Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kırmızı çizgi

TÜSİAD kırmızı çizgisini açıkladı. İmtiyazlı ortaklık önerilirse Türkiye bırakın masadan kalkmayı, masaya oturmamalı bile. Bakan Gül de uzun zamandan sonra bir konuştu, pir konuştu. Piyasalar ise tedirgin. 3 Ekim sonrasında piyasaların nasıl bir yön izleyeceğine ilişkin fikirler karma karışık.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün uçağı kalkacak mı? Hayır, hayır; uçağın teknik bir sorunu yok. Türk Hava Yolları’nın dünya çapındaki ekibinin gözetimindeki uçağın teknik bir sorun nedeniyle kalkmaması sözkonusu değil. Ama Bakan Gül’ün uçağa binip binmeyeceği bilinmediği için uçağın da kalkıp kalkmayacağı belli değil.

Dün konuştu Dışişleri Bakanı. Gazeteciler “müzakerelerin başlamama ihtimali var mı” diye sorduğunda ise hiç tereddüt etmeden “elbette ki var” yanıtını verdi bakan. Başbakan ise daha iyimser. “kendi aralarında tartışıyorlar” diyerek son günlerdeki gelişmeleri önemsemediğini göstermeye çalışıyor. Ama yüzünün ifadesine, gözlerinin içine bakıldığında onun da gerginliğinin hat safhada olduğu anlaşılabiliyor.

Türkiye’nin en büyük meslek örgütü olan TÜSİAD bugün Yüksek İstişare Konseyi toplantısını yaptı. Toplantıda konuşan TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı Türkiye’nin tek kırmızı çizgisinin “imtiyazlı ortaklık” olduğunu söyledi. Meali; Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını kabul etmemizi istemeleri, Kıbrıs sorununu çözümü gibi meseleler önemli değil. Önemli olan tam üyelik perspektifi ile müzakerelerin başlaması. Sabancı’ya göre imtiyazlı ortaklık önerisi çerçeve belgeye girerse Türkiye Lüksemburg’a gitmemeli bile... (sermaye-ulusal çıkar ilişkisini zamanında Marx anlattığı için ben haddimi aşıp TÜSİAD’ın açıklamasını yeniden yorumlamayacağım. Merak eden bir zahmet okusun. Bir de tabii küreselleşme-ulus devlet çelişkisi var. Bu teori de yine Marx’ın analizleri temelinde yükseliyor ama daha yeni veriler içeren bir teor bu. Merak edenler James Petras’a başvurabilir.)

Ama piyasalarda durum ne olacak? İyi ve kötü senaryolar için beklentiler neler? Aktaralım.

Önce iyi senaryo. Bana göre 3 Ekim’de Türkiye istediği biçimde müzakerelere başlayabilirse borsanını en temel kuralı olan “beklenti alınır, gerçekleşme satılır” kuralı işlemeyecek. Evet işlemeyecek, çünkü eğer bu gerçekleşirse artık “gelişmekte olan ülke”kategorisinde değil AB üyelik sürecindeki bir ülke olarak değerlendirileceğimiz için Türkiye yatırımcı akınına uğrayacak. İlk etapta 35 bin puana doğru bir hareket başlama olaslığı çok yüksek. Ardından belki bir kar satışı gelir ama iyi senaryo gerçekleşirse yılsonu 40 bin endeksi ya da 3 sent seviyesini görmemiz hiç de olasılık dışı değil.

Ama kötü senaryo gerçekleşirse. Onu da dün yazmıştık zaten.  Fakat kötü senaryonunu etkisinin az kalmasının tek yolu IMF ile ilişkilerin sorunsuz ilerlemesi.

Ama Bankacılık kanunu, sosyal güvenlik kanunu gibi iki çok temel yapısal reform konusunda hala adım atılmadı. Bu kanunların ne durumda olduğu, nasıl bir yeniden yapılanma fetireceği gibi konularda da ktamuoyunun pek bilgisi yok. Ayrıca 2006 bütçesine ilişkin parametreler de tartışmaya açık. Yine ödenek kaydırmaları gündemde. Faiz dışı fazla oranı yine tartışılmaya başlandı. Yani yine IMF’nin önerdiklerini yapmamak, bir açık kapı bir baypas yöntemi bulmak için elimizden geleni yapıyoruz. Resim çok aydınlık değil. Şimdilik...

X