"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Bodrum gibisi var mı?

26 Mart 2017

Turizmde işlerin iyi gitmediğini herkes iyi biliyor.
Ben bu durumun geçici olduğunu düşünüyorum.
Çünkü, kimse Türkiye’den vazgeçemez.
Dünyayı dolaştım, çok güzel yerler var.
Ama inanın Türkiye gibisi yok...
Ve bizim tesislerimiz yeni ve gerçekten çok modern...


***


Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, bir kere uluslararası bütün fuarlara yıllardır katılıyor.
Herkesin kafasında Türkiye, bir de Bodrum var.
Bu iyi bir konumlandırma oldu, faydasını da çok görüyor.
Geçen yıl örneğin Bodrum’dan Kos’a gitti, Kos Belediye Başkanı’yla ortak destinasyon fikrini geliştirdi.
Yetmedi, yerli turist için otellerle özel kampanyalar düzenledi.


***


Bu yıl da çok hoşuma giden bir organizasyon yaptılar.
Bodrum TIR’ı, bütün Türkiye’yi dolaşıyor.
Ne yapıyorlar?
Bodrum’u anlatan görsellerin olduğu bir TIR, kentin en merkezi yerine geliyor. Yetkililer Bodrum’u anlatıyor, Bodrum’u hatırlatan hediyeler dağıtıyor.
Ve en önemlisi halkla bir diyalog ortamı kuruyorlar.
TIR geçen gün İzmir’deydi.
Ben de Gündoğdu Meydanı’na gittim.
Başkan Kocadon’u ziyaret ettim.
Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar da oradaydı.



İlgi bir hayli fazlaydı.
Kocadon, programına göre bazı illere gidiyor.
Bodrum’u bizzat kendi anlatıyor.
Hep söylüyorum.
Tanıtımı hiç kesmemek lazım.
Çünkü, akılda kalıyor ve algı kuvvetleniyor.
Aslında Bodrum’un ihtiyacı var mı?
“Yok...” diyebilirsiniz.
İşte, Bodrum gibi güçlü markaları da yapan özelliklerden biri de bu...
Enerjisi, algısı ve vaat ettikleri...


Kent belleği için kitaplar çok önemli

MEHMET Kocadon güzel bir çalışma yaptırmış.
Bodrum’a hizmet etmiş tüm başkanların portrelerini, yaşam öykülerini anlatan bir kitap hazırlatmış.
Kitapta Cumhuriyet öncesi de var.
Yani kitap Salih Bey ile başlıyor.
Yıl 1878...
1921 – 1924 yılları arasında Hacı Resuloğlu Hacı Halil (Eskitürk) var.
1924’te Dr. Mümtaz Ataman seçilmiş.
1950’ye kadar başkanlık yapmış.
Darbe dönemlerinde hep atamalar var.
Yani başkanlık rekoru Mümtaz Ataman’da...
Tabii, kitaba şöyle bir bakınca takılmadan edemedim başkana...
“Rekor gelir herhalde” diye...
Çünkü, Mehmet Kocadon, 1999 yılında Ortakent Yahşi belediye başkanı oldu.
10 yıl bu görevde kaldı, 2009’dan bu yana da Bodrum başkanı...
Görev süresi 2019’da bitecek.
Bir dönem daha seçilirse Ataman’ın rekoru Kocadon’a geçecek.
Şaka bir yana, kent belliği için bu çalışmalar çok önemli...
Ben kitabı keyifle okudum.
Hem Bodrum’un geçmiş dönemlerini daha iyi anladım, hem de buraya hizmet etmiş insanları tanıma fırsatı yakaladım.


Evet mi, hayır mı?

HERKESİN kararına saygımız var.
Sonuçta demokrasinin güzelliği halkın iradesini sandıkta ortaya koymasıdır.
Önemli olan demokrasimizin güçlenmesi...
Ama bakıyorum...
“Evet”i savunanlar da “Hayır”ı savunanlar da ezbere bir söylem içerisinde...
Çok toplantıya katılıyorum, çok sohbette bulunuyorum.
Görüyorum ki, insanlar okumuyor, araştırmıyor, neyi, niçin savunduklarını bilmiyor.
Birincisi, mutlaka 16 Nisan’da sandığa gidin, oyunuzu atın...
Rengi önemli değil, neye inanıyorsanız, olayları nasıl yorumluyorsanız.
İkincisi, sadece televizyondaki tartışmalara göre değil, biraz okuyarak, biraz dünyayı düşünerek, biraz da nasıl bir Türkiye hayal ettiğinizi düşünerek oyunuzu kullanın.


BAHAR

ÇOK iyi geldi.
Çok özlemişim.
Çok enerjim arttı.
Çok şey yapmak istiyorum.
Çok iyi hissediyorum.
Bahar işte bu...
Bana iyi geliyor.


HAYAT

AH şu siyaset...
Ah şu politik gündem...
Ah şu patinaj yaptıran tartışmalar...
Yapanlara söylüyorum...
Hayat kaçıyor, hayat...
Çünkü bilin ki, siyasetten başka bir hayat da var dışarıda...
İşte ben o hayatı seviyorum...

Yazının devamı...

Ben de aynı isteklerde bulunurdum

21 Mart 2017

Egeli turizmciler Bakan Avcı’dan isteklerini beş maddede özetlemiş.

Valla ben de bir özet yapsam, aynı şeyleri sıralardım.
Neler mi istenmiş?
1. Müze
2. Stadyum
3. Marina
4. Direkt uçuş
5. PR çalışması


***


İzmir müze konusunu 15 yıldır konuşuyor, tartışıyor. Önce yerini aradık, sonra adını belirledik, sonra...
Sonra neden olmadığını inanın bilmiyoruz.
Ege Medeniyetleri Müzesi ya da Batı Anadolu Medeniyetleri Müzesi İzmir’e çok şey katar.
Bakın Bilbao’ya...
Guggenheim Müzesi kentin turizm ivmesini çok yukarıları taşıdı.
İZBAN Türkiye’ye örnek oldu.
Hep söylüyorum.
Merkezi hükümetle yerel yönetimlerin ortak çalıştığı en güzel projelerden biri İZBAN...
Müze konusunda da ortak bir proje İzmir’e çok yakışır.
Aslında büyükşehir belediyesi bu konuda bir hamle yaptı.
Agora kazılarının çevresinin kamulaştırılarak müzenin buraya yapılmasını teklif etti.
Neden olmasın?
O bölgenin değişimi bu sayede hızlanabilir.
Ben destekliyorum.
Atina’daki müzeden çok daha güzelini yaparız.


***


Stadyum...
Konuşmaktan, anlatmaktan dilimde tüy bitti.
Spor artık sadece spor değildir; diye...
Spor; kentlerin gelişmesinde itici bir güç haline geldi.
Ve İzmir uzun zamandır bu güçten yoksun hareket ediyor.
Bırakın küçük bir stadı; takımlarımız kendi saha maçlarını deplasmanda oynamak zorunda kaldılar.
İyi bir stat olmadıktan sonra da İzmir’in futbolda başarısından söz etmek mümkün değil.


***


Marina...
Fransız Riviera’sı ne kadar ünlüyse İzmir’in kıyıları da öyle olabilir.
İddialıyım.
İzmir körfezi yüzülebilir hale gelsin; marinalarımız bitsin; Nice kadar konuşulur oluruz.


***


Direkt uçuşlar arttıkça İzmir’e gelen turistin sayısında da artış olur.
Sadece turist değil; inanın yatırımcı da gelir.
İzmir’in havayolu potansiyelinin yüksek olduğuna inanıyorum.
Bakın iki kent arasında en fazla uçuş sayısıyla İzmir – İstanbul yıllardır rekor kırıyor.
Direkt uçuşlar kentin turizminin gelişmesinde gerçekten önemli...


***


Ve tanıtım...
Söylemeye bile gerek yok.
Tanıtım kampanyalarını hiç kesmeyeceksiniz.


Kemeraltı’nı da unutmayalım

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Basmane ve çevresini de ziyaret etti.
Ve bu bölgenin gelişmesine destek olacaklarının sözünü verdi.
Sevindim çünkü asıl kentsel dönüşüm ancak böyle oluyor.
Yık yenisini yap; dediğiniz zaman dönüşümün bir ayağı eksik kalıyor.
Oysa Basmane gibi kentin yeniden cazibe merkezlerinden biri olabilecek bir yerin yıllardır atıl durumda beklemesi, mevcut projelerin bir türlü hayata geçirilememesi gerçekten üzücü...
Bu tür dönüşümler sadece yerel yönetimlerle olmuyor; mutlaka bakanlıkların desteği de gerekiyor.
Bazı muafiyetlerin sağlanması, katkıların yapılması, bölgesel imarın yeniden düzenlenmesi şart...
Türkiye’de güzel örnekler yok değil.
Örneğin İstanbul’da Fransız Sokağı bu mantıkla ele alındı.
Çok da başarılı olundu.
Basmane’de çok güzel evler var.
Agora kazılarıyla bu projenin birleştirilmesi ve Kemeraltı’nın da işlenmesiyle İzmir yeni bir cazibe merkezine sahip olacak.
Bu söylediklerim özellikle de Kemeraltı için geçerli...
Kemeraltı’nı yeniden keşfetmeliyiz.
İzmirliler, İzmir’e gelenler Kemeraltı’na yeniden gitmeliler.
Hem de gece, gündüz...
Akşamları bir ölü şehir görünümünde olan Kemeraltı’nın 24 saat yaşanabilir bir yere dönüşmesi lazım.
Zor değil ama bunu mutlaka Turizm Bakanlığı’yla belediyenin birlikte yapması gerekir.
Bakan Avcı’dan İzmirliler olarak bunu da bekliyoruz.
Kemeraltı için özel bir proje istiyoruz.


Kaybedilen bir şey yok

Eskişehir durdu durdu; Göztepe’ye patladı.
Maçı baştan sona izledim.
Eskişehir’i o gün tutmak mümkün değildi. Bence üç büyükler bile olsa Eskişehir sahadan galip ayrılırdı.
Ama Göztepe de bu değil.
Biliyorum; moraller bozulmuştur.
Teknik direktör Okan Buruk’un gidişine üzülenler olmuştur.
Bence enseyi karartmayın.
Yukarıya çıkmak için yeterli zaman Göztepe’nin önünde hala var.
Kaybedilen bir şey yok...
Tek bir şartla...
Sahada takımın kalitesini gösterecek bir oyun sergileyerek...


Final four yakışır

Pınar Karşıyaka çeyrek finalde İtalyan Venezia’yla karşılacak. Venezia’yı 40 sayı farkla yendiğimiz maçta ben de tribündeydim.
Yine olur mu; bilemem.
Her maçın atmosferi farklıdır çünkü...
Ama Karşıyaka camiası için de bir final four ne kadar güzel olur.
Karşıyaka’nın buna çok ihtiyacı var.
Ve bir de şunu unutmamalı.
Burası giderek bir basketbol kenti oluyor.
Karşıyaka’da basket futboldan daha fazla konuşulur hale geliyor.
Futboldaki istikrarlı başarısızlık, baskette de istikrarlı bir başarı var.
Tribünleri dolduranlar da her zaman değil ama kendi takımlarının sahada galip gelmesini istiyor.
Bu turu geçersek final four’a ben de gideceğim.

Yazının devamı...

İzmir’e bir koleksiyon ödülü

19 Mart 2017

Hep söylüyorum; bir buçuk yılda dört seçim geçirip bir de referanduma gidince gündem ne yazık ki siyaset dışına çıkamıyor.
En azından bu pazar kendi köşemi politikadan uzak tutacağım.
Size Ercüment Tahtakıran’dan bahsedeceğim.
Tahtakıran İzmirli, hem de İzmir tutkunlarından...
Birinci Beyler çıkmaz sokağında gözünü açmış ve 54 senedir bu şehirde yaşıyor.
O da benim gibi İzmir sevdalılarından...



Bu İzmir merakı onu ortaokul çağlarında kentle ilgili okumaya ve biriktirmeye yöneltiyor.
Ne mi biriktiriyor?
Kartpostal, foto kart, efemera, postadan geçmiş antetli şirket zarfları, gravürler, 19. yüzyıla ait Sebah, farklı fotoğrafçılar tarafından çekilmiş orijinal İzmir fotoğrafları, 19. yüzyıl kitap ve broşürleri, İzmir Fuarı foto ve kartpostalları, yangın fotoğrafları olan geniş bir koleksiyon...


***


O tarihlerde amatörce başlayan bu serüven, Ercüment Tahtakıran’ı dipsiz bir kuyuya düşürüyor.
“Aramızda kalsın pek de çıkasım yok bu düştüğüm yerden” diyor.
Koleksiyoncuların bu ruh halini iyi bilirim.



Şikayet etmezler, edemezler...
Çünkü her birinin başka bir dünyası vardır.
Ve o dünya çok zengindir.
Hayali bir gün bunların hepsini konularına göre ayrı ayrı kitaplaştırmak...
Bence bunları yapmalı da...
Koleksiyon sergilemek ne kadar önemliyse bunları kitaplaştırmak da çok önemlidir.
Bu arşiv bitmez, ne toplaması, ne tasnifi çünkü İzmir 10 bin yıllık bir medeniyet...


***


Tahtakıran’ın Ankaralı bir arkadaşı Koray Özalp da bu koleksiyonun zenginleşmesine katkı sağlar.
“Gezdim İzmir’in sokaklarında” sergisi ilk olur; toplam 182 kartpostal ve 9 antetli zarflı bu serginin metin çalışmasına Yavuz Selim Ağaoğlu destek verir.
İlk defa gün yüzüne çıkarılan bu koleksiyon ‘Altın Madalya ve Konak Filatelistler Derneği Jüri Özel Ödülü’ne layık görülür.


***


Bir sonraki adres İngiltere olur.
Geçen Şubat ayında İngiltere’de açılan Spring Stampex 2017’ye katılırlar.
Kartpostallar yeniden titizlikle seçilir, İngilizce metinler hazırlanır.



Ercüment Tahtakıran şöyle konuşuyor;
“Artık 15-18 Şubat 2017 tarihinde The Business Design Centre’da gerçekleşecek Spring Stampex İngiltere Milli Pul sergisine katılmak için hazırdık. Bu senenin konusu Osmanlı İmparatorluğu dönemi Ortadoğu olması nedeniyle, Türkiye’den çok değerli pul ve posta tarihi üzerinde 100 panoya yakın değerli koleksiyoncular katıldı. Toplamda 370 pano vardı.

Benim konu başlığım yine aynıydı. Gezdim İzmir’in sokaklarındaydı. Koleksiyonum, uluslararası arenada önemli bir değere sahip olan Large Vermeil (Büyük Venye) ödülüne layık görüldü. Bilen bilir ama bilmeyenler için bu yarışmalarda kartpostal kategorisinde madalyalar bronz, gümüş, büyük gümüş, venye, büyük venye, altın olarak sıralanıyor. Çok gurur verici bir olaydı benim ve hem şehrim için...”


***


Bu ödüller yılların emeğine karşılık verilir.
Belki bu tür haberler medyada çok sık yer almıyor.
Ama belki de siyasetten bunaldığımız bugünlerde bizler için biraz olsun nefes olur diye düşündüm.
İnsan yaşadığı kentle ilgili çalışmalara her zaman merak duyuyor.
Hepimiz duyuyoruz.
Ama çok azımız bir şeyler yapıyor.
Kent bilinci asıl böyle oluşuyor.
Anlatarak, yazarak, biriktirerek, aktararak...


Çanakkale başkadır

Çanakkale Zaferi’nin 102’inci yılıydı.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu savaşlarda hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Türkiye’de gezmediğim birkaç şehir kaldı.
Gazeteci olunca mecburen yollara düşüyorsunuz.
Çanakkale beni her zaman çok etkilemiştir.
Askerliğimi Çanakkale’de yaptım; her sabah, gecenin bir vaktinde o boğazdan geçen gemilere takılıp kaldım.
Şehitliği her gezdiğimde tüylerim diken diken oldu, gözlerim doldu, ağladım.
Dualar ettim.
Çanakkale beni hep etkilemiştir.
Geçenlerde yine oradaydım.
İnsan her gittiğinde aynı şeyleri, aynı kuvvette hisseder mi?
Ben öyle hissediyorum.
Gerçek bir millet olduğumuzun adresi Çanakkale’dir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk adımlarını attığı yer Çanakkale’dir.
Mazimizi, geçmişimizi, ecdadımızı hatırlatan, anlatan yer Çanakkale’dir.

Yazının devamı...

Opel Türkiye’ye geri dönsün

17 Mart 2017

İzmirli başkanlar Torbalı’da 2000 yılında kapanan Opel fabrikasının yeniden açılması için Fransızlara bir çağrıda bulundu.

Örneğin İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş, “Bizim için Alman, Amerikalı, Fransız fark etmez. Önemli olan ülkemizde üretime dönük doğrudan yatırımların artması. Geçmişte Opel’in kapatılma kararı ile çok üzülmüştük. Avrupa ile ilişkilerimizin gergin olduğu bir dönemde gelecek yatırım haberi, dünyaya olumlu bir mesaj olur. Böyle büyük bir yabancı yatırımcının İzmir’e gelmesi de ayrıca önemli bir motivasyon kaynağı olur” dedi.
Ege Otomotiv Derneği Başkanı Mustafa İduğ, “PSA Grubu; Peugeot, Citroen ve DS’den sonra Opel’le birlikte Türkiye’de 4 markadan oluşacak. Ancak Türkiye’de hiç üretim yapmıyorlar. Opel’in Torbalı’daki arsası bu iş için biçilmiş kaftan” diye konuştu.
Başkanlar haklı...
Torbalı bu iş için ideal bir yer...
Hem de geçmiş deneyimleri var.
Dilerim; bu bir temenni olarak kalmaz ve 2000’de yanlış bir karar olan Türkiye’den çıkma fikri tersine döner.


Opel’i Başbakan ile de konuşmuştuk

Bu yorumlar beni geçmişe götürdü. Üzerinden yıllar geçti, anlatayım.
Ankara’daydım. Ahmet Piriştina İzmir milletvekili, ben de Meclis’te ziyaretine gitmiştim. Telefonum çaldı. Arayan Enis Özsaruhan’dı.
Piriştina kendisini de Meclis’e çağırdı. Bir süre sonra buluştuk, kahve içtik, sohbet etmeye başladık.
O arada Piriştina’ya bir şey sormak için dönemin Başbakanı Bülent Ecevit aradı.
Piriştina birkaç dakika süren bir konuşma yaptı ve konuşmanın sonunda İzmir’den konukları olduğunu söyledi.
15 dakika sonra Başbakan’ın yanındaydık.
Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan da çalışma ofisindeydi.
Neler mi konuştuk?
İzmir’i, Ege’yi ama en çok da bölgenin değişimi için uluslararası büyük organizasyonlar yapılması gerektiğini anlattık.
Enis Özsaruhan, Formula 1 gibi büyük bir projenin İzmir’e çok yakışacağını söyledi.
Ve elbette konu Opel’in Türkiye kararına geldi.
Başbakan Ecevit Özsaruhan konuşurken kendi notlarını aldı.
Fırsat olursa ilgili kişilere bu kararın gözden geçirilmesi tavsiyesinde bulunacağını söyledi.
Tabii bu kararlar sonuçta şirketler için stratejik kararlar...
Hayatın genel akışı Opel’in kararını değiştirmedi.
Bakalım; şartlar, otomotiv sektörünün genel durumu, Fransızların yaklaşımı Opel’i Torbalı’ya yeniden getirecek mi?
Bana biraz zor geliyor ama şartlar da her gün değişebiliyor.


Bu siyaset nasıl bir şey

Hollanda’da seçim bitti ya; söylemler de değişti.
Hem aradan uzun bir süre değil, sandıklar açıldıktan, sonuçlar biraz belli olduktan hemen sonra...
Hollandalı siyasetçiler daha yumuşak mesajlar vermeye başladılar.
Demokrasinin en olgun yaşandığı coğrafyalar diyorsunuz.
Değişmiyor işte...
Siyaset böyle bir şey...
Benden siyasetçi olmaz.
Dün söylediğimi bugün farklı söyleyemem.
Söylediğimde yüzüm kızarır.
Yüzüm kızardığında kaçacak delik ararım.
Delik bulsam da insan yüzüne çıkamam.
Siyaset bana göre değil arkadaş...


Kruvaziyer İzmir’e yakışıyordu

2108’den umutluyduk ama 2019’da da kruvaziyer gemilerinin Türkiye’ye uğramayacağını öğrendik.
Gerçekten kötü haber...
Çünkü son yıllarda bu alanda İzmir’in öne çıkan kentlerden biriydi.
600 binli rakamlara geldikten, 1 milyon hedefini koyduktan sonra kapıya kilit vurmak çok üzücü…
Üstelik 2019’dan sonrası da belli değil.
Hani “Gemi turları kente bir şey katmıyor. Sabah gelip bazen öğlen gidiyorlar” diyenler var ya...
Umarım çok yanlış düşündüklerinin farkına varmışlardır.
Çünkü kruvaziyerle tura çıkanlar beğendikleri yerlere beş yıl içinde yeniden geliyorlar.
Bu büyük bir fırsattı.
Ve İzmir’e kruvaziyer gemileri çok yakıyordu.

Yazının devamı...

Otuz beş buçuk

16 Mart 2017

‘Buçuklu bir yer olur mu’ diye...

Kağıt üstünde olmaz ama hayatın içinde olur.
Ben Karşıyakalıların kendilerini anlatırken “35.5’luyuz” demelerini çok esprili buluyorum.
Karşıyaka gerçekten güzel ve özel bir yerdir.
İzmir’den birkaç gün uzaklaşsam; İzmir burnumda tüter.
Karşıyaka da öyle...
Gerçi çocukluğumun, gençliğimin geçtiği Karşıyaka’dan eser yok şimdi ama yine de Alaybey’den girip Karşıyaka Yalısı’ndan geçmek içimi rahatlatır.
Zor geçen bir günün ardından bile Pasiflora etkisi bende yapar.
Otuz beş buçuk esprisinin arkasında koca bir tarih vardır.
Gurur duyulacak bir mazi, yaşanmışlıklar ve kentlilik bilinci...
Buçuklu ve buçuksuz; İzmir güzeldir arkadaş...


Karşıyaka’nın Filizleri
benim favori projem

Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar göreve başlamasının üzerinden tam otuz beş buçuk ay geçtikten sonra yaptıklarını anlattığı bir basın toplantısı yaptı.
Ben de gittim.
Birçok etkinlikten bahsetti, hepsini takip ediyorum.
Ben işim gereği birçok haberi yakından takip ederim.
Atlamam; Ege’nin her kentinde, her kasabasında yapılan bir etkinliği hafızama yazarım.
Şunu söylemeliyim.
Bunlar arasında beni en çok etkileyen “Karşıyaka’nın Filizleri Projesi” dir.
Her gönüllü apartmanın çocuklarımıza sunduğu bu eğitim, burs olanağı bana göre sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin de en orijinal projelerinden biridir.
İçinde siyaset olmayan, siyaset kokmayan ve eğitim olan, gençlerimize yönelik olan her projeyi, fikri sonuna kadar destekliyorum.
“Karşıyaka’nın filizleri” projesi benim favori listemin birinci sırasındadır.


100 gram doktorluk

“İnsan biraz da kendi kendinin doktoru olmalı” diye bir yazı yazdım.
Buna gerçekten inanıyorum.
Çünkü vücut bazen sinyal veriyor ya da mesaj gönderiyor.
İnsan bazen bunu alıyor, dikkat etmiyor, bazen de üzerine gitmiyor.
Ben kendimden bir örnek vermiştim.
Çünkü gazeteciliğe başladığım yıllarda bana ekonomi ve sağlık sayfalarını vermişlerdi.
O günkü yazımın sonunu “O kadar çok sağlık haberi yaptım ki; ben de 100 gram doktor sayılırım” diye bitirmiştim.
Medical Park’ın Başhekim Yardımcısı Zeki Hozer çok esprilidir.
14 Mart sabahı aradı.
“Bayramını kutlarım” dedi.
“Zeki, ne bayramı” dedim.
Cevap verdi.
“Geçen gün yazdın ya; ben de 100 gram doktorum diye” dedi.
Ve devam etti.
“Bizim için 1 gram bile önemlidir. 100 gram doktorluk ise kutlanmaya değerdir...”
Valla karşılıklı güldük.
Bu arada bütün doktorlarımızın tıp bayramını kutlarım, iyi ki varlar.


İnciraltı sorunu çözülmeli

İnciraltı’nın planlanması ile ilgili yıllardır çalıştaylar, toplantılar düzenlendi. Birçok belediye başkanı geldi geçti. Ama sonuç alınamadı.
Aziz Kocaoğlu belediye başkanı olduğu 13 yıl boyunca bölgenin korunarak planlanması konusunda çok çaba sarfetti. Ancak merkezi yönetimle uzlaşı sağlanamıyordu. Hükümetin İzmirli Başbakan Binali Yıldırım öncülüğünde kurulmasıyla birlikte çözüm ortamı oluştu. Ak Parti İzmir Milletvekili Atilla Kaya da İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İnciraltı toprak sahiplerinin sorunlarını görüşerek, uzlaşı ortamını sağladı. Kendisini tebrik ediyorum.
Son bir yıldır olağanüstü çaba sarfeden İnciraltı 2. Nesil Toprak Sahipleri Platformu Başkanı Tayfun Karabulut’u kutluyorum. Önce şehri yönetenlerden başlayarak iş dünyası temsilcilerini, meslek odalarını ve medya yöneticilerini tek tek ziyaret etti. İnciraltı toprak sahiplerinin şehri üzecek veya süreci tıkayacak bir taleplerinin olmadığını ve İnciraltı’nı ekonomiye kazandıracaklarını tüm İzmir’e anlattı. Toprak sahipleri ve tüm kent bileşenleri artık, Körfez Geçiş Projesi ve İnciraltı’nın ekonomiye kazandırılması sürecinin sonucunu sabırsızlıkla beklemeye başladı.

Yazının devamı...

Katalog hayatlar

15 Mart 2017

16 Temmuz sabahı bilgisayarımın başına oturduğumda yazımın başlığı da buydu.

“Akıl tutulması...”
Neden böyle söylemiştim.
Çünkü hayatımın her döneminde sorgulayan, sorgulatan, yeni fikirlere açık olan, demokrasiyi içine sindirmiş ve hep demokrat kalmayı kendine hedef seçmiş, sadece Türkiye’ye değil dünyadaki gelişmeleri de yorumlayan biri olarak bu ihanet sürüsünün devleti yıkma, yerine kendi kurgularına göre bir sistem kurma arayışını hayalin ötesinde ütopya; ütopyanın da ötesinde bir akıl tutulması olarak yorumlamıştım.
İddianameleri okudukça, ifadelere baktıkça durumun tam da böyle olduğu anlaşılıyor.


***


Bazı açıklamalardan anlıyoruz ki; kadın kocasına, kocası karısına bile FETÖ üyesi olduğunu söylemiyor, söyleyemiyor.
Ya da bazı durumlarda tam tersi...
Yani kolektif bir çalışma da var.
Tam bir katalog hayatlar öyküsü...
Eşini bile kataloglara bakarak seçiyorsun.


***


Anlamıyorum da; yine da bazı şeyleri yorumlamak mümkün...
Adam işsiz; sınava girecek, bir gruba yanaşıyor.
Ya da terfi etmek istiyor; edecek ne bilgisi, ne de gücü var, bir yerlerden medet umuyor.
Ya da adam iflas bayrağını çekmiş, tutunacak bir dal arıyor.
Hadi bir yere kadar anladık; menfaati için, kendi geleceği için bazı şeylere kılıf bulmuş.
İyi de arkadaş...
Sen bir başkasının hayatını nasıl yaşarsın.
Daha başlangıçtan onaylamadığın, istemediğin, arzu etmediğin bir hayatı nasıl içine sindirirsin.
Kataloglu hayatlar...
Eşini, işini kataloğa göre belirle...
Akıl tutulması değil de nedir?


17 Nisan sabahından beklentim

Birçok kişiyle konuşuyorum, birçok çevreye giriyorum.
Benim gördüğümü, hissettiğimi siyasetçiler de görüyordur.
Toplum gergin, vatandaşımız yorgun...
Bir buçuk yılda dört seçim yapmış başka kaç ülke var dünyada?
Yok, ya da çok az...
Gerçi ben bunu Türk demokrasisi için bir olgunlaşma süreci olarak görüyorum.
Sandığa gitmek, gidebilmek önemlidir.
Ama yine toplum yoruluyor.
Yoruldu da...
Sonra 15 Temmuz...
Krizleri çabuk atlatan bir ülkeyiz, kendimize çabuk geliyoruz, hatta güçlenerek çıkıyoruz ama...
Yine de bu süreç toplumu çok gerdi, bunu da görüyorum.
Bitmeyen gözaltılar, tutuklamalar...
Toplum yorgun, bu dalgalanma süreçlerinden de yorgun...
Kafası karışık değil; net aslında...
15 Temmuz’u yapanların bir hain çetesi olduğu çok açık...
Şimdi de referandum...
16 Nisan’da “Evet” ya da “Hayır” diyeceğiz.
Artık milletimiz ne derse o...
Evet ya da hayır; önemli olan daha güçlü bir demokrasiye sahip olmamızdır.
Hep söylüyorum.
Dilerim; 17 Nisan sabahından itibaren siyaset gündelik hayatımızdan çıkar ve biz başka konulara konsantre oluruz.


Şu birkaç gün iyi geldi

Bu yaşta apandist ameliyatı olunca nekahat sürecini çok kitap okuyarak, çok müzik dinleyerek, çok film izleyerek geçirdim.
Çok da iyi geldi.
Karnımdaki o gerilmeyi biraz hafifletti, beynimdeki ağrı hayallere döndü.
Sanat...
Ruha her zaman iyi geliyor.
Hem de her ruh haline...
Diyorum ki...
Siyasetçilerimiz de hayatın siyasetten ibaret olmadığını biraz hatırlasalar, biraz sanatı siyasetin önüne geçirseler.
Hadi diyelim bu alışkanlık kolay kolay değişmez, siyasetle yatıp siyasetle kalkan politikacılarımız bundan vazgeçmezler, ama bari hafta sonlarını kendilerine, çocuklarına, çevrelerine, biraz da sanata ayırsalar.
İnanın dünya daha güzel olur.
Ayırmıyorlar mı?
Valla ayırmıyorlar...


Sokak lezzetleri hoşuma gidiyor

Hürriyet Ege yazarı Sıtkı Şükürer arada köşesinde yeni keşfettiği lokantalardan bahsediyor. Çok da iyi yapıyor. Bazılarına beni de alıp götürüyor, bazılarına kendim gidiyorum.
Sokak lezzetleri hoşuma gidiyor.
Çünkü bir kenti kent yapan asıl bu lezzetler...
Bu konuda daha çok yazı yazmaya karar verdim.
Sizler de bana yardımcı olun...

Yazının devamı...

İfade özgürlüğü her şeyin önündedir

14 Mart 2017

Demokrasimizde çok eksiklerimiz, eleştirilecek çok yönlerimiz, düzeltmemiz gereken çok şey var. 

Ama örnek aldığımız batı demokrasilerinde de bu eksiklikler, yanlışlıklar yok mu?
İşte hafta sonu yaşanan olaylar...
Sadece Hollanda’yla mı sınırlı?
Ardından İsveç, sonra da Danimarka geldi.
Almanya’yla geçen hafta yaşananlar henüz tatlıya bağlanmış değil.
Bir tek Fransa; Avrupa Birliği’nin olmazsa olmaz değerlerini hatırlattı.
“İfade özgürlüğü her şeyin önündedir” dedi.


***


Fırsat buldukça dile getiriyorum.
İşin içine siyaset girince her şey başka oluyor.
Adı geçen bütün bu ülkelerde yakında seçimler var.
Hatta Hollanda yarın sandık başına gidiyor.
Almanya’da bu yılın sonlarında seçim yapılacak, Merkel eskisi kadar rahat değil.
Avrupa Birliği kendi içinde ‘gel git’ler yaşıyor.
İngiltere’nin çıkış kararından sonra önümüzdeki yıllarda böylesine dalgalanmaları daha çok yaşarız.


***


Dediğim şu...
İlişkiler eninde sonunda düzelir.
Gündem siyasetten uzaklaşınca, bu yaşananların üzerinden zaman geçince, diyalog ortamı arttıkça eski günlere dönülür.
Önemli olan bu yaşananların Avrupa Birliği değerlerine tamamen zıt olmasıdır.
Bana göre Avrupa Birliği ekonomik bir birlikten daha çok yirmi birinci yüzyılın insanı ve toplumsal değerlerini yükselten bir organizasyon...
Örneğin ben de o yüzden Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerini çok önemsiyorum.
Çünkü her şeyin çözümünün güçlü demokrasiyle daha kolay olduğunu biliyorum.


Bir denge arayışı var

Sadece Türk siyasetçiler değil, Avrupalılar da çok konuşuyor.
Görüyorsunuz; birçok Avrupa ülkesinde seçimler var ya, dün söyleyemeyeceklerini bugün rahatlıkla söylüyorlar, geçmişte yapamadıklarını bugün yapmaktan çekinmiyorlar.
Hep söylüyorum.
Siyasetten uzaklaştıkça dünya daha güzel oluyor.
Ama siyasetçiler de siyasetten başka bir şey konuşmuyor.
Seçimler geçer; ilişkiler düzelir.
Ama bu denge arayışı, dünyadaki birçok şeyi değiştirecek gibi gözüküyor.
Bireysel ve fikir özgürlüğünü savunup, yasakları getiren bir Avrupa bu çelişkileri nasıl açıklayacak, ben de merak ediyorum.


Göztepe yeniden lige dönmeli

Çünkü...
Sanki o motivasyon bozuldu gibime geliyor.
Tam da şu an, bugün, bu hafta her şeyi tersine çevirmek lazım.
Evet; Göztepe iyi oynamıyor, maç kazanamıyor, sürpriz sonuçlar alıyor.
Bence bazı şeyler ayrıntı...
Göztepe’nin yönetimsel ve kadrosal avantajları var.
Başkan Mehmet Sepil’in teknik kadroya sahip çıkması doğrudur, takımına güvenmesi doğrudur, verdiği mesajlar doğrudur.
Göztepe seyircisinin de biraz sabırlı olması gerekiyor.
Takım hala zirvede ve birkaç iyi sonuçla yeniden ilk ikide olabilecek durumda...
Göztepe bir an önce lige dönmeli.
Ve şunu bilmeli.
Daha kaybedilmiş hiçbir şey yok.


İstanbullular
İzmir’e mi
Taşınacak?

Aryom İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Günday ilginç bir açıklama yaptı.
Dedi ki...
“Son haftalarda İstanbullu konut alıcılarının İzmir’e yönelme sürecini çok yakından projemizde de izliyoruz. Projemize gelen taleplerde yüzde 80.72 İzmir oranı vardı, İstanbulluların oranı ise yüzde 8.16 idi. Son haftalarda İstanbullu yatırımcı oranı tam 3 katına çıkarak 24.09’a yükseldi.”
İstanbullular hemen İzmir’e taşınır mı bilemem ama birçoğunun aklında İzmir’in olduğunu biliyorum.
Birçok arkadaşım geri dönmek istiyor.
Birçok kişi ikinci hayatlarını Ege’nin kıyılarında geçirmek istiyor.
Birçok dostumun hayata yeniden başlamak için İzmir merkezli bir arayış içinde olduğunu biliyorum.
İzmir’de bir şeyler değişiyor, değişecek.
İzmirliler bundan ne kadar mutlu olacak bilemiyorum ama bu kaçınılmaz gözüküyor.

Yazının devamı...

Köprüyle Çanakkale değişir

11 Mart 2017

Başkan Ülgür Gökhan ile uzun uzun sohbet ettik.

Gökhan; Türkiye’nin deneyimli belediye başkanlarından...
Üçüncü dönemi; sevilen bir başkan... Eğitim hayatı dışında Çanakkale’den ayrılmamış, bir Truva aşığı...
En çok merak ettiğim konu 18 Mart’ta temeli atılacak Çanakkale Köprüsü’ydü.
Bu proje kente neler katacaktı, başka bir Çanakkale mi olacaktı, yoksa hayat normal akışında devam edecek miydi?


***


Çanakkale’nin şansızlığı İstanbul için de, İzmir için de hem yakın, hem uzak bir yer olmasıydı.
Yani tam ortada kalıyordu.
Örneğin yollar yapılmış olmasına rağmen kent geçişleri çok fazla olduğu için çok dikkatli gitmeniz gerekiyor.
Hız sınırı bazen 110’larda, bazen 50’lere düşüyor.
Kurallara uyduğunuzda İzmir’den Çanakkale’ye gitmek 4.5- 5 saati buluyor.
İstanbul’dan da öyle...
Bu az bir süre değil.
Gidilen, rahat ulaşılabilen kentler gelişiyor, büyüyor.
4-5 saatlik yerlere uçakla gidilir mi, gidilmez mi?
Gidilir de, değer mi?
İşte Çanakkale’ye gitmek istediğinizde hep bu çelişkiler akla geliyor.
Bu köprü işleri biraz kolaylaştıracak.


***


Gerçi köprü ayakları Lapseki’ye inecek, yani Çanakkale’nin tam merkezinden geçmiyor.
Ama çok yakınına geliyor.
Bugünkü Çanakkale’yi sevenler köprü bitene kadar sık ziyaret etsinler.
Çünkü bu proje ister istemez kentteki değişimi hızlandıracak.

Soldan sağa: Deniz Sipahi, Ülgür Gökhan, Gürcan Korkmaz




Çevreyle dost yatırım yapmak mümkün

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, köprü projesini destekliyor.
Ama bazı uyarılarda da bulunuyor.
Diyor ki...
“Lapseki Türkiye’nin en güzel domatesinin, şeftalisinin, kirazının olduğu yerler... Tarımsal araziler iyi korunmalı. Bu aşamada bazı bölgelerin tarımsal bölge ilan edilmiş olması iyi bir gelişme ama yeterli değil. Dikkatli olmalıyız...”
Katılıyorum.
Ama şunu da dünyadaki örneklerinden biliyorum.
Çevreyle dost sanayi olabiliyor, çevreyle dost inşaat olabiliyor.
Zaten değişim, gelişim de çevreyle dost olduğunda güzel oluyor.
Ben köprünün Çanakkale’ye yakışacağını düşünüyorum.



Daniş şimdi tarım bakan yardımcısı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcılığı koltuğunda bizim de, Çanakkale’nin de iyi tanıdığı bir isim oturuyor. Mehmet Daniş... Daniş; üç dönem Çanakkale Belediye Başkanlığı yaptı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güvendiği isimlerden biri... Bir önceki dönem de Çanakkale Belediye başkanlığı için Ülgür Gökhan ile yarışmıştı. Dolayısıyla köprünün ayaklarının ineceği Lapseki’yi iyi bilir. Zaten bazı adımlar da atılmış durumda... O yüzden ben Çanakkale’nin değişiminin pozitif yönde olacağına inananlardanım.



Gündemin ilk üç maddesi:
Arsa, arsa, arsa

Meslektaşım Murat Kıray’a Çanakkalelilerin neler düşündüğünü, kentin gündeminin ne olduğunu sordum. Murat; birçok gazetenin Çanakkale temsilciliğini yaptıktan sonra kendi gazetesini çıkarmaya başladı. Aynalı Pazar tam 10 yıldır haftalık çıkıyor ve ücretsiz dağıtılıyor. Tirajı 10 binin üzerinde... Birçok ulusal gazeteden fazla ilgi görüyor ve takip ediliyor.
Murat; Çanakkale’nin gündemini üç maddede özetledi.
“Arsa, arsa, arsa...”
Yani “köprü...” lafı arazi fiyatlarını katlamış, herkes ya arsa almak istiyor ya da arsasını satmak.
“Başka...” dedim, başka bir gündem maddesi yok mu?
Murat; köprü bitene kadar gündemin kolay değişmeyeceğini söylüyor.
Referandum heyecanından daha çok arsa heyecanı gördüm diyebilirim.



Gerçek Türk mucizesi

Ya arkadaş...
Hiç mi vicdanınız yok, hiç mi mantık çalıştırmıyorsunuz, hiç mi korkmuyorsunuz, hiç mi yanlış yaptığınızla ilgili bir endişe taşımıyorsunuz.
Adana’da en fazla 17 öğrenci bulunması gereken servis aracına 48 öğrenciyi sıkıştırmışlar.
Olay zaten vahim ama iş bununla da kalmıyor.
Kadın şoföre “Kurallardan hiç mi haberiniz yok?” diye soruluyor; kadında hiç pişmanlık yok, gülüyor.
Okul idaresinden tek satır bir açıklama yok; yapılsa şaşardım.
Büyük ihtimal kimse görmemiş, duymamış, sonuç itibariyle konuşmamıştır.
Genellikle böyle olur; üç maymun ruh hali...
Ya haberlerin veriliş şekline ne demeli?
“Yeni bir rekor” diye veriliyor.
Meğerse daha önce de 47 öğrencinin olduğu bir okul servisine polis ceza kesmiş.
Velilerden birine yine soruluyor.
“Allah korusun ya bir şey olsaydı” diye...
“Elle gelen düğün bayram” diyor anne...
Ya ne diyorsun kardeşim...
Niye elle gelen düğün bayram, niye kaderine razı geleceksin...
Git, yeri göğü inlet...
Gidin şikayet edin, gidin hesap sorun, gidin böyle sorumsuz davrananlar için suç duyurusunda bulunun...
Sözkonusu çocuklar, bizim çocuklarımız, hepimizin çocukları...
Bu ülkede her gün Aziz Nesin’lik çok öykü çıkar.

Yazının devamı...