"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

‘Nikbinlik’

23 Nisan 2019

Bayramınız kutlu olsun...

Her yıl bugünlerde sizlerin değil, çocukluğun masumiyetini kaybetmiş, yürekleri para hırsı, güç sarhoşluğu, “Benden başka haklı yoktur; olamaz, olmamalıdır” fikri ve benzeri “büyüklük hastalıklarıyla” kararmışların okumaları için yazılar yazarım.

Aslında sizlere reva görülen, görmezden gelinen kötülükleri anlatan raporlardan yola çıkılan bu yazıları sizlerin okumanızı istemem...

Birleşmiş Milletler’in raporuna göre 12 saniyede bir çocuk ölüyor dünyada, dakikada 6 çocuk kaybediyoruz. 2017’de hayatını haybeden 6.3 milyon çocuğun neredeyse tamamı “önlenebilir hastalıklar” yüzünden can verdi, öyle yazıyor raporlar...

59 milyon çocuk eğitim hakkından faydalanamıyor...

Emekleri sömürülüyor çocukların. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın 23 Nisan için hazırladığı rapora bakınca korkunç rakamlar, istatistikler akıyor zehir gibi içimize içimize...

Sayıları artık “milyonla” ifade edilen çocuklar üç kuruşa, beş kuruşa eziliyor atölyelerde, fabrikalarda, tarlalarda...

Raporlardan okuyoruz:

Yazının devamı...

Bir yolcunun teşekkürüdür

9 Nisan 2019

Söz konusu 4 bin 500 kişi, İstanbul Atatürk Havalimanı’nın ödül üstüne ödül alan ve parmakla gösterilen bir üsse evrilmesi için emek vermiş, çoğu zaman insanüstü çaba göstermiş bir ekipten...

İşini kaybeden 4 bin 500 kişi için ayrı, kaybolan, boşa çıkartılan, yok sayılan dev bilgi ve tecrübe birikimi için ayrıca üzgünüm.

THY’nin yükseldiği, yıldızının parladığı yıllarda en büyük destekçilerinden olan bu kadro, atılımlara mükemmel şekilde uyum sağlanmasında anahtar rol oynamıştı.

Haziran 2016’da 45 kişinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı aşağılık terör saldırısını hatırlayalım...

DEAŞ’ın gerçekleştirdiği menfur saldırının ardından İstanbul Atatürk Havalimanı’nı akıl almayacak kadar kısa bir süre içinde yeniden devreye sokabilen kadronun elemanlarıdır bugün işlerinden kopartılanlar.

Hatırlaması elbette çok acı ama o korkunç manzara gözlerimizi kapattığımızda karşımıza dikiliveriyor değil mi?

Tavanı delinmiş, duvarları delik deşik olmuş, her köşesine acı, korku, kan kokusu sinmiş havaalanını 4 saatte, inanması gerçekten güç gelse de yazı ile “dört” saatte yeniden devreye sokmuşlardı.

“Haklarını ödeyemeyiz”

Yazının devamı...

Nefes nefese bir yarış

7 Nisan 2019

Galatasaray, kupa mücadelesinde aşamadığı Yeni Malatya karşısında oyuna bu kez daha kararlı başladı ve kararlılığını maç sonuna kadar sürdürdü.

Hedef büyük, yol kısalmış vaziyette ve kaçan değil, kovalayan tarafta Galatasaray. Klasik ifadeyle “her maça mutlak galibiyet parolasıyla çıkılacak” demek oluyor bu; malumunuz. Hafta içinde kupa mücadelesinde aşamadığı rakibini bir kez daha sahasında ağırlayan Galatasaray bu kez daha kararlı başladı maça. Baskı kurarak, Mariano-Feghouli ve Onyekuru-Linnes hattını iyi besleyerek giriş yaptı ve bunu kararlılıkla sürdürdü. Orta sahada mutlak hâkimiyetini ilan etti, kaybettiği topları çabuk geri kazandı ve tansiyonu, ritmi belirleyen taraf oldu. Bu baskıya yalnızca “savunmada kesintisiz teyakkuz hali” ile cevap vermeye çalışan Malatya ekibi ise oyunun hücum kısmını feda etmiş oldu ve bir yerde kaçınılmaz olanı beklemeye koyuldu. Baskıyı özetlemek için ilk yarı sonundaki bir istatistiği paylaşmakta fayda olabilir: 45 dakika içinde 25 kez ceza sahasında topla buluşmuştu sarı kırmızılılar. Feghouli’nin golünün neredeyse “dünyanın toz ve gaz bulutu olduğu” döneme kadar geri gidilerek iptali de moral olarak geriletmedi Galatasaray’ı ve maçın en iyilerinden Linnes’in aldığı penaltı ile öne geçerek soyunma odasına gitti.

GOLCÜNÜN ŞANS PAYI!

Galatasaray maçın ikinci yarısına kaldığı yerden başladı. Rakibi sahasında 30 metrelik bir alana hapsedip, ringde devirici nitelikte yumruk için fırsat kollayan boksör gibi yüklendi. İstediğini alması için de fazla beklemesi gerekmedi açıkçası; 50’nci dakikada Diagne “golcünün şans payı” kontenjanından ikinci kez skor tabelasına imza attı. Malatya temsilcisi iki farkla geriye düştükten sonra biraz hücumu hatırlar gibi oldu ama gerçek manada bir tehdit oluşturamadı. Galatasaray tempoyu kademeli şekilde düşürdü, oyunu rölantiye aldı, penaltıdan farkı üçe çıkardı ve sürprize, strese, derde, kedere, kazaya yol açmadan 90 dakikayı tamamladı. Yarışa devam, koşuya devam...

PASIN HAKKINI VERELİM

İKİNCİ golü atan kişi elbette kayıtlara Diagne olarak geçti. Diagne’den “sekerek” kaleye giden vuruşu Emre Akbaba yaptığı için “Onun hakkıdır” diyenler de, hatta Linnes’in ortasına şapka çıkartanlar da olacaktır herhalde. Ancak “hakkını vermek bakımından” Marcao’nun Linnes’e verdiği mükemmel, kilit açıcı, gard düşürücü pası da es geçmeyelim. Derbide eksikliği çok hissedilecek; orası kesin.

HAFTA İÇİNDE MORAL İDMANI ŞART

Galatasaray kendi başına iş açmakta usta desek yeridir! Sanki eksiklikler, sakatlıklar, cezalar, varlar ve yoklar yetmiyormuş gibi bir de yönetim katında sallandı geçtiğimiz günlerde. Saha içinde son penaltı öncesi Belhanda ve Diagne’nin “Kim atacak?” tartışması hem golle hem de iki futbolcu arasında “sıkıntı” ile neticelendi. Hafta içi ne çalışacaklar bilmiyorum ama bir de moral idmanı şart.

Yazının devamı...

Bir kazananın portresi

4 Nisan 2019

Bir önceki yerel seçimde Tunceli’nin Ovacık ilçesinde başkan seçildikten sonra Türkiye’nin ilgisini çeken Maçoğlu’na duyulan sempati, “Ay canım, bak komünist başkan seçilmiş” veya “Vaov çok cool!” yaklaşımlarının ötesinde bir ilgiyi hak ediyor.

Erdal Emre’nin yazdığı ve Temmuz 2018’de yayınlanan “Komünist Başkan/Ovacık’tan Yeşeren Umut”* adını taşıyan kitap bu çabayı göstermek isteyenlere ışık tutacak nitelikte.

Uzun bir söyleşi veya “nehir söyleşi” tarzındaki kitap sayesinde hem Maçoğlu’nun hayatı hem de önerdiği ve uyguladığı yönetim modeliyle ilgili net bilgilere kavuşmak mümkün.

1968’de Ovacık’a bağlı iki mezradan oluşan toplam 30 haneli Çemberlitaş köyünde 11 çocuklu yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Maçoğlu, en yakın bakkalın 5 kilometre ötede olduğu, elektriğin 1985’te bağlandığı bir ortamda büyüyor.

Henüz çocukluk yıllarında yaşadığı bölgede güçlü olan İbrahim Kaypakkaya çizgisindeki Partizan’la tanışıyor.

Bu noktada bir not düşmek gerekiyor. Maçoğlu TKP’li değil, Dersim Demokratik Halk Dayanışması adıyla kurulan ittifakın adayı.

TKP’nin üçe bölündüğü süreçte de kendi ifadesiyle üç oluşuma da eşit mesafede durmuş.

Ovacık’ta 2014’te koltuğa oturduğunda (ki pek oturmuyor, makam arabası kullanmıyor, kendi arabasıyla geziyor, çalışmalara katılıyor) kasasında 10 bin TL, borç hanesinde 1.5 milyon TL bulmuş.

Yazının devamı...

Yerel, genel, özel

2 Nisan 2019

Yerel yöneticileri belirlemek için çıkılan yolda iktidar cephesi genel çerçeveyi “beka meselesi” üstüne yerleştirmeye çalışırken, muhalefet de başta ekonomik bozulma olmak üzere kanayan yaraları işaret etti.

Hakarete varan söz düelloları, kavgada söylenmeyecek tarzda demeçler, kirli çamaşır üretmek için girilen ve çamura bulanmış şekilde çıkılan dehlizler, dolaplar, dönme dolaplar, yalanlar, kuyruklu yalanlar...

Sinir katsayısı yüksek, takip edenlerde bıkkınlık yaratan yarışta genel siyasi manzara böyleydi.

“Yerelde vaziyet nasıldı ki?” diye soracak olursa... Mesela İstanbul’da bu gergin havayı şehir surlarından içeri sokmamak için samimi çaba gösteren iki aday vardı.

Bakanlık, başbakanlık, Meclis başkanlığı gibi mühim görevler üstlenmiş olan Sayın Binali Yıldırım, memleket genelinde oluşan gerginlik siyasetinden beslenmek yerine sağduyuya hitap etmeye çalıştı.

Küçük bir ilçe başkanlığından CHP seçmeninin beklemekten usansa da umudunu koruduğu yıldız olarak parlamaya yürüyen İmamoğlu da benzer bir tavır takındı.

Ağızlarını, ahlaklarını bozmadan sunacakları hizmetleri anlatmaya çalıştılar o gürültü/patırtı arasında.

Neticede vardığımız nokta nedir peki?

Yazının devamı...

Daha çok Jacinda lütfen

26 Mart 2019

İlk olarak politik açıdan kendisine taban tabana zıt politikacı modelinin tüm özelliklerini ve daha fazlasını bünyesinde barındıran Trump’a “verdiği ayar” ile dikkatimi çekmişti.

Vietnam’da düzenlenen Doğu Asya temalı zirvenin gala yemeğinde yaşanmıştı hadise. Trump yanındakilere Ardern’i işaret ederek Bu hanım memleketinde oldukça hayal kırıklığı yarattı” demişti.

Jacinda Ardern de “Herhalde yüzde 40’ta filan” dedikten sonra gülerek cevabı 90’a yollamıştı: “En azından ben seçildikten sonra kimse sokağa çıkıp protesto yürüyüşü yapmadı!”

Ülkesinde yaşanan ve ibadet esnasında 50 masumun hayatını kaybetmesine yol açan terör saldırılarının ardından baş sağlığı için arayan ve Neye ihtiyacınız var? Nasıl yardımcı olabilirim? diye soran Trump’a “Müslüman topluluklara sempati ve sevgi” cevabını vererek ikinci ayarını da çekmiş oldu.

Ülkesinde yaşanan ve tüm dünyada şok etkisi yaratan saldırıların ardından takındığı tavırla, liderliğiyle, konuşmalarıyla, jestleriyle tüm dünyada yıldızlaşan Ardern’e duyulan ilginin, gösterilen sevginin ardında bir umut ışığı yatıyor.

38 yaşında olan ve 9 yıllık Ulusal Parti iktidarını koalisyonla aşmayı başaran İşçi Partili bu genç kadının Nobel’e aday gösterilmesi için imza toplanıyor, “Dünya başkanlıkla yönetilsin, başkan da bu kadın olsun, oyum ona” diyenler sadece memleketinden çıkmıyor.

İçtenliğiyle, bir öfke seline dönebilecek büyük acıyı doğru davranışlarla, barışçıl mesajlara aşarak başta Müslüman dünyası olmak üzere herkese güven veren Ardern’in sosyal medya hesapları teşekkür mesajlarıyla dolup taşıyor.

“Allah seni kötü insanlardan ve şeytanlardan korusun, bayan Jacinda Ardern! Türkiye’den sevgiler, saygılar...”

Yazının devamı...

Kopuk uçurtma

21 Mart 2019

Çoğunuz güvenilir, ödüllü, yaptığı haberlerle toplum adına somut fayda sağlayabilen, taş gibi bir gazeteci olarak tanıyordunuz Gülden’i büyük ihtimalle. Öyleydi...

“Beşinci Kat”ın has bir üyesiydi Gülden.

1995’in son günlerinde, askerden gelip Hürriyet’in yazıişlerinde ustam Ayhan Atakol’un yanına editör olarak döndüğümde gazetenin bir numaralı konusu bu “Beşinci Kat”tı...

Neyyire Özkan, çoğunluğu kadın, genç, güçlü, cesur, modern has gazeteciler ve has gazeteci adaylarından bir ekiple “Beşinci Kat”taki küçücük bir odadan gazeteyi sallıyordu.

Türkiye’nin, medyanın, medyanın üretim aygıtlarının çılgınca bir hızla değiştiği çağda “Eski Babıâli” ekolü de etki alanını hızla kaybediyordu.

Erkek egemen, mesleki manada çok muhafazakâr bu yapının üstten bakmaya çalışmasını vesaire, kısa süre içinde çatır çatır gazetecilik yaparak komik hale çevirdiler.

O güne kadar genellikle “ana gazeteye girmeyen çerçöpün, bol fotoğraflı gezi yazılarının, ilandan dolayı sığmayacak röportajların” yığıldığı hafta sonu eklerini bağımsız gazetelere çevirdiler.

Sadece orada kalmadılar, dünyanın her yerinden gazeteye manşet, ödüllü haber taşıdılar.

Yazının devamı...

Eski dünya, yeni kuşak

14 Mart 2019

Geleceği ya boş ya karanlık görünüyor.

Böyleyken, bilincin ve kuşkunun yükü altında

Eylemsizlik içinde kocuyor...”

1980’lerde perde kapanırken, 1990’lara girerken, Moda’daki öğrenci evimizin duvarında kahramanlarımızın fotoğraflarının yanında bu dizelerle başlayan bir şiir asılıydı.

Henüz 27 yaşını doldurmadan bir düelloda hayatını kaybeden Mihail Yuryeviç Lermontov’un (1814-1841) “Düşünce” şiiri, 12 Eylül’ün baskıcı ortamında yeşermeye çalışan “bizim kuşağı” anlatırmış gibi gelirdi:

“Zenginiz biz, ta beşikten beri

Babalarımızın yanlışlıkları ve akılsızlıklarıyla!

Yaşam üzüyor bizi; dümdüz, amaçsız bir yol gibi,

Yazının devamı...