"Ebru Güzel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ebru Güzel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ebru Güzel

Kekler ve Erkekler…

21 Şubat 2014

Her kadın kek yapmayı annesinden öğrenir, ama sonunda fırından bir erkek çıktığını ona hayat öğretir. İyi birer fırıncıdır kadınlar, türlü türlü yemekler pişiren. Pilav pişiren evde kalmaz, kalem gibi dolma saran kolay kolay terk edilmez mesela. Hele ki beni varsa o kadar lezzetlidir ki eli! Çocukluktan genç kızlığa geçiş döneminde ilk mutfak denemeleri “kek”le başlar. Ara öğünden bile sayılmadığı için olası bir başarısızlıkta gözden kaçar çünkü. Bana göre genç kızlığın diplomasıdır kek! Resim, heykel, piyano ya da yazı yeteneği var mı bakılmaz, ebruli, ağlayan, tuzlu ya da çaylı kekler sanat eserleri gibi dizilir sehpalara. İyi kabarmış, sürreal bir kakao çalışmasında genç kız sınavı geçmiştir. Sonrasında tarifler alınır verilir, depresyon, regl ya da çay günlerinde farklılıklar yaratılır. El alışkanlığı içindir hepsi, asıl hazırlık iyi bir erkek pişirmeye yöneliktir.

Ekonomik gücü varken düğün hayaliyle yaşayan çok arkadaşım oldu. İşte bu geleneği kimse öğretmez kadına, yani babasını, eşini, oğlunu, yaşamına girdiği her erkeği pişirerek eğittiğini, geliştirdiğini. Bunun okumuşlukla, çok yer gezmişlikle, laik ya da muhafazakâr olmuşlukla da hiç ilgisi yok üstelik. Ne kadar çalışkan olursa olsun üniversiteden mezun olur olmaz tek hayali gelinlik giymek olan, ekonomik gücü varken düğün hayaliyle yaşayan o kadar çok arkadaşım oldu ki! Bir erkek pişirmenin neye mal olacağını bilmeden gönüllü göreve atanan!

Ben de zamanla aydım bu gerçeğe. Hayat boyu bir erkek çocuğuyla yaşamak istemediğim için pek asi davrandım ve reddettim toplumsal dayatmaları. Bu reddediş, yönümü bulmamı sağladı ama hiç kolay olmadı yaşamımdaki erkeklerle ilişkilerim. İşler sandığım gibi değildi, aile büyüğü bile olsa karşılıklı birbirini eğitiyor, kadının erkeğe katkısı daha hızlı ve fazla oluyordu. Çünkü bu topraklarda ana soylu yapı hâkimdi, Kibele, Belkıs, Demet (demeter) ya da Sibel’ler! Kimse kusura bakmasın şimdilerde evli olan okul, mahalle ya da gönül arkadaşlıklarımda, ne ki ağabeyim, kuzenim ve dayımda dahi irili ufaklı çok emeğim var. İyi kek pişiricisi her kadın kadar iddialıyım. O sebeple de kek, kruvasan, muffin pişirmek kolay geliyor şimdilerde. Onlar çocukların beslenme çantalarını süsleyen hazır tatlar, asıl marifet kendinden vazgeçmeden evin tadını tutturabilmekte.

Er”kek” Tarifi:
• Malzemeler: sevgili, eş, oğul, baba, ağabey, amca, dayı, kuzen, okul, iş ve mahalle arkadaşı.
• Yapılışı: zaman, emek, sabır, fedakârlık, biraz şeker, biraz gözyaşı, her şey çocuğum için anlayışı
• Püf noktası: genelde çabuk kabarır, çabuk sönerler, fazla karıştırmadan dolaşımlı ısı gerek.

Yazının devamı...

Haydar Dümen'in cebini kargalar boşaltıyor

1 Haziran 2013

Evinizde bu kadar çok hayvan beslemenizin sebebi ne, köy hayatına özlem duymanız mı?

- Ben bir köy çocuğuyum. Bunun getirdiği pek çok olumlu yön var. Şehir hayatına alışamadığımdan dolayı zamanımı kendime ayırıp daha çok yazdım, düşündüm, diğer yapılacak aktivitelerden uzak kaldım. İnsanlar çocukluklarında alıştıkları şeylerden kolay kopamıyor.

Karga beslemek de öyle bir alışkanlığın sonucu mu oldu?

- O dönemde köyde televizyon, oyuncak, eğlence yok. İlk kez ortaokul birinci sınıfa giderken bir kargayı yuvasından aldım. Baktım hayvan bir haftada alıştı ve adapte oldu. Akıl almaz bir şekilde akıllı ve sadıktırlar ama bir o kadar da haindirler. Bir haftalık bir karganın insana bağlılığı, bensiz hiçbir yere gitmemesi, sürekli yanımda olması, bazı yiyeceklerini saklaması, hırsı; yani hayvanın karakteri beni çok etkiledi.

İsimleri var mı?

- ‘Arap Can Baba’ en büyüğü, ‘Arap Bal’ onun eşi. Bir de ‘Arap Cin’ var, onu hiç yanlarına almazlar, terk edilmiş çocuk gibi.

Neyle besleniyorlar?

- Her şey. İnsan ne yerse, onlar da yer.

Diğer hayvanlarla anlaşabiliyorlar mı?

- Müthiş anlaşıyorlar. Eskiden arada bir saldırma niyetleri oluyordu ama artık uzlaştılar.

Peki eve gelen yabancılara saldırma huyları var mı?

- Hayır, saldırma huyları hiç yok. Bir tane bize saldıran vardı, fakat o konuşuyordu da. Kargalar muhteşem konuşurlar. “Anne”, “Canım”, “Arap” diyordu. Bir gün yine bana vuruyordu, kızdım. Aynı anda bana ne kadar kelime biliyorsa söylemeye başladı.

Kaç yaşındalar?

- İki. Yuvadan düşmüş kargalar bunlar. Birçok karga yuvadan düşer, ya kedi kapar ya da bakımsızlıktan ölür zaten. Nerede böyle bir karga varsa bana getirirler, ben de alamam diyemiyorum. Sanki bize bir torba altın getirmişler gibi bir seviniyoruz, sana anlatamam. Önce yediydiler, şimdi dört tane kaldılar.

Zaten siz “Ben çok iyi bir karga eğiticisiyim” diyorsunuz...

- Her karganın huyu diğerinden farklı. Hayata adapte olurken ya bir kişilik kazanıyorlar ya da genetik olarak bir farklılaşmaları var. Kendi içlerinde bir hiyerarşileri mevcut. Bir tanesi egemendir; örneğin lider olan yemeği yemeden, ötekiler yiyemez. Çok zararlı tarafları da var.

Ne gibi?

- Ne bulurlarsa çalarlar. Öyle şeyleri kırıyor ya da kaybediyorlar ki! Mesela işitme cihazımı ne zaman taksam, ilk fırsatta gelip alıyorlar.

Eşinizin küpelerine falan göz dikiyorlar mı?

- Yok, küpelerle işleri yok. En büyük merakları cepte ne var ona bakmak. Para çalma numaraları var.

Eşiniz Gül Hanım kargaları seviyor mu?

- Bu konuda çok duygusal. Sinek dahi ölmesin noktasında. O yüzden kargalar evin içindeler, camlarda teller var.

Kargaların tek eşli ve ailelerine sadık oldukları söyleniyor...

- Kesinlikle. Dahası ben henüz onların çiftleştiğini görmedim, asla göstermezlermiş.

Alet kullanma kabiliyetleri var, değil mi?

- Her aleti, her eşyayı ilk iş test ederler, ya kırarlar, ya bozarlar ya da saklarlar. Gözlüklerimi hemen alırlar. Her şeyi yapabilirler, yeter ki bir çıkarları olsun.

Diğer hayvanlarla kıyaslayınca kargaların davranışlarını nasıl gözlemliyorsunuz?

- Doğayla hayvan dünyası arasında kargalar bir geçit. Onları tıpkı insan gibi doğal yaşamın bir üyesi olarak görürsen, bazı hayvanların insanlardan çok daha ileri durumda olduğunu anlayabilirsin.

Yazının devamı...

Max’i kalbinin üstünde taşıyor

25 Mayıs 2013
Eğitmeni Ali Yeşilırmak ile bir köpek için şöhretin iyi ve kötü yanlarını Riva Kennel Köpek Oteli’nin çimleri üzerinde tartıştık.

Çekimler nasıl geçti? Yorucu muydu?
- Çekimler yorucu geçmedi; çünkü her ayrıntıyı önceden düşündük. Çok sıcaklarda çalışamayacağı için Bozcaada seçildi. Işıkçısından, çaycısına köpek sevmeyen, Max’e ters davranacak bir kişi dahi bizi olumsuz etkileyeceği için bu konuya çok dikkat edildi. Herkes hayvanseverdi. Benden öte “Max susadı mı, yoruldu mu?” diye çok özen gösterdiler.

Max’in şöhreti sayesinde Border Collie yavruları internette yüksek rakamdan satılıyor. Hayvanları ticarileştirmiş olmuyor muyuz?
- Birtakım olayları seyrederken, olumlu yanların yanı sıra, olumsuz yanlar da olabiliyor. Olumlu olan şu: Türkiye’de köpek kültürü çok fazla gelişmiş değil; hâlâ it denilen, hor görülen, tecavüze uğrayan köpekler var. Böyle bir toplumda bir köpek çıktı ve Türkiye’nin bir yetenek yarışmasında birinci oldu. Sanki olumsuz yanı biraz kırdı. Hayvan koruma ve hayvansever derneklerinden birçok olumlu tepkiler aldım. Bunun yanı sıra böylesi bir ticari zihniyet var. İnternette Max’in kardeşi, çocuğu, kuzeni adı altında köpek satışı başladı. Bana Max için dünyanın parasını teklif ettiler, o zihniyette olsaydım yavrularından 50-100 bin Euro kazanırdım. Benim hiç böyle bir şeye de ihtiyacım yok, organizasyonlara da seçerek gidiyorum.

130 KOMUT BİLEN KÖPEK

Riva Kennel Köpek Oteli’nde eğitim veriyorsunuz, ne kadar oldu burası açılalı?
- İki ay sonra bir yıl olacak.

Max gibi ödüllü köpekler yetiştirmeye devam mı?
- Max ayarında çok zor ama Alman Çoban köpekleri standartları anlamında 8-9 köpekten oluşan bir kadromuz var. Bunların hepsi birincilik almış köpekler. Ayın 26’sında İstanbul şampiyonası var, şu sıralarda bu yarışmaya hazırlanıyoruz.

Eğitimde en temel öğe nedir?
- İnsanların düştüğü hatalardan en önemlisi, eğitime komut bazında bakmaları. Genel anlamda ‘sürü yaşama psikolojisi’ eğitimde en önemli kuraldır. Köpek idarecisini ‘lider’ olarak biliyor mu? En önemlisi budur. Mesela Max beni lider olarak bilmezse bildiği komutların hiçbirini uygulamaz.

Biz de evde onların yemeğini suyunu temin ederek liderleri olmuyor muyuz?
- Mülayim ırklar bunu kabul edebilir; ufak bir sesli uyarı bile onun lideri olduğunuzu hissetmesine yeterli olur. Ama baskın karakterli bir köpekse, asla yeterli olmaz. Eğitimin temel maksadı, kişinin liderliğini hissettirmektir. Yaptığınız spor esnasında kişi idareci, o da uygulayan rolündedir. Bunları yaptığınız zaman köpek, hiyerarşik sürü yaşama psikolojisinde, kişinin lider olduğunu hisseder. Mesela Max 130 komut biliyor. Ona her gün, “takip, otur, yat, bekle” komutlarını uygularım. Ama bunları unutmasın diye yapmam, disiplini elden bırakmasın diye yaparım. Her şey disiplinden geçer.

Göğsünüzde Max’in dövmesi var. Aşırı sevginin sembolleşmiş hali mi?
- Kesinlikle. Kalbimin üzerine yaptırdım. Çok canım acıdı, dört saat sürdü, o da yanımdaydı. Onun kalbimin üstünde yeri var, ötesi yok.

Max’in ailesinin Macar, atalarınınsa İngiliz-İskoç olması davranışlarında nasıl bir farklılaşma sağlıyor?
- Köpeklerde ‘line’ dediğimiz konu var. Biz köpek bakarken, dört kuşak kütüğüne göre analiz yaparız. Örneğin attığı adımlarda bile dedenin adımlarını ya da anneannenin kafa yapısını görürsünüz.

Max’in kardeşlerinden biri Alex’te, diğeri ise Şahan Gökbakar’da. İrtibatınız var mı?
- Alex’le görüşüyorduk ama Şahan ile hiç görüşmedik. Bunların dışında iki kardeşi daha var, onlarla görüşüyoruz.

Yazının devamı...

Timsah, piranha ve arapaima

18 Mayıs 2013

Akvaryum küratörü ne iş yapar?
- Küratör, canlıların genel bakımıyla ilgilenir. Şu tür konulara karar verir: Hangi balıkların bir arada yaşamını sürdürebileceğini belirler, farklı canlılar için farklı beslenme programlarına karar verir, canlıların sağlık durumlarını kontrol eder, canlıların habitatının doğal ortamına en uygun şekilde yaşayabilmesi için gerekli şartları sağlar.

Akvaryumun küratörü Pedro’yla Yağmur Ormanları Bölümü’ndeki piranhaları besledik.

İstanbul Akvaryumu’nun hedefi nedir?
- İnsanlara dünyanın öbür ucunda bulunan, hayatları boyunca karşılaşmaları çok zor olan hayvanları göstermek. Aynı zamanda da bu büyüleyici canlıların türlerinin tükenmemesi için farklı ekosistemlerin bakımı hakkında insanları eğitmek.

Yağmur Ormanları Bölümü’nün en çok ilgi gören hayvanları hangileri?
- Bu durum hangi ziyaretçinin hangi canlıyı favori olarak gördüğüyle ilgilidir. Çok vahşi olarak bilinen arapaima (Arapaima gigas) adlı dünyadaki en büyük kaya balıklarından birine sahibiz. Tarantulalarımız ve kurbağalarımız var, hepsi gerçekten çok şaşırtıcı canlılar.

Akvaryumun en büyük balığı hangisi?
- Arapaima. 140 kilodan daha ağırdır ve iki metreden de daha uzundur. Hava solunumu da yapar, bazen nehir yüzeyinde bazen de nehir içinde bulunur.

Piranhalar hangi türe ait?/images/100/0x0/55eb53edf018fbb8f8ba2dd0
- Kırmızı karınlı piranhalar veya kırmızı piranha olarak adlandırılırlar. Güney Amerika kökenlidir. Brezilya, Paraguay gibi ülkelerin nehir yataklarında bulunur. Balıklarla, böceklerle, yengeçlerle beslenirler. Piranhalar genelde canlı yemlerle beslenirken kırmızı karınlı piranhalar yemlerini ölüyken ya da öldürerek beslenirler. Ama canlılara da yem yapmak için saldırırlar.

Ya timsahlar?
- Cuvier’s Dwarf Caiman ya da Musky Caiman, Latince adı Paleosuchus palpebrosus. Kuzey ve Orta Amerika bölgesine ait krokodil sürüngenlerdir.

Timsahlarla yaşamak tehlikeli mi?
- Bu tür canlılarla beraber yaşamak çok zevkli. Tabii konumuz Caiman olduğu için riski de unutmamalıyız. Çok güçlü ağızları var ve ayrıca çok hızlıdırlar. Onların habitatlarını temizlerken veya onları beslerken, herhangi bir kazaya sebebiyet vermemek için çok dikkat ediyoruz.

Özel bir bağınız var mı, mesela isim koydunuz mu?
- Bütün canlılarla özel bir bağımız var tabii ki. Günün sonunda, tehlikeli olan bir canlı bile olsa, her biri sizin arkadaşınız oluyor. İsimleri: XL Azor, L Large, M Siroco, S Terrör.

Nasıl besleniyorlar?

Fotoğraflar: Zeynep Sever Demirel

- Haftada bir kere besliyoruz, eğer onları çok aç olarak gözlemliyorsak, ya sıcaklığı yükseltiyoruz ya da akvaryumun açık kaldığı saatler uzatılmışsa haftada iki kere besliyoruz. Tavuk ve balıkla besleniyorlar. Onları beslemek biraz riskli. Çünkü yemlere doğru çok hızlı hareket ediyorlar ve bu çabukluk içinde bizleri ısırabilirler. Bu yüzden akvaristlerimiz yemi uzun sopaların ucuna takarak besliyorlar.

Yavruları var mı?
- Caimanlarımız şu an için ergenler ve cinsiyetlerini fark edebilmemiz henüz mümkün değil. Bunun için birkaç yıl beklememiz gerekiyor.

 

 

Fotoğraflar: Zeynep Sever Demirel

 

Akvaryumun küratörü Pedro’yla Yağmur Ormanları Bölümü’ndeki piranhaları besledik.

 

Yazının devamı...

İnal'ların Maço sevgisi

11 Mayıs 2013

Newfoundland cinsini tanıtır mısınız?     

- Bülent: Newfoundland Kanada’ya bağlı bir ada, Maço da adını oradan alıyor. Bu ırk aslında su köpeğidir; yani yüzücüdür. Parmaklarının arası perdelidir.
Boğulan birini kurtarmak amacıyla eğitilip helikopterden atılıyorlar. Ancak ne yazık bizimki eğitime pek açık değil. Biraz başına buyruk.

- Melis: Devamlı sevilmek istiyor. Bazen daraltabiliyor da. Dişisini bulmak da zor, Türkiye’de çok nadir var. Genelde dişilerin sahipleri pek gönüllü olmuyorlar çiftleştirmeye.

Maço oldukça iri bir köpek... 

- Bülent: Evet ama cinsinin örnekleri arasında 20 kilodan daha ağır olanları var. Hatta biz tüylerini kestirdik, bir bu kadar daha uzundu. Bize Golden kadar olacak dediler. Açıkçası araştırmadan aldık. Golden’in iki katı oldu.

Adını neden Maço koydunuz? /images/100/0x0/55ea0bfcf018fbb8f866f331

- Bülent: Maço ismini, bilinen anlamı nedeniyle koymadık. İspanyolca ‘kadını için ölümü bile göze alabilen erkek’ anlamında olması hoşumuza gitti ve ona bu ismi verdik.

Nasıl karar verdiniz almaya?

- Melis: Pet shop’ta köpek satışına karşı olmamıza rağmen, Maço’ya bir pet shop’ta görüp aşık olduk ve almadan gidemedik.

- Bülent: Biz aslında değil pet shop’tan alma, çalışma koşullarımız sebebiyle köpek edinme taraftarı değildik. Çünkü onların da bir hayatı var ve evde yalnız bırakmak hiç doğru değil. Buna rağmen hep köpek sevmeye gidiyorduk. Bir gün bebek Maço’yu kucağımıza verdiler, öyle de kaldı.

Evdeki lideri kim?

- Bülent: Beni ailenin reisi olarak görüyor. Melis’e ve Çınar’a da bol bol şımarıyor.

Çınar dünyaya geldikten sonra pabucu dama atılmadı mı?

- Bülent: Çınar doğduktan sonra hayatında hiçbir şey değişmedi. Evde aynı kurallar devam ediyor ve aynı ölçüde seviliyor. Ona yeni bir oyun arkadaşı geldi ve çok iyi anlaşıyorlar.

En yakın arkadaşı Serap Aksoy’un köpeği Lokum’muş...

- Melis: Doğru, gerçekten çok iyi anlaşıyorlar. Maço, Lokum’a nazaran bir hayli iri olduğu için Lokum’cuk oyun esnasında biraz hırpalanıyor sadece.

Bülent Bey, en son Balık’ta Sanem Çelik ile ekolojik dengenin önemini anlatan bir filmde rol aldınız değil mi?

- Evet. Derviş Zaim’in yönettiği, doğa-insan ilişkisi üzerine bir film. Bir balıkçı ailenin hikâyesini anlatıyor. Geçtiğimiz kış çekimlerdeydik, yazın vizyona gireceğini tahmin ediyorum.

‘Tatar Ramazan’ dizisinin çekimler için sürekli İzmir’desiniz. Maço özlemiyor mu sizi? /images/100/0x0/55ea0bfcf018fbb8f866f333

- İstanbul’a bir aydır sadece bir kere gelebildim. Özlüyoruz birbirimizi ama hem Melis hem de bizim kayınpeder çok ilgileniyor. O yüzden beni çok aramıyor. Onun derdi biri olsun ve onu sevsin yeter.

Maço seyahat edebiliyor mu?

- Melis: Önceleri daha sık araba yolculuğu yapabiliyorduk. Geçen sene denize soktuk onu, bayağı güzel yüzüyor.

Yazının devamı...

Tavşanımız Remzi uğurlu geldi

4 Mayıs 2013

25 şubesi olan bir anaokulu zincirinin sahibisiniz. Daha da büyüyecek misiniz?
- İnşallah daha da büyüyecek. Neşe Erberk okulları çoğaldıkça hayvan nüfusumuz da çoğalacak. Bu sene ilkokulumuz açılacak. Aileler buradan mezun olan çocuklarını yine aynı kurum bünyesinde eğitmek istiyorlardı. Zaten ben de yıllardır çok istiyordum, sonunda ilkokulumuzu açıyorum. Gelecekte ortaokul ve lise olarak yola devam edeceğim.

Okulda tavşanlar, tavuklar, evdeyse horoz ve köpek varmış?
- Evet. Kaplumbağalarımız, balıklarımız, gine domuzlarımız ve bir tane de yakışıklı horozumuz var. Evdeyse İran kedimiz ‘Şeytan’. Ama ismi gibi değildir, çok sakindir. Şeytan aile içinde birbirimize hitap biçimimiz zaten, evde çocuklar beni de şeytan diye çağırır.

Tavşan nüfusu kalabalık olsa gerek?
- Şimdilik altı tavşanlar. Çok daha fazlalardı ama çoğaldıkça bahçeye sığamaz oldular. Hal böyle olunca diğer okullara gönderdim. Kemerburgaz, Zekeriyaköy, Ataşehir ve hatta Konya’daki şubelerimize gittiler.

Liderleri hangisi?
- Remzi. Bir erkek daha var, ama Remzi onunla sürekli dalaş halinde. Çünkü Şukufe’yi ve diğer üç dişiyi paylaşamıyorlar. Kızlar iyi geçiniyor da erkeklerde sorun var. Kavga ettikleri için onları ayırdık.

Remzi böylesi bir şansı ilk nerede yakaladı ve buraya geldi?
- İlk olarak büyükbabası okulumuza geldi. Sonra onların çocukları oldu, sonra da Remzi ve kardeşleri. Çoğaldıkça diğer okullara gönderiyoruz. Oralardaki çocuklar da tavşanları yakından tanıma fırsatı buluyorlar.

Tavşanların yavrusunu alan, sonra terk eden çocuklar oldu mu burada?
- Yavruları sahiplenenler oldu. Ama okulumuzun çocukları çok bilinçli. “Biz bakamadık, siz bakın” diye buraya hayvanlarını getiren hiç çıkmadı. Velilerimiz de doğa ve hayvan bilincinde olduğu için çok şanslıyız. Okula gelen bazı yeni çocuklar hayvanlardan korkuyor. Anne, babaları da korkuyor. Çok üzülüyorum. “Dokunma, ısırır” gibi sözler duyuyorum. Oysa o kadar tatlılar ki... Yumuşacıktır Remzi.

Remzi’nin, üçüzlerinizle arası nasıl?
- Sık sık buraya gelip Remzi’yi ve ailesini okşuyorlar. Selin ve Alin’e oranla Lara daha yakın.

Kızlarınız da büyüdü, 13 yaşındalar değil mi?
- Boyuma geldiler. Örneğin gardırobumdan bulamadığım elbiselerimi odalarından topluyorum. Takma adları ‘Şeytan cüceler’. Üçü de melek yüzlü şeytanlarım benim.

Yazının devamı...

Bir entelektüel gördüm sanki

20 Nisan 2013

Bildiğiniz kedilerden değil: Andy Warhol hayranı, oyunları takip eden bir entelektüel. Twitter adresi de var, sayfası oyuncularla sohbet ederken, pipetten süt içerken fotoğraflarıyla dolu. DOT ekibini bir de ondan dinleyin

Adın neden Brecht falan değil de Patates?
- Genelde kafeden hiç çıkmıyordum. En sevdiğim yemek patates kızartması, bundan dolayı adım Patates kaldı.

DOT’un sahipleri Özlem ve Murat Daltaban’ı biraz anlatsana, nasıllardır?
- Patronlarımla çok iyi geçiniyorum, o yüzden yerim sağlam. Ekip beni çok sevdiği için, Özlem ve Murat da kabullendiler beni.

Burada olmanın iyi ve kötü tarafları neler?
- Muhtemelen hep insanların içinde olduğum için bazen kedi olduğumu unutuyorum. Onun dışında her zaman yemeklerden otlanabiliyorum. Bu konuda çok avantajlıyım. Bana çok iyi bakıyorlar. Çok da güzel mönüler sunuyorlar ayrıca. Köfte ve somon varken yaş mamaya kim bakar?

Pipetten süt içiyor, insanları dinliyor, Andy Warhol Felsefesi’ni okuyorsun...
- Ben kedi olduğum için çok mutluyum. İnsanlara özendiğim için değil; insanların, kitapların, sohbetlerin arasında olmaktan çok keyif aldığım için böyleyim. Ben sanat ortamı içindeyim ve entelektüel olarak kendimi geliştiriyorum. Siz sanat olmadan gelişim olur diyorsanız, bak ona bir şey diyemeyeceğim.

DOT olmasa bir çöpte ikamet ederdim diyor musun?
- Asla! Ben buraya kendimi zorla kabul ettirdim. Çünkü hayvan sevmeyenler var. Birkaç kere Maçka Parkı’na gideyim dedim, yapamadım. Azmettim beni istemeyen insanların kucağına çıkarak, kendimi kabul ettirdim. Benimki bilinçli bir seçim.

Cihangirli entel kedi arkadaşlarla görüşüyor musun?
- Cihangirli entelektüel arkadaşım hiç yok. Burada entelektüel ve estetik anlamda beni doyuran tek bir kedi var, o da Kıvanç. Başka bir anlam algılanmasın lütfen, o da sarışın ve çok güzel olduğu için bu ismi koydular. Ben de sarışınlara bayılırım. Ondan başka hiçbiri yanıma yaklaşamaz. Hemen uzaklaştırırım.

Oyunları, provaları izler misin?
- İlk havalandırmanın oradan gideyim dedim. Havalandırmanın kapağı açıldı ve ben kendimi kuliste buldum. Bütün bir gece boyunca orada kaldım. Ertesi gün beni masanın altında buldular. Bütün gece burayı keşfettim. Bu arada da sahne tozu yutmuş oldum.

Şiddet ve cinsellik temalı oyunlar sergileniyor burada, riskli değil mi sence?
- Eskiden böyle tarif ediliyormuş ama bu şekilde tarif edilmesi çok doğru değil. DOT’un teması farklı. Sahnede anlatmaya çalıştıkları şey günümüz dünyasının tamamen küresel olarak yaşadığı problemler. Yani ötekileştirme üzerine hikâye anlatmaya çalışıyorlar. Temel olarak burada yapılan şey, ‘hikâye anlatmak’. Bu hikâyeyi hangi yolla anlatabileceklerini, nerelere kadar gidebileceğini araştırıyorlar ve sürekli bu konuda kendilerini geliştirmeye çalışıyorlar.

İngiliz tiyatro akımı ‘yüzümüze karşı/in your face’i mi hâlâ takip ediyor DOT?
- Hayır, artık tiyatro anlayışı değişti. Zamanında sergilemişler onu ama ben o zamanlar burada değildim. Geride bırakıldı, özümsendi, hazmedildi; yola devam yani. Şimdi ‘Fiziksel Tiyatro’ yapılıyor. DOT’ta bu sezon sergilenen oyunlarda, dolayısıyla benim bedenimden yola çıkarak ortaya çıkan bu hareketli hikâyeleri, büyük bir keyifle izliyorum. Oyun bitince seyircilerin arasına karışıyorum, ‘Fiziksel Tiyatro’dan gerçekten çok memnun ayrıldıklarını duyuyorum. DOT’ta oynayan her oyuncu tiyatroda değişikliğin peşinde. Bir şeye çakılıp kalmaz bizimkiler.

Buraya ne tip izleyici geliyor Patates?
- ‘Seçen’ bir izleyici grubu geliyor daha çok. Ne seyretmek istediğine dair, yapılan işle ilgili fikri olan geliyor. Buradaki özene, harcanan emeğe, araştırmaya, zekâya karşı merakı olan seyirci demek daha doğru olur. Bu sekizinci sezon, kemikleşmiş bir seyirci yapısı da oluştu. Kafede ve oyunda ahbap olduk artık seyircilerimizle.

DOT’ta herkesle röportajlar yapılmış sen hariç, kedi diye seni kaale almadılar mı yoksa?
- Ben çok sabırlı bir kediyim. Her şeyin bir zamanı vardır ona inanırım. O gün, bu günmüş.

Bir Cats müzikali olsa mesela?
- Çok güzel bir sese sahibim ve bu konuyu ciddi olarak düşünüyorum.

Altın Ejderha, Yüksek ve Sarı Ay gündemdeki oyunlarınız, sezonu bunlarla mı kapatacaksınız?
- Evet.

Bu grup içinde kime daha çok yakınsın?
- (Pop-up’ın yöneticisi Ayşegül Beyazdağ’dan bahsederek) Ayşegül. O benim her şeyim.

İnsanlara bir mesajın var mı?
- Yaz geliyor bu sene de yine bizler için birer kap su koymayı unutmasınlar.


Yazının devamı...

Zeynep’i Volkan’dan bile kıskanıyorum

13 Nisan 2013

Boss, Volkan’ın gözbebeği bir çoban köpeği. Zeynep’in gözdesi Keeper ise Jack Russell Terrier. Adını İngilizce ‘kaleci’ anlamına gelen ‘goalkeeper’ kelimesinden alan Keeper, ailesini anlattı

Cinsin için köpeklerin en akıllısı deniyor, doğru mu?
- Ben aslında zekiyim ama çok fazla söz dinlediğim söylenemez. Başıma buyruk ve yaramazım. Çok zeki olduğum için verilen komutları pek takmıyorum.

Kaç yaşındasın?
- Doğum günüm şubatta, tam iki yaşındayım./images/100/0x0/55eac8b6f018fbb8f8967f02

Bu eve geliş hikâyen nasıl?
- Annem hep bir Jack Russell Terrier’i olsun istiyormuş. Babam zaten Boss olduğu için bu işe pek gönüllü değilmiş. Bir gün satranç oynarlarken (Bu oyunu hep Volkan kazanırmış) Zeynep’e “Eğer kaybedersen bu konu bir daha açılmayacak, kazanırsan gidip alacağız” demiş. Zeynep de o hırsla nasıl oynadıysa artık, kazanmış ve ben gelmişim.

Boss çok iri, nasıl anlaşıyorsunuz?
- Boss benden bir sene önce gelmiş buraya. Ardından eve birkaç sokak köpeği getirmiş Zeynep. Her bulduğunu eve getiriyormuş anlayacağın. Volkan da krizlerde tabii... Boss onlarla hiç anlaşamamış ama beni sevdi. En ufak bir saldırı ya da kötü davranışı olmadı. Aksine yuvasına kadar gidiyorum, oynuyoruz. O biraz fazla iri olduğu için onunla Volkan ilgileniyor, çünkü bir kere Zeynep’i sürükledi. Boss Volkan’a, ben de Zeynep’e daha düşkünümdür.

Birlikte mi uyuyorsunuz?
- Volkan kampta olduğu zaman, Zeynep’in yanında uyuyorum.

Bir ameliyat geçirmişsin?
- Bacaklarımdan ameliyat oldum, sonradan anlaşıldı, yapılan ameliyat çok gereksizmiş. Çok ağrılı dönemlerim oldu. Ailem de çok üzüldü. Buradan herkese söylemek isterim, birkaç veterinere gösterin, sonra karar verin. Bir yıl oldu ve ben hâlâ tamamen düzelemedim. 

Ailenle aran nasıl?
- Beni ve Boss’u çok seviyorlar bundan çok eminim. Boss çok iri ve dışarıda yaşaması gerekiyor, bense evdeyim. Zeynep beni o kadar çok öpüyor ki inan bazen çok sıkılıyorum. Ben onun çocuğu gibiyim.

Sizde akvaryum balıkları da var, değil mi?
- Evet. Yaklaşık elli tane balık var. Zeynep onların okyanusta yaşamaları taraftarı ama Volkan’ın ilgi alanına giren bir konudur bu.

Senin adın niye ‘Keeper’?
Bunun da bir hikâyesi var. Keeper, goalkeeper’dan (kaleci) geliyor. Bana başka isimler de buldular sushi, mocca gibi. Karşıma geçip tüm isimleri saydılar. Hiç birini umursamadım ama Keeper dediklerinde onlara doğru gittim.

Ya Boss’unki?
- Onun ismine oybirliğiyle karar vermişler. Volkan, iki kardeşi ve Zeynep. Boss isminin ağırlığını taşıyor. O evin patronu.

Henüz bebek planları yok

Şöyle eve minik bir Demirel gelse de onu biraz sevsem demiyor musun?
- Demiyorum çünkü Zeynep’i çok kıskanıyorum. Volkan’dan bile. Birbirlerine sarıldıklarında ve birbirlerini öptüklerinde havlamaya başlıyorum. Arada Volkan’ı patiliyorum. Eve çocuk geldiğinde Zeynep onları sevince de çok kıskanıyorum. Minik bir bebeğimiz olursa bilemiyorum ne olur? Yakınlarda görünmüyor Allah’tan…

Boss, Volkan’ı paylaşabiliyor mu bari?
- Boss kıskanç bir köpek değil. Ama Volkan’ı ayrı sever. Onu gördüğü zaman bakışı, hareketleri, çıkarttığı sesler değişir. Gerçekten çok hisli...

Ailenize yeni üyeler katılacak mı?
- Volkan bir izin verse, bizim ev kesinlikle hayvanat bahçesine döner. Zeynep beni çiftleştirmeyi düşünüyor, çünkü torun sevmek istiyor. Ama Volkan evde sayıca yeterli olduğumuzu düşünüyor.

Zeynep,  Belçika’da hayvanlarla ilgili pek çok dernekte aktif olarak çalışmış. Burada da bu tür aktivitelere katılmak istiyor mu?
- İstiyor, hem de çok. Belçika’da sokak köpeği diye bir şey yokmuş, ama İspanya’da avlanan ve öldürülen bir köpek cinsi var, onlar için bir kampanyaya katılmıştı. Türkiye’de hayvan haklarına daha fazla önem verilmesini istiyor.

 

Yazının devamı...