"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Neden ayakkabı? 3 markanın konkordato ilan etmesinin ardından gözler bu sektöre çevrildi

23 Eylül 2018

AYAKKABICILIK Türkiye’nin önemli sektörlerinden biri. 500 milyon çift üretim kapasitesi ile Türkiye üretimde dünyanın beşinci ülkesi... Büyüklüğü 5 milyar doları bulan sektörde son yıllarda artan ihracat ise 1 milyar dolara yakın. Üretim yapısı genellikle aile işletmesi tarzında olan sektörde son yıllarda markalaşma çabaları hızlandı, ayakkabı sektörü perakende sektörünün önemli oyuncularından biri oldu. Ancak Türk ekonomisinde son dönemde yaşanan sorunlar nedeniyle sektörden bir süredir olumsuz haberler geliyordu. Dövizdeki artışla birlikte söylentiler gerçeğe dönmeye başladı. Olumsuz haberler de arka arkaya gelmeye başladı. Önce sektörün köklü markalarından Hotiç’in ardından Yeşil Kundura ve Beta, peş peşe konkordato ilan etti. Hayri Kundura’nın bir yıl önce üretimden vazgeçerek açtığı uluslararası ayakkabı markalarını satan mağaza zinciri Shoes Center da İstinye Park, Carousel, Optimum, Suadiye’den sonra Şişli’deki son mağazasını da kapatarak piyasadan çekiliyor.

SAĞLIKSIZ BÜYÜME

Hükümetin Çin’den gelen ucuz ürünlere karşı gümrük duvarlarını yükselttiği, korumaya aldığı sektörde ne oldu da bu yaprak dökümü yaşanıyor? Bu gelişmeler sektörü ne kadar etkiler? Ayakkabı sektöründe yaşanan gelişmeleri uzmanlara sordum. Öncelikle ayakkabıcıların sıkıntılarının bugün başlamadığı, 10 yıl öncesine kadar uzandığı belirtiliyor. Sektörün küçük aile işletmelerinden oluştuğu ve geleneksel üretim modelinin bir türlü aşılamadığı vurgulanıyor. Piyasa uzmanlarına göre bu dönemde perakende sektörünün hızlı gelişimi, sayısı hızla artan alışveriş merkezlerinde varolma mücadelesi de sermaye derinliği kazanamayan sektör firmalarının piyasa ve banka kredileriyle sağlıksız büyümesine neden olmuş. Yani Türkiye’nin genel hastalığı olan sağlıksız, özsermayesiz, hızlı büyüme en önemli neden olarak açıklanıyor. Krediye dayalı büyümeye hammaddenin ağırlıklı olarak dışa bağımlı olması ardından da dövizin son aylarda ölçüsüz bir şekilde artışı da bugün gelinen yaprak dökümüyle sonuçlanıyor.

YAPISAL SORUNA DİKKAT

Türkiye İhracatçılar Meclisi eski Başkanı Mehmet Büyükekşi ayakkabı sektörünün önemli isimlerinden. Konkordato ilan eden firmaların köklü firmalar olduğunu söyleyerek, “Sektörde önemli yapısal sorunlar var. Şirketlerin durumuna ayrı bakmak lazım ancak uzun zamandır ortak sıkıntılar yaşanıyor. Sektörde vadeler kısaldı. Vadeli satıştan uzaklaşılıyor. Banka kredilerinde ekonomik sıkıntılar nedeniyle frene basıldı. Şirketlerde işletme sermayesi sıkıntısı ortaya çıktı. Ancak yeni ekonomik program moral verdi. Bu sıkıntılar aşılacaktır” diyor.

Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel de ayakkabı sektörünün temsilcilerinden. “Ürün maliyetlerinin artması, ağırlaşan genel giderler, bazı AVM’lerde dövizli kiralar, personel giderlerinin artması sorunların adım adım artmasına yol açtı. Vadeler kısaldı, kredilere ulaşmak da zorlaştı” diyor.

Piyasada borçlularına karşı önlem alarak zorlu süreçten çıkmak isteyen şirket sayısının üç firma ile kalmayacağı korkusu yaşanıyor. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği de açıklamasında konkordato kararlarının bu markalara üretim yapan sanayicileri etkilemeye başladığını belirtiyor. Perakende zincirlerinin ayakkabı üreticilerine 18 aya kadar varan uzun vadeli ödemeleri nedeniyle nakit akışında darboğaz yaşandığını belirten dernek bazı sanayicilerin de üretime ara vermeye başladığını belirtiyor. Sektör konkordatonun kötüye kullanımının engellenmesini istiyor. Ucuz finansman talebinde bulunuyor. Verilen mesajlar sektörün endişeli olduğunu gösteriyor...

Yazının devamı...

Zirvenin yeni adresi Avrupa

16 Eylül 2018

AMERİKA Birleşik Devletleri (ABD) ile arasındaki gerilimli süreç Türkiye ile Avrupa Birliği’ni (AB) birbirine yeniden yaklaştırdı mı? Soğuyan ilişkiler yeniden ısınıyor mu?

Bir süredir yanıt aranan sorular bunlar. Ortaya çıkan bazı gelişmeler ise bu sorulara olumlu yanıt verilebileceğini gösteriyor. Gelen mesajlar, atılan adımlar, son günlerde iş dünyası arasında yoğunlaşan ilişkiler bu sürecin başladığını gösteriyor. Bu gelişmelerden biri AB’nin mayıs ayında demokrasi ve hukuk devleti vurgusu ile keseceğini açıkladığı Katılım Öncesi Mali Yardım Projeleri’nin (İPA) hızla yeniden başlaması için verilen start.

4.4 MİLYAR EURO

2014-2020 arasında harcanacak 4.4 milyar Euro’luk Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) projeleri uzun bir süredir durmuştu. Bugünlerde ise bu program kapsamında mültecilerin uyum sorunundan, gıda güvenliğine, etik değerlerin AB ile uyumlaştırılmasından, ürün güvenliğine 19 yeni proje için ihaleye çıkılmasına karar verildi. Ayrıca Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) da geçen hafta Avrupa’daki odalarla Türkiye’deki odaları birbirine yaklaştıracak 5 milyon euroluk yeni bir AB projesi başlattı. Diğer önemli gelişme de iki ülke iş insanları arasında yoğunlaşan ilişkiler. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve 100’e yakın Türk işadamı iki gündür Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası’nın Genel Kurulu için Almanya’da...

Bu kapsamda Türkiye-Almanya Ekonomi Diyaloğu toplantısı da yapıldı. Tabii ki konu Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin artık yeniden eski günlerine dönmesi isteğiydi. Rifat Hisarcıklıoğlu’na Almanya’daki toplantı sırasında ulaştım. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin ısınmaya başladığını söyleyen Hisarcıklıoğlu, “Türkiye AB İş Diyaloğu adını verdiğimiz Avrupa Projesi de soğumaya yüz tutan AB ilişkilerini canlandırmayı hedefleyen bir girişim. Türkiye AB’siz, AB Türkiyesiz olmaz. Daha fazla diyaloğa ihtiyacımız var” diyor.

Özellikle Almanya ile Türkiye’nin çok ciddi ticaret partneri olduğunu da hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “7 bin 110 Alman sermayeli şirket Türkiye’de faaliyet gösteriyor. 35 milyar Euro ticaret hacmimiz var. 3.5 milyon insanımız Almanya’da yaşıyor” diyor. Ticarette AB Türkiye’nin birinci, Türkiye ise AB’nin 5’inci partneri. Avrupa şirketleri Türkiye’de birinci sıradaki dış yatırımcı konumunda. Yani istikrarlı ve büyüyen bir Türkiye Avrupa için son derece önemli. AB’den gelen mesajlar Türkiye ile ilişkilerin canlanacağını gösteriyor. Hisarcıklıoğlu, AB iş insanlarına “Türkiye’ye yatırım yapan bugüne kadar kazandı, yine kazanacak” mesajını veriyor. Avrupalı iş insanlarının beklentisi ise istikrar ve iş yapma ortamı açısından hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi. Avrupa’dan yapılan açıklamalar Türkiye’nin Avrupa yoluna dönmesi yönünde. Bu yolun köşe taşları ise yargı gibi önemli reformlardan oluşuyor.

SIRA BERLİN’DE

Türkiye’nin ekonomideki sıkıntılı süreci aşması için iş dünyası da çaba harcıyor. DEİK Türk Amerikan İş Konseyi öncülüğünde 26 Eylül’de New York’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın katılımı ile düzenlenecek yatırım zirvesinin bir benzeri de Almanya’da yapılacak. Bu kez öncülük TOBB’da. Erdoğan ve Albayrak’ın yatırımcılarla yapacağı toplantıda yeni reform süreci anlatılacak.

Yazının devamı...

New York'ta yatırım zirvesi

9 Eylül 2018

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında bir türlü düşmeyen tansiyonun ekonomide yarattığı sorunları azaltmak için iş dünyası bir süredir devrede. Bu köşede son iki haftadır yazdığım gibi Türkiye’nin en güçlü iş dünyası örgütleri muhatap oldukları örgütler ve iş insanları ile görüşmeler yapıyor. Yatırımların kesintiye uğramaması için çaba harcıyor. Bu çalışmaların somut adımlarından biri ve belki de en önemlisi önümüzdeki günlerde gerçekleşecek. Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) 2007’den beri yani 9 yıldır ‘Türkiye Yatırım Konferansları’ düzenliyor. Geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen Türkiye Yatırım Konferanslarına, her yıl ortalama 250 kadar yatırımcı katılıyor. İşte bu konferans bu yıl 26 Eylül Akşamı New York’ta bir gala yemeği ile gerçekleşecek. Konferansın Türkiye’den katılımcıları çok önemli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın dev fonların üst düzey yöneticileri, finans dünyasının önemli oyuncuları, yatırım bankalarının temsilcileri, girişim sermayesi firmaları ve doğrudan yatırım ile ilgilenen 400’ü aşkın katılımcı ile buluşacak, onları dinleyecek...

TL ALGISINI GÜÇLENDİRMEK
TAİK Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ toplantının önemini “İki ülke ilişkilerinde, her bir adımın daha kritik hale geldiği böyle bir dönemde; gerek portföy yöneticilerine, gerekse doğrudan yatırım yapan küresel firmalara hitap ederek, Türkiye’nin sağladığı yatırım imkanlarını birinci ağızdan anlatmak çok önemli” sözleriyle açıklıyor ve şunları söylüyor: “Buradaki en önemli hedeflerimizden biri doğal olmayan yöntemlerle çarpıtılmış TL algısını, dünyanın finans merkezinde, New York’ta, güçlendirmek olacak. Etkinlikte bizimle olacak üst düzey karar vericilere Türkiye’nin ekonomik gücünü, zorlukları nasıl aşabildiğini aktararak, ekonomimizin sağlamlığını anlatıyor olacağız.” TAİK Başkanı etkinliğin planlamaları için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut ile yakın temasta olduklarını söylüyor.


Etkinlik mekanı olarak seçilen Gotham Hall 1922-24 Greenwich Savings Bank olarak inşa edilmiş, eski Amerikan mimarisini ihtişamlı bir şekilde gözler önüne seren, Amerikan finans tarihi için son derece önemli bir mekan.

Yazının devamı...

Patronlar kulübü de ABD ve AB'den destek için devrede

2 Eylül 2018

Hükümet ekonomide spekülatif hareketleri önlemek için önemli kararlar alıyor. İş dünyası da gerilimin bir an önce sona ermesi için dış dünyadaki partnerleri ile görüşmeler yapıyor, girişimler de bulunuyor. Bu konuda iş dünyasının da girişimleri var. Bu girişimlerden birini geçen hafta yazmıştım. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Türk Amerikan İş Konseyi ve partner örgütü American Turkish Council’in yaptığı görüşmelerdi. Bu kez Türk Sanayicileri ve İşinsanları Derneği’nin (TÜSİAD) girişimleri gündemde. Başkan Erol Bilecik’in ABD’de olduğunu duyunca aradım ve bu sürece ilişkin önerilerini ve görüşlerini sordum. Bilecik, “Her ülke, dönem dönem zorlu süreçlerden geçer. ABD ile yaşanılan gerginlik de, şüphesiz ilk değil. Ancak Türkiye ile ABD arasında ilişki 90 yıllık birikimle, Batı değerlerine ve jeo-stratejik temellere dayanan bir müttefikliğe dönüşmüştür” diyor.

KAPIYI SERT KAPATMAYALIM
Bilecik, şunları söylüyor: “Dış ilişkilerde hiçbir gelişme bir günde, bir gecede ortaya çıkmaz. Çoğu zaman, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Ancak başınıza gelen her şeyi kontrol edemezsiniz, tepkileri kontrol etmek ise elinizdedir. Ve ekonomide de, dış ilişkilerde de tepkiniz, gücünüzdür. Çıktığınız kapıyı sert kapatmamak lazım. Bir gün geriye dönmek isteyebilirsiniz. Türkiye’nin ABD ve AB ile olan ilişkilerinde karşılıklı adımlar atılırken, bu husus göz önünde bulundurulmalıdır.

GERGİN İP ÇABUK KOPAR
Ekonomi hiçbir zaman sadece ekonomik gerekçelerle açıklanamaz. İyi bir dış politika ekonomiyi güçlendirirken, ilişkilerde gerginlikler olunca, bunun en hızlı yansıması ekonomide hissedilir. Siyasi kavgaların bedeli ekonomide ödenir. ABD ile yaşanan gerilimin bedeli de en fazla finansal dünyada hissediliyor. Şurası açık ki ABD, finansal dünyanın merkezi. Ülkeler benimsenmese bile Türkiye ile iş yapan her bölgeden finansal kurumu ve uluslararası kurumları etkileyebilir. Gergin ip, çabuk kopar. Gerginliğin hızla giderilmesi gerekiyor.

Yazının devamı...

İş dünyasında mektup umudu

26 Ağustos 2018

TÜRKİYE ile ABD arasında Rahip Andrew Brunson’un serbest bırakılmaması ile derinleşen siyasi kriz, doğal olarak iş dünyasını da etkiliyor. Çeşitli verilere göre Türkiye’de 1400 Amerikan firması faaliyet gösteriyor. Bunlardan 60’ı ise Türkiye’yi bölgesel merkezi yapmış durumda. İki ülke arasında 20 milyar dolarlık iş hacmi var. 2017 verilerine göre ABD, Türkiye’nin en önemli beşinci ihraç pazarı. Ekonomik ilişkilerin daha da gelişmesi beklenirken ortaya çıkan bu siyasi krizin ekonomik faaliyetlere etkisi artıyor. Olumsuz gelişmeler somut olaylarla da kendini gösteriyor artık. Örneğin, Amerika’da büyük bir yatırım tutarına sahip bir Türk girişiminin de aynı sebeple ertelendiğini biliyoruz. Yani ilişkilerdeki bozulma aynı zamanda Amerikan ekonomisi ve çalışanlarına da zarar...



YALÇINDAĞ VE JONES
Bu tür durumlarda işadamlarının ne yaptıkları merak edilir. Eski deneyimler göstermiştir ki iş dünyasının da girişimleri olur ve bu tür girişimler sessiz yürütülür. ABD ile son dönemde yaşadığımız krizde de iş dünyasının bir takım çalışmaları olduğu duyumlarını alıyorduk. Ancak bir ipucuna ulaşamamıştık. Hatta gazetemizde önce Ertuğrul Özkök, ardından Ahmet Hakan Rusya krizinin çözümünde büyük katkıları bulunan Cavit Çağlar gibi bir isme ihtiyaç olduğunu yazmıştı. Sonunda ABD Başkanı Donald Trump ile yakın dostluğu olduğunu bildiğimiz Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) yönetim kurulu üyesi ve Türk Amerikan İş Konseyi (TAİK) Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ile konseyin ABD’deki partneri American Turkish Council’in (ATC) Başkanı, eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı General James Jones imzalı bir ortak mektubun hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Trump’a gittiğini öğrendik. Amerikan basınında önce Reuters ajansı, önceki gün de The New York Times gazetesi bu mektuba geniş yer ayırdı ve Yalçındağ-Jones röportajını yayınladı. Gazete, manşetinde “Bu anlaşmazlık yatırımları vurduğu için iş dünyası 2 başkanı buluşmaya teşvik ediyor, zorluyor” yorumunu yaptı. Bu da ABD kamuoyunun da konuya ilgi duyduğunu gösteriyor. İki tarafı sakinliğe davet eden, dostlukları ve iki ülkenin birbirine öne-mini hatırlatan mektup, 2 başkanı masaya çağırıyor ve ‘sorunu ancak ikiniz görüşerek çözersiniz’ diyor. Mektupta ‘daha fazla gerilim yaratarak ilişkileri dönülemez noktaya getirmeyin’ ricası da var.

Yazının devamı...

Deniz körfezle hâlâ buluşamadı!

19 Ağustos 2018

DENİZBANK Türkiye’nin başarılı bankalarından biri. 1997’de özelleştirme ile Zorlu Grubu’nun oldu. 2006’da Belçikalı Dexia’ya, 2012’de ise Rus Sberbank’a satıldı.

Ruslar ise geçen yıl bankayı satmaya karar verdi. Mayıs ayında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bankalarından Emirates NBD’yle 3.2 milyar dolara anlaşma yapıldı. 

Türkiye Katar dışında diğer Körfez ülkeleri ile sorunlar yaşarken gündeme gelen satış açıklaması, bir çok kesim için sürpriz olmuştu.

Ankara ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında politik anlaşmazlıkların satış sürecini etkilememesi için Denizbank CEO’su Hakan Ateş’in Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Ankara’daki üst düzey bürokratlarla toplantılar yaptığını ise Reuters’in haberinden öğrenmiştik.

Yani siyasi sorunlar bir kenara bırakılarak satış gerçekleşti. Böylece Rusya’nın en büyük bankası Sberbank, yüzde 99.85 hissesine sahip olduğu Denizbank’ı 3.2 milyar dolar karşılığında Emirates NBD’ye sattı.

Satışın sonuçlanması için Türkiye’de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurumu ve Rekabet Kurumu ile Denizbank’ın faaliyet gösterdiği Almanya, Moskova olmak üzere 5 kurumdan onay çıkması gerekiyordu. Bu onaylar henüz çıkmadı.

Bu süreçte Türkiye’nin ABD ile gerilen ilişkileri ve yine tek desteğin Katar’dan gelmesi ise söylentileri körükledi. Bir süredir ekonomi çevrelerinde ‘Denizbank’ın satışı iptal mi edildi?’ sorusu dolaşıyordu.

Yazının devamı...

Çelikte rota yeni pazarlar

12 Ağustos 2018

AMERİKA Birleşik Devletleri’nin bir süredir tüm dünyaya yönelik başlattığı ticari savaşın ana konularından biri çelik... Donald Trump’ın başkan olduğu günden itibaren Avrupa Birliği (AB), Güney Amerika gibi pazarlardan yaptığı ithalata karşı vergi düzenlemeleri hep gündemde. Dünya Ticaret Örgütü’nün kurallarını hiçe sayan ABD, kendi yerel şirketlerinin de yakınmalarına kulak tıkıyor. Türkiye ile aslında siyasi bir gerilim yaşayan ABD Başkanı Trump’ın ilk aklına gelen bu kez de çelik ve alüminyum oldu. Başkan Trump, önceki gün yaptığı açıklamada Ticaret Bakanlığı’na ithalata uygulanan vergilerin yüzde 50 arttırılması talimatı verdiğini duyurdu. Bu kararın 13 Ağustos’tan yani pazartesiden itibaren uygulanmasına da karar verildi.

Rakamlara göre Türkiye’nin ABD’ye ihracatı gerilimlerin etkisiyle zaten azalmaya başlamıştı. Ağırlığını inşaat çeliğinin oluşturduğu ihracat geçen yıl 1 milyon 38 bin ton iken bu yıl 513 bin tonda. İhracatçılar tabii ki kaygılı. İlişkilerin giderek kötüleşmesi, ambargo söylemleri, şimdiden çare arayışını zorunlu kılıyor. Öğrendiğime göre ihracatçılar artık çelik ihracatının bir koz olarak kullanılmasından sıkılmış. ABD pazarından umudunu yavaş yavaş kesen ihracatçı, yeni pazarlar peşinde. Bunun için de yeni pazarlarda var olmak ya da paylarını arttırmak için güçlerini birleştiriyor. Bu pazarların başında Batı Afrika ve Karayipler var.

ABD’Lİ ÜRETİCİ KIZGIN

Bu gelişmeyi yıllardır Çelik İhracatçılar Birliği Başkanı olan şimdi de Çelik İhracatçıları Federasyonu Başkanlığı görevini üstlenen Namık Ekinci’ye sordum. Ekinci özellikle nakliye konusunda işbirliği yapacaklarını söylüyor. Bu arada ABD’ye karşı bu haksız karara ilişkin Uluslararası Ticaret Mahkemesi’ne başvuracaklarını anlatan Ekinci, bakanlığın da Dünya Ticaret Örgütü’ne başvuracağını belirtiyor. Ekinci, ABD Başkanı’nın seçilirken ABD’li çelik devlerine sözü bulunduğunu anlatıyor ve “Bu şirketler kar marjlarını arttırıyor. ABD içinde otomotivden inşaata tüm sektörler ise yüksek fiyatlar nedeniyle kızgın. Onlar da haklarını arıyor” diyor.

Türkiye ile ABD arasında nasıl bir orta yol bulunacağı henüz bilinmiyor. Türk-ABD İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, bir süre önce “Sorunun tek çözümü iki başkanın görüşmesi ile olur” demişti. Çelik üreticileri ve tüm ekonomi aktörleri çözümün siyasi olduğunun farkında. Tabii ki Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda sorunun bir an önce çözülmesini bekliyorlar.

FINDIK İHRACATÇISI TMO’YA MEKTUP YAZDI

Karadenizliler bugünlerde sel felaketiyle zor durumda. Üstelik bölgenin en önemli ürünü fındığın hasat günleri bugünler. Geçen haftalarda fındıkta yaşanan sorunları yazmıştım. Üreticinin de ihracatçının gözü merakla Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıklayacağı fiyattaydı. Üretici 15-20 TL arasında fiyat bekliyor. Ancak iki hafta geçti hala ses yok. Piyasa oluşamıyor. Gecikmenin tabii ki çeşitli faturaları var.  İstanbul Fındık ve Mamul İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Haydar Gören, her gecikmenin dünya piyasalarında kontrat kaybı anlamına geldiğini söylüyor. Gören, birkaç sene öncesinde Türkiye’nin yüzde 80 olan pazar payının yüzde 60’lara gerilediğini ekliyor ve yeni ülkelerin pazara girdiğini hatırlatıyor. Daha fazla kayıp olmaması için de TMO Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu’na bir mektup yazmış Gören. Mektupta yer alan görüşler şöyle:

- Üretici ürününü pazara indirmeye başlıyor fiyat soruyor. Yurtdışı alıcılar alım için fiyat soruyorlar, bizler fiyatların otorite tarafından açıklanacağını ve beklendiğimizi söylüyoruz.

Yazının devamı...

Yeniden yapılandırma değil vadelendirme

8 Ağustos 2018

DOĞUŞ Grubu’nun 14 yıldır desteklediği Uluslararası Müzik Festivali için Bodrum’dayız. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestra ve şef Rengim Gökmen’in yönetiminde tenor Murat Karahan ve Avustralyalı genç soprano Lauren Fagan konserinin ardından muhteşem bir Fazıl Say konseri izliyoruz. Doğuş Grubu’nun bu çok önemli etkinliğine aslında başka bir katılma nedenimiz daha var. Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, uzun yıllar sonra ilk kez basının karşısına çıkacak. Cennet Koyu’nda kendi markalarından İll Ricciho’daki toplantıda CEO Hüsnü Akhan, Yönetim Kurulu üyesi Ergun Özen, Levent Veziroğlu, Nafiz Karadere, Nevzat Öztangut ve Naci Başerdem gibi kurmaylarıyla karşılıyor bizi Şahenk. 7 sektörde 35 bin kişinin çalıştığı Doğuş Grubu, son zamanlarda ekonomi çevrelerinin en önemli gündem maddelerinden biri olan borçların yeniden yapılandırılması konusunda ilk adımlardan birini atmış ve bankalarla masaya oturmuştu. 

Ferit Şahenk, 5 yılda 300-350 milyon Euro’luk tasarruf hedefi koyduklarını ve bu hedef için 5 kişilik izleme ekibinin kurulduğunu söyledi.

BİR PROGRAM SUNDUKSorularımızı yanıtlayan Şahenk, öncelikle yaptıklarının yeniden yapılandırma değil yeniden vadelendirme olarak tanımlanması gerektiğini belirterek, şunları söyledi: “Bir kere gönül rahatlığıyla söyleyeyim; bankalarımıza hak hukuk çerçevesinde en doğru olan nakit akışlarını çıkarıp bir program sunduk. Bu analizler daha onlar incelemeye almadan arz edildi. Hüsnü Bey bu olayı çok yeni bir aşamaya getirdi. Borçlardan ne bir kesinti ne de iskonto istedik. Faizi piyasada neyse ona göre oluşmasına bakıyoruz. Söz konusu kredi portföyünün yapısını iki yıl faiz ödemeli, dört yıl anapara artı faiz ödemeli planladık. Burada teminatsız olan bankalarımız da vardı, hepsi yüzde yüz elliye yakın teminatlanmış da oluyor.”

Hüsnü Akhan ise bankalarla şu anda yeniden vadelendirmeye sokulan toplam kredi portföyünün bütün kredi portföyünün yüzde 42’sine tekabül ettiğini belirterek, “Borçlarımızın tamamını masaya koymuş değiliz. Şu andaki rakamlara göre beş şirketimizin altındaki yaklaşık 2.3 milyar Euro tutarındaki kredilerimizi yeniden vadelendirmeye tabii tutuyoruz. Ve bunlar için de yaklaşık 3.6 milyar Euro tutarında bir teminat havuzu ortaya koyuyoruz. İlave olarak Şahenk Ailesi’nin imzalarını veriyoruz. Bu programa çok inanıyoruz. Tahmin ediyorum en kısa zamanda artık bir imza aşamasına geleceğiz” dedi.

8 MİLYAR DOLARLIK YEME-İÇME HEDEFİYEME-içme ve eğlence sektöründe yaptıkları yatırımları anlatan Şahenk, “Şu anda 1.2 milyar dolar büyüklüğe ulaştık. Sektörde hedefimiz 8 milyar dolarlık bir grup yaratmak. Dikkat ederseniz biz hiç otellerimizi aynı isimle değil kendi özellikleriyle, hikayeleriyle oluşturmak istiyoruz. Bu da yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Otel grubumuzda yeniden bir yapılandırmaya gidiyoruz. Stratejik anlamda. Yeni otel alımı gibi satımı da olabilir. Artık daha yüksek markalara gitmek istiyoruz. Galataport’a şimdi Peninsula Grubu geliyor. Biz Four Seasons, Ritz olmayacağız. Galataport inşallah en geç 2020’nin şubat ya da mart ayı gibi tamamlanacak” dedi.

 

VW KAPIYI AÇSA 1-2 MARKA DAHA ALIRIZİNŞAAT gibi ana sektörlerde çalışmaların devam edeceğini anlatan Ferit Şahenk, “Benim çok önem verdiğim bir iş de otomotiv. Son zamanlarda otomotivle ilgili duyumlar çıktı üzüldüm ben. Otomotiv bizim için büyümeye de devam edeceğimiz bir sektör. Volkswagen bize biraz kapı açsa biz bir iki tane daha Volkswagen Grubu dışından da bir şeyler yapabiliriz. Çok iyi bir bayi yapısına sahibiz” dedi.

YATIRIMIN YÜZDE 81’İ TÜRKİYE’DE

Yazının devamı...