"Hasan Ercazip" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hasan Ercazip" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hasan Ercazip

Hasan Ercazip

Atan olmayınca!

18 Şubat 2019

 

 

Bakmayın maçın kaybedilmesine. Beraberlik bir tarafa, galibiyet bile işten değildi bana göre.

Yasin’in, Serdar’ın, Borges’in cezalı oluşuna, maç içine Agbenyenu’nun sakatlanmasına, Gouffran’ın maçta neredeyse adının duyulmamasına rağmen kazanabilirdi Göztepe. Halil’in, Deniz Kadah’ın ortada görünmemesine karşın, takım kimliğiyle alabilirdi maçı.

Ama işte futbolun kuralı belli. Topu o üç direğin arasından geçirmek gerek. Bunu yapabilen oyuncular o yüzden özel. Tabela yapacak oyuncun yoksa ‘ah’lar ‘vah’lar arasında geçiyor 90 dakika. Hocan, santrfor olarak takım kadrosunda bulunan oyuncularına bakıyor, “Jerome mu yoksa Ghilas mı” diye düşünüyor, “C hiçbiri” diyerek Deniz Kadah’ta karar kılıyor! Sonuçta böyle baskın oynadığın bir maçta tek golün, rakibin kendi kalesine vuruşundan geliyor!

Acaba devre arasında forvete bir takviye yapmayan yönetim, bu konuda ne düşünüyor?

Yazık... Onca fırsat yakalanan bir maçta Göztepeli bir ismin tabelayı değiştirememiş olması çok yazık.

Ama en çok da neye yazık biliyor musunuz?

Yazının devamı...

Oscar’lık bir macera filmi

12 Şubat 2019

 

 

 

Bu kente renk katan, değer katan, yıllarca emek veren güzel insanlar birer birer ayrılıyordu aramızdan. Acılıydık, hem de en derininden.

Yeşil zeminde de yolunda değildi işler. İzmir’in Süper Lig’deki tek temsilcisi Göztepe, ikinci yarıya 3’te 0 ile girmiş, büyük resme bakıldığında da son 9 haftada sadece 4 puan alabilmişti! Üstüne üstlük, ligin dibindeki hareketlenme ile ‘ateş hattını sıcaklığı’ iyiden iyiye hissedilir hale gelmişti.

İşte bu puslu hava, Bornova’daki ilk düdükle birlikte daha da arttı adeta. Alanyaspor’un fiziksel gücü, etkili pas trafiği ve presiyle ilk 5 dakika ürkütücüydü. Ama işte futbol sürprizlerle dolu. Göztepe daha oyunda direksiyonu ele alamadan, hazırlanış açısından harika 2 golle bir anda 2-0’ı buluverdi. Yine de sahadaki görüntü, 2 farka karşın “Maç cepte” dedirtecek gibi değildi kimseye.

Göztepe pas yapamıyor, oyunun kontrolünü ele alamıyor, üst üste top kayıpları sonrası savunma sürekli pozisyon veriyordu. İlk yarının sonunda gelen Alanyaspor golü de, ikinci yarının nasıl bir korku filmine sahne olacağının işaretiydi zaten!

Ama o korku filmi, Oscar’lık bir macera filmi gibi noktalandı neyse ki!

Yazının devamı...

Yönetim göreve!

22 Ocak 2019

 

 

Yazık...

 

Ligin ilk yarısını harika geçirmiş, Avrupa rüyalarına dalmış Evkur Yeni Malatyaspor’a karşı, üstelik de deplasmanda 26. saniyede geri düşecek, iki kez geriden gelip dengeyi bulacak, ikinci yarıda tartışmalı bir penaltıyla maçı kaybedeceksin! Hem de kalecinin neredeyse kamera açısına girmediği, tümüyle rakip alanda oynadığın ikinci yarıda!

Gerçekten çok yazık.

 

Madalyonun bu yüzü için Göztepe takımını ve teknik direktör Kemal Özdeş’i kutlamak gerek. İlk yarıda çokca yazdığımız gibi Göztepe takımı maç kaybedecekse böyle kaybedecek.

Yazının devamı...

Özdeş’in  mesajı  

24 Aralık 2018

 

Erzurum’da, Antalya’da, Akhisar’da gördüğümüz o bitik Göztepe’ye isyan ederken, “Puan tablosunda rahat bir noktada olmanız bu camiaya yetmez. Göztepe, o formanın ağırlığını hissettirmenizi ister” uyarısında bulunmuştuk.

Dün gördük ki, Özdeş o ağırlığın çok farkında.

Deplasmanda oynadığı 8 maçın 7’sini puansız kapatmış, puanı da bir kenara bırakın silik, kimliksiz bir futbol oynamış takımın, o 10 dakika boyunca Ankaragücü sahasına 6 kişiyle baskı yapması ‘değişimin’ habercisiydi.

 “Ben artık deplasmanlarda kaderine razı, 1 puana duacı bir takım olmayacağım” diyordu adeta Kemal Özdeş. Bu değişimin ilk kurbanının, Bayram Bektaş olması da kaderin bir mesajıydı sanki!

Özdeş’in mesajını alan, sahada Göztepe’nin ağırlığını en güzel şekilde hissettiren Andre Castro ve Halil ile, sonunda beklenen santrfor katkısını ortaya koyan Jerome alkışı hak etti.

Dünkü galibiyetin, takımı alt taraftan uzaklaştırması ve psikolojik olarak rahatlatmasıyla, 3 puandan fazlasını kazandırdığını da belirtelim.

Madalyonun diğer yüzüne gelince.

Yazının devamı...

Hayaller ve hayatlar

11 Aralık 2018

 

Göztepe’de de bir süredir işler yolunda gitmiyor. Bu süreçte Bayram Bektaş’ı ‘B Planı’ üretememekle eleştirmiştik. İşte dün Sivasspor karşısında Bayram Hoca’nın ‘B Planı’ arayışıydı izlediğimiz. Ancak burada ‘yeni hayaller’ neydi, Göztepe’yi düzlüğe çıkaracak ‘alternatif rota’ ne olarak belirlenmişti açıkçası pek anlayamadım!

 

Örneğin... Göztepe’de düne kadar çıktığı 40 maçta topu topu 1 gol, 2 asist üretebilmiş Gouffran’ın, ilk 11’de sahaya sürerken nasıl bir katkı almayı ‘hayal’ etmişti Bayram Hoca! 14 maçta 7 gol, 2 asist üretmiş Yasin’in yerine tercih edilecek nesi vardı Fransız’ın? Oyunda kaldığı 80 dakika boyunca gördük ki, cevap koskoca bir hiç!

Son dönemde performansı düşüş gösteren Halil’in yerine tercih edilen Tayfur da bu yıl henüz tabelaya hiçbir katkı sağlayamamıştı. Ne bir gol ne bir asist. Buna rağmen Tayfur tercihini, takıma biraz daha pas kalitesi ve defansif sertlik beklentisiyle açıklayabiliriz. Bu deneme istenen etkiyi yarattı mı? Ona da hayır! Tıpkı forvet arkasına çekilen ve sahada ‘yokları’ oynayan Borges denemesi gibi.

 

Göztepe’de bunlar olurken, Sivasspor ilk yarıdaki kısır futbolun ardından yeni bir plan geliştirmişti. Cezalı Robinho’nun yokluğunda set hücumunda etkisiz kalan ev sahibi, topu biraz daha Göztepe’ye verip hızlı hücum silahını kullanmak istedi. Penaltıdan önce Göztepe kalesinde yaşanan iki hızlı hücum tehlikesi de “Geliyorum” diyen golün habercisiydi adeta. Ancak Göztepe kulübesi, buna bir önlem alamadı.

 

Yazının devamı...

Efora karşı teknik kalite

3 Aralık 2018

 

Tam bir meydan okumaydı Altay’ın yaptığı. Belki de skoru takım henüz yorulmamışken bulma hedefindeydi Altay kulübesi. Top Altay’daydı, oyun kontrolü Altay’daydı ancak bu üstünlük salt efor odaklı kalıp teknik kalite ile birleşmeyince pozisyon zenginliğine dönüşmedi.

 

Altınordu gibi bir rakibe karşı yüksek eforlu oyun, bir büyük kumar aynı zamanda. Altay hedeflediği golü bulamayıp yorulmaya başlayınca, ilk yarının son 10 dakikasından itibaren kontrol el değiştirdi. Topla savaşan meslektaşlarının aksine topla sevişme becerisine sahip Muhammed Mert ve Murat Uçar, Altay kalesini tehdit etmeye başlamıştı. Muhammed, ayağından çok beyninden çıkan frikiğinde direği dövse de ilk yarının sonunda kaleci Egemen’in de ikramıyla Altınordu’yu üstünlüğe taşıdı.

 

İkinci yarının başı kritikti. Takımın fizik kalitesini iki değişiklik ile yükselten Altay kulübesi, penaltıdan golü de bulunca oyun bir kez daha ortaya geldi. Kontrol yine Altay’a geçti ancak Murat Uçar imzalı ataklarda net fırsatları kaçıran Altınordu’yu. Buna karşın Altınordu ceza sahasındaki karambollerin ağlarla buluşmamasında, günün ‘yutan elemanı’ Kappel’in payı büyüktü.

 

‘Maç beraberliğe doğru gidiyor’ derken bu kez ‘yıkan eleman’ sahne aldı Altay’da! İlk golü aratmayan bir şekilde kalesine buyur ettiği ikinci gol, 3 puanı Altınordu’ya götürdü. Bir başka ifadeyle Altınordu’nun teknik becerisi, Altay’ın eforuna galip geldi.

Yazının devamı...

Testi kırılmadan

11 Kasım 2018

 

Ancak iç sahadaki Malatya yenilgisi sonrası “Bu Göztepe’ye kızılmaz, alkışlanır” demiş, 2-0’lık Rize galibiyetinin ardından “Bu galibiyet kimseyi kandırmasın, Göztepe yürüye yürüye kazandı” diye eleştirmiş biri olarak derdim tabela olmadı hiç! Zira testi kırıldıktan sonra eleştirmek bir işe yaramıyor.

Öncelikle Göztepe’nin en güçlü bölgesi olarak öne çıkan orta üçlüde sıkıntı söz konusu. Poko’nun, Göztepe’ye gelirken hayal ettirdikleri ile verdikleri arasında uçurum var. Defansif olarak koşuyor, mücadele ediyor ama ötesi yok! Hele hele anlamsız bir şekilde hücum hattına en yakın noktaya çekildiğinde teknik zaafı tavan yapıyor. Dünkü ikinci gol öncesi geçiş hücumunu heba edişi, kaptırdığı topun Göztepe’nin kalesine gol olarak dönüşü bu görüntünün en net örneği. Rakiplerin Göztepe’nin oyun merkezi olarak gördüğü Borges’e yaptığı baskı, maalesef çok etkili oluyor. Ve Castro henüz sakatlık etkisinden kurtulabilmiş değil.

Sadece orta alan da değil sorun. Ben pek göremedim ama dünkü maçta kendi performansını ‘vasatın üstü’ olarak niteleyebilecek bir oyuncu var ise, lütfen bir adım öne çıksın.

Peki ya Bayram Hoca!

İki haftadır yürüyen takıma hiç bir dokunuş yapılmamasına ne denir?

Dün hiçbir şey üretmediği, 1-0 geride kapattığı ilk yarı sonrası Göztepe’nin hiçbir hamle yapmaması nasıl açıklanır?

Oynadığı her maçta formanın hakkını sonuna kadar veren, son maçta oyuna girip golünü atan Alparslan’ın yerine Poko’nun tercih edilmesi hangi mantıkla izah edilir? Hak edene forma teslim edilmezse, ‘adalet’ nasıl tesis edilir?

Yazının devamı...

Yürüye yürüye!

7 Kasım 2018

 

Tepeden tırnağa övgü, gurur, zafer sarhoşluğu...

Oysa önce madalyonun tersine bakmakta fayda var.

1- Sanmayın ki Göztepe takır takır futbol oynadı. Sanmayın ki Çaykur Rizespor’u enerjisi ve iç saha performansıyla teslim aldı. Rakip, böylesine vasat ve yetenek fakiri olmasa bu futbol 3 puana yetmezdi!

2- Saha içinde yaptığı tek olumlu hareket, Halil’in adeta ‘kafasına çarptırdığı topu’ ağlara göndermek olan Yasin Öztekin, ne ruhen ne de bedenen maçta değildi! Kalitesine ve bugüne dek takıma yaptığı katkıya kimse tek söz söyleyemez. Ama dünkü Yasin, 89 dakika kendisini oyunda tutan Bayram Bektaş’a teşekkür etmeli!

3- Poko belki enerji olarak takıma katkı sağlıyor ama teknik kalite ve organizasyon anlamında yine yetersiz. Bence mevcut performanslarıyla Alpaslan, Poko’nun hayli önünde.

Peki bu eksilere rağmen galibiyet nasıl geldi?

1- Öyle bir sağ yumruğu var ki Göztepe’nin, o yumruğu yiyen ayağa kalkamıyor. Dün Gassama ile Halil’in sağ kanattan Rizespor’u nakavt edişini izledik keyifle. Bir kere şunu söylemek gerek. Geçtiğimiz yıl Tanju Kayhan’ı izlediğimiz sağ bek pozisyonunda bu yıl Gassama’yı izlemek rönesans gibi! ‘Evin oğlu’ Halil’in 2-3 yıl önceki ‘deli fişek’ hallerinden, enerjisini aklıyla birleştiren bir oyuncuya dönüşmesine tanıklık etmek de mutluluk verici.

Yazının devamı...