"Aykut Kocaman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aykut Kocaman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Aykut Kocaman

Maçı soyunma odasında kazandı

26 Ekim 2014

GEÇEN haftaki derbiden sonra aslında genel beklenti, F.Bahçe’nin G.Birliği karşısında derbinin sonucunun değil, ilk yarıdaki oyunun doğru olduğunu ortaya koyan bir başlangıç yapması ve ilk dakikadan itibaren rakibinin üzerine tüm gücüyle yüklenmesydi ama hiç de öyle olmadı.
İlk organize atak 8’de Kuyt-Gökhan işbirliğinde Meireles’in şutuyla geldi. İkinci tehlikeli diyebileceğimiz atak neredeyse yarım saat sonra, 38’de Kuyt’ın ortasında Sow’un kafasıyla geldi. Sonraki dakikalar cılız diyebileceğimiz arayışlarla geçti ve devre tamamlandı.
F.Bahçe bu değil. Maç öncesinde; derbide alınan mağlubiyeti unutturmak, Beşiktaş maçı öncesi güç gösterisi yapma isteği, seyirciyi yanına çekme gibi tüm faktörleri yan yana getirdiğimizde ilk yarıdaki futbol beklentilerin tamamen tersine, büyük ölçüde bir hayal kırıklığıydı.

İLK 45, HAYAL KIRIKLIĞI Aslında bildiğimiz F.Bahçe’nin, -çok fazla karşılaşmasa da- benzer durumlarda verdiği reaksiyon her zaman son derece olumlu ve etkili olurdu. F.Bahçe’nin maça çok istekli başlamasına, arka arkaya pozisyonlar bulmasına, özellikle ilk 30’da rakibini adeta boğmasına alışan futbolseverler hiç bilmedikleri ve anlamadıkları bir F.Bahçe izlediler.
G.Birliği gibi açık oynamaya çalışan, nispeten daha az kapanan; katı savunma yapmayı düşünmeyen bir takımına karşı ilk yarıdaki etkisiz futbol hayal kırıklığı yarattı. Bu alışılmadık başlangıcı sadece futbolcular ve teknik heyet üzerinden değerlendirmek kolaya kaçmak olacak.

Yazının devamı...

Hikaye 58'de bitti

11 Ekim 2014

Aslında maç, Fatih Terim’in resmi basın toplantısıyla başlamıştı. Takımı yukarıya taşımak için kuvvetli(!) bir basın toplantısı düzenledi. Kadro da bu toplantının uzantısıydı. Semih dışında yüzde yüz savunmacı diyeceğimiz bir oyuncu yoktu. Kadro son derece ofansifti. Temel amaç coşku yaratmak, duygusal patlamak yapmak ve özellikle de 20-30 dakikalık bölümde seyircinin de katılımını sağlayarak rakibe yüklenip skor avantajını elde etmekti.
Sonuçta istenilen de oldu ve golümüz 8. dakikada geldi. Ama burada bizim adımıza oyunu bozan Çeklerin en güçlü oldukları duran topta hemen karşılık vermeleri oldu. Bana göre o andan itibaren de teknik heyetin bir gün önce kurguladığı oyun planı da sekteye uğradı. Golden sonraki 10 dakikalık periyot, oyun kontrolünün Çeklerin eline geçtiği bir dönemdi. 30’lu dakikalardan sonra inisiyatifi yeniden ele aldık. Özellikle Töre ve Caner ile kenarlarda gelirken Arda ile de bireysel çabalarla toplarlandık. Skor olmasa da oyun istenilen yörüngeye girdi.

DEFANSIMIZ ÜRETKEN OLAMADI

İkinci yarı beklenti, tabelayı lehimize bir an önce çevirmekti. Çünkü bu ofansif kadronun da skor avanatjını yakalaması gerekiyordu. Fakat öyle olmadı. Çekler, oyunun merkezini biraz daha kalemize taşımaya başladı. Onların bu ofansif hamlesine karşı milliler defansif üretkenliği gösteremedi ve oyun yavaş yavaş sahamıza doğru gelmeye başladı.
İkinci golü 58’de yedikten sonra artık bizim için maçtan önce yaratılan hikaye bitmişti. O andan sonra savruk ve bütünselliği olmayan bir takıma dönüştük. Bu oyuncu tipleriyle bütününüzü kaybettiğinizde de devamının çok istendiği gibi olması zor. İkinci golü bulan Çekler, oyunu daha kontrollü götürmeye başladı. Bizim bir kaç organize olmayan, doğaçlama gol girişimi de sonuç getirmedi.

EN TEPKİSİZ SEYİRCİ

MAÇIN en önemli tarafı seyirciydi. Futbol hayatım boyunca gördüğüm en tepkisiz seyirciydi. Olumlu veya olumsuz anlamda tepkisiz bir seyirci vardı dün akşam. Bu maç özelinde bu manzara memleket futbolunun da dramı aslında.

SADELİK YİNE KAZANDI

Yazının devamı...

Devreye kadar direnirse mutlu sonu yakalar

7 Ekim 2014

GEÇEN sezon Fenerbahçe, ilk devreyi 41 puanla lider kapattığında iki önemli faktör vardı: 1-Takımın acı bir kuvveti vardı, 2-Kollektif bir duygusu. Maçın son bölümlerinde atılan gollerin çokluğu da bunun bir ispatıydı. Bu fiziki seviyeye esasen bir önceki sezonun ikinci yarısından itibaren geçilmiş ve yeni gelen hocanın da katkılarıyla meyveler alınmaya başlanmıştı. Ancak geçen sezonun ikinci devresinedeki süreç iyi değildi. Rakamlar da bunu gösteriyor. Bunun nedeni iyi idman yapılamaması mı yoksa 8 puanlık farkın yarattığı bir rehavet mi, onu bilemiyorum. Cevabı en iyi takımı çalıştıran hoca bilebilir. Ancak net gözüken bir şey vardı ki o da takımdaki bariz fiziki düşüş.

SİNDİRE SİNDİRE YÜKLEME YAPILACAK

Apar topar takımın başına gelen İsmail Kartal, sezon başı yükleme fırsatını kaçırdı. Şimdi yükleme yapmak için geç. Ama hocanın da şu anda şampiyonluk yaşamış bu oyuncu grubunu yeniden bireysel ve kollektif olarak eski gücüne eriştirmesi çabası var. Hoca bunu üç-beş haftalık periyotlarla, maçları sıkıntıya sokmadan sindire sindire yapması gerekiyor. Ki hoca o hassas dengeyi biliyor. Fenerbahçe, devreye kadar zirvede dolaşırsa ikinci yarı öncesi yapacağı yüklemeyle beraber, geçen sezonun ilk devresindeki kuvvetine kavuşur ve şampiyonluğun en büyük favorisi olur.

BEŞİKTAŞ DAHA ÇOK ZORLAYACAKTIR

Geçen sezon Galatasaray, hoca değişikliğinin sancılarını yaşarken Beşiktaş da yeniden yapılanma ve stat sorunlarının handikapını yaşamıştı. Bu sezona bakınca Galatasaray problemlerini aşmış gözükmüyor. Saha içi kadar saha dışına da bakmak lazım. Beşiktaş ise yapılanmasını geliştirmiş gibi. Stat problemini de aşarsa geçen sezona göre yarışta daha kuvvetli olacak. Hatta Beşiktaş’ın bugünkü koşullarla geçen sezona göre yarışta Fenerbahçe’nin iki adım önünde olduğu söylenebilir.
Yine de Fenerbahçe’nin ligin ikinci devresinde gaza basma ve eski kapasitesine ulaşma potansiyeli var. Elbette bu değerlendirmeleri yaparken olağanüstü koşulları gözardı ettiğimiz unutulmasın. Biz bugün bu tahminleri mevcut koşullar altında yapıyoruz.

İKİNCİ DEVRE RAKAMLAR TERS YÜZ OLDU

Kocaman, Fenerbahçe’deki fiziki düşüşü geçen sezonun verileriyle çarpıcı bir şekilde şöyle ortaya koydu: Fenerbahçe geçen sezon ligin ilk yarısını, sıkıntılı başlamasına rağmen 41 puanla lider kapatmıştı. Galibiyet ortalaması yüzde 76, gol ortalaması 2.5 ve puan ortalamasın da 2.4’tü. Ancak ikinci devre bu rakamlar ters yüz olmuştu: Galibiyet oranı yüzde 50’ye gol oranı 1.7’ye ve puan ortalamısı da 1.9’a düşmüştü.

Yazının devamı...

Fizik kötü puan üç

5 Ekim 2014

FENERBAHÇE’de, geçen haftaki Akhisar yenilgisinden sonra, kendi sahasındaki maçta doğal olarak öne çıkan duygu mutlak ve mutlak kazanmaktı. Hem oyuncu özgüveni hem de taraftarla ilişki açısında tüm planlar bunun üzerine kurulmuştu.
Maç böyle başladı ama böyle sürdüremedi Fenerbahçe. Takım aslında 26, 27. dakikalardan itibaren penaltıya kadar oynaması gereken doğru oyunu sergiledi. Fakat hiç beklenmedik bir olay oldu devrenin sonunda. Bekir kırmızı kart gördü. Bence biraz ağır bir karar oldu. Bekir’in atılması oyun dengelerini bozdu.
İkinci yarı eksik kalma duygusu ve diğer taraftan da puan kaybetme kaygısı, Fenerbahçe adına aslında beklenen şeylerin bir anda sahaya yerleşmesini sağladı. Daha saldırgan ve özellikle de ikili mücadelelerde daha istekli bir takım oldu. Bunun sonucunda Fenerbahçe ilk devre berabereyken de öne geçmişken de yakalamayadığı poizsoynları yakaladı. Gelen galibiyet, yaşama bağlanma gibiydi Fenerbahçe için.

KONYA, 11’E 10’DA OYNAYAMADI

Konyaspor, özellikle ilk 25 dakikada geçen hafta, Akhisar’ın Fenerbahçe’ye yarattığı zorlukları da gözlemleyerek, son derece etkili ve tehlikeli göründü.
Ancak 25. dakikadan sonra oyunun kontrolünü kaybetti. Bunda Ömer Ali’nin sakatlanıp çıkması da etkili oldu. Devreye girerken gelen penaltı golü onlara tekrar maçın ortağı olma olanağı yarattı. Fakat özellikle kırmızı karttan sonra gerilen ortam Konyaspor’a olumlu katkı yapacak yerde tam tersi olumsuz bir etki yarattı. İkinci yarı esasen olumsuz anlamda pek çok takımımız için yapılabilecek genel bir tespiti, Konya için yapabiliriz. Takımlarımız oyunu durdurma ve bozma konusundaki hüner ve yeteneklerini, rakip eksik kaldıktan sonra oyun oynama ve oynamaya dönüşen maçta sergileyemiyor. Konya’da da tamamen bu gözüktü. Maçın 11’e 11 oynadığı dönemdeki nispeten organize halleri maçın 11’e 10 oynandığı dönemde çok daha etkili olabilecekken daha organizasyon dışı hallere sürüklenmelerine neden oldu.

F.BAHÇE’NİN TRANSFER POLİTİKASI DOĞRU MUYDU?

Diego, kötü oluduğu için değil tmamen taktiksel nedenlerle oyundan alındı. Eksik kalan bir takımda hoca merkezi kuvvetlendirmek zorundaydı. Ama Diego ekseninde genel bir durumu anlatabiliriz: Geçen hafta Akhisar’ın ataklarını anlatırken, üç atak oyuncusunun arkasında Diego varken ayağa pasla çıkan takımlar karşısında sıkıntılar yaşanabileceğinden bahsetmiştim. Bugün de buna ek yapabiliriz.

Yazının devamı...

F.Bahçe gelecek için kötü sinyal veriyor

29 Eylül 2014

SORU: Ligde ilk mağlubiyetini alan Fenerbahçe’nin eksikleri nelerdi?
YANIT: Sezonun bu döneminde yapılan puan kayıplarının telafisi vardır mutlaka. Ama gözüken şu: Fenerbahçe ilerleyen günler için olumsuz sinyaller vermeye başladı. Fenerbahçe için temel problem, öndeki 3 forvet ve arkalarında oynayan, yine ofansif bir oyuncu olan Diego’nun takım savunmasında yarattığı zafiyetler olarak gözüküyor. Fenerbahçe teknik heyetinin bu sorunu bir şekilde çözmesi lazım. Saha içindeki ana sorun bu. Diego mutlaka çok kariyerli ve fark yaratabilecek bir oyuncu. Ama özellikle uyum sürecinde bu tip sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdı, öyle de oldu. İlerleyen haftalarda bu sorun, özellikle kalibresi yüksek takımlara karşı nüksedecek gibi görünüyor.
SORU: Fenerbahçe bu hafta belki de ilk defa kendisine karşı kapanmayan, kendi futbolunu oynayan, üzerine gelen bir rakiple oynadı. Nasıl bir maç öngördünüz?
YANIT: Bu maç 4. haftanın liderinin belirleneceği bir karşılaşmaydı. Henüz ligin başında sıralama, liderlik çok fazla belirleyici olmaz tabii ki ama gerçekten iki takıma baktığımız zaman, Akhisar ne yaptığını bilen, oturmuş kadrosuyla kendi oyununu oynamaya çalışan bir takım. Fenerbahçe de zaten son bir kaç yıldır belli düzeyde bir futbol oynayan, ve ne yaptığını bilen oyunculardan kurulu bir takım.

Pozisyon bulamadı

İki takımın kadrosunda geçen sezona göre farklı olan oyuncular Fenerbahçe’de sadece Diego, Akhisar’da ise Douglau ve Zokora idi. Akhisar maçı Fenerbahçe için tam anlamıyla bir test maçıydı. Her yerde ve her şartta kendi oyununu oynayan, bundan hiç vaz geçmeyen Akhisar, Fenerbahçe için ciddi anlamda gücünü test edeceği bir rakipti.

SORU: Maç öncesi için yaptığınız bu tespitler maça nasıl yansıdı?

Yazının devamı...

Emenike'nin sonrasını da düşünmek lazım

22 Eylül 2014

DÜNKÜ maçta Emenike’nin taraftarla yaşadığı sıkıntı, fazlaca ön plana çıktı. Hemen şunu söyleyeyim, bu, antrenörler açısında yönetmesi kolay bir durum değil. Benim çalıştığım dönemde her seferinde maç sonu konuşmalarımda söylediğim bir şey var: Oyuncular bir eşyanın parçaları değil. Onu çıkar, onu sok kararları o kadar kolay verilmiyor. Böyle durumlarda antrenör açısından karar vermek kolay değil. O anı düşünmek kadar sonrasını düşünmek gerekiyor. İsmail Kartal’ın bu pozisyondaki hamlesi doğru olarak görülse bile bu kararın ileriki zamanda nasıl sonuç vereceğini gözlemlemek gerekiyor.

Tempo standartların üstünde

F.Bahçe, çok pozisyon bulamasa da lig standartlarının üstünde bir ilk yarı oynadı.

KARŞILAŞMA öncesinde bakıldığında iki takım, 2-3 hafta itibarıyla yan yana gözüküyorlardı. Puanları eşit, averajları eşitti ama Fenerbahçe’nin oturmuş kadrosu, ortaya koyduğu oyunu ve kendi sahasında oynama avantajı, bu eşitlik durumunun sadece dönemsel olduğunu gösteriyordu. Yani bu veriler, Fenerbahçe’nin maça çıkarken sürprize yer bırakmayacak kadar önde olduğunu işaret ediyordu. Gaziantepspor’da son dönemlerde bir kadro aşınması var. Yine yeni bir kadro ile sezona iyi başladılar. Ancak kadrolarına bakıldığında genç oyuncular ağırlıktaydı.

Sürprize yer yoktu

Dediğim gibi iki takımın fotoğrafın bakıldığında, maç sürprize yer vermeyecek şekildeydi. Ancak karşılaşma böyle olmadı. İlk yarı, Fenerbahçe özellikle Trabzonspor maçına göre çok yüksek tempoda oynadı. Net gol pozisyonları olmasa da Türkiye Ligi standartlarının çok üstünde bir tempo ile oynadı. Buna Gaziantep de gücü oranında karşı ataklarla cevap vermeye çalıştı.

İbrahim’in boşluğu...

Özellikle maçın 10. dakikasından sonra Emre’nin ve Diego’nun etkili ve hareketli oyunları, Gökhan’ın ve Caner’in kenarları iyi kullanmaları, Fenerbahçe’nin oyunu Gaziantep yarı alanına doğru taşımasını sağladı.

Yazının devamı...

İsmail Kartal'ı çok beğendim

15 Eylül 2014

SORU: İsmail Kartal ve Halilhodziç’in performansını nasıl buldunuz?
YANIT: Genel olarak iki antrenör de rakipleri hakkında iyi çalışmışlar. Hafta boyunca birbirlerini ezberlemişler. Tüm zaaflarını ve pozitif yanlarını analiz etmişler. İki antrenörde sahada doğruları yaptılar. Sahada ve kenarda oturan oyuncu grubu da iki takım adına doğru düzenlenmiş, doğru oyunculardı. Trabzonspor’un maçı istediği gibi götürmesinde en önemli etken Fenerbahçe’nin kenar oyuncuları Caner ve Gökhan’ın oyuna yeterince girememesiydi. Bu Trabzonspor’un başarısıydı, o bölgeyi çok iyi kapatıp tedbirlerini çok iyi almışlar. Trabzonspor Teknik Direktörü Halilhodzic ve İsmail Kartal maça çok iyi çalışmışlar. Rakiplerini her ayrıntısıyla iyi analiz etmişler.

MAÇ ÖNCESi: MAÇA RİZE’DE HAZIRLANMAK AVANTAJ...

SORU - Sarı lacivertlilerin Rize’de kalması ve yaptığı 1 saatlik yolculuk bir dezavantaj yarattı mı?

YANIT: Bizim top oynadığımız dönemde de Rize’de kalıyorduk. O dönem farklı bir durum vardı. Trabzon’da kalınacak tek otel vardı ve şehrin tam merkezindeydi. Bu da bir sıkıntı yaratıyordu. Rize daha rahat oluyordu. Rize’de kalmak ise oyuncuların konsantrasyonunu bir derece daha yükseltir. Ama bir taraftan da “Neden çekiniyoruz” duygusunu da beraberinde getirebilir.

BAŞLAMA ANI: UYUM SORUNU HİSSEDİLİYORDU

SORU: Bir teknik adam gözüyle kadrolar elinize geçince ne düşündünüz?

Yazının devamı...