"Hikmet Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hikmet Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hikmet Demirkol

Hikmet Demirkol

Şubat ayı bitmeden bu albümleri kaçırmayın

22 Şubat 2017

Birçok sanatçı sözleşmiş gibi, yeni şarkılarını ve albümlerini Şubat ayına bir bir serpiştiriyor.

Bilmiyorum sizlerde de benzer şekilde oluyor mu, Yeni müzik dinlemek bana her aman farklı bir heyecan ve güzel bir enerji vermiştir. Yepyeni bir albüme ilk şarkıdan başlayıp bir sonraki şarkıların heyecanını ve bilinmezliğini yaşamak benim için çok özel bir ritüel. Bu heyecanımı anlatmak için iki tane yepyeni nefis albümü sizlere anlatmak istedim.

Ceyl’an Ertem ve Ayşe Hatun Önal’ın albümleri bu yazının başrollerini paylaşıyor. Her ikisi de kendi içinde ayrı ayrı detaylarla dolu. Şarkıların derinlemesine nüfus etmesi için albümlere biraz vakit vermek ve bol bol tekrarla dinlemek gerekli.


CEYL’AN ERTEM – YİNE DE AMİN
Geçtiğimiz hafta yayınlanan yeni Ceyl’an Ertem albümü her köşesi güzelliklerle dolu bir labirent gibi. ‘Yine De Amin’ adını şair Sinem Sal’ın şiir kitabından alıyor.

11 şarkı ve 1 remix’ten oluşan yeni Ceyl’an Ertem albümünün büyük bir emeğin ürünü, özellikle de albümün  kayıt aşaması bu büyük emeği gözler önüne seriyor. 12 şarkıdan oluşan albümün kayıtları geçtiğimiz senenin Kasım ayı içinde Gaziantep Üniversitesi’ne ait Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nin konser salonunda canlı çalınarak tamamlanmış. Uzun zamandır müziğin ve müzisyenliğin bu denli ön planda olduğu,  bu kadar orijinal bir albüm üretim süreci duymadım, görmedim. 



Söz konusu albümün kayıtlarında Volkan Ökten, Alp Ersönmez, Adem Gülşen ve İstanbul Strings gibi birbirinden deneyimli ve yetenekli müzisyenlerden örülü 25 kişilik kadro, Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’ndeki konser salonunda 5 uzun gün boyunca ‘Yine De Amin’e hayat vermiş.

Albümün aranjörleri de tıpkı müzisyenleri gibi şarkılara ayrı bir renk katan isimler. Cenk Erdoğan, Cihan Mürtezaoğlu, Can Güngör, Steven Kamperman ve Tunç Çakır’ın aranjör olarak bu başarıya ortak olmuşlar. Berk Kula’nın mikslediği, Alex Psaroudakis’in mastering’i tamamladığı albüm önceki hafta müzikseverlerin beğenisine sunuldu.


SILA ve YILDIZ TİLBE’DEN SÜRPRİZ
Bir önceki albümü ‘Amansız Gücenik’te Yıldız Tilbe’den şarkılara yer veren Ceyl’an Ertem, bu alışkanlığını yeni albümünde de bozmamış. ‘’Hiçbir Şeyimsin’ adlı yepyeni Yıldız Tilbe imzalı şarkı, ‘Yine De Amin’in en özel şarkılarından biri olarak albümde yerini almış durumda. Albümün bir diğer sürprizi de Sıla imzalı ‘Esmer’ ve ‘Kovdum’ şarkıları. Söz ve bestesi Sıla imzalı bu iki şarkı benim için bu albümün en beklenmedik sürprizleridir. Özellikle ‘Esmer’ bence albümün incisidir.

‘Yine De Amin’in  yayınlanmasına 1-2 gün kala Youtube üzerinden albümün hazırlık aşamasını anlatan 12 dakikalık kısa belgesel, yeni albümün tüm perde arkası detaylarını gözler önüne seriyor. Özellikle albümün hazırlık hikayesini izledikten sonra, ‘Yine De Amin’in içeriği bana daha da anlamlı geldi. Ceyl’an Ertem’in yeni şarkılarını dinlemeden önce ne yapıp edin, mutlaka bu özel videoyu izleyin derim. Eminim albümdeki şarkılar size de daha farklı gelecek. Bu videodan aklıma kazınan Ceyl’an Ertem’in sözleri hala kulağımda ‘Ne olur uyan, televizyonu kapat, televizyonu kapat!’

Son olarak bu özel albümün ilk İstanbul konserini kaçırmak istemezseniz bu akşam Babylon’da Ceyl’an Ertem sevenleriyle buluşacak, benden söylemesi, sizden gidip izlemesi.


AYŞE HATUN ÖNAL – SELAM DENGESİZ
Türkiye’de elektronik müzik temalı kült albümler hangileridir diye şöyle bir baksak, elde avuçta çok fazla örnek yok aslında. Bu alandaki albümler bana bir yanıyla yalnız ama bir o kadar da gururlu ve özel işler hissi vermiştir. Son yıllarda maalesef elektronik müzik alanında yeteri kadar yeni albüm piyasaya çıkmıyordu. Ayşe Hatun Önal bu suskunluğu ‘Selam Dengesiz’ ile çok sağlam şekilde sarsacağa benziyor.



YENİ ALBÜM YILDIZLAR KARMASI
Ayşe Hatun Önal’ın unutulmaz ‘Çeksene Elini’ şarkısıyla müzik piyasasına girişinden sonra yayınladığı ilk stüdyo albümü ‘Sustuysam’ ın yayınlanmasının üzerinden tam 9 yıl geçmiş.  2. stüdyo albümü için pek de acele etmeyen Ayşe Hatun Önal son birkaç yılda yayınladığı single çalışmaları ile hepimizi nefis bir albümüne doğru hazırlamış meğer.

‘Selam Dengesiz’ albümü 9 sene sonra gelen adeta bir ünlüler karması.  Albümde 10 şarkının yanı sıra versiyonlarla birlikte toplam 16 şarkının yer alıyor. Albümün söz ve müziklerinde mühim imzalar var.  İsra Gülümser, Gülşah Tütüncü, Gülhan, Onur Özdemir (Onurr), Alper Narman ve Ayşe Hatun Önal ‘Selam Dengesiz’in söz ve müziklerine imzasını atarken, İskender Paydaş, Erdem Kınay, Gürsel Çelik, Kaan Gökman, Osman Çetin, Sezer Uysal da albümün aranjör koltuğunda oturmuşlar.


ÇIKIŞ ŞARKISI ‘OLAY’
‘Feel’ şarkısıyla dünyaca üne kavuşan Mahmut Orhan aranjörlüğünde ‘Olay’ şarkısı Ayşe Hatun’un müzik piyasasında yeni bir tarih yazmak için yola çıktığı ilk şarkı. Sözleri İsra Gülümser, müziği Ahmed Salah Hosny’e ait ‘Olay’ şarkısının klibi için Burning Man’e giden ekip Can Sercan ve İlkay Koek yönetmenliğinde oldukça havalı bir kliple geri dönmüşler.



‘Selam Dengesiz’
beni en çok ‘Dengesiz’, ‘Dur Dünyam’ ile kendisine hapsetti. ‘Dengesiz’ o kadar iyi bir A1 şarkısı olmuş ki, çıkış şarkısı olarak ‘Olay’ yerine keşke ilk klip ona gelseydi diye içten içe kendi kendime söylendiğim doğrudur. ‘Dur Dünyam’ albümdeki bir diğer beni renklerine bağlayan şarkıdır. Benim için bu şarkı ‘Sustuysam’ albümüne gerçek bir selam niteliğini taşıyor. ‘Dur Dünyam’ın sözü ve müziğinin Ayşe Hatun Önal’a ait olduğunu görünce bu bilgi beni içten içe daha da mutlu etti, hatta daha şimdiden bir sonraki albümü için umutlarımı daha da yeşertti diyebilirim.

Yazıyı sonlandırmadan önce ‘Sirenler’ için de birkaç sevgi notu bırakmak istiyorum. Onur Özdemir ve Alper Narman ikilisinin yaptığı işlerin başarısı artık ispata gerek olmayacak açıklıkta özel işler. Bu ikilinin ve Ayşe Hatun Önal’ın kimyasıyla ortaya çıkan şarkılar için heyecanım her yeni şarkıda biraz daha fazla artıyor. ‘Sirenler’ albümün gizli kalan incisidir, arka fondaki Onurr’un siren sesleri de şarkıya ayrı bir tat katmış. Tek dileğim bu albümün tadı damağımızda 9 sene kalmasın, Ayşe Hatun daha çok üretsin.

 

Yazının devamı...

Can Gox ile dün, bugün, yarın

15 Şubat 2017

Yazdan bu yana kendisiyle bir türlü röportaj yapma fırsatı bulamamıştım, yollarımız nihayet kesişti ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 2013 senesinde yayınladığı ilk albümü ‘Yalnızım Ben’den beri yaptığı müziğe ince ince işleyen değerleri bir kere de kendi ağzından dinlemek istedim.

Sanatçının müzikal geçmişi ve geleceğinin detaylarına dair aşağıdaki satırlarda sizler için güzel bir söyleşi gerçekleştirdik:

Yakın zamanda yeni single’ınız ‘Unutama Beni’ yi yayınladınız. İlk albümden sonra yeni bir şarkı olarak cover bir şarkı seçme tercihiniz nasıl oluştu? Bu şarkının sizde özel bir yeri olsa gerek bunu sizden duymak isteriz.

Esmeray, sesi ve enerjisiyle beni çocukluğumda en çok etkileyen şarkıcılardan biriydi. Hatta rahmetli babamı (askerlik dönemini hatırlıyorum iş ve üniversite dolayısıyla gecikmiş bir askerlik yaşadı) askere uğurlarken bile “Gel teskere” üst üste şarkısı çalınmıştı. 7-8 yaşlarında bir erkek çocuğunda nasıl bir iz bırakmıştır siz düşünün artık!.

Tercihimin oluşmasında belirttiğim nedenler dolayısıyla nasip oldu. Babamı askere Esmeray ile uğurladım. Şimdi “Unutma Beni” söylüyorum. Bu durumla gururlanıyorum ama bir yandan da canım yanıyor.




KAYBEDENLER KULÜBÜ, KUZEY GÜNEY VE İLK ALBÜM
Ben sizi ‘Kaybedenler Kulübü’ ile tanıdım. Sonrasında dizi müzikleriniz ve ilk albümünüzü yayınladınız. Şimdiyi konuşmadan önce biraz daha öncesine gidersek Can Gox’un geçmişini bilmek istesek neler anlatmak istersiniz? Müzik ile nasıl yolunuz birleşti?

Müzik ile amatörlük aşamasından sonra ilk tanışmam Hürriyet Gazetesinin 90’lı yıllarda  düzenlediği liseler arası müzik yarışmasında gitar çalmamla oldu. Daha sonrasında okul orkestrasında görev aldım, daha sonrasında Blues ve Rock’n Roll grubu olan Bluesmobil’de şarkıcı olarak görev aldım.

2000’lere doğru Bilgi Üniversitesi Caz Vokal bölümünde tam burslu olarak eğitim aldım. Ancak dönemin zorlukları ve ailesel sorumluluklar sonucunda 12 senelik küçük bir ara verdim şarkı söylemeye. Daha sonrası “Kaybedenler Kulübü”nün çekilmesi ile hayatımda iş dolayısıyla hobi olarak yer ayırdığım müziğin tekrar ağır basması ve işten ayrılarak tekrar şarkıcılığa dönmem. Sonra “Kuzey Güney” dizisinde Haydar Haydar’ın “Kaybedenler Kulübü”nün rüzgarı ile birleşmesi sonrası “Yalnızım Ben” albümü. Özet olarak budur sanırım.

Aslında geçmişiniz tamamen müzik dolu geçmiş. Aktif olarak sahnelerde de yer almışsınız, üzerine burslu olarak Caz bölümüne de girmişsiniz, hatta kurumsal bir iş hayatınız bile olmuş. Bütün bunların üzerine ilk albümden sonra geldiğiniz bugünkü noktayı düşünürsek, albüm sonrası hayatınız nasıl değişti?

Bu soruyla sık sık karşılaşıyorum. Albümden sonra hayatımda bir şeyin değişmesine izin vermiyorum. Yani otobüste, metroda, minibüste, mahalle köftecisinde karşılaştığınız Can albüm satışı, Youtube tıklaması, popülerlik derecesi ne kadar artarsa artsın aynı şekilde hayatına devam edecek ve ediyor.

Tecrübe anlamında hem geçmişten gelen kazançlarınızı düşününce, hem de artık bilinen bir müzisyen olarak düşündüğümüzde, “şimdi olsa bunu öyle yapmazdım dediğiniz” bir müzik kararınız var mı?

Var tabii ki ama bunu şu an söylemek istemiyorum (gülüyor).  Zamanı gelince açıklarım.

Can Gox’u 3 kelime ile özetlemek istesek neler olurdu bunlar?

Kötü gün dostu,  gönlüne güvenen ve insana insanlığı için değer veren.

Kendi şarkılarınızdan sizi söylerken en derinden etkileyen şarkınızı hangisidir?

“Sorma”.

Sanırım birçok kişi bu cümle ile karşılaşmıştır hayatında...

“Neden gittin diye sorma. Bırak artık beni yorma”



KADIKÖY SEVGİSİ VE MÜZİK
Kadıköy’ün sizin için değerinin büyük olduğunu öğrendim okuduklarımdan. Şimdiki jenerasyonu ve İstanbul’u düşünce Kadıköy sizce ne durumda?

Kadıköy son 10 senede farklılaştı. Biz Kadıköy ün mahalle havasını seviyorduk. Bu kadar hızlı gelişim ve yapılan yatırımları kaldırır mı? Kaldırmaz mı? Göreceğiz... Beklemekte yarar var ama şunu söyleyeyim işler genel olarak iyi gitmiyor.

İnsanların müzik beğenisi ve buna bağlı tüketimler popülerlik üzerine çoğunlukla, bu belki de müzik sektörünün acıklı gerçeği. Siz ise aksine müziğin kendisiyle derdi olan birisiniz, bu durum sizin yeni müzik üretmenizi nasıl etkiliyor? Sizi daha da hırslandırıyor mu, kızdırıyor mu, duygu olarak da sizdeki etkisini merak ediyorum.

Hırslanmak, kızmak, kıskanmak falan böyle duygular benim duruşumda yok. Allah herkesin yolunu açık etsin. Ben doğru olduğuna inandığım şarkıları söylemeye gücüm ve gönlüm yettiğince devam edeceğim. Şarkıya, türküye, besteciye, güfteciye saygıda kusur etmeden söyleyeceğim şarkılar dostlar tarafından kabul görürse ne mutlu bana. En büyük karım bu olur hayatta.

Can Gox’un dinlediği diğer sanatçılar kimlerdir?

Dinlediğim şarkıcılar Türkiye’de Hayko Cepkin, Mehmet Erdem, Kalben, Mabel Matiz, Set Band, Bağzı Şeyler, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Adamlar, Jehan Barbur, Hüsnü Arkan, Birsen Tezer, Arto Tunç, Erkan Oğur. Ayrıca Neşet Ertaş, Aşık Veysel, Mahsuni Şerif, Arif Sağ, Kani Karaca, Kazancı Bedih,  Alim Qasimov, Sexavet Memmedov, Cem Karaca, Erkut Taçkın, Selda Bağcan, Ferdi Özbeğen, Hakan Altun, Müslüm Gürses, Tanju Okan, ve sayamadığım birçok kişi idolümdür.

Son olarak biraz sizden ipucu almak isteriz, ufukta yeni bir albüm var mı?

Yeni albüm çalışması yapmıyorum. Yeni single yayınlayarak dostlarımın yanında olmayı düşünüyorum. Yani kısa aralıklarla yepyeni single’lar ve yeni kliplerle özletmeden sıcak iletişimde kalmak en iyi seçim gibi gözüküyor.


Fotoğraf: Müge KEKEÇ

Yazının devamı...

Lady Gaga'dan unutulmaz şov

8 Şubat 2017

Sanatçının yeni albümüyle beklenmedik bir yola saparak adeta bir rock yıldızı olması bir yana, albümün yayınlanmasından kısa süre önce 51. Super Bowl Half Time şovunun da sahibi olacağının duyurmasıyla tüm gözleri Şubat ayına kitlenmişti.


AMERİKA’NIN TELEVİZYONA KİTLENDİĞİ ŞOV
Amerikan futbol ligi NFL’in final karşılaşması olan Super Bowl özellikle Amerika halkının bir sene boyunca merakla beklediği büyük bir etkinlik. Bu sene 51.’si düzenlenen Super Bowl reklamcılar için de ayrı bir iştah kabartan etkinlik durumunda. Zira 2010 senesinden beri her sene yaklaşık 100 milyon üzeri izleyiciyi televizyon ekranlarına bağlayan bu dev şovda yayınlanan reklamların 30 saniyesi 5 milyon dolar civarlarında geziyor. Hal böyle olunca bütün dev markalar da en dikkat çekici reklamlarıyla bu değerli zaman diliminde yer almak için birbirleriyle yarışıyorlar.



Super Bowl Halftime şovunda sahne alan sanatçının kim olacağı milyon dolarların havada uçuştuğu bu canlı yayını daha da değerli kılıyor. Geçmiş seneler içinde Michael Jackson’dan, Prince’e, Justin Timberlake’den Janet Jackson’a, Katy Perry’ye uzanan birbirinden büyük isimlerin Super Bowl sahnesinde yer alması, 13 dakikalık bu mini konserin çıtasını her sene daha da yukarı taşıyor. Geçtiğimiz sene Beyonce, Bruno Mars ve Coldplay’in sahne aldığı Super Bowl’da özellikle Beyonce’nin sahnesindeki politik duruşu nerdeyse aylarca konuşulmuştu. Hatta bu şov öyle bir etki yarattı ki, Beyonce’un müzik kariyerinde farklı bir kırılma yaratarak, kendisini daha politik bir sanatçı olarak konumlandırdı.


Fotoğraflar, Beyonce Resmi Facebook sayfasından alınmıştır.


ADELE TEKLİFİ KABUL ETMEDİ
2016 yılının favorileri arasında yer alan, çıktığı dünya turnesinde biletlerini ışık hızıyla tükenen Adele aslında 2017’nin Super Bowl sahnesinin ilk sahibesi olmak üzereymiş. Adele çıktığı dünya turnesinde bu konuya açıklık getirerek, ‘51. Super Bowl Halftime şovu için ona yapılan teklifin kendisini ziyadesiyle mutlu ettiğini ve gururlandırdığını ancak kendi müziğinin ve duruşunun bu performans için pek uygun olmadığını belirterek kabul etmediğini’ söylemişti. NFL ve etkinlik sponsoru Pepsi Adele’in söz konusu açıklamasını dair ne bir yorum yaptı ne de söz konusu performansla ilgili teklifi doğrular herhangi bir resmi açıklama yapmamışlardı. Diğer yandan kulislerde Taylor Swift, Rihanna, Justin Bieber gibi isimlerin yanı sıra aslında Lady Gaga’da yükselen bir başka isimdi. 

Gaga dedikoduları fazla uzatmadan, (belki de yayınlamak üzere olduğu ‘Joanne’ albümüne de harika bir tanıtım zemini yaratacağını düşünerek) Eylül sonunda ağzındaki baklayı çıkartarak 51. Super Bowl’un starı olacağını açıklamıştı.  Marjinallik ve şov konusunda eline su dökülmeyecek başarıda olan Gaga merakları ve heyecanları ziyadesiyle karşılar bir şov ile geçtiğimiz Pazar gecesi milyonları ekran başına kilitledi.


7 ŞARKILIK DEV PERFORMANS
13 dakikalık şovuna stadyumun çatısında ‘God Bless America’ ve ‘ This Land Is your Land’ ile başlayan Gaga, gecenin belki de tek politik anı olan sadakat yeminiyle bu bölümü sona erdirip çatıdan aşağı atlayarak onu tanıdığımız ilk single’ı ‘Poker Face’e geçiş yaptı.

LGBT bireylerini atlamadan söylediği ‘Born This Way’’in ardından  ‘Telephone’ ve ‘Just Dance’ i danslar eşliğinde tamamladı ve bir saniye bir nefes nefese kalmadan kendisini piyano eşliğinde yeni şarkısı ‘Million Reasons’ı söyledi. Söz konusu şov için haftalarca süren provaların yanı sıra sadece iki ay boyunca çok ciddi kondisyon çalıştığını belirten Lady Gaga’nın ‘kondisyon’dan kastını onca danstan sonra nefes nefese kalmadan söylediği ‘Million Reasons’ şarkısı izleyince daha iyi anladım.



Gecenin kapanış şarkısı olarak ‘Bad Romance’i seçen şarkıcı şovunu kalabalık bir dans grubuyla tamamlayarak, mikrofonu fırlatıp, kucağında Amerikan futbol topuyla sahneden aşağı atlayarak bitirdi. Saha içindeki ve staddaki izleyicilerin oluşturduğu ışık şovu Gaga’nın sahnesine ayrı bir renk katarken, kendisinden beklenenin aksine bu gösteriyi hiçbir şekilde politik bir amaca dönüştürmemesi de bence en akıllıca adımdı. Trump karşıtlığını seçimler sonrası en ağır dille ifade eden Lady Gaga, Super Bowl’un müzik odaklı bir gösteri olduğunu ve politik bir arena olmadığını milyonlara gösterirken bu tavrıyla basında da olumlu eleştiriler aldı.

Her ne kadar Super Bowl’un ana gayesi olan Amerikan Futbolu ile herhangi bir alakam olmasa da, her sene dev bütçeli bu şovu dikkatle ve defalarca izleyen biriyim. Lady Gaga’nın 7 şarkılık bu dev prodüksiyonunu izledikten sonra kendisinin sahnedeki sakinliği ve kendinden emin hali beni gerçekten büyüledi. Önceki senelerin şovlarını göz önüne alırsak, Lady Gaga hem performansıyla, hem de teknik şovuyla yıllarca konuşulacak bir işe imza attı. Geceye dair reyting rekorlarının yanı sıra Lady Gaga’nın başrolde oluğu Super Bowl’dan sonra sosyal medyada atılan tweetler ölçümlendiğinde, önceki yılların rekorunu 5.1 milyon tweet ile kırdığı hesaplanmış. Pazar gecesinin yansımalarını ve rekorlarını alt alta toplayınca, önümüzdeki sene Super Bowl sahnesi hangi şarkıcıyı ağırlayacaksa kendisini şimdiden epey zor hedefler bekliyor diyebiliriz.


Fotoğraflar Mason Poole (Lady Gaga Resmi Facebook sayfasından alınmıştır)

 

Yazının devamı...

Hiçbir şey olmamış gibi mi kalayım?

1 Şubat 2017

Gelin tüm bu detayları bir de Onur Baştürk’ün anlatımından dinleyelim:

Bundan 1-2 ay önce bir araya geldiğimizde albüm hakkında ‘tek bir genre değil birçok tarzda şarkı var albümde’ demiştiniz. Şarkıları yaparken buna özellikle dikkat ettiniz mi, farklı tarzlara dokunmak bilinçli bir hareket miydi?

Yok, hayır etmedim. Ama sonradan şarkıların toplamına baktığımda hepsine ayrı bir elbise dikildiğini, yani soundlarının farklı limanlara uğradığını farkettim. Ama keskin bir ayrım yok aralarında bence. Bir bütünlük olduğunu düşünüyorum. Şarkıların farklı sound’lara uğramasının nedeni hem aranjör Daniel Taşel’in hem benim yenilik sevmemiz.

Köşe yazarlığı yapan birisi olarak albüm çıkartınca eminim seven kadar bir o kadar eleştiri oku fırlatan da çok olmuştur. Albümle ilgili aldığınız olumlu/olumsuz yorumlardan en ilginç olanı neydi?

Şarkılarla ilgili hiç olumsuz yorum almadım desem (gülüyor). En fazla şu söyleniyor, o da daha önce single yayınladığımı bilmeyenler: “Ne gerek vardı? Neden şarkı söyledin? Bir sen eksiktin!” Onlar da kendine göre haklı olabilir. Ama bu bir eleştiri değil, yok saymayı arzu etme biraz. Bu da doğal geliyor bana. Şarkı söylüyor oluşumu kabul etmek zorunda değil kimse. Keza ben de daha çok, “kendi şarkılarını yeri geldikçe kendisi yorumlamayı tercih eden yazar ve besteci insan” diyorum kendime dönüp baktığımda. Şarkıcı demiyorum.

Popüler kültür ve gece hayatını yakından takip eden bir köşe yazarı olarak insanların hangi tarzda şarkılarla eğlenebildiğini en iyi tahlil edenlerden birisiniz. Albümdeki şarkıları bestelerken neyin daha çok tutacağını düşünerek bestelediğiniz oldu mu?

Yok, öyle kaygılarla yapılmadı bu albüm. Bu albümün bir derdi, bir hikayesi, bir yarası var. O yüzden yapıldı. Baktığında zaten gece kulüplerinde çalabilecek atarlı şarkılardan yok. Öyle şarkıları da ben ancak gece ilerleyen saatte, kafa güzelken dinleyebiliyorum zaten.

Benimkiler daha çok “yol şarkıları”… Ya da yolda olmayı hep sevdiğimden/seçtiğimden bana öyle geliyor, kim bilir? 

SEZEN AKSU’DAN ALBÜME DAİR YORUMLAR

Hakan Gence ile yaptığınız söyleşinizi okudum, Sezen Aksu’ya şarkılarınızı dinlettiğinizi söylemişsiniz. Sezen Hanım’ın yorum verdiği şarkınız oldu mu, bir de Sezen Hanım’ın hangi şarkınızı daha çok beğendiğini merak ediyorum.

Albümün ilk şarkısını dinlediğinde “Nasıl da püfür püfür esen yaz akşamüstü gibi, tatlı bir şarkı” dediğini anımsıyorum. “Söyle Bana”nın ilk halini yolladığımda da, “Ne yaşıyorsun böyle?!” dediğini… Bu albüme girmemiş şarkıları da yolladığım oluyor. En basit halleriyle üstelik. Onunla müzik paylaşmayı seviyorum.

Albüm piyasaya çıkınca ‘ah bu şarkıyı keşke bana verseydin’ diyen sanatçılar çıktı mı? Bunu söyle de sorabilirim, albümdeki şu şarkıya benzer bir tane de ben istiyorum diyenler oldu mu?

İsim vermeyeyim ama oldu. ‘Sokak Kedisi’ ve ‘Kalp Aynı’ şarkısı için özellikle. Ama bende de şu yetenek asla yok: Yaptığın şarkıya benzer şarkı yapmak…

Ne bileyim, o şarkı o anda yapıldı bitti. Benzeri mümkün değil ki… Gelen gelmiş, bitmiş. Şimdi önümüze bakalım. Yeni şeyler çıkar gelir, en güzel de bu. Daha heyecanlı!

Öncelerinde başka sanatçılara verdiğiniz şarkıları kendiniz de seslendirmek istediniz mi, ya da en azından şimdi albüm de piyasaya çıkınca böyle bir his geliyor mu? Eskiden başka sanatçılara verdiğiniz şarkıları bir de sizden duymak gibi bir durum olur mu?

Evet, bir ara Ajda Pekkan’a verdiğim ‘Özetle’ şarkısının caz versiyonunu yapsak mı diye konuşuyorduk Daniel’le. Farklı bir dokunuş olacaktı. Daha chill out daha sakin bir versiyon. Ama sonra bu albümün hikâyesiyle uyuşmuyor diye hiç girişmedik öyle bir şeye. Ama hala aklımda ‘Özetle’, ilerde yaparız mutlaka.

DEVAMI GELECEK

Albüm bir aşk üzerine kurulu olduğunu okudum. 8 şarkılık bir albüme dönüşen bir yaşanmıştık var bu albümde. Sadece 8 şarkı mı yazmıştınız yoksa dahası var mıydı? Aslen sormak istediğim bu albümün bir devamı olur mu?

Daha fazlası vardı, evet. Ama hepsini albüme koymak çok daha ciddi bir mali güç gerektirecekti. Abartmayalım dedim ve bir noktada durduk! Bundan sonra devamı gelir sanıyorum. Çünkü o yaşanmışlık halin şarkıları en güzeli. Fazla çıplak ve gerçek.

Sizin albümdeki favoriniz hangi şarkı, neden?

Zor bir soru bu. İşin içinde olunca “favori” belirlemek yani… Çünkü şarkıları o kadar çok dinlemiş ve söylemiş oluyorsunuz ki, doğal olarak bıkkınlık da olabiliyor. Ama ‘Kalp Aynı’, ‘Tutsak Rehavet’ ve ‘Kahretsin Sevgilim’den bıkmadım henüz (gülüyor).

Benim albümdeki favorim ‘Tutsak Rehavet’. Özellikle Funky C remix’i sürekli kulağımda. Bir albümde remix görünce sormadan edemiyorum, bu albümü bir de remixed olarak tekrar dinler miyiz, remixlerin devamı gelir mi, farklı versiyonlar da yayınlamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkürler! Sevgili Cem Nadiran, nam-ı diğer Funky C, “Albümünde yer almayı isterim” dedi ve gerçekten çok şık bir jest yaparak ‘Tutsak Rehavet’e güzel bir versiyon yaptı. Diğer şarkıların versiyonu olmaz ama. Biraz zorlama olur gibi geliyor bana.

Albümdeki şarkıların çoğunu ağlarken yazdığınızı söylemişsiniz, duygusal anlamda yüklü bir albüm olmuş. Yaptığınız şarkıları dinlerken bu sizi daha da üzüyor mu?  Bu duygu hali şarkı formuna geçince daha hafifliyor mu?

Dinlerken üzülmüyorum artık, şu an “burukluk” safhasındayım. Hani için burulur, bir garip hüzünle dalar gidersin; o safha… Bir de evet o yoğun duygu hali, o ağlayıp zırlamalar, o mahvolmalar; şarkıya dönüştükten sonra hafifletiyordu beni. “Oh” diyordum, içimi döktüm.

Mesela “Söyle Bana” öyle bir kavganın ardından yazılmıştı ki hala unutmam. Eve gelmişim, tükenmiş hissediyorum. Kanepeye yattım. Sonra birden şarkıyı söylemeye başladım. Öyle haykıra haykıra filan… 

Albümden ilk klibi ‘Söyle Bana’ya çekmişsiniz, hem de İzlanda’ya gitmişsiniz bu çekim için. İzlanda’nın özel bir anlamı var mı, en azından şarkıyla örtüşen bir özel yanı var mı onu merak ediyorum.

Örtüşen yanı var, evet. ‘Söyle Bana’ hem sözleri hem de sound’uyla bildik bir formda değil. İlk başta soğuk, hayli melankolik ama dinledikçe tatlı synth’ler de içeren bir karışım. Bana hep kuzeyi anımsatıyordu bu haliyle. Kuzeyde çekilse video ne güzel olurdu diyordum içimden. İzlanda’nın coğrafyasına da hep hayrandım. Yakından takip ediyordum. Sonunda Pronto Tur’un lojistik desteğiyle sevgili yönetmenim Emir Sarısaç’la birlikte kalktık gittik ta İzlanda’ya. O nefis siyah kumsalda çektik bitirdik videoyu. Videoda yer alan, canım beyaz kuşun leşini yiyen siyah şahini de orada bulduk! İnanılmaz bir görüntüydü ve ağzımız açık belgesel izler gibi izledik o anı. Daha sonra onları videoya yedirdik. Ben de tamamen bembeyaz giyindiğim için iyi denk geldi! Metaforlarca (gülüyor).

Fotoğraflar: Emir Sarısaç

Yazının devamı...

Bir Sezen Aksu masalı

27 Ocak 2017

Yeni albümle birlikte ortaya çıkan bu heyecan dalgasına kapılıp kendime hayatımdaki Sezen Aksu’nun tanımını sordum. Ciddi olarak ilk defa pop müzikle tanıştığım, şarkılarını ezberlemeye başladığım, hatta ilk albümünü satın aldığım, hayranlık kelimesinin ilk ve gerçek karşılığını bulduğum bir idoldür Sezen Aksu. Kimi albümleri vardır ki, ne zaman o şarkıları duysam hep o dönem aklıma gelir. ‘Biraz Pop Biraz Sezen’ albümü bende ilk olarak böyle nostaljik hisler uyandırdı, geçmişi hatırlattı bana. 12-13 yaşımdaki halim aklıma geldi, ‘Deli Kızın Türküsü’ kasetini alıp eve heyecanla geldiğimi, günlerce kulaklıkları çıkartmadan dinleyip, kartonetine ders gibi çalıştığım dönemi yeni Sezen albümüyle tekrardan hatırladım.

Fotoğraf: Sinan Tuncay

16 YENİ HİKAYE BU ALBÜMDE

‘Biraz Pop Biraz Sezen’ 16 yepyeni hikâyeden oluşan, hayata sıkı sıkıya sarılan dopdolu bir albüm olmuş. Bir önceki albümünden sonra araya 6 yıl girince, Sezen Aksu bu ara vermenin acısını iyi çıkartmış. Son zamanlarda yayınlanan 3-5 şarkılık mini albümleri, bol bol single’ları düşününce Sezen Aksu’nun yeni albümü deyim yerimdeyse duble albüm kıvamında bir çalışma olmuş. Yazının başında dedim ya, bu albüm beni aldı baya eskilere götürdü diye, esas sebebi Sezen Aksu bize albüm dinletmenin ne olduğunu yeniden hatırlatmış.

‘Biraz Pop Biraz Sezen’in akışı o kadar enteresan ki, şarkıların sıralaması için çok uzun süre düşünüldüğünü hissediyorum. Tam moda girip karaları bağlarken, bir sonraki şarkıda yerinde duramayası geliyor insanın. Şarkıları dinlerken duygudan duyguya, renkten renge geçiyorsunuz. Hal böyle olunca ilk birkaç dinlemede favorilerim o kadar çok oldu ki, aynı şarkıyı tekrarlama halimden ziyade daha çok albümü tekrar tekrar dinleme isteği doğdu.

ALBÜMÜN MUTFAĞI KALABALIK

16 şarkılık dev bir çalışma olunca, bu projenin mutfağında da birçok insana emek düşüyor. Albümdeki kreatif ekip Sezen Aksu, Aytuğ Yargıç, Erdem Yörük, Rob Dougan, Ozan Bayraşa, Oktay Barış, Volga Tamöz olarak künyede yazılmış. Sezen Aksu’ya vokallerde Ercüment Vural, Cihan Okan, Ladies & Gentelmen, Feriköy Vartanants Ermeni Kilise Korosu, Sibel Gürsoy, Tuba Önal, Okay Barış da eşlik etmiş. Albümdeki sözlerin ve müziklerin büyük çoğunluğu Sezen Aksu’ya aitken, Şehrazat, Sibel Algan ve Ara Dinkjiyan da söz ve besteleriyle albüme büyük renk katmışlar.

FAVORİ SEÇMESİ ZOR BİR ALBÜM

Bir çırpıda ‘Biraz Pop Biraz Sezen’ favorilerimi sıralamak istesem, albümün açılışını yapan ‘İsyancı’ ve hemen arkasında gelen damar şarkı ‘Baba Evi’ ile başlardım listeme.  Özellikle ‘Baba Evi’nden sonra insanın kendine gelmesi biraz zaman alıyor, ama Sezen sizi bu ruh halinden ‘İhanetten Geri Kalan’ ile hop diye çekip çıkarıyor, yetmiyor ‘Canımsın Sen’ ile içinizi kaynatıyor. Özellikle ‘Canımsın Sen’deki ara melodi sürekli kafamda çalıyor.

Albümde Şehrazat’ın İngilizce yaptığı bestesi Sezen’in elinden Türkçe sözlerle ‘Manifesto’ olarak yeniden bir kimlik kazanmış. Hayatın ciddiyetini sallamayan, eğlencesi bir an olsun eksilmeyen nefis bir yaz parçası olmuş ‘Manifesto’. ‘Ey Benim Çocukluğum’, ‘Hu Hu’, ‘Koca Kıçlı’, ‘Üfle De Söneyim’ dördü de birbirinden başka şarkılar olarak beni ziyadesiyle mutlu eden, her dinlediğimde daha farklı tatlar bulduğum şarkılar oldu. Hatta yazının başında belirttiğim ‘Deli Kızın Türküsü’ nostaljisini yaratan hisleri yoğunlukla bu şarkılarda hissettim.

Ben Kedim Yatağım’ Sezen Aksu’nun ‘Küçüğüm’ eserinden sonra beni en derinden etkileyen şarkı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şarkının sözleri Sezen Aksu’ya, bestesi ise Matrix Reloaded’dan Rob Dougan’a ait. 8 sene önce yapılan bu şarkı, albümün İstanbul kayıtları sırasında tekrar gün yüzüne çıkmış ve bu albümde kendisine sağlam bir yer edinmiş.

ONUR ÖZDEMİR VE ‘GÜNAYDIN MEMUR BEY’

Albümün benim için en büyük sürprizi ‘Günaydın Memur Bey’ şarkısıdır. Söz ve müziği Sakin’den herkesin bildiği Onur Özdemir’in ait şarkı kapanışa doğru bizi karşılıyor. ‘Sakin’ hayranları eminim şarkıyı duyduklarında onlara da tanıdık gelecektir, eski adıyla ‘Kurtlu Kuyu’ olarak bilinen şarkı Sezen Aksu yorumuyla yepyeni ve nefis bir kimlik kazanmış. 2 sene önce Onur ile röportaj yaptığımda Aysel Gürel’e ne kadar hayran olduğunu, onun söz yazarlığının ne kadar duru, farklı ve şiirsel oluşunu anlatmıştı büyük bir heyecanla. Şimdi Sezen Aksu’nun albümünde söz ve müziği ona ait bir şarkıyla yer alıyor oluşu, bir müziksever olarak benim içimi kabartıyor, heyecanlandırıyor. Onun adına inanılmaz gurur duyuyorum. 

Yeni yıl ve yeni umutlar henüz kapıdan içeri ufak adımlar atarken, Sezen Aksu bu seneyi nefis bir albüm ile açıyor. Uzun zamandır albüm dinleme keyfini hissedemeyen herkese ‘Biraz Pop Biraz Sezen’i sabah öğle akşam sık tekrarla tavsiye ediyorum. ‘Biraz Pop Biraz Sezen’ ile yeni yıla güzel hayaller kurarak girelim, müziği ve onun birleştirici yanından hep birlikte nasiplenelim.

Yazının devamı...

OSCAR AND THE WOLF’TAN SELAM VAR: YENİ ŞARKILARA ÇOK AZ KALDI!

28 Aralık 2016

2016’nın En İyi Albümleri -Bölüm 2- yazısı fırından çıkmak üzereyken araya sürpriz bir söyleşi sıkıştırdım. Pozitif deneyimiyle 21 Ocak’ta Volkswagen Arena’da konser vermeye hazırlanan Oscar and The Wolf’un vokali Max Colombie ile geçtiğimiz hafta telefonda bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendisi hakkında merak ettiğiniz her şey, yeni albüm ve hazırlıklarına dair tüm detaylar bu söyleşide. Röportaja geçmeden önce ufak bir not: 21 Ocak’taki konser için biletlerin çoğu tükenmek üzere, son günü beklememenizi tavsiye ederim.

Sizi Max ile baş başa bırakıyorum:

Oscar And The Wolf’un İstanbul’da Babylon’daki ilk performansını hatırlıyorum, performansınızın iki gününde de biletler tükenmişti. Devamında birkaç kere daha Türkiye’ye konser vermeye geldiniz, hepsinde de durum aynıydı. Bu kadar yoğun ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu bizim için çok değerli, ilk konserleri ve kalabalığı ben de unutamıyorum. Her gelişimizde ayrı bir hevesle sahneye çıkıyoruz, Türkiye’deki bizi takip eden kitle çok heyecanlı ve dinamik, konserlerdeki enerjileri bizim için de ayrı bir motivasyon kaynağı.
Azıcık geri gidelim, klasik bir sorudur belki ama hep de merak edilir, grubun adına nasıl karar verdiniz?
Aslında bir hikayesi yok diyebilirim, bir gün koltukta otururken aklıma geldi. Oscar sevdiğim bir isimdir, ışığı çağrıştıran şiirsel bir isim. Dolunayın yalnız ve soğuk bir anlamı var benim için aydınlık ama bir o kadar da karanlık. Wolf isminin benim için ay ile bir bağlantısı var. Kurtların dolunayda aya doğru seslenişi, uluması bana çok etkileyici gelir. Ben yaptığım müziği aydınlık ve karanlık arasında bir denge olarak görüyorum, bu sebeple de grubun adı ‘Oscar and The Wolf’ koydum.

Müziğinizin bu kadar sevilip popüler olmasında, daha doğrusu global bir başarıya dönüşmesindeki anahtar element sizce nedir? Sözler mi, müzik mi, yoksa sahne performansınız mı?
Aslında hepsi bir arada diyebilirim. Sanırım durum biraz da şu anki jenerasyonun müzik zevkiyle de alakalı. Yaptığımız müzik onlar için daha çekici geliyor, bu sebeple de daha fazlasını istiyorlar diye düşünüyorum.
Sizinle röportaj yapmadan önce geçmişteki söyleşilerinizi inceledim. Gördüğüm kadarıyla ortak bir soru var size sorulan: “sahnede kiminle birlikte şarkı söylemek istersiniz?”. Cevabınız Lana Del Rey olmuş. Ben de soruyu biraz değiştirmek isterim, en azından kendisiyle tanışma, konuşma imkanınız oldu mu?
Şimdiye kadar Lana Del Rey ile tanışma şansım olmadı. Dürüst olmak gerekirse ben insanların hayran olduğu kişiyle tanışmasının onları sevdikleri kişiden soğutabileceği endişesini taşırım, bu yüzden de pek istemiyorum hayran olduğum bir kişiyle tanışmayı. Onu olduğu yerde, kafamda tutmak bana daha doğru geliyor.



Yoğun bir turne programınız vardı geçtiğimiz sene. Onca şehir arasında mutlaka bir tanesi size daha çok etkilemiştir. Sahne aldığınız hangi şehirdeki performansınızı unutamadığınızı bizimle paylaşır mısınız?

Berlin’i ve Amsterdam’ı şehir olarak çok seviyorum, belki biraz da bununla alakalı olabilir. İki şehirdeki konserlerimiz de çok daha farklı oluyor diyebilirim. Aslında şehirlerin bir önemi yok benim için konserdeki kalabalığın enerjisi çok önemlidir. Berlin’de ve Amsterdam’da her seferinde çılgın bir kalabalık oluyor, konserde onlarla bu enerjiyi birlikte yaşamak çok değerli.
Şarkılarınızı nasıl oluşturuyorsunuz? İlk önce sözler mi ortaya çıkıyor yoksa melodiler üzerine mi sözlerinizi yazıyorsunuz?
Çok genel bir kuralım yok şarkı yazarken. Genelde piyano ile çalışıp yakaladığım bir melodiyi, sintisayzır ile biraz daha geliştiriyorum üzerine de sözler geliyor. Sonra da üzerine bass ve diğer elementleri ekliyorum. Ama bazen de tam tersi oluyor, sadece sözlerden yola çıkarak melodiye gittiğim de olabiliyor.
Şarkı yazmanın dışında çizimler yaptığınızı ve videolar da ürettiğinizi okudum, hatta konserlerde giydiğiniz kıyafetlerinizi de siz tasarlıyormuşsunuz. Yaratıcı olarak farklı dallardaki üretim hali, ya da genel olarak ilham kaynağı şarkıların oluşmasıyla mı ortaya çıkıyor?
Bir şarkı yazdığım zaman aslında kafamda görseller de oluşmaya başlıyor, şarkıyı tamamlarken bu imgelerden de faydalanmayı ihtimal etmiyorum. Hepsini biriktirip klip çekerken yönetmenimle paylaşıyorum. Şarkılar ortaya çıkarken bir anlamda şarkının klibi de taslak olarak oluşmuş oluyor bu sayede.

Sizi bu sene SXSW2016’da da izlemiştim, nefis bir performanstı. Konserdeki kalabalığı çok iyi hatırlıyorum, içerde izlemek için bekleyenler kadar bir kitle de kapıda bekliyordu. Amerika’da da ciddi bir hayran kitleniz var. Sizce Avrupa ve Amerika arasında müzik endüstrisi açısından nasıl bir farklılık var?
SXSW’da daha önceden de sahne almıştık, her sene çok kalabalık oluyor Austin gerçekten haklısınız. Bu sene birden çok kez sahne aldık SXSW’da, bizi hangisinde izlediniz emin olamadım ama yorum için teşekkür ederim.
Amerika ve Avrupa müzik endüstrisi arasındaki farka gelecek olursak, aslında bence bir fark yok. Neticede ikisinde de tüketen topluluk aynı şekilde müzik severler, her ikisinde de listelerde yükseliyorsanız işler iyi gidiyor demektir, en azından ben bu açıdan bakınca fark göremiyorum ikisi arasında.

En son geçtiğimiz Temmuz ayında yeni single çalışmanız ‘The Game’i yayınladınız. Bildiğim kadarıyla yeni albüm için çalışmalara başladınız, bir tarih almak mümkün mü yeni albüm için?
2017 senesi bu anlamda önemli bir yıl olacak. Şu an yeni şarkılar üzerinde çalışıyorum, albümü Eylül gibi yayınlamak istiyorum ama bu konularda net konuşmak biraz zor.



Yeni albüm hakkında sizden biraz daha detay duymak isteriz. Stüdyodaki çalışmalarınızdan biraz daha bahseder misiniz? Turnedeyken yeni şarkı üretmek zor muydu?
Genelde yeni şarkıları stüdyoda yazıyorum. Stüdyoya öğlen 12’de girip akşam 9 gibi ya da gece 12 gibi çıkıyorum. Ciddi bir mesai halim var stüdyoda bu aralar. Şarkıları öncelikle basit halleriyle oluşturup kaydediyoruz, sonra üzerinde oynamalar yaparak daha da detaylı hale dönüştürüyoruz, albüm bitti diyene kadar bu hep böyle devam edecek.
Peki şarkı yazma süreciniz nasıl oluyor? Size ne şarkı yazdırır?
Genelde şarkıları yazarken bir konu seçiyorum kendime. Bu konu bazen kendiliğinden de geliyor ya da dikkatimi çeken bir durum da olabiliyor. Şarkıya odaklandığım anda, o durumu ben yaşamıyor olsam da hayal gücümde bir şeyler belirmeye başlıyor, bu anlamda hayal gücümün sınırsız olduğunu söyleyebilirim.
Şarkı yazarken bir konu hakkında düşününce hayal gücümde bir sürü şey canlanıyor dediniz, yazmak istemediğiniz bir konu var mı, şarkı üretmek istemem diyeceğiniz herhangi bir konu ya da duygu var mıdır?
Okul zamanım aklıma geliyor, sınavlar öncesindeki stresli halim, o dönemleri hiç de sevmezdim. Bu stres durumuna dair, bu duyguyla alakalı bir şarkı yazmak hiç istemezdim, bence çok gereksiz ve saçma bir ruh hali (Gülüyor).

Üzerinde hala çalıştığınız/bitirmekte zorlandığınız veya daha önce yayınlayamadığınız bir şarkınız var mı?
Şarkı üretirken çok uzun süre aynı şarkıda takılmam. Stüdyodayken bir şarkıya 4-5 günden fazla vermemeye gayret ediyorum, eğer bu süre içinde bitiremiyorsam daha fazla o şarkı için kafamı yormuyorum, yeni bir şarkıya odaklanıyorum. Dolayısıyla önceden yapıp da bitiremediğim, bitirmek için hala beni bekleyen bir şarkım yok.
Şarkı yazdığınız ilk günlerinizi bugünkü halinizle kıyaslayacak olursanız sizce sözler ve tekniğiniz anlamında değişen bir şey var mıdır?
Yaşla birlikte gelen olgunluğun kattığı bir fark var bence. İlk şarkılarımı yaparken ki halimle, şimdiki halimi düşündüğümde aklıma ilk gelen şey daha olgun olmanın kattığı farklılık geliyor.
Son olarak, 21 Ocak’ta Volkswagen Arena’da sahne alacaksınız. Konser için geri sayan hatırı sayılır bir kitle var, onlara ne söylemek istersiniz?
İstanbul konserimiz için sabırsızlanıyorum, biz de aynı şekilde gelmek için gün sayıyoruz. Yeni şarkılar için herkes sabırsızlanıyor farkındayım, ben de onlar kadar heyecan içindeyim. Bu konu hakkında tek söyleyebileceğim şey güzel ve etkili bir şey yaratmak gerçekten zaman alıyor. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum, beklediklerine değecek şarkılar için çalışıyorum.

 

Yazının devamı...

2016'NIN EN İYİ ALBÜMLERİ -BÖLÜM 1-

23 Aralık 2016

2016’nın en iyi albümleri yazısı ile seneyi bir nevi süzgeçten geçirip, elde avuçta ne kaldıysa bu yazıda sizler için toparladım. Aslında ‘en iyi’ konseptinin kendi içinde imkansızlığa giden ilginç bir sıralama hali. Her sene bu yazıyı yazarken listeyi biraz daha daraltıp, 'gerçekten dinlemeden o sene geçmesin' diyeceğim albümleri seçmek istesem de en az bu yazıda yazdığım albümlerin iki katı kadarını da liste dışında bıraktığım için sürekli kendimle mücadele veriyorum. Sanırım bu debelenme halim hiçbir zaman geçmeyecek.

Yazıyı iki bölümde sizlerle paylaşacağım. İlk bölümde 2016'nın en iyi yabancı albümlerine, ikinci bölümünde ise en iyi yerli albümlerine yer verdim. 2016’nın yıldızları kimlermiş, gelin şöyle bir hatırlayalım:

1975- I LIKE IT WHEN YOU SLEEP, FOR YOU ARE SO BEAUTIFUL YET SO UN AWARE OF IT

2013 senesinde kendi isimleriyle yayınladıkları ilk albümler ile yakaladıkları dev şöhretten sonra İngiliz grubun yeni albümü uzun süredir büyük bir merakla bekleniyordu. Bu beklentiler boşa çıkmadı da, muhtemelen 2016’nın en uzun isimli albümüne imza atan 1975, funk, alternatif rock, melodik nefis bir albüm ile hayatımıza renk kattılar. Özellikle yeni albümlerini her dinlediğimde acaba Phil Collins de back vokallerde var mı diye merak etiğimi itiraf etmeliyim.

Kilit Şarkılar: Somebody Else, Love Me, The Sound, UGH!

RIHANNA-ANTI

Rihanna 8. albümüyle bu sene muhtemelen kendisini dinlemeyenleri bile şaşırtmıştır. Alışılageşmiş pop modunu bu albümde biraz fazla değiştiren Rihanna yeni tarzıyla Pitchfork gibi düşük notları bol bol veren müzik sitelerinden bile 10 üzerinden 7.7 puan almayı başardı. Her yaptığıyla beni kendine hayran bırakıyor, ‘Anti’ albümü ile müziğinin altın döneminde bir Rihanna var karşımızda.

Kilit Şarkılar: Consideration,Work, Needed Me, Kiss It Better, Love On The Brain

ANOHNI-HOPELESSNESS

Antony Hegarty’nin Antony and The Johnsonss’tan sonra solo olarak ‘Anohni’ adıyla yola devam ettiği, ilk albümü ‘Hopelessness’ 2016’da Mercury ödüllerine aday olan albümlerden biriydi. Karanlık, deneysel, elektronik temalı bir albüme imza atan Antony Hegarty, 2016 senesinde ‘Racing Extinction’ belgeseli müziği ‘Manta Ray’ ile de En iyi Şarkı dalında Oscar adayıydı.

Kilit Şarkılar: Drone Bomb Me, 4 DEGREES, Watch Me

RADIOHEAD- A MOON SHAPED POOL

2016 senesinin en mühim müzik olaylarından biri de elbette Radiohead’in yeni albümünün yayınlanmasıydı. 2017 Glastonbury Festivali’nin headline’larından biri olduğu geçtiğimiz günlerde resmen açıklanan grup, önümüzdeki sene özellikle de festival yaklaştıkça muhtemelen 2016 senesinden daha çok manşetlerde olacaktır.

Kilit Şarkılar: Burn The Witch, Daydreaming, True Love Waits

SOLANGE- A SEAT AT THE TABLE

Beyonce’nin kız kardeşi olup, üstüne bir de başarılı bir albüm yayınlamak oldukça zor olsa gerek. Solange’nin ‘A Seat At The Table’ albümü, 2012 senesinde yayınladığı nefis albümü ‘True’dan beri merakla beklediğim bir çalışmaydı. 2016 senesinde hanesine yıldızlı pekiyileri yazdıran Solange, nerdeyse tüm müzik eleştirmenlerinden eksiksiz tam not almayı başardı.

Kilit Şarkılar: Cranes In The Sky, Don’t Touch My Hair, Mad

FRANK OCEAN-BLOND

Frank Ocean’ın yılan hikayesi olan yeni albümü 2016 yılına kısmetmiş meğer. ‘Channel Orange’ albümüyle özellikle Amerika’da inanılmaz bir beğeni toplayan sanatçı, uzun zamandır beklenen ‘Blond’ ile kendisinden bekleneni ziyadesiyle verdi. Beyonce, Kendrick Lamar, James Blake gibi isimlerle çalıştığı yeni albümü bu senenin en çok dinlenen/satan albüm listelerinde ilk 5’ten hiç inmedi.

Kilit Şarkılar: Pink + Whites, Ivy, Nikes

BEYONCE- LEMONADE

Beyonce son iki albümdür ezber bozma olayını alışkanlık edindi. Yine kimsenin cesaret edemeyeceği tarzda bir tanıtım ve yayın politikasıyla Beyonce 6. albümünü piyasaya sürdü. Albümün görsel bir albüm olma özelliği ile HBO’da yayınlanan 1 saatlik özel gösterimi çok konuşuldu. Kocası Jay-Z’nin yönetimindeki TIDAL hariç hiçbir dijital müzik platformunda yayınlanmayan ‘Lemonade’ bu kadar kısıtlı dijital yayın politikasına rağmen bu senenin en çok talep edilen albümlerinden biriydi.

Kilit Şarkılar: Formation, Sorry, Hold Up

DAVID BOWIE- BLACKSTAR

“Müzik adına 2016 senesinden aklında en şok eden haber olarak ne kaldı?” deseler, David Bowie’nin ve Prince’in vefat haberini söyleyebilirim. Kendisine sıfatlar yetmeyen dev müzik adamı David Bowie vefatından birkaç gün önce yayınladığı 25. stüdyo albümü müzik dünyası için büyük bir anı niteliğinde yerini aldı.

Kilit Şarkılar: Blackstar, Lazarus, ‘Tis A Pitty She Was A Whore

DOUGLAS DARE- AFORGER

2015 senesinde Salon İKSV’de nefis bir performansa imza atan Douglas Dare’den yeni bir albüm haberi benim için bu senenin en heyecan verici işlerinden biriydi. İkinci albümü ‘Aforger’ ile özellikle kendi hayatına röntgen çeken sanatçı, ‘Whelm’ albümüyle kazandığı hayranlarına yine nefis bir albüm hazırlamış.

Kilit Şarkılar: Doublethink, New York, Oh Father

THE WEEKND-STARBOY

The Weeknd şüphesiz bu senenin en popüler ismi oldu. Kasım ayı sonunda yayınladığı yeni albümü ‘Starboy’ ile hem listeleri deldi geçti, hem de dijital platformlardaki rekor şarkıların sıralamasını altüst edip zirveye yerleşti. Bu albümün hazırlığı için çok fazla mesai harcadığını belirten The Weeknd nam-i diğer Abel Makkonen Tesfaye, Rihanna’nın Anti turnesinde birlikte turnede olma imkânını bile yeni albümün hazırlıklarını tamamlamak için reddetmek zorunda kaldığını belirtmiş.

Kilit Şarkılar: Starboy, Rockin’, I Feel It Coming, Sidewalks, Party Monster

ONEREPUBLIC- OH MY MY

2 sene önce Volkswagen Arena’da izlediğim ve kalabalığıyla beni şok eden konserin başkahramanıdır OneRepublic. Keşke yeni albümleri için 2017 senesinde çıkacakları turne kapsamında İstanbul’a da uğrasalar. “Oh My My” hazırlığı 18 ay süren, baştan sona canlı enstrümanların kullanılarak tamamlanan nefis bir OneRepublic albümü olmuş.

Kilit Şarkılar: Oh My My, Kids, A.I, Wherever I Go

BANKS - THE ALTAR

Banks ‘Goddess’ ile 2 sene önce gönüllerin şampiyonuydu. 2016’da yepyeni bir albümle geri geldi. Üzülerek söylemek gerekirse yeni albümü ‘The Altar’ bir ‘Goddess’ değil ancak dinledikçe kendini sevdiren cinste bir çalışma olmuş.

Kilit Şarkılar: Gemini Feed, Mother Earth, Fuck With Myself, Trainwreck

M.I.A- AIM

2016’nın en başarılı kadın vokallerinden biri olan M.I.A yeni ve muhtemelen son albümü “AIM” ile bizleri selamladı. Son albümü diyorum çünkü M.I.A söz konusu albümünün hazırlık döneminde plak şirketi de dahil olmak üzere neredeyse herkesle kavgalı duruma gelmişti. M.I.A son albümü ‘AIM’ den sonra yeni bir albüm yapmaktansa daha sık aralıklarla tek şarkı yayınlayarak sevenlerine ulaşmak istediğini açıklamış.

Kilit Şarkılar: Borders, Freedun, Go Off, Bird Song

MICHAEL KIWANUKA – LOVE & HATE

Michael Kiwanuka’nın hikayesi 2011 senesinde Mumford & Sons’ın plak şirketinin renklerine bağlandıktan sonra yayınladığı iki EP’nin ardından başlıyor. Adele’in ön grubu olarak sahneye çıkan Kiwanuka yakaladığı beğeni rüzgârını iyi değerlendirerek İngilizlerin kalbinde iyi bir yere sahip olmuş. 2015 senesinde yayınladığı ilk albümünün ardından 2016’da yayınlanan ikinci albümü ‘Love &Hate’ bu senenin en beğenilen albümleri arasındaki favorilerdendi.

Kilit Şarkılar: Love & Hate, I’ll Never Love, Black Man In A White World

BLOOD ORANGE – FREETOWN SOUND

Devonte Hynes nam-ı diğer ‘Blood Orange’ 2013 senesinde yayınladığı ikinci albümü ‘Cupid Deluxe’ albümüyle büyük ilgi toplamıştı. Sanatçının üçüncü albümü ‘Freetown Sound’ Nelly Furtado, Debbie Harry, Carly Rae Jepsen gibi birçok dev ismi de bünyesinde barındırırken özellikle bu albümle birlikte müzikal yanı ve söz yazarlığı konusundaki çok iyi eleştiriler aldı.

Kilit Şarkılar: Best To You, Augustine, E.V.P, Chance

SIA-THIS IS ACTING

Her albümüyle listelerin vazgeçilmez sanatçısı olan Sia, yeni albümüyle kime niyet kendisine kısmet şarkılardan bir çalışma ile karşımızda. Beyonce, Rihanna, Shakira gibi birçok mühim ismin kendisinden almadığı şarkıları kendisi söyleyerek oluşturduğu ‘This is Acting’ albümü bu senenin en çok dinlenen albümlerinden biriydi. O şarkıları almayanlar acaba kara kara düşünüyorlar mıdır, bir kere de onlara sormak lazım.

Kilit Şarkılar: Broken Glass, The Greatest, Cheap Thrills, Move Your Body

AURORA – ALL MY DEMONS GREETING ME AS A FRIEND

2016’nın en orijinal çıkışlarından biri Aurora’ydı. Sesindeki melankoli midir, şarkılarının karanlığı mıdır bilmiyorum, tüyleri ürperten ilginç bir yanı var bu kızın. Kendisini SXSW’da canlı izleme şansına sahip olduğumdan beri hayalimde Babylon veya Salon’da sahne aldığı İstanbul konseri için yanıp tutuştuğum doğrudur. 2017’de belki rotasına bizi de ekler belli olmaz…

Kilit Şarkılar: Half The World Away, Running With Wolves, Runaway, Conqueror, I Went To Far

LADY GAGA – JOANNE

Değişimin ve başarının tanımı Lady Gaga diyebiliriz. Özellikle pop kokan deli dolu halini bir kenara bırakıp, rock star bir ruhla yaptığı nefis albümü ‘Joanne’ sadece 2016’nın son dönemini değil muhtemelen 2017’nin tamamını kasıp kavuracak. Bu albümde çalıştığı müziğin dahi çocuğu Mark Ronson’ın da ‘Joanne’ albümüne katkısını da hafife almamak gerekiyor. 2016’nın en özel albümlerinden biri ‘Joanne’, her dinlediğimde başarısıyla beni kendisine hayran bırakıyor.

Kilit Şarkılar: Joanne, Million Reasons, John Wayne, Hey Girl

SAVAGES – ADORE LIFE

İngiliz grubun ikinci albümü ‘Adore Life’ en az ilk albümleri kadar iddialı ve dik başlı bir çalışma. Yeni albümlerinde İngiliz ekip agresif ruh halinden bir nebze uzaklaşıp, daha çok sevgiden ve paylaşımdan yana, insan olmanın inceliklerine dikkat çektikleri bir çalışma ile punk duruşlarına devam etmişler.

Kilit Şarkılar: Adore, The Answer, Husbands, Evil

KINGS OF LEON –WALLS

Grubun 7. stüdyo albümü olan WALLS ‘We are like love songs’ kısaltması olarak gönüllere bir parmak bal çalıyor. Kings Of Leon’a bunca zaman sonra ilk defa Amerika’daki albümler listesinde 1 numaraya yerleşme başarısı getiren ‘WALLS’ aldığı olumlu eleştiriler ile grubun ilk zamanlarındaki ruh haline döndüğüne dair yorumları da beraberinde getirmiş. Turne için 2017 yılının Ocak ayında yollara düşecek olan dörtlü önümüzdeki seneyi yollarda geçirecek.

Kilit Şarkılar: Waste A Moment, Walls, Around The World, Reverend

Yazının devamı...

RADYONUN EKSENLİ GÜNLERİ

12 Aralık 2016

Sabah okula giderken yolda, akşam eve gelince ders çalışırken, nerdeyse yatana kadar sürekli arka fonda hep bana konuşan, yeni şarkıları tanıtan, müzik haberlerini hiç gecikmeden veren bir dünyaydı. DJ’lerin hepsini nerdeyse bir rock star edasıyla merak eder, kendimce hayranlık beslerdim. İstek şarkılar için arar, sıradaki şarkı benim şarkım mı olacak diye çocukça bir merakla radyonun karşısında beklerdim. O dönem elbette dijital dünya daha henüz ortada yoktu, korsan üretim hortlamamıştı, insanlar albüm satın alır, sanatçıların da bugüne kıyasla nispeten daha çok hak ettiği gelirler kazanırdı.

Zaman içinde düzen değişip, dijital dünya ile müzik dünyası da kendi sınırlarını genişletti, hem birçok dijital müzik platformları kurulurken, diğer yandan da sayısız dijital yayın yapan radyolar çıktı piyasaya. Her ne kadar müziğin iletim yolu artsa da karasal yayın yapan radyolar en yeni müziğe yön veren unsurlardan biri olarak hayatımızda yer almaya devam ediyorlar.

2000’lerin başında üniversitedeyken, Ankara’dan İstanbul’daki konserlere gelen bir müzik meraklısı olarak o dönemden beri heyecanla dinleyip takip ettiğim tek radyodur Radyo Eksen 96.2 frekansı. 2000 senesinde kurulan Radyo Eksen Türkiye’nin modern rock, country, heavy metal ve özellikle indie gibi tarzda geniş bir yelpazede dinleyicilerini en iyi müzikle buluşturmaya devam ediyor.

Radyo Eksen, dinleyicilerine kendi frekansından yaptığı yayınların haricinde Devotchka, Gutter Twins, Helldorado, Judas Priest, Moby, Paul Weller, Mark Knopfler, Metallica, U2, James, Sting, Slash gibi dünyaca birçok ünlü isim ve grupların Türkiye konserlerine sponsor oldu. Hem sinema hem de müzik festivalleri gibi kültürel organizasyonlarda da yer alan Radyo Eksen müziğin nerdeyse her boyutunda yer alarak dinleyicilerini yalnız bırakmadı.

2016 yılının sonuna gelirken, Aralık ayının başında Radyo Eksen yeni yayın dönemi sürprizlerini dinleyicilerine duyurdu. Pozitif’in desteğiyle bağımsız yayın hayatına devam eden Radyo Eksen 1 Aralık Perşembe gününden itibaren Uniq’teki yeni stüdyosundan yayınlarına devam ediyor. Yeni yayın döneminde klasikleşen programlarının yanı sıra, yeni programcılarıyla dopdolu bir şekilde yoluna devam edecek. Bu yeni dönemde Radyo Eksen’de bizi neler bekliyor derseniz, işte size ufak bir bilgi olsun:

  • Her Pazartesi saat 21:00’da Çağlan Tekil ile ‘Laneth’ programında heavy metal ve trash türevleri Radyo Eksen’de olacak.
  • Hakan Tamar ile ‘Mod’ programında her Salı saat 21:00’da geçmişten bugüne Türkiye müzik sahnesinin öne çıkan grupların, son dönemde ve yakın zamanda dinleyeceğimiz yerli grupları da ele alacak.
  • 2 yıldır devam eden Artemis Günebakanlı’nın ‘Manyetik Bant’ yayını bundan böyle her Salı 22:00’da Radyo Eksen frekansında olacak.
  • Kanat Atkaya kendi plak koleksiyonundan seçme şarkılar ve hikayeler ile her Çarşamba saat 21:00’da ’33-45’ programında Radyo Eksen’den seslenecek.
  • Radyo Eksen’den tanıdığımız Gülşah Turgut yeni yayın döneminde her Çarşamba 22:00’dan itibaren Indeed’de yeni çıkan indie-alternatif şarkıları çalacak.
  • Barış AkpolatSağır Sultan’ programıyla müzik piyasasında yeni çıkan albümleri ve müzik haberlerini hem de her ay farklı bir konukla Perşembe akşamları 21:00’da 96.2 frekansından yayınlayacak.
  • Hafta içi programlarından tanıdığımız Güven Yıldız, rutin yayın akışındaki programının yanı sıra ‘E Vitamini’ ile her Perşembe 22:00’da albümlerdeki gizli kalmış şarkılara odaklanacak.
  • Athena’dan Hakan Özoğuz ‘Zamanyolu’ ile Cuma akşamları saat 21.00’da geçmişten bu yana kendisini etkileyen şarkılar ve başından geçen hikayeleri dinleyicileriyle paylaşacak.
  • Glam Rock, 80’s Rock denince Türkiye’de akla ilk gelen isimlerden Nikki Wild ‘All Access’ ile Cuma akşamları 22.00’dan itibaren tecrübelerini aktaracak.
  • ‘Oldies’ teması Güven Yıldız ile Cumartesi günleri, Pazar günleri ise Çağlan Tekil ile dinleyicilerle buluşacak.

Yazının devamı...