"Aykut Kocaman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aykut Kocaman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Aykut Kocaman

Maçı soyunma odasında kazandı

26 Ekim 2014

GEÇEN haftaki derbiden sonra aslında genel beklenti, F.Bahçe’nin G.Birliği karşısında derbinin sonucunun değil, ilk yarıdaki oyunun doğru olduğunu ortaya koyan bir başlangıç yapması ve ilk dakikadan itibaren rakibinin üzerine tüm gücüyle yüklenmesydi ama hiç de öyle olmadı.
İlk organize atak 8’de Kuyt-Gökhan işbirliğinde Meireles’in şutuyla geldi. İkinci tehlikeli diyebileceğimiz atak neredeyse yarım saat sonra, 38’de Kuyt’ın ortasında Sow’un kafasıyla geldi. Sonraki dakikalar cılız diyebileceğimiz arayışlarla geçti ve devre tamamlandı.
F.Bahçe bu değil. Maç öncesinde; derbide alınan mağlubiyeti unutturmak, Beşiktaş maçı öncesi güç gösterisi yapma isteği, seyirciyi yanına çekme gibi tüm faktörleri yan yana getirdiğimizde ilk yarıdaki futbol beklentilerin tamamen tersine, büyük ölçüde bir hayal kırıklığıydı.

İLK 45, HAYAL KIRIKLIĞI

Aslında bildiğimiz F.Bahçe’nin, -çok fazla karşılaşmasa da- benzer durumlarda verdiği reaksiyon her zaman son derece olumlu ve etkili olurdu. F.Bahçe’nin maça çok istekli başlamasına, arka arkaya pozisyonlar bulmasına, özellikle ilk 30’da rakibini adeta boğmasına alışan futbolseverler hiç bilmedikleri ve anlamadıkları bir F.Bahçe izlediler.
G.Birliği gibi açık oynamaya çalışan, nispeten daha az kapanan; katı savunma yapmayı düşünmeyen bir takımına karşı ilk yarıdaki etkisiz futbol hayal kırıklığı yarattı. Bu alışılmadık başlangıcı sadece futbolcular ve teknik heyet üzerinden değerlendirmek kolaya kaçmak olacak.

TEDİRGİN OLDU AMA

İsmail Kartal da, oyuncular da ilk yarıdaki bu durumun farkında olarak soyunma odasına gitti. Gereken uyarılar mutlaka yapıldı ki F.Bahçe, 2. yarıya biraz daha agresif başladı. Cılız da olsa, ilk yarıdaki girişimlerin hemen hepsinde rol oynayan Alper-Kuyt ikilisinden Alper’in bireysel çabasıyla yarattığı penaltı, nihayet F.Bahçe’yi maç atmosferine soktu.
49’da Emre’nin penaltı golünden 77’de Kuyt’un pasında Sow’un ‘mucizevi bir şekilde’ çizgiden çıkarılan topuna kadar geçen süre, yine beklenen ölçülerde olmasa da, ilk yarıya oranla çok daha arzulu, moralli ve gol girişimlerinin olduğu bir bölüm oldu. Ama 2. gol gelmeyince, Gençler’in 2. yarıdaki ceza sahasına girdiği neredeyse tek pozisyonun, biraz da şansın yardımıyla ağlarla buluşması F.Bahçe’yi büyük bir tedirginliğe sevk etti.
Ama bu tedirginlik önce endişeye sonra da karamsarlığa ve seyirci tepkisine dönüşmeden bu kez Emenike imzalı Kuyt’un penaltı golü geldi. F.Bahçe böylece zorlu Beşiktaş derbisi öncesinde oyun olarak çok umut vermese de, zor kazandığı 3 puanla daha moralli hazırlanma olanağını yakalamış oldu.

MEHMET TOPAL STOPERDE OLMAZ

SON üç sezonun en verimli oyuncularından biri olan Mehmet Topal’ın zorunluluk nedeniyle savunmanın ortasına çekilmesi, Fenerbahçe’nin rakip üzerinde yaratacağı baskıyı azalttı. Bu çok net bir şekilde gözüktü. Takım; Topal’ın sahanın merkezinde ve ikinci bölgede yaptığı baskıdan, hem rakip ataklarını bitirme hem de kazandığı topları direk pasla ya da driplingle taşıma özelliğiyle yarattığı enerjiden yoksun kalıyor. Bu Fenerbahçe’de mecburiyetten ötürü anlaşılır bir durum ama milli takımda durum öyle değil. Milli takımda da Topal’ın stoperde tercih edilmesi bireysel olarak onun verimliliğini azalttığı gibi takımın verimliliğini de ciddi şekilde düşürüyor. Uzundur oynamayan Hasan Ali, genel olarak görevini yaptı. Beklentileri karşıladığını söyleyebilirim.

BOŞ STATLAR NE OLACAK?

Tribünlerin bu boş görüntüsü hele ki F.Bahçe seyircisi söz konusuysa kabul edilmesi çok zor bir durum. F.Bahçe, yıllardır sürdürdüğü iç saha tribün avantajını kaybetme noktasına gelmiş. Bu diğer takımlar için de geçerli.
Her koşulda takımını desteklemede kendisini çoktan kanıtlamış bir taraftar topluluğu bile artık maçlara gelmiyorsa burada durup bir düşünmek gerekir. Passolig ve son yıllarda futbola dış müdahalelerin büyük etkisi var. 7. haftada bu tablo hâlâ sürüyorsa başka faktörler üzerinde de düşünmeli. Başta F.Bahçe olmak üzere herkes bir an önce buna yoğunlaşmalı. Gidişat iyi değil.


Yazının devamı...

Hikaye 58'de bitti

11 Ekim 2014

Aslında maç, Fatih Terim’in resmi basın toplantısıyla başlamıştı. Takımı yukarıya taşımak için kuvvetli(!) bir basın toplantısı düzenledi. Kadro da bu toplantının uzantısıydı. Semih dışında yüzde yüz savunmacı diyeceğimiz bir oyuncu yoktu. Kadro son derece ofansifti. Temel amaç coşku yaratmak, duygusal patlamak yapmak ve özellikle de 20-30 dakikalık bölümde seyircinin de katılımını sağlayarak rakibe yüklenip skor avantajını elde etmekti.
Sonuçta istenilen de oldu ve golümüz 8. dakikada geldi. Ama burada bizim adımıza oyunu bozan Çeklerin en güçlü oldukları duran topta hemen karşılık vermeleri oldu. Bana göre o andan itibaren de teknik heyetin bir gün önce kurguladığı oyun planı da sekteye uğradı. Golden sonraki 10 dakikalık periyot, oyun kontrolünün Çeklerin eline geçtiği bir dönemdi. 30’lu dakikalardan sonra inisiyatifi yeniden ele aldık. Özellikle Töre ve Caner ile kenarlarda gelirken Arda ile de bireysel çabalarla toplarlandık. Skor olmasa da oyun istenilen yörüngeye girdi.

DEFANSIMIZ ÜRETKEN OLAMADI

İkinci yarı beklenti, tabelayı lehimize bir an önce çevirmekti. Çünkü bu ofansif kadronun da skor avanatjını yakalaması gerekiyordu. Fakat öyle olmadı. Çekler, oyunun merkezini biraz daha kalemize taşımaya başladı. Onların bu ofansif hamlesine karşı milliler defansif üretkenliği gösteremedi ve oyun yavaş yavaş sahamıza doğru gelmeye başladı.
İkinci golü 58’de yedikten sonra artık bizim için maçtan önce yaratılan hikaye bitmişti. O andan sonra savruk ve bütünselliği olmayan bir takıma dönüştük. Bu oyuncu tipleriyle bütününüzü kaybettiğinizde de devamının çok istendiği gibi olması zor. İkinci golü bulan Çekler, oyunu daha kontrollü götürmeye başladı. Bizim bir kaç organize olmayan, doğaçlama gol girişimi de sonuç getirmedi.

EN TEPKİSİZ SEYİRCİ

MAÇIN en önemli tarafı seyirciydi. Futbol hayatım boyunca gördüğüm en tepkisiz seyirciydi. Olumlu veya olumsuz anlamda tepkisiz bir seyirci vardı dün akşam. Bu maç özelinde bu manzara memleket futbolunun da dramı aslında.

SADELİK YİNE KAZANDI

Beklemediğimiz bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir kez daha görüldü ki akılla harmanlanmış, kollektif ve sade bir oyun, genelde yaratmaya çalıştığımız ‘vur kır parçala’ galip geldi.

TOPAL’I OFANS İÇİN STOPERE ÇEKTİ

Topal’ın stoper oynatılması sanırım maç öncesi kurgudan kaynaklandı. Topu oyunda tutmaya çalışan bir oyuncu Topal. Bir stopere göre de topu ofansa daha hızlı çıkarabilen bir futbolcu. Maç öncesi ofanfsif kurguya uyan bir oyuncu tiplemesini düşündüğü için hocanın onu stopere çektiğini tahmin ediyorum.

TÖRE MOTİVASYONU

Hoca, basın toplantısında Töre konusunda “Çok fazla konuşmak istemiyorum” diyerek başlasa da toplantının yüzde 80’inin Töre’ye ayırdı. Sanki Töre’yi de maça böyle motive etmeyi düşünmüştü. Toplantıdan sonra onu oynatacağı fikri bende daha çok oluşmuştu.

EN AZ 18 PUAN TOPLAMAK LAZIM

Olabilecek en kötü senaryoyla başladık. Önümüzde daha oynanmamış da iki Hollanda maçı var. İzlanda ve Kazakistan’nı mutlaka yenmek gerekiyor. Hollanda’dadan da bir iki puan koparmak gerekecek. Çekleri deplasmanda artık mutlak surette yenmek lazım. Başlangıca göre şansımızın çok zor olduğunu söylemek kehanet değil. Avantajımız ise mucize gerektiğinde bunu yapabiliyor olmamız.

Yazının devamı...

Devreye kadar direnirse mutlu sonu yakalar

7 Ekim 2014

GEÇEN sezon Fenerbahçe, ilk devreyi 41 puanla lider kapattığında iki önemli faktör vardı: 1-Takımın acı bir kuvveti vardı, 2-Kollektif bir duygusu. Maçın son bölümlerinde atılan gollerin çokluğu da bunun bir ispatıydı. Bu fiziki seviyeye esasen bir önceki sezonun ikinci yarısından itibaren geçilmiş ve yeni gelen hocanın da katkılarıyla meyveler alınmaya başlanmıştı. Ancak geçen sezonun ikinci devresinedeki süreç iyi değildi. Rakamlar da bunu gösteriyor. Bunun nedeni iyi idman yapılamaması mı yoksa 8 puanlık farkın yarattığı bir rehavet mi, onu bilemiyorum. Cevabı en iyi takımı çalıştıran hoca bilebilir. Ancak net gözüken bir şey vardı ki o da takımdaki bariz fiziki düşüş.

SİNDİRE SİNDİRE YÜKLEME YAPILACAK

Apar topar takımın başına gelen İsmail Kartal, sezon başı yükleme fırsatını kaçırdı. Şimdi yükleme yapmak için geç. Ama hocanın da şu anda şampiyonluk yaşamış bu oyuncu grubunu yeniden bireysel ve kollektif olarak eski gücüne eriştirmesi çabası var. Hoca bunu üç-beş haftalık periyotlarla, maçları sıkıntıya sokmadan sindire sindire yapması gerekiyor. Ki hoca o hassas dengeyi biliyor. Fenerbahçe, devreye kadar zirvede dolaşırsa ikinci yarı öncesi yapacağı yüklemeyle beraber, geçen sezonun ilk devresindeki kuvvetine kavuşur ve şampiyonluğun en büyük favorisi olur.

BEŞİKTAŞ DAHA ÇOK ZORLAYACAKTIR

Geçen sezon Galatasaray, hoca değişikliğinin sancılarını yaşarken Beşiktaş da yeniden yapılanma ve stat sorunlarının handikapını yaşamıştı. Bu sezona bakınca Galatasaray problemlerini aşmış gözükmüyor. Saha içi kadar saha dışına da bakmak lazım. Beşiktaş ise yapılanmasını geliştirmiş gibi. Stat problemini de aşarsa geçen sezona göre yarışta daha kuvvetli olacak. Hatta Beşiktaş’ın bugünkü koşullarla geçen sezona göre yarışta Fenerbahçe’nin iki adım önünde olduğu söylenebilir.
Yine de Fenerbahçe’nin ligin ikinci devresinde gaza basma ve eski kapasitesine ulaşma potansiyeli var. Elbette bu değerlendirmeleri yaparken olağanüstü koşulları gözardı ettiğimiz unutulmasın. Biz bugün bu tahminleri mevcut koşullar altında yapıyoruz.

İKİNCİ DEVRE RAKAMLAR TERS YÜZ OLDU

Kocaman, Fenerbahçe’deki fiziki düşüşü geçen sezonun verileriyle çarpıcı bir şekilde şöyle ortaya koydu: Fenerbahçe geçen sezon ligin ilk yarısını, sıkıntılı başlamasına rağmen 41 puanla lider kapatmıştı. Galibiyet ortalaması yüzde 76, gol ortalaması 2.5 ve puan ortalamasın da 2.4’tü. Ancak ikinci devre bu rakamlar ters yüz olmuştu: Galibiyet oranı yüzde 50’ye gol oranı 1.7’ye ve puan ortalamısı da 1.9’a düşmüştü.

RAKİP DE FIRSAT TEPTİ

SARI lacivertliler şampiyon kapattığı geçen sezon ligin ikinci devresinde sendelemelerine rağmen hem ilk devre attıkları 8 puanlık fark hem de rakiplerin de fırsatı kullanamamasından ötürü kötü şampiyonluk ipini göğüslemişti.
Geçen sezonun ilk 5 haftasında olduğu gibi bu sezonun da ilk 5 haftasında üç büyükler arasında bir kopma yok. Fenerbahçe geçen sezon bu zamanlar 12 puanla liderken şimdi liderin sadece 1 puan gerisinde 11 puanla 4. sırada.

Yazının devamı...

Fizik kötü puan üç

5 Ekim 2014

FENERBAHÇE’de, geçen haftaki Akhisar yenilgisinden sonra, kendi sahasındaki maçta doğal olarak öne çıkan duygu mutlak ve mutlak kazanmaktı. Hem oyuncu özgüveni hem de taraftarla ilişki açısında tüm planlar bunun üzerine kurulmuştu.
Maç böyle başladı ama böyle sürdüremedi Fenerbahçe. Takım aslında 26, 27. dakikalardan itibaren penaltıya kadar oynaması gereken doğru oyunu sergiledi. Fakat hiç beklenmedik bir olay oldu devrenin sonunda. Bekir kırmızı kart gördü. Bence biraz ağır bir karar oldu. Bekir’in atılması oyun dengelerini bozdu.
İkinci yarı eksik kalma duygusu ve diğer taraftan da puan kaybetme kaygısı, Fenerbahçe adına aslında beklenen şeylerin bir anda sahaya yerleşmesini sağladı. Daha saldırgan ve özellikle de ikili mücadelelerde daha istekli bir takım oldu. Bunun sonucunda Fenerbahçe ilk devre berabereyken de öne geçmişken de yakalamayadığı poizsoynları yakaladı. Gelen galibiyet, yaşama bağlanma gibiydi Fenerbahçe için.

KONYA, 11’E 10’DA OYNAYAMADI

Konyaspor, özellikle ilk 25 dakikada geçen hafta, Akhisar’ın Fenerbahçe’ye yarattığı zorlukları da gözlemleyerek, son derece etkili ve tehlikeli göründü.
Ancak 25. dakikadan sonra oyunun kontrolünü kaybetti. Bunda Ömer Ali’nin sakatlanıp çıkması da etkili oldu. Devreye girerken gelen penaltı golü onlara tekrar maçın ortağı olma olanağı yarattı. Fakat özellikle kırmızı karttan sonra gerilen ortam Konyaspor’a olumlu katkı yapacak yerde tam tersi olumsuz bir etki yarattı. İkinci yarı esasen olumsuz anlamda pek çok takımımız için yapılabilecek genel bir tespiti, Konya için yapabiliriz. Takımlarımız oyunu durdurma ve bozma konusundaki hüner ve yeteneklerini, rakip eksik kaldıktan sonra oyun oynama ve oynamaya dönüşen maçta sergileyemiyor. Konya’da da tamamen bu gözüktü. Maçın 11’e 11 oynadığı dönemdeki nispeten organize halleri maçın 11’e 10 oynandığı dönemde çok daha etkili olabilecekken daha organizasyon dışı hallere sürüklenmelerine neden oldu.

F.BAHÇE’NİN TRANSFER POLİTİKASI DOĞRU MUYDU?

Diego, kötü oluduğu için değil tmamen taktiksel nedenlerle oyundan alındı. Eksik kalan bir takımda hoca merkezi kuvvetlendirmek zorundaydı. Ama Diego ekseninde genel bir durumu anlatabiliriz: Geçen hafta Akhisar’ın ataklarını anlatırken, üç atak oyuncusunun arkasında Diego varken ayağa pasla çıkan takımlar karşısında sıkıntılar yaşanabileceğinden bahsetmiştim. Bugün de buna ek yapabiliriz.
Aslında konuşulması gereken konu bu pozisyona alınan oyuncu ve transfer politikasının irdelenmesi. Bunu dayandırdığım temel de şu: Elinizde sezon boyunca çift haneli skorları yakalayabilen ve asist de yapabilen 4 oyuncu varken, hemen arkalarında skor üretmesi beklenen bir oyuncu ne kadar doğruydu transfer açısından, irdelemeli. İkincisi; geçen sezon ligin ilk yarısında sıkıntılı başladıktan sonnra 41 puanlık iyi bir puan averaj yaklaanmıştı ve yukarıya tırmanılarak gidilmişti. Galibiyet ortalamasının yüzde 76, gol ortalamasının 2.5 ve puan ortalamasının da 2.4 olduğu bir ilk devre yaşamıştı. Gözden kaçan şuydu ki ikinci yarı bu rakamlar önemli ölçüde aşağı doğru gelmişti. Şamiyonluğun garantilendiği ikinci devrenin 14 maçı olan Rize karşılaşması sonunda Fenerbahçe 27 puan almıştı. Şöyle bir bakıldığı zaman galibiyet oranı yüzde 50’ye gol oranı 1.7’ye ve puan ortalamısı da 1.9’a düşmüştü. Görülen şu ki ikinci devre belirgin bir fiziki düşüş yaşanmıştı. Bu düşüş uzun yaz tatili ve başlayan sezonla birlikte çok net bir şekilde devam ediyor gibi gözüküyor.

DIEGO TAKIM GÜÇLENİNCE ORTAYA ÇIKACAK

Anlatmaya çalıştığım Dieogo’nun yetersizliği değil. Tersine birinci sınıf bir oyuncu. Takımın fizik gücü yukkseldiğinde Diego da cok daha faydalı bir oyuncu olacak.

EMENIKE, GELECEK İÇİN KENARDA

İsmail Hoca’nın Emenike’yi rahatlatmak için kullanmadığını düşünüyorum. İhtiyaç duysaydı oyuna alırdı. İleride ondan daha iyi verim almak için şimdilik kenarda tutuyor.

Yazının devamı...

F.Bahçe gelecek için kötü sinyal veriyor

29 Eylül 2014

SORU: Ligde ilk mağlubiyetini alan Fenerbahçe’nin eksikleri nelerdi?
YANIT: Sezonun bu döneminde yapılan puan kayıplarının telafisi vardır mutlaka. Ama gözüken şu: Fenerbahçe ilerleyen günler için olumsuz sinyaller vermeye başladı. Fenerbahçe için temel problem, öndeki 3 forvet ve arkalarında oynayan, yine ofansif bir oyuncu olan Diego’nun takım savunmasında yarattığı zafiyetler olarak gözüküyor. Fenerbahçe teknik heyetinin bu sorunu bir şekilde çözmesi lazım. Saha içindeki ana sorun bu. Diego mutlaka çok kariyerli ve fark yaratabilecek bir oyuncu. Ama özellikle uyum sürecinde bu tip sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdı, öyle de oldu. İlerleyen haftalarda bu sorun, özellikle kalibresi yüksek takımlara karşı nüksedecek gibi görünüyor.
SORU: Fenerbahçe bu hafta belki de ilk defa kendisine karşı kapanmayan, kendi futbolunu oynayan, üzerine gelen bir rakiple oynadı. Nasıl bir maç öngördünüz?
YANIT: Bu maç 4. haftanın liderinin belirleneceği bir karşılaşmaydı. Henüz ligin başında sıralama, liderlik çok fazla belirleyici olmaz tabii ki ama gerçekten iki takıma baktığımız zaman, Akhisar ne yaptığını bilen, oturmuş kadrosuyla kendi oyununu oynamaya çalışan bir takım. Fenerbahçe de zaten son bir kaç yıldır belli düzeyde bir futbol oynayan, ve ne yaptığını bilen oyunculardan kurulu bir takım.

Pozisyon bulamadı

İki takımın kadrosunda geçen sezona göre farklı olan oyuncular Fenerbahçe’de sadece Diego, Akhisar’da ise Douglau ve Zokora idi. Akhisar maçı Fenerbahçe için tam anlamıyla bir test maçıydı. Her yerde ve her şartta kendi oyununu oynayan, bundan hiç vaz geçmeyen Akhisar, Fenerbahçe için ciddi anlamda gücünü test edeceği bir rakipti.

SORU: Maç öncesi için yaptığınız bu tespitler maça nasıl yansıdı?
YANIT: Maç beklendiği gibi başladı. Fenerbahçe ayağa paslarla, topun ve oyunun kontrolünü elinde tutmak istedi. Ama pozisyon bulamadı. Akhisar ise çalışılmış ve bilinen akıcı hücumlarıyla etkili olmaya çalıştı. Onlar başarılı oldu ve bir kaç etkili girişimden sonra, beklenen oyuncuların katkısıyla golü buldular. Fenerbahçe golden sonra, aslında maçın başında yapmak istediğini daha etkili şekilde sahaya yansıtmaya ve tüm gücüyle Akhisar’ı kendi sahasına doğru itmeye başladı. Tehlikeli ataklarla birlikte, gol pozisyonları da buldu.

AKHiSAR’I TEBRiK EDiYORUM

SORU: Devre arasında soyunma odasına nasıl bir hava hakim olabilir? İkinci yarıya nasıl çıktı Fenerbahçe?
YANIT: Soyunma odasında en çok konuşulan şey, çok iyi kontra atak yapabilen Akhisar’a karşı 2. golü yememek ve oyun disipliniyle beraberlik ve galibiyet gollerini aramaktır. Sahanın merkezindeki defansif zayıflığı azaltmak ve saldırganlığı arttırmak önceliki hedeftir Ama 2. yarı da Fenerbahçe için kötü başladı. Daha ilk frikikte, hızla golü bulma motivasyonuyla top yekûn ceza sahasına giderek ölümcül bir hata yapıldı ve ikinci gol geldi. Bundan sonra oyun Fenerbahçe’nin şuursuz baskısı ile geçti. Burada kendi oyununu oynama ısrarını ortaya koyan Akhisar’ı tebrik ediyorum.

EMRE’NiN YERi DOLMADI

SORU: İsmail Kartal’ın kadro tercihini nasıldı?
YANIT: Oyuncularla yaşayan, onları bilen, son kararı veren kuşkusuz İsmail Hoca’dır. Emre ve Volkan’ın sakatlığında tercihler beklendiği gibi oldu. Mert elinden geleni yaptı ama Alper beklentilerin altında kaldı. Sezona çok iyi başlayan Emre’nin yerini dolduramadı. Emenike-Webo kararı ise tamamen teknik adam tercihiydi. İki oyuncu birbirinden farklı oyun karakterlerine sahip.
Emenike, oyun yapısı itibarıyla topu sürekli öne doğru isteyen, standart üstü kuvvete ve hıza sahip bir oyuncu. Webo ise tam tersi set oyununa daha hakim, sırtı kaleye dönük oynamayı seven ve zaman zaman topu tutarak takımının sahaya yerleşmesine yardımcı olan bir oyuncu. Ancak son bölüm hariç, Webo’nun beklenen özelliklerini sahaya yansıtabilecek şekilde gelişmedi. Söylediğim gibi oyuncu değişiklikleri skorun getirdiği tercihler oldu ama bir sonuç vermedi.

Kongre G.Saray’ı negatif etkiledi

SORU: Galatasaray bir kongre sürecine girmiş durumda. Bu durum sarı kırmızılı futbolcuları olumsuz etkiler mi?
YANIT: Her ne kadar etkilenmeyeceği söylense de oyuncular etkilenmediklerini söyleseler de etkilenirler. Bir bütün olarak görmek gerek. Yukarıdaki sıkıntılar ve sorunlar doğal olarak aşağıya doğru iniyor. Futbolcuların da etkilenmeme şansı yok...
Galatasaray genel olarak bu sezon dağınık gözüküyor. Bunun temel nedenlerinden bir tanesi antrenör değişikliği ile gelen değişiklikler. Bu sıkıntılı bir süreç ve düzelmesi için zaman ister. Yeni gelen antrenör değişikler yapar ve bu takıma sirayet eder. İkinci sıkıntıları da kongre aşaması. Bu da genel anlamda takımı negatif etkiler. Zaten bunu da görebiliyoruz.

BEŞIKTAŞ’IN EN BÜYÜK SORUNU ZEMIN

SORU: Beşiktaş’ın zemin ve stat problemi hala devam ediyor. Bu konu siyah beyazlıları size göre nasıl etkiliyor?
YANIT: Sezon başında gözlemlediğimde Beşiktaş’ın en belirgin sıkıntısı stat olarak gözüküyordu. Geçen sezon başından bu yana yetenekli genç yerli oyuncuları vardı. Bunların tecrübe kazanmaları ile futbolları bir adım öne çıkacaktı. Bu oyuncular bu sezon geçen seneye göre çok daha iyi olacaktı. Ama stat dezavantajları var. Şampiyonluğa oynayan takımlar için iç saha maçları çok önemlidir... Havayı devam ettiren ve sağlayan maçlar iç saha maçları olur. Beşiktaş bundan yoksun gözüküyor. Sezon başından beri benim gördüğüm en büyük sorun stat olarak görünüyor. Bunu tolere etmek ve o havayı yakalamaları için futbolcuların ekstra çaba harcamaları gerekir.

Yazının devamı...

Emenike'nin sonrasını da düşünmek lazım

22 Eylül 2014

DÜNKÜ maçta Emenike’nin taraftarla yaşadığı sıkıntı, fazlaca ön plana çıktı. Hemen şunu söyleyeyim, bu, antrenörler açısında yönetmesi kolay bir durum değil. Benim çalıştığım dönemde her seferinde maç sonu konuşmalarımda söylediğim bir şey var: Oyuncular bir eşyanın parçaları değil. Onu çıkar, onu sok kararları o kadar kolay verilmiyor. Böyle durumlarda antrenör açısından karar vermek kolay değil. O anı düşünmek kadar sonrasını düşünmek gerekiyor. İsmail Kartal’ın bu pozisyondaki hamlesi doğru olarak görülse bile bu kararın ileriki zamanda nasıl sonuç vereceğini gözlemlemek gerekiyor.

Tempo standartların üstünde

F.Bahçe, çok pozisyon bulamasa da lig standartlarının üstünde bir ilk yarı oynadı.

KARŞILAŞMA öncesinde bakıldığında iki takım, 2-3 hafta itibarıyla yan yana gözüküyorlardı. Puanları eşit, averajları eşitti ama Fenerbahçe’nin oturmuş kadrosu, ortaya koyduğu oyunu ve kendi sahasında oynama avantajı, bu eşitlik durumunun sadece dönemsel olduğunu gösteriyordu. Yani bu veriler, Fenerbahçe’nin maça çıkarken sürprize yer bırakmayacak kadar önde olduğunu işaret ediyordu. Gaziantepspor’da son dönemlerde bir kadro aşınması var. Yine yeni bir kadro ile sezona iyi başladılar. Ancak kadrolarına bakıldığında genç oyuncular ağırlıktaydı.

Sürprize yer yoktu

Dediğim gibi iki takımın fotoğrafın bakıldığında, maç sürprize yer vermeyecek şekildeydi. Ancak karşılaşma böyle olmadı. İlk yarı, Fenerbahçe özellikle Trabzonspor maçına göre çok yüksek tempoda oynadı. Net gol pozisyonları olmasa da Türkiye Ligi standartlarının çok üstünde bir tempo ile oynadı. Buna Gaziantep de gücü oranında karşı ataklarla cevap vermeye çalıştı.

İbrahim’in boşluğu...

Özellikle maçın 10. dakikasından sonra Emre’nin ve Diego’nun etkili ve hareketli oyunları, Gökhan’ın ve Caner’in kenarları iyi kullanmaları, Fenerbahçe’nin oyunu Gaziantep yarı alanına doğru taşımasını sağladı.
Bu da Fenerbahçe adına baskının fazlalaşmasını sağladı. Burada belki Gaziantep adına en etkili oyuncu olan İbrahim’in hücuma çıkarken bıraktığı boşluğu, Caner daha etkili kullanabilse, Fenerbahçe tehlikeli pozisyonlarını daha da artırabilirdi.

Acelecilik oyunu bozdu

MAÇIN 65. dakikasına kadar Fenerbahçe, kenarları kullanmaya ve etkili oyununa devam etti. Ancak 65’te Oğulcan’la yakalan pozisyondan golün geldiği ana kadar, sarı lacivertlilerin oyundaki kompakt yapısı dağıldı.
Bir an evvel sonuca gitme arzusu, Fenerbahçe’nin kontrolü yitirmesine ve etkisizleşmesine neden oldu.
Artık oyunda her skorun düşünülmeye başladığı anlarda gelen penaltı, özellikle ligin başlarında çok daha fazla öneme sahip olan kıymetli 3 puanın Fenerbahçe tarafına doğru gelmesini sağladı.

FUTBOL DIŞI FAKTÖRLER HER ZAMANKİNDEN DAHA ETKİN

SORU: Yeni sezonda büyük çoğunluk bir şeylerin yanlış gittiğini söylüyor. Sizde de böyle bir hissiyat içinde misin? Futbol tat vermiyor, cezalar havada uçuşuyor, tribünler boş. Neler oluyor?
YANIT: BEŞİKTAŞ’ın Avrupa Ligi maçı öncesinde tribünlerin o terkedilmiş halini gören herkes, “Bu maçta seyircisiz cezası mı var” diye düşünmüştür herhalde. Diğer maçlarda da tablo buna yakındı maalesef. Böyle bir şey sebebi ne olursa olsun görmezden gelinemez.
Bizler, malum dönemde bir yandan deyim yerindeyse canımızla uğraşırken, bir yandan da ısrarla, her fırsatta bu yaşatılanların futbolu temizlemeye değil bitirmeye yönelik sonuçlar doğuracağını dile getiriyorduk. Gelinen nokta ortada...
Seyirci yok, sponsorlar kaçıyor, futbol tat vermiyor, futbolcularda huzur yok. Medya yazacak bir şey bulamıyor, hır gür peşinde koşuyor. Milli Takım’ın durumu ortada. Sahalar bozuk, güzel görünsün diye boya ile makyaj yapılıyor, vesaire vesaire.
Yanlış anlaşılmasın bu durum hiç bir zaman futbolun özüne bir zarar vermez, veremez. Futbol, tüm sihri ve güzelliğiyle yerinde duruyor. Ancak futbol dışı faktörlerin her zamankinden çok daha fazla etkin olduğu bir dönemin normal sonucunu yaşıyoruz.

Top kaybetme hastalığı!

MAÇIN özeti F.Bahçe, oyunun hemen hemen tamamındaki üstün futbolunun karşılığını aldı. Gaziantep beklentinin çok üstünde bir dirençle oyuna tutunmaya çalıştı ama tecrübesizlik onlar için en büyük handikaptı. Maçın temposuyla ilgili sadece ben değil birçok kişi 60-65 dakikalık periyodun çok yüksek olduğunu söyleyecektir. Ama bu tempo topun kullanım hızından kaynaklanmadı. Bu futbolumuzun kronik ve bir türlü gideremediğimiz rahatsızlığı olan top kaybı nedeniyle oluştu. Yani tempo basit ve kolay top kayıplarından kaynaklanıyordu, organize ataktan değil.

GAZİANTEPSPOR NASILDI?

Tecrübesizlik zaafiyeti

ANTEP için söylenecek şey, F.Bahçe’nin etkili ataklarından kesebildikleri toplarla, özellikle de 2-2.5 yılı elinden alınmış, istekli oyunu ile takımını yöneten İbrahim Akın’ın ayağıyla etkili kontralar yapmaya çalıştılar. Ama İbrahim’in yanındaki üç oyuncu, Oğulcan, Mustafa ve Muhammed’in genç ve tecrübesiz olması onlar adına zafiyet odu.

Yazının devamı...

İsmail Kartal'ı çok beğendim

15 Eylül 2014

SORU: İsmail Kartal ve Halilhodziç’in performansını nasıl buldunuz?
YANIT: Genel olarak iki antrenör de rakipleri hakkında iyi çalışmışlar. Hafta boyunca birbirlerini ezberlemişler. Tüm zaaflarını ve pozitif yanlarını analiz etmişler. İki antrenörde sahada doğruları yaptılar. Sahada ve kenarda oturan oyuncu grubu da iki takım adına doğru düzenlenmiş, doğru oyunculardı. Trabzonspor’un maçı istediği gibi götürmesinde en önemli etken Fenerbahçe’nin kenar oyuncuları Caner ve Gökhan’ın oyuna yeterince girememesiydi. Bu Trabzonspor’un başarısıydı, o bölgeyi çok iyi kapatıp tedbirlerini çok iyi almışlar. Trabzonspor Teknik Direktörü Halilhodzic ve İsmail Kartal maça çok iyi çalışmışlar. Rakiplerini her ayrıntısıyla iyi analiz etmişler.

MAÇ ÖNCESi: MAÇA RİZE’DE HAZIRLANMAK AVANTAJ...

SORU - Sarı lacivertlilerin Rize’de kalması ve yaptığı 1 saatlik yolculuk bir dezavantaj yarattı mı?

YANIT: Bizim top oynadığımız dönemde de Rize’de kalıyorduk. O dönem farklı bir durum vardı. Trabzon’da kalınacak tek otel vardı ve şehrin tam merkezindeydi. Bu da bir sıkıntı yaratıyordu. Rize daha rahat oluyordu. Rize’de kalmak ise oyuncuların konsantrasyonunu bir derece daha yükseltir. Ama bir taraftan da “Neden çekiniyoruz” duygusunu da beraberinde getirebilir.

BAŞLAMA ANI: UYUM SORUNU HİSSEDİLİYORDU

SORU: Bir teknik adam gözüyle kadrolar elinize geçince ne düşündünüz?
YANIT: Trabzonspor büyük bir değişim gösterdi. 4 resmi maç yaptılar ve arka arkaya oynayan 11’leri yok. Bu açıdan maça dezavantajlı çıktılar.. Uyum sorunu yaşanacağı maç öncesi hissediliyordu. Peki avantajı ne olacaktı? Fenerbahçe son dönemlerde Trabzonspor’a karşı çok ciddi skor ve oyun üstünlüğü kurdu. Yeni kadro bu ruhsal ve nicel baskıyı hissetmeyecekti. Bu da Trabzonspor’un avantajıydı. Bunun yanı sıra yeni gelen oyuncular fiziksel açıdan geçen seneki Trabzonspor’a göre bir adım önde görünüyor.
F.Bahçe için ise en önemli avantaj, son yıllarda süregelen uyumlu ve kuvvetli kadrosu ile oyun yapısı. Genel olarak oynayan kadrodan Meireles ve Volkan dışında farklılık yoktu. Maç oncesinde bu F.Bahçe’nin en büyük avantajı olarak gözüküyordu.

DAKİKA 40: SU MOLASINA KADAR F.BAHÇE

SORU: Nasıl başladı maç?
YANIT: Trabzonspor son derece istekli ama uyumsuz bir görüntüdeydi. Fenerbahçe ise uyumlu bir takım olarak sahadaydı. Ne zaman ne yapacaklarını biliyorlardı. Sahada tek hakim F.Bahçeydi. Hakemin verdiği su molasına kadar sürdü bu durum.

TRABZON iSTEKLiYDi
Bu moladan sonra Trabzonspor topu ileri taşımaya başladı. Waris ve Constant Fenerbahçe için sorun yarattılar. Oyun Fenerbahçe’nin kontrolünden Trabzonspor’un kontrolüne geçti. 39. dakikada Diego’nun vurduğu şut oyunun seyrini yine değiştirdi. Trabzonspor istekliydi. Bu çok netti ama uyumsuz ve dağınıklar. Fenerbahçe ise maçın önemini bilerek kontrolü elinde tutmaya çalışıyordu.

DEVRE ARASI: KAZANMA FORMÜLÜ

SORU: İlk yarının ardından nasıl bir ikinci yarı öngördünüz?
YANIT: Trabzonspor, kazanmak için Fenerbahçe’nin oyun düzenini bozacak bir kaos yaratmak zorundaydı. İlk yarıda oyun her an Fenerbahçe’ye dönecek gibi görünüyordu.
F.Bahçe açısından da en önemli çözüm oyunu biraz daha kenarlara yayabilmeleriydi. Topu sürekli ters tarafa ve kanatlara atmalı ve böylece gole ulaşmalıydı.

DAKİKA 67: ALPER OYUNA GİRİNCE KONTROLÜ F.BAHÇE ALDI

SORU: Maçın genel bir değerlendirmesi yapabilir misiniz?
YANIT: Yeni oyunculardan oluşan ve kazanmayı çok isteyen bir Trabzonspor vardı sahada . Bir taraftan da oyunu kontrol etmeye çalışan bir Fenerbahçe. Olmayan şeyler neydi? Fenerbahçe’nin Gökhan’ı ve Caner’i oyuna sokamaması en büyük dezavantajı oldu. Trabzonspor kanatları kapatmıştı. Fenerbahçe’nin atakları daha fazla merkezde gelişmeye başladı. İkinci devre Trabzonspor’un en çok istediği şeyi sundu. Yani Fenerbahçe’nin orta alandaki top kayıpları. Buradaki top kayıpları 67. dakikaya kadar Trabzonspor’un 4 pozisyon bulmasını sağladı. Alper oyuna girince kontrolü yine F.Bahçe aldı ama kanatları oyuna giremedi.

GOL YEMİYORLAR
Fenerbahçe kendi oyununu oynadı. Rakibi kendi sahasına doğru itti. Emre’nin, Diego’nun olduğu orta alan topun takımlarının ayağında kalmasını sağladı. Gökhan Gönül’ün ve Caner’in devreye girememesi ile hücumdaki verimlilik azaldı. Trabzonspor’u da tebrik etmek gerek. Gol bulamasa da gol yemeyen bir takım. Son derece mücadeleci ve defansif anlamda uyum sorununu atlatmış görünüyorlar. Kanatları çok iyi kapattılar.

DIEGO RIBAS AVANTAJ MI? YOK DEZAVANTAJ MI?

F.BAHÇE açısından söylenmesi gereken en önemli şey Diego ile forvet hattının birlikte oynamayı öğrenmesi gerekliliği. Biraz intibak süresi olacak gibi görünüyor. Her şeyin avantajı olduğu gibi bir dezavantajı da olabilir. Diego ile birlikte takım ofansif ve defansif dengeyi yakalarsa Fenerbahçe’nin işi kolaylaşır. Ama bunun tam tersi de olabilir.Bunun nasıl bir duruma dönüşeceğini zaman içerisinde göreceğiz.

DAHA BEKLEMEK GEREK

SORU: Oyunun gidişatına bakılınca Diego’nun ilk 11’de olmasının lüks olduğunu söyleyebilir misiniz?
YANIT: Hayır dünkü oyun için bunu söyleyemem. Ama Diego için biraz daha beklemek gerek. Bazı takımlar için alışkanlıklar vardır. Bir şeyleri ilave etmeye çalışırken bir şeyleri kaybetme riski de var. Bunu göz ardı etmemek gerek. Bu maç bu anlamda ölçü değil. Trabzon çok zorlu deplasmandı. Zaman içerisinde Diego’nun takımı olumlu mu olumsuz mu etkileyeceğini göreceğiz. Bu konuyu biraz daha gözlemleyip öyle değerlendirmeyi tercih ederim.

MERT

Rahat gözüküyor. Hem genç hem de tecrübesiz kaleci denme dönemi geçti. Kalesinde çok rahat gözüküyor. 2 önemli kurtarışı vardı. Ancak kaledeki görüntüsü rahattı.

FORVET: ÇÖZÜMÜ KUYT ÜRETİYOR...

SORU: F.Bahçe’nin hücumdaki dizilişini nasıl değerlendirdiniz?
YANIT: F.Bahçe’de forvet oyuncuları serbest sahada dolaşıyorlar. Rakibin zaaflarını çözmeyi düşünen bir Kuyt var. Kuyt ön tarafa çıktığında topa ve rakibe göre pozisyon bulmaya çalışıyor. Bu da çözüm bulmalarını sağlıyor.
Bu maçlarda 3 ya da 4 pozisyon bulursunuz. Birbirine yakın, denk takımlar arasındaki maçlarda gol pozisyonu azdır. Bunları değerlendirme yüzdeniz maçın nasıl bir gidişata gideceğini gösterir.

MAÇIN ADAMI

SORU: Maçın en iyisi kimdi size göre?
YANIT: Maçın hakemiydi. Mükemmele yakın maç yönetti. Fırat Aydunus’un hakkını vermek gerek. Maçın gerginliğini en alt düzeye indirdi.

Yazının devamı...