"Hikmet Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hikmet Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hikmet Demirkol

Hikmet Demirkol

SXSW 2017 müzik notları

22 Mart 2017

Austin’in SXSW başlamasıyla artan nüfusu programda müzik bölümü başladığında bir başka renkleniyor. Şehrin her köşesinden bir başka müzik duymanız mümkün olduğu gibi, yeni müzik severler için SXSW gidilebilecek en iyi adres.


NILE RODGERS’TAN ÖĞÜT DOLU KONUŞMA
SXSW’in müzik bölümü Nile Rodgers’ın konuşmasıyla başladı. ‘Keşfetme’ üzerine bir konuşma yapması istenen Nile Rodgers, müziğe adım attığı ilk günlerden sazı ele aldı, kendi anılarından yaklaşık 1 saatlik bir zaman diliminde enfes tecrübelerini aktardı. Bıkmadan usanmadan pratik yapmanın müzikte onu istediği yere getiren en önemli gerçek olduğunu belirten Rodgers, üretilen her çalışmanın kendi içinde ayrı bir saygıyı hak ettiğini belirtti.


Daft Punk ile yayınladıkları ‘Random Access Memories’ albümünden aslında ‘Lose Yourself To Dance’ parçasının dünya çapında patlamasını beklerlerken Get Lucky’nin global anlamda bir başarı olmasının onları şaşırttığını belirten Rodgers, değişime açık olmanın müzik dünyasının gerçeği olduğunu söyledi. Nile Rodgers’ın açık sözlülüğü, müzik dünyasına dair anlattığı hikayeler saatler sürse dinlerdim. Konuşmasının sonunda gitarıyla birkaç nota çalarak odayı dolduranları ihmal etmeyen sanatçı ayakta alkışlanarak sahneden indi. Haliyle bu anlar da konuşmanın en özel dakikaları olarak hafızalara yazıldı.


MÜZİĞİN GELECEĞİ KONUŞULDU
Müzik oturumlarında geçen sene olduğu gibi bu sene de en popüler konu dijital platformlarda büyüyen müzik piyasasının durumuydu. Dijital müzik piyasasının gelir anlamında geçmiş yıllardaki fiziksel satışları karşılamadığını anlatan konuşmacılar, yeni müzik üretiminin sadece albümlerin yayınlanmasıyla yeterli olmadığı konusunda hem fikirlerdi. Müziğin tanıtımının, sosyal medyanın, sahne performansının ve sanatçıların teknolojiye açıklığının yeni dönemde müzik piyasasında kazandıran esas faktörler olduğu nerdeyse her oturumda enine boyuna konuşuldu. Genel anlamda müzik piyasasının geleceği için umutlar tavandı.


ÖNE ÇIKAN PERFORMANSLAR
Gündüz oturumlarla müzik dünyasının hem sorunları, hem de yeni yolları tartışılırken akşama doğru showcase’lerle Austin dev bir konser şehrine dönüşüyordu. Tüm performansları kaçırmadan izlemek için insanın kendisini klonlaması lazım. Hal böyle olunca mutlaka bazı performanslar arasında karar verip, kapıda sıralar büyümeden yerinizi almanız gerekiyor.



SXSW’a gitmeden önce tüm performansları tek tek inceleyip kendime bir liste hazırlamıştım. Listenin başında ilk albümü ‘Goddess’ ile 2014 senesinden beri radarımda olan, geçtiğimiz yıl ikinci albümü ‘The Altar’ı yayınlayan Banks vardı. Sahne aldığı mekânın küçüklüğü her ne kadar beni tatmin etmese de, Banks’in sahnedeki şovu beklediğime değdi. Üstelik aynı akşam Solange da bir başka mekânda sahne alıyordu ama ben yine de ‘Banks’i canlı izlemek için ısrarcı oldum. Banks’in performansından beri hatıra niteliğinde kulağımda ‘Trainwreck’ çalıyor. Dilerim kendisi bir kere de İstanbul’da sahne alır, doyasıya bir kere daha izleyebilirim.



Kate Nash’i izlemek için erkenden gittiğim Central Presbyterian Kilisesi’nde çok enteresan bir performans yakaladım. 15 yaşında olan Billie Eilish 20 dakikalık hap niyetine verdiği konser ile Kate Nash öncesi tüm izleyenleri büyüledi. 2017’de merakla takip edecek bir yeni ses yakaladığım için kendimi şanslı hissederken konserden bu yana her gün birkaç kere ‘Ocean Eyes’ dinlemeden günü geçiremiyorum.


Kate Nash’e gelecek olursak, bence SXSW’in bu seneki en çılgın performansıydı diyebilirim. Kilisenin sakin havasını daha ilk şarkıdan kıran Nash resmen yerlerde sürünerek şarkılarını söyledi. ‘Foundations’, ‘Mouthwash’ gibi eski şarkılarını da söyleyerek beni ziyadesiyle mest etti.


Austin’de iki senedir izlediğim performanslardan sonra en favori mekânım olan Latitude30’da bu sene sahne alan İngiliz sanatçılar arasında Rory Graham nam-ı diğer Rag ‘n’ Bone Man da vardı. SXSW’da her sene 1-2 sanatçının performansı için mekânın önünde sokakları aşacak kadar kuyruklar oluyor. Bu senenin kazananı bu anlamda Rag ‘N’ Bone Man’dı. Performansına herkesin diline pelesenk olan şarkısı ‘Human’ ile başlayan İngiliz sanatçı, ikinci şarkı için yeni single’ı ‘Skin’ i seslendirdi. Kazakistan’a ‘Skin’in klip çalışması için giden sanatçı çekimlerin tahmininden zor geçtiğini de bizlerle paylaşmadan edemedi. 40 dakikalık zaman şarkılarla akıp gidince sahneye veda eden Rag’n’Bone Man de bizler kadar sahneden istemeyerek ayrıldı diyebilirim.


Bu seneki SXSW’dan arda kalan nedir derseniz, bitmeyen müzik dolu sohbetler, sokaklardaki neşe ve sabahlara kadar süren konserlerle dolu geceler derdim. Uzun seyahatlerden sonra eve dönüş her zaman daha farklı bir heyecanla oluyor. Bu seneki SXSW macerasından yine bavul dolusu anı ve umutla İstanbul’a geri döndüm. Darısı 2018’in SXSW heyecanına ve hazırlıklarına diyelim.

 

Yazının devamı...

SXSW 2017'de neler var?

15 Mart 2017

19 Mart’a kadar devam edecek olan bu büyük organizasyonda katılımcılar dijital dünyanın tüm trendlerine en yakından tanık olup, film ve müzik dünyasının en özel etkinliklerine katılma şansını yakalayacaklar.

Binlerce katılımcının merakla beklediği etkinlik süresince Austin şehri tüm limitlerini sonuna kadar zorlasa da, her yerde ve her köşede yüzlerce insanın oluşturduğu kuyrukları görmek adeta bu konferansın bir gerçeği. Kendi adıma bu sene özellikle geçtiğimiz yıldan da edindiğim SXSW tecrübesiyle, doğru zamanda doğru yerde olarak, oturumları takip etmek kesinlikle çok  kolay oldu.


İŞTE BU SENENİN TRENDLERİ…
Geçtiğimiz sene SXSW’da neredeyse her yerde karşıma çıkan VR(Virtual Reality) Sanal Gerçeklik uygulamaları bu sene de bir hayli kendine yer edinmiş durumda. Benzer şekilde bu senenin en sıcak konularından birisi de Bot teknolojileri. Diğer yandan oturumlarda özellikle ‘dijital/bilişim iş dünyasındaki kadının yeri’ odaklı söyleşiler geçen sene olduğu gibi bu sene de yine yoğun şekilde yer alıyor. Bu sene bir diğer yükselen konu ise TV’de son dönemde yükselen yemek-mutfak temalı projeler. Konferansın merakla beklenen müzik oturumları henüz yeni başlarken, oturumlardan arda kalan zamanlarda yeni sanatçı ve grupları merak eden binlerce kişi bu performansları izlemek için sıraya girecek. Benim bu sene merakla beklediğim iki performans var: Banks ve Jimmy Eat The World. Özellikle Banks’i 3 senedir İstanbul’da canlı izlemek için ümitle beklerken, bu sene SXSW’da üstelik iki akşam izleyeceğim için çok heyecanlıyım. 




SXSW’DA GAME OF THRONES RÜZGARI
Tüm dünyayı kasıp kavuran Game Of Thrones dizisinin yapımcıları David Benioff ve D.B. Weiss’in bu konuşmacı olduğu oturum SXSW’ın bu seneki en gözde toplantısıydı. Elbette dizinin yapımcılarından ziyade bu oturumun moderasyonunu yapacak olan dizi oyuncuları Arya (Maisie Williams) ve Sansa (Sophie Turner)’nın da sahnede olması bu buluşmayı çok daha farklı bir seviyeye taşıdı.

Deyim yerindeyse dizinin yapımcılarını sorguya çeken Arya ve Sansa kardeşler, oturum boyunca yazın yayınlanacak olan 7. sezona dair en ufak bir ipucu vermediler. David Benioff Game Of Thrones’un oyuncu seçimlerinin tahminlerinden de zor geçtiğini belirtirken, özellikle Arya karakteri için 300’den fazla oyuncu arasından Maisie Williams’ı seçtiklerini belirtti.

Diziye konuk oyuncu olarak kimlerin gelmesini isterdiniz sorusuna yapımcılar bu sene için Ed Sheeran’ın küçük bir rol ile katılacağı ipucunu vermesi oturumun en heyecanlı anlarından biriydi. Özellikle Ed Sheeran hayranlığından ötürü Maisie Williams’a bu jesti yapmak istediklerini belirten David Benioff, çekimlerin bir hayli zorlu geçtiğini söylerken Ed Sheeran’ın dizideki rolüyle ilgili daha fazla detay vermediler.

Yapımcılar söyleşi boyunca birçok soruyu aynı şekilde Arya ve Sansa’ya yöneltseler de, ikili tüm sorulardan oldukça esprili cevaplarla sıyrılmayı becerdiler.  Özellikle Arya’nın cast seçimi için Sansa ile yaptıkları deneme çekiminde Sofie ve Maisie’nin kimyasının en iyi uyumu verdiğini itiraf eden yapımcılar, ikilinin dizi boyunca büyüyerek ortaya çıkarttıkları karakterlerle gurur duyduklarını defalarca dile getirdiler. Bu arada Maisie ve Sophie tıpkı dizideki gibi gerçek hayatta da kız kardeş gibi yakın bir ilişkideler. Öyle ki bu ikili dizinin çekimlerinden birkaç ay sonra, hayatlarını değiştiren bu olayı kendilerine anı kalması için diziye başladıkları tarihin dövmesini kollarına yaptırmışlar.

Çekimleri 300 günden fazla süren 7. sezon için yazın gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Söyleşide 7. sezona dair verilen tek detay, beklediğimize değecek bir yeni sezonun yolda olduğuydu. Temmuz ayına şurada kaç ay kaldı zaten!


Fotoğraf: Utkan Emre Başar


SONG TO SONG PRÖMİYERİNİ YAPTI
Bu sene SXSW’in film bölümünde adından en çok söz ettiren çalışma Terrence Malick’in yönettiği ‘Song To Song’ filmi oldu. Film 2 çiftin aşk hikayesi ve müzik yolculuğunu konu alırken, Rooney Mara, Ryan Gosling, Michael Fassbender ve Natalie Portman gibi isimlerin başrolde olması elbette filmin heyecanını daha da bir farklı seviyeye taşıyor.

17 Mart’ta Amerika’da vizyona girecek olan filmin çekimleri 40 günlük bir zaman diliminde tamamlanmış. SXSW’da Michael Fassbender ile yönetmen Malick’in katıldığı filmin perde arkasının konuşulduğu oturumda, Malick özellikle çekimlerden sonra ellerinde 8 saatlik bir filmin olmasından ötürü epey zorlandıklarını belirtti. İlk başta mini dizi formatını bile düşündüklerini itiraf eden Terrence, özellikle filmin uzunluğu konusunda yapımcılar ile birden çok kere toplantılar yaptığını ve geldikleri son noktanın kendilerini ziyadesiyle mutlu ettiğini belirtti.

Filmin SXSW’daki prömiyer kuyruğunu aşıp izleme şansına sahip olamadığım için biraz buruk olsam da, Türkiye gösteriminin çok uzakta olmadığını hayal ederek kendimi şimdilik teselli ediyorum.

Yazının devamı...

Rap Norm Ender ile yeniden doğuyor

8 Mart 2017

Yakın zamanda yayınladığı bandrollü ilk albümü ‘Aura’ için tüm detayları enine boyuna konuşmak istedik. Müziğe başladığı ilk günlerden başlayıp, zamanla hayran kitlesini katladığı underground döneminden sonra şu an albümü yayınlanmış bir sanatçı olarak geldiği noktada bence Norm Ender gerçek bir azim hikayesi. Hem müzikal olarak dopdolu bir kişilik, hem de yaptığı işe sonuna kadar bağlı bir sanatçı olması sebebiyle beni inanılmaz etkiledi.


Röportajın detayları için sizleri Norm Ender’in dünyasına davet ediyorum:


Norm Ender “Aura” albümü yayınlamadan önce aslında underground olarak albüm yapan ve ciddi bir hayran kitlesi oluşturan isimdi. Senden biraz öncesini duymak istesek neler anlatırsın?
10 yaşından beri müzikle ilgiliyim. Babamın plakçı dükkanı vardı, plak satardı. Plaktan kasede kayıt yaparak geçimini sağlayan bir dükkandı. 90’larda bu kayıt işine yasak gelince bizim işimiz de bundan etkilenmişti. O zamanlarda kayıt yapmakla, kaset doldurmakla epey vakit geçirmiştim. İlköğretim sürecinde müzik öğretmenlerim bendeki müzik ile ilgili farkı anladılar. Bizimkileri okula çağırıp, müzik ile alakalı daha çok çalışmamı önermişler. Babam da gidip bana o zamanın parasıyla nerdeyse bir araba parası verip org almıştı. O org ile tek tuş ritimlerle neler yapılırsa kendimce müzikler yaratmaya başladım. Dr. Alban, MC Hammer ve sonrasında Türkiye’de de benzer türlerde müzikler çoğalınca ben de bu alanda işler yapabileceğimi hissediyordum. Edebiyat ve özlü sözler ile hep annemden ötürü ilgi alakam vardı. de 90’larda bu akımlarla ben de kendi şarkılarımı yazmaya başladım, özellikle 90’ların sonlarına doğru yaş da büyüdü, yazdığım şeyler de bir eser denecek kıvama geldi.

 

İlk kayıtlarımı 2000’lerde aldım. Elimde melodiler vardı, üzerine sözler yazmıştım gittim stüdyoda kayıtlarımı yaptım ve çevreme bu kayıtları dinlettim. Hem çevrem yaptıklarımı seviyor, hem de inanamıyorlardı çıkan işlere. Bu tabi beni çok ciddi motive etmişti. Stüdyo kaydı daha çok yapmak istedim ama bu işler tabi ciddi maliyetliydi. Böyle olunca bu işleri nasıl kendim yapabilirim diye ciddi kafa yordum. Uygulamalar, programlar indirdim, bazı müzisyenlerin yanında çalıştım işleri daha iyi öğrenmek için. Gel zaman git zaman, yaklaşık 5 yıl içinde sözünü yazan, müziğini yapan, bunları kendi kendine kaydeden ayaklı bir stüdyoya dönüştüm.


Medya ve iletişim okuyordum üniversitede, üniversiteyi bitirsem de müzik yapacağımı biliyordum. Askerliğimi tamamladıktan sonra geldim stüdyoya girdim, bir şeyler kaydettim. O zaman Youtube yeni açılmıştı, ordan yaptığım şarkıyı yayınladım. Elden ele, internette ilginç bir hızla tüketilmeye başlandı şarkı. Sonra bir şarkı daha yaptım o da katlanarak ilerledi, 3 ve 4. şarkıda iş farklı bir boyuta ulaştı. Ben tam olarak ne yaptığımı anlamazken, şarkılar milyon dinlemelere ulaşınca tabi bu ilgi alaka daha da büyüdü. 2008’e kadar sürekli yeni şarkılar yükledim, underground konserler verdim. 2010’da ilk albümümü kendi çabalarımla yayınladım.

 

Tam da bunu sormak istiyordum. 2010 yılında kendi çabanla ilk albümünü yayınlamışsın…
2010’a geldiğimde beni takip eden kitle benden bir albüm bekliyordu. Müzik piyasasından da Rap müziğini küfürsüz yapamayacağıma dair eleştiriler alıyordum. Aslında yurt dışında da bu iş böyle yapılıyor,  benim okuduğum isimler şair Eşref, Neyzen Tevfik küfür artık gayet doğal bir durum onlar için. Ben bu insanları örnek alıyorum, Tupac dinliyorum yaptığı müzik birebir benim hayalimdeki gibi.


2001-2009 arası yaptığım şarkıları toplayıp bir CD yaptım, 2010 senesinde daha sonra yaptığım şarkıları da ayrı bir CD yaparak bir albüm daha kaydettim. Böylece ilk albümü double cd formatında underground olarak yayınladım. Konserlere gide gele, sırt çantamda albümleri götürüp, konser çıkışında imza günü yaparak yaklaşık 2000 civarı albüm satmıştık o dönem. Albümün 2010 senesindeki şarkıları küfürsüzdü, demin belirttiğim eleştirilere bir cevap olarak bu albüm beni dinleyen kitle tarafından çok beğenilmişti, bu yüzden de çok önemli bir iştir.


Öyle ki, o dönem Dream TV’de şarkılarım çok yoğun talep alıyordu. Benimle en çok istek alan sanatçı olduğum için röportaj yapmışlardı, underground olarak böyle bir ilgi görmek benim için çok önemli bir başarıydı.


Bu ilgiyi ve başarıyı yakalayınca müzik kariyerimi daha profesyonel yolla yürütmek istedim. Ciddi bir ekiple, sosyal medyasının yönetimiyle büyük bir takım olarak, müziğimi profesyonel bir plak şirketi desteğiyle daha çok kişiye ulaştırmaya karar verdim.

 

Ciddi bir hayran kitlen var, Aura’nın çıkışıyla seni uzun zamandır takip edenler albüm için neler diyorlar?
Beni dinleyenlerin en büyük korkusu, alternatif müzik alanında birçok sanatçının ileri zamanlarda yaşadığı ‘poplaştırılma’ durumunun benim de müziğimde olup olmayacağıydı. Ama beni tanıyanlar, takip edenler de bilirler ki, benim sözlerim, özgürlüğüm çok önemlidir. Endişelenmeye gerek olmadığını ‘Aura’ yayınlanınca şarkılara verdikleri pozitif tepkilerle gösterdiler. ‘Aura’nın en büyük özelliği canlı enstrümanların çok yoğun şekilde kullanılması diyebilirim. Özellikle aranjeleriyle çok daha geniş bir kitleyi hedefleyen ilk Rap albümü oldu.

 

Beklenen soruyu soruyorum, Türkiye’de Rap nasıl sence?
Eskiden de söylediğim bir yorumdu bu, şimdi de söyleyebilirim. Ben bu müzik için yaratılmışım. Rap müzik için bir kırılma noktası olduğumu düşünüyorum. Melodileri oluşturmak, sözleri yazmak kendiliğinden üretebildiğim bir durum benim için, basit demek istemiyorum ama işte benden çıkışı böylesine kolay oluyor. Bu bir yetenekse, ben bunu en profesyonel şekilde ilerletmek istiyorum. O yüzden de Rap müziğinde bir kırılma noktası olduğuma inanıyorum. Benden sonra da Rap müzikte altyapıya önem verilmeye başlanacağını düşünüyorum. Hızlanan Rap bence bu değişimle daha anlaşılır bir hale gelecek.

 

Şarkı yaparken seni neler etkiler, neler besler bu üretim döneminde.
Ben çok fazla film ve belgesel izleyen birisiyim. Özellikle belgesel izlemeyi gerçekten çok seviyorum, fizik, edebiyat vb. aklınıza ne gelirse. Beni inanılmaz beslediğini düşünüyorum bunun. Okumaktan ziyade izlemeyi tercih eden birisiyim. Görsel işler beni daha fazla besliyor aslında. Bunun dışında toplumda olan biteni de yakından takip ediyorum.  Genel olarak toplum olarak bizler moda, müzik, güncel hayatla ilgili aklımıza gelen birçok alanda tek düze olmaya yönlendiriliyoruz. Bir karikatürist veya komedyan nasıl klişeleri alıp anlatıyorsa, ben de aynı klişeleri alıp nüktedan şekilde yeriyorum.  Yeni bir şarkı yaparken aniden aklıma gelenler şekilde yazmak yerine, bir konu hakkında düşüncelerimin birikmesini bekliyorum.

 

Albüm için ‘Aura’ adını kullanmaktaki sebep nedir?
Aura, ‘star ışığı’ dediğimiz insanların vücutlarından yayılan enerjiye verilen bir isim. Yunan mitolojisinde sadece tanrılarda yer alan bir çeper olarak tanımlanmış. Ben bu albümle yepyeni bir iş yapacağım için ve etkisini büyüterek geniş kitlelere yayılacağını düşündüğüm için ‘Aura’nın albüme çok yakışacağını düşündüm.

               

Albümde Aşık Veysel sample’lı bir şarkı var. Nasıl karar verdin bu şarkıya?
Daha önceden ‘Bulutsuzluk Özlemi’nin ‘Sözlerimi Geri Alamam’ şarkısını cover’lamıştım. Ben kendi sevdiğim, gençliğimde dinlediğimde etkilendiğim şarkıyı/sanatçıyı yeni nesile sevdirebilmek için böyle bir şarkı yapmak istedim. Bunun bir örnek teşkil etmesini istedim, gençler yeni bir şeyler yapmak istediklerinde hep yurt dışına bakıyorlar. Sanki bizim ülkemizde, kültürel anlamda bir miras yokmuş gibi düşünülüyor.


Aşık Veysel hepimizden farklı baktı toprağa, çok başka bir felsefe var ‘Kara Toprak’ şarkısında, özellikle bu yüzden seçtim o şarkıyı. Günümüz dünyasında rapçiler şarkılarını sokaktan, insanlardan etkilenerek yaptıkları için ben onları ozanlara benzetiyorum. ‘Kara Toprak’ şarkısı bu anlamda çok özel bir iş oldu albümde.

 

Albümde üretim anlamında senin için diğerlerinden ayrı olan bir şarkı var mı?
Açıkçası tek bir şarkı diyemem, diğer şarkılara haksızlık etmek istemem. ‘Kara Toprak’ benim daha önceden yapmayı planladığım bir şarkıydı. Aşık Veysel’in bir şarkısını daha düet kafasında bir formatta tekrardan söylemek istiyordum. 2007’den beri aklımda olan bir işti bu. Bu yüzden ‘Kara Toprak’ şarkısı benim için daha farklı. Bu şarkıyı Aşık Veysel ile birlikte söylemeyi hayal etmiştim, yapısını da bu şekilde kurdum o yüzden cover değil de düet diyorum bu şarkı için.


Bir de ‘Sonumu Görüyorum’ şarkısını söyleyebilirim. Onun hikayesi çok yıllara dayanmıyor ama altyapı olarak farklı bir şarkı oldu.

 

Son olarak seni takip edenlere ve yeni dinleyicilerine ne söylemek istersin?
Ben işini idealist bir bakış açısıyla yapan bir insanım. Kendinizden ödün vermeden, azimle ilerleyen biri sonunda idealine kavuştuğuna inanıyorum. Beni eskiden beri takip edenler bilirler, yaptığım müzikten ve bildiğim işten hiç ödün vermeden bu yolda üretmeye devam ettim. Bu anlamda benim gibi bu işe gönlünü vermiş insanlar için iyi bir örnek olmak isterim.

 

Yazının devamı...

Şubat ayı bitmeden bu albümleri kaçırmayın

22 Şubat 2017

Birçok sanatçı sözleşmiş gibi, yeni şarkılarını ve albümlerini Şubat ayına bir bir serpiştiriyor.

Bilmiyorum sizlerde de benzer şekilde oluyor mu, Yeni müzik dinlemek bana her aman farklı bir heyecan ve güzel bir enerji vermiştir. Yepyeni bir albüme ilk şarkıdan başlayıp bir sonraki şarkıların heyecanını ve bilinmezliğini yaşamak benim için çok özel bir ritüel. Bu heyecanımı anlatmak için iki tane yepyeni nefis albümü sizlere anlatmak istedim.

Ceyl’an Ertem ve Ayşe Hatun Önal’ın albümleri bu yazının başrollerini paylaşıyor. Her ikisi de kendi içinde ayrı ayrı detaylarla dolu. Şarkıların derinlemesine nüfus etmesi için albümlere biraz vakit vermek ve bol bol tekrarla dinlemek gerekli.


CEYL’AN ERTEM – YİNE DE AMİN
Geçtiğimiz hafta yayınlanan yeni Ceyl’an Ertem albümü her köşesi güzelliklerle dolu bir labirent gibi. ‘Yine De Amin’ adını şair Sinem Sal’ın şiir kitabından alıyor.

11 şarkı ve 1 remix’ten oluşan yeni Ceyl’an Ertem albümünün büyük bir emeğin ürünü, özellikle de albümün  kayıt aşaması bu büyük emeği gözler önüne seriyor. 12 şarkıdan oluşan albümün kayıtları geçtiğimiz senenin Kasım ayı içinde Gaziantep Üniversitesi’ne ait Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nin konser salonunda canlı çalınarak tamamlanmış. Uzun zamandır müziğin ve müzisyenliğin bu denli ön planda olduğu,  bu kadar orijinal bir albüm üretim süreci duymadım, görmedim. 



Söz konusu albümün kayıtlarında Volkan Ökten, Alp Ersönmez, Adem Gülşen ve İstanbul Strings gibi birbirinden deneyimli ve yetenekli müzisyenlerden örülü 25 kişilik kadro, Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’ndeki konser salonunda 5 uzun gün boyunca ‘Yine De Amin’e hayat vermiş.

Albümün aranjörleri de tıpkı müzisyenleri gibi şarkılara ayrı bir renk katan isimler. Cenk Erdoğan, Cihan Mürtezaoğlu, Can Güngör, Steven Kamperman ve Tunç Çakır’ın aranjör olarak bu başarıya ortak olmuşlar. Berk Kula’nın mikslediği, Alex Psaroudakis’in mastering’i tamamladığı albüm önceki hafta müzikseverlerin beğenisine sunuldu.


SILA ve YILDIZ TİLBE’DEN SÜRPRİZ
Bir önceki albümü ‘Amansız Gücenik’te Yıldız Tilbe’den şarkılara yer veren Ceyl’an Ertem, bu alışkanlığını yeni albümünde de bozmamış. ‘’Hiçbir Şeyimsin’ adlı yepyeni Yıldız Tilbe imzalı şarkı, ‘Yine De Amin’in en özel şarkılarından biri olarak albümde yerini almış durumda. Albümün bir diğer sürprizi de Sıla imzalı ‘Esmer’ ve ‘Kovdum’ şarkıları. Söz ve bestesi Sıla imzalı bu iki şarkı benim için bu albümün en beklenmedik sürprizleridir. Özellikle ‘Esmer’ bence albümün incisidir.

‘Yine De Amin’in  yayınlanmasına 1-2 gün kala Youtube üzerinden albümün hazırlık aşamasını anlatan 12 dakikalık kısa belgesel, yeni albümün tüm perde arkası detaylarını gözler önüne seriyor. Özellikle albümün hazırlık hikayesini izledikten sonra, ‘Yine De Amin’in içeriği bana daha da anlamlı geldi. Ceyl’an Ertem’in yeni şarkılarını dinlemeden önce ne yapıp edin, mutlaka bu özel videoyu izleyin derim. Eminim albümdeki şarkılar size de daha farklı gelecek. Bu videodan aklıma kazınan Ceyl’an Ertem’in sözleri hala kulağımda ‘Ne olur uyan, televizyonu kapat, televizyonu kapat!’

Son olarak bu özel albümün ilk İstanbul konserini kaçırmak istemezseniz bu akşam Babylon’da Ceyl’an Ertem sevenleriyle buluşacak, benden söylemesi, sizden gidip izlemesi.


AYŞE HATUN ÖNAL – SELAM DENGESİZ
Türkiye’de elektronik müzik temalı kült albümler hangileridir diye şöyle bir baksak, elde avuçta çok fazla örnek yok aslında. Bu alandaki albümler bana bir yanıyla yalnız ama bir o kadar da gururlu ve özel işler hissi vermiştir. Son yıllarda maalesef elektronik müzik alanında yeteri kadar yeni albüm piyasaya çıkmıyordu. Ayşe Hatun Önal bu suskunluğu ‘Selam Dengesiz’ ile çok sağlam şekilde sarsacağa benziyor.



YENİ ALBÜM YILDIZLAR KARMASI
Ayşe Hatun Önal’ın unutulmaz ‘Çeksene Elini’ şarkısıyla müzik piyasasına girişinden sonra yayınladığı ilk stüdyo albümü ‘Sustuysam’ ın yayınlanmasının üzerinden tam 9 yıl geçmiş.  2. stüdyo albümü için pek de acele etmeyen Ayşe Hatun Önal son birkaç yılda yayınladığı single çalışmaları ile hepimizi nefis bir albümüne doğru hazırlamış meğer.

‘Selam Dengesiz’ albümü 9 sene sonra gelen adeta bir ünlüler karması.  Albümde 10 şarkının yanı sıra versiyonlarla birlikte toplam 16 şarkının yer alıyor. Albümün söz ve müziklerinde mühim imzalar var.  İsra Gülümser, Gülşah Tütüncü, Gülhan, Onur Özdemir (Onurr), Alper Narman ve Ayşe Hatun Önal ‘Selam Dengesiz’in söz ve müziklerine imzasını atarken, İskender Paydaş, Erdem Kınay, Gürsel Çelik, Kaan Gökman, Osman Çetin, Sezer Uysal da albümün aranjör koltuğunda oturmuşlar.


ÇIKIŞ ŞARKISI ‘OLAY’
‘Feel’ şarkısıyla dünyaca üne kavuşan Mahmut Orhan aranjörlüğünde ‘Olay’ şarkısı Ayşe Hatun’un müzik piyasasında yeni bir tarih yazmak için yola çıktığı ilk şarkı. Sözleri İsra Gülümser, müziği Ahmed Salah Hosny’e ait ‘Olay’ şarkısının klibi için Burning Man’e giden ekip Can Sercan ve İlkay Koek yönetmenliğinde oldukça havalı bir kliple geri dönmüşler.



‘Selam Dengesiz’
beni en çok ‘Dengesiz’, ‘Dur Dünyam’ ile kendisine hapsetti. ‘Dengesiz’ o kadar iyi bir A1 şarkısı olmuş ki, çıkış şarkısı olarak ‘Olay’ yerine keşke ilk klip ona gelseydi diye içten içe kendi kendime söylendiğim doğrudur. ‘Dur Dünyam’ albümdeki bir diğer beni renklerine bağlayan şarkıdır. Benim için bu şarkı ‘Sustuysam’ albümüne gerçek bir selam niteliğini taşıyor. ‘Dur Dünyam’ın sözü ve müziğinin Ayşe Hatun Önal’a ait olduğunu görünce bu bilgi beni içten içe daha da mutlu etti, hatta daha şimdiden bir sonraki albümü için umutlarımı daha da yeşertti diyebilirim.

Yazıyı sonlandırmadan önce ‘Sirenler’ için de birkaç sevgi notu bırakmak istiyorum. Onur Özdemir ve Alper Narman ikilisinin yaptığı işlerin başarısı artık ispata gerek olmayacak açıklıkta özel işler. Bu ikilinin ve Ayşe Hatun Önal’ın kimyasıyla ortaya çıkan şarkılar için heyecanım her yeni şarkıda biraz daha fazla artıyor. ‘Sirenler’ albümün gizli kalan incisidir, arka fondaki Onurr’un siren sesleri de şarkıya ayrı bir tat katmış. Tek dileğim bu albümün tadı damağımızda 9 sene kalmasın, Ayşe Hatun daha çok üretsin.

 

Yazının devamı...

Can Gox ile dün, bugün, yarın

15 Şubat 2017

Yazdan bu yana kendisiyle bir türlü röportaj yapma fırsatı bulamamıştım, yollarımız nihayet kesişti ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 2013 senesinde yayınladığı ilk albümü ‘Yalnızım Ben’den beri yaptığı müziğe ince ince işleyen değerleri bir kere de kendi ağzından dinlemek istedim.

Sanatçının müzikal geçmişi ve geleceğinin detaylarına dair aşağıdaki satırlarda sizler için güzel bir söyleşi gerçekleştirdik:

Yakın zamanda yeni single’ınız ‘Unutama Beni’ yi yayınladınız. İlk albümden sonra yeni bir şarkı olarak cover bir şarkı seçme tercihiniz nasıl oluştu? Bu şarkının sizde özel bir yeri olsa gerek bunu sizden duymak isteriz.

Esmeray, sesi ve enerjisiyle beni çocukluğumda en çok etkileyen şarkıcılardan biriydi. Hatta rahmetli babamı (askerlik dönemini hatırlıyorum iş ve üniversite dolayısıyla gecikmiş bir askerlik yaşadı) askere uğurlarken bile “Gel teskere” üst üste şarkısı çalınmıştı. 7-8 yaşlarında bir erkek çocuğunda nasıl bir iz bırakmıştır siz düşünün artık!.

Tercihimin oluşmasında belirttiğim nedenler dolayısıyla nasip oldu. Babamı askere Esmeray ile uğurladım. Şimdi “Unutma Beni” söylüyorum. Bu durumla gururlanıyorum ama bir yandan da canım yanıyor.




KAYBEDENLER KULÜBÜ, KUZEY GÜNEY VE İLK ALBÜM
Ben sizi ‘Kaybedenler Kulübü’ ile tanıdım. Sonrasında dizi müzikleriniz ve ilk albümünüzü yayınladınız. Şimdiyi konuşmadan önce biraz daha öncesine gidersek Can Gox’un geçmişini bilmek istesek neler anlatmak istersiniz? Müzik ile nasıl yolunuz birleşti?

Müzik ile amatörlük aşamasından sonra ilk tanışmam Hürriyet Gazetesinin 90’lı yıllarda  düzenlediği liseler arası müzik yarışmasında gitar çalmamla oldu. Daha sonrasında okul orkestrasında görev aldım, daha sonrasında Blues ve Rock’n Roll grubu olan Bluesmobil’de şarkıcı olarak görev aldım.

2000’lere doğru Bilgi Üniversitesi Caz Vokal bölümünde tam burslu olarak eğitim aldım. Ancak dönemin zorlukları ve ailesel sorumluluklar sonucunda 12 senelik küçük bir ara verdim şarkı söylemeye. Daha sonrası “Kaybedenler Kulübü”nün çekilmesi ile hayatımda iş dolayısıyla hobi olarak yer ayırdığım müziğin tekrar ağır basması ve işten ayrılarak tekrar şarkıcılığa dönmem. Sonra “Kuzey Güney” dizisinde Haydar Haydar’ın “Kaybedenler Kulübü”nün rüzgarı ile birleşmesi sonrası “Yalnızım Ben” albümü. Özet olarak budur sanırım.

Aslında geçmişiniz tamamen müzik dolu geçmiş. Aktif olarak sahnelerde de yer almışsınız, üzerine burslu olarak Caz bölümüne de girmişsiniz, hatta kurumsal bir iş hayatınız bile olmuş. Bütün bunların üzerine ilk albümden sonra geldiğiniz bugünkü noktayı düşünürsek, albüm sonrası hayatınız nasıl değişti?

Bu soruyla sık sık karşılaşıyorum. Albümden sonra hayatımda bir şeyin değişmesine izin vermiyorum. Yani otobüste, metroda, minibüste, mahalle köftecisinde karşılaştığınız Can albüm satışı, Youtube tıklaması, popülerlik derecesi ne kadar artarsa artsın aynı şekilde hayatına devam edecek ve ediyor.

Tecrübe anlamında hem geçmişten gelen kazançlarınızı düşününce, hem de artık bilinen bir müzisyen olarak düşündüğümüzde, “şimdi olsa bunu öyle yapmazdım dediğiniz” bir müzik kararınız var mı?

Var tabii ki ama bunu şu an söylemek istemiyorum (gülüyor).  Zamanı gelince açıklarım.

Can Gox’u 3 kelime ile özetlemek istesek neler olurdu bunlar?

Kötü gün dostu,  gönlüne güvenen ve insana insanlığı için değer veren.

Kendi şarkılarınızdan sizi söylerken en derinden etkileyen şarkınızı hangisidir?

“Sorma”.

Sanırım birçok kişi bu cümle ile karşılaşmıştır hayatında...

“Neden gittin diye sorma. Bırak artık beni yorma”



KADIKÖY SEVGİSİ VE MÜZİK
Kadıköy’ün sizin için değerinin büyük olduğunu öğrendim okuduklarımdan. Şimdiki jenerasyonu ve İstanbul’u düşünce Kadıköy sizce ne durumda?

Kadıköy son 10 senede farklılaştı. Biz Kadıköy ün mahalle havasını seviyorduk. Bu kadar hızlı gelişim ve yapılan yatırımları kaldırır mı? Kaldırmaz mı? Göreceğiz... Beklemekte yarar var ama şunu söyleyeyim işler genel olarak iyi gitmiyor.

İnsanların müzik beğenisi ve buna bağlı tüketimler popülerlik üzerine çoğunlukla, bu belki de müzik sektörünün acıklı gerçeği. Siz ise aksine müziğin kendisiyle derdi olan birisiniz, bu durum sizin yeni müzik üretmenizi nasıl etkiliyor? Sizi daha da hırslandırıyor mu, kızdırıyor mu, duygu olarak da sizdeki etkisini merak ediyorum.

Hırslanmak, kızmak, kıskanmak falan böyle duygular benim duruşumda yok. Allah herkesin yolunu açık etsin. Ben doğru olduğuna inandığım şarkıları söylemeye gücüm ve gönlüm yettiğince devam edeceğim. Şarkıya, türküye, besteciye, güfteciye saygıda kusur etmeden söyleyeceğim şarkılar dostlar tarafından kabul görürse ne mutlu bana. En büyük karım bu olur hayatta.

Can Gox’un dinlediği diğer sanatçılar kimlerdir?

Dinlediğim şarkıcılar Türkiye’de Hayko Cepkin, Mehmet Erdem, Kalben, Mabel Matiz, Set Band, Bağzı Şeyler, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Adamlar, Jehan Barbur, Hüsnü Arkan, Birsen Tezer, Arto Tunç, Erkan Oğur. Ayrıca Neşet Ertaş, Aşık Veysel, Mahsuni Şerif, Arif Sağ, Kani Karaca, Kazancı Bedih,  Alim Qasimov, Sexavet Memmedov, Cem Karaca, Erkut Taçkın, Selda Bağcan, Ferdi Özbeğen, Hakan Altun, Müslüm Gürses, Tanju Okan, ve sayamadığım birçok kişi idolümdür.

Son olarak biraz sizden ipucu almak isteriz, ufukta yeni bir albüm var mı?

Yeni albüm çalışması yapmıyorum. Yeni single yayınlayarak dostlarımın yanında olmayı düşünüyorum. Yani kısa aralıklarla yepyeni single’lar ve yeni kliplerle özletmeden sıcak iletişimde kalmak en iyi seçim gibi gözüküyor.


Fotoğraf: Müge KEKEÇ

Yazının devamı...

Lady Gaga'dan unutulmaz şov

8 Şubat 2017

Sanatçının yeni albümüyle beklenmedik bir yola saparak adeta bir rock yıldızı olması bir yana, albümün yayınlanmasından kısa süre önce 51. Super Bowl Half Time şovunun da sahibi olacağının duyurmasıyla tüm gözleri Şubat ayına kitlenmişti.


AMERİKA’NIN TELEVİZYONA KİTLENDİĞİ ŞOV
Amerikan futbol ligi NFL’in final karşılaşması olan Super Bowl özellikle Amerika halkının bir sene boyunca merakla beklediği büyük bir etkinlik. Bu sene 51.’si düzenlenen Super Bowl reklamcılar için de ayrı bir iştah kabartan etkinlik durumunda. Zira 2010 senesinden beri her sene yaklaşık 100 milyon üzeri izleyiciyi televizyon ekranlarına bağlayan bu dev şovda yayınlanan reklamların 30 saniyesi 5 milyon dolar civarlarında geziyor. Hal böyle olunca bütün dev markalar da en dikkat çekici reklamlarıyla bu değerli zaman diliminde yer almak için birbirleriyle yarışıyorlar.



Super Bowl Halftime şovunda sahne alan sanatçının kim olacağı milyon dolarların havada uçuştuğu bu canlı yayını daha da değerli kılıyor. Geçmiş seneler içinde Michael Jackson’dan, Prince’e, Justin Timberlake’den Janet Jackson’a, Katy Perry’ye uzanan birbirinden büyük isimlerin Super Bowl sahnesinde yer alması, 13 dakikalık bu mini konserin çıtasını her sene daha da yukarı taşıyor. Geçtiğimiz sene Beyonce, Bruno Mars ve Coldplay’in sahne aldığı Super Bowl’da özellikle Beyonce’nin sahnesindeki politik duruşu nerdeyse aylarca konuşulmuştu. Hatta bu şov öyle bir etki yarattı ki, Beyonce’un müzik kariyerinde farklı bir kırılma yaratarak, kendisini daha politik bir sanatçı olarak konumlandırdı.


Fotoğraflar, Beyonce Resmi Facebook sayfasından alınmıştır.


ADELE TEKLİFİ KABUL ETMEDİ
2016 yılının favorileri arasında yer alan, çıktığı dünya turnesinde biletlerini ışık hızıyla tükenen Adele aslında 2017’nin Super Bowl sahnesinin ilk sahibesi olmak üzereymiş. Adele çıktığı dünya turnesinde bu konuya açıklık getirerek, ‘51. Super Bowl Halftime şovu için ona yapılan teklifin kendisini ziyadesiyle mutlu ettiğini ve gururlandırdığını ancak kendi müziğinin ve duruşunun bu performans için pek uygun olmadığını belirterek kabul etmediğini’ söylemişti. NFL ve etkinlik sponsoru Pepsi Adele’in söz konusu açıklamasını dair ne bir yorum yaptı ne de söz konusu performansla ilgili teklifi doğrular herhangi bir resmi açıklama yapmamışlardı. Diğer yandan kulislerde Taylor Swift, Rihanna, Justin Bieber gibi isimlerin yanı sıra aslında Lady Gaga’da yükselen bir başka isimdi. 

Gaga dedikoduları fazla uzatmadan, (belki de yayınlamak üzere olduğu ‘Joanne’ albümüne de harika bir tanıtım zemini yaratacağını düşünerek) Eylül sonunda ağzındaki baklayı çıkartarak 51. Super Bowl’un starı olacağını açıklamıştı.  Marjinallik ve şov konusunda eline su dökülmeyecek başarıda olan Gaga merakları ve heyecanları ziyadesiyle karşılar bir şov ile geçtiğimiz Pazar gecesi milyonları ekran başına kilitledi.


7 ŞARKILIK DEV PERFORMANS
13 dakikalık şovuna stadyumun çatısında ‘God Bless America’ ve ‘ This Land Is your Land’ ile başlayan Gaga, gecenin belki de tek politik anı olan sadakat yeminiyle bu bölümü sona erdirip çatıdan aşağı atlayarak onu tanıdığımız ilk single’ı ‘Poker Face’e geçiş yaptı.

LGBT bireylerini atlamadan söylediği ‘Born This Way’’in ardından  ‘Telephone’ ve ‘Just Dance’ i danslar eşliğinde tamamladı ve bir saniye bir nefes nefese kalmadan kendisini piyano eşliğinde yeni şarkısı ‘Million Reasons’ı söyledi. Söz konusu şov için haftalarca süren provaların yanı sıra sadece iki ay boyunca çok ciddi kondisyon çalıştığını belirten Lady Gaga’nın ‘kondisyon’dan kastını onca danstan sonra nefes nefese kalmadan söylediği ‘Million Reasons’ şarkısı izleyince daha iyi anladım.



Gecenin kapanış şarkısı olarak ‘Bad Romance’i seçen şarkıcı şovunu kalabalık bir dans grubuyla tamamlayarak, mikrofonu fırlatıp, kucağında Amerikan futbol topuyla sahneden aşağı atlayarak bitirdi. Saha içindeki ve staddaki izleyicilerin oluşturduğu ışık şovu Gaga’nın sahnesine ayrı bir renk katarken, kendisinden beklenenin aksine bu gösteriyi hiçbir şekilde politik bir amaca dönüştürmemesi de bence en akıllıca adımdı. Trump karşıtlığını seçimler sonrası en ağır dille ifade eden Lady Gaga, Super Bowl’un müzik odaklı bir gösteri olduğunu ve politik bir arena olmadığını milyonlara gösterirken bu tavrıyla basında da olumlu eleştiriler aldı.

Her ne kadar Super Bowl’un ana gayesi olan Amerikan Futbolu ile herhangi bir alakam olmasa da, her sene dev bütçeli bu şovu dikkatle ve defalarca izleyen biriyim. Lady Gaga’nın 7 şarkılık bu dev prodüksiyonunu izledikten sonra kendisinin sahnedeki sakinliği ve kendinden emin hali beni gerçekten büyüledi. Önceki senelerin şovlarını göz önüne alırsak, Lady Gaga hem performansıyla, hem de teknik şovuyla yıllarca konuşulacak bir işe imza attı. Geceye dair reyting rekorlarının yanı sıra Lady Gaga’nın başrolde oluğu Super Bowl’dan sonra sosyal medyada atılan tweetler ölçümlendiğinde, önceki yılların rekorunu 5.1 milyon tweet ile kırdığı hesaplanmış. Pazar gecesinin yansımalarını ve rekorlarını alt alta toplayınca, önümüzdeki sene Super Bowl sahnesi hangi şarkıcıyı ağırlayacaksa kendisini şimdiden epey zor hedefler bekliyor diyebiliriz.


Fotoğraflar Mason Poole (Lady Gaga Resmi Facebook sayfasından alınmıştır)

 

Yazının devamı...

Hiçbir şey olmamış gibi mi kalayım?

1 Şubat 2017

Gelin tüm bu detayları bir de Onur Baştürk’ün anlatımından dinleyelim:

Bundan 1-2 ay önce bir araya geldiğimizde albüm hakkında ‘tek bir genre değil birçok tarzda şarkı var albümde’ demiştiniz. Şarkıları yaparken buna özellikle dikkat ettiniz mi, farklı tarzlara dokunmak bilinçli bir hareket miydi?

Yok, hayır etmedim. Ama sonradan şarkıların toplamına baktığımda hepsine ayrı bir elbise dikildiğini, yani soundlarının farklı limanlara uğradığını farkettim. Ama keskin bir ayrım yok aralarında bence. Bir bütünlük olduğunu düşünüyorum. Şarkıların farklı sound’lara uğramasının nedeni hem aranjör Daniel Taşel’in hem benim yenilik sevmemiz.

Köşe yazarlığı yapan birisi olarak albüm çıkartınca eminim seven kadar bir o kadar eleştiri oku fırlatan da çok olmuştur. Albümle ilgili aldığınız olumlu/olumsuz yorumlardan en ilginç olanı neydi?

Şarkılarla ilgili hiç olumsuz yorum almadım desem (gülüyor). En fazla şu söyleniyor, o da daha önce single yayınladığımı bilmeyenler: “Ne gerek vardı? Neden şarkı söyledin? Bir sen eksiktin!” Onlar da kendine göre haklı olabilir. Ama bu bir eleştiri değil, yok saymayı arzu etme biraz. Bu da doğal geliyor bana. Şarkı söylüyor oluşumu kabul etmek zorunda değil kimse. Keza ben de daha çok, “kendi şarkılarını yeri geldikçe kendisi yorumlamayı tercih eden yazar ve besteci insan” diyorum kendime dönüp baktığımda. Şarkıcı demiyorum.

Popüler kültür ve gece hayatını yakından takip eden bir köşe yazarı olarak insanların hangi tarzda şarkılarla eğlenebildiğini en iyi tahlil edenlerden birisiniz. Albümdeki şarkıları bestelerken neyin daha çok tutacağını düşünerek bestelediğiniz oldu mu?

Yok, öyle kaygılarla yapılmadı bu albüm. Bu albümün bir derdi, bir hikayesi, bir yarası var. O yüzden yapıldı. Baktığında zaten gece kulüplerinde çalabilecek atarlı şarkılardan yok. Öyle şarkıları da ben ancak gece ilerleyen saatte, kafa güzelken dinleyebiliyorum zaten.

Benimkiler daha çok “yol şarkıları”… Ya da yolda olmayı hep sevdiğimden/seçtiğimden bana öyle geliyor, kim bilir? 

SEZEN AKSU’DAN ALBÜME DAİR YORUMLAR

Hakan Gence ile yaptığınız söyleşinizi okudum, Sezen Aksu’ya şarkılarınızı dinlettiğinizi söylemişsiniz. Sezen Hanım’ın yorum verdiği şarkınız oldu mu, bir de Sezen Hanım’ın hangi şarkınızı daha çok beğendiğini merak ediyorum.

Albümün ilk şarkısını dinlediğinde “Nasıl da püfür püfür esen yaz akşamüstü gibi, tatlı bir şarkı” dediğini anımsıyorum. “Söyle Bana”nın ilk halini yolladığımda da, “Ne yaşıyorsun böyle?!” dediğini… Bu albüme girmemiş şarkıları da yolladığım oluyor. En basit halleriyle üstelik. Onunla müzik paylaşmayı seviyorum.

Albüm piyasaya çıkınca ‘ah bu şarkıyı keşke bana verseydin’ diyen sanatçılar çıktı mı? Bunu söyle de sorabilirim, albümdeki şu şarkıya benzer bir tane de ben istiyorum diyenler oldu mu?

İsim vermeyeyim ama oldu. ‘Sokak Kedisi’ ve ‘Kalp Aynı’ şarkısı için özellikle. Ama bende de şu yetenek asla yok: Yaptığın şarkıya benzer şarkı yapmak…

Ne bileyim, o şarkı o anda yapıldı bitti. Benzeri mümkün değil ki… Gelen gelmiş, bitmiş. Şimdi önümüze bakalım. Yeni şeyler çıkar gelir, en güzel de bu. Daha heyecanlı!

Öncelerinde başka sanatçılara verdiğiniz şarkıları kendiniz de seslendirmek istediniz mi, ya da en azından şimdi albüm de piyasaya çıkınca böyle bir his geliyor mu? Eskiden başka sanatçılara verdiğiniz şarkıları bir de sizden duymak gibi bir durum olur mu?

Evet, bir ara Ajda Pekkan’a verdiğim ‘Özetle’ şarkısının caz versiyonunu yapsak mı diye konuşuyorduk Daniel’le. Farklı bir dokunuş olacaktı. Daha chill out daha sakin bir versiyon. Ama sonra bu albümün hikâyesiyle uyuşmuyor diye hiç girişmedik öyle bir şeye. Ama hala aklımda ‘Özetle’, ilerde yaparız mutlaka.

DEVAMI GELECEK

Albüm bir aşk üzerine kurulu olduğunu okudum. 8 şarkılık bir albüme dönüşen bir yaşanmıştık var bu albümde. Sadece 8 şarkı mı yazmıştınız yoksa dahası var mıydı? Aslen sormak istediğim bu albümün bir devamı olur mu?

Daha fazlası vardı, evet. Ama hepsini albüme koymak çok daha ciddi bir mali güç gerektirecekti. Abartmayalım dedim ve bir noktada durduk! Bundan sonra devamı gelir sanıyorum. Çünkü o yaşanmışlık halin şarkıları en güzeli. Fazla çıplak ve gerçek.

Sizin albümdeki favoriniz hangi şarkı, neden?

Zor bir soru bu. İşin içinde olunca “favori” belirlemek yani… Çünkü şarkıları o kadar çok dinlemiş ve söylemiş oluyorsunuz ki, doğal olarak bıkkınlık da olabiliyor. Ama ‘Kalp Aynı’, ‘Tutsak Rehavet’ ve ‘Kahretsin Sevgilim’den bıkmadım henüz (gülüyor).

Benim albümdeki favorim ‘Tutsak Rehavet’. Özellikle Funky C remix’i sürekli kulağımda. Bir albümde remix görünce sormadan edemiyorum, bu albümü bir de remixed olarak tekrar dinler miyiz, remixlerin devamı gelir mi, farklı versiyonlar da yayınlamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkürler! Sevgili Cem Nadiran, nam-ı diğer Funky C, “Albümünde yer almayı isterim” dedi ve gerçekten çok şık bir jest yaparak ‘Tutsak Rehavet’e güzel bir versiyon yaptı. Diğer şarkıların versiyonu olmaz ama. Biraz zorlama olur gibi geliyor bana.

Albümdeki şarkıların çoğunu ağlarken yazdığınızı söylemişsiniz, duygusal anlamda yüklü bir albüm olmuş. Yaptığınız şarkıları dinlerken bu sizi daha da üzüyor mu?  Bu duygu hali şarkı formuna geçince daha hafifliyor mu?

Dinlerken üzülmüyorum artık, şu an “burukluk” safhasındayım. Hani için burulur, bir garip hüzünle dalar gidersin; o safha… Bir de evet o yoğun duygu hali, o ağlayıp zırlamalar, o mahvolmalar; şarkıya dönüştükten sonra hafifletiyordu beni. “Oh” diyordum, içimi döktüm.

Mesela “Söyle Bana” öyle bir kavganın ardından yazılmıştı ki hala unutmam. Eve gelmişim, tükenmiş hissediyorum. Kanepeye yattım. Sonra birden şarkıyı söylemeye başladım. Öyle haykıra haykıra filan… 

Albümden ilk klibi ‘Söyle Bana’ya çekmişsiniz, hem de İzlanda’ya gitmişsiniz bu çekim için. İzlanda’nın özel bir anlamı var mı, en azından şarkıyla örtüşen bir özel yanı var mı onu merak ediyorum.

Örtüşen yanı var, evet. ‘Söyle Bana’ hem sözleri hem de sound’uyla bildik bir formda değil. İlk başta soğuk, hayli melankolik ama dinledikçe tatlı synth’ler de içeren bir karışım. Bana hep kuzeyi anımsatıyordu bu haliyle. Kuzeyde çekilse video ne güzel olurdu diyordum içimden. İzlanda’nın coğrafyasına da hep hayrandım. Yakından takip ediyordum. Sonunda Pronto Tur’un lojistik desteğiyle sevgili yönetmenim Emir Sarısaç’la birlikte kalktık gittik ta İzlanda’ya. O nefis siyah kumsalda çektik bitirdik videoyu. Videoda yer alan, canım beyaz kuşun leşini yiyen siyah şahini de orada bulduk! İnanılmaz bir görüntüydü ve ağzımız açık belgesel izler gibi izledik o anı. Daha sonra onları videoya yedirdik. Ben de tamamen bembeyaz giyindiğim için iyi denk geldi! Metaforlarca (gülüyor).

Fotoğraflar: Emir Sarısaç

Yazının devamı...

Bir Sezen Aksu masalı

27 Ocak 2017

Yeni albümle birlikte ortaya çıkan bu heyecan dalgasına kapılıp kendime hayatımdaki Sezen Aksu’nun tanımını sordum. Ciddi olarak ilk defa pop müzikle tanıştığım, şarkılarını ezberlemeye başladığım, hatta ilk albümünü satın aldığım, hayranlık kelimesinin ilk ve gerçek karşılığını bulduğum bir idoldür Sezen Aksu. Kimi albümleri vardır ki, ne zaman o şarkıları duysam hep o dönem aklıma gelir. ‘Biraz Pop Biraz Sezen’ albümü bende ilk olarak böyle nostaljik hisler uyandırdı, geçmişi hatırlattı bana. 12-13 yaşımdaki halim aklıma geldi, ‘Deli Kızın Türküsü’ kasetini alıp eve heyecanla geldiğimi, günlerce kulaklıkları çıkartmadan dinleyip, kartonetine ders gibi çalıştığım dönemi yeni Sezen albümüyle tekrardan hatırladım.

Fotoğraf: Sinan Tuncay

16 YENİ HİKAYE BU ALBÜMDE

‘Biraz Pop Biraz Sezen’ 16 yepyeni hikâyeden oluşan, hayata sıkı sıkıya sarılan dopdolu bir albüm olmuş. Bir önceki albümünden sonra araya 6 yıl girince, Sezen Aksu bu ara vermenin acısını iyi çıkartmış. Son zamanlarda yayınlanan 3-5 şarkılık mini albümleri, bol bol single’ları düşününce Sezen Aksu’nun yeni albümü deyim yerimdeyse duble albüm kıvamında bir çalışma olmuş. Yazının başında dedim ya, bu albüm beni aldı baya eskilere götürdü diye, esas sebebi Sezen Aksu bize albüm dinletmenin ne olduğunu yeniden hatırlatmış.

‘Biraz Pop Biraz Sezen’in akışı o kadar enteresan ki, şarkıların sıralaması için çok uzun süre düşünüldüğünü hissediyorum. Tam moda girip karaları bağlarken, bir sonraki şarkıda yerinde duramayası geliyor insanın. Şarkıları dinlerken duygudan duyguya, renkten renge geçiyorsunuz. Hal böyle olunca ilk birkaç dinlemede favorilerim o kadar çok oldu ki, aynı şarkıyı tekrarlama halimden ziyade daha çok albümü tekrar tekrar dinleme isteği doğdu.

ALBÜMÜN MUTFAĞI KALABALIK

16 şarkılık dev bir çalışma olunca, bu projenin mutfağında da birçok insana emek düşüyor. Albümdeki kreatif ekip Sezen Aksu, Aytuğ Yargıç, Erdem Yörük, Rob Dougan, Ozan Bayraşa, Oktay Barış, Volga Tamöz olarak künyede yazılmış. Sezen Aksu’ya vokallerde Ercüment Vural, Cihan Okan, Ladies & Gentelmen, Feriköy Vartanants Ermeni Kilise Korosu, Sibel Gürsoy, Tuba Önal, Okay Barış da eşlik etmiş. Albümdeki sözlerin ve müziklerin büyük çoğunluğu Sezen Aksu’ya aitken, Şehrazat, Sibel Algan ve Ara Dinkjiyan da söz ve besteleriyle albüme büyük renk katmışlar.

FAVORİ SEÇMESİ ZOR BİR ALBÜM

Bir çırpıda ‘Biraz Pop Biraz Sezen’ favorilerimi sıralamak istesem, albümün açılışını yapan ‘İsyancı’ ve hemen arkasında gelen damar şarkı ‘Baba Evi’ ile başlardım listeme.  Özellikle ‘Baba Evi’nden sonra insanın kendine gelmesi biraz zaman alıyor, ama Sezen sizi bu ruh halinden ‘İhanetten Geri Kalan’ ile hop diye çekip çıkarıyor, yetmiyor ‘Canımsın Sen’ ile içinizi kaynatıyor. Özellikle ‘Canımsın Sen’deki ara melodi sürekli kafamda çalıyor.

Albümde Şehrazat’ın İngilizce yaptığı bestesi Sezen’in elinden Türkçe sözlerle ‘Manifesto’ olarak yeniden bir kimlik kazanmış. Hayatın ciddiyetini sallamayan, eğlencesi bir an olsun eksilmeyen nefis bir yaz parçası olmuş ‘Manifesto’. ‘Ey Benim Çocukluğum’, ‘Hu Hu’, ‘Koca Kıçlı’, ‘Üfle De Söneyim’ dördü de birbirinden başka şarkılar olarak beni ziyadesiyle mutlu eden, her dinlediğimde daha farklı tatlar bulduğum şarkılar oldu. Hatta yazının başında belirttiğim ‘Deli Kızın Türküsü’ nostaljisini yaratan hisleri yoğunlukla bu şarkılarda hissettim.

Ben Kedim Yatağım’ Sezen Aksu’nun ‘Küçüğüm’ eserinden sonra beni en derinden etkileyen şarkı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şarkının sözleri Sezen Aksu’ya, bestesi ise Matrix Reloaded’dan Rob Dougan’a ait. 8 sene önce yapılan bu şarkı, albümün İstanbul kayıtları sırasında tekrar gün yüzüne çıkmış ve bu albümde kendisine sağlam bir yer edinmiş.

ONUR ÖZDEMİR VE ‘GÜNAYDIN MEMUR BEY’

Albümün benim için en büyük sürprizi ‘Günaydın Memur Bey’ şarkısıdır. Söz ve müziği Sakin’den herkesin bildiği Onur Özdemir’in ait şarkı kapanışa doğru bizi karşılıyor. ‘Sakin’ hayranları eminim şarkıyı duyduklarında onlara da tanıdık gelecektir, eski adıyla ‘Kurtlu Kuyu’ olarak bilinen şarkı Sezen Aksu yorumuyla yepyeni ve nefis bir kimlik kazanmış. 2 sene önce Onur ile röportaj yaptığımda Aysel Gürel’e ne kadar hayran olduğunu, onun söz yazarlığının ne kadar duru, farklı ve şiirsel oluşunu anlatmıştı büyük bir heyecanla. Şimdi Sezen Aksu’nun albümünde söz ve müziği ona ait bir şarkıyla yer alıyor oluşu, bir müziksever olarak benim içimi kabartıyor, heyecanlandırıyor. Onun adına inanılmaz gurur duyuyorum. 

Yeni yıl ve yeni umutlar henüz kapıdan içeri ufak adımlar atarken, Sezen Aksu bu seneyi nefis bir albüm ile açıyor. Uzun zamandır albüm dinleme keyfini hissedemeyen herkese ‘Biraz Pop Biraz Sezen’i sabah öğle akşam sık tekrarla tavsiye ediyorum. ‘Biraz Pop Biraz Sezen’ ile yeni yıla güzel hayaller kurarak girelim, müziği ve onun birleştirici yanından hep birlikte nasiplenelim.

Yazının devamı...