"Mete Tamer Omur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mete Tamer Omur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mete Tamer Omur

Yazılımla ‘Sivri’ldi

27 Mayıs 2018

 

Üniversitenin ardından da 90’lı yılların ortalarında aile işletmeleri yerine bilgisayar donanımı alanında kendi şirketini kurar. Fadıl Sivri, zamanla donanımın yanına yazılımı da ekleyerek işleri büyütür. Denizcilik sektörü için geliştirilen yazılımla büyük bir sıçrama yakalar. Fadıl Sivri, aile şirketinde de görev almaya başlar. Fadıl Sivri, bir süre sonra ise kendi şirketini satarak tüm deneyimlerini aile şirketine aktarma kararı alır. Fadıl Sivri’nin gündeminde şimdi ise hem danışmanlık hem de ortaklıklarla yazılım sektörüne tekrar geri dönmek var.

 

FADIL Sivri... Dededen babaya, var olan girişimcilik ruhunu farklı sektörlerde hayata geçiren bir isim... Baba mesleği yerine kendi hayallerinin peşinden giderek iş yaşamında başarıyı yakalamış bir girişimci. Bugün aynı zamanda Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin de (ESİAD) başkanlığını yürüten Fadıl Sivri ile hem girişimcilik serüvenini hem de iş yaşamına dair planlarını konuştuk. Denizli’de başlayan yaşam serüvenini başarılarla taçlandıran ve İzmir’e damga vurmuş birçok yatırımda imzası bulunan duayen iş insanı Samim Sivri’nin oğlu Fadıl Sivri, hikayesinin şöyle aktardı:


BİLİŞİME BÜYÜK MERAK
“1968 doğumluyum. İlkokul yıllarından itibaren iş yaşamına dahil oldum. Okuldan çıkıp Bornova’daki haddehaneye gidiyordum. Hatta birkaç kez ayağıma kızgın demir çubuk da geldi. Bornova Anadolu Lisesi’nin ardından Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’ni kazandım. O yıllarda da bilişime karşı bir merakım oluştu. Bu merakın kaynağı ise aile işletmelerine gelen dergilerle başladı. İki yıl boyunca bilişimin dilini anlamaya çalıştım. Yüksek lisans yaptığım dönemde de İzmir Demir Çelik’in finans departmanında profesyonel iş hayatına adım atmış oldum. Bu yaklaşık iki yıl sürdü.”


Yazının devamı...

İşsizlik sıçrama tahtası oldu

20 Mayıs 2018

Hayalinde ise rafineride çalışmak vardır, ama o yıllarda kamu kuruluşlarının eleman alımını durdurmasıyla işsiz kalır. Ayhan Seyfeli de tekstil sektörüne yönelir. Aydın’da çalıştığı firma bir süre sonra küçük gelince Ayhan Seyfeli, tüm olumsuz söylemlere rağmen İstanbul’un yolunu tutar. Ayhan Seyfeli, profesyonel iş yaşamında ‘hem kadın hem de taşralı’ diye zorluklar yaşasa da pes etmez, ihracat sorumluluğuna kadar yükselir. Avrupalıların tekstilde rotasını Uzakdoğu’ya çevirmesiyle yine işsiz kalan Ayhan Seyfeli, bu kez 1997’de kendi şirketini kurar. Organik ürünlere odaklanan Ayhan Seyfeli, bugün İzmir’den birçok Avrupa ülkesine ihracat yapıyor. Ayhan Seyfeli’nin, şimdi de kendi markasıyla iç piyasada mağazalaşma planları var.

AYHAN Seyfeli... Hayatının her 10 yılında yaşadığı işsizlik krizlerine rağmen mücadeleci kişiliğiyle ayakta kalan bir isim. Bu süreçte edindiği deneyimlerle de basamakları temkinli çıkarak başarıyı yakalamış bir kadın girişimci. Seyfeli Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Seyfeli, hem girişimciliğini hem de geleceğe dair planlarını anlattı. 1958 Ankara doğumlu olan Ayhan Seyfeli, hikayesinin devamını şöyle paylaştı:


MAHALLELİYE SIVI SABUN
“Babam memurdu. Memur maaşıyla üç çocuk okuturken, yaşadığı sıkıntılara da tanıklık ettim. Öyle olunca da içten içe ‘ben memur olmayacağım, bir gün kendi işimi yapacağım’ diye iç geçiriyordum. Bir süre sonra Ankara’dan Aydın’a taşındık. Ortaokul ve liseyi bu kentte okuduktan sonra üniversite için tekrar Ankara’nın yolunu tuttum. 1975’te Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği’ni kazandım. Siyasi karışıklıklar nedeniyle o yıllarda üniversite okumak çok zordu. İlk girişimcilik adımımı da aslında o yıllarda attım. Arkadaşlarla birlikte sıvı sabun ürettik. Ve ‘herkes memleketinde bunları satsın’ dedik. Ben de Aydın’da kolu komşuya litre litre sıvı sabun sattım, ama arkasını getiremedim. Hem hammadde alacak param hem de üretecek yerim yoktu. Babamın, ‘Bırak bu işleri. Elindekini sat, bir daha da karışma’ sözü bu serüvene noktayı koymama neden oldu.”


Yazının devamı...

Bu da dansın okulu

18 Mayıs 2018

 

ARMAN Esen Dans Akademi... Hangi yaşta olursa olsun yetişkin ya da çocukların, geniş bir yelpazede dans, müzik ve sporla tanışmasını sağlıyor. Bunu da eğlenerek hayata geçiriyor. Arman Esen Dans Akademisi’nin kurucusu Arman Esen ile hem akademinin kuruluşunu hem de dansın eğitimdeki yerini konuştuk. 1982 doğumlu olan ve anne-babasının memuriyeti nedeniyle bir çok kenti gezerek geçen bir eğitim serüveni olduğunu anlatan Arman Esen, dansla tanışma hikayesini şu sözlerle dile getirdi:

OLUMSUZ SÖYLEMLER KAMÇILADI

“Her şey ortaokulda coğrafya öğretmenimin beni okulun halk oyunları topluluğuna önermesiyle başladı. Elemelere gittim. Ama seçilemedim. İtiraz edince son dakika beni de aldılar. Sonraki süreçte de hep kılpayı elemeleri geçerek halk danslarına devam ettim. Olumsuz söylemler üzerine daha fazlasını yapmak istedim. Kafkas danslarıyla ilgili çok sayıda projede dansçı olarak sahneye çıktım ve birçok ülkeye gittim. Ailem inşat mühendisliği okumamı istiyordu. Öyle de oldu. Ama ben aynı zamanda konservatuvar sınavlarına da girdim ve kazandım. Babamın rızasını da alarak 17 yaşında Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Türk Halk Oyunları Bölümü’nün yolunu tuttum.”

DANSLA SPORU BİRLEŞTİRDİ

Öğrencilik yıllarında Süleyman Demirel Üniversitesi’nde ders veren Arman Esen, okulu bitirdiğinde ise bunu Ege Üniversitesi’nde devam ettirir. Arman Esen, “Tabii bu dersler daha çok üniversite öğrencilerinin hobi amaçlı katıldığı kulüplerde oldu. Dansı Egelilere sevdirme amacı ile çok sayıda projede yer aldım ve yarışmalara sporcular yetiştirdim. 2009’da ise kendi hikayemi yazmak ve dansçılar yetiştirmek hedefiyle okuldan ayrıldım. Bornova Evka-3’te Arman Esen Dans Akademisi’ni kurdum. Uzmanlık alanım dans sporu. Ama dünyanın hiçbir yerinde bu alana yönelik bir okul olmadığını gördüm. Ve ağırlığımı bu alana verme kararı aldım. Sağlık Bilimleri Enstitüsü Spor, Sağlık Bilimleri Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptım. Ve dansla sporun birleştiği bir okul ortaya çıktı.”

İŞE MATEMATİĞİ DE KATTI

Arman Esen, dansla sporun birleştiği okulla ilgili şu bilgileri paylaştı: “Bu okul 4 yıl sürüyor. Biz çocuğu 7 yaşında alıyoruz ve 4 yıllık bir eğitim ardından mezun ediyoruz. Sayısala olan yatkınlığımla da dans eğitimleri sırasında çocukların pek de sevmediği matematikle barışmalarını sağlıyorum. Dolaylı yoldan matematik öğretiyorum. Ayrıca, sınav, ödev, ödül ve ceza gibi sürekli hayatlarında var olan bu kavramlara farklı bir anlam yüklüyoruz. Okulumuz şu anda İngiltere merkezli ‘Uluslararası Dans Öğretmenliği Birliği’nin Türkiye’deki tek üyesi. Bu üyelikle birlikte bizden mezun olan bir öğrenci, dans sporu antrenörlüğü belgesi için ilgili bakanlığa başvurduğunda çok kolay alabiliyor. Şimdi çıtayı bir adım yukarı taşıyoruz. Bugün baleden mezun olan biri öğretmenlik yapabiliyor. Bu sağlıklı bir süreç değil. Şimdi biz üye olduğumuz kurum aracılığıyla ‘uluslararası dans öğretmenliği’ sertifikası da vereceğiz. Zorlu bir süreçte geçilecek ama bu sertifikanın tüm dünyada karşılığı olacak.”

Yazının devamı...

Göçü fırsata çevirelim

14 Mayıs 2018

 

DÜNE kadar emeklilik projelerinde yaşanacak kentler listesinin en başında yer alan İzmir, artık hem şirketlerin merkezini taşıdığı, hem de nitelikli göç alan bir yapıyla konuşmanın ötesine geçmiş durumda. Nüfusu her geçen gün artan İzmir’e 2017’de göç edenlerin yüzde 44’ü yüksekokul mezunu. İzmir, 18 bin 506 kişiyle en fazla göçü ise İstanbul’dan aldı. Yine 2017’de dünyanın 150 metropolü arasında yüzde 18.5’lik konut değer artışıyla 2’nci sırada yer buldu. Her geçen gün yükselen bir trendle gayrimenkulde de hareketli günler yaşayan İzmir’in sağlıklı bir yapıda büyümesi için tüm kapılar kentsel dönüşüme çıkıyor. Tabii gelen göçü iyi yönetmek şart. Management Plus da bu bakış açısından yola çıkarak geçen hafta ‘Her Yönüyle Kentsel Dönüşüm Zirvesi’nin 11’incisini İzmir’de gerçekleştirdi. Benim de konuşmacı olduğum zirvenin son oturumunda İzmir Geliştirme Vakfı (İGV) Başkanı Şener Bayyurt, göçle ilgili çok önemli paylaşımlarda bulundu.

Bu kez kaynak İstanbul

Son dönemde İzmir’e olan göç akınının eskilerden çok farklı olduğuna dikkat çeken Bayyurt, geçmişteki göçün taşradan büyük kentlere olduğunu söyleyerek, “Taşra göçü çaresizlik sonucu oluştu. Gelenlerin maddi imkanları kısıtlıydı. Köprüleri yakarak, sırtlarında yataklarıyla geliyordu. İzmir’den tekrar memleketine geri dönmeleri mümkün değildi. Burada fedakarlığa hazırdılar. Bu kitlenin hayat pahalılığına karşı duyarlılığı vardı ve iş, eğitim, barınma temel konularıydı. Göçle birlikte bu temel konulara yönelik talep hızla arttı, konut ihtiyacı giderek yükseldi ve bu durum da rant sağlamak isteyen tarafların iştahını kabarttı. Sürecin yönetilememesi nedeniyle de kentte sosyal, kültürel, fiziki hasarlar oluştu. Gelinen noktada kentsel dönüşüm bir ihtiyaç ve zorunluluk olarak ortaya çıktı. Bu süreçte İzmir ikinci göç dalgasıyla karşı karşıya” diyerek bu göçün de İstanbul kaynaklı olduğunu paylaştı.

Özel çözümler gerekiyor

İzmir’in göçün etkilerinden olumlu yönde etkilenmesi için hazırlık yapması gerektiğini ve göçü fırsata çevirmesi gerektiğini söyleyen Şener Bayyurt, “Göç tüm bu bilgiler ışığında hem fırsat, hem tehdit. Göçün çok iyi yönetilmesi lazım. Her gelen misafire ihtiyacımız var. Onların sosyal, kültürel, fiziksel farklılıklarıyla ilgili çözümler yaratmalıyız. Bu iş, merkezi yönetimle çözülmez. Çünkü her göç kentten kente, coğrafyadan coğrafyaya farklı özellikler sergiliyor. İzmir’in bu konuda özel çözümler üretmesi gerekiyor. Biz göçü yönetirken proaktif olmalıyız. Gelecek planlarını hazırlamamız gerekiyor. Hem göçenin, hem İzmirlinin beklentilerini karşılamamız gerekiyor. Çatışmayı engellememiz gerekiyor. Kentleri tasarlarken insanların neler isteyeceklerini dikkate alarak bir daha kentsel dönüşüme ihtiyaç olmasın diye farklı tasarımlar yaratmalıyız” dedi.


Yazının devamı...

Suya yazı yazılır mı

13 Mayıs 2018

 

Gizem Acar Yavuz, çevresindeki makine mühendislerinin etkisiyle de üniversite tercihini bu branştan yana kullanır. Gizem Acar Yavuz, deneyim kazanmak için öğrencilik yıllarında sanayide çalışır. İstanbul’da çeşitli firmalarda önemli görevlerde bulunur. 4 yıllık İstanbul macerasını ardından da İzmir’e gelerek 2015’te kendi şirketini kurar ve yüksek lisans tezi olan 3 boyutlu yazıcılar üzerine yoğunlaşır. Suya yazı yazma hedefiyle yola çıkan Yavuz, bugün geliştirdiği 3 boyutlu yazıcıyla kahve köpüğü başta olmak üzere birçok gıdanın üzerine desen çiziyor. Yurtdışına da açılan Yavuz’un gündeminde ise sağlıktan gıdaya birçok alanda dünya çapında ilklere imza atacak 3 boyutlu yazıcılar var.

 

GİZEM Acar Yavuz... ‘Hayattaki tek sınırınız kendi hayal gücünüz’ diyerek erkek egemen makine mühendisliği alanında farkındalıklara imza atan bir kadın girişimci. “Kendi mesleğimde sanat yaratmak istedim” diyen Food Art Mühendislik Makine Sanayi ve Tic. A.Ş.’nin kurucusu Gizem Acar Yavuz ile hem girişimcilik serüvenini hem geliştirdiği 3 boyutlu yazıcıları hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1988 Burdur Bucak doğumlu Gizem Acar Yavuz, hikayesini şöyle aktardı:


SANAYİDE BİR KADIN

Yazının devamı...

Mine öğretmenden tatlı bir girişim

6 Mayıs 2018

Üniversite eğitiminin ardından önce devlet, daha sonra özel sektörde öğretmenlik yapar. Mine Girginer, eşinin işi nedeniyle Amerika ve Avrupa’da pek çok ülkede bulunur. Yurtdışında edindiği bilgi ve tecrübe Mine Girginer’in ufkunu açar. Türkiye’ye döndüğünde ise misafirleri için yaptığı ve hobisi olan butik lezzetleri farklı bir boyuta taşım kararı alır. Günlük, sağlıklı ürünler üzerine bir yılı aşkın süre araştırma yapar. Mine Girginer, girişimcilik eğitiminin ardından da bu yılın başında hobisini işe çevirenler kervanına katılır. Bugün Cup N Cake markasıyla cupcakten cheesecake kadar butik ürünlerle yoluna devam eden Girginer, ikinci şube için gün sayıyor.

MİNE Girginer... ‘Rahat bir hayat sürmek varken, bu işlere girmeye ne gerek var’ söylemlerine kulak asmadan üretmeye, yeni şeyler yapmaya odaklanmış bir isim. Yerinde sayan biri olmak yerine hayallerinin peşinden giden çiçeği burnunda bir girişimci. Cup N Cake’in kurucusu Mine Girginer, hem girişimcilik serüvenini hem de yarınlara dair planlarını paylaştı. İzmirli ev hanımı bir anne, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir babanın üç kız çocuğundan biri olarak 1975’de dünyaya gelen Mine Girginer, hikayesini şöyle aktardı:


YURTDIŞI UFKUNU AÇTI
“Babamın iş yeri olmasına rağmen bize hiçbir zaman yaz tatilinde ‘hadi gelin çalışın’ gibi bir şey demedi. Bizde de açıkçası öyle bir istek yoktu. Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi’ni bitirdikten sonra devlet okulunda öğretmenlik hayatıma başladım. Ama bir süre sonra kendi fikrime uygun özel okullarda meslek hayatıma devam ettim. Uzun bir öğretmenlik serüvenimin ardından da eşimin işi nedeniyle yurtdışına çıktım. Amerika ve Avrupa’da pek çok ülkede bulundum. Bu sürede farklı mekansal özellikleri ve gastronomik lezzetleriyle öne çıkan yerleri görüp, inceledim. Bu tablo, benim yıllardır hobinin ötesine geçemeyen, konuk ağırlama sırasında sunduğum nitelikli yeme-içme ikramlıklarımda yeni bir aydınlanma yarattı.”


Yazının devamı...

İş sanal başarı gerçek

29 Nisan 2018

 

Uzun bir sürenin ardından da üçlü, kendi hikayelerini yazmak için 2011’de Konatus’u kurar. Hayallerinde farklı bir ürün geliştirme olsa da sermaye olmayınca, ‘en iyi iş, bildiğin iştir’ mantığıyla sistem entegrasyonu gibi işlerle para kazanma yoluna giderler. 2014’te ise Kuban Altan’ın da ekibe katılmasıyla Zero Density’le yeni bir süreç başlar. Dört ortak, oyun teknolojisini kullanarak dünyanın en gerçekçi sanal stüdyosuyla önemli bir ilke imza atar. İstanbul’da başlattıkları hikayeye bugün İzmir’de devam eden ve dünya devleriyle çalışan genç girişimcilerin gündeminde ise Hollywood sinema sektörü var.

ZERO Density... Aslında istendiğinde teknoloji alanında da bir dünya markası yaratabilmenin en somut örneklerinden biri. ‘Ben bunu yapacaktım’ ya da ‘benim de aklıma gelmişti’ söylemlerini eyleme, üretime dönüştüren bir yapı... Zero Density’nin kurucuları Kuban Altan, Mehmet Özkan, Aydemir Şahin ve Ulaş Kaçmaz ile hem hayata geçirdikleri farkındalıkları hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. Her şeyin yayıncılık-prodüksiyon alanında faaliyet gösteren İstanbul’daki şirkette başladığını söyleyen Aydemir Şahin, hikayenin devamını şöyle aktardı:


PARALARI YOKTU

Yazının devamı...

İzmir’e eğitim göçü de başladı

27 Nisan 2018

 

ÖZEL İzmir Amerikan Koleji... Türkiye’nin en eski ve köklü kuruşlarından biri olarak alanında birçok ilke imza atan bir okul. Kurulduğu günden bu yana 6 bin 555 mezun veren bir eğitim çınarı... “Robot yapan çocuğun tiyatro için sahneye de çıkması benim en büyük mutluluğum” diyen Özel İzmir Amerikan Koleji (ACI) Müdürü Didem Erpulat ile kurumun kuruluş hikayesini, sektörü ve eğitime fark yaratan yönlerini konuştuk. Okulun 1878’de Amerikalı eğitimciler tarafından İzmir Basmane’de ‘çocuk yuvası’ olarak kurulduğunu anlatan Didem Erpulat, şöyle devam etti:

ÖNCE KIZ SONRA KARMA

“Basmane kampüsünün kalabalıklaşması ve öğrenci sayısının artması nedeniyle 1913’te Göztepe’de yedi dönümlük güzel bir bahçe satın alınır. Basmane’de bir anaokulu olarak 50 yıl önce başlayan macera, 1928’de bugünkü kampüsümüzde 4 kız öğrencinin mezuniyetiyle devam eder. Lise bölümü 1953’te 4 yıllık bir programa sahip olur. 1986’da ise kız erkek karışık eğitime başlama kararı alınır. 1990’larda okulun gayrimenkullerinin sahibi olan ve mezunların kurduğu Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın (SEV) ACI yönetiminde etkin rolü üstlenmesi, zaman içerisinde en önemli değişiklik olur. 1997’de hükümetin ‘İlköğretim Yasası’nda yaptığı önemli değişiklikle orta bölümünün ortadan kaldırılması ile SEV, ACI’nın orta sınıflarını süreç içinde eritir. Ve daha sonra da aynı kampüste Özel İzmir SEV İlköğretim Okulu eklenir. Bugün Özel İzmir Amerikan Koleji, kardeş okulumuz Özel İzmir SEV İlköğretim Okulu’yla aynı kampüste yoluna devam ediyor.”

ÖNCE ÖĞRENCİ SONRA VELİ

Eğitimde yıllardır yaşanan değişimin varlığına dikkat çeken Demet Erpulat, bu kadar değişimin olduğu bir alanda 140 yıllık eğitim çınarı olarak yola devam ettiklerini belirtti, “Şu an eğitimde yaşanan değişimlerle birlikte bizim gibi köklü kurumlara talep artıyor. Son 4-5 yıldır da bunu çok yoğun yaşıyoruz. Yani İzmir’in yükselen reytingini biz de yaşıyoruz. Özellikle şehir dışından gelen çok fazla öğrencimiz var. Bu talebi önceden gördük. 2009’da kız, 2011’de de erkek yatılımızı açtık. Geçen yıl 176 öğrenci aldık. Bunun 89’u İzmir, 87’si ise şehir dışından geldi. İstanbul, Bursa, Antalya ve Balıkesir’den öğrenci çekiyoruz. İstanbul’da kardeş okulumuz olmasına rağmen İzmir’e bize geliyorlar. Tabii önce öğrenciler geliyor bir süre sonra da ailelerinin geldiğini görüyoruz” diye konuştu.

Yazının devamı...