"Jale Özgentürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Jale Özgentürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Jale Özgentürk

Aç tavuklara imece çözümü

1 Temmuz 2018

TÜRKİYE beyaz et sektörü uzun bir süredir zor günler yaşıyor. Antibiyotik, genetiği değiştirilmiş yem kullanımı gibi iddialar nedeniyle iç piyasada bir türlü belini doğrultamayan sektör, ihracatta da Irak dışında önemli bir pazar elde edemedi. Dövize bağlı yem fiyatları, tüketimde sık sık yaşanan krizler, sektördeki büyük küçük tüm oyuncuları zora soktu. Zor durumda olduğunu açıklayan son dev üretici de Keskinoğlu oldu. Bilindiği gibi Türkiye’nin en büyük entegre üreticilerinden Keskinoğlu, haziran ayında hacizlere karşı koruma sağlamak için konkordato ilan etmek zorunda kaldı.

YAPILANMA KARARI

Keskinoğlu, Türkiye üretiminin yüzde 8-9’unu üreten bir grup. 1.1 milyar TL ciroya sahip. Yatırımlarla hızlı büyüyen grubun sıkıntılı günleri 2015 ve 2016 yıllarında başladı. Sıkıntıyı aşmak için yabancı ortaklarla görüşmeler de o dönemde başladı. Ancak Körfez’den fon şirketleri, Tayland merkezli CP, Banvit’i satın alan Brezilya sermayeli BRF şirketi ile yapılan görüşmelerde bir türlü sonuç alınamadı. Bunun üzerine Keskinoğlu, borçlu olduğu bankaların da önerisiyle yeniden yapılanma kararı aldı. Bu yapılanma kararı yönetimi de etkiledi. Üst yönetimde ailenin genç jenerasyonu Keskin Keskinoğlu başta olmak üzere yeni nesil görevi bıraktı.

Şirketin yeni yönetim kurulunda iki kurucu Fevzi ve Mehmet Keskinoğlu, en büyük alacaklı olduğu belirtilen Yapı Kredi’nin önceki genel müdürü Tayfun Bayazıt ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar yer aldı. Hedef şirketin yeniden sağlıklı hale getirilmesiydi. Ancak bu güçlü kadroya rağmen Türkiye ekonomisindeki sorunlar, dövizdeki artışlar, nakit sıkışıklığı gibi nedenlerle sorunlar çözülemedi ve şirket konkordato ilan etti. Keskinoğlu’nun bu kararı hem yan sanayisi ile birlikte 80 bini bulan çalışan ve üreticiyi hem de sözleşmeli üreticilerin kümeslerindeki 8 milyon tavuğu etkiledi.

UZUN SÜRE DAYANAMAZ

Konkordato ilanının ardından ödemeler bir süre durunca üreticinin elindeki 8 milyona yakın tavuk yem verilemediği için aç kaldı. Abdullah Koç, Kanatlı Hayvan Eti Üreticileri Birliği’nin Akhisar sorumlusu. Koç, birkaç gün sonra biraz üreticilerin kendi aralarında imece usulü yardımlaşması, biraz da devletin çabası ile hayvanlara yem verilmeye başlandığını söylüyor. Ancak ödemeler yetersiz ve sorun devam ediyor. Koç, konkordato kararı ile ancak bir süre nefes alabileceğini uzun süre dayanamayacağını anlatıyor. Sektör temsilcilerine göre Keskinoğlu’nun bu krizi atlatabilmesinin tek yolu yabancılara satış olacak. Tayland ve Japonya’dan firmalarla görüşmeler başlamış. Beyaz et ve yumurta üretiminin bu büyük markasının geleceği üç ay içinde netleşecek. Umarım bu sürede tavuklar aç kalıp telef olmazlar!

TAVUKTA YABANCI AĞIRLIĞI ARTIYOR

Yazının devamı...

Uzakdoğu rekabeti Türkiye’ye taşındı

24 Haziran 2018

BUGÜNLERDE daha çok kapanan mağazalarla gündemde olan alışveriş merkezlerinin yüzünü güldüren üç marka var: Miniso, Mumuso, Yoyoso. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi, bu üç marka Uzakdoğu’dan... Miniso Japon, Mumuso Güney Koreli, Yoyoso ise Filipinli. Fast fashion (hızlı moda), fast food’dan sonra, son yılların yaygın modeli haline geldi. Bu kategorideki mağaza zincirleri olarak tanımlanan bu üç markanın tasarım ve üretim felsefeleri de birbiriyle epey benzeşiyor: Pratik, çevreye duyarlı, ucuz ve insan odaklı ürünler satmak. Her üçü de son 10 yılın dünyada en hızlı büyüyen markaları arasında yer alıyor. Ve dünyanın dört bir yanında varlar.

AYDA 100 MAĞAZA AÇIYORBu markalardan ilk kurulan Miniso. Şirketin baş tasarımcısı da olan Miyake Junya ve Çinli genç girişimci Ye Guo Fu’nun 2013’te Tokyo’da kurduğu Miniso, yeme-içme, hızlı giyim ve eğlence sektörleri ile moda ve eğlenceyi bir araya getiren yeni bir iş stili yaratmış. Bugün 40’a yakın ülkede 3 binden fazla mağazaya sahip. Şirket ayda ortalama 80 ila 100 mağaza açıyor. Hedefi 2020’ye kadar dünyanın dört bir yanında 6 bin mağaza açmak ve 9 milyar dolarlık ciroya ulaşmak. Türkiye’ye 2016’da Medical Park ve Liv Hastaneleri’nin ortaklarından Adem Elbaşı’nın getirdiği Miniso, ilk mağazasını Watergarden’da açtı. Bugün 30 mağazası var. 2018 hedefi 45 mağazaya ulaşmak. Hedefi de her ay en az bir mağaza açmak.

GÜNEY KORE’DE DOĞDUMumuso ise Güney Kore’de 2014’te doğan bir marka. Üretimini Kore, Japonya, Tayland, Singapur ve Çin’de yapıyor. Mumuso’nun felsefesi de ekonomik ve yaratıcılık temel ilkeleriyle üretilmiş ürünlerle, kalite, tasarım ve kaliteli bir yaşam arayışındaki insanların ihtiyaçlarını karşılamak. Türkiye’ye 2017’de Tepe Nautilus mağazasıyla giren Mumuso’yu getiren isimler ise başta Turkcell olmak üzere birçok şirket merkezinin ve ofislerin tasarımcısı Fabrika Mimarlık’ın ortaklarından Ramazan Donduran ve uluslararası markalara üretim yapan Canlıoğlu Tekstil’in sahibi Ayhan Canlıoğlu. Türkiye’de mağaza sayısı 14’e ulaşan Mumuso’nun 2020 hedefi dünya genelinde 5 bin mağazaya sahip olmak.

20 ÜLKEDE VARUzakdoğulu bu markalara şimdi de Yoyoso eklendi. Filipinler’den doğan Yoyoso da 2014’te kuruldu. Bugün dünya çapında 800 mağazası var. Meksika’dan İngiltere’ye Avustralya’dan Kanada’ya dünyanın 20 ülkesinde yer alan markayı Türkiye’ye getiren şirketin adı Ecrou Mağazacılık. Perakende sektöründe Carrefoursa, Teknosa gibi önemli markalarda yöneticilik yapan Tahsin Göksu ile hazır giyimde hızlı modanın en başarılı markalarından De Facto’nun kurucularından Şahin Demir’in Türkiye’ye tanıştırdığı Yoyoso’nun ilk mağazası Venezia AVM’de açıldı. Yoyoso da Türkiye’de hızlı büyümeyi hedefliyor.

Miniso’nun, kendi iş modelini takilt etmekle suçladığı markalar, dediğim gibi AVM’lerin yeni gözdesi... Üç marka da Türkiye’nin diğer illerinde yayılmak arayışında. Yani bu kıyasıya rekabet Uzakdoğu’dan Anadolu’nun içlerine doğru büyüyecek...

Yazının devamı...

Fransız Flormar’ın sendikayla imtihanı

17 Haziran 2018

Hisseleri üç yıl önce Fransız Groupe Rocher’e satılan Flormar markasının reklamının sloganı bu...

Kadınların iş hayatında her şeyi yapabileceğini vurgulayan ve reklamda Hazar Ergüçlü’nün dillendirdiği bu slogan, bugünlerde makyaj yapan değil o ürünleri üreten kadın işçiler tarafından kullanılıyor. Neden mi? Çünkü Flormar’ın Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikasında ücretlerinden ve haklarından memnun olmayan 350 kadın işçiden 120’si sendikalaşmaya karar verince iddialarına göre işten atıldılar.

İDDİALI HEDEFLERFlormar, Türkiye’nin büyütüp hisselerini uluslararası bir deve sattığı başarılı markalardan biri. Milano’da kurulan marka 1970’de Şenbay ailesi tarafından satın alınarak Türkiye’de üretime başlıyor. Bugün dünyanın 93 ülkesinde 250 şehrine yayılan 650 mağazaya sahip. 2012’de ise yüzde 51 hissesi dünya devi Fransız Groupe Rocher tarafından satın alınıyor. Yves, Jacques ve Bris tarafından kurulan Rocher Grubu’nun 9 büyük markası arasına Türkiye’de pazar payı yüzde 21 olan Flormar da giriyor.

Fransız Rocher ailesi üç kuşaktır, doğal kozmetik üretiyor. Yüzde 99 oranında ailenin kontrol ettiği grup, 110 ülkede faaliyet gösteriyor. Grubun başında 2010’dan beri Bris Rocher bulunuyor. Kullandığı tüm bitkiler, Fransa’da organik biçimde yetiştiriliyor. Ormansızlaştırmaya karşı bir vakıfları da var. Kurumsal Sosyal Sorumluluk politikaları kapsamında da iddialı hedefleri bulunuyor: Buna göre 2020’ye kadar grup genelinde enerji tüketimini yüzde 10 azaltıp, yenilenebilir enerji kaynaklarının payını yüzde 30’a çıkaracak, cinsiyet eşitliği için çalışıp, 5 yılda bir milyon kadına istihdam ve eğitim sağlayacak, engellilerin iş yaşamına katılımını teşvik edecekler.

BİR AYDIR SÜRÜYORAncak iş Türkiye’ye Gebze’ye Yves Rocher’in büyük ortağı olduğu Flormar fabrikasına gelince, bu pembe tablo birdenbire kararıyor. Gelişmeler şöyle: İşçilerin sendikalaşma çalışmaları Türk-İş’e bağlı Petrol İş tarafından ocak ayında başlatılıyor. Yeterli çoğunluk sağlanınca Çalışma Bakanlığı’ndan yetkili sendika olduklarına dair onay alınıyor. Ancak iddialara göre Flormar yönetimi sendikalı olan işçileri işten çıkarmaya başlıyor. Önce 85 işçi çıkarılıyor daha sonra destek verenlerle birlikte bu sayı 120’yi buluyor.

Flormar işvereni açıklamalarında çalışanların yasal dayanak olmadan iş durdurduğunu, iş başında olanları da yasa dışı eyleme teşvik ettiğini bu nedenle işten çıkarmaların yaşandığını belirtiyor. Eylemlerini yaklaşık bir aydır sürdüren kadınlar ise sendikalı oldukları için işten atıldıklarını söylüyor. Dediğim gibi Flormar artık bir Fransız şirketi. Uluslararası sözleşmeleri kabul eden bir şirket. Sendikalı olmak artık hem uluslararası yasalarda hem Türk yasalarında desteklenen bir hak. Petrol İş bu durumu uluslararası sendikalara bildirmiş. Uluslararası dünyadan da tepki sesleri yükselmeye başlamış. Ancak bana gelen duyumlara göre işçilerle Flormar yönetimi arasında olumlu gelişmeler var. İşçiler sadece emeklerinin karşılığını istiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) sözleşmelerine göre sendikalı olmak bir hak. Sosyal sorumluluk duyarlılığı bu kadar yüksek bir grubun bu çelişkili tavırdan vazgeçmesi sürpriz olmaz.

 

Yazının devamı...

Konkordato zırhına 36 ay talebi

10 Haziran 2018

SON dönemde kur artışlarının da etkisi ile şirketler yeni kredi alma ve kredilerin yeniden yapılandırılması için bankalarla yoğun mesaide. Bu trend Ülker Grubu ile başladı, Doğuş Grubu ile sürdü. Bu şirketler, büyüklükleriyle bankalarla masayla oturma imkânına sahip. Küçük şirketlerin ise işi zor. Kısa süre öncesine kadar iflas ertelemeyi zırh olarak kullanıyorlardı, şimdi ise konkordato gündemde.

Bu sistemi kullanan ilk büyük şirket Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinden GAMA oldu. Konkordato ilan ederek, 4 otelini şimdilik kurtardı. İflas ertelemenin çok fazla kullanılması üzerine 7107 sayılı kanun hükmünde kararname ile uygulanmaya başlanan konkordato ile borçlarını zamanında ödeyemeyen ticari şirketler ve şahıslar borç sarmalından ve alacaklılardan bir süre için kurtulabiliyor.

10 MİLYON LİRA

Şevket Çelik, konkordato konusunda uzman bir avukat.  Çelik, sistemin birçok firma için kurtarıcı olduğunu, özellikle cirosu 10 milyon TL civarında olan KOBİ’leri ilgilendirdiğini söylüyor ve anlatıyor: “Konkordatoya başvuran firma dava açıyor ve 3 aylık ihtiyati tedbir kararı aldırıyor. Hacizlerden kurtuluyor. Borçların tasfiyesi için 23 ay gerekli. Bu süre sayesinde firma alacaklıları ile masaya oturabiliyor. Banka hesapları, mallarındaki hacizler kalkıyor. İpotekli malların satışı duruyor.”

MASRAFLI BİR İŞ

Çelik’in dikkat çektiği önemli bir sorun var. 23 ayın yeterli olmadığını söylüyor ve 36 ayın uygun olacağını ekleyerek şu uyarıyı yapıyor:

“Konkordato aslında masraflı bir iş. 10 milyon TL’nin altında cirosu olanların başvuracağı bir sistem değil. İlanı için alacaklıların üçte ikisinin kabulü gerekiyor. İflas kararına ise en çok alacaklı firma karar verebiliyor. Oysa alacağı için ipoteği olan banka hemen iflas isteyerek malların satılmasından yana oluyor. Borçların azalması için sürenin uzaması şart. Aksi takdirde Türkiye iki yıl sonra iflas eden fabrika mezarlığına döner. Milyonlarca insan işsiz kalır.”

Konkordatonun Avrupa’da ABD’de büyük firmaların 100 yıldır zırh olarak kullandığı bir sistem olduğunu da ekliyor Çelik.

Yazının devamı...

Hayat çok uzun muvaffakiyet çok kısa

9 Haziran 2018

Bu sözlerin sahibi Erdoğan Demirören, geçmişe yönelik yaptığı değerlendirmede “başarılı” olarak nitelediği iş hayatının 61’inci yılında hayata veda etti...

Demirören, Türkiye’nin kısa sanayi tarihi içinde ilk kuşak iş insanlarından biri oldu. Babası Şükrü Demirören’in kurduğu oto yedek parçacılığı yapan Kolaylık Oto’da çocuk yaşta başladı çalışmaya...

Hem iş hayatını hem de okul hayatının birlikte götürürken 1957’de babasını kaybetmesi işlerin tamamen ona kalmasına neden olacaktı. 1972’de Türkiye’nin ilk likit petrol gazı dağıtımı yapan şirketi satın almalarıyla başka bir kulvarda yürümeye başladı Erdoğan Demirören.

Türkiye’nin eski bankacılarından Bülent Şenver’in yazdığı Türkiye’nin Liderleri kitabında yer alan röportajında ilginç bilgiler yer alıyordu Demirörenle ilgili.

Röportajda Demirören iş hayatındaki yolculuğunu şöyle anlatıyordu:

“Çok küçük yaşta babamın yanında başladım. Oto yedek parçacılığı yapıyorduk. Zamanla piston fabrikası kurduk. Geniş bir aileydik. Turizme atıldık, muvaffak olamadık. Derken gaz sektörüne girdik. Türkiye’nin ilk gaz şirketini 1971’de devraldık, bu şirket gerçekte 1957’de kurulmuştu. Yaptığımız yatırımlarla gaz sektörünü, Türkiye’nin en büyük  yatırımı olan bir sektörü haline getirdik. Bir anda 48 şirkete çıktık, çok genişledik. 1980’de açıklanan 24 Ocak  Kararları’ndan sonra ise küçülmeye karar verdik.”

İşini sevmeyen bir insanın başarılı olmasının imkansız olduğunu da söyleyen Erdoğan Demirören, kendisinin iş hayatına bakışını ise şöyle özetliyordu:

“İşini sevmeyen bir insan işinde muvaffak olamaz. Bir zaman sonra iş, hayatın eğlencesi oluyor. Biz de işimizi öyle seviyoruz. Onsuz yaşayamıyoruz. Umuyorum ki; Allah beni son saatime kadar çalışmaktan geri koymaz. Dört günden fazla tatil, bir işadamının canını sıkar. Alışan tempo, tutkular bizi iş hayatından uzaklaştırmıyor. Tatile gitsek dahi, beynimiz işimizde kalıyor.”

Yazının devamı...

Çin’den ithalata belgeli engel

3 Haziran 2018

TÜRKİYE ile Çin arasında dış ticaret dengesinin ne kadar bozuk olduğu malum. Türkiye’nin 2 milyar doları bulmayan ihracatına karşın Çin’den 26 milyar dolar ithalat yapılıyor. Bu dengesizlikte Çin’i suçlamak tabii ki haksızlık olur. Çin dünyanın üretim merkezi oldu, Önce taklit ürünlerle başladı şimdi ise teknolojisiyle, tasarımıyla dünya ekonomisinin liderliğine soyundu. Türkiye Çin’le bu dengesizliği gidermek için 2011’den itibaren çeşitli sektörlerde gümrük vergilerini arttırıyor, ek vergi getiriyor. Ancak tüm bu engellere rağmen Çin’den ithalat azalmıyor. 2017’de Çin’den gerçekleştirilen ithalat toplam ithalatın yüzde 10.2’sini oluşturmuştu. 2018’in ilk iki aylık verilerine göre ise bu oran yüzde 9.9.

ERTELEME TALEP EDİYORLARÇünkü üreticiler hala en uygun ara ya da mamul malı buradan bulabiliyor. Hazır giyim, ayakkabı gibi sektörlerde koleksiyon hazırlayarak ihracatta başarılı olan üreticiler de koleksiyonlarını bu pazarlardan tamamlamak zorunda.

Ekonomi Bakanlığı ihracatçı birliklerine kısa süre önce yeni bir gelişmeyi bildirdi. 18 Temmuz’da Çin Halk Cumhuriyeti menşeeli eşyaya ilişkin kayıt belgelerinde değişiklik yapılıyor. Yeni eklenen belge sayısı 15’i geçiyor. Bilgi ve belgelerin uygun görülüp görülmeyeceği ise Ekonomi Bakanlığı’na bağlı olacak.

Markalar ve üreticiler bu kararın vergilerden sonra yeni bir ithalat engellemesi olduğunu söylüyor. Ek belgelerin toparlanmasının çok zor olacağı belirtiliyor. 18 Temmuz tarihinin ise çok erken olduğu ve anlaşması yapılmış önemli miktarda siparişin bulunduğunu söylüyorlar. “Bizi dinlemeleri lazım. Çok zarar göreceğiz aksi takdirde” yorumu yapılıyor.

Eskiden üç-dört günde gümrükten çekilen malın bugün 20-25 günü bulduğu, prosedürlerin arttırıldığını söyleyen üretici ve perakende markaları bu kararlarla perakende de maliyetlerin arttığını, markalar üzerinde sürekli bir baskı olduğunu anlatıyor. Türkiye büyümek ve ihracatını arttırmak zorunda. Evet ihracatta rekorlar kırılıyor. Daha önceki gün açıklandı. Mayıs ayı artışı yüzde 12.2, yıllık ihracat 161 milyar dolar.

Ancak ihracat bir artıyorsa ithalat üç artıyor. Buna engel için sadece gümrük vergileri ya da engellemeler değil daha ciddi bir strateji gerekmiyor mu?

 

GAMA SEKTÖRÜ ÜZDÜ

Yazının devamı...

‘Bienal’ler yaratıcılığı dünyaya tanıtıyor

27 Mayıs 2018

VENEDİK

İlk bienalin tarihi 1895’e uzanıyor. Bugün sanat, tasarım ve mimarlık alanlarında her yıl dünyadan gelen farklı düşüncelere ev sahipliği yapıyor. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ise 2007 yılından itibaren Türkiye Pavyonu’nun koordinatörü. 2014’te ise önemli bir adım atılıyor ve 21 destekçi ile birlikte Venedik’in eski tersanesi Arsenale’de 20 yıllığına kalıcı bir mekana sahip oluyor. Türkiye bu sayede ilk kez Uluslararası Mimarlık Sergisi’nde de yer almaya başlıyor.

16 ÜLKEDEN 122 ÖĞRENCİBu yıl 16’ncısı yapılan Mimarlık Bienali’nin açılışı iki gün önce yapıldı. Küratör Kerem Piker’in ‘Vardiya’ adını verdiği projesi İKSV Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Schüco Türkiye Genel Müdürü Can Eren, VitrA adına Ali Aköz, Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Şaban Karataş’ın katılımıyla başladı. Bu kez alışılagelmiş bir sergi yok. Filistin’den Çin’e, Mardin’den Kosta Rika’ya 16 ülkeden 122 mimarlık öğrencisi, haftalık 10’ar kişilik vardiyalarla Venedik’e gelerek, farklı temalar etrafında atölye çalışmaları geliştirecek.

Yardımcı küratörlüğünü Cansu Cürgen, Yelta Köm, Nizam Onur Sönmez, Yağız Söylev ve Erdem Tüzün’ün üstlendiği ‘Vardiya’ projesi için Venedik’te bir araya geldiğim Bülent Eczacıbaşı’na bienale katılmanın Türkiye’ye katkısını sordum. “Bu katılım, ülkemizin dünyanın en önde gelen sanat ve mimarlık etkinlikleri arasında sayılan bir etkinlikte adından söz ettirebilmesi için çok önemli” diyor Eczacıbaşı. Şu bilgileri veriyor: “Biz İKSV olarak 2004’te yurtdışında da projeler yürütmeye başladık. Amacımız, Türkiye ve global ölçekteki kültür-sanat evreni arasında kalıcı ve sürekli bir etkileşim sağlamak oldu. Kalıcı mekân tahsisi ise buradaki varlığımız için bir dönüm noktası oldu. 2034’e kadar tahsis edilen bu kalıcı mekân sayesinde Türkiye, artık her yıl katılabiliyor. Bu da düzenli ülkemizin kültür-sanat alanındaki üretim ve başarılarının yurtdışında yankı bulmasına olanak sağlıyor.”

ASLINDA GÖREVİMİZKÜLTÜR Bakanlığı’ndan açılışa katılan Telif Hakları Genel Müdürü Şaban Karataş, “Bizim yapmamız gerekeni İKSV yapıyor. Tabii ki destek vermemiz gerekir. Bu iş kültür bakanlığının asli işi” diyor. Venedik’te Türkiye Pavyonu daha şimdiden büyük ilgi görüyor. Yabancı basında Türk projesine ilişkin övgüler yer almaya başladı. Türkiye algısının bozulduğu böyle bir dönemde sanatla, mimarlıkla, tasarımla ilgili olumlu değerlendirmelerin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Yazının devamı...

SEK, Final Four’un resmi sponsoru

23 Mayıs 2018

BELGRAD

Genel Müdür Arzu Aslan Kesimer, çocukların sağlıklı gelişimi için spora destek verdiklerini belirterek sponsorluğun üç yıl boyunca süreceğini açıkladı.

Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yapılan Final Four finalinde Fenerbahçe-Real Madrid maçını bir grup gazeteci ile izleyen Kesimer, ilk olarak 2004 yılında hayata geçirdiği “İçsek Büyüsek” reklam filmi ile süt ve basketbol ilişkisine önem vermeye başladıklarını söyledi. Sütün boy uzatma üzerindeki etkisini anlattıklarını söyleyen Kesimer, “2017 yılında Türkiye Basketbol Federasyonu ve NBA ile işbirliği yaparak Türkiye’de Junior NBA Ligi’nin de sponsoru olduk” dedi. Dünyanın en prestijli spor organizasyonlarından biri olan Euroleague Basketball ile işbirliği yapmayı  çok önemli bulduklarını da anlatan Kesimen, şunları söyledi:

“Yapılan pazar araştırmalarına göre Avrupa’da 89 milyondan fazla EuroLeague taraftarı var. Türkiye’deki taraftar sayısı ise 21 milyon civarında. Bir sezonda 2 milyar kişi maçları izliyor, sahada maç izleyenlerin sayısı ise 2.7 milyon. SEK’in EuroLeague sponsorluğu 2017-2018 sezonundan itibaren üç yıl boyunca, Türkiye bölgesi için Turkish Airlines EuroLeague’in resmi sponsorluğunu, 7DAYS EuroCup’ın resmi sponsorluğunu ve Euroleague Basketball’un resmi sponsorluğunu kapsıyor.”

Arzu Aslan Kesimer, 3 yıl boyunca farklı pazarlama kanallarında sponsorluğu vurgulayacaklarını da belirterek “Bu iletişim sayesinde SEK’in marka bilinirliğiyle marka değerinin daha da artacağına inanıyoruz. SEK olarak ‘çocukların iyilikle büyümesini’ amaç edindik. Onların süt içerek fiziksel büyümelerini sağlarken basketbol ve takım oyunu ile sosyal gelişimlerine de katkı sağlamak istiyoruz. Bu amaçla da basketbolun SEK markasıyla birebir örtüştüğünü düşünüyoruz” dedi.

Yazının devamı...