"Hikmet Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hikmet Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hikmet Demirkol

Hikmet Demirkol

‘Sevda Gibi’nin Hikayesi

18 Nisan 2018

Şarkılarını ilk duyduğum andan beri merakla albümünün yayınlanmasını bekliyordum, sonunda ilk stüdyo çalışması ‘Sevda Gibi’ geçtiğimiz haftalarda yayınlandı. Biz de albümün piyasaya çıkmasını fırsat bilip Ufuk’un müzikle yolunun kesişmesinden, şarkıların oluşmasına kadar tüm detayları en ince ayrıntısına kadar konuştuk.

Müzikle olan ilişkin nasıldı?

15 yaşında başladı bu yolculuk. Bir arkadaşımın partisinde sahneye çıkıp şarkı söylemiştim, sırf geyik amaçlı yapmıştım. Daha önce de sahnede şarkı söylemişliğim yoktu, sonra bu partide ilgi ve beğeni büyük olunca bu konuya eğilmeye karar verdim. Sonraları birkaç grupla çalışmalarım oldu, derken zaman içinde ben kendi kendime müzik yapmak istediğimi anladım. Bu sebeple de gittim kendime bir gitar aldım, 17 yaşındaydım bu dönemde. Gitar çalmayı öğrendikten sonra birkaç beste yaptım, ‘Ay Tenli Kadın’ ilk yaptığım bestelerden biriydi.

Ses renginin Eddie Vedder’a benzediğini yazmışlar ekşisözlük’te, sen ne düşünüyorsun bunun hakkında?

Elbette benim de çok sevdiğim bir sanatçı, böyle bir benzetme tabi ki hoşuma gidiyor. Her müzisyen mutlaka kendinden daha önceki bir jenerasyondaki sanatçıdan feyz alıyordur. Ama burada bir konu var, biri başka bir sanatçıyı kopya ediyorsa bunun pek doğru olmadığını düşünüyorum. Benim kendime idol olarak aldığım sanatçı kimdir? derseniz, Alice In Chains’in vefat eden vokali Layne Staley derdim cevap olarak.

Şarkı yaparken şuna benzesin, şöyle duyulsun diye yapılmıyor aslında. O güne kadar nelerden beslendiysen, kimleri dinleyip kendine örnek aldıysan bütün bunların bir birikimi elbette yaptığın işte kendine bir parça buluyor.

Sofar sahnesi tecrübesini merak ediyorum, nasıl oldu öncesi ve sonrası?

Yazının devamı...

Yeni Popstar = DJ’lik

11 Nisan 2018

Kendisiyle uzun zamandır röportaj yapmak için fırsat kolluyordum. Geçtiğimiz hafta ekibi Burak’ın yeni single’ı için PR çalışmaları sebebiyle İstanbul’a geldiği bilgisini verince ilk fırsatta kendisiyle tanışıp söyleşi yapmak istedim.

Burak Yeter, performanslarıyla global festivallerde sahne alan, birçok şarkıya yaptığı remixlerle ve yayınladığı şarkılarla artık dünyaca adından söz ettiren prodüktör, DJ, kısacası önemli bir müzik adamı. Kendisiyle seneler önce başladığı müzik yolculuğundan sohbeti başlatıp günümüze kadar uzun uzun konuştuk.

Her şeyin ilk başlangıç noktasından gitmek istiyorum. Burak Yeter’in ilk olarak müzik ile tanışması nerde başladı?

5 yaşında çok iyi piyano çaldığımı sanıyordum (gülüyor). Babam müzisyendi 12 telli klasik gitar çalıyordu, hala da hobi olarak çalar. Ben de babamdan heveslenip evdeki piyanoya merak sarmıştım. Ailemden bu konuda bir eğitim almadım, tamamen kendi merakımla deneyerek çaldım piyanoyu. Sonraları kendimi geliştirdim, evde kimseler yokken klasik gitarı öğrenmeye başladım. Hatta öyle ki, kendi kendime çalışıp hazır olunca eve akrabalarımız geldiğinde onlara mini konserler verirdim.

Böyle böyle üniversiteye kadar enstrümanlarla olan ilgim giderek arttı. Antalya’da konservatuara gittim orada da fagot çaldım. Zamanla batı müziğine ilgim artınca, piyano ve keyboard’a yöneldim. Daha çok elektronik piyanolara odaklandım ve minimoog’u öğrendim. Antalya’da çok fazla bu alanda imkan olmadığı için, araştırmalarımı hep internet üzerinden yapıyordum.

Yurt dışına çıkıp Almanya’ya gidince, müzik ile olan ilgim, o güne kadar yaptığım çalışmalar ve araştırmalarım beni daha çok prodüksiyona yönlendirdi. O dönemlerde Antalya’da bir rap grubuna alt yapılar hazırlıyordum.

Yurt dışından dönüp İstanbul’a geldiğimde rap ile olan bağım devam etti. O zamanlar adı ‘Nefret’ olan Ceza’nın da yer aldığı rap grubuna alt yapılar yaptım. Hatta sonrasında Ceza ile Türkiye turnesi yapmıştık, benim de adım o zamanlarda DJ Yeter’di.

Yazının devamı...

The Weeknd’in sürpriz albümü

4 Nisan 2018

Özellikle ‘Trilogy’ dönemine çok benzer tarzda olan ‘My Dear Melancholy,’ EP’si özlediğim The Weeknd’i geri getirdiği için beni ziyadesiyle memnun etti. Abel Tesfaye nam-ı diğer The Weeknd’in aşk ve melankoli kokan mektup temalı bu albümü kimine göre yakın zamanda ayrıldığı sevgilisi Selena Gomez ile ilişkilendirilse de bence bu tamamen işin magazin tarafı.

The Weeknd’in R&B temalı, karanlık ama melodik ilk dönem şarkılarından sonra, bu çıkışı takip eden 5 sene içindeki değişimi, ‘Kiss Land’ albümünden sonra ‘Beauty Behind The Madness’ ile pop müziğe net adımlar atmasıyla sonuçlanmıştı. Platin satışlar almaya başlayan sanatçı bu yola devam ederek Daft Punk gibi isimlerle iş birliği yaparak 2016 senesinde ‘Starboy’ albümüyle artık resmen bir pop star olmuştu. Hızlı ve emin adımlarla yükselişi, her sanatçı gibi The Weeknd de hak ettiği gibi bu yükselişi sabitlemek birçok isimle düetler ve ortak yapım şarkılarla adını geçtiğimiz yıla altın harflerle yazdırmıştı. Lana Del Rey, Halsey, Gucci, French Montana, Future ve son dönemde Kendrick Lamar gibi birçok büyük isimle şarkılar yapan Abel Tesfaye geçtiğimiz hafta yayınladığı melankolik aşk mektubu albümünü çok büyük ihtimal ile eskide kalan haline yazmış gibi duruyor. Sessiz sedasız yayınladığı bu albüm üzerine henüz fazla bir açıklama yapmayan sanatçı belli ki biraz zaman vererek gelecek tepkileri izliyor.



Şarkıların modu, sözlerin etkisi bizi en eski The Weeknd’e götürüyor desem de, Abel Tesfaye’nin seneler içinde yakaladığı deneyim, bu özel albüm için birlikte çalıştığı isimler sayesinde bize nefis bir albümü beraberinde getirmiş. Skrillex, Gesaffelstein, Nicolas Jaar, Daft Punk’tan Guy-Manuel De Homem- Christo, Frank Dukes ve Mike WiLL Made-It ‘My Dear Melancholy,’ nin künyesindeki isimlerden sadece bazıları.

Eğer bu 6 şarkılık albüm gerçekten de bir mektubun başlangıcıysa, 14-18 şarkılık albümlerle görmeye alışık olduğumuz The Weeknd bence bu mektubun gelişme ve sonuç bölümünü de hazırlamıştır diye düşünmek istiyorum.

Marvel ile ‘Starboy’ Çizgi Romanı

The Weeknd şaşırtmaya devam ediyor.

Yazının devamı...

Mor ve Ötesi’nden sürpriz cover

28 Mart 2018

Grup 2016 yılında yayınladığı iki yeni şarkı ve 9 CD’den oluşan iki boxset ile 20. yılını kutlamış, üstüne de bir dizi 20. yıl konseriyle bu özel dönemi taçlandırmışlardı.  Yeni gelen ‘Sultan-ı Yegah’ single’ı beni üniversite bahar şenlikleri dönemindeki heyecanla beklediğim mor ve ötesi konserini sayıklayan halime ışınladı. Bunda muhtemelen şarkının video klibindeki performans sahnelerinin de payı büyük olsa gerek.

Atilla İlhan’ın aynı adı taşıyan şiirinden Ergüder Yoldaş tarafından bestelenen ‘Sultan-ı Yegah’ 80’ler dönemine imza atmış, birçok farklı jenerasyonun favorileri arasında her daim yer etmiş bir şarkıydı. Bu anlamda böylesine değerli ve yeniden yorumlanması zor bir şarkıyı tekrardan seslendirip single olarak yayınlamasını çok önemli buluyorum. Bu sayede hem şarkının orijinal hali hatırlanmış oluyor, (insan ister istemez yeni versiyonu dinledikten sonra dönüp bir daha eski halini dinlerken kendini buluyor), hem de yeni nesiller böyle kıymetli eserleri bu vesileyle tanımış, öğrenmiş oluyor.

Sultan-I Yegah’ın mor ve ötesi versiyonu kayıtları Babajim İstanbul Stüdyolar’nda tamamlanırken, miksi Skunk Anansie, Moby, Manic Street Preachers’ın da şarkılarını miksleyen Dave Bascombe tarafından İngiltere’de gerçekleştirilmiş. Şarkının mastering sürecini ise Evren Göknar üstlenmiş. Enerjik performans görüntülerinden oluşan şarkının klibini üniversiteli genç dinleyicilerden oluşan bir oyuncu kadrosunun katılımıyla çeken grubunun klip yönetmenliğini ise Mahir Akyol yapmış.

mor ve ötesi’nin ‘Sultan-ı Yegah’ çıkışı bende bambaşka bir uyanış yarattı. Bundan önceki cover başarıları tescilli olan grup keşke ‘Sultan-ı Yegah’ ile başladığı 80’ler uyanışına devam etse, özel bir cover albüm yapsa demeden kendimi alamıyorum. Diğer yandan, mor ve ötesi’nden yeni şarkı duymak her zaman heyecan sebebidir, dilerim bu yeni single yeni albümün de ayak sesleridir. Unutmadan ‘Sultan-ı Yegah’ın plak versiyonu Nisan ayında satışa çıkacakmış, meraklısına önemli duyurulur!

IN HOODıES’TEN YENİ EP

2016’da ilk albümü ‘

Yazının devamı...

SXSW 2018 notları

21 Mart 2018

Bu sene tam 2000 oturumun yer aldığı SXSW, benim son 3 senedir katıldıklarım arasında bilgi anlamında en doyurucu olanıydı. 9 gün boyunca gündemdeki uygulamalar, ürünler, trendler, film ve müzik sektöründeki gelişmelerle yoğun bilgi yağmuruna tutuldum. Elimden geldiğince bu senenin SXSW’da öne çıkan konularını sizlere bu yazıda toparlamaya çalıştım.

Bu Senenin Yıldızı: Blockchain ve AI

Bundan önceki SXSW’larda da her sene bir konu genel anlamda o senenin tüm oturumlarına ciddi anlamda nüfus ederdi. Bu bakımdan bu senenin kazananı ‘Blockchain’ oldu diyebilirim. Ana oturumlar ve keynote konuşmaları bir yana, nerdeyse paralel oturumların %20’sinde mutlaka konu bir şekilde Blockchain’e dayanıyordu. Blockchain sadece bitcoin olarak algılamaktansa, daha büyük resme bakarak esasen blockchain’in krypto ekonominin şekillenmesindeki büyük rolüne göre genel stratejileri belirlemenin faydası konunun uzmanları tarafında nerdeyse her girdiğim oturumda dile getirildi diyebilirim. 

Bir diğer öne çıkan konu ise ‘AI’ yani yapay zekâydı. Ne zaman konu yapay zekâ ve robotlara gelse, gelecekte insanların işlerini robotların yapacağı, işsizliğin artacağı ve insanlığın robotlara karşı savaş açacağı fikri her ne kadar dalga konusu olsa da SXSW’da da birçok zaman tartışıldı. Her şakada bir gerçek payı vardır dercesine deyim yerinese mutlaka her oturumda AI’ın insan hayatına ve geleceğe etkisi enine boyuna tartışıldı, yıllık tahminlemeler ile markaların büyüme stratejileri değerlendirildi.

Ana Konuşmacılar

Geçtiğimiz senelerde SXSW’ın ana konuşmacı oturumlarında sıralarda bekleyip zamanı yemektense, alternatif oturumlara giderdim. Bu sene her ne hikmet ise, ya zamanlamam çok yerindeydi, ya da hangi oturumda ne zaman sıraya girmek iyi tecrübe kazandım, nerdeyse tüm ana konuşmacı oturumlarına girmeyi başardım.

Geçtiğimiz yıl en iyi film Oscar’ını kazanan ‘Moonlight’ın yönetmeni ve senaristi olan Barry Jerkins SXSW’daki konuşmasında geçen yıl en iyi film Oscar’ını kazandığında yapamadığı konuşmasını yaptı. Hayattaki hayallerini en çok kendisinin dizginlediğinden ve aslında en çok da kendisinin önüne engel koyanın kendisi olduğunu, hayal etmemeyi kendisine alışkanlık ettiğini söylerken, bu ödül ile kendisi gibi olanların aslında bunun ne kadar da yanlış olduğunu anladığını söyledi. Hayal etmenin ve kişinin kendisine inanmasının birgün hiç ummadığı başarılara onu taşıyabildiğini gördüğünü, bunu da benzer hisler paylaşan herkese ilham vermesini diledi.

Darren Aronofsky’

Yazının devamı...

Rhinoceros'taki Türk ritimleri

14 Mart 2018

Oğuz Kaplangı’nın imzasıyla hazırlanan Rhinoceros’un müzikleri geçtiğimiz cuma günü albüm formatıyla dijital platformlarda yayınlandı. Bunu fırsat bilip gurur veren bu büyük proje için Oğuz Kaplangı ile bir araya geldik, bu büyüleyici deneyimi kendi ağzından dinlemek istedim. Detaylar için sizi söyleşimize davet ediyorum:

 

Rhinoceros (Gergedanlar) oyunu ile ilgili çalışmaya nasıl başladınız? Oyunun müziklerini yapma fikri nasıl size geldi, biraz o döneme geri dönelim.

Projenin fikir babası Edinburgh’daki Royal Lyceum Theatre’ın artistik direktörü David Greig. Dünyanın en önemli festivallerinden sayılan Edinburgh International Festivali için Brexit süreci, radikalleşme, popülizmin yeniden yükselişi ile bağlantılı olarak Lonescu’nun Rhinoceros oyununu günümüze uyarlaması için Zinnie Harris’le konuşuyor.

 

Oyunun adaptasyonunu yapan Zinnie de ‘Rhinoceros'u DOT Tiyatro’nun ortağı ve artistik direktörü Murat Daltaban’ın yönetmesini gündeme getiriyor ve DOT projeye dahil oluyor. Bana oyunun müziklerini yapmam için teklif Murat Daltaban’dan geldi. Hem Murat’la uzun süredir çalışıyordum, hem de Zinnie Harris’in oyunlarından çok etkileniyordum. Olaylar bu şekilde birbiri ardına gelişince kendimi Edinburgh International Festival’de ana programda Royal Lyceum Theatre’da sahnede Rhinoceros müziklerini yaparken buluverdim.

 

Oyun için bestelediğiniz eserleri ne kadar sürede tamamladınız, hazırlık sürecini sizden biraz daha detaylı öğrenebilir miyiz?

Yazının devamı...

'Kraliçe'nin Notaları'

28 Şubat 2018

Şubat ayının başında yayınlanan ‘Kraliçe’nin Notaları’ albümü hep hayalini kurduğum, ‘bir gün biri çıkıp da böylesine bir proje albüm yapar umarım!’ dediğim bir çalışma. Söz konusu albüm 11 Sezen Aksu bestesinin klasik müzik icrası ile hazırlanmış, dinlerken adeta masal diyarında geziniyormuş hissi veren çok özel bir proje.

Şafak Karaman Müzik etiketiyle yayınlanan albüm aslında hepimizin ezbere bildiği Sezen Aksu şarkılarına yepyeni bir pencereden bakma fırsatı sağlıyor. Kemancı ve besteci Serkan Gürkan ve kendisinin kurduğu String Inspirations Quintet ‘Kraliçe’nin Notaları’nı yeniden klasik müzik formunda yorumlayan bu eşsiz albüme hayat veren müzisyenler.


Albümü Şubat ayının başında dijital platformlarda görür görmez o günden beri albüme dair detay bilgi aranıyordum. Dün en sonunda merakımı internette aramayı bırakıp, albümün yapımcısı Şafak Karaman Müzik’in ofisini aradım ve bizzat Şafak Karaman ile konuşarak albüme dair detayları öğrenme fırsatı buldum.

Albümün Hikayesi

Viyana’da yaşayan Serkan Gürkan, String Insprations Quintet ile İstanbul’da vereceği bir konser öncesi Şafak Karaman’ı arayarak konserine davet ediyor. Konser bitiminde kuliste ilk kez tanışan ikilinin müzik üzerine sohbetleri, konuyu Serkan Gürkan’ın Türkiye’de albüm yapma isteğine getiriyor. Şafak Karaman’ın Sezen Aksu bestelerini Quintet ile birlikte klasik müzik temasıyla icra etme fikrine ısınan Serkan Gürkan hemen bu tanışıklıktan sonra çalışmalarına başlamış.Ortaya çıkan ilk demolardan sonra söz konusu proje albümün detayları Sezen Aksu’nun da onayını alınca, ‘Kraliçe’nin Notaları’ için stüdyo çalışmaları resmen başlamış.

Sezen Aksu’nın 2016 yılında The Royal Philharmonic Orchestra ile yaptığı proje albümü ‘The Royal Philharmonic Orchestra Plays Sezen Aksu’ ve ardından geçtiğimiz sene yayınlanan ‘Biraz Pop Biraz Sezen’ albümü ile çakışmaması için bu özel albümün 2018’te piyasaya çıkmasına karar verilmiş.

Kayıtları Viyana’da tamamlanan ‘Kraliçe’nin Notaları’ albümünün adının neden ‘Kraliçe’nin Notaları’ olduğuna gelince, Şafak Karaman ‘Sezen Aksu bestelerini bundan daha güzel ifade eden ve onun adı ve müziği ile bütünleşen bundan daha güzel bir ifade olamazdı’ diye açıklıyor.

Yazının devamı...

‘Birkaç Yılın Öyküsü’: Ahmet Faik Dökmeci

21 Şubat 2018

Ahmet Faik Dökmeci’nin ilk stüdyo albümü ‘Birkaç Yılın Öyküsü’ bizi sanatçı ile bir araya getirmeye imkân sağladı. İlk albüm heyecanını, şarkıların detaylı hikâyesini, müzik yolculuğunu detaylı bir şekilde konuştuk.

Akustik, canlı ve heyecanını her an hissettiren bir albüm var karşımızda. Detayları söyleşimizde, buyurun:

En baştan başlamak gerekirse Ahmet Faik kimdir?

9 Eylül Üniversitesi konservatuar trombon mezunuyum. Senelerdir müziğin içindeyim, aranjörlük yapıyorum, beste yapıyorum, şarkı sözü yazıyorum. Birçok sanatçı ile birlikte çalıştım, onların arkasında gitar ve başka enstrümanlarla destek olmuşluğum var. Demoları yapıp, hazırlıklarımı sürekli yapsam da albümün yayınlanacak hale gelmesi, doğru insanlarla bir araya gelemem bu zamana denk geldi.

Bu albümün sözlerini ve bestelerini yaptığım zamana bakınca, yaklaşık bir 10 senelik dönem gözümün önüne geliyor diyebilirim.

Çocukluğumdan beri müziğin içindeyim. Ben çocukken annem babam bana klavye benzeri bir enstrüman almışlar. Sanırım o dönemlerde bu biraz da trendmiş, her çocuk bir şekilde bir enstrüman ile oynuyormuş. Evde herkes kendi işinde meşgulken, ben kendi kendime kaldığımda bu klavye ile ciddi ciddi vakit geçiriyordum. Annem ve babam benim müzik ile olan alakamı o zamanlar bu sayede anlamışlar. Sonra da arkası geldi aslında. İlkokuldaki müsamerelerdeki müzikleri filan hep ben yapıyordum. Hatta bazen okulda öğretmenler odasında öğretmen mikrofonu tutup, çaldığım şarkıyı tüm okula dinlettirirdi. Ailem bana klavye alınca ablama da gitar almışlar, o da heves etti diye. Zaman içinde ablam gitar ile uğraşmayınca, ben onu da çalmaya başladım (gülüyor).

Şimdi geriye dönüp bakınca, okul hayatımda çevreme ve öğretmenlerime kendimi müzik kabiliyetim sayesinde sevdirdiğimi düşünüyorum.

Yazının devamı...