"Mete Tamer Omur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mete Tamer Omur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mete Tamer Omur

Toprak, hava, su ve ateşi buluşturdu

20 Mart 2017

Ve mimar Ayşe Elçi, tasarımı üretimle buluşturma hayalini 1999’da İstanbul’dan İzmir’e gelerek hayata geçirir. Önce küçük bir atölyede çalışmaya başlayan Elçi, zamanla işleri büyütür. Büyük firmalara dekoratif seramik alanında özel tasarım butik ürünler üretir. Sürekli yenilik peşinde koşan Ayşe Elçi, Step Collection’un ardından ahşapla seramiği buluşturduğu ikinci markası Stil 44’ü piyasaya sunar. Bugün el yapımı pek çok özgün tasarıma imza atan Elçi’nin gündeminde hem mağazalaşma, hem de ihracat var.

 

AYŞE ELÇİ... Toplumun ‘garanti meslek ve iş’ baskılarına boyun eğmeyerek kendi yolunda yürüyen bir girişimci. Toprak, hava, su ve ateş gibi önemli elementleri insan eliyle buluşturarak kendi hikayesini yazan Step Mimarlık’ın kurucusu Ayşe Elçi ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecek planlarını konuştuk. 1964 Amerika doğumlu olan ve hesap uzmanı bir baba ile ev hanımı bir annenin 4 çocuğunun en küçüğü Ayşe Elçi, çocukluğundan itibaren hep güzel sanatlar odağında bir takım işler yapmak ister. ‘Büyüyünce doktor olacağım’ söylemi yerine ‘bir dükkan açıp işleteyim’ mantığında olduğunu söyleyen Ayşe Elçi, şöyle devam etti:


GARANTİ İŞİN OLSUN BASKISI
“Bu mantıkla ortaokul yıllarında boncuk dizip arkadaşlarıma satmışlığım vardır. Ailede herhangi bir girişimci olmamasına rağmen bu benim içimden gelen bir durumdu. Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni kazandım. İkinci sınıftan itibaren de hocalarımın bürolarının yolunu tuttum. Deneyim kazanmak adına boş vakitlerimi oralarda değerlendirdim. 3’üncü sınıfta ise İstanbul’da dekoratör bir kadının yanında çalışmaya başladım. Burada çok şey öğrendim. Okul bitene kadar burada çalıştım. Mezuniyet sonrası ise ‘garanti bir işin olsun’ baskısıyla kurumsal bir şirkete mimar olarak işe girdim. Ekibin en küçük mimarı olarak kısa sürede inşaattan sorumlu bir konuma geldim. Kendi işimi yapmalıyım isteği ağır basınca da 3 yıl sonra şirketten ayrıldım.”


BİR MEKTUP YAZDI VE
Ayşe Elçi’nin kendi işini kurma isteğine ilk başta çevresindekiler karşı çıksa da o hedefinden vazgeçmez. Dekorasyon odağında bir şeyler yapmak isteyen Elçi, 1992’de Step Mimarlık’ı kurar. Elçi, hikayenin devamını şöyle aktardı:
“Adres olarak hocalarımdan birinin ofisini göstererek kart bastırdım. Amacım da o dönem pek yapılmayan fuar stant dekorasyonu üzerine bir şeyler yapmaktı. ‘Fuar stant dekorasyon işi yapıyorum’ diye bir mektup yazdım ve bunu 150 firmaya postaladım. Sonra beklemeye başladım. Haftalar sonra mektubuma bir firmadan cevap geldi. Gittim, görüştüm ve ilk işimi aldım. Zamanla bu alanda işleri büyüttüm ve fuar standı konusunda uzmanlaştık. Ama 99 depremiyle sektörde kriz başladı. İşler, fuarlar iptal olunca bir karmaşanın içine düştük. Ciddi bir bocalama ve bıkkınlık geldi. Ve o dönem İzmir’e taşınma kararı aldım.”


HAYALİ İZMİR’DE GERÇEK OLDU
İzmir’le birlikte Ayşe Elçi, tasarımdaki uzmanlığını toprağa işleme hayalini gerçekleştirme fırsatı bulur. Küçük bir atölyede işe koyulan Elçi, “İlk etapta dekoratif seramik alanında dışarıda birilerine iş yaptırıp pazarlamasını yaptım. Ama bir süre sonra piyasanın istediğiyle üretim alanında sıkıntılar ortaya çıkınca bunu kendi bünyemizde çözme kararı aldım. Step Collection markasıyla olmayanı yapma felsefesiyle dekoratif seramik ürünler üretip, pazarladık. Önemli firmalara özel tasarım butik ürünlerle hizmet vermeyi hızlandırdık. Ama son yıllarda pazarda bir daralma yaşanmaya başladı. Bu süreçte bir atılım yapmamız gerekti ve geçen yıl ikinci markamızı yarattık. ‘Stil 44’ ile ahşap ve seramiği buluşturduk. Böylece yapı sektörüne giriş yapmış olduk. Mobilya aksesuarlarının yanı sıra elişi seramik karolar, lavabolar ve duvar panolarıyla pek çok özgün tasarım gerçekleştirdik” diyerek gelinen son noktayı paylaştı.


ŞİMDİ SIRA YURT DIŞINDA

BUGÜNE kadar hep iç piyasa odağında çalıştıklarını anlatan Ayşe Elçi, ama son yaşanan ekonomik durağanlıkla bu işin sadece yurt içi olmayacağına karar verdiğini söyleyerek, “Şimdi Stil 44 ile birlikte gündemimize yurt dışını da aldık. İstanbul’da en son katıldığımız fuarda da bunun karşılığını gördük. Hindistan ile görüşmelerimiz sürüyor. Ukrayna’ya numune gönderdik. Şu an yaptığımızın dünyada pek benzeri yok. Özel ve elişi ürünler. Elişi işler var, ama bizim tarzımız, stilimiz farklı. Daha çok fabrikasyon yapılıyor. Ama biz butik iş yapıyoruz. Ahşap ve seramiği de buluşturmak da önemli bir farkındalık” diyor.


ÇALIŞANLARINI ORTAK EDECEK

“STEP Mimarlık ile dekoratif seramik sektöründe iş yaratıyorum” diyen Ayşe Elçi, “İnsanların buradan ekmek götürmeleri bizim için büyük bir haz. Pazarda yaşanan daralma sonrası 13 kişilik bir ekiple yol alıyoruz. Şu ana kadar kendi kararlarımı vererek, krizler atlatarak bugünlere geldim. Bir kadın için bu çok zor. Şu anda tek hayalim çalışanlarımla aldığım keyfi daha da artırmak. Onlarla aynı fabrikada ortak olarak çalışmak. Özveriyle çalışan arkadaşlarımı şirkete ortak yapmak istiyorum. Böylece şirketi geleceğe daha güçlü taşımış olacağız” ifadesiyle paylaştı.

 


GÜNDEMDE MAĞAZA VAR

GELECEK planlarını da anlatan Ayşe Elçi, şu bilgileri paylaştı: “İstanbul’da bir showroom açmak istiyoruz. Bunun yanı sıra 7-8 ay sonra piyasada olacak yeni bir koleksiyonumuz var. Yapı sektörüne yönelik farkındalık yaratan bir ürün grubumuz olacak. Biz bugün Stil 44’te bayi kanalıyla müşteriyle buluşuyoruz. Diğer ürün grubumuz ise çeşitli mağazalarda tüketiciye ulaşıyor. Bunların yanı sıra online satışımız da var. Bunlara ek olarak bir de mağazalaşmak gibi bir düşüncemiz bulunuyor. Burada da franchise modeli olabilir. Sürekli yeni ve olmayanın peşindeyiz.”

KISA KISA

* Geçtiğimiz yıl Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan kadın girişimci desteği aldığını söyleyen Ayşe Elçi, “Yönetim danışmanlığı desteği alıyorum. Bu destekle yeni bir başarı öyküsü yazacağız. Daha sonra ise Avrupa Birliği projesi de yapmak istiyorum” diyor.

* Bugün İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde bin metrekareye yakın bir alanda üretim yaptıklarını söyleyen Ayşe Elçi, çok değişken ürün grubuna sahip olduklarını ifade ederek, 256 bin adetlik bir üretim kapasitesine sahip olduklarını paylaştı.

Yazının devamı...

Beş kıtanın merkezi İzmir

20 Mart 2017

Hal böyle olunca da Ege, onlarca artısıyla birçok kurum ya da kişinin gündeminde. Ama artık durum gündemin ötesine geçti. Hem yatırımcılar, hem de yaşamını Ege’de sürdürmek isteyenler birer ikişer gelmeye başladı bile. Hatta olay uluslararası hal almaya başladı. 5 kıtada faaliyet gösteren Realty TR’nin kurucusu Fatih Elibol da bunlardan biri. Dünyada 200 binden fazla kişiye gayrimenkul danışmanlık hizmeti veren Elibol, şirketin merkezini İzmir’e taşıdı. Realty TR Dünya Başkanı Fatih Elibol hem girişimcilik serüvenini, hem de İzmir gayrimenkul sektörüne ilişkin hedeflerini anlattı.

 

Kiralama sorunuyla başladı

1996’da New York Üniversitesi’ne 16 yaşında kabul edilen Elibol, burada politik ekonomi ve işletme alanında çifte lisans yaptığını belirterek, “O dönem üniversite öğrencilerinin sıkça yaşadığı ev kiralama problemini ben de yaşayınca çözüm arayışına gittim. Geliştirdiğim sistemle ev arayanla mülk sahiplerini ortak platformda buluşturdum. Böylece gayrimenkul sektörüne adım atmış oldum. Harvard Üniversitesi’nde işletme ve pazarlama üzerine mastırla birlikte AR-GE çalışmalarına ağırlık verdim. ‘Olmayanı yapma’ hedefiyle kurulan gayrimenkul danışmanlık şirketimiz Realty-TR’i global bir marka geline getirmeyi başardım. Bugün 5 kıtada 50’den fazla ülkede 200 binin üzerinde yerli ve yabancı yatırımcıya gayrimenkul danışmanlık hizmeti veren yapıya ulaştık” dedi.

 

Plazalar yerine 193 yıllık köşk

2010’da Türkiye’de konumlandıklarını anlatan Fatih Elibol, o dönem uluslararası açılım nedeniyle Marmaris’i tercih ettiklerini söyleyerek, “Marmaris bir yerde sistemin demo uygulamasıydı. Bu yıl ise global bir marka olan Realty-TR’nin merkezini İzmir’e taşıdık. Demo bitti, şimdi ana dönemin startını İzmir’den veriyoruz. Globali yerele, yereli de uluslararası platforma İzmir’den taşıyacağız. İstanbul yerine İzmir’i, plaza yerine de 193 yıllık bir köşkü seçtik. İzmir dünyanın en güzel kenti. Her şeye sahip kaliteli bir yaşam var. Gayrimenkul sektöründeki hareketlilikle birlikte nitelikli projelerin varlığı gibi etkenler bizi İzmir’e çekti” diye konuştu.

 

16 FUARDA TANITIM ATAĞI
ŞİRKETİN merkezinin İzmir olmasıyla birlikte dünyaya yeniden bölgeyi anlatacaklarını söyleyen Fatih Elibol, mayıs itibariyle de bunun startını vereceklerini paylaştı. Elibol, “Mayısla birlikte gayrimenkul ve emlak alanında 16 fuara katılacağız. İlk durak Belçika olacak. Bu fuarlarda hem İzmir’i, hem de kentin gayrimenkul potansiyelini anlatacağız. Projeleri tanıtacağız. Bizim derdimiz ev satmak değil. Bir yaşam sunma misyonuyla hareket ediyoruz” diyerek İzmir’in elçiliğine talip olduklarını dile getirdi.

 

HER İLÇEYE BİR OFİS
ŞU an Türkiye’de 8 ofislerinin bulunduğu bilgisini veren Fatih Elibol, bu alandaki hedeflerini şöyle aktardı: “Bu yıl içinde Türkiye’de 250 işletme tipi franchise vermeyi planlıyoruz. Dünyanın en çok tercih edilen franchising sistemi Realty-TR olarak gayrimenkul sektöründe franchiseelerin en çok ihtiyaç duyduğu unsurları göz önünde bulundurduk. İzmir’de de hedef 30. Yani her ilçeye bir franchise ofis vereceğiz. Aynı bölgede ikinci bir ofis olmayacak.”

 


KADINLARA POZİTİF AYRIMCILIK
AB Tüm Tüketicileri Koruma Derneği’nce sektörde ilk kez ‘Altın Marka’ ödülüyle tüm Avrupa’ya tavsiye edildiklerinin altını çizen Fatih Elibol, “Franchise ofislerimizde üniversite mezunu ve daha önce bu işi yapmamış kişileri görmek istiyoruz. Çünkü Realty-TR’ın mantığı diğerlerinden farklı. Ofisin kapısına tabela asmaktan çok daha fazlasını yapıyoruz. Özellikle girişimci kadınlarımızı Realty-TR çatısı altında görmek en büyük arzum. Bu kapsamda bir çalışma başlattık ama şu ana kadar istediğimiz sonucu alamadık. Ama bu konuda çalışmaya devam ediyoruz” dedi.

Yazının devamı...

Yeşil çok önemli

13 Mart 2017

Hal böyle olunca da son dönemde hayata geçirilen birçok gayrimenkul projesinde yeşile vurgu yapan ifadeler dikkat çekiyor. Yeşile verilen önem yüzdesel oranlarla anlatılıyor. Tabii bu ne kadar yeterli, tartışılır. İzmir’de birçok kişiyi ev sahibi yapan Çiçek Kardeşler İnşaat da yeşili önemseyenlerden. Şirket, Güzelbahçe’de hayata geçireceği ‘yeşil bina sertifikalı’ projesiyle bunu taçlandırmak istiyor. Çiçek Kardeşler İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çiçek’le hem sektörü, hem de projelerini konuştuk.

 

Süreçten çok etkilenmedik

İzmir iş hayatının yeni merkezi olan Bayraklı’da geçen yıl hizmete sundukları Çiçek Plaza’da büyük oranda satış ve kiralamayı tamamladıklarını anlatan Çiçek, “Çiçek Plaza’nın 4’te 3’ünden fazlasının satışı tamamlandı. Bu, geride bıraktığımız 2016 piyasası için oldukça iyi bir oran. Çiçek Kardeşler İnşaat olarak biz de kendi öz sermayesi ile proje üreten bir firmayız. Bundan dolayı geride bıraktığımız 2016’nın sancılı sürecinden çok da etkilenmedik. Projelerimize devam ettik ve önümüzdeki dönemde hayata geçireceğimiz projelerimizin çalışmalarına başladık” dedi.

 

Sertifikayla taçlandıracak

2017’de de yatırıma devam ettiklerini söyleyen Mustafa Çiçek, 21 dönümlük alanda 80 lüks konutun temelini mayıs gibi atmaya hazırlandıklarını belirterek, “Bizim açımızdan çok önemli bir proje. İzmir’in ilk çevreye duyarlı yeşil bina sertifikasına sahip konutları bu projede hayata geçirilecek. Üçer katlı blokların tamamı A plus. Toplam 80 konuttan oluşacak. Güzelbahçe’de bu denli büyük ölçekte ve bu tür doğal peyzaja sahip bir proje ve arsa yok. 3+1 ve 4+1 dairelerden oluşacak projemizde evlerin tümü deniz, havuz ve bahçe manzaralı olacak. Yaklaşık 25 milyon dolarlık bir proje. Bunun yanı sıra yıl içinde başlayacağımız Urla’da iki konut projemiz daha var” bilgisini verdi.

 

İKİNCİ ÇEYREĞE DİKKAT
GEÇEN yıl piyasalarda ciddi bir ötelenen talep oluştuğunu aktaran Mustafa Çiçek, “Genç nüfusun çok olduğu ülkemizde gayrimenkule talep artarak çoğalacak. 2017’de de ötelenen talepler yeniden gündeme gelecek ve ciddi bir artış yaşanacak. Ancak yükselen döviz kurunun konut fiyatlarına yansıması kaçınılmaz. 2017’nin özellikle ikinci çeyreği hem talep artışının yaşanacağı, hem de ülke ekonomisinin daha normale döneceği bir dönem olacak” diye konuştu.

 

DALGA DALGA GELECEKLER
İZMİR’İN 2017’de de önünün açık olduğuna inanan Mustafa Çiçek, gerçekleştirilen ulaşım yatırımlarının İzmir’e büyük olanaklar tanıdığını paylaştı. İstanbul-İzmir Otoyolu ve Ankara-İzmir Hızlı Tren Hattı’nın bitmesinin ardından kentin var olan potansiyelinin katlanacağını dile getiren Çiçek, İstanbul ve Ankara’dan İzmir’e gelen göçün de artacağını savundu.

***

 

Mustafa Günday, 24 ay sonra teslimi planlanan Aryom Koru’ya İstanbullu yatırımcıların yoğun talebinin sebebini yarattıkları yeni yaşam konsepti ve ödeme kolaylıklarına bağladı.

 

İSTANBULLU
İzmir’e taşınıyor


İSTANBUL’DA yaşayanların İzmir’e olan sevdasını bilmeyen yoktur. Birçoğunun gündeminde bir gün bu kentte yaşamak var. Bu istek artık verilere de yansımış durumda. Gaziemir’de iddialı bir projeye imza atan Aryom İnşaat Yönetim Kurul Başkanı Mustafa Günday, son haftalarda İstanbullu konut alıcılarının İzmir’e yönelme sürecini çok yakından gözlemlediklerini söyleyerek, “Projemize gelen taleplerin yüzde 80.72’si İzmir’den. İstanbul’un oranı ise yüzde 8.16. Bu tablo son haftalarda farklılık göstermeye başladı. İstanbullu yatırımcıların oranı tam 3 kat artarak yüzde 24.09’a yükseldi” diye konuştu.

 

Satışlar patladı

“Gayrimenkul şampiyonluğunu elinde bulunduran ve Türkiye genelinde geçen yıl 1 milyon 341 bin konuttan 232 bin 428’inin satıldığı İstanbul’da satışlar son üç ayda yüzde 5.52 artarken, yıllık bazda ise yüzde 3.06 azalma gösterdi” diyen Günday, “Bu şehirde satışlar yüzde 5.52 ile ülke ortalaması olan yüzde 5.01’e yakın bir performans göstermesine karşın, İzmir’de adeta satış patlaması yaşanıyor. Konut satışlarında üçüncü büyük il olan İzmir’de konut satışlarının son üç aylık dönemde yüzde 18.71 artması ile yıl bazında yüzde 4.52 artışla Türkiye ortalamasına yaklaştığı dikkat çekiyor” görüşünü paylaştı.

Yazının devamı...

Kozmetikte ‘çığ’ır açtı

12 Mart 2017

Ama o yılmaz. Bir süre sonra 5 ortaklı bir yapıyla kozmetik sektöründe ikinci adımını atar. Daha sonra ortaklarından ayrılan Cüneyt Çığ, 1987’de Özsoy Itriyat’ı kurar. Pazarlama ve dağıtım alanında önemli işlere imza atan Çığ, 2001 krizinde kendi markasıyla şampuan üretimine girer. Ama bu işten zarar eden Cüneyt Çığ, yine bildiği işi yapar. 2004’te ise ikinci kuşaktan aldığı güçle renkli kozmetik ve koku alanında markalaşmaya gider. Bugün kozmetik sektöründe yerli üretici olarak 6 markayla yoluna devam eden Çığ’ın gündeminde şimdi de mağazalaşma var.


CÜNEYT Çığ... Zaman zaman iş hayatında işler istediği gibi gitmese de çalışmaktan ve üretmekten vazgeçmeyen, bu azmiyle de başarıyı yakalayan bir girişimci. Ortağı Tayfun Ünüvar ile birlikte İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde global oyuncuların boy gösterdiği kozmetik sektörünün yerli temsilcisi Özsoy Kozmetik’in kurucusu Çığ’la hem girişimcilik serüvenini, hem de gelecek planlarını konuştuk. 1955 İzmir doğumlu olan ve öğretmen anne ile ecza deposu ortağı babanın çocuğu olduğunu anlatarak söze başlayan Cüneyt Çığ, hikayenin devamını şöyle anlattı:

 


İLK GİRİŞİMDE ZARAR ETTİ
“Üniversiteye kadar pek bir iş tecrübem olmadı. Sadece babamın işinden dolayı eczanede çıraklık yapmışlığım var. Benim iş hayatım Dokuz Eylül Üniversitesi’nde işletme okuduğum dönemde başladı. İkinci sınıfta babamın da yönlendirmesiyle kozmetik sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin muhasebe biriminde çalışmaya başladım. Bir süre sonra da yüzde 4 payla bu şirkete ortak oldum. Ama bu yapıda zarara uğratıldım. Oradan ayrılıp 5 ortaklı yeni bir şirket kurduk. Zamanla ortak sayısı 3’e düştü. 87’de tüm hisselerimi onlara devrettim ve Özsoy Itriyat’ı kurdum. Makine mühendisi olan kayınbiraderim de ortak oldu. Uluslararası firmaların distribütörlüğünü aldık. Kozmetik eczanelerin dışına çıkınca biz de işi büyüttük.”

 


BAŞARI İKİNCİ KUŞAKLA GELDİ
2000’e kadar pazarlama ve dağıtım sektöründe büyüyen Özsoy, karlılıkların düşmesiyle gündemine üretimi alır. Cüneyt Çığ, “2001’de kendi markamızı yaratmaya karar verdik. Shiba markasıyla başta şampuan olmak üzere, diş macunu ve jöle üretimine yöneldik. İstanbul’da fason olarak bunları ürettirmeye başladık. Şirket merkezini de İstanbul’a taşıdık. Tüm kazandığımızı Shiba’ya yatırdık, ama sonu pek tatlı olmadı. O dönem önüne gelen herkes şampuan, sıvı sabun üretimine girdi ve kimse istediği fiyata ürün satamaz oldu. Biz de bu işten zarar ettik ve üretimi sonlandırdık. 2004’te ise bu kez Cecile markasıyla tekrar üretime döndük. Hem koku hem de renkli kozmetiğe giriş yaptık. Kimya mühendisi olan kızım Tuğçe Çığ’ın da aramıza katılmasıyla işi büyütmeye başladık. Markalar çoğaldı. Kızım İzmir’de evlenince 2008’de tekrar doğduğumuz topraklara geldik. Şu an yerli üretici olarak sahip olduğumuz 6 markayla sektörün önemli aktörlerindeniz” diyerek geldikleri noktayı paylaştı.

 


ŞİMDİ İHRACAT ZAMANI

ÖZSOY Kozmetik, ikinci kuşağın da işe dahil olmasıyla yüzünü yurt dışına çevirmiş durumda. 2007’te Tuğçe Çığ Başar’ın ardından 2015’te de Mehmetcan Ünüvar’ın da katıldığını söyleyen Cüneyt Çığ, yakın zamana kadar 25 ülkeye ihracat yaptıklarını anlatarak, “Ama dış politikadaki durumlar nedeniyle şu an 6 ülkeye geriledi. Ciromuzda ihracatın payı ise 4’lerde. Şimdi ikinci kuşağın gücüyle ihracatımızı artırmak istiyoruz. Gündemimizde Rusya ile Avrupa ülkeleri var” bilgisini paylaştı.

 


MAĞAZALAR GELİYOR

GELECEK planları arasında mağazalaşmanın bulunduğunu anlatan Cüneyt Çığ, “Bu alanda ilk mağazamızı ay sonunda Urla’da açıyoruz. Ardından Seferihisar ve Aydın gelecek. Temmuz sonuna kadar 7 mağazaya ulaşacağız. Bunlar franchise olacak. Bağlantıları imzalandı. Franchise dışında kendimizin açacağı mağazalarla yıl sonuna kadar Cecile markasıyla 20 noktaya çıkmayı hedefliyoruz” diyerek mağazalaşmanın marka bilinirliliği ve değerini artıracak bir hamle olacağını paylaştı.

 


FİYATA ODAKLANMAYIN

BİRÇOK sektörde olduğu gibi kozmetik alanında da en büyük sorunlardan birinin merdiven altı üretim olduğuna dikkat çeken Cüneyt Çığ, “Burada denetimler kayıtlı olan firmalara yapılıyor. Biz her ay ortalama üç kez denetimden geçiyoruz. Ama kayıt dışına karşı alınan bir önlem yok. Bugün sahte ithal parfümün çıkış yeri Türkiye... Bu çok kötü bir durum. Ayrıca Uzakdoğu’dan gelen kalitesiz ve sağlıksız ürünler var. Fiyatına bakılarak alınan bu ürünler gelecekte ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” uyarısında bulundu.

 


TÜKETİMDE AVRUPA’NIN GERİSİNDEYİZ

TÜRKİYE’de bir kadının kozmetik harcamasının ortalama 10 dolar olduğunu bilgisini veren Cüneyt Çığ, şöyle devam etti: “Diş macunu, sıvı sabun gibi ürünlerin dahil edildiğinde kişi başı tüketim 20-30 dolara ulaşıyor. Bu oran Avrupa’nın çok gerisinde. Yunanistan’da şu an bu rakam 200 dolar civarında. Ama pazar her geçen gün büyüyor. Türkiye’de müşteri cebine göre hareket ediyor. Yönlendirmeyle satış çok fazla. Parfümeri mağazalarında çalışan servis elemanları çok önemli. Bizim de böyle çalışanlarımız var. Bu satış elemanlarına aylık eğitimler veriliyor. Onlardan aldığımız bilgiler de bizim üretim ve çeşidimize yön veriyor. Tüketicinin nabzını tutabiliyoruz.”

 

KISA KISA

* Cecile’nin yanı sıra tiara’s, D’sign, Spoil, Hawaiin Tropic ve Shiba markalarının da bulunduğunu söyleyen Cüneyt Çığ, “Bu 6 markada binin üzerinde ürünümüz var” diyor.
* Özsoy Kozmetik, bir aile işletmesi. “Aile anayasamız hazır” diyen Cüneyt Çığ, herkesin görev tanımının belli olduğunu söylüyor.
* Son uygulamalarla kozmetik sektöründe taksit imkanın kaldırıldığını da aktaran Cüneyt Çığ, “Bu durum satışları yüzde 30 düşürdü” diyor.

Yazının devamı...

Biz de memnun değiliz ama...

6 Mart 2017

Beklenti, ada bazlı dönüşüm. Olan ise ‘yık-yap’ sistemi. Yani bina yenileme odağında dönüşüm yaşanıyor. Müteahhitler de bu durumdan rahatsız. Ama, ‘Ada bazlı dönüşüm vardı da biz mi yapmadık?’ diyen sektörün aktörleri, bugüne kadar İzmir’de yık-yap kapsamında 25 bine yakın bina inşaa etti. Yık-yap konusunda da farkındalığını ortaya koyan bir adım öne çıkıyor. Bunlardan biri de Biva Mimarlık.

 

Farkındalıklı çözüm

Yasayla birlikte 2012’de başladıkları kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında bugüne kadar 50’nin üzerinde projeyi hayata geçiren Biva Mimarlık A.Ş.’nin kurucusu mimar Vahap Yılmaz’la hem kentsel dönüşümü, hem de projelerini konuştuk. Ada bazlı kentsel dönüşüm hedefiyle yola çıktıklarını aktaran Yılmaz, “Bu kapsamda çalışmalar yaptık ama onay alamadık. Bazı kesimler tarafından eleştirilen bina bazlı yenilemeye ağırlığımızı verdik. Bundan memnun değiliz ama ada bazlı dönüşüm bizim elimizde değil. Burada da farkındalık yaratarak yolumuza devam ediyoruz” bilgisini paylaştı.

 

Güneş enerjili dönüşüm

Biva Mimarlık şu an birçok projeye devam ediyor. Farkındalıklarının en güzel örneklerinden biri ise Karşıyaka Bostanlı’da yer alan 60 dairelik BİVALVİA... Vahap Yılmaz, projeyle ilgili şu bilgileri paylaştı: “Bu bizim premium inşaat projelerimizden sadece biri. Alışıla gelmiş bina yenilemelerden çok farklı. Açık ve kapalı yüzme havuzu, buhar odası, spor salonu projenin özelliklerinden sadece birkaçı. En önemli fark ise güneş enerjisi. Ortak alanların enerji ihtiyacını güneş enerjisinden sağlayacağız. Bu yapıyla aidat giderini de aşağı çekmeyi hedefliyoruz. Yaptığımız her dönüşümde fark yaratan detaylarımız olacak.”

 

KAZANDIRAN KENT
İZMİR’İN potansiyeline ve yaşam kalitesine dikkat çeken Vahap Yılmaz, “İzmir yaz kış canlılığını yitirmeyen sosyal hayata sahip. Bu nedenle göç alıyor. Bu da konuta olan talebin artmasına neden oluyor. Onun için İzmir’de konut açığı ve yatırım potansiyeli her geçen gün yükseliyor. Bunu en iyi şekilde değerlendiren, kaliteli ve modern dairelere, mağazalara yatırım yapanlar geçmişte olduğu gibi yatırımının tam karşılığını alıyor. Karşıyaka özelinde de bölgede bulunan büyük AVM’ler ilçeyi cazibe merkezi yapıyor ve yatırım için talebi artırıyor” görüşünü paylaştı.

 

2017’YE 20 PROJE
“GEÇEN yıl yapımına başladığımız projelerin satışına da başladık” diyen Vahap Yılmaz, “2017’ye de İzmir’e duyduğumuz güvenle 20’den fazla noktada yaptığımız inşaatlarla girdik. Özellikle kentsel dönüşümde İzmirli, Karşıyakalı hemşehrilerimizden güvene dayalı yoğun talep görüyoruz. Buralarda yatırım yapıp, mağaza ya da daire alanların geçmişte olduğu gibi yüzünün güleceğine eminiz. Karşıyaka’da yaptığımız tüm binaların dış görünümleri diğer tüm yapılardan farklı. İzmir’in Akdenizli dokusuna uygun binalar tasarlıyoruz” diye konuştu.

Yazının devamı...

‘Neden biz üretmiyoruz’ dedi ve...

5 Mart 2017

İşletme okur. Birer yıllık akademik ve özel sektör deneyiminin ardından ticarete atılır. Yağ sektörüne yönelik nakliye işi yapan Mesut Polat, 1995 yılında ise kontrol ve güvenlik sistemleri alanında faaliyet gösteren Polimek’i kurar. Bu alanda yurt dışına olan bağımlılığın önünü kesen Polat, birçok ilke de imza atar. Bugün Türkiye’nin yanı sıra 12 ülkeye ihracat yapan Mesut Polat’ın gündeminde yüz tanıma sistemlerinin üretimi var...




MESUT Polat... Ülkesine olan sevdasını Türkiye’de olmayanı üreterek taçlandıran bir girişimci. ‘Neden kendi ülkemizde kendi insanımızın elinden çıkan Türk malları üretilmesin’ diyerek yola çıkan ve bu uğurda Polimek Elektronik’i kuran Mesut Polat ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecek planlarını konuştuk. 1954 İzmir doğumlu Mesut Polat, Niğdeli asker bir babanın üç çocuğundan en büyüğü... Hem babasının hem de kendisinin yaşadığı kırılmaları anlatarak söze başlayan Polat, şöyle devam etti:

 

O TARTIŞMA YENİ YOLU OLUR
“Niğde’de ayakkabı tamiratı yapan babanın 7 çocuğundan biri olan merhum babam, ev ekonomisine katkı için inşaatlara sırtında çimento taşır. Yine bir iş dönüşü askeri liseyle ilgili gazetede gördüğü haber üzerine evden kaçar. Ailesinin ona izin vermeyeceğini düşündüğünden bunu yapar. Ve rütbesini taktığında baba ocağına döner. Bu babamın kurtuluş hikayesi. Babam benim de onun gibi asker olmamı istedi. Hava harp okulları sınavına girip kazandım. Deneme uçuşuna bile çıktım. Ama muhabere subayı babamın üst rütbeden biriyle, bir ere verilen postal nedeniyle tartışmasına tanık oldum. O an bu mesleği yapamayacağıma karar verdim. Bu da benim hayatımın kırılma noktası oldu.”

 


AYAKKABI SATAR, MUHABİRLİK YAPAR
Mesut Polat’ın üniversite tercihinde yeni adresi o dönemki ismiyle Ege Üniversitesi İktisadi Ticari Bilimler Fakültesi olur. Üniversite süreciyle birlikte maddi sıkıntıların da ortaya çıktığını aktaran Mesut Polat, hikayenin devamını şöyle aktardı:
“Eğitimime gece bölümünde devam etme kararı aldım. Gündüzleri ise ekonomi gazetelerinde muhabirlik yaptım. Kemeraltı’nda ayakkabı sattım. Üniversite öğrencilerinin tezlerini yazdım. Daha sonra ise aynı üniversitede araştırma görevlisi oldum. Ama bir gün kürsü hocamın şahsi işiyle ilgili bir talebi üzerine akademisyenlik kariyerimi sonlandırdım. Özel bir şirkette personel müdürü olarak işe girdim. Oradan da 1 Mayıs’a katıldığım için ayrılmak zorunda kaldım ve askere gittim. Asker dönüşü kendi işimi kurmaya karar verdim.”

 


BİR ŞEYLER ÜRETME İSTEĞİ
İlk başta küspe, daha sonra ise yağ fabrikalarına kimyevi madde satışı yapar. Polat, “Bu sırada bir arkadaşımla tanker alıp yağ taşımaya başladık. Zamanla tanker sayısı arttı. Ve Mekik Nakliyat’ı kurduk. 90’lı yıllarda bir arkadaşım elektronik üzerine çalışmalar yapmaya başladı. Bende de ‘bir şeyler üretme’ isteği ortaya çıktı. O arkadaşımla birlikte 1995’te Polimek Elektronik’i kurduk. Güvenlik sistemleri konusunda Türkiye’nin yurt dışına bağımlı olduğunu tespit ettik. ‘Neden kendi ülkemizde kendi insanımızın elinden çıkan Türk malları üretilmesin, neden bu ürünleri ithal etmek zorunda kalalım’ diyerek güvenlik cihazları üretimi konusunda kolları sıvadık. Bir yıl sonra ortağımla anlaşmazlığa girdik, yolları ayırdık. Tek başıma işi büyüttüm” diyerek bugün kontrol ve güvenlik sistemleri üreticisi Polimek’in kuruluş öyküsünü paylaştı.

 


EKONOMİK OLUNCA
AMERİKALILAR DAVA AÇTI

HEP yenilikleri ortaya çıkartıp, yabancı pazarlarla rekabet ederek, ülkeye hizmet etme hedefiyle çalışan Mesut Polat, bu alanda birçok ilke de imza atar. Polat, “Piyasaya ilk olarak ‘akıllı kalem’ adını verdiğimiz ürünümüzü sunduk. Eskiden kurmalı bekçi saatleri vardı. Akıllı saat ile kurmalı bekçi saatlerinin yerine kullanabileceğimiz bir cihaz geliştirmiş olduk. Bu ürün, bir yerden veriyi alarak başka bir yere aktarabilen seyyar bir cihaz olma özelliğine sahip. Bu teknolojiyi bizden sonra Amerikalılar yaptı. Ve o pazara girmememiz adına da bizi mahkemeye verdi. Çünkü, bizim ürünün üç katı bir fiyata satıyorlardı. Bu çalışmanın ardından 2000’de Elektronik Sanayiciler Derneği’nin düzenlediği ‘teknolojide yenilik’ konusundaki yapılanmada Türkiye’deki KOBİ’ler arasında birinci olduk” diyerek başarılarının tescillendiğini aktardı.

 


AKBİL’DE DE ONUN
PARMAK İZİ VAR

“AKILLI kalemin içerisinde yer alan veri toplama sistemi, İstanbul’da kullanılan ‘akbil’in ta kendisidir” diyen Mesut Polat, şöyle devam etti: “İstanbul’a akbilleri, biz gönderdik. ABD’li Dallas firmasıyla akbil üzerinde ilk çalışmayı biz yaptık. Nasıl kullanılması gerektiğini aktardık. Biz bu işe başlarken Dallas firmasına ilk defa İstanbul’un siluetini bastırdık. İstanbul, akbilin dünyada da ilk kez kullanıldığı şehirlerden bir tanesi.”

 


SIRADA YÜZ TANIMA SİSTEMİ VAR

AR-GE’ye ayrı bir önem verdiklerini ifade eden Mesut Polat, “Türkiye’de ilk kartlı personel kontrol sistemini ürettik. Pazarda kartlı sistem vardı, ama hepsi ithaldi. İnsanımızın yapısını göz önüne alarak ‘nasıl bir program yazarız?’ konusunda çalışmalarımızı yürüttük. Türkiye’deki ilk parmak izi cihazını da biz ürettik. Şu anda yüz tanıma cihazları üzerinde çalışıyoruz. Pazarda yüz tanıma cihazları var, ama Türk malı ne yazık ki, yok. İnsanlar kontrol edilmek istemiyor. Onun için insanlara hissettirmeden yapılan kontrol sistemi üzerinde de çalışıyoruz” diyerek gelecek planlarını paylaştı.

 

KISA KISA
* “Programdan yazılıma ve cihaza her şeyi kendi bünyemizde çözüyoruz” diyen ve terzi usulü çalıştıklarını belirten Mesut Polat, 1995’ten günümüze yaklaşık 100 bin sanayi kuruluşuna ürün sattıklarını söyledi.
* Sürekli yenilik peşinde olan Mesut Polat, “KOSGEB desteğiyle okullarda kullanılan çipli kontrol sistemlerini geliştirdik. Çocuk evden çıktıktan sonra kaç kitap okuduğundan, öğlen ne yemek yediğine, abur cubur tüketimine kadar her şeyden haberdar eden bir sistem” diyor.
* “Neredeyse tekerlekli yağ boru hattı kurduk” dediği nakliye işinden Mesut Polat, 2012’de tüm hisselerini ortağına devrederek ayrıldığını da aktardı.

Yazının devamı...

Gayrimenkulün ilk karnesi İYİ

27 Şubat 2017

2016’yı yüzde 7’lik büyümeyle 201 bin 187 konut satışıyla kapatan Ege’nin 7 kenti 2017’ye de iyi bir başlangıç yaptı. TÜİK verilerine göre geçen ay, 2016 Ocak’a kıyasla yüzde 13.11’lik büyümenin yaşandığı Ege’de 13 bin 985 konut satışı gerçekleşti. İzmir, 5 bin 665 konut satışı ve yüzde 40’la yine Ege’de en yüksek paya sahip kent oldu. Satış sayılarına göre İzmir’i 2 bin 254 ‘e Aydın, bin 729 konut satışıyla da Balıkesir izledi.

Uşak yine lider

Satışta Ege’nin son numarası olan Uşak, konut satışında yine en hızlı büyüyen kent oldu. 2016 Ocak’a kıyasla Uşak, geçen ay yüzde 78.46’lık büyümeyle 464 konut satışına imza attı. Büyüme oranında Uşak’ı yüzde 36.66 ile Denizli izledi. Geçen ay büyümenin en düşük olduğu kent ise yüzde 1.26 ile Muğla oldu. Ege genelinde ipotekli konut satışları da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32.66 oranında artış göstererek 5 bin 543 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı ise yüzde 39.6 olarak gerçekleşti.

 

MUĞLA’DAN YABANCI ATAĞI
EGE genelinde ilk defa satılan konut sayısı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9.89 artarak 5 bin 912 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk satışın payı ise yüzde 42 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satışında ilk 10’da yer alan Aydın ve Muğla, son dönemde bu alanda sıkıntı yaşıyor. Muğla bir önceki döneme kıyasla satışlarını Ocak 2017’de yüzde 29 artırarak 40 oldu. Aydın’da ise yüzde 29’luk gerilemeyle 45 konut yabancılara satıldı.

 

***

Bu kampanyalar çoğalsın

İSTANBUL gayrimenkul piyasasında ardı ardına kampanyalar açıklanıyor. Ege’de ise sessizlik devam ediyor. Birkaç projeden de güzel haberler yok değil... İzmir Çiğli’de Katal İnşaat ve Murat Gökçekaya Kuyumculuk işbirliğiyle yapımı devam eden For You Suite projesinde ‘Yüzde 1 peşin, 1+1 senin’ dönemi başladı. Tamamı1+1 dairelerden oluşan projeye yoğun ilgi olduğunu söyleyen Katal Şirketler Grubu Satış ve Pazarlama Müdürü Tahsin Şahin şu bilgili aktardı:

 

Yüzde 1 peşin, 1+1 senin

“Projenin yüzde 85’inin satışı tamamlandı. Kalan yüzde 15’lik bölümde peşinatı olmayan müşterilerimize de yardımcı olabilmek için ‘Yüzde 1 peşin, 1+1 senin’ kampanyasını başlattık. 2 bin 100 lira peşinatla ev sahibi yapıyoruz. Projemiz 65 metrekare ve 75 metrekarelik 325 adet 1+1 bağımsız bölümden oluşuyor. Proje 2018 Ocak’ta tamamlanacak. Projemizde bir de sevgi yolu oluşturduk. Burada çeşitli mağazalar ve restoranlar yer alacak. Bölgedeki üniversite öğrencilerinin toplanma noktası olacak.”

Yazının devamı...

Dünyayı sarıp sarmalayan adam

26 Şubat 2017

1994’te ise Almanya’nın yolunu tutar. El becerisini esnaflık tecrübesiyle harmanlayan Şenol Özbey, otomotiv yan sanayinde çalışır. Özbey, 11 yıllık Almanya macerasının ardından Türkiye’ye dönüş kararı alır. İzmir’e eli dolu gelen Şenol Özbey, Almanları da ikna ederek Ege Serbest Bölgesi’nde sanayi tipi streç film üretmeye başlar. Gece gündüz çalışarak Beypak’ı büyütür. Bugün birçok ülke ve markaya ürün gönderen Özbey, şimdi de iki atıl binanın yerinde kuracağı tesiste fark yaratan ürünler üretmeye hazırlanıyor.

 

ŞENOL Özbey... Genelin aksine farklı olanın peşinden giderek sanayi tipi streç film sektöründe başarıyı yakalamış bir girişimci. ‘Zamana uymayan zamanla gider’ sözüyle yol haritasını çizen Beypak Stretch Film’in yönetim kurulu başkanı Şenol Özbey, girişimcilik öyküsünden yatırıma ve hedeflere kadar birçok şeyi anlattı. 1965 doğumlu, memur bir babanın 5 çocuğundan ortanca olan Şenol Özbey, elektrik teknisyeni babasının görevi nedeniyle bir dönem Ankara’da yaşar. Özbey, hikayenin devamını şöyle anlattı:


SU DA SATAR, ÇIRAKLIK DA YAPAR
“Merhum babam emekli olduğunda Aydın’a geldik. Daha sonra ise İzmir’e taşındık. Bu süreçte ben okuldan arta kalan zamanda kendimi bildim bileli hep çalıştım. Su da sattım, çıraklık da yaptım. Dükkan açıp-kapattım. Dükkanın önünü süpürdüm. Ama ilk maaşlı işim 14 yaşında merhum ağabeyimin yanında oldu. Ondan esnaflık kültürünü öğrendim. Bir süre onun peşinden yürüdüm. 1994’te ise Almanya’ya gitme kararı aldım. Orada da bir süre sıkıntı yaşadım. Babam sanatkar bir adamdı. Ondan bana geçen bir el becerisi vardı. Onu esnaflıkla harmanlayarak otomotiv yan sanayinde işe girdim. Burada grup şefliğine kadar yükseldim. Audi’nin ilk A6 modelinde iç dekorasyonu konusunda oluşturulan 5 kişilik çekirdek ekipte yer aldım.”


ALMANLARDAN ORTAKLIK TEKLİFİ
Bir süre sonra Şenol Özbey’in çalıştığı firma kapanır. Bu süreçte lise mezunu olan Özbey, mesleki eğitim almaya karar verir. Özbey, şöyle devam etti:
“38 yaşında ve iki çocuk babasıydım. Tabii, ilk etapta meslek yüksekokulu beni kabul etmedi. Çeşitli sınavları geçerek bu amacıma ulaştım. Endüstriyel mekanik üzerine eğitim almaya başladım. Bu dönemde de yeni iş arayışlarına girdim. İtalyanların dondurma üretimi dikkatimi çekti. Bu yapıyı Türkiye’ye taşıma fikri ortaya çıktı. Artık ülkeme dönmek istiyordum. Ama İtalyanları ikna edemedim. Bir vesileyle sanayi tipi streç film üreten Alman m+b packaging group’un kurucularıyla tanıştım. Bir süredir beni gözlemeyen bu gruptan Türkiye için ortaklık teklifi aldım. Bilmediğim işe girmeyeceğimi ve bunun eğitimini almam gerektiğini söyledim. Bu işin eğitimini veren kurumun olmadığını söylediler ve Almanya’daki fabrikalarının kapılarını bana açtılar.”


GURBETTEN ELİ BOŞ DÖNMEZ
Şenol Özbey, 8 ay boyunca işi öğrenmek adına gece gündüz m+b packaging group’ta çalışır. Sevkiyattan ürün sarmaya ve makine kurulumuna kadar her birimde staj yapan Özbey, “Artık Türkiye’de bir şey yapma zamanı gelmişti. Geri dönerken de eli boş dönmek istemiyordum. Yatırım için çeşitli kentlerde incelemelerde bulundum. 2005’te yatırıma karar verdik. 2006’da ise Ege Serbest Bölgesi’nde Beypak’ı kurduk. Yarı mamulden ürettiğimiz strecin yanı sıra palet streçleme ve ambalaj makinelerini Türkiye’de satmaya başladık. Benimle birlikte iki kişi vardı. 5 yıl gece gündüz çalıştım. 2011’de de daha büyük bir yere ve üretimi büyütme kararı aldık. Alman ortakları da ikna ettik. Tabii, yeni tesisle özel ürünlerle büyüyebilirdik. Ve olmayanı yapalım dedik. O güne kadar 23-17 mikron aralığında olan streci biz 9 mikrona indirip ürettik. Mukavemeti yüksek olan bu ürünle şu an dünyadaki üç üreticiden biriyiz” diyerek geldikleri durumu paylaştı.

 


ATIL TESİSLER ÜRETİME DÖNÜYÜR
YATIRIM konusunda boş durmayı sevmeyen Şenol Özbey, 2012’de yeni tesiste üretime başladıkları süreçte bu alanın da kendilerine yetmeyeceğini düşünür. Özbey, “Ege Serbest Bölgesi’nde bulunan fabrikamızın karşında yıllardır atıl durumda olan iki bina vardı. Uzun uğraşlar sonucunda bu iki alanın tahsisini almayı başardık. Ve geçtiğimiz günlerde de burada temel atma töreni yaptık. Temmuz gibi de yeni fabrikamızda üretim yapmayı planlıyoruz. Şu an 5 bin ton olan yıllık üretimimizi 10 bine, 10 milyon dolar olan ihracatımızı ise 20 milyon dolara çıkarmayı planlıyoruz. 5 milyon euroluk bir yatırım olacak” diyerek yeni yatırımları hakkında bilgi verdi.

 


KIYMETLİ ÜRÜNLERE ZIRH
“ZAMANA ayak uydurmayan zamanla gider” diyen Şenol Özbey, “2012’de bunu yaptık. Bu sektörde çok oyuncu var. Dolayısıyla rekabet etmek ve bir adım öne geçmek için bu tip hamlelere ihtiyaç var. Biz butik bir üretici olarak farkımızı ortaya koyuyoruz. Şimdi yeni tesisle birlikte de farklı ve rekabetçi ürünler üreteceğiz. Herkesin ürettiği ürün kendine kıymetli. Biz de bu kıymetli ürünlerin nakliye sırasında güvenliğini sağlayan streç filmi üretiyoruz. Bir yerde zırh görevi üstleniyoruz. Ve farkındalık yaratan ürünlerimiz onlara fayda sağlıyor” diyor.

 


BU İŞ OLMAZ DİYEN ÇOK OLDU
“ÜLKEMİZİN ve firmamızın geleceğine güveniyoruz” diyen Şenol Özbey, “Yeni fabrikamızda ikinci üretim hattımız 2018’de devreye girecek. Biz o gelmeden üçüncü üretim hattının da siparişini verdik. İlklere imza attığımız sektörde zorluklarla karşılaştık. ‘Bu iş olmaz’ diyen çok oldu. Kapları çalmaktan hiç korkmadım. Fakir bir ailenin çocuğu olarak başarmak zorundaydım. Butik ve farklı mal üreterek bunu başardık. Bu mantıkla yeni tesisinde bir süre bize yetmeyeceğini düşünüyorum” diyerek gelecekte de yeni yatırımların sinyalini verdi.

 

KISA KISA
* Şu an 30 kişilik bir ekiple çalıştıklarını söyleyen Şenol Özbey, yeni yatırımla bu sayının 50’ye ulaşacağını söylüyor.
* Şenol Özbey, Beypak’ın üretiminin yüzde 90’ını başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine ihraç ettiğini söyleyerek, “Burada da Alman ortağımızla yarattığımız ENOfilms markasıyla yol alıyoruz” diyor.
* Bu yıl içinde tamamlanması beklenen yeni fabrikada sıra dışı bir de toplantı salonu olacak. Şenol Özbey, “İdari bina ile üretimi bir birine bağlayan bir asma köprü yapılacak. Bu köprü gerekli durumlarda paneller yardımıyla kapatıldığında toplantı salonuna dönüşecek” bilgisini verdi.

Yazının devamı...