açmak. Örneğin sektörün en büyüğü LC Waikiki’nin bu yıl yurtiçi değil yurtdışında büyüyeceği Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük tarafından dile getirilmişti. Küçük, bu yıl 50 mağaza açmayı 2023’e kadar mağaza sayısını 1000’e çıkaracağını açıklamıştı. Damat’ın da uzun zamandır globalleşme adımlarını izliyoruz. Bugün 30’a yakın ülkede bulunan Damat’ın hedefi de 2023 için 1200 mağazaya çıkmak. Koton’un Yönetim Kurulu Başkanı Gülden Yılmaz global marka olma yolunda önemli adımlar atmaya başladıklarını hep söylüyor. Mavi, İpekyol, Colins gibi markaların da vizyonuyla Türkiye yaklaşık 20 yıl önce konuşmaya başladığı markalaşma yolunda belli bir yol aldığını ispatlama döneminde.

TALEP TÜRK MARKALARINA

Bu gerçeği önemli bir gelişme de gösteriyor. Yeni alışveriş merkezleri açmaya başlayan ülkelerden Türk markalarının gelmesi için cazip teklifler de gelmeye başlamış. AVM Danışmanlarından Murat İzci, Türk AVM’lerindeki markaların başarısını gören Gürcistan gibi ülkelerden hem yönetim hem de markaları o ülkelere götürmek konusunda teklifler geldiğini söylüyor. BMD Başkanı Sinan Öncel, globalleşmenin uzun süredir en önemli hedefleri olduğunu anlatıyor. Hatta yurtdışında Türk markalarının içerden daha iyi kiralama koşulları da yakaladığını belirtiyor. Öncel, globalleşmeyi anlatırken perakendenin yurt içindeki en önemli gündem maddelerini de sıralamadan geçemiyor: “Dövizle kiralamada önemli adım atıldı. Daha rahatız. Ancak verimsiz mağazalarımızı kapatma konusunda hala bir ilerleme kaydedemedik. Büyük cezalar ve tazminatlar yüzünden mağaza kapatamıyoruz. Bu mağazalar kapanabilse marka sahipleri kaynaklarını yeni yatırımlara yöneltirler.”

ÜRETİMLERİ TÜRKİYE’DE

Avi Alkaş da sektörün önemli isimlerinden. AVM danışmanlığı şirketlerinden JLL’nin yönetim Kurulu Başkanı. Her sohbetimizde hatırlattığı bir konu perakendecinin globalleşmesi olur. Perakendecinin cirosunun yüzde 30-50’sinin yurtdışından gelmesi halinde daha sağlıklı bir yapı oluşturulacağını belirtir Alkaş. Türkiye’de şirketlerin globalleşmesi korkulacak değil sevinilecek bir gelişme. Yeter ki dünyada beklenen ekonomik türbülansı gözardı etmeden eldeki varlıkları sağlam büyütmek. Çünkü bu markaların çoğunluğunun üretimi Türkiye’de.

Yazının devamı...

Kervansaray'da yeni umut

30 Aralık 2018

PAMUK ipliği ve dokuma tesisleriyle Bursa’nın önemli tekstilcilerinden biriydi Ertan Sayılgan. Turizmin geliştiği 1990’lı yıllarda ise Türkiye’nin birçok önemli tekstilcisi gibi Kervansaray markası ile turizme girdi... 1997 yılında kurulan Kervansaray Yatırım Holding ile halka açılan grup, Uludağ’dan Antalya’ya 10’a yakın otelin sahibi oldu. Sayılgan grubunu bir süre sonra ikinci kuşak temsilcisi Selim Sayılgan yönetmeye başladı.

BORÇLAR BÜYÜDÜ

Bu arada tekstil sektöründeki sorunlar nedeniyle Ertan Sayılgan’ın da zor günleri başlıyordu. 2008 yılında Referans Gazetesi’nde yaptığımız bir haberde Sayılgan’ın fabrikasını Gürcistan’a taşıyacağı bilgisi yer alıyordu. Yıllar geçerken grubun sorunları da büyüdü. Bu süreç içinde dev otel zinciri deyim yerindeyse tam bir borç batağına sürüklendi. İcralar, iflas beklentileri aldı başını gitti. Antalya’daki otellerin değerinin çok altında satışı gündeme geldi. Halka açık olarak Borsa İstanbul’da (BİST) işlem gören Kervansaray’la ilgili Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) suç duyuruları yağmur gibi yağdı.

Suç duyurularında Kervansaray Bodrum Oteli, Bursa Kervansaray Termal Otel, Kervansaray Lara Otel, Kervansaray Uludağ Otel ve Kervansaray Kundu Otel’de, suistimaller, mal varlığının kaçırılması, muvazaalı kira sözleşmeleri gibi ciddi iddialar yer alıyordu. Bu olaylar aile içinde şiddetli bir anlaşmazlığa yol açtı. Selim Sayılgan’ın ablası Zeynep Tümer Sayılgan, geçtiğimiz aylarda, yargı yoluyla, daha önceden dondurulan hisselerini geri alarak yönetime el koydu. Zeynep Tümer Sayılgan’in ilk işi ise kardeşi Selim Sayılgan hakkında suç duyurusunda bulunarak kendisini yönetimden uzaklaştırmak oldu. Bu yaşanan kargaşa içinde Kervansaray Uludağ, 3 yıl boyunca kapalı kaldı.

ULUDAĞ OTELİ AÇILDI

İşte bugünlerde bu otelin baş rolde olduğu yeni bir gelişme var. Şirketin en önemli varlıklarından olan Kervansaray Uludağ, 3 yıl aradan sonra 25 Aralık itibarıyla yeniden faaliyete başladı. Zeynep Tümer öncülüğünde yürütülen hukuki mücadele sonucunda, Tarım ve Orman Bakanlığı ile uzun süredir müzakerede bulunan Kervansaray’ın yeni yönetimi, 63 yıl boyunca geçerli olmak üzere Kervansaray Uludağ Oteli’ne yeniden kavuştu. Bu gelişme şirket tarafından Borsa İstanbul’a da bildirildi. KAP’a yapılan açıklamada “Çok kıymetli bir varlığı hukuki mücadeleler sonucunda şirketimize yeniden kazandırmış olmanın haklı gururunu yaşıyoruz” denildi. Bu arada geçmiş dönemde oluşan borçlarla ilgili bankalarla ve faktoring şirketleriyle anlaşma yoluna gidildiği, önemli boyuttaki bazı yapılandırma görüşmelerinin de devam ettiği belirtiliyor. Görünen o ki önümüzdeki dönemde Kervansaray’daki gelişmeleri daha fazla duyacağız... Uludağ, yeni haberlerin ateş fişeği gibi... Bu haberlerin de yıllardır binlerce küçük yatırımcıyı mağdur eden gelişmelerin son bulmasına yönelik olmasını umut edelim.

Yazının devamı...

Dolapdere İstanbul’un ChIna Town’ı olur mu?

23 Aralık 2018

İSTANBUL’un Beyoğlu ilçesi denilince akla sadece İstiklal Caddesi geliyor. Oysa ilçe Okmeydanı’ndan Dolapdere’ye yoksul semtlerle çevrili. Ancak bu bölgede geçmişi 2000’li yıllara uzanan dönüşüm projeleri var. İnşaat sektörünün geliştiği 2008’lerden beri de hızlı bir değişim yaşanıyor. Tarlabaşı’nda GAP İnşaat’ın Taksim 360 projesi teslim için gün sayıyor. Bölgeye lüksü getirmeyi planlayan projede Hermes gibi markaların yer alacağı açıklandı. Okmeydanı’nda ciddi itirazlar sürse de dönüşüm başlamış durumda. Örneğin kısa sürede tamamlanan Piyalepaşa projesinde yaşam başladı bile. Düşük gelirli vatandaşların, göçle gelen yoksulların yaşadığı, oto tamir sanayiinin yaygın olduğu Dolapdere ise dönüşüm projesinde oteller bölgesi olarak tanımlanmıştı. Bu tanıma uygun olarak hızlı bir dönüşüm sessiz sedasız yürüyor.

Bir dönem sadece Bilgi Üniversitesi Kampüsü’nün yeni bir yapı olarak yer aldığı Dolapdere’de bugün tasarım yarışmalarına katılan binalar galeriler, holding merkezleri ve oteller yeni bir dönemin ipuçlarını veriyor. Esta İnşaat’ın projesi, Serdar Bilgili’nin yatırımı, Yargıcı’nın holding merkezi bunlardan bir kaçı. Bölgenin en önemli projesi tabii ki Koç’un Çağdaş Sanat Müzesi Arter. Müzenin 2019’un Eylül ayında açılması planlanıyor.

DÖNÜŞÜME ÇİN DESTEĞİ

Bu arada Dolapdere’de ilginç bir gelişme daha var. Çin faktörü... 2018’de Türkiye’ye Çin’den gelen turist sayısı yüzde 100 artarak 500 bine çıkmış. Bu artışın 2019’da daha da hızlanması bekleniyor. İşte Çinli yatırımcılar da bu gelişmenin kokusunu alarak ticaret bölgesi olan ve otel inşaatında sorun yaşanmayan Dolapdere’de yatırımlara başlamış. Şimdiden Regard ve Beijing isimli iki otel faaliyete geçmiş durumda. Tarihi mekanlara ve merkezlere yakın bölgede Çin restoranları açılıyor. Otel yatırımı yapan gruplardan biri Jian Grup.

YÜZDE 100 ARTTI

Yazının devamı...

Zeytinyağında ‘Halis’ bir dava

16 Aralık 2018

MİDİLLİ’nin Yera köyünde, 1800’ün sonları... Geçim kaynağı zeytincilik olan adada yaşayan Hasan Efendi, ağaçların bakımı için sık sık komşu köy Komi’ye gidiyor. Bu ziyaretleri sonrasında da köyündeki lakabı ‘Komili Hasan’ oluyor. Ve bu lakap 1878’de Midilli’de kurduğu Dizdarzade Komili Hasan ve Oğulları adlı şirketin tabelasına kadar taşınıyor. Yıllar içinde ise ailesinin soyadına dönüşüyor... Zeytinyağının kalitesi sayesinde Osmanlı Sarayı’nın zeytinyağı tedarikçisi olan Hasan Bey’in ailesine bıraktığı miras da, onbinlerce zeytin ağacı oluyor. Sonra savaş yılları geliyor... 1923-1924’te mübadele ile Midilli’den ayrılmak zorunda kalan aile, ‘karşı kıyıya’, yaşadıkları yere çok benzeyen Ayvalık’a göçüyor.

MARKA EL DEĞİŞTİRİYOR

1930’larda Komili markasını Hasan Bey’in torunlarından Necmi Bey sürdürmek istiyor ve 1937’de ilk marka tescili, Mustafa Komili Oğulları Necmi ve Salih ve Şürekası adıyla yapılıyor. O yıllardan sonra da zeytinyağı denince akla gelen markaların başında geliyor Komili. Necmi Bey’in çocuklarından biri de Halis Komili. Türk Sanayici ve İşinsanları Derneği’ne (TÜSİAD) 1993-1997 döneminde başkanlık yapan Komili ile ailesi 1995’te zeytinyağı markasını dünya devi Unilever’in Unikom şirketine satıyor. Daha sonra 2008’de Anadolu Grubu’nun aldığı Komili Zeytinyağı, geçen yıl ABD’li gıda devi Bunge’nin oluyor. Bu dönemde Komili’nin sabun üretimi de Ülker Grubu’na satılıyor.

BUTİK BİR MARKA İÇİN

Halis Komili uzun yıllardır sessizliğini koruyan bir iş insanı. Ayvalık’tan hiç kopmadı. 1980’lerde Cunda’daki aile yadigarı evini restore ettirdi. Ardından kendisi de Ayvalıklı olan Ümit Boyner ve Cem Boyner’i komşu yaptı. Onları Güler Sabancı ile Suzan Sabancı Dinçer ve Haluk Dinçer çifti izledi. Ardından Rahmi ve Ali Koç, zaten Ayvalık doğumlu Muhtar Kent de bu Cundalı ‘ünlüler kolonisinin’ üyeleri oldu. Ferit Şahenk de sonradan bu koloniye, bölgeye yaptığı yatırımla katıldı.

Yazının devamı...

‘Bekleyemem’ dedi ‘Bebek’ten vazgeçti

9 Aralık 2018

Yalnız İstanbul’un değil, dünyanın en güzel yerlerinden biridir Bebek. Asya ve Avrupa kıtasının birbirine en yakın olduğu Bebek’te semtin adıyla tanınan muhteşem bir otel ve restoran vardır: Bebek Otel. Binanın geçmişi 1940’lı yıllara uzanıyor. Bursalı bir ipek üreticisi olan Muammer Karamanoğlu, fabrikasını satıp bu yapıyı inşaa ettiriyor ve Bebek’e yerleşiyor. Yapı, 1955’te ise otel olarak hizmet vermeye başlıyor.1967’ye kadar aile tarafından işletilen otel, baba ve annenin ölümünün ardından, ünlü sanatçı Ruhi Su’nun oğlu Güngör Su’nun Günsu şirketine kiralanıyor ve bugünlere geliyor. Uzun yıllardır iş dünyasının, yazarların, müzisyenlerin, sanatçıların buluşma noktası olan Bebek Otel’le ilgili olarak kasım ayı içinde önemli bir gelişme gündeme gelmişti.

TARİHE UYGUN

Önce Katarlılara satıldığı iddiası çıktı. Hemen ardından ise otelin satılmadığı, Türkiye’nin önemli gruplarından Orjin Grubu’nun ortağı Zafer Yıldırım tarafından 20 yıllığına kiralandığı açıklandı. Yıldırım’ın konuya ilişkin ilk açıklaması “İstanbul ve Bebek’in tarihi karakterine uygun, sanat ağırlıklı bir butik otel ve kaliteli bir kafe-restoran olarak bir proje düşünüyoruz” olmuştu. Sonra yaptığı açıklamalarda ise oteli “1960-70’ler ruhu ile yeniden inşaa etmek istediğini” söylüyordu. Geçen perşembe günü Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu’nun kız kardeşi Fatma Babaoğlu’nun cenazesinde karşılaştım Zafer Yıldırım’la. Yıldırım, Başkan Nuhoğlu’nun kuzeni. Ayaküstü sohbetimizde Bebek Oteli ile ilgilenmekten vazgeçtiğini söyleyince, kendisini cenaze sonrasında aradım.

5 YILDIR UĞRAŞIYOR

Uzun zamandır bir butik otel açma hayalinin olduğunu, Bebek Otel’e de bu nedenle talip olduğunu söyledi Yıldırım. Sahiplerle prensipte yaptıkları kiralama anlaşmasından sonra işe soyunmuş. Bebek Otele önemli bir yatırım yaparak; içinde galeri olan, konferans ve toplantı salonlarının elden geçtiği, restoran ve kafesiyle cazip mekanlardan biri haline getirmek amacıyla yola çıkmış. Yıldırım, bu önemli hedeflerini oluştururken, tabii Boğaziçi öngörünümün imarındaki bürokrasinin bu kadar zor olabileceğini aklından geçirmemiş. Ankara’nın ünlü Restoran işletmecisi Süreyya Üzmez’in Boğaz’daki Posedion restoranını Trilye’ye dönüştürmek için 5 yıldır uğraştığını biliyoruz. Yıldırım da bu işin uzayacağını görmüş... “Daha işin başında ciddi bir bürokrasi çıktı karşımıza” diyor ve ekliyor “Gecikmeyi düşününce tüylerim diken diken oldu. Çekildim. Bu kadar uzun sürecek bir yatırıma sabrım yok!”

KATARLI TALİP OLMADI

Yazının devamı...

3 milyar dolarlık zirve

2 Aralık 2018

DÖVİZDEKİ artışın Türkiye’yi yabancı yatırımcılar açısından cazip hale getirdiği bugünlerde sık sık vurgulanan bir durum. Özellikle ihracata yönelik üretim yapan sanayi şirketlerine ortaklık için arayışların başladığını geçen hafta “Yabancıların gözü üreten şirketlerde” başlığıyla yazmıştım.

Türkiye şirketleriyle ilgilenen yabancılar arasında Avrupalı, ABD’li yatırımcılar olsa da asıl Körfez ülkelerinden bir yönelme sözkonusu. Petrol zengini yatırımcılar Ortadoğu’da Suudi Arabistan, Yemen, Suriye, Irak sorunları nedeniyle güvenli ülkeler ve yatırımlar arıyor. ABD ve Avrupa ise eskisine göre daha az tercih ediliyor.

Kurdaki artış ve teşvikler işte bu yatırımcıların da gözünü Türkiye’ye çevirmesine neden oluyor. Tercihin bir başka nedeni ise Türkiye’nin, İstanbul’dan 4 saatlik uçuşla 60’dan fazla ülkeye ulaşabilmesi. Yani amaç Afrika, Balkanlar gibi yeni pazarlara Türkiye kanalıyla girmek.

Aslında Türkiye’nin de hedefi Körfez sermayesinden daha çok pay almak. İşte bu iki taraflı isteğe katkıda bulunmak için Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve Ticaret Bakanlığı’nın desteğiyle 5-6 Aralık’ta İstanbul’da bir zirve düzenleniyor.

Zirveyi düzenleyen Badeer Yatırım Platformu...

BABAYİĞİTİN ORTAĞI

Platformun kurucusu Katarlı Bader Al Saeed. Kendisinin Türkiye’de hem sanayi hem maden yatırımları var. Elazığ’da motor üretimi yapan ve yerli otomobilin motoruna talip olduğunu açıkladığı için bir dönem “babayiğit” olarak adlandırılan Sezgin Motor’un yüzde 60’ının sahibi.

Yazının devamı...