"Deniz Bayramoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Bayramoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Deniz Bayramoğlu

Enflasyon coşarken faiz indirimi hayali

4 Aralık 2007

Fiyatları hızla artan emtia fiyatları tüm dünyada enflasyon riskini yeniden hortlattı. Bu durum, küresel anlamda yeniden enflasyon baskısının hissedildiği bir döneme gireceğimizin işareti. Türkiye’de ise bu baskıyı hissetmeye henüz başlamadık.

 

Hazine’den sorumlu devlet bakanı Mehmet Şimşek bugün TÜSİAD’ın düzenlediği bir toplantıda basın mensuplarının sorularını yanıtlarken benim yukarda yaptığım analizin bir benzerini yaparak yüksek çıkan enflasyon rakamlarının sebebi olarak küresel bazda hızla yükselen emtia fiyatlarına bağlı olarak artan enflasyonist baskıyı gösterdi.

 

Doğru, petrol ve metal fiyatlarındaki artış Türkiye’de de enflasyonist baskı oluşturacak. Ama emtia piyasalarında kontratların ağırlıklı olarak 3-6 aylık vadelerle yapıldığını bildiğimden, bu alandaki fiyat artışının enflasyon üzerindeki etkisinin henüz hissedilmediğini düşünüyorum. Bana göre bu alandan gelen fiyat baskısı 2008’den itibaren enflasyon rakamlarında hissedilecek.

 

Gelen rakamları tekrarlamanın bir anlamı yok. Ama şunu bir kere daha vurgulamamız gerek, gelen son rakamlarla birlikte TÜFE yüzde 8,40, ÜFE ise yüzde 5.65 seviyesine çıktı. TÜFE için Merkez Bankası’nın çizdiği artı-eksi iki puanlık bandın da dışına çıkmış olduk. Çıkmak ne kelime roket hızıyla fırladık desek bile yeridir…

 

Merkez Bankası’nın bu yılki hedefi yüzde 4’lük bir enflasyon rakamıydı. Bunun rakam çerçevesinde oluşturulan dalgalanma bandı ise yüzde 2-6’lık bir enflasyon aralığını kapsıyordu. Oysa TÜFE’yi yüzde 8’in üzerine fırlatan bu son enflasyon rakamıyla birlikte hedefin iki katından fazla bir rakama çıktık.

 

Gelecek aylarda da enflasyon açısından olumlu bir seyir beklemek hayal olacak. Geleneksel olarak yüksek gelen hizmet fiyatlarına ek olarak kamu zamları ve ÖTV artışlarının etkileri daha birkaç ay sürecek. Gıda fiyatlarının etkisini de göz ardı etmemiz lazım. Hele de kuraklık etkisi… Bugün bir açıklama yapan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye'nin buğday üretiminin bu yıl 2006'ya göre yüzde 13,3 azalarak 17,3 milyon ton, arpa üretiminin ise yüzde 22,4 düşüşle 7,4 milyon tona gerilemesinin beklendiğini açıkladı. Rekoltedeki bu düşüşünün fiyat baskısı olarak yansımayacağını düşünebilir miyiz?

 

Ya da yılsonu yaklaşırken Ankara’da taksi fiyatlarına yapılan yüzde 17’lik zam gibi enflasyon hedefini kat kat aşan özel sektör zamlarının etkisi…

 

Tüm bunlardan sonra aklıma ister istemez şu soru takılıyor:

Göz var izan var, bu enflasyon rakamları varken faiz indirimi olur mu?

Yazının devamı...

Bono faizine dikkat

27 Kasım 2007
Ayrıca şirket bilânçoları ve birleşmeleri alanında da umut vaat eden haberler gelince piyasalarda kısa vadeli bir toparlanma gördük. Ama bu toparlanma hakikaten kısa vadeli oldu. Piyasalar yine bilanço haberleriyle yıkıldı.
 
ABD’de perakende satışlardaki artış Cuma günü başta ABD borsaları olmak üzere tüm dünya piyasalarında yükseliş olarak kendisini gösterdi. Cuma günü Dow Jones yüzde 1.4, Nasdaq ise yüzde 1.3 oranında yükseldi. Dün sabah da dünya piyasaları Asya borsalarından başlayarak yükselişle açıldı. Bu havanın etkisi bizim borsamızda da kendisini hissettirdi elbette.
 
Borsa sabah açılışta hızlı bir şekilde yükseldi. Ardından Avrupa borsalarının da güne yükselişle başladığını izledik. Ama sonra işler birden değişti.
 
Piyasalardaki seyrin neden değiştiği sorusunu yanıtlamadan evvel ABD perakende rakamlarının ne anlama geldiğine bakalım. CNN Türk’ün yeni Washington muhabiri ve benim İş Yemeği’ndeki eski program ortağım Ahu Özyurt bu sabah bana şöyle bir not geçti:
 
“Şükran günü sonrası "kara cuma" diye bilinen çılgın alışveriş gününde satışların geçen yıla göre % 8 arttığı belirtiliyor. Tüketici güveni geri gelmiş olabilir ama bazı uzmanlar alışveriş kalemlerinin küçüldüğüne ve ABD tüketicisinin alışveriş sezonunda bilgisayar TV gibi büyük alışverişten çok fotoğraf makinesi, i-pod gibi daha ucuz ürünlere yönelmiş olmasına dikkat çekiyor. Bu arada tabi durgunluğu aşmak için mağazalar da fiyatları aşağıya çekmeye başladı.
 
Bu durumun enflasyona olumlu etkisi olabilir. Petrol fiyatlarındaki artış tüketim endişeleri üzerinde hala etkili. Bugün ABD'nin olumlu açılma ihtimali çok yüksek ama "ralli havasına girmeyelim" derler uzmanlar”
 
Ahu’nun aktardığı bu bilgilerin Türkçesi şu: Gelen bu rakamlara güven olmaz!
 
Bu notun üzerinden daha birkaç saat geçmemişti ki başta Avrupa borsaları olmak üzere tüm dünya borsaları eksiye döndü. Şu gelen haberlere bir bakın ve söyleyin lütfen; nasıl dönmesin?
 
- Fransız bankası Natixis, 3. çeyrek bilançosunda, ABD mortgage piyasasındaki krizle tetiklenen finans krizindeki kayıplarının 604.8 milyon dolar olduğunu açıkladı. (Reuters)
 
- Aktiflerine göre ABD'nin en büyük bankası olan Citigroup, önümüzdeki aylarda 17 bin ila 45 bin arası kişiyi işten çıkarabileceğini bildirdi. (CNBC-E)
 
- Avrupa'nın en büyük bankası HSBC Holdings Plc iki yapılandırılmış yatırım aracı (SIV) Cullinan ve Asscher'i devam eden fonlama zorluklarına karşı desteklemek için yeniden yapılandırdığını açıkladı. HSBC yaptığı yazılı açıklamada yeniden yapılandırma maliyetinin Ağustos ayına kadar 35 milyar dolar olmasını beklediğini açıkladı. (Reuters)
 
Bu haberler ve arkasından gelen düşüşler piyasanın ne kadar kırılgan olduğunun ve her an her şeyin terse dönebileceğinin en önemli ispatı. Ama daha bu noktaya gelmeden yani sürpriz haberleri beklemeden de bu piyasanın pek tekin olmadığına dair elimizde ciddi bir veri var: Bono faizleri.
 
Şu anda piyasada 5 Ağustos 2009 vadeli tahvil gösterge kağıt konumunda. Bu kağıt yaklaşık 1.5 ay önce yüzde 15.9 civarında bir ortalama bileşik faiz ile ihraç edildi. İlk birkaç işlem gününde bu faiz oranı yüzde 15.8’lere kadar indi.
 
Bu dönemde Merkez bankası’nın uyguladığı kısa vadeli faiz oranı yüzde 16.75 seviyesindeydi. Fonlama maliyeti bir yana gösterge faiz ile piyasa faizi arasındaki fark nerdeyse 100 baz puan civarındaydı.
 
Arkasından dünyadaki çalkantının da etkisi ile faiz hafif hafif yükselmeye başladı. Önce yüzde 16 seviyesinin üzerine çıktı.
 
Bu arada geçen hafta Merkez Bankası kısa vadeli faiz oranını yarım puan indirerek yüzde 16.25 seviyesine çekti. Daha önceki faiz indirimlerinde, bono faizlerinin de aynı oranda gerilediğini izlememize rağmen geçen hafta bu beklenti gerçekleşmedi. Faiz yüzde 16.2 seviyesindeydi ve orada kaldı. Geçen haftadan bu yana da adım adım yükseldi ve dün yüzde 16.8 seviyesine çıktı.
 
Arada geçen zaman dilimi içersinde biz ara ara dünya borsalarına paralel bir biçimde bizim borsamızın da yükseldiğini gördük. Bu yükselişler kimi yorumcular tarafından yeni bir trend oluşumu olarak adlandırıldı. Ben ise İş yemeği programlarında sık sık şunu dile getirdim: Faizin yükseldiği bir ortamda borsadaki yükselişlere güven olmaz.
 
Son gelişmeler beni haklı çıkarıyor.
Yazının devamı...

Faiz indirimi olursa yatırımcı yaşadı

26 Eylül 2007

Üstelik ABD'de açıklanan son verilere, yani tüketici güveninin düşmesi, ev satışlarının azalması ve ev stoklarının tarihi yüksek seviyeye çıkmasına rağmen borsaların değer kazanmaya devam etmesi işlerin bir süre daha iyi gideceğini gösteriyor.

Bu atmosferde TCMB'nin de gelecek dönemde faiz indirimlerine gitme olasılığı artmış durumda. Bugün Parametre programında konuğum olan TEB Portföy Genel Müdür yardımcısı Mehmet Özkaya da bu görüşte. Hatta TCMB'nin yılsonuna kadar 2 puanlık bir indirim yapabileceğini düşünüyor.  

Ama bu risklerin sona erdiği anlamına gelmiyor. Yukarda da söylediğimiz gibi piyasalar ABD'den gelen dataları faiz indirimi beklentisinin yarattığı sarhoşlukla ciddiye almadı ama bu beklenti biraz soğuduktan sonra ABD ekonomisine ilişkin resesyon ya da enflasyona ilişkin risk içeren datalar gelmeye devam ederse bu piyasaların hevesini kursağında bırakabilir. Bu durumda Fed yeni faiz indirimlerine gitmeye mecbur kalabilir.

Şimdilik riskleri bir kenara bırakalım ve yılsonuna kadar olan dönemi bir inceleyelim. Eğer Fed faiz indirimine devam eder ve TCMB de bu indirimlerin verdiği rahatlıkla içerde kısa vadeli faizde Mehmet Özkaya'nın dediği gibi 2 puan kadar indirim yaparsa bu kısa vadede gerçekten çok iyi bir kazanç olanağının kapısının açılmasını sağlayacak. Örneğin bugün piyasa fiyatından alınacak bono gelecek 3 ay içinde 2 puanlık faiz düşüşünü aynen yansıtacağı için çok iyi bir kar imkanı sunacak. Borsada ise başta bankalar olmak üzere mali sektör hisseleri prim yapacak. Yani hem bono hem de borsa kazandıracak. Ama dünyada işler ters gitmeye başlarsa bu kez düşük faiz bir dezavantaj haline gelebilir.

Şöyle ki; bizim en büyük sorunumuz cari açık. Merkez Bankası beklenti anketine göre yılsonunda cari açık 33 milyar dolar olarak bekleniyor. Dün bir basın toplantısı düzenleyen Citi Yatırım Araştırmaları'nın beklentisi ise 40 milyar dolar. Son 5 yılda 100 milyar dolar cari açık verdik ama 150 milyar dolar para çektik. Bu para girişinin sağlanmasında faizin yüksek olması sebeplerin başında gelirken siyasi istikrar bir diğer önemli gerekçeyi oluşturuyordu.

Şimdi faiz düşmeye başlarsa Türkiye’nin cazibesi azalabilir. Ama asıl sorun içerde siyasi istikrarın sürmesi… Eğer istikrarlı bir ülke görüntüsü çizersek, yani Malezya olmazsak, şimdilik bir sıkıntı yok.

Yazının devamı...

Dört banka düğümü çözecek

18 Eylül 2007

Ardından Goldman Sachs, Morgan Stanley ve Bear Stearns’ın bilançoları gelecek.   

ABD Merkez Bankası’nın bu akşam alacağı karar sonrası piyasaların yönü de belli olacak. Ama bu karar dünya piyasalarını iki aydır sallayan krizin sona erdiği ya da ereceği anlamına gelmiyor. Konu ile ilgilenen herkesin bilmesi gereken tek şey de bu.

Dünkü değerlendirmemizde ABD Merkez Bankası’nın yapacağı indirim oranına göre piyasaların muhtemelen hangi yönde gideceğini yazdık. Bundan daha önemlisi Fed’in kısa vadeli faiz oranını yarım ya da çeyrek puan indirmesi ve hatta hiç indirim yapmaması durumunda bunun ABD ekonomisinin sağlığı açısından nasıl anlaşılacağını, nasıl yorumlanacağını da aktardık.

Ama bu noktada bir virgül koyup uzun zamandır konuşmadığımız bir konuyu tartışmak gerektiğini düşünüyorum. Hani hep “piyasalardaki rahatlama sadece Fed’in faiz indirimi yapacağı beklentisi nedeniyle oluştu. Oysa temel sorunla ilgili bir düzelme işareti yok” diyoruz ya, şimdi bu temel soruna ilişkin belki de ilk verileri elde etmek üzereyiz.

Bugün ABD’nin en büyük yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers, bilânço rakamlarını açıklayacak. Bu sayede mortgage piyasası ile başlayıp küresel sisteme bulaşan krizin ilk ve gerçek zararının boyutunu öğrenebileceğiz.

Lehman Brothers, ABD mortgage kredilerine bağlı olarak çıkartılan türev ürünlere en yoğun yatırım yapan bankalardan biri. Bu nedenle Lehman’ın ne kadar kar ya da zarar ettiği piyasalar açısından çok ama çok önemli. Ardından da Goldman Sachs, Morgan Stanley ve Bear Stearns’ın bilançoları gelecek. Bu dört dev yatırım bankası sayesinde biz de krizin boyutuna ilişkin daha net bir resme bakıyor olabileceğiz.

Ama bilanço çok sihirli bir yapılanma. Birkaç küçük rötuş, mevzuat çerçevesinde bazı rakamların farklı yerlere taşınması ya da farklı muhasebeleştirilmesi gerçek durumu kağıt üzerinde tamamen değiştirebilir.

Amerika’da şu sıralar tam da bu konu tartışılıyor. Acaba Lehman rakamları nasıl muhasebeleştirecek? Zararının tamamını bilançoda gösterecek mi? Zararı bugünkü değerler üzerinden mi yoksa gelecek değeri üzerinden mi hesaplayacak? Bu nedenle ABD’li üst düzey yöneticiler ABD Sermaye Piyasası Kurulu SEC’nin duruma el koyup bu zararların muhasebeleştirilmesinde belirli bir standart oluşturması gerektiğini savunuyor.

Yazının devamı...

Telekom kilidi

13 Ekim 2005

Türkiye 3 Ekim sonrası not artırımı beklerken birden bire sıfırcı hoca S&P’nin gazabına uğradı. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P dün yayınladığı bir raporda ”petrol fiyatları bu seviyelerde devam ederse bu durum Pakistan ve Türkiye gibi ekonomileri etkileyeceği için kredi notu kalitesi de düşebilir” yorumunu yaptı.

Sosyal güvenlik yasa tasarısı ile ilgili görüşmelerin ilk günü olaylı bitti. Komisyon bugün tekrar toplanacak ama dün “bu yasayı engellemek için elimizden geleni yapacağız” diyen ve daha ilk madde için 20’ye yakın önerge vererek görüşmeleri kilitleyen CHP’nin bugün de aynı tavrını sürdürmesi bekleniyor.

Fed başımızın belası olmaya devam ediyor. Bugünlerde yine “Fed faiz artırmaya devam edecek aman dikkat” diyen uluslararası sermaye gelişmekte olan piyasalara karşı yine mesafeli davaranmaya başladı.

Bu sıkıntıların piyasalar üzerindeki etkisini dün net biçimde gördük. Borsa bin puana yakın geriledi, faizler yüzde 14.8 seviyesine kadar çıktı. Aslında piyasanın genel durumuna bakılınca çok büyük bir sıkıntı olmadığını görüyoruz. Önümüzde gerçekten belirsiz olarak adlandırabileceğimiz bir tek Türk Telekom kararı var. Diğer sıkıntılar ise rahatlıkla aşılabilir.
Örneğin S&P’nin açıklaması. Asya krizi sonrası kredi derecelendirme kuruluşlarının etkisi bir hayli azaldı. Bu kriz döneminde bütün öngörüleri yanlış çıkan kuruluşlar artık gelişmeleri geriden takip eder durumda. Yani önceden tahmin etme yeteneklerini yitirdikleri için verdikleri kararların yatırımcı açısından çok da büyük önemi yok. Hele de şimdi kalkıp Türkiye için not indiriminden söz ederler ve hatta daha ileri gidip bunu gerçekleştirirlerse kendi kredibiliteleri yerle bir olacağından bu yola gitmeleri neredeyse imkansız. Bu açıklama da büyük olasılıkla bu kuruluşlar üzerindeki “kredi notunu artırın baskısını” azaltmak için yapılmış bir açıklama.

Ya da Fed faizleri. Son iki yılını Fed’in faiz artırdığı bir atmosferde geçiren Türk piyasasının şimdi bu durumdan büyük ölçüde etkilenmesi pek olası değil. Alıştık çünkü. O yüzden yön yukarı. Hatta yılsonu 40 bin endeks hedefi hala korunuyor. Ama yukarda dediğimiz gibi Türk Telekom’dan iptal kararı çıkmazsa

Yazının devamı...

40 bin hayali

12 Ekim 2005

Ama hatırlayacaksınız 4 ekim sabahı ve o hafta piyasaların yönünün ne olacığına ilişkin kesin bir şöy söylemekten uzun süre herkes kaçındı.

 

Ben ise yazılarımda, (tabii ancak 3 ekime iyice yaklaşıldığında) 3 ekim sonrası kısa vadeli bir rallinin başlayacağını ama hem piyasanın lokomotif şirktelerinin bir çoğunun hedef değerlere ulaşmış olması hem de bazı sıkıntılar nedeniyle bu yükselişin 35 bin seviyesinde kesileceğini belirtmiştim. Arkasından da eklemiştim; yılsonu hedefi ise 40 bin puan.

 

Şimdi bir bakalım. 3 ekim’den bu yana geçen 10 günlük süre içinde piyasalarda neler olmuş.

 

Öncelikle İMKB 100 endeksi’nin 4 ekim’de 35 bin 809 puan seviyesine kadar çıkarak tarihinin en yüksek seviyesini gördüğünü ama o günden bu yana da yönünü hafif aşağı çevirerek kar satışlarının gelmeye başladığını izledik.

 

Bugün piyasalara baktığımızda ise genel durumu ancak “beklentisizlik” sözü le açıklayabildiğimizi görüyoruz. Aslında bu sözü “olumlu beklenti eksikliği” olarak düzeltmek gerek. Şöyle ki; önümüzde iki temel sorun var ve piyasalar şimdilik bunları pek fazla görmemeye çalışıyor, tedbir almayı ihmal etmeden ama...

 

İlk önemli sorun Türk Telekom ihalesinin iptaline ilişkin açılan davada Danıştay’ın ne karar vereceği ile ilgili. Gerçi telekom sektörü uzmanları ve özelleştirme yetkilileri bu satışın yasalar çerçevesinde gerçekleştiğini ve sorun çıkmayacağını ifade ediyor ama tıpkı Tüpraş’ın daha önceki ihalesinde olduğu gibi telekomda da “kamu yararı” gerekçesi ile bir iptal kararı gelebileceğinden endişe ediliyor. Böyle bir durum şu ana kadar göreceli başarılı devam eden özelleştirme ihalelerinin önünü keseceğinden Türkiye sermaye piyasalarına yönelik fon akışının önünü kesebilir.

 

İkinci ve daha önemli olan sıkıntı ise IMF ile ilişkiler. Yeni stand-by anlaşmasının birinci gözden geçirmesi tamamlanmadı ve IMF heyeti de bugün yeniden Türkiye’ye geliyor. Büyük olasılıkla birinci ve ikinci gözden geçirmeler birleştirilecek. Fakat bu piyasaların derdine derman değil. Çünkü IMF’nin istediği bankalar yasası ve sosyal sigortalar yasası ile ilgili henüz net bir gelişme yok. Bu alandaki her gecikme de Türkiye’nin kredibilitesini azalttığı için piyasalar açısından yıkıcı oluyor.

 

Piyasalar işte bu iki gelişmeyi izliyor. Tabii ki içerde yeni bir hareket olmayınca gözler ister istemez yurtdışı gelişmelere çevriliyor ki bu gelişmelerin de önemli bir kısmının Türkiye’ye pek yaramadığını görüyoruz.

 

Ama hep söylüyoruz ya; Türkiye’nin durumunu Brezilya ya da Arjantin örneklerine bakarak değerlendirmek mümkün değil. Türkiye’nin kendine has özellikleri var. Yani eğer yukarda bahsettiğimiz bu iki sorunda umut verici bir çözüme ulaşılırsa, hatta çözüme bile gerek yok bu yönde işaretler alınırsa piyasaların 40 bin hedefini engelleyecek hiç bir sıkıntı kalmayacak.

 

Yazının devamı...

Yeni ay ve haftadan ilk notlar...

3 Ekim 2005

+++ Avrupa Birliği hala müzakere çerçeve belgesi üzerinde anlaşmaya varamadı. Avusturya'nın imtiyazlı ortaklık diretmesi devam ediyor. Bu sabah banka ve aracı kurumuların araştırma bölümlerinin yayınladığı araştırma raporlarındaki genel beklenti müzakerelerin bugün başlayacağı yönünde. Piyasa uzmanları müzakerelerin başlaması gecikirse endeksteki değer kaybının süreceğini belirtirken müzakerelerin başlaması ile borsada sert bir yükseliş hareketi yaşanacağını da özellikle vurguluyor.

+++ DİE verilerine göre ağustos ayında dış ticaret açığı yeni bir rekor kırarak 4.84 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. İthalat tekrar 10 milyar dolar seviyesinin üzerine çıkarken, ihracat 5.3 milyar dolarda kaldı. İthalatın yıllık artış oranı %28.9 ile şubat ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaşırken, ihracat artışı %13.4 seviyesinde kaldı. İthalat rakamlarında uzun süredir tek haneli rakamlarda dolaşan tüketim malı ithalat artış hızının tekrar %40 seviyesinde gerçekleşmiş olması dikkat çekici. Yıllık bazdaki dış ticaret açığı da 40 milyar doları geçmiş durumda.

+++ TMSF’nin 2.8 milyar dolar muhammen bedelle satışa çıkardığı Telsim’de ön yeterlilik için çoğunluğu yabancı 15 grup başvuruda bulundu. Başvuranlar açıklanmadı. Ancak, Doğan şirketler grubu holding’e bağlı ortaklıklardan D Telekomünikasyon ile Sabancı Holding, Telsim için ön yeterlilik başvurusu yaparken, İngiliz Vodafone ve Rusya’nın en büyük holdinglerinden Sistema Telsim ihalesine gireceklerini belirtmişti. 13 Aralık’ta gerçekleştirilecek ihaleye Norveçli Telenor, Mısırlı Orascom, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Etisalat ve Hong Kong’dan Hutchison Whampoa’nın da ilgi duyduğu belirtilmişti.

+++ Hazine ekim ayı ic borç stratejisini açıkladı. Buna göre ekim ayında 14.9 milyar YTL'si iç, 1.4 milyar YTL'si de dış borç olmak üzere toplam 16.3 milyar YTL’lik ödeme gerçeklestirecek. Hazine piyasalara yapılacak 14.1 milyar YTL'lik itfaya karşılık piyasalardan 11.3 milyar YTL tutarında bir borçlanma öngörüyor. Hazine’nin ekim ayındaki en yüklü itfalası ise 8.1 milyar YTL’si piyasaya olmak üzere 8.3 milyar YTL ile 19 ekim'de gerçeklesecek.

+++ Hazine, yarın 581 gün vadeli YTL cinsinden iskontolu devlet tahvili ihalesi yapılacağını açıkladı. Hazine'nin çarşamba günü 5.1 milyar YTL'lik kısmı piyasaya olmak üzere 5.8 milyar YTL'lik iç borç itfası bulunuyor.

+++ Eylül ayı enflasyon verileRİ bugün 16. 30'da açıklanıyor. Mevsimsel etkiler nedeniyle tüketici fiyat endeksinin yüzde 1 civarında yükselmesi bekleniyor. 

+++ Erdemir yaptığı açıklamada özelleştirme öncesi dönüşüm yatırımları, çalışan sayısı ve kapasite konularını garanti altına almak amacıyla konan altın hissenin iptali için ankara ticaret odası başkanı Sinan Aygün tarafından dava açıdığını bildirdi. Dünyanın ikinci en büyük çelik üreticisi Arcelor ise Erdemir  için yapılacak özelleştirme ihalesinde "çılgın" olarak nitelenecek bir fiyat  vermeyeceğini açıkladı. Arcelor CEO'su Guy Dolle, Arcelor'un parçalı çelik pazarında konsolidasyonu kolaylaştırmak için, gelecek iki yılda  satın alma ve birleşmeler için 3.5 milyar dolar harcamaya hazır olduğunu belirtti.

Yazının devamı...

Kırmızı çizgi

30 Eylül 2005

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün uçağı kalkacak mı? Hayır, hayır; uçağın teknik bir sorunu yok. Türk Hava Yolları’nın dünya çapındaki ekibinin gözetimindeki uçağın teknik bir sorun nedeniyle kalkmaması sözkonusu değil. Ama Bakan Gül’ün uçağa binip binmeyeceği bilinmediği için uçağın da kalkıp kalkmayacağı belli değil.

Dün konuştu Dışişleri Bakanı. Gazeteciler “müzakerelerin başlamama ihtimali var mı” diye sorduğunda ise hiç tereddüt etmeden “elbette ki var” yanıtını verdi bakan. Başbakan ise daha iyimser. “kendi aralarında tartışıyorlar” diyerek son günlerdeki gelişmeleri önemsemediğini göstermeye çalışıyor. Ama yüzünün ifadesine, gözlerinin içine bakıldığında onun da gerginliğinin hat safhada olduğu anlaşılabiliyor.

Türkiye’nin en büyük meslek örgütü olan TÜSİAD bugün Yüksek İstişare Konseyi toplantısını yaptı. Toplantıda konuşan TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı Türkiye’nin tek kırmızı çizgisinin “imtiyazlı ortaklık” olduğunu söyledi. Meali; Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını kabul etmemizi istemeleri, Kıbrıs sorununu çözümü gibi meseleler önemli değil. Önemli olan tam üyelik perspektifi ile müzakerelerin başlaması. Sabancı’ya göre imtiyazlı ortaklık önerisi çerçeve belgeye girerse Türkiye Lüksemburg’a gitmemeli bile... (sermaye-ulusal çıkar ilişkisini zamanında Marx anlattığı için ben haddimi aşıp TÜSİAD’ın açıklamasını yeniden yorumlamayacağım. Merak eden bir zahmet okusun. Bir de tabii küreselleşme-ulus devlet çelişkisi var. Bu teori de yine Marx’ın analizleri temelinde yükseliyor ama daha yeni veriler içeren bir teor bu. Merak edenler James Petras’a başvurabilir.)

Ama piyasalarda durum ne olacak? İyi ve kötü senaryolar için beklentiler neler? Aktaralım.

Önce iyi senaryo. Bana göre 3 Ekim’de Türkiye istediği biçimde müzakerelere başlayabilirse borsanını en temel kuralı olan “beklenti alınır, gerçekleşme satılır” kuralı işlemeyecek. Evet işlemeyecek, çünkü eğer bu gerçekleşirse artık “gelişmekte olan ülke”kategorisinde değil AB üyelik sürecindeki bir ülke olarak değerlendirileceğimiz için Türkiye yatırımcı akınına uğrayacak. İlk etapta 35 bin puana doğru bir hareket başlama olaslığı çok yüksek. Ardından belki bir kar satışı gelir ama iyi senaryo gerçekleşirse yılsonu 40 bin endeksi ya da 3 sent seviyesini görmemiz hiç de olasılık dışı değil.

Ama kötü senaryo gerçekleşirse. Onu da dün yazmıştık zaten.  Fakat kötü senaryonunu etkisinin az kalmasının tek yolu IMF ile ilişkilerin sorunsuz ilerlemesi.

Ama Bankacılık kanunu, sosyal güvenlik kanunu gibi iki çok temel yapısal reform konusunda hala adım atılmadı. Bu kanunların ne durumda olduğu, nasıl bir yeniden yapılanma fetireceği gibi konularda da ktamuoyunun pek bilgisi yok. Ayrıca 2006 bütçesine ilişkin parametreler de tartışmaya açık. Yine ödenek kaydırmaları gündemde. Faiz dışı fazla oranı yine tartışılmaya başlandı. Yani yine IMF’nin önerdiklerini yapmamak, bir açık kapı bir baypas yöntemi bulmak için elimizden geleni yapıyoruz. Resim çok aydınlık değil. Şimdilik...

Yazının devamı...