"Tufan Türenç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tufan Türenç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Tufan Türenç

Almanya Erdoğan'ın gelmesini istemiyor

23 Mayıs 2014

Sanırım dünya siyasetinde bir ilki yaşıyoruz.

Aralarında hiçbir problem olmayan, üstelik ticaret ilişkileri çok yoğun olan iki ülkeden biri Türkiye’. Onun Başbakanı Erdoğan, ikinci ülke olan Almanya.

Erdoğan, Almanya’ya özel bir gezi yapmak istiyor.

Erdoğan’ın amacı bu dost ülkede yerleşmiş Türklerle bir mitingde buluşmak ve yakında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisine destek vermelerini istemek.

Erdoğan’ın ziyaret edeceği ülkenin Başbakanı Merkel ile muhalefet ve iktidar partililerinin milletvekilleri Türkiye Başbakanı’nın gelişinden ve burada yapacağı konuşmadan tedirginler.

Önce Dışişleri Bakanı ve bazı milletvekillleri Erdoğan’ı konuşmasını yaparken sorumlu davranması için çok ciddi bir şekilde uyarıyorlar.

Bazı Alman miletvekilleri ise Türk Başbakanı’na toplantı izni verilmemesini istiyorlar.

Bir kaç gün sonra bu kez ülkenin Başbakanı Merkel de Erdoğan’ın gezi sırasında sorumlu davranacağına inanıdığı açıklama gereğini duyuyor.

Bazı milletvekilleri ise Almanya’da yaşayan Türkler’in cumhurbaşkanı seçimi için oy verme sürecinde, hukuk ve ve demokrasi ilkelerinin ihlal edileceği endişesi içinde olduklarını açıklıyorlar.

Bu açıklama ve uyarıların diplomatik dildeki karşılığı şudur:

“Sizin burada yaşayan Türkler’le bir mitingte buluşmanız ve yapacağınız konuşma Almanya’nın huzurunu bozar. Bunun için buraya gelmemeniz bizi mutlu eder.”

***

Bu gelişmeler son derece tatsız ve rahatsız edici…

Almanya eğer Köln’de düzenlenecek mitingte olaylar çıkarsa bunun sorumlusunun Erdoğan olacağını peşinen ilan ediyor.

Yaşanan bu gelişmeler, Erdoğan’ın Batı’da nasıl bir algı yarattığını gösteriyor.

———————————————————–

Odalar Birliği’nde protokol skandalı

Erdoğan kendisine “Diktatör” denmesinden şikayetçi.

Odalar Birliği toplantısında karşısında oturan Kılıçdaoğlu’nu görünce bu şikayetini dile getirmek istedi.

“Benim için diktatör diyenler var. Şu an karşımda oturuyorlar. Tayyip Erdoğan diktatör olacak sen bu ülkede meydanlarda dolaşacaksın. Önce ağzından çıkanı kulağın duysun.”

Evet Başbakan Erdoğan bir “diktatör.”

Türkiye’yi bırakın, bütün dünyada “Diktatör” olarak anılıyor.

Hiç kuşkusuz Erdoğan 30′lar 40′larvari bir diktatör değil, günümüzün dünya değenlerine göre bir “Diktatör,”

***

Tayyip Bey toplantıdaki prokolu da değiştirdi.

Önce kendi konuştu ve gitti.

Kemal Bey’e Erdoğan gittikten sonra söz verildi. (Oysa bu tip toplantılardaki uygulama şöyle: Başbakan veya Cumhurbakanı en son konuşuyor)

CHP lideri haklı olarak TOBB yöneticilerinin Tayyip Bey’den korktukları için protokolu değiştirdiklerini söyledi ve bunu eleştirdi.

Sonra Tayyip Bey’in diktatör olduğunu örneklerle anlattı.

Bu toplantı Tayyip Bey’in eleştirilme allerjisinin dorukta olduğunu gösteriyor.

——————————————————————————————-

Maden işçisinin canını o maskelere feda edenler

Facianın yaşandığı madende işçilere dağıtılan maskeler içler acısı.

Sanki onları kurtarmak için değil de, bir an önce ölmeleri için dağıtılmış.

20-25 yıllık. Yer yer küflenmiş.

Söylenenlere göre 45 dakika değil çok daha az sürede oksijeni biten maskeler.

Kömür ocaklarına uygun olmayan maskeler.

Beş kuruşluk vicdanı olan bir işveren, bu maskelerle o işçileri her an ölüm kusmaya hazır olan o madene sokmaz.

Bunun cinayettir.

Yazının devamı...

Aynı trajediyi oynuyoruz

14 Mayıs 2014

İşte kömür madeni kazalarında tarihin en büyük felaketini yaşıyoruz.

Acılarımız bitecek gibi değil.

Yüzlerce insanımızı yitirdik.

Her felakette olduğu gibi aynık trajediyi oynayacağız.

Yine ağıtlar yakacağız...

Yine milli yaslar ilan edeceğiz...

Yine sorumlulardan hesap sorcağımıza dair yeminler edeceğiz, antlar içeceğiz.

Yine politikacılarımız aynı nutukları atacaklar. Arkasından yine vaatler gelecek.

Sonuç...

Hiçbir şey değişmeyecek.

Üç beş gün sonra yaşadığımız acıları unutacağız.

Ve hiçbir önlem almadan günleri geçireceğiz.

Yeni bir felaket gelince yeniden aynı tiyatroyu oynayacağız.

Bu laçkalık, bu bellek tembelliği, bu unutuverme özürü genlerimizde var.

***

Dünyada kömür madeni felaketlerinde bir numarayız.

Ölüm oranı en yüksek ülkeyiz.

Bizi Çin ve Kore izliyor. Ama onlar bile ölüm oranlarını yıldan yıla düşürecek önlemler alırken biz ölümlerin yükselmesini engeleyemiyoruz. Çünkü bu işi ciddiye almıyoruz.

O zaman geriye bir tek çare kalıyor.

Kapatalım bu yeraltı madenlerini. Gerekli olan kömürü ithal edelim.

Hem faciaları önlemiş oluruz, hem de daha az zarar ederiz.

Çünkü madenlerde modern yöntemleri seri olarak devreye sokamıyoruz. Bu nedenle verimi arttırak ve kazaları azaltarak maliyetleri düşürmeyi beceremiyoruz.

Maliyetleri, insanları ucuz çalıştırarak, işçi haklarına aldırmayarak, insan yaşamını hiçe sayarak düşürme yolunu seçiyoruz.

Kapatalım bu madenleri boşu boşuna insanlarımızı ölüme mahkum etmeyelim.

Yıllardan beri aynı trajedileri oynamaktan bıktık usandık.

Yazının devamı...

Ah bu kraldan fazla kralcılar

7 Aralık 2013

Alkışlandılar. Sonra da o formaları çıkarıp normal formalarıyla maçı oynadılar.
Olay kapandı gitti.
İki gün sonra kraldan fazla kralcı olanlar inanılmaz bir işgüzarlıkla Fethiyespor'u Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu’na verdiler.
Garip ve komik gerekçeleri de şu:
“Fethiyespor hepimizin milletçe sahiplendiği değerleri, sadece kendilerine mal ederek tartışma yaratmak için kullandıkları görülmüştür”
Meğer Federasyon Fethiyesporlu futbolcuların Atatürk’ü sadece kendilerine mal etmesine ve bunu tartışma yaratmak kullanmasına kızmış.
Bu kafayı gelin de anlayın.
Kardeşim, Atatürk onun olduğu kadar senin de değerin değil mi?
Sen de Atatürk’ü Fethiyesporlu futbolcular kadar sevmiyor musun? Saygı duymuyor musun?
Evet, diyorsan o zaman ne diye rahatsız oluyorsun.
Sayın Futbol Federasyonu yöneticileri, sakın iktidara yaranmak için bu işi yapmış olmasın?
Kraldan fazla kralcılık yapmalarını da bu saçma sapan gerekçeyi yazarak gizlemeye çalıştılar.
Kusura bakmasından ama kimseyi ikna edemezler.
Edemezler çünkü bu gerekçenin uzaktan yakından akılla, mantıkla bağdaşır yanı yok.
Burada düpedüz iktidara yaranmak gibi ucuz bir kurnazlık var.


Yazının devamı...

Kendine özgü insandı

2 Mart 2011

Dindar olabilir. Ama dinci olamaz. Erbakan dinciydi.

Profesördü ama torpilli takımından değildi.

Öğrencileri onun çok iyi bir hoca olduğunu söylerlerdi.

Ben Erbakan’la ilk kez 1974 yılında yüz yüze geldim. Milli Selamet Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda gazetecilerin sorularını yanıtlamıştı.

Ankara’ya Ecevit’le koalisyon görüşmelerine gidiyordu.

Can alıcı soru CHP ile koalisyon yapıp yapmayacaklarıydı.

Erbakan devamlı gülümsüyor, lafı dolaştırıp duruyor, bir türlü açık ve net bir yanıt vermiyordu.

Ama Ecevit’le anlaşacakları havasındaydı.

Ancak Ecevit-Erbakan görüşmesi olumsuz geçmiş ve bir anlaşma olmadığı açıklanmıştı.

Şaşırmıştık. Erbakan İstanbullu gazetecileri yanıltmıştı.

Daha sonra Deniz Baykal ile Oğuzhan Asiltürk yeniden konuyu ele alıp koalisyonun kurulması için aradaki pürüzleri gidermişler, Ecevit Başbakan, Erbakan ise Başbakan Yardımcısı olmuştu.

* * *

Koalisyon başlarda çok uyumluydu. Hatta bu sayede Türkiye Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmış ve adaya çıkmıştı.

Erbakan puan toplamak için “Adanın tamamını fethedelim” diye tutturmuştu. Ecevit zor frenlemişti Hoca’yı.

Sonra koalisyon dağıldı.

Bir gün Ecevit harekat günleri ile ilgili bir anısını şöyle anlatmıştı:

“Harekâttan sonra ABD’nin koyduğu ambargo bizi zor durumda bırakmıştı. Kredi bulmakta zorlanıyorduk. Bakanlar Kurulu’nda Erbakan ‘Ben Arap ülkelerini bir dolaşayım. Oradan para bulurum’ dedi ve geziye çıktı. Ama bir kuruş bile bulamadan geri döndü.”

Erbakan Milliyetçi Cephe (MC) döneminde de para bulmak için Arabistan seferine çıkmış, yine para bulamamıştı.

Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil “Arap liderler bana sakın bir daha bize Erbakan’ı yollamayın” dediler. Ben de durumu Başbakan Demirel’e ilettim” demişti.

Erbakan bir daha da Arap ülkelerine gitmedi.

* * *

Erbakan inanılmaz derecede hayalci bir politikacıydı.

Ağır sanayi hamlesi başlatıyorum diye Anadolu’da her gittiği il ve ilçeye hayali temeller attı.

O temellerin çukurları kısa zaman sonra yağmur sularıyla dolmuştu.

Hoca 100 bin tank, 100 bin top ve uçak yapacaklarını açıklamıştı.

Ama bunlar hep hayal olarak kaldı.

Bir de Hoca’nın Almanya maceraları var.

Yakınlarına anlattığına göre, okulu bitirdikten sonra Almanya’ya staj yapmaya gittiğinde Almanlar bu parlak Türk mühendisini çok beğenmişler ve “Ah!.. Ah!..

Bu genç bize İkinci Dünya Savaşı’ndan önce gelseydi biz savaşı kazanırdık” demişler.

Bilmiyorum Erbakan bu anlattıklarına kendisi inanır mıydı?

Ama taraftarları kesin inanıyordu.

1997 Refah Yol döneminde Başbakan Erbakan liradan 6 sıfır atma önerisine sıcak bakmış, bunun hazırlıklarını yaptırmış, ancak 28 Şubat olunca iş yatmıştı.

Bu olay daha öncekiler gibi hayal değildi. Gerçekti.

Bundan eminim çünkü bunu bana operasyonu yapacak olan danışmanı ekonomist Prof. Osman Altuğ anlatmıştı.

Allah rahmet eylesin ilginç, renkli bir politikacıydı.

Onunla birlikte politikada dinin kullanılması zirve yapmıştı.

Boynuz kulağı geçer misali, öğrencileri hem dini kullanmada, hem de icraatları allayıp pullamada hocalarını fersah fersah geride bıraktılar. 

Yazının devamı...

AKP’nin ileri demokrasisi

28 Şubat 2011
Siyasi iktidar buna izin verse hukuk devletinin bütün cilalarının döküleceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.
Silivri’ye gidip, duruşmaları izleyebilen vatandaşlar bunu çok açık olarak görebiliyorlar.
Hukukun bittiğine, yargılanan insanların adalet bulamadıklarına hüzün duyarak tanık oluyorlar.
Cuma günkü 2. Ergenekon davası duruşmasında tam Aziz Nesin’lik bir olay yaşandı.
Tutuklu sanıklardan Teğmen Mehmet Ali Çelebi savunmasını yaparken şöyle dedi:
“Bizi Çanakkale’de yenemediler, Sarıkamış’ta yok edemediler, Kurtuluş Savaşı’nda da yenemediler. Şimdi bizi üfleyerek yok etmeye çalışıyorlar. Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz. Işığımız O.”
Teğmenin bu sözleri alkışlandı.
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Köksal Şengün salondakilere “Lütfen mahkemeyi başka tedbirler almaya zorlamayın. Alkışı dışardan değil, içinizden yapın” uyarısında bulundu.
İster gülün, ister ağlayın. İsterseniz ikisini birden yapın.
* * *
Bir başka vahim, hem de çok vahim bir gelişme de Mustafa Balbay’la ilgili.
Meslektaşımız hiçbir geçerli delil olmaksızın, terör örgütü üyeliğinden ve darbecilikten yargılanıyor.
Arkadaşımız tam iki yıldır haksız yere, hukuk çiğnenerek tutuklu bulunduğunu anlatmaya çalışıyor.
Defalarca yaptığı tahliye talepleri ise hep ikiye bir reddediliyor.
Delilleri karartamayacağı gibi kaçma olasılığının bulunmadığı bilindiği halde hukuka aykırı olarak cezaevinde tutuluyor.
Çağdaş hukuk anlayışına aykırı olarak tutukluluk hali cezaya dönüştürülüyor.
Ama Mustafa ve avukatları ne yaparlarsa yapsınlar adalet bulamıyorlar.
Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmak zorunda kaldılar.
Acaba Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki Türk Yargıç Işıl Karakaş başvuruya karşı Türkiye’yi nasıl savunacak?
Mustafa gibi yurtsever bir insanın ülkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikâyet etmesi ne kadar acı bir olay.  
Biliyorum ki, Mustafa bu başvuruyu yaparken kahrolmuştur.
* * *
Bakın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye ne duruma düşürülüyor.
Işıl Karakaş’ın açıklamasına göre son bir yıl içinde yargılama süresinin ve tutukluluğun uzunluğu davalarının sayısında büyük artış oldu.
Karakaş şöyle diyor:
“Geçen yıldan bu yana dava sayısında yüzde 34 artış var. Bu çok büyük bir artış. Yani yılda dava sayısı 4 bin iken 6 bin 500 oldu.”
Karakaş sözlerini şöyle sürdürüyor:
“En çok başvuru yapılan ülke Rusya, sonra Türkiye, daha sonra da Romanya. Ben şahsen Türkiye’nin 2. olmasını üzüntüyle karşılıyorum. Bu durumu esef verici buluyorum. Şu anda Türkiye için bekleyen 18 bin 500 dava var.”
Karakaş bu açıklamayı 3 ay önce yapmıştı. Büyük olasılıkla bu sayı 20 bini bulmuştur, belki de geçmiştir.
İşte AKP’nin Türkiye’ye getirdiği “ileri demokrasi!”
Hepimize mübarek olsun.         
Yazının devamı...