"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Markanın düşmanı enflasyon

22 Mayıs 2017

 AMSTERDAM

GIDA ve temizlik ürünlerinde fiyat artışları nedeniyle markalı ürünlere karşı daha ucuza satılan market logolu ürünlere talep artıyor. Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği (PLAT) Başkanı İmer Özer, “Sabit fiyat politikası bu ürünlerin cazibesini arttırıyor. Ucuz marketlerin yanı sıra Migros gibi markalı ürün satan zincirler de bu ürünlere yöneliyor. Kısa sürede cironun 50 milyar TL’ye çıkmasını bekliyoruz” diyor.

Private Label  (özel markalı ürünler) sektörünün önemli fuarlarından biri geçen hafta Amsterdam’da yapıldı. 110 ülkeden 2484 firmanın katıldığı fuarda Türkiye’den de  84 firma yer aldı. 120 üyesi bulunan PLAT’ın davetiyle gittiğimiz fuarda Özer’in verdiği bilgilere göre özel markalı ürünler satan ucuz marketlerin cirosu  Türkiye’de 25 milyar TL. En büyük pazar payına yüzde 80’le BİM sahip. 5700 mağazalı BİM’in dışında 6700 mağazalı A101, 4000 mağazalı Şok, bu pazarını ana tedarikçileri. Migros da markalı ürünlerinde büyüme kararı almış.

WAL MART’A SATIYOR

Özel markalı ürünler, toplam perakende pazarının ise yüzde 16.3’üne hakim. Özer, ilk yıllarda ucuz ve kalitesiz imaja sahip bu ürünlerde bugün durumun değiştiğini, kalitenin markalı ürünlerle yarışır hale geldiğini söylüyor.  Bunun da fiyata duyarlı Türk tüketicisinin giderek daha fazla bu ürünlere yönelmesini sağladığını anlatıyor ve şunları söylüyor: “Yaptığımız tüm ürünler çok sıkı denetleniyor. Hem fiyat avantajı hem de güvence sunan ürünler, zincir mağazaların raflarında giderek daha fazla yer alıyor.” Özer ihracat konusunda ise dünya standartlarında yaptıkları ürünleri alanlar arasında Avrupalı perakende zincirleri hatta Wal Mart gibi dünya markaların yer aldığını söylüyor. Markalaşma konusunda ise pazarlama bilemedikleri için başarısız olduklarını anlatan Özer, “Üreticiler markalaşma konusunda desteklenmeli” diyor. Özer, bu arada A marka ürünlere göre fiyat avantajı konusunda Avrupa’nın yüzde 80 olmasına rağmen Türkiye’de bu oranın yüzde 66 olduğunu dile getiriyor.

Yazının devamı...

3 yıl sonraki ziyaretin şifreleri

21 Mayıs 2017

TÜRK Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) başkanlığını üstlenen Erol Bilecik yeni görevine başlayalı sadece 4 ay oldu. Bilecik uzlaşmacı yapısıyla dikkat çeken bir isim. Hürriyet ve diğer medya kuruluşlarına verdiği demeçlere baktığınızda ileriye yönelik umutlu beklentiler içinde olduğunu hemen fark ediyorsunuz. Bilecik eleştiriden çok sürekli ileriye yönelik yapılması gerekenlerin altını çiziyor. Bilecik döneminin bu uzlaşmacı, hoşgörülü ve umutlu anlayışı Ankara’da da etkili olmuş ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2014 yılından bu yana ilk kez TÜSİAD toplantısına katıldı. Pek çok farklı konuda mesajlar verdi ve farklı sorunlara ilişkin görüşlerini paylaştı. Cumhurbaşkanı’nın özellikle son yıllarda TÜSİAD’a ilişkin yaklaşımının çok sıcak olmadığını biliyoruz. TÜSİAD’ın farklı konularda dile getirdiği eleştiriler, aradaki buz tabakasını hep kalınlaştırmıştı.

Ben de bu son ziyaretin buz tabakasını eritip eritmediğini, ilişkilerin sıcaklık kazanma ihtimali olup olmadığını merak ettim. TÜSİAD üyeleri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmekten memnun. Dünyada ve Türkiye’de ekonomik sorunların sürdüğü bir ortamda kutuplaşmanın sürmemesi gerektiğini düşünüyorlar ve atılan adımlardan mutlular.

İPUÇLARINI VERİYOR

“Cumhurbaşkanıyla TÜSİAD arasındaki buzlar eridi mi?” Bu soruyu yanıtlayan bazı üyeler ilişkilerin bu ziyaretle ısındığını ve bu sıcak ilişkinin süreceği izlenimi edindiklerini söylüyor. Bir TÜSİAD üyesi ise buzların eriyip erimediği sorusuna şu ilginç yanıtı veriyor: “TÜSİAD için buz yoktur! Biz duruşumuzu hiç değiştirmedik. Laiklik, hukuk devleti ve demokrasi... Yani duruşumuz kuruluş ilkelerimizle aynıdır...”

TÜSİAD’ın önemli isimlerinden biri olan üyenin sözleri Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik’in konuşma metinlerinde de ipucunu veriyor zaten. Özilhan’ın şu mesajları çok önemli:

- Herkesin ortak talebi olan özgürlük, refah, istikrar, huzur ve barış ortamının tesisi için başta uyum yasalarının çıkarılması olmak üzere her alanda ortak aklı, demokratik tartışmayı ve uzlaşmayı esas almak gerekiyor.

- Zorlukları aşmak, huzurlu ve güçlü bir Türkiye yaratmak, en geniş özgürlüklerin toplumu olarak dünyada yükselmek, bölgemizde ve dünyada barış ve istikrara katkıda bulunmak için imkanlarımız, kaynaklarımız, siyasi seçeneklerimiz var. Siyaset ve devlet insanlarımızın bunları en iyi şekilde değerlendireceğine inanıyoruz. Çatışmanın, kutuplaşmanın kimseye faydası yok. Mesajlar karşılıklı olarak yerine ulaştı mı zaman gösterecek!

Yazının devamı...

Dumankaya'ya kaynak aranıyor

14 Mayıs 2017

KARADENİZ’den İstanbul’a gelen müteahhit öykülerinden biri, Dumankaya İnşaat’ın sahibi Halit Dumankaya’nın yaşamı. Rize İkizdere’de doğan Halit Dumankaya, üniversitede okurken inşaat malzemeleri satarak sektöre giriyor.

Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi ikinci sınıfından ayrılan Dumankaya, 1963’te kardeşi İbrahim Dumankaya ile birlikte Dumankaya İnşaatı kuruyor.

1992’de Anavatan Partisi’nden milletvekili olan Dumankaya’nın 1999’da döndüğü inşaat sektöründeki büyümesi ise 2000’li yıllarda AK Parti iktidarı döneminde oldu.

2013’te ağabeyi İbrahim’le ortaklıktan ayrılan ve yönetimi çocukları Uğur, Barış, Ayla ve Semih Serhat’a devreden Halit Dumankaya’nın kurduğu şirket, öyle hızla büyüyor ki 2015’te 463 milyon TL ciro ile sektörün ciro şampiyonları arasına giriyor.

Yazının devamı...

Doğu Holding masalı yeniden canlanıyor mu?

7 Mayıs 2017

Yıl 1996. Türkiye “faili meçhul cinayetlerin” kol gezdiği doğu ve güneydoğuda büyük bir şiddet sarmalından yeni yeni çıkmaya çalışıyor. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı’nın “Doğu Raporu” yeni yayınlanmış...

Eski İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım aralarında Sabancı Koç, Eczacıbaşı gibi 200 ünlü sanayiciyi bir araya getirerek bir şirket kuruyor. Doğu Holding. Bölgede dondurulmuş meyve sebze ihracatı, seracılık, çiçekçilik ve turizm alanlarında faaliyet göstermek üzere kurulan holding, yıllar içinde tavukçuluk, otelcilik gibi alanlarda yatırımlar yapıyor. Ancak yıllar içinde iç çekişmeler, bölgedeki sorunlar sonucu girişim başarısız oluyor. Doğu Holding yöneticileri uzun yıllar sürecek davalarla boğuşuyor. İşte kurulduğunda büyük umut veren bu şirketin sesi uzun süredir çıkmıyordu. 2011’de yönetim kurulu değişen holdingte yönetim kurulu başkanlığına Ahmet Yüzbaşıoğlu’nun getirilmesiyle yeniden yapılanma gerçekleşti. Holdingin yeniden hareketlendiği bu günlerde Yüzbaşıoğlu ile sohbet imkânı buldum.

HÜKÜMETLE YAKIN TEMAS

Yüzbaşıoğlu, 2015’ten itibaren sadece doğu değil dar gelirli bölgelerde projeler oluşturmak için harekete geçtiklerini söylüyor. Holdingin ortak sayısı 200’den 60’a düşmüş. Ancak Koç ve Sabancı gibi gruplar hala ortak olarak duruyor. Yüzbaşıoğlu, Doğu Holding olarak hazırladıkları kalkınma projelerinin cazibe merkezleri projelerine de kaynak oluşturduğunu belirtiyor. Holdingin yeni yatırım projeleri oluşturduğunu bunu Ali Koç, Faruk Eczacıbaşı gibi isimlerle paylaştığını anlatan Yüzbaşıoğlu, hükümetle de yakın temas halinde olduklarını dile getiriyor. Holding Vakıf Emeklilikle çağrı merkezi yatırımı yapmış. Diyarbakır merkez seçilmiş. Tarım, cazibe merkezleri projeleri, lojistik projeleri de gündemde.  Yüzbaşıoğlu “Kamu kuruluşları, üniversiteler, STK’lar, proje firmaları yoğun işbirliği içinde çalışıyoruz. Hükümetin Türkiye’de oluşturduğu kapsamlı bir yatırım iklimi var. Holding bu yatırım hamlesi döneminde bir üst çatı örgütü olarak önemli görevler üstlenecek” diyor. Doğu Holding kurulduğu yıllarda bölge için adeta bir sihirli değnek olarak görülmüştü. Büyük hayal kırıklığı yaşandı. Yeni dönemde bölgede ve Türkiye ekonomisinde işler daha da zor. Yeni hikayeler heyecanlandırmıyor. Hayal kurmak ise artık imkansız! Umarım yanılırım.

BABALAR YÖNETİMİ ÇOCUKLARA DEVRETTİ

TÜRKİYE Müteahhitler Birliği, 65 yıldır faaliyette olan 136 üyeli bir meslek örgütü. Türkiye’nin en büyük müteahhitlik firmalarını bir araya getiren birliğin üyeleri, yurt içindeki altyapı ve  taahhüt işlerinin yüzde 70’ini gerçekleştiriyor. 115 ülkeye yönelik müteahhitlik faaliyetlerinin yüzde 90’ını da bu şirketler yapıyor.  Birlik geçen günlerde 32’inci genel kurulunu yaptı ve yeni yönetimini belirledi. Başkan yine Mithat Yenigün oldu ancak yönetim kuruluna ikinci kuşak damga vurdu. Nihat Özdemir’in kızı Ebru Özdemir, Erhan Boysanoğlu’nun oğlu Mert Boysanoğlu, Ali Üstay’ın oğlu Murat Üstay, kısa süre önce kaybettiğimiz Mete Bora’nın oğlu Selim Bora, Yılmaz Çebi’nin kızı Süheyla Çebi ve Ersin Arıoğlu’nun oğlu Başar Arıoğlu yeni yönetim kurulunu oluşturan isimler oldu. Şirketleri kuran ve uluslararası olmasında özellikle 1980’den sonra emek veren Nihat Özdemir, Hamdi Akın, İbrahim Çeçen, Erhan Boysanoğlu gibi isimlerden oluşan ilk kuşak ise Yüksek Danışma Kurulu’nu oluşturuyor artık.

DEVRETME ZAMANI GELDİ

Yazının devamı...

Babacan’ın şansı var mı?

30 Nisan 2017

EMİNİM siyasetle ilgili kişiler bu soruya “imkânsız” yanıtını verdi bile. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti Başkanı olmasının ardından gündeme gelecek kabine değişikliği açıklanana kadar en merak edilen soru bu olacak gibi görünüyor.

Türkiye’nin siyasi sistemini değiştirecek olan 16 Nisan referandumunun ardından Ak Parti’nin olağanüstü kongreyi 21 Mayıs’ta yapma kararı aldığı konuşuluyor son günlerde.

Kongreyle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014’te bıraktığı partisinin başına yeniden dönmüş olacak. Böylece partili Cumhurbaşkanı dönemi de başlamış olacak.

Bu önemli değişikliğin ardından da kabine değişikliği bekleniyor. Kulis bilgilerine göre kimine göre 6, kimine göre 8 bakan değişecek. Böylece Türkiye’yi 2015’in kasım ayından sonra yöneten Binali Yıldırım’ın Başbakan olduğu 64’üncü hükümetin görevi sona ermiş olacak.

MEHMET ŞİMŞEK’E GEÇMİŞTİ

Bildiğiniz gibi 64’üncü kabinenin en büyük sürprizlerinden biri 13 yıllık AK Parti iktidarında ekonomiyi yöneten Ali Babacan’ın kabinede yer almaması olmuştu.

Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, Tuğrul Türkeş’in girdiği kabinede ekonominin yönetimi ise Mehmet Şimşek’e geçmişti.

Türkiye ekonomisinin en zor zamanlarından geçtiği dönemde ekonomi çevrelerinin merakı tabii ki ekonomiden sorumlu bakanlar kimler olacak, kimler gidecek, kimler gelecek?

Yazının devamı...

Selçuk Yaşar’a ders olmuştu!

23 Nisan 2017

Sanayici asla siyasete bulaşmasın. Bu, benden tüm sanayicilere baba nasihati olsun. Çünkü ben siyaset mağduruyum. Benim en kötü tecrübem bugüne kadar bu oldu.”

İzmirli sanayici Selçuk Yaşar, birkaç yıl önce yaptığı bir sohbette 12 Eylül darbesinden sonra yaşadığı ve sonuçlarını yıllarca çektiği olayı böyle anlatıyordu.

İzmir’den doğan neredeyse tek marka olan Pınar’ın kurucusu Selçuk Yaşar, yıllar boyunca sıkıntısını yaşadığı, şirketlerini kapanmanın eşiğine getiren olayı şöyle anlatıyordu:

“12 Eylül askeri darbesinden sonra 1983’te seçimlere gidildi. İzmirli işadamları olarak emekli orgeneral Turgut Sunalp’in kurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin (MDP) iktidar olacağına kesin gözüyle bakıyor ve her platformda görüşlerimizi açıkça dile getiriyorduk. Seçimde, daha önce Milli Selamet Partisi’nden aday olan Turgut Özal iktidara gelince, benden ve tüm İzmir’den intikam aldı. Bira yasağı getirdi, et ithalatını, süt tozu ithalatını serbest bıraktı. Pınar Et ve Pınar Süt o dönemde ciddi sıkıntılar yaşadı.”

Yaşar, siyaset nedeniyle Mesut Yılmaz döneminde de hedef haline getirildiklerini, 2001’de Yaşarbank’a el konulduğunu hatırlatıyor “Kısacası ben siyasete bulaştım, büyük ceza aldım” diyordu.

SOSYAL MEDYADAN PAYLAŞTI

İzmir’den doğan en önemli markalardan birini yaratan, boya, matbaa mürekkebi, bira, süt, gübre, kağıt, su şişeleme, kültür balığı, entegre et tesisi gibi bir çok alanda ilklere imza atan Yaşar Grubu’nun kurucusu Selçuk Yaşar ne yazık ki sözünü en yakınındaki oğluna anlatamamış. Çünkü bildiğiniz gibi Yaşar Grubu, bugün yeni bir siyasi iletişim kazasıyla gündemde.

Yazının devamı...

‘Avrupa’ sessizliği

16 Nisan 2017

TÜRKİYE aday olduğu Avrupa Birliği (AB) ile tarihinin en kötü dönemini yaşıyor. İki tarafın ilişkilerini zora sokan konular arasında mülteci anlaşmasının uygulanması, vize serbestisi, Gümrük Birliği’nin genişletilmesi, katılım müzakerelerinin fiilen dondurulması gibi konular var. Referandum sonucu da, ilişkilerin geleceğini tayin edecek konulardan biri. “AB ile ilişkiler kopar mı kopmaz mı?” sorusu, 2017’nin en önemli tartışması olarak gündemde duruyor. Böyle bir ortamda siyasi ilişkilerin düzelmesi kolay görünmüyor. Bu ilişkiler içinde olumlu sonuç alınabilecek ekonomik konular yok değil. Örneğin Gümrük Birliği’nin genişletilmesi iki tarafın da üzerinde çalışmak istediği bir konu. AB bu yıl 60’ıncı yılını kutluyor. 9 Mayıs ise tüm AB üyesi ve aday ülkelerde 1985’ten beri “Avrupa Günü” olarak kutlanıyor. Türkiye de 2000’den beri Avrupa Günü’nü kutlayan aday ülkelerden biri.

ETKİNLİKLER DÜZENLENİYORDU

Ankara, İstanbul ve bazı Anadolu kentlerinde geçen yıllarda Avrupa Günü konserler, sergiler, koşu ve ralli gibi spor etkinlikleri, turnuvalarla kutlanırdı. Halkın katılımı özellikle tercih edilen bir konuydu. Bu yıl ise coşkulu kutlamalar hayal olmuş. Türkiye tarafında herhangi bir hazırlık yok. Avrupa Birliği ise salon toplantılarıyla halka kapalı etkinlikler düzenlemeye karar vermiş. Tek konser ise Suriyeli çocuk korosu olacakmış.

DESTEKLER SÜRECEK Mİ?

Siyasi ilişkilerin zora girdiği dönemde Avrupa fonlarıyla devam eden mali destekler süreçten nasıl etkilenecek? Merak edilen konulardan biri de bu. Türkiye’nin aday ülke statüsünde Avrupa Birliği ülkeleri ile uyum sürecini hızlandırmak için hazırlanan mali desteklerle halen pek çok proje yürüyor. AB 4 milyar 453 milyon Euro’luk kaynakla 2014-2020 yıllarını kapsayan yeni dönemde 9 temel sektörde projelere destek verecek. Bu sektörler adalet, ulaştırma, enerji, tarım demokrasi ve iletişim, çevre ve iklim, rekabet edebilirlik, istihdam.

Avrupa Birliği ile tam üyelik olacak mı olmayacak? İlişkiler tamamen kopacak mı? Bu soruların yanıtlarına göre bu projelerin akıbeti de belli olacak!

İLHAM VEREN ÖYKÜLER

TÜRKİYE

Yazının devamı...

Ofluoğlu kayyum istiyor!

9 Nisan 2017

BİR süredir dizi filmlerin hastane sahnelerinin vazgeçilmez platosu önce Taksim Alman hastanesi oldu, tahliye edilince şimdi de Üniversal Çamlıca Hastanesi.

Son günlerde Anne dizisinde açılışına katıldığım ultra lüks Çamlıca Hastanesi’ni görünce, bir zamanların büyük sağlık kurumu Universal’de neler oluyor merak ettim, araştırdım.

Önce geçmişi özetleyeyim. Bu hastanelerin kurucusu Azmi Ofluoğlu Trabzon’dan geldiği İstanbul’da, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitiriyor ve doktor oluyor. İlk hastanesini 1976’da Aksaray’da Vatan adıyla açıyor.

1992’de Taksim Alman Hastanesi’ni bünyesine alan Ofluoğlu, yıllar içinde Edirne’den Irak’a kadar yurtiçinde ve dışında onlarca sağlık kuruluşunun sahibi oluyor.

Hastanelerini Vatan ve Üniversal Grup adı altında toplayan Ofluoğlu, 2000’lerden sonra teşvik edilen özel hastaneler rüzgarına kapılarak, büyük bir yatırım atağına girişiyor.

“7 ilde 7 hastane” sloganıyla yaptığı yatırımların finansmanında sıkıntı başlayınca, 2011’de Türkiye’ye akan fonların cazibesiyle yabancı ortaklığa “evet” diyor.

İşte koca bir hastane imparatorluğunu bitiren süreç de böyle başlıyor. Uluslararası yatırımcılar ADM Capital, PGGM ve Dünya Bankası kuruluşu IFC, grubun yüzde 26’sını 140 milyon dolara satın alıyor.

Bir süre sonra ortaklar yönetim konusunda anlaşamıyor, ödenmeyen maaşlar ve yönetim kavgası ile gündeme gelen grubun hastaneleri içinde, ilk kilit Alman Hastanesi’ne vuruluyor. Bugün ise Üniversal Grubun 13 hastanesi kapalı.

Yazının devamı...