"Hakan Ünsal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hakan Ünsal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hakan Ünsal

Bildiğiniz Beşik'taş' gibi değil

12 Kasım 2018

Maçın ilk çeyreği öyle tempolu geçti ki, top adeta yere inmedi ve takımlar doğru düzgün pas yapacak zaman bulamadılar. İki takım da birbirine pas yaptırmamak ve oyuna hakim olmak için iyi pres yaptı. Bu, aynı zamanda maçın temposunu yükselten, kalitesini artıran etken de oldu.

Orta ustası Quaresma’nın, bu yüksek tempoyla başlayan oyunun zirve yaptığı anda güzel ortasına kafası ile adeta şut atan genç Güven, nefis golüyle noktayı koydu. Fakat, Beşiktaş’ın kolay ve garip goller yemeye devam ediyor olması maçtaki dengeleri bir anda değiştirdi.

ATIBA ARIZASI
Sorunun başlangıç noktası Atiba. Geçtiğimiz sezonlarda temposu, sürekli yaptığı baskı, devamlı kazandığı toplar ve iyi top kullanması ile en kritik pozisyondaki oyuncu olan Atiba, hem sakatlık hem de yaş sebebiyle bu sezon 1 saniye yavaşladı. İki ceza alanı arasında gidip gelirken, artık kısa mesafede oynamaya başlayan Atiba ile orta sahada başlayan sıkıntı, zincirleme reaksiyona sebep oluyor ve takımın dengesi bozuluyor. Atiba arıza yaparsa Beşiktaş bozulur.

Atiba’daki bu yavaşlama onu çok iyi yapan özelliklerini yitirmesine sebep oldu. Hal böyle olunca bu bölgede bütün gözler Oğuzhan’a döndü. Özellikle, beklentilerin odak noktası olan Oğuzhan bir karar vermeli. Ya kendini dönüştürerek Atiba’nın oynadığı pozisyonun daha iyi bir oyuncusu olmalı ya da istediği pozisyon için çok daha fazla çalışmalı.

Bir diğer yetenek de Emre Kılınç. Gelişimi devam ederse ligin en önemli 3 oyuncusundan bir olur Emre. Özellikleri, ülkemizde az görülen tarzda. Çalışırsa büyük oyuncu olması hiç şaşırtıcı olmaz.

MAÇIN ADAMI: EMRE KILINÇ

 

Yazının devamı...

Tam bir deplasman takımı

11 Kasım 2018

Elde kalan sağlam oyunculardan sahaya çıkacak olanların hepsi zemindeydi. Fatih hocanın oyuncu seçimi konusunda fazla şansı yoktu ama pek tercih etmediği ve çok nadiren yaptığı sistemle oynayarak dezavantajı azaltma fikrini uyguladı. 3’lü savunma, sakat ve cezalıların çok olduğu, deplasman probleminin tavan yapacağı bir dönemde biraz da mecburi oldu.

İyi tarafı, orta sahada daha kalabalık, önde 2 forvet ile oynamak ve daha üretken olmayı sağladı. Zor tarafı ise, sıkıntılı ve hata yapan defansın 1 az oynamak ve sıfır hata ile oynama mecburiyeti içinde olmasıydı. Feghouli ile avantajlı taraf devreye girdi ve öne geçti Galatasaray. Bu gol aynı zamanda kötü günler geçiren takıma ciddi moral ve motivasyon da kattı.

TAM KONSANTRASYON

Galatasaray’ın oyunu için en doğru tanım, tam bir deplasman takımı gibi oynadığıdır. Tam bir takım savunması, tam konsantrasyon, rakibe verilen az pozisyon, girilen fazlaca pozisyon ve net bir galibiyet. Galatasaray, bu doğru oyunu diğer deplasmanlarda oynarsa zor kaybeder.

CAN SİMİDİ FEGHOULI

Feghouli ilk goldeki ciddi katkısı dışında ilk yarıda takımın en istekli ismiydi. Feghouli’nin bu oyunu çok ihtiyaç olan bir dönemde gelen can simidiydi. Takımın, cezalılılar ve sakatların olduğu zor dönemde gösterdiği reaksiyon ve mücadele gayet iyiydi. Üstüne Onyekuru’nun durdurulması zor performansı da eklenince G.Saray’ın işi kolaylaştı.

FORMA VE ARMANIN FARKINA VARDILAR

Kayseri’deki oyun ikinci yarı özellikle Henry’nin hızını kullanabileceği şekle dönünce, o da fırsatı kaçırmadı ve maçı bitirdi. Fakat, Onyekuru ve Feghouli özelinde takımın genelinde de var olan iyi oyunun birinci derecede sistemden kaynaklandığını düşünmüyorum. Bu, Galatasaray’ın ismi ve armasınının temsil edildiğinin farkına varıldığı bir tepkiydi ve doğru zamanda doğru şekilde verildi. Maçın genelinde tüm takım çok doğru, çok disiplinli, fedakarlık yaparak ve iyi mücadele ederek oynadı. Sanırım herkes, bu şekilde oynansaydı deplasmanlarda bunca kayıp olmazdı diye düşünmüştür. Son dönemde yediği baskıyı kaldıramayan ve oyununda düşüş olan Ömer’in, hem iyi oynaması hem de gol atması sadece kendisi için değil aynı zamanda Galatasaray için de çok pozitif oldu.

Yazının devamı...

En kötüsü daha gelmedi

7 Kasım 2018

 

 Hem çok istekli olmak, hem de hatasız oynama mecburiyeti vardı. Fakat ne yazık ki, takımın en güvenilir adamı en olmayacak işi yaparak daha maçın başında zaten zedelenmiş güven ve morali bitirdi. Muslera’nın son 2 haftada üst üste yaptığı bariz hatalar Galatasaray’a ciddi bedeller ödetti.

Ömer Bayram iyi değil diye kenara alındı ama Linnes ilk yarıda oynadığı oyunla daha kötüsünün nasıl olacağını gösterdi. Bizim adımıza maçın kırılma anı Rodrigues’in kaçırdığı pozisyon oldu. Rodrigues’in topa vururken ve sonraki vücut dili nasıl bir baskı altında olduğunu anlatan resmi verdi bize. Bu pozisyonlarda rahat olan, plase yada uzak köşeye çok iyivuruşlar yapan adam, topa öyle sert ve hedefsiz vurdu ki gol olması için şansa ihtiyacı vardı.

İlk yarıda maçı kaybedecek kadar net pozisyonlar verilmesine rağmen 2. golü yemeden devam ediliyor olmasının sebebi de Muslera idi. Maç boyunca neredeyse tek bir organize atağımız yoktu. Savunma dağınık ve ne yapacağını bilmez haldeydi. Linnes kötüydü çıktı ama Ömer de aynı yerden devam etti. Donk’un form durumundaki düşüş dikkat çekici. Sanki 50 maç oynamış ve bitmiş gibi bir hali var sahada.

SAHADA VARDILAR AMA...

Sinan zaten önde oynayabilecek bir oyuncu değil ve doğal olarak etkisiz kaldı. Rodrigues maçın en önemli pozisyonunu harcarken aslında kaçan puan, umutlar ve kura ile gelen büyük fırsattı. Belhanda zaten yazılarımızın baş köşesinde her zaman yerini alan bir oyuncu. Yetenekli bir oyuncunun, önceki maçlara göre daha hareketli olduğu için beğenilen bir hali varsa, ondan hiçbir şey olmaz.

Hücumu forvetsiz, orta sahası formsuz, defansı hataya açık, bekleri ortasız, önemli oyuncuları sakat bir takımın kazanmasını beklemek futbolda olağan ama rakip buna izin vermiyor. Grup, kuraları çekildiğinde her şeye açık dengeli bir gruptu ama aynı zamanda kolay çıkılacak da bir gruptu. Galatasaray’ın yapması gerekeni Schalke yaptı ve sarı kırmızılılarla iki maçtan 4 puanı alıp avantajı yakaladı.

ÇARESİZLİK

Yazının devamı...

Paylaşılmış derbi

3 Kasım 2018

Her iki takımın bu kadar eksik ve kötü durumda derbiye çıkmasının sebeplerini; kötü planlama, yanlış tercihler, sakatlıklar, cezalılar ve finansal fair play etkisi olarak açıklayabiliriz. Galatasaray’ın sorunu sakatlık ve cezalılar iken, Fenerbahçe’nin sorunu teknik adam yokluğuydu. Birinde sahaya çıkacak oyuncu yoktu, diğerinde oyuncuyu sahaya çıkaracak yoktu. Hangi eksikliğin daha fazla ya da az etkilediğinin de cevabı verilecekti derbide. Ya da ‘derbiler eksiklerden etkilenmez, hep başka havada ve konsantrasyonda oynanır mı’yı öğrenecektik.

Maçın ilk çeyreği tam bir Galatasaray baskısı, hakimiyetiyle tek kale şeklinde geçti. Bu istekli başlangıç iyi olsa da etkisi sınırlı oldu. Çünkü, bu baskıyı sonuca çevirecek adam kulübede oturuyordu. Eren’in olmayışı, Fenerbahçe savunma göbeğinin rahat oynamasını sağlarken, Galatasaray’ın rakip için önemli bir tehditten yoksun oynamasına sebep oldu. İlk çeyrekteki baskıdan bir şey çıkmaması da ceza alanı içindeki santrfor eksikliğiydi.

Hal böyle olunca, en geçerli ve etkin gole ulaşma yolu duran top oldu ve bu seçeneği iyi değerlendirdi Galatasaray. Golün dakikası ve Galatasaraylı oyunculara yansıması çok olumlu oldu. Özgüveni kazanan Galatasaray’ın ikinci yarıya başlangıcı da çok iyi oldu. Linnes’in golü galibiyetin habercisi oldu. Fenerbahçe’nin oyunu kendi sahasında çok adamla oynama stratejisi, Galatasaray’ın maçın büyük bölümünü rakip alanda ve rahatlık ile geçirmesini sağladı.

FATİH HOCA GEÇ KALDI...

Her şeyin iyi gittiği anda gelen penaltı, kırılma noktası oldu. Panikleyen Galatasaray, kontrolü Fenerbahçe’ye kaptırdı ve beraberlik golü geldi. Fatih Hoca’nın hem bu bölümde hem de öncesinde oyuna ve takıma müdahale etmemesi sorunu büyüttü. Eren’in oyunda olmaması bir yana, Selçuk ile yaptığı hamle bir yana, Rodrigues’in çıkması kazanmak isteyen bir teknik adam tercihi değildi.

Yazının devamı...

Kötü zamanda gelen fırsat

2 Kasım 2018

Hal böyle olunca, sahaya çıkan oyuncular içinde çok daha önemli hale gelenler, beklenenin üzerinde oynaması gerekenler ve normalini oynasa yetecek olanlar grubu oluştu. Oyunu önemli hale gelenler, savunmanın göbeğinde oynayan Ozan, Maicon ve önünde oynayan Donk’dan oluşan üçgendekilerdi. Beklenenin üzerinde oynaması gerekenler ise hep beklenen Belhanda ve Eren’di. Zaten normalini oynasa maçı koparacak kadar etkili olan Rodrigues ve yeteneklerini  inkar etmese Sinan işi bitirirdi. Muslera’yı bu kategoriye katmadım çünkü, onun performansı olmaz olmazdı ve yine kalitesini gösterdi.

İlk yarıda, Donk hem savunmaya yardım etti hemde orta sahadaki mücadeleye dahil olarak savaştı. Sorun öndeydi ve Rodrigues haricinde iş yapmaya çalışan yada etkili gözüken yoktu. Schalke takımının yaptığı savunma ve dirençli orta saha oyunu, Galatasaray’ın işini iyice zorlaştırdı.

 Böyle bir maçın zor geçmesi, az pozisyona girilmesi ve mücadele üzerine kurgulanması normal. Bu maçlarda, sabır, disiplin ve gelen fırsatı kaçırmama ana şarttır. İlk yarıda bu şans da Eren’in ayağına geldi.

YOK BÖYLE BİR GERİ DÖNÜŞ

İkinci yarıya başlangıç ise felaketti ve soyunma odasında hep daha iyi dönen G.Saray’ın belki de ilk defa bu kadar kötü dönüş yaptığını gördük. İkinci yarının başı maçı kaybedecek pozisyonlara sahne olurken Muslera, takımı, taraftarı, puanı, parayı ve Şampiyonlar Ligini canlı tutan adam oldu.

Fakat geçen dakikalar ve düşen tempo, Schalke’nin oyuna hâkim olmasına ve kalan uzun sürede çok zorlanmamıza sebep oldu. Kenarda oyuna müdahale edebilecek tek oyuncu Selçuk’du ve o da oyuna girdi. Aslında böyle bir maçta hamle yapabilecek tek oyuncunun olması ve onunda oyunu tutma ve direnç oluşturma adına oyuna alınması herşeyi ortaya koyuyor.

DURAN TOP BİLE OLMADI 

Galatasaray için maçın ikinci yarısında pozisyon bulmanın tek seçeneği duran top olarak kaldı. Belki Eren ile faul kazanıp duran toptan etkili olunabilinirdi ama Eren’in buna niyeti yoktu ve etkisiz bir maç geçirdi. Nerdeyse her yazımda yazıyorum ama bu maçlar ve ligdeki kayıplar hep Gomis’i hatırlatacak. Bu sezon ve bu Şampiyonlar Ligi grubunda çok ama çok iyi işler yapardı Gomis. Ve kesinlikle Rodrigues çok daha iyi olur, takım da başka seviye bir oyun oynardı. Gomis’in gidişinin nasıl büyük bir hata olduğu her maç daha fazla anlaşılıyor ve bunun da acısını taraftar çekiyor. 

Yazının devamı...

Bu maçta Avcı'nın izleri var

29 Ekim 2018

Kaldı ki, bu eksiklerin bazıları var olduğunda bile sıkıntı yaşadı Galatasaray. İkincisi, yeni jenerasyon teknik adamların temsilcilerinden biri olan, Erol Bulut tarzı hocaların oyun disiplini, takım savunması, iyi alan kapatma ve sabır üzerine kurulu ‘oynanması zor’ sistemleri. Başakşehir ve Abdullah Avcı’nın öncüsü olduğu ama şimdi seviye atlattığı bu sisteme karşı oynarken en önemlisi; 0-0’ı oynayabilmek. Malatyaspor da benzer oyun tarzını oynuyor ve öne geçebilmek bu tarz maçlarda hayati önem taşır. Tersi durumda maçı çevirebilmek normalde bile zor iken, Galatasaray’ın bu haliyle geri dönüşü sağlaması imkansızdı.

Pozisyon verdi, o da ofsayt ve faulün tartışıldığı son dakikadaki andı.

PORTO DEĞİL MALATYA

İlk yarı, Galatasaray’ın rakip ceza alanına da, pozisyona da girememesi yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürüydü. Belhanda zaten iyi oynamıyordu ve bunca eksikliğe rağmen oynasaydı iş yapardı diyemiyoruz. Rodrigues’e alınan kademeli savunmanın iş yaptığı bir dönemde, Malatya için bu en kolay işti. ‘Forvetsiz oynamak Porto deplasmanında işe yaramıştı ama’ diyebilirsiniz. Porto’da iş yaptı çünkü arada ciddi bir fark var. Porto kazanmak için açık ve önde oynadı. Ama Malatya dahil ligimizdeki diğer takımların hiçbiri bunu yapmadı ve önce kendi sahasında güvenli bölgede kalmayı, disiplinli oynamayı seçti.

SANTRFORDA DONK FARKI

YENİ Malatyaspor’da Murat Akça ve Sadık, savunma disiplini ve konsantre içinde çok iyi oynadılar. Önlerinde oynayan oyuncuların da yardımıyla takımlarının az pozisyon vermesini sağlayarak maçın adamları oldular. Diğer taraftan Donk’un santrafor pozisyonuna geçtikten sonra Eren’den daha fazla pozisyona girmesi de enteresandı.

Yazının devamı...

Kötü zamanda gelen fırsat

25 Ekim 2018

Hal böyle olunca, sahaya çıkan oyuncular içinde çok daha önemli hale gelenler, beklenenin üzerinde oynaması gerekenler ve normalini oynasa yetecek olanlar grubu oluştu. Oyunu önemli hale gelenler, savunmanın göbeğinde oynayan Ozan, Maicon ve önünde oynayan Donk’dan oluşan üçgendekilerdi. Beklenenin üzerinde oynaması gerekenler ise hep beklenen Belhanda ve Eren’di. Zaten normalini oynasa maçı koparacak kadar etkili olan Rodrigues ve yeteneklerini  inkar etmese Sinan işi bitirirdi. Muslera’yı bu kategoriye katmadım çünkü, onun performansı olmaz olmazdı ve yine kalitesini gösterdi.

İlk yarıda, Donk hem savunmaya yardım etti hemde orta sahadaki mücadeleye dahil olarak savaştı. Sorun öndeydi ve Rodrigues haricinde iş yapmaya çalışan yada etkili gözüken yoktu. Schalke takımının yaptığı savunma ve dirençli orta saha oyunu, Galatasaray’ın işini iyice zorlaştırdı.

 Böyle bir maçın zor geçmesi, az pozisyona girilmesi ve mücadele üzerine kurgulanması normal. Bu maçlarda, sabır, disiplin ve gelen fırsatı kaçırmama ana şarttır. İlk yarıda bu şans da Eren’in ayağına geldi.

YOK BÖYLE BİR GERİ DÖNÜŞ

İkinci yarıya başlangıç ise felaketti ve soyunma odasında hep daha iyi dönen G.Saray’ın belki de ilk defa bu kadar kötü dönüş yaptığını gördük. İkinci yarının başı maçı kaybedecek pozisyonlara sahne olurken Muslera, takımı, taraftarı, puanı, parayı ve Şampiyonlar Ligini canlı tutan adam oldu.

Fakat geçen dakikalar ve düşen tempo, Schalke’nin oyuna hâkim olmasına ve kalan uzun sürede çok zorlanmamıza sebep oldu. Kenarda oyuna müdahale edebilecek tek oyuncu Selçuk’du ve o da oyuna girdi. Aslında böyle bir maçta hamle yapabilecek tek oyuncunun olması ve onunda oyunu tutma ve direnç oluşturma adına oyuna alınması herşeyi ortaya koyuyor.

DURAN TOP BİLE OLMADI 

Galatasaray için maçın ikinci yarısında pozisyon bulmanın tek seçeneği duran top olarak kaldı. Belki Eren ile faul kazanıp duran toptan etkili olunabilinirdi ama Eren’in buna niyeti yoktu ve etkisiz bir maç geçirdi. Nerdeyse her yazımda yazıyorum ama bu maçlar ve ligdeki kayıplar hep Gomis’i hatırlatacak. Bu sezon ve bu Şampiyonlar Ligi grubunda çok ama çok iyi işler yapardı Gomis. Ve kesinlikle Rodrigues çok daha iyi olur, takım da başka seviye bir oyun oynardı. Gomis’in gidişinin nasıl büyük bir hata olduğu her maç daha fazla anlaşılıyor ve bunun da acısını taraftar çekiyor. 

Yazının devamı...

Zor dönem zor maç

20 Ekim 2018

 

Ev sahibi ekip, Bursaspor karşısında maça her ne kadar istekli başlasa da devamı beklenen gibi olmadı. Aslında, maçın başında yoğun tempo ve baskı isteğinin sebebi, bir an önce öne geçmek ve rahatlamak. Çünkü, berabere giden maçta risk ve rakip direnci artıyor. Bursaspor, maçın başından sonuna çekilmeden, çekinmeden, çemkirmeden oynadı. Maçın hikayesi de böyle geçti. İlk yarıda planda olmayan 3 zorunlu değişiklik ile sıfırlanan hamle gücü, devamında ilk yarıdaki oyunda etkisi ve katkısı olmayan Belhanda ile 1 kişi daha eksik oynamak ve Samet Hoca’nın aldığı önlemler... Galatasaray için Gomis gittikten sonra en kritik oyuncu Rodrigues oldu. Rakipler artık Rodri’ye kademeli savunma yapıyor ve başarılı oluyor. Takımda üretken olabilecek başka oyuncu olmayınca sistem kilitleniyor.

EREN VARSA OYNAR

Fakat herşeyin ötesinde, neden takımda forvet yok iken tek forvet Eren yedek bekliyor? Sebebi performans olamaz çünkü elde daha iyisi yok hatta başka da yok. Eren’in formu kötü olsa dahi oynar zira, o bölgenin ihtiyacını karşılayacak özellikler sadece Eren’de var. Dolayısı ile Eren ile başlamamak hataydı.

SAMET HOCA BİLE BEKLEMEZDİ

Maçın ilk yarısı, Samet Hoca’nın planladığı şekilde geçti. Aslında biraz planladığı ve daha fazlası da yaşanan sakatlıklar sonrası planladığından öte şekilde iyi geçti. Maçın ikinci yarısı, Samet Hoca değişiklik avantajlarını bir bir kullanarak, bir ara üst üste net pozisyonlara girdiği ve maçı koparacağı bir bölüme sahne oldu. O bölümden sağlam çıkan Galatasaray beraberlik golünü Eren’le bulduktan sonra gaza bastı ve tempoyu iç saha seviyesine çekti.

HER ŞEYE RAĞMEN

Bazen taraftar, bazen yenilen bir gol, bazen de kaçırılan bir pozisyon takımı motive edip geri dönüşe sebep olur. Galatasaray için dönüşü sağlayan iç saha oldu. Taraftar ve iç sahanın büyüsü olmasa takım çok zor geri dönerdi. Şampiyonlar Ligi’nin başladığı dönemde oynanan maçlarda takım düşmeye başladı ve bu normal. Kadro derinliği yeterli değil ve formsuz oyuncu saysı fazla. Bursaspor karşısında yaşanan durum çok nadir olur. Fakat iyi tarafından bakarsak bu durum deplasmanda gerçekleşmedi.

Yazının devamı...