"Tahir Kum" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tahir Kum" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tahir Kum

Tahir Kum

UEFA 'Selam' duruşmasını hangi kafayla açtı

18 Ekim 2019

Derler ya ‘haklıyken haksız duruma düşmek’ diye. Bizimkisi de neredeyse öyle. Mesele; UEFA’nın Arnavutluk ve Fransa ile oynadığımız maçlarda oyuncularımızın asker selamı vermesiyle ilgili soruşturma açması. Gerekçe de, olayın ‘provokatif politik’ davranış olarak görülmesi. Milletçe bunu ‘skandal’ olarak karşıladık. Tüm ülke ayağa kalktı. Peki kalkarken ne yaptık? Griezmann’ın 2018 Dünya Kupası ödül töreninde ve Elysse Sarayı’ndaki törende karşısındaki Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a selam çaktığı enstantaneyi ortaya koyarak “Ey UEFA peki bu ne?” diye hesap sormaya kalktık. En basitinden UEFA’ya, FIFA’nın uhtesindeki bir olayı emsal yapmaya kalktık! Kalktık, Ronaldo’yu temsil eden PES oyunundaki gol sevincini kendimize savunma yaptık. Olmayacak ne kadar emsal varsa ortaya koyduk. Elma ile armudu karıştır
dık. Nedeni basit; tembellik ve iş bilmemezlik... Ve bugün başımızdaki federasyonumuzun acemiliği. En tepedekilerin kabahati yok, çünkü onları yönlendirenler bunlar. Eğri oturup doğru konuşalım; UEFA’ya karşı yapacağımız savunmada ne Griezmann’ın Macron’a selamı ne de PES oyunundaki Ronaldo sevinci iş yapar. Daha ilk dakikada yazdım; “Endişeye gerek yok, en kötü ihtimalle para cezası çıkar” diye. Arnavutluk maçını bilmem ama UEFA’nın Paris’teki Fransa maçıyla ilgili soruşturmanın başlatması sürpriz gelmedi bana. Çünkü bizim sınırda teröristlere karşı yaptığımız harekatı anlamak istemeyenler bu Avrupa’daki kafalar değil mi? Bu UEFA’daki kafa kimin kafası?..

GRIEZMANN’I BIRAK KOLAROV VE TARASOV’A BAK

 

Şimdi size geçmişten bize emsal olabilecek birkaç vakadan bahsedeceğim... FIFA ve UEFA’nın yasakladığı ‘provokatif politik’ eylemlerle ilgili en son örnek 2018 Dünya Kupası’ndaki İsviçre-Sırbistan maçında yaşandı. İsviçre’nin Kosova ve Arnavutluk asıllı iki futbolcusu Xhaka ile Shaqiri, Sırbistan maçında attıkları gollerden sonra elleriyle Arnavutluk’un sembolü olan ‘çift kartal’ işaretini yaparak sevindi. FIFA, aynı gerekçeyle soruşturma başlattı ve iki oyuncuya 10’ar bin İsviçre Frankı para ceza kesti. Öncesinde bu kez UEFA’nın organizasyonu olan EURO 2016 elemelerinde oynanan Sırbistan-Arnavutluk karşılaşmasının, Arnavut taraftarların saha üzerinde drone ile ‘Büyük Arnavutluk’ bayrağı uçurması ile başlayan süreçte bayrakların yakılması, tezahüratlar ve çıkan olaylardan dolayı İngiliz hakem Martin Atkinson tarafından maçın tatil edilmesi. UEFA Sırbistan’ı hükmen mağlup ederek üç puanını sildi ve iki ülke federasyonuna ceza verdi. Yine Avrupa Şampiyonası elemelerinde Sırbistan’ın Arnavutluk’u 2-0 yendiği maçta 90+1’de golü atan Kolarov’un attığı gol sonrası Tosic’in çetnik selamının yine UEFA tarafından işleme tabi tutulması. Türkiye’de forma giyen Fenerbahçeli Mateja Kezman ve  Galatasaraylı Sasa Ilic’in, Bosna Hersek ile oynanan bir maçta Sırp milliyetçiliğinin sembolü çetnik selamını yapmalarının ne burada ne UEFA’da bir yaptırımı olmadı. UEFA’nın yine benzer konuda soruşturma başlattığı ve fatura kestiği olaylardan biri de 2016 yılında Kadıköy’de Fenerbahçe ile Lokomotiv Moskova arasında oynanan UEFA Avrupa Ligi müsabakasında yaşandı. Rusya’nın sınır bölgemizde uçağının düşürülmesi dönemine denk gelen süreçte Lokomotiv’in futbolcusu Dmitriy Tarasov, üzerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in fotoğrafının olduğu tişörtünü göstermişti. UEFA benzer gerekçe ile Rus futbolcuyu 5 bin Euro para cezasına çarptırmıştı. Peki ya FIFA’nın 2018 Dünya Kupası’nda Sırbistan’ın Kosta Rika ile oynadığı maçtan sonra attığı firikik golünün ardından Kolarov’un çetnik selamı vermesini es geçmesine ne diyeceksiniz. Hani o Bosna’da soykırım yapan Sırp Kasabı Arkan ve adamlarının kullandığı ‘selam’ı. Hem Kosta Rika hem de Brezilya maçları sonrası Sırp futbolcunun o üç parmak işareti yaparak tüm dünyaya gösterdiği çetnik selamını... Bunu siyasi içerikli bulmayan zihniyet (FIFA) ve kardeşi (UEFA) bugün Türkiye’ye ‘Sen spora siyaset bulaştırdın arkadaş’ diyebiliyor.

PES DEDİRTEN SAVUNMA!

Bu noktada sorarım size... Bir halkın, askerini selamlayarak bağrına basmasının siyasetle, provokasyonla ne alakası var? Sırbistan maçında Arnavutluk’un sembolü olan çift kartal işaretinde bir politik provokatiflik görebilirsiniz. Yine Sırbistan karşısında forma giyen İsviçre Milli Takımı futbolcularının kramponlarındaki Arnavutluk/Kosova bayraklarında benzer çıkarım yapabilirsiniz. Türkiye-Rusya geriliminin yaşandığı sırada formasını kaldırıp taraftarlara Putin’li tişörtün gösterilmesini de bu sınıfa koyabilirsiniz. Ama siz Dünya Kupası’nda çetnik selamı veren Kolarov’u es geçtiğiniz, ‘politik provokatif’ bulmadığınız yerde benim oyuncuma hele hele Arnavutluk maçında  ‘Asker selamı vererek provoke ettin’ diyemezsiniz. Öyle değil mi sayın Servet Yardımcı!.. ‘UEFA Yönetim Kurulu’nda sizin varlığınıza rağmen nasıl böyle bir soruşturma başlatılıyor?” diye sormak istiyorum. Ve ayrıca, yukarıda saydığım emsal olayları savunmanızda kullanacak mısınız? Biz, o PES oyununundaki Ronaldo’nun gol sevincindeki selamını ve karşısındaki ülkesinin cumhurbaşkanını selamlayan Griezmann’ı bırakarak bu gerçekçi emsallere bakmalıyız. O UEFA’ya ‘Bu çocukların yaptığı ülkesinin askerine gösterdiği sevgi ve destekten başka bir şey değildir, bu spora siyaset bulaştırmak değildir’ demeliyiz.

Yazının devamı...

Euro 2020 marşımız: "Her Türk asker doğar"

16 Ekim 2019

Unutmayın, o ruhtur bizi bu yolda muzaffer kılan. Arnavutluk maçında da, Fransa’da da oyuncularımıza doping olan. Şükürler olsun bitirdik işi, evvel Allah İzlanda maçıyla çekeriz fişi.

Merih’e baksanıza... Sanki komando tatbikatında. Adeta, “Her Türk asker doğar” dercesine haykırıyor, selam çakışında. Müthişsin be çocuk. Yok böyle bir konsantrasyon.

Mehmetçiğin sayesinde, dünün komando yürüyüşü klasiği; “Her Türk Asker Doğar”, bugünün artık EURO 2020 yürüyüşü klasiğimiz haline geldi. Yürüyün evlatlar!

Onlar da bizim yeşil sahadaki askerlerimizdir artık. Her asker gibi birliklerine (maça) omuzlarda gönderilip, omuzlarda karşılanmalı. Hem de davullu zurnalı. Vatanına, milletine, ailesine, sevdiklerine en başta sınırdaki o Mehmetçiğe Paris’ten selam çakan o askerlerimizi, millet olarak bizler de asker gibi omuzlarda karşılayabilsek, ne iyi olurdu değil mi, Nihat abi...

Şükürler olsun, “yabancılaşan” takımlarımızla moralimizin bozulduğu dönemde sahada “Türk’ün gücünü gösterip” bizlere moral olan o aslan yürekli futbolcularımıza, teknik heyetimize, başındaki idarecilere sonsuz teşekkürler. Tabii ki bu teşekkür onlarla sınırlı kalmamalı. Bugünkü mirasını bizlere bırakan bu değişimi başlatan, geçmiş Federasyon Başkanı Yıldırım Demirören ve yönetimine de, o değişim sancısı yaşadığımız günlerde yerden yere vurduğumuz Lucescu’ya da o cesaret ve sabırlarından dolayı teşekkür etmeliyiz.

Bu arada, son Dünya Şampiyonu Fransa’dan iki maçta dört puan alan milli takımımız hocası o Şenol Güneş’in, PSG’ye evinde 1-0 mağlup olan Galatasaray’ın hocası kadar övgü alamamış olmasını da es geçemeyiz. Öyle değil mi?

Milli Takımımızın genç lejyonerlerini izliyoruz...

<script src="https://embed.dugout.com/v3.1/sporarena.js" data-dugout-video="eyJrZXkiOiJoTjBPU1dRRiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9"></script>

Yazının devamı...

Bu ülkede hakem olmak!

9 Ekim 2019

Sorarım size; olaysız, tartışmasız, huzur içinde, yaşı gereği mesleğini noktalamış kaç hakem hatırlıyorsunuz? Veya “En son jübile yapan hakemimiz kimdi?” diye... Hatırlar mısınız? Google amcaya sormadan bir çırpıda söyleyebilir misiniz? Elbette ki hayır! Çünkü ta yıllar öncesine dayanır o mutluluk fotoğrafları... O da fotoğrafların neredeyse siyah-beyaz olduğu yıllara denk gelir!.. Sayıları da bir elin parmaklarını geçmez sanırım... Mesela son 25-30 yılda kariyerini tamamlamış hakemlere “Mesleğinizi nasıl noktaladınız?” diye sorsanız... Eminim, alacağınız ortak cevap aşağı yukarı, “Ben bırakmadım, bıraktırıldım” olacaktır. Şöyle geçmiş yılları bir hatırlayın... Federasyonların, MHK’ların her değiştiğinde topluma güven verme adına (!) yaptıkları hakem operasyonlarını... Futbolumuzun tek kirli yeri orasıymışçasına, adını ‘temizlik operasyonu’ koydukları  o kelle avcılığını... Genelde bir önceki federasyon döneminin prenslerinin bir sonraki federasyonun erken rezervasyonlu yolcuları olduklarını! Peki, bugün Süper Lig seviyesinde düdük çalmak için bu mesleğe 25-30 yılını vermiş, üç maçından birini anasına avradına küfür yiyerek geçirmiş, ekranlarda, sosyal medyada doğranmış, adeta diken üstünde ömür tüketmiş o hakemlere reva mıdır bu hayat? Hiç değilse bir maç olsun omuzlara alınmak, çay tabağı kadar da olsa bir plaketle uğurlanmak... Ama artık onlar için hayal oldu o fotoğraf... 90’lı yıllarda jübile ile bu onurlu mesleği sonlandıran Yusuf Namoğlu’ndan, Özcan Oal’dan bu yana sadece bir-iki hakeme nasip olmuş, yeşil sahalara omuzlarda veda etmek... Gerisi hep tu kaka! Hakemlerin kaderi bu olmuş... Tıpkı bugün Bülent Yıldırım’a, Serkan Çınar’a, Suat Arslanboğa’ya olduğu gibi...

ARSLANBOĞA VE ÖZKAHYA NE KONUŞTU

Sıra Suat Arslanboğa’ya gelmişti. Kimse, “Profesyonel sözleşmesi feshedildi, hakemliği bitirilmedi” demesin... Haysiyeti yerle bir edilen o Suat’a bu saatten sonra ne bir maç verebilirsiniz, verseniz de toplum kabul etmez. Hak etmediği bir ceza verildi. Ve başkalarını kurtarma adına (!) kamuoyunu da yanlış bilgilendirmişlerdir. Aksini iddia edenler, VAR kayıtlarını açıklar. Beşiktaşlı Douglas’ın pozisyonuyla ilgili, VAR’daki Halis Özkahya ile sahadaki Suat Arslanboğa’nın diyaloğu kamuoyuna aksettirildiği gibi midir? Gerçekten Halis bu pozisyonla ilgili Suat’ı uyarmış ancak o bunu kulak arkası mı etmiştir? Kural hatasına bakan (!) TFF, buna da bakabilir. VAR incelemesinde, müdahale hakkı olmayan Hakan Yemişken’in iki-üç tekrarla “Hücum faul var hocam” şeklindeki yanıltıcı uyarısını... İtiraz eden oyunculara Arslanboğa’nın “Az sabırlı olun, VAR var” diyerek sakinleştirme çabasını... O sırada VAR’daki Özkahya’dan bir ses  gelmeyince Arslanboğa’nın, “Halis Hocam ne yapalım, var mı bir şey, içeri gireyim mi, bekleyeyim mi?” sorusuna Özkahya’nın “Girebilirsin hocam” cevabını... Bunun üzerine Arslanboğa’nın bitiş düdüğünü çalarak devre arasına girdiğini duyarsanız ne yaparsınız? Ljajic’in pozisyonuna hakemin rencide edilişi olarak baktı... Oysa, Arslanboğa, Caner’e sarı göstermek için koşarken çarptığı Ljajic’ten, elini oyuncunun göğsüne getirerek özür diliyor... Bu sırada gözü taç çizgisindeki faul pozisyonunda olduğu için Ljajic’in tepkisini tam anlayamıyor. Hatadır, ceza gerektirir. Ama 30 yıllık kariyeri bitiremez! Geçen sezon G.Saray maçında F.Bahçeli Soldodo’nun Bülent Yıldırım’ın, öncesinde de Başakşehir forması giyerken Emre Belözoğlu’nun Ali Palabıyık’ın eline yaptıkları vuruşların kartsız geçiştirilmesi. Ve Soldado da Emre de hakemlerle ‘yüz yüze’ bakarken işlemişlerdi bu fiilleri...

OTORİTE SADECE ELLE Mi SARSILIR?

Elbette ki bu tip fiili müdahalelerin karşılığı kırmızı kart olmalı. Cezasız bırakılmamalı. İtirazımız yok. Nedeni, hakemin onurunu korumak kollamak. Onun zedelenmesine izin vermemek. Hakemin otoritesinin sarsılmasının önüne geçmek. Peki, sorarım size... Bu onur ve otorite sadece elle mi sarsılıyor? Dille sarsılmıyor mu mesela? Hakeme horoz gibi diklenildiğinde, parmak sallandığında, yumruk sıkıp gösterildiğinde, ağzının içine girildiğinde, salya sümük olunduğunda, Verdiği karara karşılık hakemin gözünün içine bakarak art arda “has....tir” diye kol sallandığında ‘kartsız geçilen’ yüzlerce örnekteki hakem arkadaşlarımızı aynı kefeye koymayacak mıyız? Hakemin otoritesinin ve onurunun bu kadar önem arz ettiği bu konuda; soyunma  odası kapısını tekmeleyen, her türlü hakareti yağdıran başkan ve yöneticilerin cezasız bırakıldığı bir ortamda, MHK da ‘müessesenin onurunu’ kurtarma adına Arslanboğa’dan beklediğine benzer paralellikte bir karşılık vermeyecek mi? Mesela, bir kulüp başkanının çıkıp hakemlerine “Kaşarlanmış bunlar” demesinin, koridorlarda, ekranda, basın toplantılarında hakemine her türlü sözlü hakaretin, tehdidin yapıldığı, yem edildiği ama buna karşılık TFF yargı organları tarafından yaptırımsız bırakıldığı yerlerde. Beyler, bu ve bunun gibilere karşı MHK olarak ortaya bir tavır koymamak, Suat Arslanboğa’nın kırmızı yerine sarı kullanarak yaptığı hatadan kat be kat daha fazla hakemlerin onurunu zedeler, otoritesini sarsar...

Yazının devamı...

SÜPER LiG Mi ŞiRKETLER LiGi Mi?

3 Ekim 2019

Düne kadar büyüklerimiz; Süper Ligimiz’den bahsederken, ‘Avrupa’nın en değerli altıncı ligi’ filan açılımı yapar, sözlerine öyle start verirlerdi! Neyse ki; sezon başında, yayıncı kuruluşla yaşanan o krizde; Süper Ligimiz’in ‘ne denli değerli bir lig’ olduğunu gördük! Yayıncısına “N’olur abi, bizi bırakma” noktasına geldiğini de... Kulüplerimizin ve federasyonumuzun çabasının yetmediği krizi, TFF Başkanımızın da itiraf ettiği gibi, Spor Bakanımız’ın gayreti ile çözebildiğimizi de... Ve sonunda da; her geçen yıl aramıza katılan yeni yeni ‘Holding’lerle, o ‘Süper Lig’imizin adeta ‘şirketler ligine’ döndüğünü de gördük! Düne kadar 2. ve 3. Lig puan cetvelinde rastladığımız ‘o manzara’nın bugün futbolumuzun en değerli markası olan Süper Ligimiz’e yansıdığını da... Çok değil; üç beş sezon öncesi sadece bir iki takımın şirket ismiyle birlikte anıldığı Süper Ligimiz’de, bugün gelinen noktada, ne yazık ki 18 takımın tam yarısının o şekle büründüğü günleri de gördük...

ADETA BLOOMBERG TV

Pazar günü 15.00 sularındaki İstikbal Mobilya Kayseri-İttifak Holding Konya mücadelesiyle beIN Sport’umuzun adeta Bloomberg TV’ye döndüğünü de gördük... O Konyaspor’un önce ‘Kombassan’ ardından ‘Torku’  sonrasında Atiker ve şimdi de ‘İttifak Holding Konyaspor’ olması gibi... O Malatyaspor’un, Evkur Yeni Malatyaspor’a ardından, BTC Türk Yeni Malatyaspor’a dönüştürülmesi gibi... Medicana Sivasspor’dan Demir Grup Sivasspor’a gelindiği gibi... Medipol Hastanesi’nden, Medical Park’a... İstikbal Mobilya’dan Teleset’e.... Yukatel’den Aytemiz’e... beINsport spikerlerini düşünmesem LC Wakiki’yi de Gençlerbirliği için ayarlayacağım! Bak... ‘Şampiyon Kokoreç’ de cuk oturur yani! Düşünsenize federasyonumuzun, takımlarımız için bir fuar düzenlediğini... Hayal edemiyorum o stantları! Hani Türk futbolunun marka değeri? Hani o kulüplerin markası? Şu her sezon forma değiştirir gibi kulüp ismi değiştirmek niye? Nerede TFF? Atlet değiştirir gibi tabela değiştirmek serbest mi? Var mı bunun bir benzeri, herhangi bir Avrupa Ligi’nde? İşte bizim futbolumuzun marka değeri... Derdimiz markalar değil, kulüplerimizin markası, futbolumuzun markasının korunması... Git İspanya’ya, Almanya’ya, Fransa’ya... Bastır çuvalla parayı, değiştirebiliyor musun bak bakalım, o tabelayı? Hele buradaki gibi 8 aylığına, 2 yıllığına, 3 yıllığına... Yok orada öyle yağma. Hiç düşündünüz mü; o UEFA, o Avrupa ülkeleri bu isim kirliliğine neden yasak getirdiler diye?

KURAL İHLALİ, MÜTEAHHİTE Mİ KALDI?

Son iki haftanın başlıca konusu kural ihlali iddiası ve bu konuda yapılan itirazdı. Nitekim son söz söylendi: Kural İhlali yok! Peki neye göre: IFAB’ın futbol oyun kurullarına göre. Peki kime göre? TFF Yönetim Kurulu’na göre! Son ve nihai sözü söylemeye yetkili makam, Nihat Özdemir başkanlığındaki yönetim kurulu. Yani içinde hiçbir ‘hakemlik vasfı olmayan’, çoğunluk müteahhitin, armatörün, futbolcunun, konfeksiyoncunun, turizimcinin vs. meslek sahibi olan kişilerin bulunduğu o topluluk!  Çünkü talimat öyle diyor... Son sözü; futbol oyun kurullarıyla yatıp kalkan o Merkez Hakem Kurulu’nun ‘uzman kadrosu’ değil, ‘onlar’ söyleyebilir! Öyle ki, işin ehli o Hakem Kurulu “Yok” deyip, o işin ehli olmayan yönetim kurulu üyeleri “Var” diyebilir. Tıpkı 15 Aralık 2013’deki Kasımpaşa-Beşiktaş maçıyla ilgili dönemin MHK’sinin “Yok” görüşünün aksine dönemin yönetim kurulunun “Var” diyerek maçı tekrarlattığı gibi... Olacak iş mi? Ama oluyor, daha olur da!

MHK BAŞKANI’NIN GÖRÜŞÜ İHSAS-I REY MİDİR?

Peki ya ortada böyle bir talimat varken MHK başkanı Zekeriya Alp’in o maç sonrası “Bana göre kural ihlali yoktur” açıklamasını ihsas-ı reye bağlayanlara ne demeli? Kaldı ki daha ortada Fenerbahçe Kulübü’nün kural ihlali konusunda herhangi bir girişim filan yokken yaptığı bu açıklama için... Talimat net: “MHK’den görüş alınır ama kararı vermeye yetkili makam TFF yönetim kuruludur.” Bunu TFF Başkanı deseydi ihsası rey-i anlardım... Söyledik, tekrar  söylüyorum TFF’nin MHK’nin görüşüne uyma gibi bir zorunluğu yok. Zekeriya Alp’e karar öncesi görüşünü açıkladığı için kızan arkadaşlara, yine Alp’in MHK başkanı olduğu dönemde, yine karar öncesi “Kural ihlali yok” görüşünü deklare ettiği Kasımpaşa maçıyla ilgili dönemin TFF Yönetim Kurulu’nun aksine karar alarak maçta “kural ihlali var” dediğini hatırlatmak isterim. Siz onu filan bırakın, bu kural ihlali işleri o müteahhitlere mi kaldı onu sorgulayın!

TFF YARGISI S.O.S VERİYOR!

Yazının devamı...

'Kişiye özel' talimatlardan günümüze; TFF!

26 Eylül 2019

Ben de, bu talimatlarla ‘şiddetin, düzensizliğin’ önüne geçeceğim, öyle mi!..

Güya, ‘sporda şiddet veya düzensizliği teşvik edici, taraftar eylemlerine sebebiyet verebilecek, tarafları rencide edebilecek ya da husumet duyulmasına sebep olabilecek, şekilde açıklama yapmak’ yasak.

Bunun için de, futbolcusuna, teknik adamına, idarecisine verilecek cezalar belirlenmiş... Mesela ‘İdareciler’ kısmına ‘En az 45 gün stada giremezsin arkadaş’ denmiş.

Denmiş ama kime?.. Kulüp başkanı haricindekilere! Niyesi… TFF’nin geçen sezon sonlarına doğru ‘gördüğü lüzum üzerine’ (!) talimata yaptığı ekle, stadyumlara giriş yasağından kulüp başkanlarını muaf tutması… Onlar için yasağın sadece protokol tribünü ile sınırlandırılması.

Zaten oranın meraklısı da kalmamıştı! Bugün sayın Koç’a değil 30 gün 330 gün de ceza kesseniz fark etmeyecek o yine locasında oturmaya devam edecek.

Düşünebiliyor musunuz; bugün 6222 Sayılı Kanun’a göre kulüp başkanı ve yöneticileri için yaptırımı neredeyse ‘o kişileri futboldan men edecek’ benzer suçun, TFF talimatlarındaki karşılığı, işte bu !!

Çünkü talimatları belirleyen ‘onlar’... Yani kulüp başkanları. Tıpkı; düne kadar ‘onlara da’ stada girişi yasaklayan bu talimatın, 150 gün ceza almış Galatasaray Kulübü Başkanı’nın arzusuyla (!) başkanları muaf tutan hâle dönüştürülmesi gibi.

Tıpkı geçmişte, ‘x kulübün’ elinden çıkartamadığı bir futbolcu için 6 olan yabancı kontenjanını, hem de transferin bitimine bir hafta kala 6+1’e dönüştüren... Bir yıl sonrası bu defa ‘y kulübü’ için aynı gerekçe ile kontenjanı artıran... Cezalı kulüp başkanının kupa töreninde bulunması için, talimatını ona göre revize eden, federasyonu; siz hâlâ Riva’dakilerin mi yönettiğini sanıyorsunuz ?!

Yazının devamı...

TFF'nin Kayode kararı skandal mı?

19 Eylül 2019

ORTALIK yine yangın yeri… Vay efendim TFF Hukuk Müşavirliği’nin ‘hakaretten’ sevk ettiği bir dosya nasıl PFDK tarafından ‘sportmenliğe aykırılık’ olarak değiştirilmiş… Böyle şey görülmüş mü? Neymiş efendim; Gazişehirli Kayode TFF Hukuk Müşavirliği’nin sevkine göre ‘men cezası’ alacakken PFDK’nın ‘marifetiyle’ (!) menden kurtulup Beşiktaş’a karşı forma giydirilmiş miş! İşte, talimatları bilmez, talimatları bırakıp, vicdanlara göre hareket eder, sevkten ve emsallerden bi haber olursanız; böyle karavana atıp durursunuz.

Mesela genel yargıda mahkemelerin savcılığın sevkine ‘bağlı kalma’ zorunluluğu olmadığı gibi; futbolda da, ‘futbolun mahkemesi’ olan PFDK’nın, ‘savcılık görevi gören’ TFF Hukuk Müşavirliği’nin sevkine bağlı kalma gibi bir mecburiyeti olmadığından bi haber, çıkıp, “Nasıl oluyor da hakaretten sevk edilen Kayode sportmenliğe aykırılıktan ceza alıyor?” diye sorarsınız… TFF’deki arkadaşlar da size böyle bön bön bakar!

Ha! O kafayla TFF’nin resmi sitesine girip, bir taraftan sevklere diğer tarafından da PFDK kararlarına baksanız, belki de bu tespit ettiğiniz skandaldan (!) her hafta onlarcasına rastlarsınız, benden size tüyo !

F…k off küfür müdür?

ŞİMDİ gelelim, belli bir kısmın yine ‘eyyam’ olarak yorumladığı (!) Gazişehirli Kayode konusunda PFDK’nın ‘sportmenliğe aykırılıktan’ verdiği karara… Kayode’nin PFDK’lık olmasına sebep olan hadise hakeme söylediği ‘f…k off’ ifadesi… Bu konuda PFDK ve Tahkim Kurulları’nın içtihadı net: “F…k off hakaret sayılmaz.”

Öyle ki, bu ifade bugüne kadar hep ‘sportmenliğe aykırılıktan’ karara bağlanmış… Tıpkı geçen sezon Soldado’nun Kayserispor karşılaşmasında yine hakeme yönelik kullandığı ‘F…k off’ sözü yüzünden PFDK tarafından ‘sportmenliğe aykırı davranıştan’ 1 maç men cezasıyla çarptırılması gibi… Yine geçmişte Antalyasporlu Diego, Emre Belözoğlu ve Bülent Korkmaz kararlarında olduğu gibi... Ancak ‘f… k you’ için durum farklı tutulmuş. İçtihad; bunun ‘hakaret ve küfür’ olduğu yönünde. Tıpkı geçmişte Beşiktaşlı Gökhan Töre’nin Erciyespor maçında “f…k you” ifadesinden dolayı ‘hakaretten’ 3 maç men cezasına çarptırılması gibi...

Yazının devamı...

PFDK kararları 00:00'da açıklansın, kimse alınmasın!

11 Eylül 2019

Daha bismillah, sezon başı; düşmanlar, profesyonel hamleler, şer odakları, bariyerler, kükremeler vs... Futbol literatürümüze yeni terimler ekliyoruz. Tabii bu arada futbolumuzda yenilikler de yok değil. Örneğin, TFF’nin ‘yargı kararlarını açıklama saatinin önemi’ gibi!..

FIFA sıralamasında kaç olduk bilmiyorum ama, sanırım maçların ‘başlama saatinin’ yanına, ‘kurul kararlarının açıklama saatini’ de futbol literatürüne sokmakla ‘ilk’ olduğumuz kesin. Bu artık hepimiz için ciddi bir tehlike. Öyle ki, baktım geçen hafta bir gazetemiz PFDK’nın Galatasaraylı Seri kararını web sitesine tam 19.07’de girmiş! O kafalar bunu nasıl atlamış, anlamadım! Yarın, bir gün, bir kulübümüz de çıkıp, “Tahkim Kurulu kararını bize saat tam 19.07’de bildiriliyor” gibi bir email görselini önümüze koyarsa şaşırmayın. Hadi arkadaş gel şimdi 19.03’te, 19.07’de karar açıkla!

Bıraktım saat 19.05’i artık Fatih Terim’le ilgili bir kararı 19.53’te de açıklama şansın kalmadı sanırım! O da hocanın doğum tarihi... Direkt mesaj!

00.01’de açıklayayım desen o da sıkıntı. En iyisi mi siz, tüm kararları 00.00’da açıklayın da kimse alınmasın

TERiM'İN CEZASI VE O TALiMAT

NEYMİŞ efendim, Rizespor Başkanı başta olmak üzere birçok kulüp başkanın yaptığı o açıklamaların komik kararlarla geçiştirildiği bir yerde Fatih Terim hocaya bu ceza reva mı? Herkesin dilinde aynı örnekler. Neyi, neyle kıyaslıyoruz, beyler? Dünkü federasyonu, dünkü yargı organlarını, bugünkü yeni federasyon ve yeni kurullarıyla. Madem öyle, Rizespor Başkanı’nın açıklaması ve verilen karar ne ki?

Arkadaşlar, biz bu ülkede, değil TFF talimatlarını, futbol oyun kurallarının hiçe sayılarak, kırmızı kartla ihraç olmuş, bir futbolcunun (Galatasaraylı Gökhan Zan) dönemin Tahkim Kurulu’nun marifetiyle bir sonraki resmi maçta forma giydirildiğini de gördük. Tahkim Kurulu tarafından verilmiş kesinleşmiş puan silme cezasının (Gaziantepspor) ve seyircisiz oynama cezasının (Bursaspor), ortadan kaldırılması gibi daha fahiş çarpıklıklar da gördük. Saydıklarınız ve Fatih hocaya çıkan ceza bunların yanında devede kulak kalır beyler. Siz siz olun, geçmişe fazla takılı kalmayın. Bugüne bakın.

Örneğin hocanın ne söylediğine, karşılığında talimatın ne dediğine. Zor değil, her şey bir tık ötede. Dünden bu yana, ilgili sevk maddesine bakmadan sallıyoruz, “PFDK Fatih hocaya para cezası verebilirdi, hadi bilemedin 1 maç, 2 maç. 4 maçta da ne?” diye... Ama sevk maddesi olan 38’e 1’i görsek, ne para cezasından bahsedebiliriz, ne de 1 maçtan 2 maçtan… Çünkü talimat maddesinde öyle bir ceza yok. Talimat açık ve net. “Ceza 3 maçtan başlar” diyor. Minimumu bu. Para, pul değil...

Yazının devamı...

TFF, 'Profesyonelce hamleleri' araştırmalı!

4 Eylül 2019

Daha ligin üçüncü haftası... Ve Terim çıkıp, “Futbol dışı işler oluyor, bize karşı profesyonel hamleler yapılıyor, bu maçı tarihe not düşün” gibi enteresan imalarda bulunuyor. Futbolun markasından sorumlu kişiler “Hop beyler!” demez veya bu işleri irdelemezse, vâh halimize...

Kayserispor maçı sonrası Fatih Terim hocamız ne dedi?

“Bize karşı profesyonelce hamleler görüyoruz.”

Mesela?..

Meselası yok, hocanın!

Hoca anlatıyor da anlatıyor. Ama ‘peki bu hamleler ne?’

Cevabı yok.. 

Yine örtülü !..

Yazının devamı...
Tahir KUM Kimdir?

Tahir KUM