"Hasan Ercazip" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hasan Ercazip" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hasan Ercazip

Hasan Ercazip

Efora karşı teknik kalite

3 Aralık 2018

 

Tam bir meydan okumaydı Altay’ın yaptığı. Belki de skoru takım henüz yorulmamışken bulma hedefindeydi Altay kulübesi. Top Altay’daydı, oyun kontrolü Altay’daydı ancak bu üstünlük salt efor odaklı kalıp teknik kalite ile birleşmeyince pozisyon zenginliğine dönüşmedi.

 

Altınordu gibi bir rakibe karşı yüksek eforlu oyun, bir büyük kumar aynı zamanda. Altay hedeflediği golü bulamayıp yorulmaya başlayınca, ilk yarının son 10 dakikasından itibaren kontrol el değiştirdi. Topla savaşan meslektaşlarının aksine topla sevişme becerisine sahip Muhammed Mert ve Murat Uçar, Altay kalesini tehdit etmeye başlamıştı. Muhammed, ayağından çok beyninden çıkan frikiğinde direği dövse de ilk yarının sonunda kaleci Egemen’in de ikramıyla Altınordu’yu üstünlüğe taşıdı.

 

İkinci yarının başı kritikti. Takımın fizik kalitesini iki değişiklik ile yükselten Altay kulübesi, penaltıdan golü de bulunca oyun bir kez daha ortaya geldi. Kontrol yine Altay’a geçti ancak Murat Uçar imzalı ataklarda net fırsatları kaçıran Altınordu’yu. Buna karşın Altınordu ceza sahasındaki karambollerin ağlarla buluşmamasında, günün ‘yutan elemanı’ Kappel’in payı büyüktü.

 

‘Maç beraberliğe doğru gidiyor’ derken bu kez ‘yıkan eleman’ sahne aldı Altay’da! İlk golü aratmayan bir şekilde kalesine buyur ettiği ikinci gol, 3 puanı Altınordu’ya götürdü. Bir başka ifadeyle Altınordu’nun teknik becerisi, Altay’ın eforuna galip geldi.

Yazının devamı...

Testi kırılmadan

11 Kasım 2018

 

Ancak iç sahadaki Malatya yenilgisi sonrası “Bu Göztepe’ye kızılmaz, alkışlanır” demiş, 2-0’lık Rize galibiyetinin ardından “Bu galibiyet kimseyi kandırmasın, Göztepe yürüye yürüye kazandı” diye eleştirmiş biri olarak derdim tabela olmadı hiç! Zira testi kırıldıktan sonra eleştirmek bir işe yaramıyor.

Öncelikle Göztepe’nin en güçlü bölgesi olarak öne çıkan orta üçlüde sıkıntı söz konusu. Poko’nun, Göztepe’ye gelirken hayal ettirdikleri ile verdikleri arasında uçurum var. Defansif olarak koşuyor, mücadele ediyor ama ötesi yok! Hele hele anlamsız bir şekilde hücum hattına en yakın noktaya çekildiğinde teknik zaafı tavan yapıyor. Dünkü ikinci gol öncesi geçiş hücumunu heba edişi, kaptırdığı topun Göztepe’nin kalesine gol olarak dönüşü bu görüntünün en net örneği. Rakiplerin Göztepe’nin oyun merkezi olarak gördüğü Borges’e yaptığı baskı, maalesef çok etkili oluyor. Ve Castro henüz sakatlık etkisinden kurtulabilmiş değil.

Sadece orta alan da değil sorun. Ben pek göremedim ama dünkü maçta kendi performansını ‘vasatın üstü’ olarak niteleyebilecek bir oyuncu var ise, lütfen bir adım öne çıksın.

Peki ya Bayram Hoca!

İki haftadır yürüyen takıma hiç bir dokunuş yapılmamasına ne denir?

Dün hiçbir şey üretmediği, 1-0 geride kapattığı ilk yarı sonrası Göztepe’nin hiçbir hamle yapmaması nasıl açıklanır?

Oynadığı her maçta formanın hakkını sonuna kadar veren, son maçta oyuna girip golünü atan Alparslan’ın yerine Poko’nun tercih edilmesi hangi mantıkla izah edilir? Hak edene forma teslim edilmezse, ‘adalet’ nasıl tesis edilir?

Yazının devamı...

Yürüye yürüye!

7 Kasım 2018

 

Tepeden tırnağa övgü, gurur, zafer sarhoşluğu...

Oysa önce madalyonun tersine bakmakta fayda var.

1- Sanmayın ki Göztepe takır takır futbol oynadı. Sanmayın ki Çaykur Rizespor’u enerjisi ve iç saha performansıyla teslim aldı. Rakip, böylesine vasat ve yetenek fakiri olmasa bu futbol 3 puana yetmezdi!

2- Saha içinde yaptığı tek olumlu hareket, Halil’in adeta ‘kafasına çarptırdığı topu’ ağlara göndermek olan Yasin Öztekin, ne ruhen ne de bedenen maçta değildi! Kalitesine ve bugüne dek takıma yaptığı katkıya kimse tek söz söyleyemez. Ama dünkü Yasin, 89 dakika kendisini oyunda tutan Bayram Bektaş’a teşekkür etmeli!

3- Poko belki enerji olarak takıma katkı sağlıyor ama teknik kalite ve organizasyon anlamında yine yetersiz. Bence mevcut performanslarıyla Alpaslan, Poko’nun hayli önünde.

Peki bu eksilere rağmen galibiyet nasıl geldi?

1- Öyle bir sağ yumruğu var ki Göztepe’nin, o yumruğu yiyen ayağa kalkamıyor. Dün Gassama ile Halil’in sağ kanattan Rizespor’u nakavt edişini izledik keyifle. Bir kere şunu söylemek gerek. Geçtiğimiz yıl Tanju Kayhan’ı izlediğimiz sağ bek pozisyonunda bu yıl Gassama’yı izlemek rönesans gibi! ‘Evin oğlu’ Halil’in 2-3 yıl önceki ‘deli fişek’ hallerinden, enerjisini aklıyla birleştiren bir oyuncuya dönüşmesine tanıklık etmek de mutluluk verici.

Yazının devamı...

B Planı!

31 Ekim 2018

Belki bir varoluş mücadelesi, belki de diriliş anı. Böyle bir müsabakaya henüz 3. dakikada gelen golle adeta 1-0 önde başlamak da, ev sahibi adına olabilecek en iyi senaryoydu. O golle elde edilen avantaj iyi korundu, Akhisar için yeni bir sayfa açıldı. Alınan galibiyet, takımın savunma disiplini, Mustafa Yumlu’nun insanüstü mücadelesi düne dair altı çizilecek güzelliklerdi. Lopez’in topla her buluşmasında cömertçe sergilediği kalitesini de unutmayalım.

 

Ancak Akhisar’ın düne kadar ligin dibinde olmasının sebebini de belirtmek gerek. Seleznyov gibi bu ligin kaliteli santrforlarından birine sahip yeşil-siyahlılar. Ancak tecrübeli golcünün arkasındaki üçlü, skor becerisi anlamında çok kısır kalıyor. Dün net fırsatları harcayan Onur ve Barbosa, attığı gole rağmen bir daha ceza alanı içinde görünmeyen Josue’den kurulu üçlü ile üreticilik anlamında üst düzeye çıkmak pek kolay değil. Her zaman 4-5 farka gidecek bir maçta fırsatları harcayıp, 1-0’lık galibiyeti bulamayabilirsiniz!

 

Gelelim Göztepe’ye... Kaliteli enstrümanlara, iyi sanatçılara sahip bir orkestra... Ancak Castro adındaki usta şefin yokluğunda, ortaya çıkan şey ancak kakafoni oluyor. Evet Castro bu ligin özel oyuncularından. Ne denli değerli bir parça olduğunu yokluğunda daha da iyi anlıyor insan. Dün topa sahip olan, oyunu kontrol eden Göztepe, bu üstünlüğünü organizasyon kalitesiyle birleştiremedi bir türlü. Castro’nun yokluğunda ne Poko ne de Borges maestroluğa soyunamadı. Hal böyle olunca oyun kurma çabasıyla orta alana kadar gelen Yasin’i, pek de gününde olmayan Halil’i, ortada çırpınan Alpaslan’ı, kayıp Gassama’yı izleyip durduk.

Bayram Bektaş, A planı genelde başarılı olan bir teknik adam.

Ancak işler tatsız gittiğinde oyunu değiştirebilen bir B Planı geliştirdiğini gören var mı?

Yazının devamı...

Toplam kalite

16 Eylül 2018

 

Geçen yılki Göztepe ile bu yılki arasındaki fark tam da burada gizli aslında. Evet, geçen yılın kadrosu özel bir sezon yaşattı kulübe. Ancak mevcut kadro toplam kalite anlamında kesinlikle öne çıkıyor. Belki Jahovic gibi, Demba Ba gibi ultra lüks oyuncuları yok bu yıl Göztepe’nin ama sağ bekte Tanju, sol bekte Leo ile de çıkmıyor sahaya!

Dün işte toplam kalite farkı girdi devreye. Daha ilk düdükle birlikte “Artık benim zamanım” mesajı net bir şekilde verildi Kayserispor’a. Rakibin namağlup oluşu, Kadıköy’de aldığı Fenerbahçe galibiyeti önemsizdi. Önemli olan set hücumu karşılarken takım boyunu 30 metreye kadar indiren, tek yumruk gibi hareket eden, bu sayede 4 maçın üçünde kalesini gole kapatan Kayseri savunmasının nasıl aşılacağıydı.

Ama emek en yüce değer işte. 15 dakikada gösterilen emeğin, mücadelenin karşılığı 2 dakika içinde gelen 2 golle yansıdı tabelaya. Belki de ilk 4 haftada hak ettiği kadar puan alamayan Göztepe’nin ödülüydü bu.

Dünkü Göztepe’yi şöyle özetleyelim. Ligin flaş takımı olarak görülen Kayseri, 50. dakikada sürklase olmuş bir halde son düdüğü bekler hale gelmişti.

Gelelim dünün özel adamlarına.

Başta Halil... Evin oğlu, Göztepe’nin çocuğu artık Süper Lig’in değerli parçalarından biri oldu. Bu kadar net.

Castro... Öyle bir futbol aklı var ki, top ona geldiğinde hayat buluyor, güzelleşiyor. Hele dünkü gibi ofansif orta saha pozisyonundaysa seyrine doyum olmuyor.

Yazının devamı...

Büyük futbol

27 Ağustos 2018

 

“Aman önce 1 puanı cebe koyayım, fazlasını alırsam ne ala!” vasatlığına kapılmazsa...

Orta alan oyuncularını sadece ‘savunma güvenliği’ için değil de, rakip alanda baskı için kullanırsa...

Ve de “Siz topu ceza alanı içine getirin, gerisini bana bırakın” diye haykıran bir santrforu varsa...

Sonuç böyle oluyor işte.

Öyle ki İstanbulspor-Altay maçının ilk 10 dakikası henüz dolmuştu ki, Altay’ın rakibi ezip geçeceği belli olmuştu. İleri uçtaki dört oyuncusunun baskısı ile rakibi bunaltan, orta alandaki Ferhat’ı prese dahil eden, savunmada Gençer ve İbrahim ikilisiyle de rakibin cılız çıkışlarına şans tanımayan Altay; ‘Bu maçta patron benim’ mesajını verdi. Belki 1-2 fırsat kaçtı ama 33’te Paixao’nun yerdeyken yaptığı usta işi vuruş, maçın kilidini açmaya yetti.

Sonrası mı?

Futbol oynayamayınca çareyi tekme atmakta bulan İstanbulsporlu Onur’un takımını 10 kişi bırakması... Altay’ın harika bir duran top organizasyonuyla galibiyeti sigortalaması... 2-0 sona eren ilk yarının ardından ikinci yarıda farkın Altay’ın hak ettiği noktaya taşınması...

Yazının devamı...

Yoktan ‘VAR’ eden sistem!

13 Ağustos 2018

 

 

İşte o andan itibaren garip işler olmaya başlıyor sahada! Önce Poko’ya İngiltere Ligi’nde bir çok hakemin devam diyeceği bir faul pozisyonunda çok kolay bir sarı kart çıkıyor.

Sonrasında yardımcı hakemin ofsayt dediği bir pozisyonda VAR sistemi devreye giriyor. 5 kez izleyip, “Nasıl ofsayt olmaz” dediğim o pozisyonda VAR, adeta bir golü yoktan var ediyor!

Burada sormamız gereken bazı sorular var.

A- VAR hakemleri, yayıncı kuruluş tarafından ekrana yansıtılan, bizim de gördüğümüz görüntülerden daha farklı açılara mı sahiptir?

B- Dün geceki gibi ofsayt pozisyonlarında piero gibi teknolojinin bir üst seviyedeki desteği kullanılabiliyor mu?

Sonrasında sol kanatta yine faul olup olmayacağı tartışılacak bir pozisyonda Poko’ya ikinci sarıyı çıkarıyor Özgür Yankaya... İkinci yarı başında VAR’ın ikinci suflesiyle, bence de haklı bir kararla, Castro kızarıyor ve Göztepe 9 kişi kalıyor. Bu bölümden sonrasını madde madde anlatmakta yarar var.

Yazının devamı...

Erdik Murat’ımıza!

6 Mayıs 2018


Siz deyin bir futbol maçı, ben diyeyim ‘diriliş’ mücadelesi.
Kendisine inanan, siyah ile beyazı kuşanan 30 bini aşkın İzmirli’yi almış arkasına Altay... Hele hele şeref tribünü... İğne atacak yer yok. Böyle bir heyecana ortak olmayan bu şehrin başkanı dışında herkes orada!
Yine de kolay değil böyle maçları kazanmak. Ruh istiyor, inanç istiyor, her şeyden önce çelik gibi sinir istiyor. Hele hele karşında hayatını savunma futboluna adamış Ziya Doğan gibi bir hoca varsa. Beraberliğe bir üst ligi kutlayacak olmanın felsefesi, ‘Doğan futbolu’ ile birleşmiş, Gümüşhane sadece Berk’i ileride bırakarak 10 kişi savunmaya çekilmiş. Sahada bir tek Doğan’ın ‘oğlu’ Ayman eksik!
Maçın başında Altay da rakibin ‘kilidini’ kırmaktan aciz, ‘uyutma taktiğine’ teslim olmuş gibi... Günün ‘isyankarları’ yok değil elbette. En başta Murat Uluç... 36’lık delikanlı, kendisini savunmaya çalışan rakip stoperlere her fırsatta üstünlük sağlıyor. Ona ayak uyduran Furkan hücumda, Ferhat orta alanda, Murat Türkkan savunmada çırpınıyor, ama ilk 45 böyle eriyip gidiyor.
Sadece bir gol yetecek bir kaderi değiştirmeye. Kilidi açacak, Altay’ı hak ettiği yere bir adım daha yaklaştıracak bir gol...
Bekleyiş sürüyor... Gergin, heyecanlı, bitmeyen bekleyiş. Taa ki, 65’e kadar. Bu golü atmayı, güne damga vurmayı anasının ak sütü gibi hak etmiş o adam, yüreği 18 yaşında olan Murat Uluç yükseliyor gökyüzüne. Arşa değercesine dokunuyor topa ve ‘simsiyah’ gidişatı ‘bembeyaz’ bir tabloya çeviriyor Atatürk Stadı’nda. ‘Murat’ımız gerçek oluyor.

Yazının devamı...