"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Tiflis Belediyesi’ne Türkiye’den midibüs

11 Ekim 2019

Tören 400 milyon dolar yatırımla ülkenin en büyük yabancı yatırımcısı olan Anadolu Grubu için son derece önemli. Çünkü Tiflis Belediyesi’ne satılan 220 midibüsün teslimatı var. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, Anadolu Grubu İcra Başkanı Hurşit Zorlu, Anadolu Grubu Otomotiv Grup Başkanı Bora Koçak, Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan’ın katıldığı törende 16.9 milyon dolar tutarındaki midibüslerin teslimi bir zamanlar Milan’da oynamış milli futbolcu şimdiki belediye başkanı Kakha Kaladze’ye yapılıyor.

Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, Türk mühendisleri tarafından geliştirilen dünyaca ünlü modelleri Novociti Life’ın Tiflis dışında Polonya, İtalya, Yunanistan ve Fransa’da da yollarda olduğunu söylüyor. Arıkan şunları bilgileri veriyor: “Novocity Life’ın elektriklisini de önümüzdeki sene 2020’nin sonunda piyasaya süreceğiz. İhracatta 33 distribütör ile 42 ülkeye geldik. 42 ülke nerdeyse 42 farklı talep, regülasyon. Onun için de güçlü Ar-Ge merkezi kurduk. 130’u aşkın mühendis arkadaşımız çalışıyor. Otobüsleri tamamen kendi merkezimizde geliştiriyoruz. Yerlilik oranı bazılarında yüzde 70’e kadar çıkıyor. Satışlarımızın yüzde 75’i Avrupa’ya. Ancak Avrupa’da cd sıkıntılar nedeniyle hedefimiz Ortadoğu, Orta Asya’nın geri kalanı ve Güney Amerika. İç piyasada yüzde 79’luk kayıp var. Biz de ağırlığı ihracata verdik.”

Gürcistan’da sadece otobüs değil enerji ve bira üretimi ile de bulunduklarını söyleyen Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan ise yaklaşık 400 milyon dolarlık bir yatırım miktarına ulaşarak en büyük yabancı yatırımcı olduklarını söylüyor. Özilhan şunları anlatıyor: “Japonların otobüs konusunda hiçbir tecrübesi yok. Tamamen Anadolu Isuzu’nun kendi geliştirdiği bir teknoloji ve tecrübe bu üretim. Dolayısıyla hakikaten bu çok önemli. Japonlar da bunu gayet iyi destekliyor. Ayrıca biz İngiltere’ye kendi markamızla üretim yapıyoruz. Ticari vasıtanın önümüzdeki dönemde açılması konusu tamamen ekonomi ile bağlantılı. Önümüzdeki dönemde Türkiye büyümeye girerse istikrarlı bir şekilde talep artacaktır. Ama ben Türkiye’de çok fazla kamyon olduğu inancındayım.”

KOBİ’LER İÇİN FIRSAT VAR

GÜRCİSTAN Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan ise kapı komşusu olan bu ülkenin Türk yatırımcıları için son derece önemli bir potansiyel ifade ettiğini söylüyor. Özellikle KOBİ’ler açısından yatırım imkanlarının fazla olduğunu dile getiren Yazgan, yatırım yapmak isteyenlere şu önerilerde bulunuyor: “Yatırımı uzun vadeli düşünüyorsanız gelin. Ne iş yaparım diye değil iyi yaptığım bir işi buraya nasıl taşıyabilirim diye bakılmalı. Tekstil, turizm önemli yatırım alanları. Yatırımlarda ciddi kolaylıklar var. Biz büyükelçilik olarak her türlü imkanı vermeye hazırız.”

Yazının devamı...

Market markalarına kısıtlama geliyor

6 Ekim 2019

Türkiye'de yılan hikayesine dönen ve bir türlü tarafları memnun etmeyen iki yasa var. Hal ve Perakende Yasası... Bu iki yasada da Ticaret Bakanlığı uzun bir süredir çalışma halinde. Çalışmalar sona gelmiş durumda. Düzenlemelerin yıl sonuna kadar Meclis’e gelmesi hedefleniyor.

Geçen hafta Ticaret Bakan Yardımcısı Sezai Uçarmak ile İstanbul’da Avrupa Birliği ile ortak düzenlenen Ürün Güvenliği haftası toplantısında karşılaştık. Özellikle perakende sektörünün merakla beklediği yeni düzenlemeler hakkında bazı bilgiler aldım.

Yasalarda yapılacak düzenlemeler önemli. Çünkü sektörde rekabet koşulları değişecek, yeniden düzenlenecek. Bunlardan en önemlisi ise son yıllarda Türkiye’de enflasyonla mücadelede önemli bir işlev gören indirim ve zincir marketlerle ilgili.

Yeni düzenleme ile zincir marketlerin kendi markalarıyla sattıkları ürün oranı kısıtlanacak. Marketlere yöresel ürün satma zorunluluğu gelecek. İndirim marketlerinin açılması ise semtin nüfusu, gelir durumu, market sayısı gibi kriterlere göre belirlenecek. Böylece esnafın rekabete karşı korunması sağlanacak.

Market markalı ürün bir perakende zincirinin yalnızca kendi mağazasında satılmak üzere kendi belirlediği marka ile üretim yaptırması demek. Private Label olarak bilinen bu ürünler Türkiye’de son yıllarda hızla büyüyen bir sektör yaratmış durumda. 2018 yılında önceki yıla kıyasla market markalı ürünlerin cirosu yüzde 70 artışla yaklaşık 50 milyar liraya yükselmiş durumda.

Uçarmak, özel markalı ürünlerin bazı marketlerde yüzde 80’leri bulduğunu söylüyor. Bunun da rekabeti bozduğu, üreticinin kendi ürünlerini kendi markasıyla satma imkanını kısıtladığını anlatıyor.

Peki bu konunun doğrudan muhatabı olan özel markalı ürün üreticileri ne diyor? Private Label Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İmer Özer’e göre bu düzenlemenin sonuçları kendileri için hiç de olumlu değil.

Yazının devamı...

Sermayemiz artık sadece para değil

29 Eylül 2019

Boyner Grubu bu yılın başında önemli bir karar alarak bünyesindeki Beymen Mağazacılık ve AY Marka Mağazacılığı 2015’ten beri ortağı olan Katarlı Mayhoola’ya sattı. Beymen ve Network Mayhoola’ya geçerken, Boyner Mağazacılık ve Altınyıldız Tekstil Boyner Holding’de kaldı. Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner ile biraraya geldik. Türkiye’nin bu önemli üretici ve perakende grubunda bundan sonra neler olacak konusunu konuştuk. Boyner, “Ortağımız geldiğinde 5 yıl sonra giderim dedi. Ahde vefa paradan daha önemli” diyor. Boyner, yeni dönemi şöyle anlatıyor:

Boyner Grubu olarak önemli bir yeniden yapılanma dönemindesiniz. Bu süreci anlatır mısınız?

- Boyner Grubu olarak ilk ortağımız CVCI’dı (Citibank), 2007’de ‘beş sene için yatırım yapacağım burada’ diyerek geldi beş sene sonunda çıkarken imkanımız vardı, sattığımız hisseyi iki katına geri aldık. Sonra 2015’te Mayhoola geldi, o da “5 senelik yatırım yapacağım” dedi. Onun için geçen seneden itibaren çıkış yolları aradık. Beymen’i halka açmak istedik fakat o sırada sermaye piyasalarının önü kapandı. 2019’da da yabancı sermaye yatırım için pek hevesli olmadı. Umutla davet ettiğin bir yatırımcıyı evinden memnuniyetle uğurlaman lazım. Mutlu yatırımcı bir sonraki yatırım için kartvizitin oluyor. Planladığımız çıkış yolları kapanınca şirket portföyünü paylaşarak herkesin mutlu olduğu sonuca geldik. Onlar kendi bildikleri alan olan lüks segmentte Beymen ve Ay Marka’yı portföylerine eklediler. Biz de çok uzun zamandır grubu yönlendirdiğimiz milyonlarca tek müşteri kainatını, Boyner, Morhipo, Hopi, Altınyıldız tarafını tercih ettik.

Beymen ve Network sizinle özdeşleşmiş markalardı. Üzüldünüz mü?

- Evet bir satış konuşuyoruz. Mutlaka para var işin içinde kabul. Ama onun kadar önemli başka bir şey daha var. O da “ahde vefa.” Tabii ki üzüldük. O markalar tırnaklarımızla yarattığımız markalardı. Beymen ve Ay Marka’da üç nesil çalışan insanlarla, markalarla çok yakın bir bağımız var. Ama bir taraftan da ortağına bir ahde vefan var. Bunların hepsinin doğru dengelendiği, kazanan ve kazandıran yolu herkes için bulduk diye düşünüyorum. Şu anda geldiğimiz noktadan herkes memnun. Anlattığım bu his sadece bana ait hisler değil, tüm ailenin, ortaklarımızın hisleri.

Satıştan sonra çalışan sayısı ne oldu?

- Şu anda 300’ün üzerinde mağazamız ve merkezlerde toplam 7 bin 500 çalışanımız var. Daha önce 10 bindi.

Yazının devamı...

Veziroğlu’nun ‘Amerikan rüyası’

22 Eylül 2019

YILBAŞINDA Amerika’nın New York kentinde dev bir alışveriş merkezi açılıyor. 6 milyar dolar yatırımla gerçekleşen alışveriş merkezinin yılda beklediği ziyaretçi sayısı 46 milyon kişi. Manhattan’ın tam karşısındaki New Jersey’de inşaatı hızla süren bu AVM’nin şu anda ABD’de inşa edilen dünyanın en büyük tek bir alandaki eğlence ve alışveriş merkezi projelerinden biri olacağı söyleniyor. Projenin içinde üç tema park bulunuyor. Projenin adı ise American Dream (Amerikan Rüyası)... Ortakları arasında ABD’li sermayedarlar ve fonlar yer alıyor. Öğrendiğime göre ABD’de uzun yıllardır yaşayan bir Türk iş insanı da ortaklar arasında... Şimdi bu AVM bizi neden ilgilendiriyor diye soruyorsunuzdur eminim. Tüm bu projelerin içinde yeme-içme eğlence alanlarını Grisini Grubu üstlenmiş. Aldığım bilgilere göre Grisini de bu işe 400 milyon dolar yatırım yapmış. Grisini bu büyük yatırıma girerken Türkiye’den çok önemli bir ismi transfer etti. Bu isim Doğuş Grubu’nun yeme içme markası D.ream’in kurucusu ve markanın yaratılmasında büyük emeği geçen Levent Veziroğlu. Öğrendiğime göre Levent Veziroğlu, bir ay önce İcradan Sorumlu Yönetim Kurulu Başkanı olarak imzayı attı.

FİNANS SEKTÖRÜNDEN GELİYOR

Veziroğlu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve The American University lisans bölümü mezunu. Kariyeri Sayıştay denetçiliği ile başlıyor. Hazine Müsteşarlığı’nda IMF ile İlişkiler ve Ödemeler Dengesi Daire Başkanlığı, IMF İcra Direktörleri Kurulu Kıdemli Danışmanlığı gibi önemli görevlerle ilerliyor. 2008’de ise bürokrasiyi geride bırakarak Doğuş Holding’e geçiyor. 2012’de eğlence sektöründe faaliyet gösterecek D.ream’in kurucu ve CEO’su oluyor. Türkiye’de yeme içme alanında kurumsal bir yapı yaratmak isteyen Doğuş Grubu’nun Nusret, Kitchenette, Zuma, Gina, Kiva, Mezzaluna gibi restoranların alımında fizibilitesini yaparak imza atan Veziroğlu, bu işe bakışını “Biz bu sektörde bütünsel bir anlayış içinde, üretimden servise kadar uzanan zincirin bütün halkalarını planlamaya çalışıyoruz” diye açıklamıştı.

Veziroğlu’nun Doğuş’la ilişkisi ise geçen yıl bankalarla yeniden yapılandırma çalışmalarının ardından bitti. Grupta Aclan Acar gibi bazı isimlerin ayrılmasıyla başlayan yönetimsel değişiklikte turizm ve yeme-içme işleri şirketleri Doğuş Turizm Grubu ve D.ream birlikte yönetilmeye karar verilerek başına Eryiğit Umur CEO olarak getirilmişti. O günlerde Şahenk’in, Veziroğlu’ndan icrada değil yönetim kurulunda yer almasını istediğini yazmıştım. Ancak Veziroğlu daha sonra Doğuş’tan ayrılmıştı. Ferit Şahenk şimdi grubun bizzat başında. Veziroğlu’nun transferinden ise haberi var mı bilmiyorum. Çünkü aldığım duyumlara göre Galataport’un başına Veziroğlu’nun gelmesini istiyormuş. Ayıca Veziroğlu ile ilgili son dönemde yurtdışında ve içinde otel yatırımlarıyla dikkat çeken Galataport’un da ortağı olan Serdar Bilgili ile yeme-içmede yeni markalar yaratan Cihan Kamer’in de planları olduğu söyleniyordu. Ferit Şahenk’le bir uçak yolculuğunda planlayıp kurduğu D.ream’i 7 yılda dünya çapında bir marka haline getiren Veziroğlu’nun yönetim başarısı demek ki dünyada da gözden kaçmamış. Veziroğlu şimdi bu deneyim ve bilgi birikimini ABD’de gösterecek. Veziroğlu Türkiye’deki “hayallerini” büyük bir tesadüfle artık ABD’de gerçekleştirecek. Yani Veziroğlu için Türk D.ream’in açtığı yol American Dream’e çıkıyor!

ÖTV İNDİRİMİ BEKLEYİŞİ YENİDEN BAŞLADI

BHS

Yazının devamı...

‘Çaylar şirketten’ dönemi bitiyor

15 Eylül 2019

 

YIL 1923... Cumhuriyet yeni kurulmuş. Bursa’nın Pazarcık ilçesinde yaşayan genç Kamil Koç, askerden döndükten sonra yapacak başka iş bulamayınca, bir mandanın çektiği arabasıyla yük taşımaya başlar.

1926’da bu işin araçsız başarılı olamayacağını gören Kamil Koç, önce ehliyet, ardından da bir Fiat şase alır. Bu şasenin üzerini ahşap ve tente ile kaplatarak, yolcu taşımacılığına başlar... Yıllar içinde filosunu genişleten Koç, Marshall Planı ile genişleyen karayollarında yolcu taşımacılığını geliştirme kararı alır ve 1949’da Bursa ile İstanbul arasında yolcu taşımaya başlar.

Adıyla markalaştırdığı otobüs yolcu taşımacılığında ikram, otobüste host-hostes uygulaması, biletlere yolcu ismi yazdırılması, sigara yasağı gibi ilkleri başlatan bir öncü olur. Yıllar içinde Türkiye’nin en büyük 500 şirketi arasına girer Kamil Koç. Markanın kurucusu Kamil Bey 1975’te hayatını kaybettiğinde, yönetim, okutmak için büyük çaba harcadığı üç kızı ve üçüncü kuşak tarafından devralınır. Ancak hem sektörün son yıllarda girdiği kriz, hem de aile içinde çıkan sorunlar nedeniyle, şirket 2013’te Actera Group’a satılır.

18 MİLYON YOLCU

Kâmil Koç bugün iş ortakları ile birlikte yaklaşık 8 bin kişilik büyük bir grup. Toplam 67 il ve 271 ilçede, 861 bilet satış noktasına sahip. Yaklaşık üçte biri kendine ait olan bin 100 araçlık bir otobüs filosu var. Taşıdığı yolcu sayısı ise yılda yaklaşık 18 milyon. Rekabet Kurulu’ndan da çıkan onayla, bu önemli şirket geçen günlerde tekrar el değiştirdi. Actera fonu, şirketi Almanya’da üç genç tarafından kurulan Flixmobility GmBH’ye devretti. Bu el değiştirme ne anlama geliyor? Uçak ücretlerinin yükselmesi ile yeniden alternatif hale gelmeye başlayan yolcu taşımacılığı, Türkiye’de nereye gidiyor? Bu soruların yanıtını sektörün uzmanlarına sorarak bulmaya çalıştım.

Türkiye’de yolcu taşımacılığı pazarında yılda 185 milyon kişi bir yerden bir yere taşınıyor. Bugün yaklaşık 340 firma Türkiye’nin tüm kentlerine yolcu taşımacılığı yapıyor. Sektör, havayolu taşımacılığının ulaşılabilir hale geldiği 2000’li yıllar sonrası çok ciddi bir türbülans yaşadı. Birçok değerli markalar sektörü terk etmek zorunda kaldı. Sektör bugünlerde kalite, güvenlik gibi konularda büyük imaj kaybı yaşıyor. Araçların eskimesi, sık sık yanan otobüsler, kalitesi bozulmuş servis anlayışı, rötarlar, çalışan kalitesi gibi büyük sorunlar var. Böyle bir ortamda Alman grup Türkiye’de ne yapacak? FlixMobility, “Herkesin dünyayı keşfedebilmesi için çevreci ve akıllı seyahat” sloganı ile üç Alman gencin girişimiyle 2013 yılında yola çıkmış bir grup. Almanya’da otobüs piyasasının serbestleştirilmesi ile hızlı bir büyüme gerçekleştirmiş. Aslında bir teknoloji girişimi, e-ticaret platformu.

Yazının devamı...

İş dünyası 100 milyar doların peşinde

8 Eylül 2019

TÜRKİYE ile Amerika Birleşik Devletleri arasında görüşmeler son dönemlerde hayli yoğun. Bu görüşmelerin temelinde tabii ki Suriye konusunda yaşanan siyasi pazarlıklar ön planda. Ancak iki ülke arasında buna paralel ilerleyen önemli bir konu da ekonomik. Türkiye ile ABD arasında uzun stratejik ortaklık yıllarına rağmen ticaret hacmi 2018 rakamlarına göre sadece 20 milyar dolar. Bunun 12.4 milyar doları ABD tarafına ait. Bu rakamın arttırılması son günlerin en önemli konusu. ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçen yıl dillendirilen 100 milyar dolar hedefiyle iş dünyası için büyük bir fırsat gündemde.

Bu hedefe ulaşmak için iki ülke iş dünyası raporlar, yol haritaları hazırlıyor. Türk tarafında geçen aralık ayında Türkiye Amerikan İş Konseyi (TAİK) yol haritasını belirlemek üzere çalışma başlatmış ve daha sonra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türk İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye İhracatçılar Meclisi, Uluslararası Yatırımcılar Derneği, ABFT gibi iş dünyasının temsilcileri bir araya gelerek herkesin yaptığı çalışmaları tek bir çatıda birleştirmiş ve nihayetinde Boston Consulting Group’tan bu süreci yönetmesini istemişti.

Bu arada yoğun görüşmeler başladı. Geçen yıl Washington’da TAİK Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ve ATC başkanı General James Jones’un katıldığı toplantılar yapıldı. Geçen ayki G20 zirvesinden sonra Yalçındağ, Trump’a mektup göndererek, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkartılması için Trump’ın desteğinden iki ülke iş dünyasının memnuniyetini dile getirdi. Bu mektupta hedefe nasıl ulaşılacağına ilişkin rapor hazırlandığını da söyledi.

Mektuptan sonra 5 Ağustos’ta ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, Yalçındağ’ı arayarak rapor hakkında bilgi istedi ve ABD tarafının hazırladığı raporla karşılaştırmak üzere Yalçındağ’ı 29 Ağustos’ta Washington’a davet etti.

İşte bu yoğun temasların ardından ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross önceki gün Türkiye’ye geldi. Elinde dosyalarla gelen Ross’un hem iş dünyası hem de Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeleri var.Ross, Türkiye’de ilk 3 gününü İstanbul’da başta TAİK olmak üzere TÜSİAD, TOBB, TİM, YASED ve ABFT gibi iş dünyasının temsilcileri ile geçirecek. Pazar günü de tarihi yerleri ziyaret edecek. Haftasonu Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile görüşen Ross, 9 Eylül’de ise Ankara temaslarına başlayacak.

NEW YORK’TA LANSMAN

İki tarafın hazırladığı raporlarda yatırım ortamının iyileştirilmesi, iki ülke arasındaki algının güçlendirilmesi gibi ana konular var. ABD tarafının dikkat çektiği konular arasında devlet görevlilerinin hızla aksiyon alması, lojistik maliyetlerinin düşürülmesi, gümrük prosedürlerinin kolaylaştırılması isteniyor. ABD Türkiye’ye sıvılaştırılmış petrol gazı (LNG) ihracatını arttırmak istiyor. Öne çıkan sektörler havacılık, enerji, sağlık ve tıbbi cihazlar, kimya ve finans. ABD tarafının diğer beklentileri arasında tarımsal ürünlerin ithalatı, farmakoloji alanındaki uygulamalar, veri korumaya ilişkin düzenlemeler ve 5G için atılması gereken adımlar nedeniyle Amerikan şirketlerinin yaşadıkları zorlukların aşılması da yer alıyor.

Yazının devamı...

‘Müşterilerimi çaldın’ kavgası

1 Eylül 2019

Organik gıdadan sonra tüketiciler şimdi de organik temizlik ürünlerinin peşinde. 60 milyar dolarlık bir sektör olan temizlik sektöründe Unilever, Procter and Gamble gibi büyük devler var. 100 yıllık geçmişe sahip bu sektöre yönelik son yıllarda ise büyük tartışmalar yaşanıyor. Sağlıkta ve ekolojik dengede büyük tahribat yarattığı iddia edilen temizlik maddelerine karşı dünyada da ciddi bir sorgulama var. Bu endişeler gıda ve tekstilde olduğu gibi temizlik konusunda da organik arayışları arttırıyor. Özellikle ev temizliğinde bu arayışları hızlandırıyor. İnternetin de yaygınlaşması ile son yıllarda kendi iş modeliyle gelen yeni bir sektör olarak karşımıza çıkıyor.

50 FARKLI MARKA VAR

Daha çok internetten ulaşılabilen bitkisel kaynaklı temizlik malzemelerinde marka sayısı 50’yi geçmiş durumda. Dünyada yaygın olan Amway, Farmasi gibi doğrudan pazarla firmalarını örnek alarak online siparişle çalışan yüzlerce firma var. Ancak büyük bir hızla büyüyen ve büyümekte olan sektörde bu endişelerden faydalanmaya çalışan firma sayısı da çok fazla. Merdiven altı üretim yaygın. Kendisine göre bir formül yaratan bu firmalar istedikleri gibi pazarlama yapabiliyor. Deterjan ve temizlik maddelerinin yarattığı korkular nedeniyle çamaşır, bulaşık ve ev temizliğinde ben de organik ürünler kullanmaya çalışıyorum. Ancak bugüne kadar sadece tüketici olarak baktığım bu alanda yaşanan bir ticari anlaşmazlığı anlamaya çalışırken bu korkularımızın nasıl kullanıldığını da görmüş oldum. Sektörde çok çeşitli belgeler var. Bir formül yaratırsanız bu belgelere ulaşmanız kolay. Bir marka bir şişe bir de bunları bir araya getirecek depo buldunuz mu siz de organik temizlik maddesi üreticisi olabiliyorsunuz. Üretici firmaların üzerinde herhangi bir denetim veya yaptırım yok.

REKABET BÜYÜYOR

Anlaşmazlık konusuna gelince. Bu sektörün en tanınmış markalarından biri 6 yıldır piyasada bulunan Glint’le bir yıldır dağıtımcısı olarak çalışan MFC Global firması arasında markaya zarar verme, müşteri portföyünü boşaltma, tehdit, şantaj gibi iddialarla mahkemeye yansıyan bir sorun var. Glint’in üreticisi bir kadın girişimci Pınar Vardar. Daha önce dershane sahibi olan Vardar, dershaneler kapanınca bu sektöre giriyor. Bitkisel temizlik sektöründe sadece yurtiçi değil 27 ülkeye de ihracat yapıyor. Vardar’ın iddiası şu: “MFC Global’le bir yıl önce satış ve dağıtımı konusunda bir sözleşme yaptık. Ancak bir yıl sonra bir gün internet sitemiz bize kapandı. Sitede Glint yerine Eya Clean adında bir marka pazarlanmaya başlandı. Instagram sayfamız ve müşteri portföyümüz kopyalandı. İtirazlar sonucu siteyi tekrar açarak sıfırdan başladık.”

DOĞRU PAZARLAMA

Şirketi 1.5 yıl önce kuran şimdi ise 6 ay önce üretime başlayan Eya Clean’in dağıtımını üstlenen MFC Global’ın sahibi Mesut Ceyhan ise Glint’in müşteri portföyünü zaten kendilerinin oluşturduğunu söylüyor. Ürünü beğenmedikleri için başka marka ile çalışmaya başladıklarını anlatan Ceyhan, kendilerinin de o şirkete ilişkin davaları olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor: “Ürünlerimiz bitkisel ve konsantre. Temizlik sektörü hızla bu yöne kayıyor. Bu sektör çok hızlı büyüyor, büyüyecek. Biz de sektörün önemli bir aktörüyüz. TÜBİTAK’la çalışıyoruz, Ar-Ge yapıyoruz. Formülü olan herkes üretim yapabilir. Bizim bugün 170 bin üyemiz, 1 milyona yakın takipçimiz var. Başarım sosyal medyadan geliyor. Doğru bir pazarlama ile isterseniz sizde marka olabilirsiniz. Üretmek önemli değil. Kimyacı olmaya da gerek yok” diyor.

Yazının devamı...

TEMA kavgası

25 Ağustos 2019

İKİ toprak sevdalısı, Toprak Dede Hayrettin Karaca ve Yaprak Dede A. Nihat Gökyiğit tarafından 1992 yılında kuruldu TEMA Vakfı. Amaçları Anadolu’da yaşanmakta olan erozyon ve çölleşme tehlikesine karşı kamuoyunun dikkatini çekmek, bu mücadelenin devlet politikası olmasını sağlamaktı. Vakıf yıllardır “Türkiye Çöl Olmasın” sloganıyla çok önemli adımlar atarken Karaca ve Gökyiğit de hala bugün ilerlemiş yaşlarına rağmen bu amaç doğrultusunda yaşıyorlar.

İş dünyasının da çok önemli isimleri olan bu iki değerli ismin kurduğu Tema’nun bugünlerde en önemli işi yanan ormanlar için başlattığı kampanya. Ancak bir de isim hakkına ilişkin verdiği bir mücadele var.

Sorun büyük İstanbul depremi sırasında tanışan iki arkadaş Murat Polat ve Ercüment Amasyalı tarafından kurulan Tema Okulları’ndan kaynaklanıyor. Tema markasını kullanan girişimcilerin haksız kazanç sağladığını düşünen Tema Vakfı, markanın kullanılmaması için bu gruba dava açmış.

Tema Okulları’nın internet sitesinde yer alan tanıtıcı bilgilerde yeşil ve doğa konusuna özel önem verilmesinin algı karmaşası yarattığı belirtiliyor. Okulun tanıtım yazılarında yer alan o bilgiler şöyle:

“Yeşili seviyoruz, yeşil içinde öğrenmeye inanıyoruz. O nedenle Tema Okulu’nun yeşil bir kampüs içinde olmasını tercih ettik. Bizi özel kılan diğer etmenler olarak sıralanabilir. Atölye destekli programlarımız ( sanat, fen-doğa, yapı inşa, evcilik ve müzik atölyeleri), yaz-kış kullandığımız bahçemiz, okul içinde beslediğimiz kuşlarımız, balıklarımız ve biz, bir bütünüz.”

Tema Vakfı’ndan aldığım bilgilere göre davada bilirkişi raporu aşamasına gelinmiş. Tema’nın hukukçularından Ömer Aykul “Markanın ticari bir olay olduğunu kamuoyunda önemli kuruluşların marka ve logalarının, tanıtıcı işaretlerinin önemli oranda sert koruma altına alındığı” belirtiyor. Davayı açma nedenlerini ise “Tema’nın okul açtığı” algısı olduğunu söyleyen Aykul, önce ihtar çekerek durumun düzeltilmesini istediklerini olmayınca da dava açtıklarını söylüyor. Mahkemeye ulaşan bilirkişi raporunda “haksız çıkar elde ediliyor” kararı çıkarsa okulun adının değişmesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor:

“Tema markası zaman zaman girişimciler tarafından kullanılıyor. Bizden önce kullanılmışsa itiraz hakkımız yok. Ama bizden sonra ise hemen ihtar çekiyoruz. İtiraz edilmezse ürünler toplanıp imha ediliyor ve dava sürecine ihtiyaç kalmıyor. Tema ticari olmaktan çok özel bir amacı olan bir vakıf. O nedenle markamız konusunda titiz davranıyoruz” diyor.

FİDAN BAĞIŞINA YOĞUN İLGİ

Yazının devamı...