"Deniz Bayramoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Bayramoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Deniz Bayramoğlu

Borsa nereye kadar gidebilir

19 Temmuz 2005

Şimdilerde piyasalarda sorulan en önemli soru bu. Bütün yatırımcılar uzmanlardan bu sorulara tatmin edici bir yanıt bekliyor. Ama uzmanların konuşmasına pek gerek yok. Çünkü piyasa rakamları zaten gerekli olan cevabı veriyor.

Endeksin 26 Mayıs tarihinden bu yana nasıl bir seyir izlediğini analiz edersek karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor. 24 bin 54 puan seviyesinden başlayan yükseliş üç kez düzeltme yaşamış. Bu düzeltmeler de ortalama 5 işlem günü süren yüzde 3-5 arası düzeltmeler olmuş. Ardından geçen hafat izlediğimiz rekor koşusu gerçekleşmiş ve şimdi de Cuma gününden bu yana endekste bir düzeltme hareketinin başladığını izliyoruz. Ama bu düzeltme de çok büyük olmayacak gibi görünüyor çünkü endeks 28 bin 400 puan seviyesinden geri dönmüş ve şu sıralar küçük adımlarla yükselişine devam ediyor. Üstelik yükselişlerde 1.3 milyar YTL seviyesine çıkan işlem hacmi ise bu son düzeltme hareketinde ortalama 600 milyon YTL seviyesinde kalıyor.
O yüzden temelde trendin güçlü bir şekilde yükselişi işaret ettiğini ve orta vadeli hedefin 30 bin puan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.
Ama...
İMKB 100 endeksinin bu seviyelere gelmesini sağlayan temel beklentinin ne olduğunu anlamadan yorum yapmak yanlış olacak. Bu beklentinin AB üyeliği ile ilgili gelişmeler olduğunu herkes biliyor ama nedense bu sürecin ne aşamada olduğu ya da 3 Ekim’e kadar olan süreçte önümüzde ne gibi engeller olduğunu kimse tartışmıyor.
Birinci engeli Ankara anlaşmasını genişleten protokole konulacak imza sorunu oluşturuyor. Kıbrıs Rum kesimi net bir biçimde 3 ekim’den önce protokol imzalanmazsa müzakerelere başlanmasını veto edeceğini dün dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun açıklaması ile bir kere daha vurguladı. Türkiye bu protokole imza koyacağını resmen açıkladı ama bunun için bir koşulu da var; Protokolü imzalamasının ardından bir deklerasyon ile bu imzanın kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini açıklayacak. Bu açıklamaya ise müzekerelerin başlayacağı dönemde dönem başkanı olacak olan İngiltere şiddetle karşı çıkıyor.

Bu arada Slovenya, Slovakya ve Macaristan türkiye’nin Ab üyeliğinin önüne engel koymak isteyen ülkeler arasına katıldı. Dünkü AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda bu üç ülke adına bir açıklama yapan Macaristan imtiyazlı ortaklığın değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Bunlar sadece son iki günün gelişmeleri. 3 ekim tarihi yaklaştıkça bu tür açıklamaların sayısı artacak. Ve korkarız piyasanın önemli bir kısmı da bu kadar hızlı bir yükseliş sonrası iyi para kazanma arzusu ile bu açıklamaları iyice dramatikleştirecek. Bunun sonucu da piyasada bir satış dalgasının doğmasına neden olacak. Ardından ucuz fiyatla yeniden mal toplamaya başlayacak.

Yazının devamı...

Borsa treni kalkalı çok oldu

14 Temmuz 2005

Bir  de tabii ki “İç talep artışı kontrol edilemezse faizi artırabiliriz” sözü.
Merkez Bankası Başkanı Türkiye’de bazı sıkıntılar olduğunu düşünüyor. Benim yorumuma göre de Merkez bankası bu sıkıntının kaynağı olarak politika yapıcıları değil ekonomi çevrelerini gösteriyor. Onların enflasyon beklentilerinin hedef enflasyon ile uyumlu olmadığını düşünüyor. Ekonomi çevrelerinin, yani işadamlarının kurumların bankaların holding yöneticilerinin kısacası patronların neden böyle düşündüğüne ilişkin olarak elimizde bir veri yok maalesef.

Borsacılar böyle değil. Onlar çok iyimserler. Endeks dördüncü kez 28 bin puanın üzerine çıktı. Üstelik yüksek işlem hacmiyle. En çok işlem yapan ilk 10 aracı kurumun 20 milyon YTL’ye yakın net alımıyla.

Cari açık artabilir, Gözden geçirme ertelenebilir, AB ile sıkıntılar artabilir, vs vs... Bunların şimdilik önemi yok. İnsanı çıldırtacak kadar rahatsız eden sıcak havanın da etkisi olduğunu sanmıyorum. Bu hızlı yükselişin ardında başka bir sebep olsa gerek.

“6 Mayıs’ta başlayan bir yükseliş dalgasının tepesinde sörf yapıyoruz. Aşağıda büyük beyaz bekliyor elbette düşenleri yutmak için. Ve bu dalganın başladığı seviye de 24 bin 54 puan seviyesi. 

İMKB 100 endeksi bu seviyeden itibaren neredeyse nefes almadan yükseliyor. Yani bir buçuk ay içinde 4 bin puan yükselen endeks sadece iki kez, onlar da çok küçük oranlarda, düzeltme yapmış.

Şimdi bir de 2005’un geride braktığımız kısmını hatırlayalım. Endeks 28 bin puanı mart ayı öncesi üç kez aşmış ama bulunduğu seviyelerde uzun süre kalamayıp yeniden bu kritik seviyenin altına inmiş. Tabi bu yükselişlerin hiçbiri son bir iki gündür gördüğümüz yüksek işlem hacmi ile gerçekleşmemiş.

Demek ki bu kez yükseliş daha sağlam.

Yazının devamı...

Bu uyarıları dikkate alın

11 Temmuz 2005

Merkez Bankası kısa vadeli faiz oranlarını bulunduğu seviyede bıraktı. Oysa geçen hafta Çarşamba gününe kadar hemen hemen tüm ekonomistler Merkez Bankası’nın çeyrek puan dahi olsa bir faiz indirimine gideceğini düşünüyordu. Fakat Londra’daki terör saldırıları, Cari açığın artmaya devam etmesi Tüfe’nin tahminlerin üzerinde artması ve elbette ki yeni ekonomik programın ilk stand-by’ının ertelenmesi ve bu çerçevede 833 milyon dolarlık kredi diliminin serbest bırakılmaması gibi etkenler Merkez Bankasını temkinli olmaya itti.

Merkez Bankası aylık enflasyon raporunda ise ilk kez hedeflerin tutmayabileceği uyarısında bulunarak özellikle de iç talebin kontrol altına alınması için bazı tedbirler alınması gerektiğini belirtti. 2005 yılı enflasyonunuda görülen eğilimin 2006 yılı hedefleri için yeterli olmadığını vurgulayan Merkez Bankası reformlar devam ettiği müddetçe hedeflerde sorun olmayacağını ama  para politikası kararlarında 2005 yılı hedefiyle ilgili  öngörülerin azaldığını da kaydetti.

Raporda, "2005 yılı hedeflerine ilişkin öngörülerin para politikası kararlarında giderek azalan bir ağırlığa sahip  olduğu ve daha çok 2006 yılının önem kazandığı da bir gerçektir. Son iki aydaki "Enflasyon ve Görünüm"  raporlarında enflasyonda orta vadeye ilişkin risklere özel vurgu yapılmış ve temkinli olma gereği açıkça ortaya  konulmuştur. Son bir ay içinde açıklanan veriler ışığında, enflasyondaki düşüş eğilimine ilişkin olarak ifade  ettiğimiz kaygılar ekonomideki talebin canlanmaya başladığını ve enflasyondaki düşüş sürecinin ivmesinin  azaldığını düşündürecek biçimde sürmektedir" denildi.

Merkez Bankası, reformların yasal zeminde olduğu gibi uygulamada da kararlılıkla hayata geçirilmesinin ve  kurumsallaştırılmasının kritik önemde olduğunu vurgulayarak, fiyat istikrarının mali disiplinden taviz verilmemesi  ve yapısal reformların sürmesiyle mümkün olduğunu söyledi.

Bu uyarılar ise şimdilik piyasalarda yeteri kadar ciddiye alınmamış gibi görünüyor. Borsada yatay seyir devam ediyor bonoda ise sadece hafif bir satış var. Ama döviz açısından bereketli yaz ayları bitince sorunların biraz daha ağırdlıklı olarak karşımıza geleceğini görmek gerek.

Yine Merkez Bankası’nın uyarıları doğrultusunda özellikle lüks tüketime yönelik yeni bir vergi dalgasının da gelebileceğini düşünüyoruz.
 


Yazının devamı...

Seattle rüzgarı Edinburgh’da esti

6 Temmuz 2005

Zirve öncesinde Londra’da gerçekleştirilen Live 8 konserler dizisinin ilki de aynı vurguları taşıyordu. G8’lere açık bir eleştiri olmasa da dünya kamuoyunun gelir dağılımındaki adaletsizliğe yönelik rahatsızlığının ifade edildiği bir platform oldu konserler dizisinin Londra’da düzenlenen ilk ayağı. Tıpkı yıllar önce yapılan ilk Live 8 konserleri gibi. Ama ne yazık ki o günden bugüne konserleri organize edenlerin, katılımcıların ve izleyicilerin değişmesini istediği alanlarda pek bir değişiklik olmadı. Benim sadece Pink Floyd’un onursal üyesi Roger Waters’ın iyice yaşlanıp detone olduğunu ve Sting’in artık yeni şarkı yapamadığını anlamama yardımcı oldu. 

G8’lerin toplantısında faikr ülkelere yapılacak yardımların artırılması konusunun yanısıra yüksek dış borca sahip ülkelerin durumu, küresel ısınma, yükselen petrol fiyatları, Çin’in para birimi yuan’ın yapay düşük tutulmasının dünya ekonomisini verdiği zararlar gibi meseleler de tartışılacak.

G8 zirvelerinin en önemli konusunu son bir kaç yıldır Kyoto Protokolü’nün ABD tarafından imzalanmaması oluşturuyor. Ülkelerin sanayi faaliyetleri sonucu ortaya çıkan atmosferi kirleticigazların miktarınınazaltılmasını ve kontrol altında tutulmasını öngören bu protoköl7e ABD imza koymadı. Hatta zirve öncesi İngiliz basınına konuşan ABD Başkanı Bush, ülkesinin çıkarlarını koruması gerektiğini ve bu nedenle de Kyoto benzeri anlaşmalara imza koymayacağını açıkladı.

Yeni bir dünya mümkün. Yıllar önce Seattle’da yapılan G8 toplantısına karşı dünyanın her tarafından gelen insanlar, kapitalizme karşı net bir karşı duruş sergilemiş ve yapılan gösterilerle zenginleri pek de rahat bırakmayacaklarının işaretlerini vermişlerdi. Zeka seviyesi bir hayli yüksek bu gösteriler dünyanın hemen her yerinde yankı bulmuş ve kapitalizm karşıtları seslerini daha çok yükseltme zenginleri daha çok köşeye sıkıştırma şansı yakalamışlardı.

Fakat zenginler de boş durmamış bu gösterileri önce provoke etmiş, ardından marjinalleştirerek muhalefet etkisini azaltmayı başarmıştı. Hatta küreselleşme karşıtlarının dünyanın çeşitli yerlerindeki eylemleri de bir çok sol yapı ve düşünür tarafından “devrimci turizmi” olarak görülmeye başlanmıştı. Bush’un başlattığı ve Avrupa’nın da heyecanla peşine takıldığı teröre karşı savaş da bu muhalefetin üzerine çöküp etkisini iyice küçültmüştü.

Ama bu kez İskoçya’dan taze bir soluk yükseliyor. Zirve öncesi Pazartesi günü bir grup insan İskoçya’nın başkentinde G8 liderlerine karşı bir hayli sert bir protesto gösterisi düzenledi. Polis ile göstericiler arasında çıkan çatışmalarda 90 gösterici tutuklandı 21 de gösterici yaralandı

Bu gösteri haftasonunuda yapılan 200 bin kişilik gösteri kadar büyük değildi. Göstericiler hem daha az sayıda hem de kent içinde bölünmüş olduklarından yapılan eylemin etkisi de çok büyük olmadı. Ama asıl önemli olan tüm bu kargaşa arasında nihayet birilerinin doğru, insani anlamda bir perspektifle G8 zirvesini eleşirmesiydi. İskoçya’da dün yürüyen insanlar yoksulluğa, gelir dağılımındaki adaletsizliğe karşı değil, bunların sebebi olan kapitalizme karşı tepkilerini koydular ortaya.

Almanya ve İskandinavya kökenli Kara Blok-Black Bloc üyesi anarşistler kafalarında maskeleri ile gösterilere katılırken onlara palyaço ve orman cini kıyafetli protestocular eşlik etti. Tabii ki ingiliz ve İskoç polisleri böylesine bir hafifliğe izin vermeyecekleri için göstericileri şiddet kullanarak dağıttı. Şiddet kullanımının artmasında göstericilerin sayısının haftasonuna kıyasla az olmasının da etkisi oldu elbette.

Yazının devamı...

Sabah haberleri

30 Haziran 2005

Bugün sabah saatlerinde Reuters haber ajansı bir haber geçti. Bu haberde AB çerçeve belgesinin Reuters muhabiri tarafından görüldüğü ve belgede "imtiyazlı ortaklık" sözlerinin hiç telaffuz edilmediği, aksine sürecin amacının her iki tarfa için de katılım olarak tanımlandığı belirtildi.

Ayrıca IMF'nin istediği Bankacılık Yasası'nın maddelerinin komisyonda hızla kabul ediliyor olması ve ilk 15 maddenin şimdiden komisyondan geçtiği haberleri de sabah dikkat çeken gelişmeler arasındaydı.

Yine bu sabah itibariyle dün 60 dolar seviyelerine kadar yükselmiş olan Brent türü hampetrolün varil fiyatının iki dolar kadar gerileyerek 57 dolar seviyesine indiğini izledik.

Dün günü hafif bir değer artışı ve düşük işlem hacmi ile tamamlayan İMKB 100 Endeksi ise bu sabah güne hızlı bir yükselişle başladı. Önemli bir psikolojik direnç seviyesi olan 27 bin puan son iki hafta ikinci kez aşıldı ve hatta endeks teknik bir direnç seviyesi olan 27 bin 100 puan seviyesini de aşarak 27 bin 169 puana kadar çıktı.

Üstelik geçen haftaki yükselişte çok düşük bir işlem hacmi vardı. Oysa bugün durum tam tersi yani endeks geçen hafta 27 bin puanı aşarken gerçekleşen işlem hacminin neredeyse üç katı bir işlem hacmi ile 27 bin puanı aştı. Eğer kapanış iki gün üst üste ve yine yüksek işlem hacmi ile bu seviyenin üzerinde gerçekleşirse bu kez kalıcı olarak 27 bin puan seviyesinin aşıldığını söyleyebileceğiz.

Bono piyasasında ise ortalama bileşik faiz gösterge kağıt olarak kabul ettiğimiz 24 ocak 2007 vadeli kağıtta yeniden yüzde 16'ya doğru gerilemeye başladı.

Bu arada euro dolar paritesi dünkü 1,21'li seviyelerinden gerileyerek 1,20'ye inmiş olmasına rağmen, yani doların euro karşısındaki değer artışına rağmen iç piyasada Türk Lirası'nın güçlü olduğunu gördüyoruz. Dün dolar-TL paritesi 1,35'li seviyelerde iken bugün 1,34'e kadar indi. Yani TL değer kazandı.

Aslında tüm bu gelişmlerin en önemli lokomotifi AB çerçeve belgesi. Bu belgede yer alan "müzakerelerin hedefi katılımdır" sözü sihirli bir cümle. Bu sözün piyasa için düğümü bir anda çözecek bir güce sahip olduğunu bugün net biçimde izledik. Aynı belgede katılımın 2014'ten önce olamayacağı söylense bile piyasa için mahzuru yok. Çünkü piyasa üyeliğin kendisini değil bu süreci satın alıyor.

Yazının devamı...

AB’nin abartılan etkisi

23 Haziran 2005

Bugünün büyük tartışma konusunu ise AB Komisyonu Başkanı Barosso’nun “Türkiye’nin üyeliği samimi bir şekilde tartışılmalı” sözleri oluşturuyor. Tabii ki bir de “3 Ekim’de müzakereler sonunun ne olacağı belli olmadan başlamalı” sözleri... Bu ve bunun benzeri sözleri yıllardır duyduğumuz ve bundan sonra da duymaya devam edeceğimiz için ben pek fazla önemsemiyorum. Ama piyasa elinde alıp satacağı başka haber olmadığı için bu haberleri fazlasıyla önemsiyor.

 

Burada asıl tehlikeli olan AB’nin kurumsal bir kararla Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunması ihtimali. Bu ihtimalin küçücük adımlarla da olsa her geçen gün daha fazla yakınımıza geldiğini görmemek için ciddi çaba harcamak gerek. 

 

AB’nin kendi iç krizi, AB liderlerinin ve halkının Türkiye ilgili fikir ve hisleri, Türkiye’nin yaptıkları ve yapmadıkları yüksek siyaset tartışanların işi. Bizim işimiz bunun piyasaya yansıması..

 

Ama ben yine de bu tartışmaların pratikte piyasayı nasıl etkilediğini bir türlü bulamıyorum. Şöyle düşünün; yerli ya da yabancı bir yatırımcısınız. İMKB’de de hatırı sayılır bir yatırımınız var. Barosso’nun dün söylediği bu sözleri duyup “Galiba Türkiye AB üyesi olamayacak. Dur ben gidip elimde ne var ne yok satıp başka piyasalara yöneleyim” der misiniz?

 

Yazının devamı...

Borsa 27 bin sınırında

21 Haziran 2005

Zirveden Türkiye aleyhine bir karar ya da açıklama çıkmadı. Bunun aksine Avrupalı liderler önce bizim piyasaların bir hayli ürktüğü “genişleme ile ilgili” paragrafı metinden çıkardı, ardından da Birliğin verdiği sözleri tutacağını deklere etti. Bu açıklamada bizim açımızda “3 Ekim tarihinde müzakereler başlayacak” şeklinde yorumlandığı için piyasalar coştu.

Acaba?..

Endeks 9 Haziran tarihinde 25 bin 499 puan seviyesindeydi. Aradan geçen 9 işgününde mevcut konjonktüre kıyasla çok hızlı sayılacak biçimde 1500 puan yükselerek 27 bin puan seviyesine dayandı.

Ama bu yükseliş piyasaya yeni para  ve yatırımcı girişi olmadan yaşandı. İşlem hacmi de bu yükselişi desteklemiyor. Üstelik son bir kaç haftadır piyasalar arasındaki karşılıklı etkileşim de had safhaya çıkmış durumda. O zaman borsa yükselirken faizin de dövizin de gerilemisi gerekmez mi? Tamam o zaman şimdi bu piyasalara bakalım.

Dolar TL karşısında yine son 4/5 işgünü içinde değer kaybetmeye devam etti. Ama hemen sevinmeyin çünkü içerde yine hareket yok. Dövizdeki hareket tamamen Avrupa’ya endeksli. AB’nin hem anayasa hem de bütçe alanındaki büyük sıkıntısı ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimine gidebileceği beklentisi euroyu dolar karşısında aşağı çekiyor, bunun da etkisi aynı anda iç piyasada kendini gösteriyor.

Faiz ise geçen hafta yüzde 16 seviyesinin altına gerilemiş olmasına rağmen bu seviyelerde sadece iki gün dayandı. Ardından hemen yükselerek yüzde 16 seviyesinin üzerine çıktı. Bu seviyelerin altına gelmesi ise beklenmiyor.

Yani borsa yükseliyor ama işlem hacmi düşük.

Yazının devamı...

Meclis yasaları yetiştirmeye çalışacak

15 Haziran 2005

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, IMF ile  imzalanan yeni stand-by anlaşmasının ilk gözden geçirmesinin ön şartlarından biri olan bankacılık yasa tasarısını  bu ayın son haftasında TBMM Genel Kurulu'na yetiştirmeye çalıştıklarını söyledi.

Şener, "İpotek Teminatlı Menkul Kıymetler" konulu konferansa gelişinde Reuters'ın sorusu üzerine,  "(Tasarı) bu hafta alt komisyonda bitiyor, gelecek hafta muhtemelen Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülecek  son hafta genel kurula yetiştirmeye çalışacağız" dedi. Şener, TBMM'nin çalışma süresinin uzatılıp uzatılmayacağı sorusuna ise, "Bitirmeye çalışıyoruz" yanıtını  verdi.

Bu haber aslında piyasalar açısından iyi bir haber. Hatırlayacaksınız, önceki hafta Cuma günü İMKB 100 Endeksi günü 26 bin Puanın üzerinde kapatmış ama ardından Gözden geçirmenin tamamlanmasının Temmuz sonuna kalacağı beklentisi ile 25 bin 500 seviyesinin bile altına gerilemişti. Bu haberle birlikte ise piyasanın hafifçe de olsa olumlu bir seyre girdiğini gördük.
Ama bu yeterli değil elbette.

Çünkmü piyasada hala işlem hacmi düşük. Yeni para girişi yok. Hangi borsacı ile konuşursanız konuşun aynı yanıtı alıyorsunuz piyasanın seyrine ilişkin: “Hareket yok, işlem yok”.

Elbete son günlerde yaşanan cumhurbaşkanlığı tartışmaları havayı olumsuz etkiliyor. Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğine ilişkin yükselen çatlak seslerin de borsadaki havanın düzelmesine yardımcı olduğunu söylemek de mümkün değil.

Ama hala bu sıkışıklığın sebebini açıklamak mümkün değil. Bir kördüğümün tam ortasındayız ve çözüm için de Makedonyalı İskenderin yaptığı gibi kılıçtan başka çözümün işlemeyeceği günlere doğru ilarliyoruz.

Yazının devamı...