"Adnan Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Adnan Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Adnan Kaya

Onu tanımak büyük kazanç

19 Mart 2017

1946’da İzmir’de doğan inşaat yüksek mühendisi Kazançoğlu, 1970’den bu yana inşaat sektöründe birçok başarılı projeye imza attı. Yarım asıra yaklaşan meslek hayatında çok sayıda konut, iş merkezi, otel, sitenin proje ve uygulamalarını gerçekleştiren Akın Kazançoğlu, kentin ilk toplu konut projelerinden An Sitesi’ni yapmanın gururunu da taşıyor. Uzun yıllar başta İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği olmak üzere sayısız STK’da kurucu üyelik ve başkanlık görevlerinde bulunan Kazançoğlu, küçük oğlu Yağız Kaan’ın iş yoğunluğunu üzerinden almasıyla birlikte, kurucu başkanlığını yürüttüğü Uluslararası Balkan ve Türk İş Dünyası Derneği’nde (BATÜDER) topluma hizmet etmeye devam ediyor. “İTO’nun Beyefendi Ağabeyi” olarak İzmirlilerin sevgisini kazanan Akın Kazançoğlu, işadamlığının yanı sıra çeşitli konularda makaleler kaleme alan, dünyanın birçok yerinde panel ve sempozyumlarda sunumlar yapan çok yönlü bir kişi. Aynı zamanda açık sözlü, doğru bildiğini söylemekten geri adım atmayan, tutarlı, karşılıksız hizmete inanan, sakin, bilge, İzmir ve Türkiye aşığı, ne kadar yoğun olursa olsun eşi, oğulları, gelini ve torunu ile hayatın tadını çıkarmaktan da geri kalmıyor. Keyifle okumanız dileğiyle iyi hafta sonları...

 

HAYAT FELSEFESİ
Dünyanın merkezine insanı ve dürüstlüğü koyan, çevreci yaklaşımlarla karşılıksız hizmet eden ve bu yolda ilerleyen, eğitici, öğretici, sosyal yönü ve kentlilik bilinci gelişmiş üretken ve mütevazı bir insan olmak.

 

OTOMOBİL
Sağlam, estetik ve
fonksiyonel olmalı

* İlk arabam krem rengi bir Anadol Station’du. 1974’te daire takası olarak almıştım. Çok cefakâr bir otomobildi. Tam bir inşaatçı arabasıydı. Şimdi 2016 model siyah Audi’m var. Direksiyonu 20 yıldır benimle birlikte olan şoförüme emanet. Mühendislikte güzel bir söz vardır: Sağlam, estetik ve fonksiyonel olacak. Araç alırken bu üç bileşenin varlığına bakarım. Trafikte disiplinliyim. Kurallara uyarım. Limitleri aşmam.

 

BESLENME
Yemek kadar sunumu da önemli

* Kahvaltısız evden çıkmam. Genelde eşim hazırlasa da ben de yardımcı olmaya çalışırım. Peynir, zeytin, tereyağı, reçel, bal, yumurta ve çay olsun isterim. Öğlenleri çoğu zaman dışarıda yerim. Yoğun iş günlerinde ise ofiste hafif şeyler atıştırırım. Akşamları daha hafif şeyler tüketmeye dikkat ederim. Zevkle hazırlanmış, iyi servis edilmiş her şeyi yerim. Ancak yemek kadar onun takdimi de önemli. Bu konuda çok şanslıyım. Eşim bu konuda çok başarılı. Mutfakta fazla marifetli sayılmam. Uzakdoğu usülü omletim beğenilir.

 

MEKAN
Her ülkenin kendine has
lezzetini arar, bulurum

* Gittiğim her ülkenin kendine has lezzetlerini denemeyi seviyorum. Örneğin; Makedonya’nın Tafça grafça yemeğini (güveçte kuru fasulye), Kosova’nın köftesini severim. Paris’te Leon’un midyesini, Tayland’da deniz mahsullerini, Pekin’de ördeği, Kenya’da timsah eti tercih ederim. Bir işletmede öncelikle hijyen, lezzet ve sunum ararım.

 

SPOR
Çok uzun yıllar futbol
oynadım, atletizm yaptım

* Kolej ve üniversite yıllarında futbol oynadım, atletizm yaptım. 15-25 yaş aralığında iyi ve başarılı amatör bir sporcuydum. Ama artık maalesef yapamıyorum. Fanatik bir İzmirliyim. Bu kentin takımlarının hepsini seviyorum, elimden geldiğince destek de oluyorum. Süper Lig’te olmayışlarına ise üzülüyorum. Çocukluğumdan beri Beşiktaş’a sempatim var.




TATİL
Yaklaşık 60 ülkeyi dolaştım

* Seyahat etmeye severim. Avrupa, Asya, Amerika ve Afrika’da yaklaşık 60 ülke gezdim. Çin ve Orta Afrika daha fazla ilgimi çekti. Ayrıca Balkan ülkelerini de çok seviyorum. Yazları Çeşme’deyim. Tatil benim için sakinlik ve huzur demek. Çok gürültülü yerlerden hoşlanmıyorum. Yeni kültürler, yeni insanlar tanımayı ve değişik tatları denemeyi seviyorum.

 

HOBİ
Çalışmak, çalışmak, çalışmak

* En büyük hobim çalışmak. Okumayı da çok severim. Daha çok gelecek bilimcilerin kitaplarını tercih ederim. Ufkumu açıyor. Türk Sanat Müziği ve Batı müziği dinlemekten hoşlanırım. Geçmişte pul ve taş koleksiyonum vardı ama çok gerilerde kaldı.

 

KARİYER
Baba mesleğinde karar kıldım

* Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunuyum. İlk günden bugüne kadar kendi işimin patronu oldum. Halen AN Mimarlık-Mühendislik Grubu, İşbirliği Gayrimenkul Yatırım A.Ş. ve AKKO Yapı Sanayi’nin yönetim kurulu başkanlığını sürdürüyorum. İzmir Ticaret Odası’nda 26 yıldır meclis üyesiyim. Bunun 16 yılında yönetim kurulu başkan vekilliği yaptım. Aynı zamanda Uluslararası Balkan ve Türk İş Dünyası Derneği (BATÜDER) Yönetim Kurulu Başkanı’yım. Ayrıca, İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı, Ege Kültür Vakfı, Bilçağ Bilgi Platformu, Kent Konseyi ve İzmir Yerel Gündem 21 Kurucu Yürütme Kurulu, ESTOB Ege Sivil Toplum Birliği Yüksek İstişare Kurulu, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri (HABİTAT) üyesiyim. İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin kurucularındanım. Lions’ta başkanlık, bölge başkanlığı ve kesim başkanlığı görevlerinde bulundum. Türkiye Kentleşme Şurası Danışma Kurulu ve Konak Kent Konseyi üyeliği yaptım. Küçükken pilot olmak istiyordum ama sonradan baba mesleği olan inşaata ilgi duydum ve bu hedefe odaklandım.

 

GÜNE BAŞLANGIÇ
Sabahları şantiye
öğlenleri dernek

* Eskiden erken yatıp erken kalkardım. Ama artık biraz daha geç yatıp eskiye nispeten geç kalkıyorum. Çocuklar iş yükünü aldıkları için sabahları 08.00-08.30’da evden çıkıyorum. Sabahları şantiyeleri dolaşıyor, öğleden sonra da dernek faaliyetlerine zaman ayırıyorum.

 

MODA
Siyah ve lacivert
vazgeçilmezlerim

* Mecburen klasik giyiniyorum. Ama şantiyelerde biraz daha sporum. Renk tercihim siyah ve lacivert.

 

TEKNOLOJİ
Uyum sağlamaya çalışıyorum

* Teknoloji artık çok hızlı değişiyor, ben de uyum sağlamaya çalışıyorum. Facebook’ta da, Twitter’da da varım. Gündemi takip edip topluma faydalı yaptığım işleri paylaşıyorum.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Şantiyelerimizde
köpeklerimiz var

* Eşim hayvanları çok seviyor. Bir ara almıştık ama bakmak çok zor. Şimdi şantiyelerimizde köpeklerimiz var.

 

ASTROLOJİ
Uyumlu, eğlenceli ve
arkadaş canlısıyım

* İkizlerim. Bu burç erkeklerinin çok yönlü, uyumlu, değişime kolaylıkla ayak uydurabilen, her işin altından kalkabilen, eğlenceli, konuşkan, enerjileri yüksek, entelektüel, mantıklı ve arkadaş canlısı oldukları söylenir. Sanırım çoğu özelliği bana uyuyor.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Akın Kazançoğlu
Doğum yeri ve yılı: İzmir, 1946
Eğitimi: Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği
İşi: AN Mimarlık-Mühendislik Grubu, İşbirliği Gayrimenkul Yatırım A.Ş. ve AKKO Yapı Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı, İzmir Ticaret Odası Meclis Üyesi
Burcu: İkizler
Medeni durumu: Yüksek mimar Sumru Kazançoğlu ile evli. Doç. Dr. Yiğit Kazançoğlu ve Yağız Kaan Kazançoğlu’nun babası.

Yazının devamı...

Onlar tam 7 nesildir zeytinci

17 Mart 2017

Ömürleri zeytin ve zeytinyağıyla geçti.

Sonra mübadele gereği topraklarını bırakıp Ayvalık’a göçtüler.
Burada da bildikleri işi yaptılar.
Edremit Körfezi’nin güzel kıyılarında zeytinlikler kurdular.
Eşe dosta karıştılar.
Yıllarca kendi tüketimleri için zeytin ve zeytinyağı ürettiler.
Bir gün geldi, beşinci kuşağı temsil eden Erol Önemlioğlu, zeytinlikleri bırakıp Avrupa’ya çalışmaya gitti.
Ama ölümsüzlük ağacına duyduğu derin hasret hiç bitmedi.
Türkiye’ye döndükten sonra torunları Efe ve Defne’nin arzusu doğrultusunda, yıllarca icara verilen zeytinliklere sahip çıktı.
Aileyi toparlayıp bir marka ve geleceğe miras oluşturacak şekilde tekrar zeytinciliğe başladı.



Erol Bey o süreci şöyle anlatıyor:
“Bir gün torunum Efe dedi ki:
‘Dede zeytinyağının en hasını hep biz ürettik, biz tükettik.
Var mısın herkes faydalansın bu emeğinden?’
Düşündük taşındık, eşe dosta danıştık.
Sonra torunum Efe’yi yanıma çağırdım ve dedim ki:
‘Torun, buralarda bütün aileler kendi zeytinyağını üretir ve tüketir.
Yani burada yağımıza ihtiyaç yok.
Ama güzel Türkiye’mizin diğer şehirlerine yollayalım mı yağımızı?’
Torunum da, ‘Dede haydi yapalım ama şartım var, zeytinyağımıza Adalı Efe diyelim’ dedi.
Gözlerim yaşardı, sarıldım torunuma.
‘Tamam’ dedim, ‘Haydi işbaşına...’
İşte bizim hikayemiz böyle başladı.”



Şimdi işin başında altıncı kuşaktan Erol Önemlioğlu’nun kızı Yasemin Hanım ile damadı Serkan Bey var.
Yasemin Zengin İsviçre, Serkan Zengin Almanya doğumlu.
Yasemin Hanım İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü Almanca Öğretmenliği’nde okumuş.
Serkan Bey ise İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği mezunu.
Aynı üniversiteden uluslararası işletmecilik mastırı da var.
İş geçmişleri aslında tekstil üzerine.
Serkan Zengin uzun süre büyük bir kumaş firmasının genel müdürlüğünü yaparken...
Yasemin Zengin de aynı şirketin ihracat müdürlüğünü üstlenmiş.
Sonra ayrılıp bizim ‘örgü yünü’, onların ise ‘iplik’ dediği ürünleri tasarlayıp ürettikleri kendi tesislerini kurmuşlar.
Ancak, onca yılın emeği bir gecede yanıp kül olmuş.
Yılmamışlar, büyük bir azimle küllerinden yeniden doğmuşlar.
Sattıkları ürünlerin dünya pazarında hala hatırı sayılır bir payı var.
Bir yandan da babalarının direktifleri doğrultusunda ama büyük bir zevk ve şevkle zeytin-zeytinyağı işinin başındalar.
“Üretimin hemen öncesinde neredeyse tüm dünyayı dolaştık.
İtalya ve İspanya’nın bu konudaki başarılarının sırlarını fabrika fabrika, zeytinlik zeytinlik dolaşarak öğrendik, dersler çıkardık.
Zeytinyağı tadımı konusunda kendimizi geliştirdik, İtalyan Tadımcılar Birliği’nden sertifika aldık.
Zeytinliklerimiz köklerimizin bulunduğu ve gönülden bağlı olduğumuz Osmanlı sarayının tedarikçisi Edremit yöresinde” diyorlar.
Ancak, bölgede endüstriyel plantasyon yokluğundan, maliyetlerin yüksek ve zahmetli oluşundan rahatsızlar.
Bir diğer sıkıntıları ise yurt dışında tüketicinin yüksek polifenole değer verirken bizde çoğu kimsenin haberinin olmaması.
“Doğru bakım, hasat ve saklama koşulları yok.
Üretici bilinçsiz, sadece asit üzerine odaklanmış.
Ve sonuçta ülkece düşük tüketim sorunu var” diye de ekliyorlar.
Serkan-Yasemin Zengin bir yandan zeytincilikte olması gereken şekilde üretim yapılması için ellerinden gelen gayreti gösterirken...
Bir yandan da bilgilendirme ve özendirme için sosyal medyayı etkin olarak kullanma çabası içindeler.
Çok kişinin ulaşabilmesi için de yapabildikleri en kaliteli ürünleri en düşük fiyattan vermeye çalışıyorlar.
İşin içinde bir de ihracat hedefleri var.
Zeytinyağına adını veren ‘Efe’ ile sabunların isim sahibi ‘Defne’ de yedinci kuşak olarak çoktan işin içine girmişler bile!
Ama ‘Adalı’ (Erol Önemlioğlu) hala her işin içinde.
Yeri geliyor danışmanlık yapıyor, yeri geliyor akıl veriyor.
Zeytincilik adına iyi şeyler başarma amacındaki güzel ailelerin sayısının artması dileğiyle...

 

***


SONRADAN GO(U)RME

Midyeye gel midyeye

BİR Ermeni mezesi olan midye dolmanın fanatiği çok.
Bir oturuşta 50 tane yediğini söyleyenler de var...
Birkaç kişi bir araya gelip tepsi kapatanlar da...
Uzmanlar deniz kirliliği dolayısıyla yoğun cıva içerdiğinden fazla yenmemesini tavsiye ediyor.
Müdavimleri ise en lezzetli midye dolmaların seyyar tezgahlarda bulunacağını söylüyor.
“Üzerine limon sıkmadan sakın yemeyin” diye de ekliyor.
Ben de sizler için kendimce bir liste yaptım.
Dediğim gibi, torpil yok, mekanlar alfabetik.
A’dan Z’ye Midye-Zeki Usta (Karşıyaka), Ferhat Büfe (Güzelbahçe), Kemal’in Yeri (Alsancak), Meşhur Midyeci Ahmet (Bostanlı), Meşhur Midyeci Kadir Usta (Bornova, Küçükpark)...
Midyeli (Alsancak), Midye Evi By Hikos (Bornova, Özkanlar), Midyenin Kralı Apo (Buca), Serkan&Hamza (İnciraltı), Seyyar Şakir (Çeşme)...

 

***


HAFTANIN FOTOĞRAFI

BU konu hakkında kaçıncı yazım inanın sayısını ben bile unuttum.
Malum; İzmir Büyükşehir Belediyesi, Konak Tramvayı nedeniyle bizim gazetenin bulunduğu Şehitler Caddesi’nde de çalışma yapıyor.
İlk kazmanın vurulduğu tarih 20 Haziran 2016...
Bugün itibariyle üzerinden neredeyse 9 ay geçmiş.
Hattın bu caddeden (Alsancak Garı-Nevvar Salih İşgören Eğitim Kampüsü) geçen kısmı topu topu 1.5-2 kilometre...
Kazılmadık, köstebek yuvasına çevrilmedik, toza-toprağa-çamura bulanmadık yer bırakılmamasına rağmen; bitmedi, bitmiyor.
Yetmezmiş gibi, denetim de olmayınca, Gar’la yıkılan Alsancak Stadı arasındaki bölüm otoparka döndü.
Bu yoldan artık otobüs de geçmediği için işe gelip giderken yapabileceğiniz tek şey tabana kuvvet yürümek.
İyi de...
Bir yandan yarım yamalak devam eden (etmeyen) tramvay çalışmaları...
Bir yandan balık istifi park etmiş araçlar...
Bir yandan gümrük için bekleyen TIR’lar...
Bir yandan da yok edilen kaldırımlar yüzünden...
En ufak bir dikkatsizliğin faturası ağır oluyor.
İşte son kurban, editörlerimizden Ergül Satıç...
Yürüyecek yer bulamadığı için düşüp dizini ciddi şekilde incitti.
Hani, ‘kaplumbağa hızı’ denir ya; inanın o bile daha hızlı!

 

Yazının devamı...

50 yıllık ‘Nadas’ bitti!

11 Mart 2017

50’nci yaşında ilk kişisel sergisini açan Nadas, “13 yaşımdan beri hem çalıştım, hem okudum. Önce, ‘Okulumu bitireyim’ dedim. Ardından, ‘Kardeşlerim okullarını bitirsin’ dedim. Sonra, evlilik süreci derken yaş 40’a geldi. 40’ımdan sonra fotoğraf çekmeye ve seyahat etmeye başladım” diyor. Çocuklarının geleceğini düşündüğü için düzenini bozarak hiç bilmediği bir kente göç eden babasından minnetle söz eden Halil Nadas, düşüncelerini şöyle anlatıyor: “Babam bir yol açtı, biz de o yoldan yürüdük. Çalıştık, çabaladık, bir takım şeyler elde ettik. Tabii bunları elde ederken de bazı şeyleri öteledik. Fotoğraf çekmek de onlardan biriydi benim için. 37 yıl önce İzmir’e yerleştiğimizde Konak’ta vapur iskelesinden denize bakarken bizim bu denizde bir damla olduğumuzu, değiştiremeyeceğimizi ama içinde var olabileceğimizi düşünmüştüm. Bugün geldiğim noktada bunu başarmış olmanın huzurunu yaşıyorum.”

 

HAYAT FELSEFESİ
İnsan biriktirmek için değil, yaşam konforunu ve keyfini çoğaltmak için para kazanmalı. Elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum. Tabii bunu yaparken bir taraftan da çevreye ne kadar katkı koyabileceğimi düşünüyorum. Kimse kazandığı maddi şeyleri yanında götürmüyor. Yaşamdan keyif alınan anları çoğaltmak gerek.

 

OTOMOBİL
Güvenlik, konfor, donanım
bir araçta olmazsa olmazım

* İlk arabam 1986 model beyaz bir Kartal’dı. 5 vitesliydi. O nedenle de benim için çok değerliydi. Şimdi siyah BMW 5.20’m var. Yolda olmak beni çok mutlu ediyor, rahatlatıyor. Bu yüzden mecbur kalmadıkça şoför kullanmam. Bir otomobilden beklentim güvenlik, konfor, teknik donanım. Trafikte önceleri çok sinirliydim. Giderek kendimi eğittiğimi düşünüyorum.

 

BESLENME
Çağla aşım beğeniliyor

* Kahvaltı yapmam. Güne bir fincan kahveyle başlarım. Öğlenleri İşyerimin çevresinde alternatif çok. Lezzetli esnaf lokantaları ve kebapçılar var. Genellikle kırmızı et yerim. Ama Urla’ya yerleştikten sonra balık tüketimim de arttı. Aslen Şanlıurfalıyım. Orada daha çok et ve bulgurla yapılan yemekler yerken İzmir’e geldikten sonra alışkanlıklarım değişti. Sebzeli lezzetleri de sevmeye başladım. Akşamları ise tercihim balıktan yana. Urfa’da ‘çağla aşı’ denilen bir yemek var, onu yapıyorum, arkadaşlarım da çok beğeniyor.

 

MEKAN
Önceliğim temizlik
lezzet, güler yüz

* Bir işletmede önceliğim temizlik, lezzet, güler yüz. Onlar olduktan sonra salaşmış lüksmüş fark etmez. Dünyanın her yerinde lezzetli yerleri bulmaya çalışırım. Bir ülkeye gitmeden önce internetten araştırırım. Çoğu zaman seyahate çıkmadan nerede yemek yiyeceğimi belirlemiş olurum. İzmir’de Fatih Kebap (Basmane), Adil Müftüoğlu, %100 Restoran, Ankara’da Teppenyaki favori mekanlarım arasında.

 

SPOR
Sarı-lacivert ve
yeşil-kırmızıyım

* Sadece doğa yürüyüşleri yapıyorum. Fenerbahçe ve Karşıyaka’yı destekliyorum. Fırsatım olduğunda kayak sporuyla ilgilenmek istiyorum.

 

TATİL
Teneffüse çıkmış
gibi hissediyorum

* Yılda 8-10 kez 2 ile 10 gün arası tatile çıkıyorum. Herkesin gitmediği ya da “Ah şuraya da gitseydim” dediği yerlere gitmeyi severim. Halkla iç içe olacağım şehirleri tercih ederim. Avrupa’dan çok Küba, Güney Afrika ve Çin gibi yerler ilgimi çekiyor. Tatil benim için teneffüse çıkmak demek.

 

HOBİ
Eski hesap ve fotoğraf
makinesi biriktiriyorum

* En büyük hobilerim fotoğraf çekmek, seyahat etmek, okumak ve biraz biraz da yazmak. Yakın tarihle ilgili kitap, roman ve şiir okuyorum. ‘Her Urfalı türkücü doğar’ diye bir laf var. Ülkemin tüm türkülerini çok seviyor ve söylüyorum. Bendir çalmaya başladım. Sevdiğim sanatçıların fotoğraflarını biriktiriyorum. Ressam Hasan Rastgeldi’nin resimlerini topluyorum. Ayrıca, eski hesap makinesi ve fotoğraf makinesi koleksiyonum var.

 

KARİYER
SKT’larda çalışıp bir nevi
vatana borcumu ödüyorum

* Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde okudum. Mezun olduğumdan beri mali müşavirlik yapıyorum. Ayrıca, sivil toplum kuruluşlarında çalışmayı seviyorum. Bunun bir tür vatana borç ödeme yolu olduğunu düşünüyorum. EGİAD’da yönetim kurulu üyeliği ve başkan vekilliği, TÜRKONFED’de yönetim kurulu yedek üyeliği görevlerinde bulundum. Halen BASİFED’de yönetim kurulu üyesiyim. Çocukken avukat olmak isterdim.

 

MODA
5 gün klasik, 2 gün spor

* Elimden geldiğince kendime yakışanı giymeye çalışıyorum. Hafta içi klasik, hafta sonu sporum. Renk tercihim ise mavi ve siyah.

 

SOSYAL MEDYA
Çektiğim kareleri paylaşıyorum

* Facebook’ta da, Twitter’da varım ve keyifle kullanıyorum. Ağırlıklı olarak çektiğim fotoğraflarımı paylaşıyorum. Bu şekilde kalıcı olmalarını sağlıyorum. Günde yaklaşık 1 saatimi ayırıyorum.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Acısı büyük, bir
daha düşünmüyorum

* Eskiden köpeğim vardı. Onu kaybettikten sonra bir daha evcil hayvan beslemedim. Bir daha da düşünmüyorum.

 

ASTROLOJİ
Balığım, duygusalım

* Balık burcuyum. Takip etmem. Bu burç erkeklerine yüklenen duygusallığı uyuyor. Ama son dönemlerde artık git gide daha sertleştiğimi düşünüyorum. Yaşla ilgili olsa gerek.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Halil Nadas
Doğum yeri ve yılı: Şanlıurfa, 1966
Eğitimi: Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme
İşi: Mali müşavir
Burcu: Balık
Medeni durumu: Bekar, Eyyüpcan (26) ve Ekin’in (18) babası

Yazının devamı...

Zeytinden yağ çıkaran tanrıyı marka yaptılar

10 Mart 2017

Radyo-televizyon programcılığı mezunu bir abla: Müge Akbal...

Ve mimar bir kardeş: Ece Akbal...
Onlar doğma büyüme Gemlikli.
Atadan miras zeytinlikleri var.
Ancak...
Bedri Bey kendi taahhüt işleri...
Müge görev yaptığı belediyedeki basın-yayın, halkla ilişkiler sorumluluğu...
Ece de bir inşaat firmasında çalışması nedeniyle...
İlgilenemedikleri için bahçelerini uzun yıllar kiraya vermişler.



2005’te ortakçı, “Benden buraya kadar” deyince...
Yeni birini aramak yerine zeytinlikleriyle yeniden kendileri ilgilenme kararı almışlar.
Dökmenin yanı sıra perakendeye de girme konusunda hemfikir kalmışlar.
Gemlik’teki zeytinliğe Altınoluk’takileri eklemişler.
Marka konusunda ise sıkıntı yaşamamışlar.
Yaşamamışlar, çünkü...
Onca yılın deneyimiyle, sanki bir gün tüm bunların olacağını gören Bedri Akbal’ın oluşturup sakladığı ‘Aristaios’u raftan indirip patentini almışlar.
Efsaneye göre Aristaios, Apollon ve Kyrene’nin oğlu.
Güneş, güzel sanatlar, müzik, şiir ve hitabet tanrısı.
Ve aynı zamanda zeytinci, zeytinden yağ çıkarmayı icat edip insanlığa keşfini de aktaran tanrı.
İşte Bedri Bey de tıpkı Aristaios gibi insanlığa zeytinciliği ve zeytinyağı mucizesini anlatmak için bu isimde karar kılmış.
Sonrası; yoğun, yorucu ama bir o kadar da kutsal bir uğraş...
Baba Bedri Akbal’ın bilgi ve tecrübesini, abla Müge Akbal’ın kurumsal iletişimini ve kendi yaratıcı bakış açısını aynı potada eriten...
Ve gencecik yaşında aile şirketinin pazarlama müdürlüğünü üstlenen Ece Akbal diyor ki:
“Biz Gemlikliyiz. Ablam da, ben de zeytin ve zeytinyağının içinde doğup büyüdük.
Babamız da çocukluğundan bu yaşına kadar hep zeytinliklerin içinde bulunmuş.
Merkezimiz Osmangazi’de, dolum ve paketleme tesisimiz ise Ayvalık’ta.
Zeytin ağacı ve toprak hayatımızın her anında oldu, bundan sonra da olacak.
Babamızın açtığı yolda ilerliyoruz.
Ablam ve ben ne öğrendiysek ondan öğrendik, hala da öğreniyoruz.
Önceliğimiz para kazanmak değil, bu işi doğru ve dürüst yapmak.
Evrensel bir markamız olduğu ve zeytinin tarihine vurgu yaptığı için kendimize güveniyoruz.
Ufak ama emin adımlarla ilerliyoruz.
Ürün kalitemiz kadar, markamıza özel tasarlanan şişelerimiz ve etiketlerimizle de iddialıyız.
Hedefimiz markamızı ülkemizin dışına da taşımak.”
Onlar -farklı işleri olsa da- el ele, kol kola vererek...
Güç ve gönül birliği yaparak...
Ortak akıl ve sinerjiyle 10 küsur yılda butik üretimde marka olmayı başarmış...
Gölgesinde büyüdükleri ve iyileştirici gücünü keşfettikleri bu ölümsüz ağacın meyvesinin suyunu (iksirini)...
Herkes tatsın ve şifalansın diye, taş baskı yöntemiyle, sevgi, istek ve sabırla yoğurup ambalajlayan baba ve kızlarının öykülerinin çoğalması dileğiyle...
Aristaios’a selam olsun!

 

****


Bu yazıyı okuyun
‘söğüş’lenmeyin!


CANINIZ mis gibi kelle söğüş mi çekti?
Şöyle bol etli...
Yanında yeşillik, soğan ve domates...
Üzerine baharat...
Yanında da lavaş...
İyi de nerede yemeli?
İzmir’de bence A’dan Z’ye top 10 şöyle:
Efsane Söğüş (Balçova), Hisarönü Söğüşçüsü Rahmi Usta (Bornova), Meşhur Hisarönü Söğüşçüsü-Mustafa’nın Yeri (Kemeraltı), Meşhur Kelleci Pala’nın Yeri (Menderes), Meşhur Söğüşçü Hüseyin Usta (Alsancak)...
35 Misss Söğüş (Alsancak), Söğüşçü Can (Karşıyaka), Söğüşçü Cimbom-Ramazan Usta (Kemeraltı), Söğüşçü Murat Amca (Işıkkent), Tadında Kokoreç&Söğüş (Balçova)...

 

***

CAN DOSTLAR

İki güzel insan

DAISY adında dünya tatlısı dişi bir shih-tzu sahibi olarak sevimli dostlara ne kadar düşkün olduğumu daha önce yazmıştım.
3 Mart Dünya Yaban Hayvanları Günü’nde, TRT İzmir Kent Radyosu’nda Derya Turhan’ın hazırlayıp sunduğu ‘İzmir Gündemi’ programına konuk olan...
Merve Akyol ve Dilara Yıldızlar’ı dinlerken sahipli hayvanların sokaktakilere kıyasla ne kadar şanslı olduklarını bir kez daha anladım.
Zira, duyduklarım tüylerimi diken diken yapmaya...



“Bunu yapanlar insan olamaz” dememe yetti de attı!
Özellikle soğuk kış günlerinde bir lokma ekmeğe ve sığınacak kuytu köşeye, yazın ise bir damla suya muhtaç bu canlılara vurmak, işkence etmek, cinsel istismarda bulunmak vs hangi insanlığa sığar anlayabilmiş değilim.
İşte, kendilerini yaklaşık 10 yıldır kendilerini sokaktaki dostlara adayan Akyol ve Yıldızlar...
“Şiddete maruz kalan hayvan sayısı her geçen gün artıyor. Sahil beldeleri ve barınaklar, hediye alınıp 3-5 gün sonra sokaklara bırakılan cins hayvanlarla dolup taşıyor” diyorlar.
Ve bu yolda hayvan dostlarından yardım bekliyorlar, duyurulur.

 

***

HAYDİ BEKLİYORUZ

Kim ne kadar
aldı bilelim

GÜÇLÜ bir Türkiye için güçlü bir ekonomiye ihtiyacımız var.
Kuşkusuz bunun en büyük göstergesi de istihdam.
Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki çağrısı üzerine başlayan seferberlik tüm hızıyla sürüyor.
Daha önce dedim ya, bakıyorum da herkes bir yarış içinde:
“Şu kadar alacağım, bu kadar alacağım...”
İyi de sözlerin tutulup tutulmadığını nereden bileceğiz?
Demem o ki, en azından SGK istihdama katkılarından dolayı bu firmaları plaketle ödüllendirse de kimin ne kadar işsize iş sağladığını bilsek!
Gerçek istihdam mı, girdi-çıktı mı?
Medyada haber olma yarışı mı, bedavadan reklam mı?
Ne dersiniz?

 

***

KİMSE KUSURA BAKMASIN

Bu fotoğrafın
yenilenme zamanı

İZMİR’de her 8 Mart öncesi klasiktir.
Kentin ve Ege’nin ‘kanaat önderi’ kadınları bir araya getirilir.
Toplu fotoğraf çektirilir, ‘güçlü kadın’ vurgusu yapılır.
Kuşkusuz hepsi birbirinden değerli isimler.
Ama üç aşağı beş yukarı her yıl aynı simalar.
Bir kısmının üretimle ilgisi yok.
Bir kısmı da sadece açılışlarda var.
Oysa bu kent, bu bölge sürekli gelişim içinde.
Değişimin ve dönüşümün öncülüğünü de kadınlar yapıyor.
Ve bu kareye aslında girmeyi hak eden isimli, isimsiz onlarca kahraman var.
Bilmem yanılıyor muyum?

 

***

AFFOLA
ANİ hava değişimi beni de vurdu. Gribal nedenler yüzünden bu haftalık bu kadar. Sürçü lisanımız olmuşsa affola!

Yazının devamı...

Sanatçı ruhlu

4 Mart 2017

Bu sözler, DRC Grup ve Coordinat markalarının kurucu ortağı Caner Tan’a ait. Özgüveni, sanatın her alanında eser vermesine imkan tanıyan zengin ruhu, insancıl yapısı, hayata merhamet ve vicdan dolu bakışıyla dikkat çeken bu genç adam, daha ortaokul 1’inci sınıftayken öğretmeninin ileride ne olmak istediğini sorduğunda, “Marka olmak istiyorum” yanıtıyla herkesi şaşırtsa da, o günkü hedefini gerçekleştirme yolunda emin adımlarla ilerliyor. Evet, uğraşmadığı spor yok denecek kadar az. Yağlı boya tablolar yapıyor, fotoğrafla uğraşıyor ve gönül verdiği Latin danslarında pistte hünerlerini sergileyecek kadar yetenekli. Mutfağa ara sıra girse de tuzda balık ve et sotede son derece iddialı. “Aslında bu hayatta bir şeyleri düzeltmek için çalışan herkes sonunda başarıyı yakalar. Biz yaptığımız işte en mükemmelini mi yapıyoruz, elbette hayır. Ama her seferinde en mükemmeline ulaşmak için çalışıyoruz” sözleri de Caner Tan’ın farklı ve sıra dışı yapısını anlatmaya yetiyor. Keyfile okumanız dileğiyle...

 

HAYAT FELSEFESİ
Hayatta tek bir başarı var, o da istediğin gibi yaşayabilmek. Hayat kısa. İnsan keyif alacağı işi yapmalı ve keyif alacağı insanlarla bu hayatı yaşamalı.

 

OTOMOBİL
Tercihim otomatik vites olması

* İlk arabam 1997 model bal rengi Mitsubishi L200’di. Şimdi 2015 model siyah Audi A5 Quattro kullanıyorum. Bir otomobilde ilk aradığım özellik otomatik vites olması. Tabii, güvenlik olmazsa olmaz. Terazi burcu olduğum için estetik de diğer bir unsur. Makine mühendisi olmam da aracın motor performansına önem vermeme yol açıyor.

 

BESLENME
Tuzda balık, odun ateşinde sote

* Üniversiteye kadar kahvaltı yapmayı sevmiyordum. O zaman ev arkadaşım, şimdi iş ortağım olan Onur Durmuş ise çok önem veriyordu. Beni de kahvaltıya o alıştırdı. Öğle yemeklerini genellikle işyerimizde yiyoruz. Ben sebze seviyorum ama arkadaşlarımızın tercihi nedeniyle etli lezzetler öne çıkıyor. Ama yine de arayı buluyoruz. En beğendiğim yemek mantı, hiç sevmediğim ise bamya. Mutfakla aramın iyi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle tuzda balık ve odun ateşinde et soteyi güzel yaparım.

 

MEKAN
Gülmeyi bilmeyen dükkan açmasın

* İzmir’de A7 Şehir Kulübü, Gaziantepli Recep Usta, La Puerta, Balık Pişiricisi Veli Usta ve Adabey favori mekanlarım arasında. Bir mekanda benim için en önemli özellik güler yüz. ‘Gülümsemeyi bilmeyen dükkan açmasın’ sözüne çok inanırım. Temizlik, sunum düzeni ve tertip iyiyse mutfağın da temiz olacağı gibi bir inancım var.

 

SPOR
Takım sporlarını seviyorum

* Çocukluğumda uzun süre Çekmeköyspor’da futbol, üniversitede de tenis ve basketbol oynadım. Şimdi kışları kayak sporlarıyla uğraşıyorum. Bisiklete biniyorum. Ayrıca, 9 yıldır her perşembe düzenli maç yaptığımız halı saha takımımız var. Yamaç paraşütünden su altı dalışına kadar birçok farklı spor denedim ama ben daha çok sosyal etkileşimin olduğu sporlardan hoşlanıyorum. Takım oyunlarını kendime daha yakın buluyorum. Koyu bir Galatasaraylıyım ancak fanatizme karşıyım. Bu konudaki en büyük hayalim bir gün Fenerbahçeli arkadaşlarımla statta kol kola maç izleyebilmek.

 

TATİL
Farklı kültürler tanımayı seviyorum

* Maalesef uzun tatil yapabilmek gibi bir şansım yok. En çok bir haftalık tatillere çıkabiliyorum. Plancı değilim. Gezmeyi, yeni yerler görmeyi, farklı kültürler tanımayı çok severim. Yurt içinde kışın Kaz Dağları favorim. İnsanı dinlendiren bir doğası var. Yazınsa Fethiye, Kaş, Kalkan en sevdiğim destinasyon. Tabii artık evimiz gibi olduğu için hafta sonları da Çeşme’ye gidiyorum. Barselona ve Minsk de yurt dışı tatillerinde favorilerim arasında.

 

HOBİ
Fotoğraf çekiyor, tablo yapıyor, şiir yazıyor, dans ediyorum

* Terazi burcu olduğumdan sanata düşkünüm. Fotoğraf, resim ve edebiyatla ilgileniyorum. Fotoğrafçılıkla ilgili bir kursa gittim ve severek fotoğraf çekiyorum. Resimle de ilgileniyorum. Özellikle pazar günleri tuval karşısına geçip yağlı boya tablolar yapıyorum. İleride evimi ve ofisimi kendi eserlerimle süslemek istiyorum. Tabii bunların yanında şiir de yazıyorum. Dans etmeyi de çok seviyorum. Modern ve Latin dansları favorim.

 

KARİYER
Hayalim en ünlü Türk markasının sahibi olmak

* Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunuyum. Askerlik sonrası 3 yıl ECA’da çalıştım. Ardından da Onur Durmuş’la birlikte kendi işimizi kurduk. Isıtma soğutma hizmeti veren bir şirketti. Türkiye çapında başarı yakaladık. Şimdi ise inşaat sektöründeyiz. DRC Grup’un kurucu ortağıyım. Ortaokulda öğretmenim kaldırıp ne olmak istediğimi sorduğunda, “Marka olmak istiyorum” demiştim. Diğer çocuklar gülmüştü ve öğretmenim yeniden sormuştu. Ben de, dünyanın en ünlü Türk markasının sahibi olmak istediğimi söylemiştim. Bu hayalim hala devam ediyor.

 

TOPLANTI
Moderatörlüğü ben üstlenirim

* Her pazartesi çalışanlarımız ve çözüm ortaklarımızla ortak toplantı düzenleriz. Ben moderatörlüğü üstlenirim. Briefleri alırım.

GÜNE BAŞLANGIÇ
02.00’den önce uyuyamam

* O yüzden 02.00’den önce de yatağa girmem. 23.0’te yatsam bile uyumam o saati bulur. Sabah uyanmakta sorun yaşamam. Kahvaltımı yaptıktan sonra 10.00 gibi işyerinde olurum. Geç yattığım için planlamalarımı ve çalışmam gereken konuları o saate bırakırım.

 

MODA
Renkli giymekten çekinmem

* Hazır giyimi tercih ederim. Geze geze alırım. Son 2 yıldır giyim konusunda kız arkadaşım en büyük etken. Temiz ve güzel giyinmeyi severim. Hafta içi takım elbise giyer, kravat ve mendil kullanırım. Hafta sonları ise spor ve rahat kıyafetleri tercih ederim. Renkli giymekten çekinmem.

 

TEKNOLOJİ
İsraftan olabildiğince kaçınırım

* İşimi gördüğü sürece teknolojik aletleri değiştirmem. İsraftan kaçınırım. Sosyal medyada aktifim. Facebook ve Twitter’dan günün gelişmelerini ve haberleri takip ederim. Fotoğrafla yakından ilgilendiğim için Instagram’ı da sıkı şekilde kullanıyorum.

 

ASTROLOJİ
Terazinin özelliklerini taşırım

* Burcum terazi ve özelliklerini taşıyorum. Sanata yatkınlığım ve ilgim var. Adalete de çok önem veririm.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Hapsedilmelerine karşıyım

* Küçükken her türlü böceği eline alıp oynayan bir çocuktum ama daha sonra git gide hayvanlardan uzaklaştım. Ben hayvanların doğada ait oldukları yerde yaşamaları gerektiğini düşünüyorum. Hapsedilmelerine taraftar değilim. Herhalde sadece balık besleyebilirim.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Caner Tan
Doğum yeri ve tarihi: Bergama, 1981
Eğitimi: Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği
İşi: DRC Grup Kurucu Ortağı
Burcu: Terazi
Medeni hali: Sevdiği var

Yazının devamı...

8 Mart tarz mı değiştirdi?

3 Mart 2017

8 Mart 1857...

ABD’nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar.
Ancak polis müdahale eder, işçiler fabrikaya kilitlenir.
Sonra bir yangın çıkar.
Fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayan 120 kadın işçi can verir.
Bu olayın üzerinden tam 53 yıl geçer.
26-27 Ağustos 1910’da Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, o mefhum olayı hatırlatır.
Ve yangında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisi getirir.
Teklif oy birliğiyle kabul edilir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 16 Aralık 1977’de 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını kabul eder.
Türkiye’de ise ilk kez 1921’de kutlanmaya başlanır.
Malum, bu kısmı işin tarihçesi...
8 Mart’ın özünde ise insan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesinin yanında ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanması yatıyor.
Evet; kadınlar haklarını mücadele edip, bedel ödeyerek aldılar.
Ama ne yazık ki bir kısmının bugünden ve öneminden haberi bile yok.
Oysa 8 Mart’ların büyük bir coşkuyla kutlaması gerekiyor.
İşte tam da o gün kadınların içinde bulundukları sıkıntılara kamuoyunun dikkat çekmek amacıyla panelinden konferansına, konserinden tiyatro ve film gösterimine, sergisinden defilesine yapılabilecek o kadar çok şey var ki...
Ama şimdi bakıyorum da -sayılı gün kala- İzmir ve Ege’de de birçok belediye son birkaç yıldır olduğu gibi bu 8 Mart’ta da kadın personeline pozitif ayrımcılık yaparak idari izinli sayacaklarını duyurma yarışında.
Yanlış anlaşılmasın, kadınlarımızın izninde gözüm yok.
Ve lakin çıkış öyküsü ve amacı bu kadar anlamlı bir günü tatil yapmak kadınlarımıza nasıl bir jest pek anlayamadım.
O günü tatil yaparak kadınlarımızı sosyal ortamdan eve sokmak yerine ille de izin vermek istiyorsanız gün mü tükendi?

 

***

PORTRE

İki kardeşin zeytinden kalesi

MEDİNE Öğe, ailenin ilk çocuğu. 1988 doğumlu.
Önce İstanbul Üniveristesi Edebiyat Fakültesi Klasik Filoloji’yi bitirmiş.
Ardından yine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İtalyan Dili ve Edebiyatı’nda okumuş.
Ama yetmemiş, halen Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Dış Ticaret Bölümü’nde eğitimine devam ediyor.
Bir yandan da kurumsal bir firmada satış pazarlama ve marka-müşteri ilişkileri biriminde çalışıyor.



Zihni Öğe ise ailenin en küçüğü. 1994 doğumlu.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu mezunu.
ODTÜ’ye deprem simülasyon merkezi kurmak için çalışmaya gittiğinde, “Biz neden kendi işimizi yapmıyoruz?” diyerek radikal kararla ata toprağı Ayvacık’ın Babakale köyüne döner.
Bu sırada, yıllarca geçimini topraktan sağlayan, bölgenin en büyük zeytinliklerine sahip ailede beklenmedik sağlık sorunları baş gösterir.
Önlerinde iki seçenek vardır:
Ya ne var ne yoksa satıp farklı yatırımlar yapmak.
Ya da öze dönüp toprağa sarılmak.
Tabii ki kimsenin içine ilk seçeneği tercih etmek sinmez.
Ailenin hiçbir ferdi onca emeği gözden çıkartmak istemez.
Tam yol ayrımına geldikleri bir gün Zihni, telefonla ablası Medine’yi arar.
Aralarında aynen şu konuşma geçer:
Zihni: Abla biz bu zeytinyağlarını üretsek satar mıyız?
Medine: Satarız tabii ne olacak ki!
Zihni: Abla ben üreteceğim, sen de pazarlayacaksın tamam mı?
Medine: Tamam, ondan kolayı ne var?
Yola çıkarken sıfır sermayeleri vardır.
Ellerindeki tek şey toprak ve zeytindir.
Ürettiklerinden kazanmak, kar etmek zorundadırlar.
Çünkü toprak sürekli yatırım isteyen bir alandır.
Aslında iki yılda geçirdikleri süre o kadar da kolay değildir.
Medine Öğe’nin, “Satarız, bundan kolay ne var?”ından çok daha fazlasıdır.
İşte tam da bu noktada markalarını yaratmaya karar verirler.
En basitten yola çıkarlar ve tutkuyla baktıkları ‘mucize’ diye inandıkları ‘zeytin’in yanına...
Doğdukları topraklar ve özlerinden de bir parça olsun diye Babakale’nin ‘kalesi’ni eklerler.
Ve ortaya ‘Zeytinkale’ çıkar.
İki kardeş şimdilerde, sert rüzgarların altında yaşama tutunan...
Ege güneşi ile beslenen bölgenin nadide zeytinlerinden...
Geçmişin bilgi birikimi ve günümüz teknolojisiyle...
Soğuk sıkım tekniği kullanarak katkısız ve doğal zeytinyağı üretiyorlar.
Organik yerine iyi tarım uygulamasını benimsiyorlar.
Kullandıkları her takviyeyi tabiri caizse doktor reçetesiyle alıyorlar.
Ellerinden geldiğince butik çalışan yerlerde kendilerine satış noktası yaratıp Zeytinkale’nin hak ettiği değeri bulması için çabalıyorlar.
“Amacımız hiçbir zaman daha çok para kazanmak değil, elimizdekinin hak ettiği değeri görmesi.
Biz tüccar değil, müstahsiliz. Bu yüzden kendi üretmediğimiz, elimizin değmediği hiçbir ürünü markamızla tüketiciye ulaştırmak gibi bir düşüncemiz yok.
Birkaç satış noktası daha ekleyip, Babakale’de satış mağazamızı hayat geçirmek istiyoruz” diyorlar.
Eğitim için doğdukları topraklardan büyük şehirlere giden ve sonrasında keşmekeşten bunalıp, “Haydi köyümüze geri dönelim” diyenlerin sayısının artması dileğiyle...

 

***

SONRADAN GO(U)RME

Bu mekanlar
İÇ ISITIYOR

HÜRRİYET yazarı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu...
“Biz çorba zengini bir ülkeyiz. Soframızı, içimizi, ruhumuzu ısıtan, sohbetlerimizin derinliğini, koyuluğunu artıran, karnımızı doyurup tok kalmamızı kolaylaştıran yüzlerce çorbamız var” diyor.
Peki, İzmir’de çorba nerede içilir?
Buyurun, bu da benim listem.
Dediğim gibi sıralamam alfabetik, torpilsiz!
Aşçı Mustafa Usta (Karşıyaka), Ata Çorba (Bayraklı), Babadan Yadigar Çorbacı (Karşıyaka), Beyturan Lokanta (Menderes), Bizim Lokanta (Kemeraltı)...
Çorbacı İsmet Usta (Alsancak), Esnaf Lokantası Mahmut Usta (Kemeraltı), Hakan Çorba (Balçova), Onur Lokantası-Aşçı Ali’nin Yeri (Karşıyaka), Yıldırım Çorbacı (Karabağlar)...

 

***

ÖNERİ

Bu festival kaçmaz

SLOW Food Yaveş Gari Bodrum Yerel Grubu...
150 üyeli gönüllü yerel bir sivil toplum hareketi...
Muğla yöresindeki güvenilir, sağlıklı ve geleneksel yöntemlerle üretilen lezzetlerin yanı sıra yok olmaya yüz tutan yemek kültürümüze sahip çıkan çiftçi, lokantacı ve çiftçi pazarlarını destekliyorlar.
2015’te bir ilke imza attılar ve Slow Cheese Bodrum Peynir Festivali düzenlediler.
Ve Türkiye’nin bu ilk peynir festivalini iki yılda bir tekrarlama kararı aldılar.
Bu seneki dün başladı, pazara kadar devam edecek.
Bodrum, Milas ve Muğla’da gerçekleştirilecek.



Türkiye’nin farklı yörelerinden gelen ve kaybolmaya yüz tutmuş yerel peynirler, yoğurt ve süt ürünleri üreticilerinin anlatımıyla tartışılacak.
Coğrafi işaret almış ve Slow Food’un Nuh’un Ambarı Listesi’ne girerek ‘Presidia’ olmaya hak kazanmış peynirlerin tadına bakılacak.
Gerçek gıdaya ulaşımın zorlaştığı günümüzde neneden toruna artık aktarılamayan peynir yapımı gibi konu başlıkları ele alınacak.
Ayrıca, peynir yapım teknikleri ve peynirli lezzetlerle zenginleştirilen atölyeler düzenlenecek.
Birçok yerel lokantada Türkiye’nin farklı illerinden gelen peynirlerin ve süt ürünlerinin kullanıldığı özel menüler sunulacak.
Eski ve yeni peynir kitapları tanıtımları yapılacak.
Yazar ve şeflerle tanışma imkanı sağlanacak.
Çeşitli atölyeler, paneller, geziler, belgesel film gösterimleri de olacak.
“Olağanüstü lezzetler eşliğinde Anadolu peynirlerine ışık tutacak bu ekogastronomi şölenini kaçırmayın” derim.

Yazının devamı...

Son süngerci

25 Şubat 2017

Çiftlik İlkokulu’nu bitirdikten sonra Milas Ortaokulu’na devam etmiş ama imkansızlıklar nedeniyle devam edemez. 13 yaşındayken kıyıda balık avlayan birinin maskesini takıp denizin dibine bakar. O bakış onun denizin gizemine bağlanması için yeter. Bu bağlanma kısa sürede tutkuya dönüşür. Artık kıyılarda dalış ona yetmez. Mayıs 1965’te ‘Engin Kardeşler’ adlı sünger teknesinde dalgıç olarak çalışmaya başlar. İlk dalışını Deli İbrahim Sığlığı’nda yapar. Ve denizin dibinden bir daha da kopamaz.

1974’te dünya süngerciliğinin merkezi Kalimnos’ta süngerci olarak çalışır. 1981’de ‘Şafak’ isimli süngerci teknesini satın alır ve ismini ‘Aksona’ olarak değiştirir. Aynı yılın mayısında 7 kişilik sünger ekibiyle kendi teknesinde ilk seferine çıkar. 1985’te İspanya’nın Mayorka Adası’nda yapılan dünya şampiyonasına, yine aynı yıl ve 1986’da çeşitli Avrupa ülkelerinde yarışlara katılır. Milli dalış takımıyla katıldığı bu turnuvalarda çeşitli dereceler alır. Yurt içinde katıldığı yarışmalarda da altı kez birinci olur. Aynı yıl neredeyse tüm Ege’de süngerlere hastalık bulaşmaya başlar. Bir süre sonra ekmek parasını çıkaramaz hale gelince başka işler yapmak zorunda kalır.

1987’de 12 metrelik tirhandili (yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum’a özgü dayanıklı ve zarif tekne) ile mavi yolculuk hizmeti vermeye başlar. 1998’de hayallerinin teknesine kavuşur. Artık tasarımını kendisinin yaptığı 18 metrelik tirhandili ‘Aksona Mancorna’ ile ‘Yelkenler fora’ deme mutluluğuna kavuşur. 2010’da eskiyi yad etmek ve onlara bir parça layık bir denizci olduğumu gösterebilmek için Akdeniz’e yelken açar. Kuzey Afrika’ya kadar gider. O zamandan bu yana da engin deneyimiyle mavi yolculuklarının ve dalış turizminin gözdesi olarak deniz dostlarına hizmet veriyor. Diyor ki: “Denizin gücü sonsuzdur. O, insana doğanın gücüne saygıyı, sonsuz enerjisinden yararlanmayı öğretir. Kim denizin dilinden anlar, kim onunla uyumlu yaşar, deniz de ona hayatın her türlü nimetini bağışlar. Denizin dibi öylesine büyülüdür ki, ne zaman dalsam, ‘Şu efsanelerdeki deniz kızları gerçek olsaydı da karaya hiç ayak basmasaydım’ derim.” Geçmişi bin 700 yıl evvele dayanan Bodrum süngerciliğinin yaşayan efsanesi, derin suların avcısı, Ege ve Akdeniz’de dalmadık deniz dibi bırakmayan, Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarında anlattığı ötelerin çocuklarından Aksona Mehmet, ‘Sıradışı’ hayatını Hürriyet EGE’yle paylaştı.

 

HAYAT FELSEFESİ
Yediğinden fazla üretip, yaşadığın toprakların ormanlarına, taşına toprağına, denizlerine gereken önemi verip saygı göstermek.

 

OTOMOBİL
Kesinlikle korna çalmam

* İlk arabam 2001’de aldığım ikinci el Şahin’di. 2006’da satıp Toyota Corolla Station aldım. Hala da onu kullanıyorum. Bir araçtan beklentim öncelikle ülkemde üretilmesi. Ekonomik ve mütevazı olması. Trafikte çok dikkatli, insana ve tüm canlılara değer veren, kesinlikle korna çalmayan bir sürücüyüm.

 

BESLENME
Deniz ürünlerini tek geçerim

* Her sabah çok sıkı Akdeniz tipi kahvaltı ederim. Zeytinyağı, yeşillik, kekik ve pastırmasız yapamam. Çoğu kez öğle yemeğini pas geçerim. Akşamları genellikle hafif yemeye özen gösteririm. Özellikle işim gereği deniz üzerinde olduğumda balığı tek geçerim. Ara öğün olarak ara sıra kuru yemiş ve meyve atıştırırım. En çok taze yapılmış deniz ürünlerini severim. Kızartmadan ise uzak dururum. Deniz adamı olduğumdan olsa gerek mutfakla aramın her zaman iyi olduğunu söyleyebilirim. Çiğ balıktan yaptığım El Mancorna’da iddialıyım. Kakavya ve balıklı makarnam da ünlüdür.

 

MEKAN
İletişim dili, temizlik ve
kalite-fiyat dengesi önemli

* Pek dışarıda yemek yemem ama gittiğim zaman salaş yerleri ve aile işletmelerini tercih ederim. Bodrum’da Sakallı, Sünger Pizza, Musto, Bozcaada’da Koreli, Cunda’da Hop Cunda, Kos’ta Nik’in Yeri, Kalimnos’ta Stala, Sicilya’da Drikkys, Tunus’ta Torro’yu önerebilirim. Bir mekanda en çok personelin iletişim diline, temizliğe ve fiyata dikkat ederim.

 

SPOR
Zıpkınla balık avlamada
altı şampiyonluğum var

* İşim gereği 1965’te başladığım sünger avcılığından kalma dalış sevdalısıyım. Bol bol yüzerim, yelken yaparım. Denize açılamadığım zamanlarda ise her sabah egzersiz çalışırım. 1985-1986’da su altı zıpkınla balık avı yarışmalarında 6 kez Türkiye şampiyonu oldum. Haziran 1985’te İspanya’da yapılan dünya şampiyonasında milli takımdaydım. Futbol merakım hiç olmadı, onun için takım tutmam.

 

TATİL
Kendime yeni şeyler katma fırsatı

* Benim yaşam tarzım bir nevi tatil. Bu nedenle son birkaç yıla kadar tatil amaçlı tatil yapma fırsatı bulamadım. Tatil benim için başka dünyaları ve kültürleri daha yakından tanıyıp kendime yeni bir şeyler katmak anlamına geliyor.

 

HOBİ
Deniz süngerleri biriktiriyorum

* Bağ bahçeyle uğraşmak, ağaç dikmek, bunların bakımlarını yapmak, açıkçası toprakla uğraşmak en büyük hobim. Bir de doğal deniz süngerleri biriktirmek.

 

KARİYER
Hayatımı derin maviliklere adadım

* İlkokul mezunuyum. Bütün hayatımı büyük bir aşkla tutulduğum derin maviliklere adadım. Yaşamım koca deryaların altında ve üstünde geçti, geçiyor. Kendimi bildim bileli hep denizin sonsuz ufuklarını ve derin maviliklerin gizemini merak edip buraya yöneldim. “Son Süngerci” adlı kitabım var. Yine aynı isimle belgeselim çekildi.

 

GÜNE BAŞLANGIÇ
Pipo tüttürüp kahve içerim

* Akşamları genellikle 22.00-23.00 gibi yatarım. Sabahları kalkış saatim iş durumuma göre değişir. Tekneye gitmeden önce çok sevdiğim bir dostumla kahve ile pipo keyfi yaparım.

 

MODA
Spor giyinmekten hoşlanırım

* Modayı takip etmem. Spor giyinmeyi severim. Koyu renkleri tercih ederim. Kıyafetlerimi genellikle eşim alır, bazen de kendim seçerim.

 

SOSYAL MEDYA
Deniz ve dalışla ilgili
paylaşımlarda bulunurum

* Teknolojiyle aram fena sayılmaz, uyum sağlamaya çalışırım. Facebook’ta da, Twitter’da da varım. Genellikle deniz ve dalışla ilgili fotoğraf paylaşır, insanlara sevgi dolu mesajlar vermeye çalışırım.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Bakamam diye
beslemiyorum

* İşim gereği iyi bakamamaktan korktuğum için hayvan beslemiyorum.

 

ASTROLOJİ
Mert, paylaşımcı, ortak
akla inanan bir insanım

* Oğlak burcuyum. Astrolojiyi takip etmem. Mertlik, ortak akıl, paylaşımcılık bana uyan özellikleri. Vefasızlık, riyakarlık, 3 kuruşluk dünya malı için birilerinin önünde takla atmak ve biat etmek ise bana uymaz.

 

DENİZ
Sırtımdaki hırka
ağzımdaki lokma

* Gerçek bir deniz adamı pusula gülünün merkezinde kendini gören, 360 derece etrafına bakmasını becerebilen, ufku açık ve geniş, olayları ona göre değerlendiren ve sakin düşünen adamdır. Gökler kararsa da, bulutlar sarsa da, kendisine güneşli bir açı bulabilen, rota çizebilen adamdır. İnsanı, doğayı hayatı seven adamdır. Bilgimi, tecrübemi, gücümü, enerjimi, sevgimi deniz verdi bana. Okulum deniz, evim deniz, sevgilim deniz, ekmeğim deniz, sırtımdaki hırka, ağzımdaki lokma, hayalim deniz, yaşamım deniz, her şeyim deniz benim. Deniz insanın kalbine bal doldurur.

 

SÜNGER AVI
Meşakkatli ve
çok zor bir iş

* Oldukça meşakkatli ve zor bir iş. Ancak aşkla yapılabilir. Denizin altının gizemi ve tutkusu dala dala ve ekmek parasını kazana kazana zamanla aşka dönüşür. Ben de bu aşk hala var. Ve vazgeçemem. Ama yeni nesil denizciler bu tutkuya kapılmıyorlar. Denizlerin altını pek de merak etmiyorlar. Hele sünger avcılığı akıllarına bile gelmiyor. Aslında dalış kendi nefsini terbiye etmektir. Daldın mı, bir başına kaldın demektir. Senden başka dost da, düşman da yoktur denizin içinde. Deniz kabul etmez nefsine hakim olamamaya.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Mehmet Baş
Doğum yeri ve yılı: Bodrum, 1950
Eğitimi: İlkokul
İşi: Denizci
Burcu: Oğlak
Medeni durumu: Ev hanımı Şerife Baş’la evli. Fatih (yat kaptanı) ve Deniz’in (tekstil mühendisi) babası.

Yazının devamı...

Bol keseden atmayalım

24 Şubat 2017

HATIRLARSINIZ, bir dönem televizyon ekranlarından bağış toplama modası vardı.

Ünlü ünsüz insanlar kanallara bağlanıp ne kadar para yardımında bulunacağını açıklıyordu.
Sonra ortaya çıktı ki...
Yaptığı bu bağışı her TV kanalına bağlanıp ayrı ayrı veriyormuş gibi duyuranlar olduğu gibi...
“Benden şu kadar” deyip tek kuruş ödemeyenler de vardı.
Aslında yaptıkları şey tek kelimeyle şovdu.
Kendi reklamlarıydı.
“Şimdi bu aklına nereden geldi?” diyenleriniz olabilir.
Belki birazdan yazacaklarımı okuyup...
“İyi de bunun onla ne ilgisi var?” yorumu yapanlar da çıkabilir.
Ama bence hiçbir farkı yok!
Neyin mi?
Cumhurbaşkanımız, istihdam seferberliği başlattı ya, işte ondan söz ediyorum.
Bakıyorum da herkes bir yarış içinde...
“100 bin kişiye iş” diye söz veren de var...
“30 bin” hedefi koyan da...
“Ben de 100 kişiyle destek veriyorum” diyenler de...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen pazar günü toplu açılış törenine katıldığı Gaziantep’te...
“Hepsinin de takipçisiyim. Söz verip de yerine getirmeyenleri tüm ülkeye ifşa edeceğim” sözleriyle fitilini ateşlediği bu işin sıkı takipçisi olacağının işaretini verdi.
Bir anlamda, kendisi üzerinden nemalanmak isteyenlere izin vermeyeceğini en net bir şekilde duyurdu.
Ben de kendi adıma İzmir ve Ege’nin çetelesini tutmaya başladım.
Olur da, verdiği sözü tutmayan, bu konu üzerinden prim yapmaya çalışanlar çıkarsa o listeyi isim isim duyuracağım.
Zaman zaman da, “Şu ana kadar kimleri aldınız açıklayın da kamuoyu bilgilensin” diyeceğim.
“Alacağım” diye gazetelerde boy boy haber olanların da gözüm üzerlerinde olacak.

 

***


PORTRE

Çiftlikleri küçük ama
yaptıkları iş büyük

ÇEŞME Ovacık’ın Bahçelaki Mevkisi’nde (yani Manastır’da) bir çiftlik var.
Adı, Parva...
Sadece 25 bin metrekare alana sahip.
Zaten adını da kapladığı yerin büyüklüğünden almış!
Latince’de Parva, ‘küçük’ demekmiş.
Burada tamamen doğal tarım yapılıyor.
Envai çeşit sebze meyve yetiştiriliyor.
Ama ana ürün zeytin ağacı.
Binlerce yıldır yaşadığı alanlardan sökülüp yerine Gemlik ve türevleri ya da yeni moda olan İspanyol versiyonlu endüstriyellerin dikilmesine inat, yöresel farklılıkların yaşaması için korumaya çalışılan erkence zeytinler mevcut.
Sakız koyunu başta olmak üzere Maltız keçileri var.
Zeytin, zeytinyağı, peynir, sirke, ekmek, salça, sos, reçel, bal, baharat, bitki çayları, sabun, günlük ve kurutulmuş ürünler üretilip internet üzerinden tüketicisiyle buluşturuluyor.



Sahipleri Gözde Ayaz-Mustafa Yaşar çifti.
Tabii bir de kızları İnci...
Hayatının 25 yılını yönetmenlik yaparak geçiren Mustafa Bey ile kostüm tasarımcısı Gözde Hanım, 2012’de, nereye gittiği belirsiz şehir karmaşasının hayatlarına olan etkisine bir son vermek istemişler...
Ve tası tarağı toplayıp, işlerini de rafa kaldırarak İstanbul’dan ata toprağı Çeşme’ye yerleşmişler.
Aslında Parva’nın temellerini 1992’de, yerli tohum kullanımının yerini yüksek verimli transgen tohumlara bıraktığı ilk yıllarda atmışlar.
Bedava dağıtılan ve hiç görülmemiş teşviklerle yaygınlaştırılan bu çalışmalara inat, köy köy dolaşıp durumun tehlikesi ile ilgili konuşmalar ve toplantılar yapan çift, o yıllar itibariyle toplamaya başladıkları tohumları devam ettirmeye çalışmışlar.
Yani, bugünlerde moda olan ilk takas sistemini kurmuşlar.
Sebzeleri yazlık ve kışlık olarak kendi zamanlarında ekiyorlar.
‘Organik’ yerine ‘doğal’ tanımlamasını savunuyorlar.
Çiftliklerinde gübre ve ilaçlamaları hala kocakarı yöntemleriyle üretiyorlar.
Ürünlerini, antik döneme kadar dayanan yöntemlerle salamura ediyorlar.



Asla kimyasal kullanmıyorlar.
Yağlarını taş baskı olarak Bademler Köyü Kooperatifi’nde sıktırıyorlar.
Sadece bu yöntemle elde ettikleri zeytin sütü (onlara göre zeytin özü) de üretiyorlar.
Şu sıralar taş baskı yasağı son noktasına geldiği için çiftliklerinde eski yöntemlerle ilkel şartlarda da olsa bir sistem kurmayı planlıyorlar.
“Tarlamızda geleceğin duvarlarını işliyoruz.
Her bir taşı koymadan önce defalarca evirip çeviriyoruz.
Evirip çevirdiğimiz her bir taş işlediğimiz tarladan çıkıyor.
Taşı ve toprağı ayırıp ayrı ayrı işliyoruz.
Tarlamız bize taş da verse işe yarar hale getiriyoruz.
Çünkü geleceğin duvarlarının başka türlü yükselmeyeceğini artık anladık.
Zeytin, servi ve sedir bize öncülük ediyor.
İncir ve üzüm de yarenlik.
Biliyoruz ki hiç bitmeyecek bir iş bu kalkıştığımız hengame.
Ama hayat ve ölüm arasında uzanan çizgi ne kadar iniş çıkışlıysa o denli değerli” diyorlar.
Parva gibi yerli türlerin korunması amacıyla kurulmuş, yüzlerce yıldır devam ettirilen tohumlarla doğal ve kimyasız ürünler yetiştirmeyi hedefleyen çiftliklerin sayısının artması dileğiyle...
Gözde Ayaz-Mustafa Yaşar iyi ki varsınız, emeğinize sağlık.

 

***


HAFTANIN FOTOĞRAFI

BU haftanın fotoğrafı sevgili eşim İkbal Kaya’dan...



İkbal, Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’na giden yolda...
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, görme engellilerin beyaz bastonlarını sağlıklı kullanmaları için kaldırımlara yapılan sarı takip çizgilerini çekmiş.
Özetle diyor ki:
“Sözde kolaylık olsun diye yapılan bu çizgilerin başta engelliler olmak üzere yaşlılar ve çocuklar için en büyük engel olduğunu düşünüyorum.
Yapıldıktan sonra bu çizgilerin kontrolü neden yapılmaz, hiç anlamıyorum.”
Malum, İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘Engelli Dostu Belediye’ unvanlı...
Ve, ‘Engelsiz İzmir’ temasıyla çeşitli hizmetler sunuyor.
İşte görme engellilerin bir takım yerlere erişebilirliğini sağlamaya yönelik çift kompenantlı termoplastik boyayla oluşturulan çizgilerler de bunlardan biri.
Ama plastikten yapıldığı için kısa sürede sökülüp dağılıyor.
İklim değişikliğine dayanıklı değil.
Ayrıca yağmurlu havalarda muza basmış misali inanılmaz kayıyor.
Bırakın görme engellileri normal insanlar için bile bubi tuzağından farksız.
Ya hiç yapmayın ya da ara sıra kontrol edip düzeltin.
Onlarca para ödeyip yaptırdıklarınızdan da hesabını sorun!

 

***


SONRADAN GO(U)RME

Köfteyi
nerede
yemeli

DEDİM ya, sevdim ben bu lezzet işini.
Bu hafta da İzmir’de köfte yemeyi sevdiğim yerleri yazdım.
Kimseye torpil yok, listem alfabetik!
Bergama Köftecisi (Şirinyer), Bizim Köfteci Hidayet (Kemeraltı), Köfteci Erol (Karşıyaka), Köfteci Kemal Usta (Çiğli), Köfteci Orhan (Pınarbaşı)...
Köfteci Salih Arslan (Kemeraltı), Köfteci Tamer (Çamdibi), Nam Köfte (Çankaya), Priştineli Sabit Usta (Alsancak), Tire Kebapçısı Ali Usta (İkiçeşmelik)...

 

***

 


BİR DUYURU

Bu yarışmaları kaçırmayın

ZEYTİNDOSTU Derneği, zeytin ve zeytinyağı kültürünü yaymak, zeytin ürünlerinin üretim teknikleri ve kullanımına dair doğru uygulamalara özendirmek, nicelikten ziyade niteliğe ağırlık verilmesi konusunda farkındalık yaratmak amacıyla düzenlediği yarışmaları bu yıl da sürdürüyor.
Bu kapsamda 10’uncu Uluslararası Naturel Sızma Zeytinyağı Kalite Yarışması (son numune kabulü 24 Şubat), Kültürümüzde Zeytin Edebiyatı Yarışması (son başvuru 26 Şubat), 4’üncü Slogan Yarışması (son başvuru 26 Şubat) ve 4’üncü Ulusal Fotoğraf Yarışması (son başvuru 11 Mart) yapılacak.
İlgilenenler ayrıntılı bilgiye (0 232) 422 01 02 numaralı telefondan ya da www.zeytindostu.org adresinden ulaşabilirler.

Yazının devamı...