"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Diyarbakır’a 2T formülü

11 Kasım 2018

 

GENİŞ bulvarlar, çok katlı ama bir mimari kaygı taşıyan yeni konutlar... Sayıları her gün artan oteller, alışveriş merkezleri... İşletmeye açılmış yıllık 5 milyon yolcu kapasiteli Diyarbakır Havaalanı’ndan kente doğru ilerlerken biraz şaşkınlıkla izliyorum kentin değişimini. En son dört yıl önce gördüğüm kentte, gözle görülür ciddi bir değişim var. Kaldığım Radisson Blu Otel’de oda bulmak bile şans. Kentte bulunan diğer oteller de çoğunlukla dolu. Kayapınar bölgesi canlanmış. Bölgedeki Cadde 75, İstanbul’un Bağdat Caddesi’ne dönüşme yolunda. Geniş ve uzun bulvarın iki tarafına sıralanan kafeleri, restoranlarıyla gençlerin ve Diyarbakırlıların yeni yaşam merkezi olmuş. Özellikle hafta sonlarında Hayal Kahvesi, Leman, Bezgin Bekir gibi mekanlar tıklım tıklım. Türkiye’nin önemli markaları da Diyarbakır’da yerlerini almış.

ÜRETİM BAŞLIYOR

Diyarbakır’da sadece inşaat sektörü değil sanayi için de önemli adımlar atılmaya başlanmış. Türkiye’nin ilk Tekstil Organize Sanayi Bölgesi’nin temeli geçen haftalarda atıldı. 51 firmaya davet gönderilmiş 49 şirket imza atarak ve parasını ödeyerek yatırıma hazır. Bu şirketlerin büyük bölümü ise LC Waikiki, Zara gibi markalara üretim yapacak. Yatırım için bölgeye gelecek olan firmaların büyük bölümü İstanbul’dan.

Turizmde ise bölgenin en önemli zenginliklerinden biri olan Zerzevan Kalesi’ne 400 bin ziyaretçi gelmiş. Bunun 70 bini yabancı. Turizmde gelen ziyaretçi sayısı da yüzde 60’a yakın artmış. Önemli yatırımlardan bir diğeri ise Lojistik Köy. İçinden tren yolu geçen merkezin fizibilitesi tamamlanmış.

Yaşanan acı günlerden sonra geldiğim Diyarbakır’da neler oluyor? Nasıl bir değişim var? Yanıtını bulmak için son seçimlerde yeniden Sanayi ve Ticaret Odası Başkanlığına seçilen Mehmet Kaya’yı arıyorum. Diyarbakır’da ciddi bir yatırım atağı olduğunu söylüyor Kaya. Kentin var olan potansiyelinin harekete geçmeye başladığını, bu hareketliliğin de heyecan yarattığını anlatıyor.

Yazının devamı...

Global tur

4 Kasım 2018

JOLLY Tur, Türkiye ekonomisinin öncü sektörlerinden olan turizmin en önemli markalarından biri. Turizmin gelişmeye başladığı 1980’lerde, Vural Öger’le birlikte turizm sektörüne giren Sinan Vardar tarafından kuruldu.

Teröre, Ortadoğu’daki savaşlara rağmen yılda bir milyona yakın Alman’ı Türkiye’ye getirmeyi başaran bir şirket oldu yıllar içinde. Bugün artık Türkiye’nin ilk üçüne giren tur operatörü Jolly Tur’un yönetiminde Sinan Vardar’ın çekirdekten yetişen iki oğlu Mete ve Mert Vardar var. Baba Vardar ise artık onursal başkan. Jolly Tur için 2016 büyük bir anlaşmaya imza attığı sıra dışı bir yıl olmuştu.

YÜZDE 10 İLE BAŞLADI

Dünyanın en büyük yatırım bankalarından Goldman Sachs, turizmin en zor döneminin yaşandığı o günlerde Jolly Tur’dan yüzde 10 hisse alarak Türkiye turizm sektörüne yatırım yaptı. Altunizade Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Turizm bölümünden mezun olan, turizmciliğe ise 15 yaşında lise öğrenciliği döneminde Jolly Tur’da rehberlik yaparak başlayan Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, o günlerde Hürriyet’e yaptığı açıklamada, ortaklığın kendileri için anlamını “alanında küresel oyuncu olmak” diye açıklıyordu. Vardar, “Türk turizmi için bu kadar kötü senaryoların konuşulduğu bir dönemde böyle bir ortaklık belgesel konusu bile olabilir” diyordu.

SONUÇLANMAK ÜZERE

Yaklaşık 16 ay gizli görüşmeler yaptıktan sonra Goldman Sachs’la ortak olan Jolly Tur, bugünlerde o belgesele yeni sahneler eklemek üzere. Türkiye ekonomisi zor günlerden geçer ve yabancı yatırımlar azalırken, Goldman Sachs, Jolly Tur’la ortaklığını daha da geliştirmek istiyor. Aldığım bilgilere göre Goldman Sachs, şirketin yüzde 15 hissesini almak için yeniden masada. Görüşmeler sonuçlanmak üzere. Açıklamanın kısa süre içinde yapılması bekleniyor. 

Yazının devamı...

Topkapı Japonya’ya taşınıyor

28 Ekim 2018

AVRASYA Tüneli, Haliç Köprüsü, üçüncü boğaz köprüsü, Altınkaya Barajı, Hasan Uğurlu Barajı... Japonya’nın finansman kaynağı sağladığı önemli projeler bunlar. Uzakdoğu’nun kişi başı geliri 39 bin dolar ile refah seviyesi en gelişmiş ülkelerinden biri olan Japonya, Türkiye ile ilişkileri son yıllarda hızla gelişen nadir ülkelerden biri. Bu ilişkileri geliştirecek bir adım daha atılıyor. 2019, Japonya’da Türkiye yılı olacak. Aslında gelecek yıl Japonya için oldukça hareketli bir yıl. G20 toplantısının ev sahipliğini yapacak olan ülkede imparator da değişiyor. Bu toplantılar nedeniyle Türkiye, bu ülkede sık sık üst düzeyde temsil edilecek.

Bu nedenle Türkiye yılı da kültürel bağları geliştirecek ilginç etkinliklerle kutlanacak. Bunlardan biri Topkapı Müzesi’nden önemli eserlerin yer alacağı bir sergi olacak. Sergi Tokyo ve Kyoto’da yüz binlerce Japon’un ilgisine sunulacak. Serginin sponsoru ise ülkenin en önemli medya gruplarından Nikkei Grup olacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da destek verdiği belirtilen serginin açılışının ise G20 toplantıları sırasında yapılması bekleniyor. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türk Japon İşkonseyi Başkanı Şerif Tosyalı, Japonya ile stratejik ortak olma hedefi için görüşmelerin sürdürüldüğünü söylüyor.

Japonya’dan yeni döndüğünü anlatan Tosyalı iki konu üzerinde durduklarını belirtiyor: “Türkiye’nin güvenli ülke olduğunu anlattık. Diğer konu ise Afrika’da ortak yatırımlar. Türk şirketleri ise esnek yapılarıyla pazara uygun davranabiliyor. Çok başarılı bir ortaklık olacağını iki taraf da kabul ediyor.”

1 MİLYAR DOLAR HEDEFİ

Tosyalı, Türkiye’nin bu ülke ile yatırımları geliştirmede geç kaldığını da düşünüyor. Türkiye’de Japon firma sayısı 195. Doğrudan yatırım tutarı 2.2 milyar dolar. Japonya’nın Türkiye’ye ihracatı 2.8 milyar dolar, ithalatı ise sadece 400 milyon dolar. Bu durumun değişmesi gerektiğini söyleyen Tosyalı, serbest ticaret anlaşması için görüşmelerin sürdüğünü de söylüyor. “Bu anlaşma olur olmaz ihracatımız hemen 1 milyar dolara çıkacaktır” diyor. Tosyalı olarak şu anda iki ayrı büyük firma ile masada ortaklık görüşmeleri yapmakta olduklarını ekleyen Şerif Tosyalı, “Türkiye için asıl medeniyet Güney Kore ve Japonya’da” diye konuşuyor. Topkapı Sergisi’nin 2003’de de açıldığını hatırlatan Tosyalı, “Bu tür yakınlaşmalar da turizmin artması için önemli. Zaten şimdiden hareket başladı” diyor. Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima Rize’den Hatay’a Türkiye’nin çeşitli illerini geziyor. Türkiye’nin risk haritasını değiştirilmesi gerektiğini düşünüyor. Bu da ilişkilerin gelişmesinde önemli bir şans!

Yazının devamı...

Kan akışı başladı!

21 Ekim 2018

“Kurdaki nisbi gevşeme ve hükümetten verilen olumlu mesajların karşılığını bankalarda hiç göremiyoruz. Tüm iş yaşamım boyunca bankaları hiç bu kadar sert, gergin, katı bize uzak görmedim. Bu sürdürülemez.”

Önemli bir işkadınının tweetinde, yaşanan son gelişmeler işte böyle özetleniyor. Tweet üç gün öncesine ait. Adına tam olarak kriz denemeyen ama dengeleri sarsan ekonomik dalgalanma süreci bankalarla iş dünyasını karşı karşıya getirmişti. İşini yapan, risksiz yatırımlara imza atan sağlıklı, büyük şirketlerin bile krediye ulaşma imkânı azalmış, kredi faizleri yüzde 40’ları bulmuştu. Bankaları kaygılandıran kapıların önünde biriken yeniden yapılandırma istekleriydi.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak piyasaları rahatlatmak için açıkladığı önlemlerin ardından da bankaların sendikasyon açıklamaları peş peşe geldi. Önce Akbank’ın yüzde 100 sendikasyona imza atması, ardından İş Bankası’nın da yüzde 85 oranında sendikasyona ulaşması, sürecin yeniden normalleşme adımları olarak niteleniyor. Türkiye’nin tahvil ihracı da moralleri düzeltmeye başlamış durumda. Perşembe günü Ankara’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Sanayi Odaları Konseyi toplanmıştı. Katılanlardan biri de İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan’dı. Alınan önlemler, sendikasyondaki olumlu trend, Euro-bond ihracı ve dövizdeki yüzde 25 oranını bulan geri gidişin piyasalara yansımasını sordum.

GİDİŞAT OLUMLU

Sıkıntıların sürmesine rağmen finansal sistemde hareketin başladığını “Dövizdeki geri gidiş, başarılı Euro-bond ihracı ve önlemlerle kan akışı başladı” sözleriyle açıklıyor. Finansa ulaşma sıkıntısının sürdüğünü ancak gidişin olumlu olduğunu, somut gelişmeler oldukça normalleşmenin hızlanacağını söylüyor. Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı’nın toplantısında sohbet ettiğim TÜSİAD Başekonomisti Dr. Zümrüt İmamoğlu da Türkiye’nin büyük sanayicilerinin bile bugünlerde yüzde 38’leri bulan faizlerle ancak finansmana ulaştığını söylüyor. Likidite sıkıntısı yaşayan şirketlerin bu faizle bile olsa kredi bulmasını olumlu karşıladığını anlatan İmamoğlu “Sendikasyonlar, dövizin geri gidişi ve Türkiye tahvillerinin ilgi görmesi moralleri biraz da olsa düzeltti” diyor. İş dünyası da bankalar da büyük bir sınavdan geçiyor. Hasarın büyük olmaması için merakla, açıklanan kararların uygulanmasını ve sonuçlarını bekliyor.

Yazının devamı...

Domateste ithalat korkusu

14 Ekim 2018

BU yıl tarım ülkesi olan Türkiye’de domates fiyatları bir hayli yüksekti. Geçmiş yıllardaki o lezzetli yerli domateslerin tadını zaten unutmuştuk ama hiç olmazsa bolca ve ucuza buluyorduk.

Domatesin en bol olması gereken ayda ağustosta salçalık domates 5-6, salkım domates 7-8, Çanakkale domatesi ise 10 TL’den aşağı inmedi.

Tarım konusunda uzman arkadaşım gazeteci Ali Ekber Yıldırım öyle 3 kilosu 5 lira, 5 kilosu 10 liraya domates alma dönemlerinin tarih olduğunu söylüyor. Ali Ekber’e göre artık 5 TL’den aşağı domates bulmak hayal.

BUGÜNLERE NASIL GELİNDİ

Ali Ekber, köylünün maliyet artışından iklim değişikliğine kadar çok sayıda etken olduğunu söylüyor. Nakliye, paketleme masrafları. Yani bizim sofraya gelene kadar fiyata biniyor da biniyor.

Son zamanlarda fiyatı aşırı arttığı için gündemde olan ürünlerden bir diğeri de salça. Domatese bağlı olarak salçada da fiyatlar geçmiş yılları mumla aratıyor. Geçen yıl 4.75 olan bir kilo salça bu yıl 10.75 TL.

Fiyatlar artınca Türkiye’de klasik bir önlem var. İthalat. Buğdaydan, ete akla gelen ilk adım bu oluyor. Ancak fiyatlar da üretim artamadığı için kalıcı düşemiyor. İşte bugünlerde Ankara’da dolaşan bir bilgi de domateste yapılacak ithalat. Öğrendiğime göre hazırlıklar yapılıyormuş.

REKOLTE DÜŞÜYOR

Yazının devamı...

Muhasebecilerin yüzde 94’ü risk altında

7 Ekim 2018

Bu çalışmadan pek çok kişi gibi ben de Yuval Noah Hariri’nin Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi adlı kitabını okuyunca haberdar olmuştum. Bu çalışma, yirmi yıl içinde bilgisayar algoritmaları tarafından devralınacak muhtemel meslekleri inceliyordu. İki araştırmacının geliştirdiği algoritmaya göre, ABD’deki mesleklerin yüzde 47’si yüksek riskliydi. Örneğin 2033’te insanlar yüzde 99 ihtimalle telepazarlama ve sigortacılık işlerini algoritmalara kaptıracaktı. Hakemlerin yüzde 98’i, kasiyerlerin yüzde 97’si, şeflerin yüzde 96’sı, garson ve avukat asistanlarının yüzde 94’ü, tur rehberlerinin yüzde 91’i işlerini kaybedecekti.

10 YILDIR SÜRÜYOR

Önceki gün yapılan Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği’nin (TÜRMOB) düzenlediği “Dijitalleşme sürecinde Muhasebe Mesleğinin Yeniden Yapılanması“ başlıklı 20’nci Muhasebe Kongresi sonrasında Oxford’daki bu araştırmada yayınlanan meslekler listesine göz attım. Bu araştırmaya göre, muhasebeci ve denetçiler de bu süreçten büyük zararla çıkacaklar. Bu meslek grubundakilerin yüzde 94’ü işlerini kaybedecek. Bugün Türkiye genelinde 200 bin civarında muhasebeci ve mali müşavir var. Dolayısıyla zararın hesabını yapmak kolay. Bu gerçek karşısında TÜRMOB’un seçtiği konunun ne kadar isabetli olduğu ortada. Muhasebecilik Türk ekonomisi açısından en önemli mesleklerden. Verginin toplanmasında, bütçenin gelir ve gider kalemleri arasında çok önemli rol oynayan bir meslek grubu. Aslında muhasebecilik sistemlerinin sanal ortama taşınması yaklaşık bir 10 yıldır sürüyor.

VERGİDE DENETİM 1.0

Kongrede konuşan Vergi Denetim Kurulu Başkanı Hüseyin Karakum, vergi denetimlerini artık kağıtsız ortamda yapmak için ‘Denetim 1.0’ adını verdikleri bir sistem uyguladıklarını söylüyor ve “8200 müfettiş var. Hedef olarak 1.5 milyon mükellef var. Ancak 60 bini denetleniyor. Dijitalleşme denetimi kolaylaştırıyor. Dijitalleşme ne getirecek? Daha hızlı kaliteli ve standart denetim yapabileceğiz” diyor. TÜRMOB Başkanı Masis Yontan ise birlik olarak yeni dönemin gerçeklerini ortaya koymak istediklerini ve yeniden yapılanma içinde olduklarını ekliyor. Güreli Yeminli Mali Müşavirlik AŞ’nin sahibi Hüsnü Güreli ise muhasebe mesleğinin yeni döneme hazırlıklı olması gerektiğini, mesleğin yok olmadan dönüşüm yapabilmesi için farkındalığın artması gerektiğini vurguluyor. Meslek mensuplarının yapay zeka gibi gelişmeleri yakından izlemesini öneriyor.

Ünlü bir iş insanı muhasebeci kimdir sorusuna şu esprili yanıtı vermişti: “Bir matematikçi bir ekonomist bir de muhasebeci aynı işe başvurmuş. Soru iki kere iki kaç eder? Matematikçi kesin dört, ekonomist büyük olasılıkla dört eder demiş. Muhasebeci ise ‘kaç olmasını istersiniz’ yanıtını vermiş... Dijital dönüşümle birlikte sanal dünyada her adımın kontrolü daha kolaylaşırken iki kere ikinin dört edip etmediğini tartışmak zor. Artık bu fıkra da tarihin tozlu yaprakları arasında kaybolmaya mahkum!

Yazının devamı...

Neden ayakkabı? 3 markanın konkordato ilan etmesinin ardından gözler bu sektöre çevrildi

23 Eylül 2018

AYAKKABICILIK Türkiye’nin önemli sektörlerinden biri. 500 milyon çift üretim kapasitesi ile Türkiye üretimde dünyanın beşinci ülkesi... Büyüklüğü 5 milyar doları bulan sektörde son yıllarda artan ihracat ise 1 milyar dolara yakın. Üretim yapısı genellikle aile işletmesi tarzında olan sektörde son yıllarda markalaşma çabaları hızlandı, ayakkabı sektörü perakende sektörünün önemli oyuncularından biri oldu. Ancak Türk ekonomisinde son dönemde yaşanan sorunlar nedeniyle sektörden bir süredir olumsuz haberler geliyordu. Dövizdeki artışla birlikte söylentiler gerçeğe dönmeye başladı. Olumsuz haberler de arka arkaya gelmeye başladı. Önce sektörün köklü markalarından Hotiç’in ardından Yeşil Kundura ve Beta, peş peşe konkordato ilan etti. Hayri Kundura’nın bir yıl önce üretimden vazgeçerek açtığı uluslararası ayakkabı markalarını satan mağaza zinciri Shoes Center da İstinye Park, Carousel, Optimum, Suadiye’den sonra Şişli’deki son mağazasını da kapatarak piyasadan çekiliyor.

SAĞLIKSIZ BÜYÜME

Hükümetin Çin’den gelen ucuz ürünlere karşı gümrük duvarlarını yükselttiği, korumaya aldığı sektörde ne oldu da bu yaprak dökümü yaşanıyor? Bu gelişmeler sektörü ne kadar etkiler? Ayakkabı sektöründe yaşanan gelişmeleri uzmanlara sordum. Öncelikle ayakkabıcıların sıkıntılarının bugün başlamadığı, 10 yıl öncesine kadar uzandığı belirtiliyor. Sektörün küçük aile işletmelerinden oluştuğu ve geleneksel üretim modelinin bir türlü aşılamadığı vurgulanıyor. Piyasa uzmanlarına göre bu dönemde perakende sektörünün hızlı gelişimi, sayısı hızla artan alışveriş merkezlerinde varolma mücadelesi de sermaye derinliği kazanamayan sektör firmalarının piyasa ve banka kredileriyle sağlıksız büyümesine neden olmuş. Yani Türkiye’nin genel hastalığı olan sağlıksız, özsermayesiz, hızlı büyüme en önemli neden olarak açıklanıyor. Krediye dayalı büyümeye hammaddenin ağırlıklı olarak dışa bağımlı olması ardından da dövizin son aylarda ölçüsüz bir şekilde artışı da bugün gelinen yaprak dökümüyle sonuçlanıyor.

YAPISAL SORUNA DİKKAT

Türkiye İhracatçılar Meclisi eski Başkanı Mehmet Büyükekşi ayakkabı sektörünün önemli isimlerinden. Konkordato ilan eden firmaların köklü firmalar olduğunu söyleyerek, “Sektörde önemli yapısal sorunlar var. Şirketlerin durumuna ayrı bakmak lazım ancak uzun zamandır ortak sıkıntılar yaşanıyor. Sektörde vadeler kısaldı. Vadeli satıştan uzaklaşılıyor. Banka kredilerinde ekonomik sıkıntılar nedeniyle frene basıldı. Şirketlerde işletme sermayesi sıkıntısı ortaya çıktı. Ancak yeni ekonomik program moral verdi. Bu sıkıntılar aşılacaktır” diyor.

Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel de ayakkabı sektörünün temsilcilerinden. “Ürün maliyetlerinin artması, ağırlaşan genel giderler, bazı AVM’lerde dövizli kiralar, personel giderlerinin artması sorunların adım adım artmasına yol açtı. Vadeler kısaldı, kredilere ulaşmak da zorlaştı” diyor.

Piyasada borçlularına karşı önlem alarak zorlu süreçten çıkmak isteyen şirket sayısının üç firma ile kalmayacağı korkusu yaşanıyor. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği de açıklamasında konkordato kararlarının bu markalara üretim yapan sanayicileri etkilemeye başladığını belirtiyor. Perakende zincirlerinin ayakkabı üreticilerine 18 aya kadar varan uzun vadeli ödemeleri nedeniyle nakit akışında darboğaz yaşandığını belirten dernek bazı sanayicilerin de üretime ara vermeye başladığını belirtiyor. Sektör konkordatonun kötüye kullanımının engellenmesini istiyor. Ucuz finansman talebinde bulunuyor. Verilen mesajlar sektörün endişeli olduğunu gösteriyor...

Yazının devamı...

Zirvenin yeni adresi Avrupa

16 Eylül 2018

AMERİKA Birleşik Devletleri (ABD) ile arasındaki gerilimli süreç Türkiye ile Avrupa Birliği’ni (AB) birbirine yeniden yaklaştırdı mı? Soğuyan ilişkiler yeniden ısınıyor mu?

Bir süredir yanıt aranan sorular bunlar. Ortaya çıkan bazı gelişmeler ise bu sorulara olumlu yanıt verilebileceğini gösteriyor. Gelen mesajlar, atılan adımlar, son günlerde iş dünyası arasında yoğunlaşan ilişkiler bu sürecin başladığını gösteriyor. Bu gelişmelerden biri AB’nin mayıs ayında demokrasi ve hukuk devleti vurgusu ile keseceğini açıkladığı Katılım Öncesi Mali Yardım Projeleri’nin (İPA) hızla yeniden başlaması için verilen start.

4.4 MİLYAR EURO

2014-2020 arasında harcanacak 4.4 milyar Euro’luk Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) projeleri uzun bir süredir durmuştu. Bugünlerde ise bu program kapsamında mültecilerin uyum sorunundan, gıda güvenliğine, etik değerlerin AB ile uyumlaştırılmasından, ürün güvenliğine 19 yeni proje için ihaleye çıkılmasına karar verildi. Ayrıca Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) da geçen hafta Avrupa’daki odalarla Türkiye’deki odaları birbirine yaklaştıracak 5 milyon euroluk yeni bir AB projesi başlattı. Diğer önemli gelişme de iki ülke iş insanları arasında yoğunlaşan ilişkiler. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve 100’e yakın Türk işadamı iki gündür Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası’nın Genel Kurulu için Almanya’da...

Bu kapsamda Türkiye-Almanya Ekonomi Diyaloğu toplantısı da yapıldı. Tabii ki konu Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin artık yeniden eski günlerine dönmesi isteğiydi. Rifat Hisarcıklıoğlu’na Almanya’daki toplantı sırasında ulaştım. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin ısınmaya başladığını söyleyen Hisarcıklıoğlu, “Türkiye AB İş Diyaloğu adını verdiğimiz Avrupa Projesi de soğumaya yüz tutan AB ilişkilerini canlandırmayı hedefleyen bir girişim. Türkiye AB’siz, AB Türkiyesiz olmaz. Daha fazla diyaloğa ihtiyacımız var” diyor.

Özellikle Almanya ile Türkiye’nin çok ciddi ticaret partneri olduğunu da hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “7 bin 110 Alman sermayeli şirket Türkiye’de faaliyet gösteriyor. 35 milyar Euro ticaret hacmimiz var. 3.5 milyon insanımız Almanya’da yaşıyor” diyor. Ticarette AB Türkiye’nin birinci, Türkiye ise AB’nin 5’inci partneri. Avrupa şirketleri Türkiye’de birinci sıradaki dış yatırımcı konumunda. Yani istikrarlı ve büyüyen bir Türkiye Avrupa için son derece önemli. AB’den gelen mesajlar Türkiye ile ilişkilerin canlanacağını gösteriyor. Hisarcıklıoğlu, AB iş insanlarına “Türkiye’ye yatırım yapan bugüne kadar kazandı, yine kazanacak” mesajını veriyor. Avrupalı iş insanlarının beklentisi ise istikrar ve iş yapma ortamı açısından hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi. Avrupa’dan yapılan açıklamalar Türkiye’nin Avrupa yoluna dönmesi yönünde. Bu yolun köşe taşları ise yargı gibi önemli reformlardan oluşuyor.

SIRA BERLİN’DE

Türkiye’nin ekonomideki sıkıntılı süreci aşması için iş dünyası da çaba harcıyor. DEİK Türk Amerikan İş Konseyi öncülüğünde 26 Eylül’de New York’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın katılımı ile düzenlenecek yatırım zirvesinin bir benzeri de Almanya’da yapılacak. Bu kez öncülük TOBB’da. Erdoğan ve Albayrak’ın yatırımcılarla yapacağı toplantıda yeni reform süreci anlatılacak.

Yazının devamı...