"Hikmet Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hikmet Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hikmet Demirkol

Hikmet Demirkol

Gelini Öpebilirsin

20 Şubat 2019

2011 yılında kurulan o zamanki adıyla ‘’You May Kiss The Bride’ metal müzik türüyle hayallerini yurt dışına çeviren idealist bir grup. Yurt dışındaki yarışmalarda üçüncülük kazanıp, Belçika’da Groezrock’a katılıp, 20 yaşında bile değilken hayallerine son sürat koşan müzik grubu ‘You May Kiss The Bride’. 7 sene içinde her grupta olduğu gibi onlarda da ekip üyelerinde değişiklikler ve müzik sektörünün zorluklarına rağmen yaptıkları müzik konusunda hevesleri ve hayalleri hala ilk günkü gibi sağlam.

2016 senesinde Fatma Turgut ile yaptıkları düet şarkıları ‘Bensiz Bir Sen’ ile Türkiye’de de yaptıkları müzikle festival ve konserlerde yer almak için ilk sağlam bir adım atan ‘You May Kiss The Bride’, aynı sene bir başka Türkçe şarkıya Gamze Lüküslü düetiyle imza atıyor. 2017 senesinde yayınladıkları ‘Ghost’ single’ının ardından yine rotasını yurt dışına çevirip ‘Wildways’ ile Ukrayna turnesi yapmışlar. Gruptan ayrılan ve yeni eklenen isimlerle ‘You May Kiss The Bride’ ismi yok olmadan Türkiye’deki kariyerleri için ‘Gelini Öpebilirsin’ adıyla 2019’un başında Arpej etiketiyle yeni bir maxi single yayınlıyorlar. ‘Pardon?’ maxi single çalışmasında yer alan üç şarkıdan ikisinin sözleri gruba vokal olarak katılan Gamze Lüküslü’nün imzasını taşıyor. Grubun bazı koyu hayranları Türkçe vokalli yeni hallerini önceki İngilizce brutal vokalli hallerine kıyasla eleştirseler de, aslında grubun üretim heyecanı hala aynı.

‘Gelini Öpebilirsin’in yeni vokali Gamze Lüküslü ‘Pardon?’ un hazırlık süreci için besteler hazır olsa da, söz yazma sürecinin birkaç ay sürdüğünü, hatta tahmin ettiklerinden daha da zorlayıcı olduğunu belirtiyor. Grubun yeni üyeleriyle birlikte çıktığı bu yeni yolda birlikte çalışmanın verdiği motivasyonla yeni şarkıları hazırlamışlar. Prodüktör olarak Alen Konakoğlu ile çalışmanın onlar için çok önemli olduğunu belirten grup, çıkış şarkıları ‘Pardon?’ u onları daha iyi ortaya koyduğunu düşündükleri için seçmişler. ‘Gelini Öpebilirsin’ müzik adına her zaman tutkulu ve azimli bir grup olsa da özellikle bu albüm için onlara destek veren Ali Duyar ve Mustafa Karatay aslında bu albümün diğer gizli kahramanları.

‘Gelini Öpebilirsin’ daha önceki çalışmalarında single yaparak ilerlese de bu sefer aslında albüm yapmak istemişler. Ancak bu süreç çok uzun süreceği içini ellerindeki 15- 20 şarkıyı Alen Konakoğlu ile paylaşıp içlerinden seçtikleri 3 tanesi ile daha kısa sürede ilerleyebilecekleri bir yol izlemişler. 3-4 ay stüdyodan çıkmayan ‘Gelini Öpebilirsin’ çok titiz çalışarak sonunda yayınladıkları bu üç yeni şarkıyı içlerine sinecek hale getirip dinleyenleriyle buluşturduklarını belirtiyorlar.

‘Pardon?’un aslında ‘tadımlık’ bir albüm olduğunu belirten Gamze Lüküslü, dinleyenlerin yeni formatıyla ‘Gelini Öpebilirsin’e alışmasını hem de yeni şarkıları sindirmelerini beklediklerini söylüyor. Daha sonrasında yeni şarkılar ve albüm için sık sık stüdyoya gireceklerini belirten ‘Gelini Öpebilirsin’ esasen mümkün olduğunca çok konser vermek istediklerini belirtiyorlar.

‘Bize kalsa her hafta yeni şarkı yayınlarız’ diyen

Yazının devamı...

Bir Rekor Denemesi: Thank u, Next

14 Şubat 2019

Bu pek de alışılagelmiş bir durum değil. Özellikle de Ariana gibi büyük bir pop star ve ondan beklenen ticari başarı baskısı düşünülünce, bu kadar kısa sürede iki albüm yayınlamak gerçekten ender rastlanacak bir olay.

Geçtiğimiz Ağustos ayında Ariana Grande 4. stüdyo albümü ‘Sweetener’ı yayınlamıştı. Bu albümün en önemli yanı sanatçının bir önceki sene Manchester’daki konserinde yaşanan terör saldırısından sonra kendisini toparlayıp yepyeni şarkılarla yeniden müziğe kaldığı yerden devam etmeye başlamasıydı. ‘Sweetener’ albümünde yeniden yaşam enerjisi bulan Ariana, aynı albümde o dönemde ilişkisi olan ‘Pete Davidson’a da kendi adıyla bir şarkı yazması, albümün yayınlanmasıyla birlikte büyük olay yaratmıştı.


Yeni albümünün yayınlanmasından kısa bir süre sonra eski sevgilisi Mac Miller aşırı doz uyuşturucudan aniden vefat etmesi, Ariana Grande’nin dünyasını tepetaklak etti. Sanatçı yeni albüm için turne hazırlıklarında olması gerekirken Mac Miller’ın ani vefatı sanatçının tüm planlarını altüst etti. Bu dönemde özellikle de Miller’in vefatı üzerine medyanın iştahını kabartan eski sevgili/yeni sevgili konusu Ariana üzerinde kara bulutları daha da derinleştirdi. Tahmin edileceği gibi bu kovalamacanın sonunda birkaç aydır nişanlısı olan Pete Davidson’dan da ayrıldı.

Yeni şarkıların doğuşu

Albümün habercisi aynı zamanda isim annesi olan single ‘thank u, next’ sanatçının hayatına giren sevgililerine birer teşekkür niteliğinde, içten ve gerçek bir elveda şarkısı. Şarkı yayınlanır yayınlanmaz o kadar büyük bir ilgi gördü ki,

Yazının devamı...

Artık Sevilmiyor Böyle

6 Şubat 2019

11 şarkıdan oluşan SN Müzik etiketiyle yayınlanan yeni albümün prodüktörlüğünü Sezen Aksu üstlenmiş. Şarkıların fabrikası Sezen Aksu olunca albümün yankısı elbette daha da büyük oluyor. Okay Barış birkaç sene önce verdiği bir röportajda Sezen Aksu ile birlikte çalışmayı adeta cennette olmaya benzetirken, onunla çalışmanın ne kadar değerli ve önemli bir şans olmasıyla ilgili anlattıklarını okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum.

Okay Barış’ın Sezen Aksu ile yollarını kesiştiren de aslında Levent Yüksel’in ‘Kadınım’ şarkısından etkilenerek daha sonra kendisinin yazdığı ‘Kadınım Diyorsan’ şarkısı olmuş. Sanatçı bu şarkıyı yaptıktan sonra Sezen Aksu’ya dinletmek istemiş ve böylece ikilinin yolu ilk kez kesişmiş. Sezen Aksu’nun ‘Öptüm’ albümünden iki şarkıya düzenleme yapan Okay Barış, daha sonra da Sezen Aksu’nun altı konserlik turnesinde de sahnede yer almış. İkilinin birlikte müzik yapma süreci o dönemden bu güne kadar devam ederken, stüdyoda başka sanatçılara verilmek üzere hazırlanan şarkıların demolarını yapan Okay Barış’a bir gün Sezen Aksu’nun albüm yapma teklifiyle ‘Artık Sevilmiyor Böyle’ albümü ortaya çıkmış.

‘Artık Sevilmiyor Böyle’ albümünün genel müzikal konsepti Sezen Aksu’nun önderliğinde hazırlanırken, 11 şarkının bestesi ve 8 şarkının da sözü yine Sezen Aksu’ya ait. Diğer yandan albümdeki iki şarkının sözü Sibel Algan, bir şarkının sözü de Yıldız Tilbe imzası taşıyor. ‘Artık Sevilmiyor Böyle’ şarkılarının tüm düzenlemeleri de Okay Barış’a ait. Albümden çıkan ilk şarkı ‘Onursuz Olabilir Aşk’ Sezen Aksu’nun yıllar önce Levent Yüksel’in albümünde yer alan ‘Yeter Ki Onursuz Olmasın Aşk’ şarkısına bir cevap niteliğinde ve albümün açılışını yapıyor. Söz konusu şarkı Okay Barış’ın yeni albümünün çıkış şarkısı ve aynı zamanda kendisinin yönetmenliğini yaptığı albümden kliplenen ilk çalışma.

Sezen Aksu’nun resmi facebook sayfasından Okay’ın sesi için kullandığı tevekkül, isyan, şefkat aslında sıfatları şarkıları dinledikçe albümün içinde bir bir gizli olduğunu fark ediyorsunuz. Şarkılarda kimi zaman sizi yakalayan 90’lar havası kimi zaman sizi alıp götürüyor. Özellikle sözlerdeki Sezen Aksu vurgusu o kadar belirgin ki kimi zaman Okay Barış’ın sesine paralel sanki Sezen Aksu sesi de duyar gibi oluyorsunuz.

Yıldızlar: Onursuz Olabilir Aşk, Sen Ciddisin, Alıngansın, Bildiğin Gibi Değil, Ne Güzel Olur

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının devamı...

‘Derya’ ile Yepyeni Bir Ege Çubukçu

31 Ocak 2019

 

Geçtiğimiz hafta Ege ile yeni albümü ‘Derya’ üzerine konuşma fırsatı yakaladık. Bu sayede hem albümü konuştuk hem de tabiri caizse yeni Ege’yi konuştuk. Ege Çubukçu her sene yeni bir single yayınlasa da yaklaşık 10 senedir albüm yayınlamıyordu. 2008’den bu yana klip çekeceği şarkıları single olarak hazırlayıp genelde yeni içerik üretme ve yayınlama planını da buna göre yapıyormuş. 2012-2013’te aslında baştan sona yepyeni şarkılarla dolu iki albüm kaydetmiş. Zamanla yaptığı şarkıları dinlediğinde yayınlamak isteyeceği bir tarzda olmadığına karar verip bu albümleri rafa kaldırmış. Derya’nın bu albümlerden farkının sound olarak içine sindiğini belirten sanatçı, şarkılar ortaya çıktıkça ve üzerine yatıp tekrar dinledikçe ortaya çıkan işten daha çok keyif almış ve bu şekilde çalışmaya devam ederek 2 yılın sonunda yeni albümü tamamlamış.


Türkiye’de rap müziğin öncülerinden olan Ege Çubukçu çok genç yaşta bu türde müzikler yapıp, konserler verip aslında bu alandaki birçok ilki kendisi yaşamış biri. Şimdi özellikle son senelerdeki rap müziğinin yükselişi onu da çok keyiflendiriyor. İnsanların sevdikleri tarzda müzikler yapması, bunları eskiye nazaran daha kolay şekilde dinleyiciyle buluşturması onu da bir müziksever olarak mutlu ediyor.  2 sene önce İzmir’e yerleşen Ege Çubukçu, kalabalıktan, İstanbul’daki koşturmadan, popüler kültürden uzaklaşınca daha farklı bir bakış açısı kazandığını belirtiyor. Derya albümünün bize ulaşmasında Ege’nin bu dingin hayata geçmesinin de payı oldukça büyük.

Derya Nerden geliyor?

Albümün adına gelince ‘Derya’ aslında Ege Çubukçu’nun ilk adı. Ailesi genellikle ona Derya derken arkadaşları Ege’yi kullanıyormuş. ‘Bu albümle kimsenin bilmediği yeni bir yanımı görsünler istedim’ diyor. Diğer yandan albümdeki ‘Yuva’ şarkısında arkadaki ses kayıtlarından birinin adını ‘Derya’ olarak kaydedilmiş. Bu vokal kaydını daha önce hiç denemediği bir şekilde yaptığı için kendisi için de çok özel olduğunu belirtiyor. Özellikle ‘Derya’ koduyla kaydettikleri bu kayıtlardan sonra, bazı şarkıları seslendirirken ‘bu vokali ‘Ege’ okur’, ya da kimi zaman ‘‘Derya’ bu bölümü daha iyi okur’ diye kendi aralarında konuşmaya başlamışlar. Hal böyle olunca da ‘Derya’ adı albümün hazırlık sürecinde çok anılır olunca, albüme de ismini vermiş.

Yazının devamı...

Tanıdığım En Güzel Deli

23 Ocak 2019

Kendisi bir keman virtüözü olmasının yanı sıra Teoman’ın hem vokallerini yapıyor hem de sahnede kemancılığını üstleniyor. Müzikle iç içe heyecan dolu bir kariyer ve sonunda kendi solo albümüyle taçlanmış. Melisa ile hem ilk stüdyo albümünü, hem de müzik hayatındaki geçmişten bugüne tüm detayları konuştuk.

Enstrüman olarak keman ile yolunuzun kesişmesi nasıl oldu?

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı sınavlarına 9 yaşında girdim. Hiç bir müzik eğitimim yoktu. Sadece çok iyi bir müzik kulağım olduğu söyleniyordu neredeyse bebekliğimden beri. Sınava yaklaşık 2000 kişi giriyordu ve 10 kişi aldılar. Onlardan biri de bendim. Sınav iki aşamalıydı o esnada öğrencilere de sorulur hangi enstrümanı istersin diye ama tabi ki buna sonunda fiziki yatkınlıklarınıza göre hocalar karar verir. Ben içeri girene kadar “piyano isteyeceğim” diyordum ama sıra bana gelip sorduklarında bir anda keman dedim. Niye dedim bilmiyorum ama iyi ki de demişim. Yaylı çalgı çalmanın vereceği keyfi daha sonradan fark etsem ve çalamasam çok üzülürdüm. Keman perdesiz bir çalgı ve başlangıcı çok sabır, emek isteyen bir enstrüman. Hiç bir kolaylık sağlamıyor her şeyi kendiniz mükemmel seviyede yapmalısınız. Bu benim için hayatımın amacı oldu. Kişiliğimi, ruhumu totalde beni ben yapan şey müzikle ve kemanla olan uzun eğitimim şekillendirdi.

Teoman ile çalışmanın size kattıkları neler, nasıl bir tecrübeydi bu?

Kendisi ile 2013 yılından beri çalışıyorum. Vokalistliğini ve solo kemancılığını yapıyorum. Teoman ekibinde olmak öncelikle yıllardır içimde olan o eğlenen, gülen aynı zamanda bunalımlara giren,  müzik türü ve o türün gelenekselleşmiş tavırları açısından iç dünyamı yansıtabileceğim bir yer oldu. Rock müzik benim için hep çok özel oldu. Bu yaz bir festivalde 70 bin kişiye çaldık. Onlarla birebir göz teması kurmak, enerjilerinin üstünüze yağması canlı canlı muhteşem bir duygu. Hele o kadar kişiye koca sahnede tek başına kalıp keman çalmak tarif edilemez bir his. Sahne dışında da Teoman’ın sanatçı kişiliğinden örnek aldığım şeyler oldu. İçimdeki diğer Melisa’nın ortaya çıkmasına olanak sağladı. İyi ki de yollarımız kesişmiş.

İlk söz yazmaya nasıl başladınız? Yazdığınız sözleri ilk kime gösterdiniz? Teoman’ın bu çalışmalara yorumu nasıl oldu?

Ben Keman ve Kompozisyon (bestecilik) çift ana dal mezunuyum. Zaten beste yapan biriyim. Ama popüler formda şarkı yazmaya, özellikle Türkçe söz yazmaya beni heveslendiren şey

Yazının devamı...

Cranberries’in Son Albümü Geliyor: ‘In The End’

16 Ocak 2019

Geçtiğimiz Pazar günü Dolores O’Riordan’ın doğup büyüdüğü İrlanda’daki kasabasında, ailesinin ve yüzlerce seveninin katılımıyla bir anma töreni düzenlendi. Ballybricken klisesindeki bu özel törende sanatçının annesi ve kardeşleri onun için ağıtlar yakıp, şarkılar söylerken, yüzlerce The Cranberries hayranı da taziyelerini iletmek için bu özel günde sanatçının anavatanında olmayı tercih edip bu özel anma törenine katılmışlar.

2017 senesinin başında ekip son yayınladıkları, en sevilen şarkılarının akustik ve Irish Chamber Orchestra ile yeniden seslendirdikleri ‘Something Else’ albümünün turne çalışmaları için birlikte prova yaparlarken yeniden bir arada olmanın enerjisiyle birlikte yeni şarkılar yapma üzerine de konuşmuşlar. Turne provaları onları sonunda birlikte yapmayı planladıkları ‘In The End’ albümünün hazırlıklarında birleştirmiş. ‘Something Else’ turnesi için o dönemde ben de Roma konseri için bilet almıştım. Konserden tam 1 hafta önce Dolores’in sağlık sorunlarından ötürü önce Avrupa konserleri daha sonra da Amerika turnesinin tamamı iptal olmuştu. Dolores bu dönemdeki sağlık sıkıntısının yanı sıra meğer grupla birlikte yeni şarkılar üzerinde çalışıyormuş.

2017 senesinin Aralık ayına geldiklerinde, Dolores ‘In The End’in 11 şarkısının vokal demo kayıtlarını tamamlamış. Ne talihsiz ki, bundan yaklaşık 1 ay sonra Dolores O’Riordan’ın beklenmedik vefatı üzerine grup bu kayıtlarla ilgili ne yapacağına daha sonra karar vermek üzere bu konuyu bir süreliğine rafa kaldırmışlar. Grubun diğer üyeleri Noel, Mike ve Fergal Dolores’i kaybetmiş olmanın şokunu aylarca atlatamayıp, kaydedilen vokal kayıtları üzerinde çalışamamışlar.

Zaman geçtikçe üçlü, son albüm fikrinin Dolores’i nasıl mutlu ettiğini hatırladıkça, onu en iyi anma yolunun bu albümü tamamlamak olduğuna karar vermişler. Bu fikirlerini Dolores’in ailesiyle de paylaşıp onların da onayını alınca tekrardan stüdyoya girmişler. Albümün stüdyo aşamasının çok duygusal olduğunu belirten grup üyeleri, uzun seneler boyunca prodüktör olarak birlikte çalıştıkları ve yakın arkadaşları olan Stephen Street ile bu albümü tamamlamaya karar vermişler. Geçtiğimiz sene Mayıs ayında albümün kayıtları Londra’daki Kore Stüdyolarında tamamlanırken, miks çalışmaları ise Londra’daki Stephen Street’in stüdyosu olan The Bunker’da yapılmış.

Grup üyeleri son albümün kayıt dönemi için ‘fazlasıyla duygusal’ yorumunun altını çiziyorlar. Özellikle kayıtların ilk günü ve son günü ekip için, aralarında Dolores’in olmamasından ötürü fazlasıyla üzücü ve zor geçmiş. Kayıtlar için stüdyoya girdikleri ilk gün tüm bu duygulara rağmen bu konu üzerinde konuşmamaya karar vermişler. Eğer bu duygu seline kapılıp giderlerse, albümü layığıyla bitemeyeceklerinden ve dolayısıyla Dolores’e armağan etmek istedikleri albümü tamamlayamamaktan korkmuşlar. Ekibin en çok tıkandığı durum ise bu yeni şarkıları hiçbir zaman birlikte canlı çalamayacak olmalarıymış. Noel, Mike ve Fergal birlikte yaptıkları son stüdyo çalışmasının bu albüm olduğunu bilmelerinin onlar için tarifi olmayan bir duygusallık verdiğini, albümün kaydettikleri son şarkısının adının ‘In The End’ olmasından ötürü albüme de bu ismin çok uygun olduğuna karar vermişler.

Grup önceki gün resmi web sitelerinden, son Cranberries albümü olan ‘In The End’i, hayatlarının sonuna kadar müziğiyle birlikte onlarla yaşayacak olan, unutmayacakları ekip arkadaşları Dolores’e adadıklarını belirten çok duygusal bir yazı yayınladılar. ‘In The End’in henüz çıkış tarihi belirtilmezken, grubun son stüdyo albümünden ilk single ‘All Over Now’ Dolores O’Riordan’ın aramızdan ayrılışının 1. yıl dönümü haftasında yayınlanacak. Bu albüm tüm Cranberries severler için, Dolores’in o büyüleyici sesiyle senelerce anılardan anılara savrulmuş herkes için çok değerli olacağına inanıyorum.

 

Yazının devamı...

Geçmişe Susmasını Söyle

9 Ocak 2019

 

Harun gerek işine olan aşkı, gerekse sahip olduğu nefis sesiyle çok özel bir sanatçı. 2018’in sonlarına doğru Sezen Aksu ile düet yaptığı yeni şarkısı ‘Geçmişe Susmasını Söyle’yi yayınladı. Şarkı yayınlanır yayınlanmaz hemen üzerine Harun ile oturup konuşmak istedim. Hem Harun’un müzik geçmişini, hem de bu özel şarkının hayata geçiş sürecini ilk ağızdan sizlere aktarmak istedim. Detayları gelin hep birlikte Nuri Harun Ateş’ten dinleyelim:

Müzik hayatına nasıl girdi? 

İzmirliyim ben İzmir’de büyüdüm. Girit göçmeni bir ailenin çocuğuyum. Anneannemin annesi mandolin çalarmış, babaannem ise çok güzel şarkı söylerdi, ama müziğin içinde büyüdüğümü söyleyemem. Tabii evimizdeki Coşkun Sabah—Anılar kasetini saymazsak. Tabii bir de karışık oyun havaları kaseti. O kaset ki beni dalağım şişene kadar oynatmıştır. Hele içindeki ‘Azize’ şarkısı yok mu, işte o şarkı fon müziğidir bebekliğimin. Üzerime annemin kıyafetlerini giydiğim gibi başlarmışım oynamaya tabii büyüyünce ne olacaksın diye sorduklarında cevabım “Dansöz” olurmuş. İşte böyle başlamış hikâyem tabii annem eczacı babam eczacı o yüzden kimsenin aklında gerçekten dansöz olma ihtimalim yok. Zaten olamadım da, içimde kaldı resmen neyse yolum allahtan sahneye çıktı da çok da uzaklaşmamış oldum ilk hayalimden. (gülüyor)

Yani anlayacağınız müziğin içinde denizin ortasındaki bir tekne gibi bir oraya bir buraya savrulup yolunu bulmuş biriyim. Aynı bir tekne gibi ben de bir sürü yere yanaştım ama sahnede olacağım en baştan beri belliydi, çocukluğumdan beri bunu istiyordum, garip bir kendini anlatma, onaylanma, sevilme dürtüsüyle doğmuşum yapacak bir şey yok. Ama insanı hayat savuruyor oradan oraya. Konservatuara girişim, operayla tanışma, yeteneğimin farkına varışım derken yıllar geçti.

Şimdiki kariyerime bakınca aslında engeller benim yolumu çizdi diyebilirim. Annemin, giyip oynadığım kıyafetlerimi elimden alıp yasaklaması, konservatuara girme isteğimin her yol denenerek engellenmeye çalışılması, her türlü farklılığımı törpülemeye çalışan bir çevre ve hiçbirine eyvallah demeyen bir ben. Şimdi şimdi tahlil edebiliyorum baya garip bir bünyem varmış, bana bir şeyi yapma deyin, sonra ben onu nasıl yapacağımın bin tane yoluyla geri geleyim. Yani özetle müzik her şeyle mücadele etmemin en keyifli yoluymuş ve bu yüzden içsel olarak ona yönelmişim diyebiliriz.

Yazının devamı...

2018’in En İyi Albümleri – Bölüm 2

26 Aralık 2018

Bu senenin benim radarımdaki 20 albümünü sizin için derleyip bu yazıda kısa kısa detaylandırmak istedim. Yazıyı hazırlarken 2018’in önceki senelere kıyasla daha verimli bir sene olduğuna karar verdim. Onlarca albüm arasından 20 tanesini seçmek gerçekten bir hayli zor oldu. Bu yazı 2018’in son yazısı olduğu için bu vesileyle 2019’un en az 2018 kadar müzik adına verimli ve bol albümlü gelmesini diler, bu vesileyle de herkese mutlu yıllar dilerim.

Christine And The Queens – Chris

2 sene önce yayınladığı albüm ile merakları üzerine toplamış bir isim Christine And The Queens. ‘Tilted’ ile aklıma kazınan sanatçı 2. albümü ‘Chris’ ile yine nefis bir pop albümümle yüreğimize su serpiyor. Christine nam-ı diğer Héloïse Letissie 2. Stüdyo albümü için yarattığı persona ‘Chris’ ile erkek egemenliğini, daha doğrusu erkek rock star olma egosuyla bir anlamda dalga geçiyor. Günümüzdeki kuralları ve bunların gerçekliğini sorgularken, yeni albümünde Chris aslında asıl olan ve naif olan duygulara dümeni kırmış.

Kilit Şarkılar: The Walter, 5 Dollars, Doesn’t Matter, Girlfriend

The 1975- A Brief Inquiry Into Online Relationships

The 1975 3. stüdyo albümleriyle internet, sosyal medya günümüz dünyasını enine boyuna şarkılarına taşımış. Grubun vokalisti Matt Healey ‘son zamanlarda bildiğimiz büyük grupların hiçbiri bizi heyecanlandıracak bir şey yapmıyorlar’ derken aslında yeni albümlerinin onlar için ne denli önemli ve farklı olduğunun altını çizmeye çalışıyor. İnsanların hayatını sosyal medyada yaşıyor olmasına, internete bu kadar önem vermesine kafayı takan grup bütün bu olanların yeni bir dünya olsa da biraz ‘fazla’ olduğuna vurgu yapıyor.

Kilit Şarkılar:

Yazının devamı...