"Mete Tamer Omur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mete Tamer Omur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mete Tamer Omur

Depodan Milano’ya

14 Ekim 2018

 

Bir yandan üniversiteye devam eder, diğer tarafta ise profesyonel iş hayatında basamakları birer birer çıkar. Tuğba Hazar, 10 yıllık profesyonel hayatın ardından da babasının sağlık sorunları nedeniyle aile şirketine dönüş yapar. Hazar, fason üretim yapan ve sıkıntılı günler yaşayan aile işletmesinden ihracatçı bir şirket çıkarır. Tuğba Hazar, İzmir’de kurduğu Tuline Tekstil ile bugün İtalya’dan Hollanda’ya birçok Avrupa ülkesindeki kadınları giydiriyor. Hollandalı müşterisiyle de ortaklık kurarak mağazalaşma yoluna giden Hazar, Milano’ya ise ofis açtı. Önümüzdeki yıllarda kendi markasıyla İtalya’da mağazalaşmayı hedefleyen Tuğba Hazar’ın gündeminde ayrıca kilolu kadınları giydirmek var.

 

TUĞBA Hazar... Babasının ‘insanlar anne ve babadan patron olmamalı’ sözünden hareketle zor olanın peşinden giderek başarıyı yakalayanlardan. Karşısına çıkan her sıkıntının üstesinden mücadeleci kişiliğiyle gelen Tuline Tekstil’in kurucusu Tuğba Hazar ile girişimcilik hikayesinden gelecek planlarına birçok konuyu konuştuk. 1979 İzmir doğumlu olan Tuğba Hazar, ailesinin tekstil sektöründe faaliyet gösterdiğini söyleyerek, şöyle devam etti:


PES ETMESİNİ BEKLİYORLARDI
“Okul sonrası annemin yanına zorunlu ziyaret ve beklemelerin dışında aile işiyle bir bağım yoktu. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Üniversite hayatıyla birlikte de benim hikayem başlamış oldu. Üniversite sürecinde yaz tatillerinde çalışmak istiyordum. Aile kanalıyla alanında çok iyi bir tekstil firmasında 1996’da staja başladım. Şirket sahibi de beni bir depoya verdi. Burada iki depocu, bir tartı ve tonlarca kumaşla iş hayatına adım atmış oldum. O ana kadar hiçbir iş tecrübem olmamıştı. Kumaşları bilmiyorum. Kumaşları öğrenmek için binalar arasında mekik dokudum. Ve o yaz sıcağında üç hafta içinde o depoyu saydım ve istifledim. Patron benim pes etmemi beklerken yorucu üç haftanın sonunda çok iyi bir iş çıkardım.”


Yazının devamı...

Tuza adanmış hayatlar

30 Eylül 2018

Çevreden gelen taleplerle de bir süre sonra ana işi tuz olur. İşin büyümesiyle de İsmail Uyar, Soma’dan İzmir’e taşınır. Çamaltı Tuzlası’ndan kayıklarla gelen tuzu 1943’te Kemeraltı’nda satışa sunar. 1968’de Çiğli, 1989’da ise Menemen’deki tesislerinde yoluna devam eden Yaşat Tuz, bugün Hindistan’a bile ihracat yapıyor. Sektörde hayata geçirdiği ilklerle de tanınan Yaşat Tuz’un yönetimdeki üçüncü kuşak ise Salted Goods markasıyla gurme şef tuzlarını üreterek bayrağı daha da yukarı taşıdı. İhracata da başlayan üçüncü kuşak, yeni ürünleriyle dünya markası olmayı amaçlıyor.

 

YAŞAT Tuz... Geçmişi 40’lı yıllara dayanan, zaman zaman sıkıntılı günler yaşasa da kuşaklar arası uyum ve dayanışmayla bugünlere gelmeyi başaran bir şirket... Bugün zeytinden turşuya birçok tarımsal üründe önemli bir ihracatçı konumuna gelen Ege’nin başarısında tuzu olan Yaşat Tuz’un kuruluş öyküsünü ve gelecek planlarını üçüncü kuşaktan Yağız Uyar ile Selim Gürses’ten dinledik. İşin fitilini dede İsmail Uyar’ın ateşlediğini söyleyen Yağız Uyar, şöyle devam etti:


TATLIDAN TUZLUYA

Yazının devamı...

Dünyayı ısıtıyorlar

23 Eylül 2018

Mehmet Çetinel ve Haluk Cengizalp, üniversitenin ardından da tesisat projeleri çizerek kariyerlerine yön verir. İki ortak, 80’lerin başında güneş kolektörü üretimiyle sanayiciliğe adım atar. Sürekli çağın ihtiyaçlarını takip eden ikili, zamanla hidrofor, kat kaloriferi, panel radyatör ve kombiyle MAKTEK’in üretim serüvenini çeşitlendirir. Bugün ikinci kuşağın da görev aldığı ve İzmir’den 40’ı aşkın ülkeye ihracat yapan MAKTEK’in hedefinde ise tasarrufu ve teknolojiyi merkezine alan ürünler yer alıyor. 

MEHMET Çetinel ve Haluk Cengizalp... Üniversite yıllarında başlayan arkadaşlığı iş alanında da ortaklıkla perçinleyen ve zaman içinde karşılarına çıkan tesadüfleri fırsata çeviren iki başarılı isim. Rekabetin yoğun olduğu ısıtma sektöründe, aralarında yaptıkları görev dağılımıyla piyasanın ihtiyacı olan ürünleri geliştirerek 41 yılı geride bırakan iki girişimci. İkinci kuşaktan genel koordinatör Sibel Çetinel Gürbüz de MAKTEK’in kuruluşu hikayesini ve geleceğe dair planlarını anlattı. MAKTEK’in ortaklarından Haluk Cengizalp’in memur, babası Mehmet Çetinel’in ise çiftçi bir ailede yetiştiğini anlatan Sibel Çetinel Gürbüz, şöyle devam etti:


GÜNDÜZ İŞ AKŞAM OKUL
“Dedem, babamın çiftçi olmasını istediği için okumasını hiç istemez. Ama o bütün zorlukları aşarak Ege Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazanır. Burada da yolu Haluk Cengizalp ile kesişir. Sıra arkadaşı olurlar. İkisinin ortak özelliği de ailelerinden herhangi bir destek görmemeleri. Hal böyle olunca da bu ikilinin çalışmaktan başka çareleri yoktur. Birinci sınıftan itibaren proje çizerek elde ettikleri parayla ayakta kalmaya çalışırlar. İkinci öğretim oldukları için de geceleri okulun bitmesi için emek sarf ederler.”


BİZ BUNU ÜRETİRİZ DEDİLER

Yazının devamı...

Mutfakta kadın var

16 Eylül 2018

 

Kimi zaman bayramlık kimi zaman da takılar için annesinin yetiştirdiği sebzeleri dedesinin köy bakkalında satar. Bu lise yıllarında Denizli’den aldığı havlularla devam eder. Sibel Aslan Katrancı, lisenin ardından da hemen çalışma hayatına atılır. Sekreterlikle başlayan profesyonel iş hayatı bir yemek firmasında müşteri temsilciliğiyle sürer. Sibel Aslan Katrancı, 5 yıl çalıştığı yemek şirketinden ayrılınca da yeni arayışlara girer. İzmir Karşıyaka’da krediyle 4 masalı küçük bir lokanta açar. Lokantayı daha sonra sanayi sitesine taşıyarak toplu yemek şirketine dönüştürür. Sibel Aslan Katrancı, bugün ise İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Enginar Yemek markasıyla her gün binlerce kişinin yemek ihtiyacını karşılıyor.

 

SİBEL Aslan Katrancı... Her ne kadar ‘yemek yapmak’ kadınlarla özdeşlese de erkek egemen ‘toplu yemek’ sektöründe mücadeleci kişiliğiyle yoluna devam eden bir iş insanı. Fabrikası yandığı gün bile yemek verdiği insanları mağdur etmemek adına sabaha kadar çalışarak işine dört elle sarılan başarılı isim. Enginar Yemek & Catering’in kurucusu Sibel Aslan Katrancı ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok şeyi konuştuk. İtalyan asıllı bir baba ile Kaklıç köyünden bir annenin 3 çocuğunun en büyüğü 1983 İzmir doğumlu Sibel Aslan Katrancı şöyle devam etti:


SEBZE DE SATTI HAVLU DA

Yazının devamı...

Destekle gelen girişim

9 Eylül 2018

 

Fizik Mühendisi Mehmet Kıvanç, bu destekle Türkiye’de üretilmeyen ‘optik dilatometre’yi üretmek için kolları sıvar. Ancak seramik sektörü için geliştirilen cihaz piyasa ihtiyaçlarına cevap vermeyince Mehmet Kıvanç, yeni arayışlara girer. Kıvanç, optik tasarım ve sistemlere odaklanır. Daha sonra üniversiteden arkadaşı matematik öğretmeni Özgün Şerif Sağdıç’ın da Teknopark İzmir’de yer alan Optonom’a katılmasıyla bilim oyuncakları doğar. Bugün iki kulvarda yollarına devam eden genç girişimcilerin gündeminde ise optik tasarımdaki deneyimle trafik aydınlatmalarından reflektöre kadar çeşitli ürünlerin seri üretimi var.

 

MEHMET Kıvanç ve Özgün Şerif Sağdıç... Girişimcilik serüveninde hatalarından ders çıkararak farkındalıklar yapmayı ilke edinen iki genç iş insanı. Farklı branşlardaki deneyimlerini Optonom Bilimsel Ölçüm Araçları’nı güçlendirmek için kullanan Mehmet Kıvanç ile Özgün Şerif Sağdıç ile hem girişimcilik öykülerini hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1985 İzmir doğumlu Mehmet Kıvanç, üniversite için Ankara’nın yolunu tuttuğunu belirterek, şöyle devam etti:


OKULDA BOŞ DURMADI
“Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği’ni kazandım. Üniversitede boş durmadım ve KOSGEB’in girişimcilik kurslarına katıldım. Yaz aylarında ise yine üniversite bünyesinde yer alan teknoparklardaki firmalarda staj yaptım. Hatta savunma sanayi alanında faaliyet gösteren bir firmada yarı zamanlı çalıştım. Hem gelir hem de tecrübe kazandım. Erasmus Programı kapsamında da 1 yıl Portekiz’de yaşadım. Buradaki deneyimle de Türkiye’ye döndüğümde elektrikli battaniye üreten bir şirkette gönüllü çalışmaya başladım. İhracat odaklı çalışmaların içinde bulundum. Böyle tempolu bir süreç olunca da üniversiteyi 7 yılda bitirdim ve 2010’da mezun oldum.”


Yazının devamı...

Zincirleri kırdı dünyayı sardı

2 Eylül 2018

 

Su tulumbasının zamana yenik düşmesiyle yeni arayışlara girer. Ve karşısına o ana kadar Çekoslovakya’dan ithal edilen zincir çıkar. Mithat Eğinlioğlu, 40’lı yılların sonunda Balıkesir’de zincir üretimiyle yine zorlu bir maceraya girer. Çocukluğundan itibaren üretimin içinde aktif görev alan Hasan Ali Eğinlioğlu ise bir süre kapalı kalan işletmeyi tekrar ayağa kaldırmak için asker dönüşü dümene geçer. Bir süre geceli gündüzlü tek başına üretim yaparak Eğinlioğlu Zincir’i tekrar ayağa kaldırır. Meşhur 5 Nisan kararlarıyla iç piyasada yaşanan sıkıntıyı ihracatla aşar. Bugün üçüncü kuşağın da görev aldığı firma, Çin’den Amerika’ya kadar 45 ülkeye katma değerli zincir ürünleri ihracatı yapıyor. Üretim kapasitesi ve çeşit anlamında Avrupa lideri olan Eğinlioğlu’nun gündeminde yük kaldırma ürün grubunda yurtdışında mağazalaşma var.

HASAN Ali Eğinlioğlu... Tıpkı babası merhum Mithat Eğinlioğlu gibi başarıda ısrarcı yapısıyla dikkat çeken bir sanayici. En zor ve sıkıntılı günlerde bile üretimden asla vazgeçmeyen, bu süreçleri yeniliklerle taçlandıran Eğinlioğlu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ali Eğinlioğlu ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok şeyi konuştuk. 1955 Balıkesir doğumlu olan Eğinlioğlu, 2. Dünya Savaşı sonrası babasının Ayvalık’taki ocaklardan kurşun hammaddesi getirip izabe ederek kurşun ürettiğini söyleyerek, şöyle devam etti:

O meslek su altında kaldı

“1940’larda ülkenin kurşun ihtiyacını karşılıyorlar. Tabii bir süre sonra bu ocakları su basıyor. Başka yerden hammadde getirmek zor olduğu için o meslek suların altında kalıyor. Yeni arayışlara giriyor ve karşısına su tulumbası çıkıyor. Ve Balıkesir’in ilk sanayi kuruluşu olarak faaliyete geçiyor. Dökümhaneler kuruluyor. Ama zamanla elektrikli pompalarının çıkması, yeraltı sularının daha derinlere çekilmesi gibi nedenlerle su tulumbasının popülaritesi azalıyor. Su tulumbasının atıl duruma düşmesiyle sanayici ruha sahip olan babam yeni şeyler üretmek istiyor. Teneke tava, ızgara şişleri ve maşalar yapıp köy pazarlarında satmaya başlıyor.”

İnşaat demirini görünce

Yazının devamı...

O tohumlar yok olmasın diye

27 Ağustos 2018

Feray Karapınar da bu yok oluşu durdurmak adına bir şeyler yapması gerektiğini düşünür. Şehirden rotayı köye çeviren Feray Karapınar, Torbalı Karaot köyüne yerleşir. Kaybolmaya yüz tutan yerel tohumlar uğruna köy köy dolaşır. Yöre halkıyla birlikte Karaot Tohum Derneği’ni kurar. Birçok yerel tohumun bulunup çoğaltılması ve tekrar üreticilere dağıtılmasına önayak, takas etkinlikleriyle de belediyelere rol model olur. Zaman zaman yol kazaları yaşasa da dernek, bugün Mevsim Kutusu markasıyla sağlıklı gıdaları aracı olmaksızın tüketiciyle buluşturuyor. Hem üreticinin hem tüketicinin kazanması hem de yerel tohumların çoğalması adına mücadele veren dernek, Mevsim Kutusu’nu kooperatife dönüştürmeyi hedefliyor.

KARAOT Tohum Derneği... Kendi yağıyla kavrulan ve zor olanın peşinden giden bir oluşum. Yerel tohumların yok olmamasını kendine misyon edinen ve bu uğurda AB fonu kullanmayan, ticari şirketlerle işbirliği yapmayan, sürdürülebilir tarım misyonuyla hareket eden bir yapı. Karaot Tohum Derneği’nin kurucu başkanı Feray Karapınar ile şimdiki başkan Aytuğ Gündüz ile hem derneğin kuruluş hikayesini hem gelecek planlarını konuştuk. İşin fitilini ateşleyen 1975 Aydın Koçarlı doğumlu ve ortaokul ikiden terk Feray Karapınar, o süreci şöyle aktardı:


TV PROGRAMIYLA BAŞLADI
“Terzi çıraklığı, ardından da tekstil atölyelerinde geçen bir yaşam ve bu alanda kendi işimi yaparak gelişen bir kariyerim oldu. Daha sonra ise öğretmen olan o dönemki eşimle yolum Bitlis Tatvan’a düştü. Burada bir akşam TV programında karpuz tohumlarının yok olduğu anlatılıyordu. Tabii, çiftçilikte var serde. ‘Bu tohumlar nereye gidiyor’ diye dert edinmeye başladık. TV programının çekildiği Dicle Üniversitesi’ne gittim. Orada tabloda tohumların kaybolma hızının tahminimden çok daha büyük olduğunu gördüm. Ufak ufak Tatvan’da kaybolan tohumlarla ilgili araştırmalara başladım. Daha sonra yine bir tayin durumuyla yolumuz 2004 gibi bu kez Torbalı Karaot köyüne düştü.”


Yazının devamı...

Bata bata batmamayı öğrendi

19 Ağustos 2018

Ama sonu istediği gibi gitmez ve batar... Daha sonra PVC’den kuruyemiş satışına kadar çeşitli iş deneyimi olur. Fikret Şen, girişimcilik kariyerine ortaklı İzmir Alsancak’ta kafe açarak devam eder. Ancak sonuç yine değişmez. Kafe ortaklığından Fikret Şen’e yüklü bir borç kalır. Aynı dönemde eşi de işten çıkarılan Fikret Şen, yeni arayışlara girer. 2009’da 35 metrekarelik bir dükkanda dondurma ve waffle ile çıkışı arayan Fikret Şen, bu kez başarıyı yakalar. Ve Çıtır Waffle markasını 6 yılda 32 noktaya çıkarır. Fikret Şen, şimdi ise waffle, dondurma ve kahveyi bir arada sunacağı ikinci bir markayla büyüme planları yapıyor.

 

FİKRET Şen... İş hayatında kazanmanın da kaybetmenin de olduğunu en iyi yaşayanlardan. Tüm birikimlerini açtığı kafede sıfırlasa da farklı olana odaklanarak azmiyle başarıyı yakalayan genç bir iş insanı. Çıtır Waffle markasının kurucusu Fikret Şen ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecek planlarını konuştuk. 1980 İzmir doğumlu olduğunu söyleyerek hikayesini anlatmaya başlayan Fikret Şen, şöyle devam etti:


İLK ADIMIN SONU HÜSRAN
“Babam TV tamiri yapıyordu. Baba mesleğini devam ettirme hedefiyle lisede elektronik okudum. Tabii, o dönem bir yandan da bilgisayar ve ona bağlı programlama merakı ortaya çıktı. Babam da bu merakla beni bir arkadaşının yanına çırak olarak verdi. Bu çıraklıkla birlikte zamanla bilişimde iyi bir çevre yaptım. Lise sonrasında da bilişim odaklı kariyerime yön verdim. 2000’de ise internet kafe modası başladı. Bir arkadaşım, ‘bunu yapmalıyız’ değince de o yıl girişimin ilk adımını atmış oldum. Ama işler istediğimiz gibi gitmedi ve ilk girişimin sonucu hüsran oldu. Ve battık.”


Yazının devamı...