"Adnan Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Adnan Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Adnan Kaya

Girişimcilik onun genlerinde var

21 Ocak 2017

 Libya’da müteahhitlik yapan babasının Türkiye’ye dönmesinin ardından ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşen Çoruhlu, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. 14 yıl Başkent’te yaşadıktan sonra babasının inşaat işlerine İzmir’de devam etme kararı almasıyla 1994’te Ege’nin incisine yerleşen İhsan Çoruhlu, üniversitede inşaat teknikerliği üzerine eğitim alırken ani bir kararla okulunu yarıda bırakarak henüz 20 yaşındayken Efes Peyzaj İnşaat’ı kurdu. İzmir’in farklı yerlerinde başta endüstriyel tesisler olmak üzere birçok projeyi hayata geçirdi. Kalabalık bir aileye sahip olan Çoruhlu, hem onlara yeni iş alanları açmak, hem de kendisinden iş talep eden hemşehrilerine faydalı olabilmek için 2015’te kardeşi yüksek gıda mühendisi Pınar Çoruhlu ve arkadaşı Murat Aka ile gıda sektörüne girdi. Veroni Gıda’yı kuran ve ‘Masha Lounge’ markasını yaratan İhsan Çoruhlu, bugün inşaatın yanı sıra gıdada da emin adımlarla yoluna devam ediyor.

Biri Bornova’da, diğeri de İnciraltı’nda olmak üzere iki şubesi bulunan Masha Lounge’ı daha da büyütüp ülke genelinde zincir yapmak için adeta gecesini gündüzüne katıyor. Çalışkan, yeniliğe açık, yaratıcı ve girişimci. Bu konuda hiçbir engel tanımıyor. Zoru, disiplini, mücadeleyi seviyor. Mağlubiyetten hiç hoşlanmıyor. Kitabında pes etmek yok! Samimiyetle ve inanarak yapılan her işin başarıya ulaşacağını düşünüyor. Doğru, dürüst, sözünün eri, insancıl ve dost canlısı. Aynı zamanda samimi, güler yüzlü, içten, iyi niyetli, hoşgörülü, son derece yardımsever, paylaşımcı bir karaktere sahip. Ve, nasıl başarıyorsa, her zaman enerjik ve neşeli. Bir o kadar da duyarlı. Tabii esprili ve kıvrak zekalı. “Hayatın uzun olduğunu düşünsek de aslında çok kısa. İşim dolayısıyla sosyal yaşamın içinde oldukça aktifim. Gün içinde hastalığa da, sağlığa da, varlığa da, yokluğa da, doğuma da, ölüme de yakından tanık oluyorum. Bunlar hayatta en önemli şeyin sağlık, mutluluk ve huzur olduğunu öğretti bana. Bunların dışında kalan her şey bugün var, yarın yok” diyerek bir anlamda hayat felsefesini de özetliyor. Karadenizli olduğu için doğal olarak en çok hamsili pilav ve mıhlamadan hoşlanıyor. Sıkı bir Trabzonspor taraftarı. Hatırı sayılır tespih koleksiyonu var. Keyifle okumanız dileğiyle, iyi hafta sonları.

HAYAT FELSEFESİ
Huzurlu, sağlıklı ve mutlu yaşamak.

OTOMOBİL
Öncelikli beklentim güvenlik

* İlk arabam 2004 model siyah bir BMW X5’ti. Şimdi 2012 model gri BMW X6 kullanıyorum. Bir otomobilden öncelikli beklentim güvenlik. Zira, sizin iyi bir şoför olmanız yeterli değil. Karşıdan gelen acemi olabilir. O nedenle kendimi güvende hissedeceğim arca binmek isterim. Tabii bir de beni yolda bırakmasın. Trafikte kurallara uyan, dikkatli bir sürücüyüm.

BESLENME
Hamsili pilavı tek geçerim

* İş yoğunluğum nedeniyle çocuklarımla fazla zaman geçiremiyorum. O yüzden içeriğinden ziyade onlarla kahvaltıda bulunmak bana yetiyor. Ne hazırlanmışsa onu yerim. Öğlenleri de programlı bir yemek kültürüm yok. Fırsat bulduğumda ise ya kırmızı et ya da sebze tercih ederim. Akşamları mümkün olduğunca evde yemeye çalışırım. Ne varsa onu tüketirim. En beğendim lezzetler hamsili pilav ve mıhlama. Mutfakla ara iyi değil, elimden bir şey gelmez.

MEKAN
Tek lezzete yoğunlaşmış
mekanları tercih ederim

* Her yemeği yapan yerleri değil de, Örneğin sadece ciğer, ızgara, balık vs yapan işletmeleri tercih ederim. Marka takıntım yok. Yeter ki işini iyi yapsın. Bir mekanda ortamın rahatlığı, sessizlik, müşteriye davranış şekli ve lezzete bakarım.

SPOR
Tekvandoda ikinciliğim var

* Salon sporları yapıyorum. Fırsat buldukça da yüzüyorum. Okul yıllarında tekvandoyla ilgilendim. Amatör yarışmalarda ikinciliğim var. Trabzonspor taraftarıyım. Tenis ve yelkene merakım var. Ama bugüne kadar fırsatım olmadı.

TATİL
Ailemle zaman geçirmek demek

* Yaptığım iş gereği uzun süreli tatiller yapamıyorum. Daha çok 2-4 gün olabiliyor. Görülmeye değer, bende merak uyandıran yerlere gitmeye çalışıyorum. Tatil benim için aileme biraz daha fazla zaman ayırmak ve işten uzaklaşarak dinlenmek demek.

HOBİ
Tespih biriktiriyorum

* Çok yoğun çalıştığım için işten arta kalan zamanlarımı ailemle geçirmek en büyük hobim. Macera romanları okumayı severim. Psikolojik durumuma göre bazen pop, bazen Türk Sanat Müziği dinlerim. Bir dönem saz çalmayı denedim ama olmadı. Tespih koleksiyonu yapıyorum.

KARİYER
İnşaat okurken bırakıp
kendi şirketimi kurdum

* İlk, orta ve liseyi Ankara’da okudum. Üniversitede inşaat teknikerliği eğitimi alırken yarıda bırakıp iş hayatına atıldım. Efes Peyzaj İnşaat’ı kurdum. İzmir’in farklı yerlerinde birçok projeyi hayata geçirdim. Daha sonra gıda sektörüne girdim. Veroni Gıda’yı kurdum. Masha Lounge markasıyla Bornova ve İnciraltı’nda hizmet veriyoruz. Bugüne kadar Kemalpaşa Karadenizliler Derneği, Ege Karadenizliler Federasyonu, Kemalpaşa Spor Kulübü, Kemalpaşa Belediyesi, AK Parti Karşıyaka, AK Parti Kemalpaşa ve İzmir Kent Konseyi’nde çeşitli görevler üstlendim. Üyeliklerim hala devam ediyor ama artık yöneticilik yapmıyorum. Çocukken inşaat mühendisi olmak isterdim. İlk paramı da ortaokul yıllarında babamın inşaat şirketinde şantiyede çalışarak kazandım.

GÜNE BAŞLANGIÇ
Yatmam 03.00’ü buluyor

* Eskiden sadece inşaat sektöründe faaliyet gösterirken uyku saatlerim düzenliydi. Ama gıdaya da girdikten sonra bu biraz değişti. 02.00-03.00 gibi yatıyor, 08.00’de de kalkıyorum.

MODA
Siyah ve maviye aşığım

* Modayı takip etmiyorum. Kendime yakışanı giyiyorum. Spor kıyafetleri daha çok seviyorum. Renk tercihim siyah ve mavi.

TEKNOLOJİ
Ayak uydurmaya çalışıyorum

* Teknolojiye ayak uydurmaya, yetişmeye çalışıyorum. Facebook’ta da, Twitter’da da varım. İş durumuma ve gelen bildirimlere göre ara ara 5-10’ar dakika bakıyorum. Günün gelişmelerini takip ediyorum.

SEVİMLİ DOSTLAR
Çiftlikte ne ararsan var

* Daha önce bahçeli bir evde oturuyorduk. O zaman birçok evcil hayvanımız vardı. Ama şu an çocukların eğitimi nedeniyle merkezi bir yere taşındığımız için besleyemiyoruz. Hafta sonları gittiğimiz Kemalpaşa’daki evimizin bahçesinde ise çok sayıda sevimli dostumuz var.

ASTROLOJİ
Kovayım ama ilgilenmiyorum

* Burcum kova. Çok ilgili değilim, takip etmiyorum. Doğum tarihimi bilen akrabalarım ve arkadaşlarım bire bir uyduğunu söylüyorlar ama ben burcumun özelliklerini bilmiyorum.

KİMDİR?
Adı ve soyadı: İhsan Çoruhlu
Doğum yeri ve yılı: Trabzon Of, 1980
Eğitimi: İnşaat teknikerliği
İşi: Efes Peyzaj İnşaat’ın sahibi, Veroni Gıda ve ona bağlı Masha Lounge’ın ortağı
Burcu: Kova
Medeni durumu: Şenay Çoruhlu ile evli. Nisa Nur (8) ve Uğur İhsan (7) adlarında iki çocuk babası.

Yazının devamı...

Hangisine inanalım?

20 Ocak 2017

ÇEŞME’de sahilleri katran karasına boyayan tanker kazası sonrası kafalardaki sorulardan biri de şu:

“Yazın gönül rahatlığı ile denize girebilecek miyiz?”
Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, “Kirlilik nedeniyle tatil rezervasyonlarının iptal edildiği iddiaları doğru değil. Geçen yıl sıkıntı yaşamadık. Bu sene daha da iyi olacağını düşünüyorum” diyor.
Çeşme Turistik Otelciler Birliği Başkan Yardımcısı Yakup Demir ise, “Kötü bir algı oluşturuldu. Birçok rezervasyon iptal noktasına geldi” diye konuşuyor.
Tatilciler gibi benim de kafam karıştı.
Biri belediye başkanı, “3 ay daha sabır. Rezervasyon iptali yok” iddiasında.
Diğeri turizmci, “Birçok rezervasyon iptal noktasında” görüşünde.
Ne dersiniz, hangisine inanalım?

***

DEMEM O Kİ

Eleştirin ancak
can dostlarımız
üzerinden değil

MEDYADA bir haber:
“Ege Üniversitesi Hastanesi’nde sokak köpekleri cirit atıyor.”
“Tamamen temiz olması gereken hastaneye bir köpeğin girmesi akıl alır gibi değil.”
Birçok kurum gibi Ege Ünivesitesi’nin de eleştirilecek çok yanı var.
Ki, bu köşeyi okuyanlar hatırlayacaklardır.
Ben de bu konuda birçok yazı kaleme aldım.
İzmir’de uzun süredir görmediğimiz soğuk (ve karlı) günlerin yaşandığı bir dönemde...
Sığınmak ve ısınmak amacıyla açık bulduğu kapıdan içeriye giren bir can dost üzerinden bir kuruma yüklenmek ne kadar doğru?

***

ÇOK ŞANSLIYIM

Cennette yaşıyoruz

HABER bizim gazetede çıktı.
Zeynep Bilgehan imzalı.
Diyor ki:
“Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Temsilciliği’ne atanan Dr. Ayşe Ege Yıldırım’a göre Türkiye’de en yaşanabilir yerler Seferihisar, Ayvalık, Ovacık, Sinop ve Gaziantep.”
Seferihisar burnumuzun dibi.
Ayvalık neredeyse kapı komşusu oldu.
Ovacık’a henüz gidemedim.
Sinop memleketim.
Gaziantep çocukluğumun bir bölümünün geçtiği yer.
Yani 5’te 4!
Çok şanslıyım.
Allah herkese nasip etsin.

***

SÖYLER MİSİNİZ

Adamcağız daha ne yapsın?

11 KASIM 2016’da yayınlanan köşemin ana başlığı: “Bu sese kulak verin!”
Bahsettiğim kişi Uzm. Dr. Ülkümen Rodoplu.
Öne çıkardığım konu ise...
Aynı zamanda Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Başkanı olan Rodoplu’nun son dönemde gençliği esir alan ‘bonzai’ye karşı başlattığı mücadele.
Ve bu kapsamda düzenlediği eğitim toplantılarında verdiği çarpıcı bilgiler.
Ülkümen Bey bu kez İzmir Küçük Çiğli’de vatandaşlarla buluştu.
Türkiye’de bonzai kullanım yaşının 11’e kadar düştüğünü açıkladı.
Bu acı tablo karşısında başta anne-babalar olmak üzere toplumun tüm kesimlerini dikkatli olmaya çağırdı.
Adamcağız bas bas bağırıyor ama ülke birkaç konuya sıkışıp kaldığı için ne yazık ki sesi pek duyulmuyor.
Ama olsun; o anlatmaya, biz de yazmaya devam edeceğiz.
Bu gençlik hepimizin, sahip çıkmak da görevimiz.
Yolun açık olsun Ülkümen Hocam, yanındayız.

***

HAFTANIN FOTOĞRAFI

KİM bilir, belki de yılın fotoğrafı bile olabilir.
Hafta sonu Bornova Stadı’nda oynanan TFF 1. Lig’deki Göztepe-Denizlispor derbisinde yürekler, İzmir Adliye Sarayı’na yönelik bombalı terör saldırısında canını ortaya koyup faciayı önleyen şehit polis Fethi Sekin için attı.
Kızı Zeynep Dila’nın özel davetli olduğu maçta tribünleri dolduran 6 bin futbolsever yüzlerine şehidimizin maskesini taktı.
Hep bir ağızdan İzmir Marşı söylendi.
“Burası İzmir. Ne Hasan Tahsin’ler, ne de Fethi Sekin’ler biter” pankartı açıldı.
Dosta düşmana, “Hepimiz Fethi’yiz” mesajı verildi.
Bir de Denizlispor’un Brezilyalısı Moritz’in golünü Fethi Sekin’e adadığı an var ya...
İşte; benim, hepimizin futbol sahalarında görmek istediğimiz tablo!

***

MERAK ETTİM

Kampüs mü, otoyol mu?

DOKUZ Eylül Üniversitesi’ne ait kampüslerde 14 Kasım 2016 saat 13.00’ten bu yana süren bir uygulama var.
Rektörlüğün resmi web sitesinde yayınlanan açılamaya göre...
Kampüslerde koruma ve güvenlik hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak...
Muhtemel güvenlik sorunlarının önüne geçmek...
Ve OHAL nedeniyle tüm kamu kurum ve kuruluşlarında dikkate alınması zorunlu olan güvenlik tedbirleri kapsamında...
Girişlerde güvenli ve hızlı geçişin sağlanması amacıyla Hızlı Geçiş Sistemi (HGS) uygulamasına geçildi.
O günden beri kampüse sadece dönem başı için 150 TL ödeyip araçlarına HGS etiketi yapıştıran öğrenciler araçlarıyla alınıyor.
Almayanlar ise araçlarını kampüs girişine park ederek ya binalara olan kilometrelerce uzunluğundaki yolu yürüyor ya da otobüse biniyor.
İmza toplayıp Başbakanlık İletişim Merkezi’nin kapısını çalan da var, iptali için yargıya başvuran da...
İlk açıklamaya göre sisteme ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri dahildi.
Personel almak zorunda değildi.
Gelen okur mesajlarından anlıyoruz ki, son kararla Tınaztepe Kampüsü’ndeki Depark çalışanları da uygulamaya dahil edilmiş.
Öğretim üyeleri ise kapsam dışı, yani onlardan para istenmiyor.
Tamam, güvenlik için alınmış bir karar.
Doğrudur, yanlıştır; tartışılır.
İyi de; öğrenciden, personelden alıp da akademisyenlerden herhangi bir ücret talep etmemek adil mi?
Ya da birilerinden alırken, birilerini muaf tutmanın gerekçesi nedir?
Dilerim, bir açıklayan olur da biz de soranlarla paylaşırız.

***

NOKTA

Cesur yöneticiler aranıyor

İZMİR’in cazibesi her geçen gün artıyor.
Otoyol ile hızlı trenin de devreye girmesiyle İstanbul ve Ankara, İzmir’e akacak gibi görünüyor.
Zaten bunun sinyalleri de çoktandır gelmeye başladı.
Bu durum da özellikle inşaat sektörünü hareketlendirdi.
Ama kent merkezinde ciddi arazi sıkıntısı var.
Yeni alanlara ihtiyaç duyuluyor.
Gel gör ki, bir de yıllardır çözüm bekleyen imar sorunu gerçeği söz konusu.
Karşıyaka Yapı Müteahhitleri Derneği Başkanı Niyazi Gültekin’in geçtiğimiz günlerde bu konuda bir çıkışı oldu.
Gültekin, İzmir’in yeni gelişen bölgelerinden, adını Çakabey Koleji ve Doğal Yaşam Parkı’yla duyuran Sasalı’ya dikkat çekti.
Ve dedi ki:
“Sasalı’da 5 milyon metrekareden fazla imarlı arsa var.
Yaklaşık yüzde 30’unda yapılaşma tamamlandı.
Yüzde 70’lik bölümü için ise mahkeme 2008’de bir vatandaşın bireysel başvurusu üzerine yürütmeyi durdurma kararı aldı.
Büyükşehir yeni planlar yaptı ancak 9 yıldır askıya çıkmadı.
Büyükşehir’e sorduğumuzda, ‘Biz planları yaptık bakanlığa gönderdik’ diyerek topu bakanlığa atıyor.
Bakanlıktan yetkililere sorduğumuzda ise, ‘Büyükşehir dosyaları eksik gönderiyor’ diyerek Büyükşehir’i sorumlu tutuyor.
Hem arsa sahipleri, hem de yatırımcılar mağdur.
Ekonomik durgunluğa, dövizdeki artışa, inşaat malzemelerindeki zamlara rağmen yatırımlarımızı askıya almadık.
Bu ülkede cesur yatırımcılar kadar, onların önünü açacak cesur bürokratlara ve yöneticilere de ihtiyaç var.”
Niyazi Bey her şeyi net bir şekilde özetlemiş.
Başka da sözüm yok!

Yazının devamı...

Bilim, bilgi, beceri, bilinç ve bilgelik

14 Ocak 2017

Okul sonrası İstanbul’da bilgisayar sektöründe çalışmaya başlamış. Tübitak’ın Gebze’deki araştırma merkezinde bulunan büyük boy bilgisayarların kurulum, bakım ve onarımından tutun da İş Bankası’nın akıllı network projesine kadar birçok çalışmada görev almış. Sonra memleketi Bodrum’a dönüp üç dönem belediye başkan yardımcılığı, meclis ve encümen üyeliği yapmış. 2011’de İzmir’e gelip Kentkart Genel Müdür Yardımcılığı’nda bulunmuş. 3 yıl sonra yine soluğu Bodrum’a almış ve Statü Gelişim Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı’nı kurmuş. Halen kurumsal verimliliği yükseltme amaçlı eğitimler veriyor. Türkiye’nin birkaç akıllı network uzmanından biri olmasına rağmen halen yaptığı işi gerçekten de çok seviyor ve önemsiyor. “Eğitim veriyorum” demek yerine, “Bilgiyi paylaşıyoruz” demeyi tercih ediyor.

Zira, bilginin paylaştıkça büyüyen bir değer olduğuna inanıyor. “Kim demiş, ‘Bilgi ölümsüzdür’ diye? Eğer onu insanların mutluluğu için kullanmazsan hiç şüphe yok ki, toprak olur bir gün, fani bedenin ölümü ile” diyor. Hayat felsefesini, “5B ile (bilimle, bilgiyle, beceriyle, bilinçle ve bilgelikle) yaşamak” diye özetliyor. 5B ile yaşamayı becerebilen her kişi ve kurum için başarının kaçınılmaz olduğuna inanıyor. Şimdi tüm bu değerlerle hayatı içine alan ve sonunda mutluluğu yakalayan bilimsel gerçekleri anlatan “Kurumsal Yapılarda Başarı İçin 5B Formülü” adlı bir kitap kaleme alıyor. Akıl, mantık ve bilim önem veriyor. Denizi, yüzmeyi, yelkeni, kayak yapmayı, tenis oynamayı, bisiklete binmeyi çok seviyor. ‘Max’ adında köpeği, ‘Moly’ ve ‘Mona’ isminde de kedileri var.

 

HAYAT FELSEFESİ
Nazım’ın dediği gibi, bilimle, bilgiyle, beceriyle, bilinçle ve bilgelikle yaşamak.

 

OTOMOBİL
İkinci el pazarı da olmalı

* İlk arabam bal köpüğü renginde tek kapılı bir BMW 3.15’di. Şu an Nisan Xtrail’m var. Bir otomobilde güvenlik, geniş ve iyi servis ağı, ikinci el pazarının olmasını ararım. Trafikte durmadan üzülen bir insanım. Artık kızamıyorum. Çünkü düzgün, güvenli, çevreye ve kurallara saygılı, hoşgörülü sürücülerin sayısı o kadar azaldı ki!

 

BESLENME
Deniz ürünlerinde iddialıyım

* Sıkışık anlarda mısır gevreği, simit-peynir gibi pratik yollara baş vursam da hafta sonları aile boyu ve sevdiklerimle paylaştığım kahvaltıların tadına doyum olmaz. Sofrada bolca yumurta yoksa eğer, “Kahvaltı yaptım” diyemem. Ve mümkünse kapanışı iki lokma tereyağı ve balla yaparım. Yemek ayırmam ve yapmayı da iyi becerdiğimi söyleyebilirim. Yıllarca süren üniversite ve bekarlık hayatım ve biraz da merak olunca bu konuda oldukça başarılı olduğumu söyleyebilirim. Özellikle deniz ürünlerinde iddialıyım.

 

MEKAN
Biraz salaş ama temiz olsun

* Mekanın bir hikayesi, tarzı olmalı. İsterim ki biraz salaş ama temiz olsun. Dost sohbetleri bol olsun. Fiyatlar da hakkı neyse o olsun. Bodrum’daki eski Hadigari, Bebek’teki Kalem gibi mesela.

 

SPOR
Kayat benim hayat felsefem

* Benim gibi Bodrum’da doğan ve yaşayan bir insan için deniz, yüzme, yelken gibi sporları yapmamak söz konusu olamaz. Ancak yılda bir kez bile olsa yapmaya çalıştığım kayak tatilini dört gözle beklerim. “Kayak benim için sanki bir hayat felsefesi” desem yalan olmaz. Önce düşmeyi öğrenirsin, sonra ayağa kalkmayı ve yoluna devam etmeyi, yolunun üzerinde senin gibi düşen birini görürsen eğer durur onu da kaldırırsın. Tenisi keyif alacak seviyede oynarım. Masa tenisinde iyiyim. Yürümeyi ve bisiklete binmeyi de çok severim. Kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim. Ama asla fanatik olmadım. Her takımın haklı başarısı beni mutlu eder.

 

TATİL
Dinlenip resetleniyorum

* Bir gün İstanbul’dan bir arkadaşıma, “Haziranda yazlığa taşınıyoruz” dediğimde çok şaşırmıştı. “Nasıl yani? Hem Bodrum da yaşa hem de yazlığa taşın” diyerek anlam verememişti. Dışarıdan bakınca hep tatildeymişiz gibi bir algı var burada yaşayanlar için. Her fırsatta çıktığımız kısa tekne gezileri ve güzel koylara gitmelerimizi saymazsak eğer kış gelince hep birlikte gideceğimiz bir haftalık kayak tatilimiz kayda değer en önemli dinlencemizdir diyebilirim. Tatil benim için kaçış demek. İnsanın sürekli bulunduğu yeri değiştirmesi çok güzel. Deniz ve dağlar bende aynı rahatlamayı ve sıfırlamayı sağlıyor. Kısaca resetleniyorum.

 

HOBİ
Yıllardır insan biriktiriyorum

* Özellikle felsefi ve düşünce derinliği olan kitaplar okumak, okurken notlar almak, hatta bazı konularda “Ben böyle düşünmüyorum” diyebilmenin hazzını yaşamak çok keyif aldığım şeyler. Klasik, çoklukla da caz dinlerim. Bugünlerde ‘2017 Bodrum Caz Festivali’ hazırlığı içindeyiz. Belediyemizin de sahiplendiği bir etkinlik. En büyük dileğim bazı yöresel şarkılarımızın (Çökertme, Kerimoğlu gibi) caz formunda icra edilerek dünyaya duyurulmasını sağlamak. Bir de, yıllardır insan biriktiriyorum. Bıkmadan, usanmadan da biriktirmeye devam edeceğim.

 

KARİYER
Bilgisayarda sayılı isimlerdenim

* ODTÜ Fizik&Elektronik mezunuyum. Profesyonel iş hayatım Ute Bilgisayar Sistemleri’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak başladı. Sonra birçok önemli bilgisayar projelerinde görev aldım. Türkiye’nin ilk INP uzmanlarındanım. Ardından Pepsi Cola Bölge Müdürlüğü’nde bulundum. Bodrum Belediyesi’nde üç dönem başkan yardımcısı, meclis üyesi, encümen üyesi olarak hizmette bulundum. 2011’de Kentkart İzmir Genel Müdür Yardımcılığı (Pazarlama&Satış) yaptım. 2014’te de Bodrum’a dönüp Statü Gelişim Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı’nı kurdum. Halen kurumsal verimliliği yükseltme amaçlı eğitimler veriyorum.

 

GÜNE BAŞLANGIÇ
Okumadan uyku tutmaz

* Genelde 24.00’e doğru yatarım, öncesinde mutlaka birkaç satır okurum, aksi halde pek uyku tutmaz gibi gelir. Sabah 07.00’de kalkar, 08.30 gibi de evden çıkarım.

 

MODA
Yerine göre spor yerine göre resmi

* Rahat giyinmeyi severim ama “Ciddi iş ortamlarında ve buluşmalarında takım elbise ve kravat şart” derim. Beyaz ve mavi en sevdiğim renkler. Genel olarak kıyafetlerimi eşim alır. “Ona danışmadan çorap bile almam” desem yalan olmaz.

 

TEKNOLOJİ
Ne uzağım, ne de esiriyim

* Teknolojik değişimler hayatımızı direkt etkiliyor. Bu yüzden şuna inanıyorum: Asla teknolojiden uzak yaşayamayız ama teknolojinin de esiri olmamalıyız. O bizi değil, biz onu yönetmeliyiz. Facebook’ta 3 bin civarında arkadaşım var. Sadece işimle ilgili yaşanmışlıkları paylaşırım. Dostlarımın mutluluklarını da, acılarını da sosyal medya araçları ile değil, bizzat arayıp seslerini duyarak paylaşmayı tercih ederim.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Bir köpeğim, iki de kedim var

* 15 yaşında bir köpeğimiz var, adı ‘Max’. Hani, “Köpeğin bilgesi olur mu?” denir ama bizim Max gerçekten son derece sakin, huzurlu ama bir o kadar da güçlü ve cesur kocaman bir köpek. 2 tane de kedimiz var, ‘Moly’ ve ‘Mona’. Moly beyaz, mona 4 renkli. Çocuklarımızın büyüme dönemlerinde özellikle köpeğimiz ‘Max’ çok iyi bir dost oldu, onları korudu ve çok sevdi.

 

ASTROLOJİ
Akıl, mantık, bilime önem veririm

* Kova burcuyum. Pek takip etmem ama burcumun özelliklerini taşıdığım söylenir. Akıl, mantık ve bilim önem verdiğim değerler. Ama bunun yanında duygusal yönüm de var, insanlara çabuk güvenirim. Einstein’ın, “Hiçbir şey yoktan var olmaz, varken de yok olmaz” prensibinde olduğu gibi, evrende her şeyin korunduğuna inanırım.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Mehmet Kocair
Doğum yeri ve yılı: Bodrum, 1959
Eğitimi: ODTÜ Fizik&Elektronik
İşi: Statü Gelişim Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı Kurucusu
Burcu: Kova
Medeni durumu: Matematik öğretmeni Pınar Kocair’le evli. Mert (23) ve Sarp (17) adlarında iki oğlu var.

Yazının devamı...

Bu kadro çoookkk iş yapar

13 Ocak 2017

MERHUM sanayici Vehbi Koç’un önderliğinde, eğitime gönül vermiş 205 hayırsever tarafından 4 Mayıs 1967’de kurulan Türk Eğitim Vakfı (TEV), günümüzde 11 şubesi ve 130 çalışanı ile Türkiye’nin geleceğine ışık tutmaya çalışıyor.

Tam 50 yıldır, geleceğe umutla bakan parlak nesillerin yetiştirilmesine öncülük ederken...
Bağışçıları sayesinde durumu olmayan ama zeki ve çalışkan birçok gencimizi ülkenin geleceğine hazırlıyor.
“Eğitim bir toplumun temel yapı taşıdır. Eğitimsiz toplum yok olmuş bir toplumdur” ilkesiyle hareket ederek, eğitimde fırsat eşitsizliğini en aza indirmenin mücadelesini veriyor.
Bunun bir bayrak yarışı, nöbet değişimi olduğu bilinciyle de her üç yılda bir yönetim kurulunu yeniliyor.
İzmir şubesinde de önceki gün yapılan toplantıyla değişime gidildi.
Yeni yönetim M. Salih Özen, Levent Akgerman, Fadıl Sivri, Seda Kaya, Betül Elmasoğlu, Sıtkı Şükürer, Cem Heris, Fatih Uysal, Gülnur Soybayraktar, Mehmet Mustafa Güres, Moris Bencuya, Orhan Ayker, Perihan Uşkay ve Tolga Şenyuva’dan oluştu.
Bu 14 ismin hepsini değilse de birçoğunu yakından tanıyorum.
Hepsi birbirinden değerli, çalışkan, sorumluluk sahibi, deneyimli, bilgi birikimleri yüksek, işlerinde başarılı, ufukları açık, gönülleri zengin, çevreleri geniş vs insanlar.
Bugüne kadarki yönetim kurullarında görev alan diğer isimler gibi, devraldıkları emaneti çok daha yukarılara taşıyacaklarına inancım tam.
Yakından izleyip neler yaptıklarını bu köşede yazmaya devam edeceğim.

***

BRAVO BALIKESİR

Yağlı güreşin yeni er meydanı

BALIKESİR Büyükşehir Belediyesi ve Karesi Belediyesi, ata sporu yağlı güreşleri yaşatmak, gelecek nesillere tanıtmak, sürekliliğini sağlamak ve 12 ay boyunca yapılabilmesi için var güçleriyle çalışıyor.
Geçen hafta, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Türkiye Güreş Federasyonu’nun da desteğiyle dünyada bir ‘ilk’e imza atıldı.
İlk kez bir salonda yağlı güreş müsabakası gerçekleştirildi.
654 yıldır sezonluk olarak yapılan açık havada er meydanına çıkan pehlivanlar, Kurtdereli Spor Salonu’nda, dışarıda kar yağarken güreşe tutuştular.
Bir anlamda, geçen yıl düzenlenen kurultayda gündeme gelen kapalı alanda yağlı güreş organizasyonu yapılması ve bu sporun 12 aya yayılması projesinin denemesi gerçekleştirildi.
Olayın bir başka boyutu ise başpehlivanlar şehitler için kol bağladı ve kazandıkları para ödülünü bu vatan uğruna can veren kahramanların ailelerine bağışladı.
Başkan Ahmet Edip Uğur, bir de müjde verdi.
“Balıkesir Büyükşehir Belediyesi olarak kapalı ortamda güreşin sürdürülebilirliğini sağlamak için Balıkesir’e yeni bir er meydanı kazandıracağız.
4 bin 122 metrekare alan üzerine kurulacak bu er meydanı bin 606 kişi izleyici kapasiteli olacak.
Gelen seyirci hem güreş izlemekten zevk alacak, hem de pehlivanlarımız kış aylarında dahi olsa er meydanında güreşme imkanına kavuşacak.
Toplam maliyeti 7 milyon TL olan bu er meydanı inanıyorum ki ata sporumuz yağlı güreşlerimizi farklı bir konuma getirecek.”
Daha önce de yazmıştım, tekrarlıyorum.
İnanıyorum ki yakın zamanda Edirne’den sonra yağlı güreşlerin nabzı Balıkesir’de atacak.
Belki de önce Balıkesir’de atacak!

***

YAZ SAATİ

İzmir’den yükselen
ses: Gün aydın olsun

NORMALDE 7 Eylül 2016’da kış saati uygulamasına geçmemiz gerekiyordu.
Ama Bakanlar Kurulu yaz saati uygulamasında kalma kararı aldı.
Gerekçesi de gayet makul:
Gün ışığından daha fazla yararlanmak.
Ve bu yolla tahmini 2.5 milyar TL tasarruf etmek.
Bu tercih sonucunda -bazı yıllar kesintiye uğrasa da- 1947’den beri yapılan bir uygulamadan vazgeçildi.
Ama herkesin bu uygulamadan memnun olduğunu söylemek zor.
İsyan edenler diyor ki:
* Batıda daha fazla olmak üzere sabahları gün doğmadan mesai başlıyor.
* Çocuklarımız zifiri karanlıkta okula gitmek zorunda kalıyor.
* Erken kalkma nedeniyle ısıtma ve aydınlatma masrafları artıyor.
* Güneş doğmadan başlayan gündelik yaşam nedeniyle özellikle sabah saatlerinde trafik kazaları yaşanıyor.
* Karanlık saatlerde güne başlamak zorunda kalan çocukların bio ritmi ve ruh sağlığı bozuluyor vs.
Katılırsınız ya da katılmazsınız, onu bilemem, ama görüşler özetle böyle!
Konu tartışılmaya devam ederken İzmir’den yeni bir kampanyanın da startı verildi:
“Gün aydın olsun, yaz saati uygulaması son bulsun!”
Facebook ya da Instagram üzerinden #GünAydınOlsun hashtagiyle paylaşılan kampanyanın sonu bakalım nereye varacak?


Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer de koydukları ücretsiz servise binip öğrencileri el feneriyle okullarına bıraktı ve ‘GünAydınOlsun’ hashtagiyle paylaştı.

****

KOCAMAN TEŞEKKÜR

Yürekleri ısıtabilenlere ne mutlu

HAVA inanılmaz soğuk.
Bu kez ülkenin sadece Doğu’su değil, Batı’sı da karlar altında.
Termometreler İzmir’de bile eksi dereceleri gösteriyor.
Hissedilen ise daha da korkunç!
Çeşme, Alaçatı, Urla, Foça dahi bembeyaz.
Tek kelimeyle donuyoruz.
Tabii bu durum insanları olduğu kadar sokakta yaşam savaşı veren hayvanları da olumsuz etkilemiş durumda.
İşin sevindirici yanı ise. geçmiş yıllara kıyasla vatandaşların onları unutmayıp sahip çıkışı.
Kimileri evlerinden battaniye getirip üzerlerine örtüyor.
Kimileri alışılagelmişin dışında işyerlerinin kapısını açıyor.
Kimileri, “Burada kedi köpeğin ne işi var?” diyen bazı müşteriler için dükkanlarının camlarına, “Can dostlardan rahatsız olanlar buradan alışveriş yapmasın” diye yazı asıyor.
Belediyeler tonlarca mama dağıtıyor.
Çocuklar da anne-babalarıyla kartondan yuvalar yapıp parklara koyuyor.



Özetle, tam bir seferberlik söz konusu.
Tüm bunların bütün insanlara örnek olmasını diliyorum.
Ülkemizin içinde olduğu bu zor zamanlarda, Allah’ın bizlere emanet ettiği bu canlılar kadar, insanların da yüreklerini ısıtabilenlere ne mutlu!

***

DEMEM O Kİ

Çeşme’de derdimi anlatamadım galiba

İKİ hafta Çeşme’deki tanker kazasını yazdım.
Olumlu yanıtların yanı sıra...
“Sayın Adnan Kaya,
Hürriyet Gazetesi’nin 30 Aralık 2016 Cuma günü Ege ekinde ‘Sahi o çevreciler nerede?’ başlıklı yazınız gözüme çarptı.
RES ile tanker kazasını bağdaştırmanız sap ile samanı karıştırmak olmuş.
Sanıyorum okulda mantık dersi okumadınız?
Pek de istidadınız olduğu da söylenemez.
Saygılarımla...
R. Ahmet Kurşun” ile...
“Merhaba Adnan Bey,
Üç senedir RES’le mücadele ediyoruz.
Yaşamadığımız şey kalmadı.
Onca insan mağdur oldu ve bu sayı her gün artacak.
Cennet Çeşme elektrik santrali olmak üzere.
Kimsenin haberi var mı?
Yarın türbin patlayacak, yangın olacak.
Çeşme’de bir sürü başkan var ama lider yok, ne yazık ki!
RES şirketi bal üretimi yapıyormuş.
Yeter artık!
Kime güveniyorsunuz?
Bu kadar saçma reklam haberi yayınlanır mı?
Barselona, Marbella, St. Tropez’de hiç elektrik santrali gördünüz mü?
Neden kimse (gazeteciler) sorgulamıyor?
Madeleine Staaf Kura” yazılı eleştiriler de aldım.
Tabii ki yazdığımız her şey herkesi memnun edecek diye bir şey yok.
Eleştiriye de son derece açığız.
Ancak...
İki yazıdan sadece, “(Çeşme RES işgali altında. Bunları istemiyoruz) diye sokağa dökülenlerden tık yok!” cümlesinin cımbızla alınıp üzerine yorumlar yapılmasını anlamak da mümkün değil.
RES’ler için verilen mücadelenin bir benzeri, Çeşme’yi katran karasına boyayan, doğaya ve canlılara zarar veren bu çevre felaketinde de gösterildi de ben mi atladım?
Eğer öyleyse özür dilerim.

Yazının devamı...

Çeşme bir tane ve çok kıymetli

8 Ocak 2017

GEÇEN hafta, turizmin gözdesi Çeşme’nin karşı karşıya olduğu çevre felaketini yazdım.

Panama bandıralı Lady Tuna’dan denize akan tam 50 ton yakıtın...
O masmavi denizin üstünü, altını...
Paşalimanı ve Şifne başta olmak üzere tüm kıyıları...
Altın sarısı kumsalları nasıl kapkara yaptığını anlatmaya çalıştım.



Tabii tüm bunların buzdağının görünen yüzü olduğunu...
Yazın sıcak arttıkça yüzeye çıkacak fuel-oil’in zaten zor durumdaki turizmi de olumsuz etkileyebileceğini...
Hele bir de havanın lodosa dönmesi durumunda deniz canlılarını yok etme riski olduğunu paylaştım.
Aradan geçen sürede ne oldu dersiniz?
Ülkenin yoğun gündeminde unutuldu gitti.
CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın dışında konuyla ilgili kimseden çıt çıkmadı.
Balbay, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yanıtlaması istemiyle Meclis’e bir soru önergesi verdi.
Mustafa Balbay’ın, Özhaseki’ye sekiz sorusu var.



1. Yaşanan sızıntının asıl nedeni nedir?
2. Geminin taşıdığı yük ve miktarı nedir?
3. Geminin depo kapasitesi ve bulunan mazot miktarı kaç tondur?
4. Deniz yüzeyine hangi ölçüde ve ne kadar mazot karışmıştır?
5. Yaşanan sızıntıya ilişkin hangi işlemler yapılmıştır? Turizm, kıyı balıkçılığı ve su altı yaşamı açısından risk analizi yapılmış mıdır? Sonuçları nedir? Bölgeye verdiği zararın etkileri hangi eylem planı ile giderilecektir?
6. Orkinos çiftliklerinden yüklenen balıkları gümrüklemeye götürürken yaşanan bu olayın tekrar etmemesi için çiftlikler veya taşımacılık açısından bir önlem alacak mısınız?
7. Denizlerimizde bu tür olayların yaşanmaması için bakanlık olarak önleyici hangi tedbirleri uyguluyorsunuz?
8. Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin, eylülde, “Ildır Körfezi’ndeki bölgeyle ilgili çalışmaları yaptıktan sonra Bakanlar Kurulu kararı ile onaylayıp özel koruma altına alıyoruz. Çeşme’yi 12 ay yaşayan bir yer, körfezi de birçok balık türünün yaşayabildiği alan haline getirmeyi düşünüyoruz” açıklamalarına ilişkin çalışmalar hangi aşamadadır? Bölge ne zaman özel koruma alanı ilan edilecektir?
Evet; bu soruların cevapları hem acil, hem de çok önemli.
Zira, bunlara verilecek yanıt...
“Önümüzdeki sezon gönül rahatlığı ile denize girilebilecek mi?”
“O bölgeden avlanan balıklar güvenle tüketilebilecek mi?” gibi vatandaşın kafasındaki sorulara da ışık tutacak.
Ayrıca, bir Çeşme sevdalısı ve 40 yıllık yaşayanı sevgili Temel Aycan Şen’in mesajında da paylaştığı gibi...
Kürek ve çuvalla yürütülen çalışmalarla olacak bir iş değil bu.
Bu saatten sonra Amerika’yı yeniden keşfetmek yerine doğru ve etkin uygulamalarla çözüme gitmek gerek.
Çeşme gibi ülkenin nadide bir yerinin bu kadar korumasız olmasını kabul etmek de mümkün değil!
Zira; Bodrum, Marmaris gibi onlarca koyu da yok Çeşme’nin...
Sözler misiniz; Paşalimanı, Ilıca, Yıldızburnu, Altınyunus, Boyalık çıktığı zaman Çeşme mi kalır, turizm mi?
Kötü niyetli veya kazaen olabilecek bu tip olaylarla hemen vazgeçilecek kadar ucuz ve değersiz mi buralar?
Zaman az ve hızla ilerliyor, acil ve etkili müdahale şart.
Çeşme bir tane ve çok kıymetli, hepimizin de göz bebeği.
Turizmin de olmazsa olmazlarından.
O halde devletin yanı sıra herkes üzerine düşeni yapmalı, taşın (ziftin) altına elini sokmalı!
İzmirlisi de, İstanbullusu da, Ankaralısı da...
Öyle yazın birkaç aylığına soluğu Çeşme-Alaçatı’da alıp beach’lerde salınmakla, sörf yapmakla...
Rakı-balıkla, sırf “Ben de buradayım” diyebilmek için magazincilerin objektifine poz vermekle Çeşmeli olunmuyor.
“Ben ne yapabilirim ki?” demeyin, ot festivali için, kermesler için koştuğunuz bu cennete bu kez de çevre için gelin!

 

***


MESAJLAR

“SAHİ o çevreciler nerede?” başlıklı yazıma çok sayıda mesaj geldi.
Haklı bulan da var, haksızlık ettiğimi düşünen de...
Hepsine saygım sonsuz.
Yerim o kadarına el verdiği için üç tanesini özetleyerek paylaşıyorum.
Takdir sizlerin...

Eko sistemi etkiler

SAYIN Adnan Bey,
Öncelikle bu konuya sayfanızda yer verdiğiniz için teşekkür ederim.
Ben Alaçatı’da yaşayan eski bir İstanbulluyum.
23 Aralık Cuma günü saat 13.00’te bu konuyu hepimizden daha iyi bilen ve yıllardır Çeşme’de yaşamakta olan bir arkadaşlarımla Paşalimanı’na gittiğimizde daha herhangi bir çalışma başlamamıştı.
Biz orada iken 4-5 kişi bir kamyonla geldi.
Taşeron firma olduklarını söylediler.
Biz çalışmalarına engel olmamak adına bölgeden ayrıldık.
Bu temizlik çalışması çok ama çok özel ve teknik bir çalışma olup gelişi güzel yapılması ve ayrıca sadece görsel olarak ört bas edilmesi konuyu ortadan kaldırmaz.
Önümüzdeki aylarda buradaki balık ve diğer canlıların eko sisteminde çok ciddi değişiklikler olacak.
Ayrıca oradaki balık çiftliklerinden toplanan çipura, levrek ve orkinoslar da sofralarımıza gelecek.
Birkaç arkadaş olarak, Başbakan’a, kendi çektiğimiz fotoğraflar, bilimsel açıklamalar ve kaza ertesi yapılması gerekenlerle yapılanlar arasındaki farkları gösteren bilgileri içeren bir dosya sunmak üzereyiz.
S. Kerem Okman

 

Çok hafife alınıyor

SAYIN Adnan Kaya,
Duyarlı yazılarınız için teşekkürler.
Çeşme’deki petrol kirliliği hafife alınıyor.
Kıyıdan kürekle yapılan temizlik hiç çözüm değil.
Yaklaşık bir aydır rüzgar hızının 25 deniz milinin altına düşmeyen farklı yönlerden esmesini yaşıyoruz.
Kıyıya vuran dalganın tekrar geriye dönme hareketi söz konusu.
Ayrıca deniz içindeki akıntı hareketleri de cabası.
Lütfen devam edin yazın, yazdıkça yaptırım doğacaktır.
Doğası temiz, kardeşliği göstermelik olmayan 2017 olması dileğiyle...
Ekrem Tok

 

Biz hep Çeşme’deyiz

SAYIN Kaya,
Yazınızı okudum.
‘Çevreciler nerede diyorsunuz?’
Biz hep Çeşme’deyiz.
RES’lere neden karşı çıktığımızı hiçbir basın kuruluşu sormadı, kimse bizlerle ilgilenmedi.
Ben RES’lere karşı değilim, yapıldığı yerlere karşıyım.
Tarlamıza 500 metre uzaklığa rüzgar canavarlarından diktiler.
İletişim hatlarını tarlalarımızın üzerinden geçirdiler.
Bizleri mahkemeye verdiler, celbi tarlaya yollamışlar, haberimiz olmadı.
Önce bir firma hat geçirdi, bir yıl sonra başka bir şirket 20 metre arayla ikinci hattı geçirdi.
Tarlanın çitlerini kopardılar, ağaçları kırdılar, bizleri çok mağdur ettiler.
İki şirket birleşip toprak altından iletişim hattı yapabilir, ama toprak altı pahalı.
Bütün bunlardan kimse bahsetmiyor.
Hepimizin huzuru kaçtı, tansiyon hastası olduk.
Zeytinlerimiz artık ürün vermiyor, çünkü arılar öldü.
Daha ne yazayım?
Nursel Taştabanoğlu

 

***


BİR SERGİ

Herşeye rağmen güneş yeniden doğar

İZMİR Çiğli’deki Ekol Sanat Galerisi, bugün yeni yılın ilk sergisine ev sahipliği yapacak.
Sıdıka Keskinoğlu’nun, “Herşeye Rağmen Güneş Yeniden Doğar” adını verdiği etkinlikte son dönem çalışmaları sanatseverlerle buluşacak.
6 Şubat’a kadar açık kalacak bu organizasyon diğerlerinden biraz farklı.
Serginin tüm geliri KİTVAK’a (Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı) bağışlanacak.
Keskinoğlu, bu etkinlikle bir anlamda karanlığa umut olacak.
Aslında Sıdıka Keskinoğlu bu tür desteği hep yapıyor.
Geçen yıl da “Bir Yastıkta Kırkbeş Yıl” isimli kişisel sergisinin de tüm gelirini Türkiye Multipl Skleroz Derneği’ne bağışlamıştı.
Ekol Hastaneleri ve Ekol Sanat Galerisi Yönetim Kurulu Başkanı Opr. Dr. Mehmet Baz ve eşi Figen Baz’ı böylesine anlamlı bir organizasyona ortak oldukları için kutluyorum.



Daha önce de yazdığım gibi...
Onlar, hayatlarını sağlığa adamış bir çift.
Ama aynı zamanda sanatın iyileştirici gücüne de inanıyorlar.
Ve hastaların hayata daha ümitle bakabilmelerini sağlamak amacıyla kurdukları sanat galerisinde resim sanatının ünlü isimlerini ağırlıyorlar.
Hepsi birbirinden değerli sanatçıları ve paha biçilmez eserlerini bir araya getirmek inanın hiç kolay değil.
Büyük emek ve çaba gerektiriyor.
Tabii bir o kadar da güven ve güvenlik.
O nedenle, “Eğer bir maniniz yoksa bu sergiyi kaçırmayın” diyorum.
Hele bir de imkanınız varsa mutlaka tablo da satın alın.
Bu sayede kanserin pençesindeki insanlara umut olun!

Yazının devamı...

Kaliteli yaşamın sırrı onda

8 Ocak 2017

Dış dünyada maruz kaldığımız her türlü negatif uyaranın insan ruhuna etkilerini azaltmak ve onların mutlu olmalarını sağlamak için sürekli kendini geliştiren Konya, tam bir doğal yaşam tutkunu. Zaten hayat felsefesini de ‘kaliteli yaşam’ olarak belirleyen Ahmet Konya için bu kavram ‘lüks yaşam’ anlamına gelmiyor. Onun için kaliteli yaşam doğal beslenmeyi, sporla ve doğayla iç içe olmayı, mümkün olduğu kadar da stresten uzak durmayı ifade ediyor. Her daim güleç, mutlu, hayatla barışık, uyumlu, sakin, duygusal bir insan. Nazillili olduğu için biraz midesine düşkün. Lokanta işletmeciliği yapan bir aileden geldiği için kebap ve pide yapımında iddialı. Okul yıllarında basketbol ve su topu oynamış. Şimdilerde bol bol yürüyüp yüzüyor. Bowling ve balıkçılığa düşkün. Org çalıyor, arkadaş toplantılarında şarkı da söylüyor.

 

HAYAT FELSEFESİ
Kaliteli yaşam.

 

OTOMOBİL
Uzun yolda sesli kitap dinlerim

* İlk arabam mavi renkte Volkswagen Bora idi, onunla çok keyifli günler geçirdim. Şimdi beyaz Toyota Corolla’m var. Ben her zaman insanın kendini mutlu hissettiği otomobili kullanması taraftarıyım. Çünkü bu dünyada biz her şeyi, kötü olandan uzaklaşmak, iyi olana yaklaşmak için yapıyoruz. Ben arabam beni mutlu etsin, güven versin, bir de iç döşemeleri açık renk olsun isterim. Gerçekten sakin bir sürücüyüm. Trafik tıkandığında müziğimi dinlerim. Bazen uzun yollarda sesli kitap dinlediğim de olur. Sıkışan trafiği fırsat olarak değerlendiririm.

 

BESLENME
Nazilliliyim, mideme düşkünüm

 

* Nazillili olduğum için biraz mideme düşkünüm. Örneğin, çökeleği çok severim. Her sabah zeytinyağlı, içinde maydanoz, dereotu ve ısırganotu olan çökelek, yanında yumurta, meyve suyu ve muz ya da elma yemeden evden çıkmam. Öğlenleri sebze ve ev yemekleri yemeyi tercih ederim. Akşamları ise ot yemekleri tüketirim. Mesela, ısırgan otuyla yapılan döndürme. Yoğurtla yenen muhteşem bir lezzet! Ana öğün olarak arabamda ve ofiste yerli muz, elma bulundururum. Ya da badem veya ceviz yerim. Çok iyi kebap ve pide yaparım. Bunda geçmişte uzun süre restoran işletmemizin payı büyük. Patlıcanlı kebapta iddialıyım. Eti zırhta çekerim. Misafir olarak gelen arkadaşlarım bu lezzete bayılır. Ne yiyorsak oyuz aslında! Bu; psikolojimizi, depresyona girip girmeyeceğimizi de belirleyen bir faktör.

 

MEKAN
Toplam kalitesine bakarım

* İstanbul’da Nusr-et, İzmir’de Meba Balık favori mekanlarım arasında. Temizlik, kalite, güler yüz ve fiyat politikası çok önemli. Belli şeylerin bir araya geldiği mekanlar çok iyi iş yapıyor. Ben gittiğim yerin toplam kalitesine bakarım.

 

SPOR
Basketbol ve su topu oynadım

* Oldukça fazla yürürüm. ‘Yürümekle koşmak arası’ diyebilirim. Ayrıca, iyi bir yüzücüyüm. Lisede basketbol, üniversitede su topu oynadım. Galatasaray taraftarıyım. Snowboard yapmak istiyorum.


 

TATİL
Dinlenip huzur depoluyorum

* Kız kardeşim Marmaris’te, kuzenlerim Bodrum’da, ailem (yazın) Çeşme’de yaşıyor. Onlarla birlikte olmak keyifli. Cumadan gidince, haftanın yarısı tatille geçiyor sanki. İzmir’in en güzel yanı da bu bana kalırsa. Yoğun tempoda çalışan biri olarak tatil benim için dinlenmek, huzur depolamak anlamına geliyor.

 

HOBİ
Bowling oynayıp org çalıyorum

* Genel anlamda bowlinge düşkünüm. Onun dışında arkadaşımın teknesi ile soğuk olmayan havalarda balık tutmayı severim. Kendi gelişimime ve verdiğim eğitimlere yönelik kitaplar okurum. Org çalıyorum. Bir müziği duyduğumda mutlaka onu çıkarırım. Arkadaş toplantılarında şarkı söylerim, sesimin güzel olduğu söylenir. Yakın dönemde şan dersi almayı düşünüyorum. Bir dönem pul biriktirdim.

 

KARİYER
Pilot, mimar derken psikolog oldum

* Ege Üniversitesi mezunuyum. Terapistim. Psikodramatist, aile, çocuk ve ergen terapistiyim. Altı yıl psikodrama, dört sene de aile terapisi eğitimi aldım. Askerden geldikten sonra yoğun eğitim temposu içinde bir diyaliz merkezine danışmanlık yaptım. Hastalarla yakın temaslarım oldu. Onları grup olarak farklı bir şekilde eğlendirme amacı da güttüm. Hatta ud çalan birini getirdim. Çünkü moral bir hasta için en önemli şey. Onun dışında, uzun süre kamu sektöründe çalıştım. Özel bir hastanede iki yıl psikoterapist olarak görev aldım. Hala kamuda, özel şirketlerde ve okullarda iletişim, beden dili, stres, evlilik, ergenlik konularında seminer ve eğitimler veriyorum. Bireysel görüşmelerime de devam ediyorum. Çocukluktaki ilk hayalim pilot olmaktı. Sonra babamın arkadaşlarından etkilenip mimar olmak istedim. İnşaat işini hala çok severim. İçimde yaşanabilir mekan yaratmayla ilgili bir şeyler var.

 

GÜNE BAŞLANGIÇ
İdaeli 23.00’te yat 07.00’de kalk

* Genelde 24.00’ten önce yatmaya gayret ederim. Tabii misafir geldiği zaman biraz gecikebilir. Ama her zaman şunu tavsiye ediyorum: 23.00 gibi yatmak, sabah da 07.00’de kalkmak vücudumuz ve beynimiz için en ideal olanı.

 

MODA
Ne çok klasiğim ne de spor

* Toplumsal olarak herkes ne giyiyorsa biz de benzer şeyler giyeriz. Haliyle modayı takip etmiş oluruz. Moda, kıyafetler, giyim tarzımız aslında bizi dış dünyayla buluşturan şeyler. Giydiğimiz kıyafetlerin, renklerin, aksesuvarların bir dili var. Daha çok klasik ve spor arası bir çizgiyi seviyorum. Çok klasikten de, çok spordan da hoşlanmam. İkisini birleştiririm. Gömlekte mavi ve beyazdan vazgeçemem.

 

TEKNOLOJİ
Biraz gelenekselci biriyim

* “Olağanüstü teknolojik bir adamım” diyemem. Biraz gelenekselciyim. Facebook hesabımı bile 7-8 ay önce açtım. Çok fazla girip bakmam. Facebook’a bakarken, “Neden kitap okumuyorum?” gibi düşüncelere kapılabiliyorum. Beni strese sokuyor, zaman kaybı gibi geliyor.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Uzun yıllar köpek besledim

* Daha önce bir cooker köpeğim vardı, uzun seneler baktım. Sonra bir arkadaşıma verdim. Şu an düşünmüyorum.

 

ASTROLOJİ
Balığım, duygusalım, ağlarım

* Balık burcuyum. Çok fazla takip etmem. Duygusal bir tarafım var. Televizyonda film ya da dizi seyretmeye başladığımda bir anda gözlerim sulanıp ağlayabilirim.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Ahmet Konya
Doğum yeri ve yılı: İzmir, 1970
Eğitimi: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü
İşi: Psikolog, terapist
Burcu: Balık
Medeni durumu: Bekar, Sude Lal (13) isminde bir kızı var.

Yazının devamı...

Tek rakibi kendisi

30 Aralık 2016

Profesyonel çalışma hayatını noktalamasının ardından, edindiği tecrübelerden tüm şirketlerin faydalanması gerektiğini düşünen Aygen, yönetim danışmanlığı yapmaya başladı. Kendi tabiriyle ‘şirket doktorluğu’ yapan Hami Aygen, Us Yönetim Danışmanlık’ı kurarak, şirketlerin aksayan yönlerini tespit edip onlar için yol haritaları çıkarıyor. “Nasıl ki insanlar hastalandıklarında doktora gidiyorlarsa, şirketler de aksaklık gördükleri alanlarda profesyonel danışmanlık hizmetine ihtiyaç duyarlar. Ben yaptığım işi şirket doktorluğu olarak görüyorum. Firmanın aksayan yönünü tespit edip onlara bir reçete hazırlıyorum. Bu reçeteye uyup uymamak yine onların inisiyatifinde” diyor.

Aygen, yoğun iş yaşamının yanı sıra koleksiyon tutkusuyla dikkat çekiyor. Kendi döneminin izlerini taşıyan makineleri, özellikle de eski radyoları biriktirmekten keyif alan Hami Aygen, bunca yıldır rakamlarla uğraşmasının bir yansıması olarak eski hesap makineleri toplamayı da seviyor. Aygen’in bu hayatta tek rakibi kendisi. Hep kendini aşmaya çalışıyor. İstemediği çevrelerde bulunmamaya gayret gösteriyor. Çünkü yaşadığı süreçte pişman olmayacak şekilde yaşamayı ilke edinmiş. “Yaparak pişman olduğumuz bir şeyi başkasına zarar vermedikten sonra mutlaka tamir edebiliyoruz. Ama yapmadığımız bir şey için pişman oluyorsak geri dönüşümüz olmuyor” diye konuşuyor. İnanılmaz paylaşımcı bir insan. Bu yönünü de şöyle anlatıyor: “Hep vermeyi tercih ederim. Çünkü ben şuna inanırım. İş hayatında olsun, özel hayatta olsun bir şeyi paylaşıyorsanız (örneğin bir bilgiyi paylaşıyorsanız ve o bilgiden karşı taraf yararlanıp bir iş yapabiliyorsa) mutlu oluyorsunuz.

 

Hemen arkasından da o işte paylaştığınız bilgi sayesinde yapılan işlerle ilgili yeni bilgiler öğrenip farklı işlere yönelebiliyorsunuz. Dolayısıyla öğrenmenin sürekliliğine inanıyorum. Hangi yaşta olursak olalım öğrenmenin ya da tecrübe kazanmanın sınırı yok. O yüzden her yaştan, kültürden insanlarla fırsatını buldukça sohbet etmeyi seviyorum. Konuşmaktansa dinlemekten hoşlanıyorum. Hayatta herkes çocukları için yaşadığını söyler ama ben katılmıyorum. Önce kendimiz için yaşıyoruz. Çünkü kendimiz için iyi bir yaşantı, gelecek, isim, anı bırakırsak çocuklarımız için de süregelirliğini sürdürebilecekleri bir hayatın kaynağı oluruz.”

 

HAYAT FELSEFESİ
Hayatta rakibim kendimdir, kendimi aşmaya çalışırım. Bunu yaparken de çevrenin benim için hissettiği değil, benim çevre için hissettiğim önemlidir.

 

OTOMOBİL
O benim beyaz güvercinimdi

* İlk arabam 1987’de aldığım beyaz Skoda 120 L idi. Biz ona ‘beyaz güvercin’ derdik. Şimdi 2012 model BMW kullanıyorum. Bir otomobilden beklentim güvenlik, masrafının karşılayabileceğim yapıda olması ve ailemin rahat seyahat edebilmesi. Trafik kurallarına uyan ama şehirlerarası yollarda arabanın hakkını veren biriyim.

 

BESLENME
Izgaralar benden sorulur

* Tulum peyniri, zeytin, domates ve çaydan oluşan kahvaltımı yapmadan güne başlamam. Asla ekmek yemem. Öğlenleri sebze ağırlıklı beslenirim. Akşamları evde eşimin yaptığı lezzetleri tüketirim. Ara öğün olarak şekeri az meyve ve hafif atıştırmalıkları tercih ederim. Balık, enginar, karnabahar ve kerevize bayılırım. . Izgaraları evde ben yaparım. Sulu yemeklerde de iddialıyım.

 

MEKAN
Yemeğe göre mekan seçerim

* Genelde insanların kendisini kalıplar içine sokmadığı yerlerden hoşlanırım. Mekana göre yemek değil, yemeğe göre mekan tercih ederim. Gittiğim işletmede hizmet kalitesi, temizlik, tabağın lezzet ve görüntüsünün birbirine paralel olmasına dikkat ederim.

 

SPOR
Körfez’de kürek çekiyorum

* Lise yıllarında bisiklet bindim. Bölgesel ve ulusal yarışmalara katıldım. Son günlerde İzmir Körfezi’nde kürek çekiyorum. Beşiktaşlıyım. İmkanım olsa basketbol oynamak isterdim.

 

TATİL
Doğası güzel ve sakin olmalı

* Yılda iki ya da üç kez tatile çıkarım. Birer haftalık veya 15’er günlük olur. Yurt içinde sakinliği olan yerleri ve butik otelleri tercih ederim. Yurt dışında ise ülkelerin doğasının tadına varabileceğim yerleşim yerlerine giderim. Tatil benim için görsel anlamda farklı yerler görebilmek, zihnimi boşaltabilmek, fiziksel aktivite veya hareketlerde bulunabilmek anlamına geliyor.


 

HOBİ
Eski radyo koleksiyonum var

* Kitap okumak, otomobil sporları ve yemek başlıca hobilerim. Yeni yazarları keşfetmeyi seviyorum. Son zamanlarda toplumsal şartlardan ötürü Türkiye’nin yakın ve orta tarihine doğru ışık tutmayı başarabilen araştırmaları da buldukça okuyorum. İyi bir müzik dinleyiciyim. Slow parçaları seviyorum. Kullanılmış, üstünde döneminin izlerini taşıyan eski makineleri biriktiriyorum. Bunlar zaman zaman radyo (50 tane var), zaman zaman da mesleğimden ötürü hesap makineleri olabiliyor.

 

KARİYER
Çocukken ‘adam’ olmak isterdim

* İlk, orta ve liseyi Aydın’da okudum. Üniversiteyi Ankara İktisat ve Ticari Bilimler Akademisi Ekonomi Fakültesi’nde bitirdim. 1977’den beri çalışıyorum. Sendika muhabiri olarak başladığım çalışma hayatım kısa bir süre sonra muhasebe üzerine yoğunlaştı. 1983-1987 arası bir şirkette satış müdürlüğü yaptım. Daha sonra ağırlıklı olarak mali işler, finans ve yönetim üzerine çalıştım. Çocukken ‘adam’ olmak isterdim. İlk paramı 13 yaşında yaz tatilinde yanında çalıştığım gıda toptancısından kazanmış ve kendime bir kot almıştım.

 

GÜNE BAŞLANGIÇ
Oğullarımla sohbet ederim

* Gece 01.00 gibi yatarım, sabah 07.00’de kalkarım. Evden çıkışım 08.00-08.30’u bulur. Aradaki sürede hazırlanır, kahvaltımı yapar ve oğullarımla sohbet ederim.

 

MODA
Kendime yakışanı giyerim

* Modayı takip etmem, kendime yakışanı giyerim. Hem spor, hem de klasik kıyafeti severim. Son zamanlarda biraz daha canlı renkleri tercih ediyorum.

 

TEKNOLOJİ
Bir saat benim için yeterli

* Teknolojiyle aram gençler kadar iyi değil. Ama sosyal medyada (Facebook) ben de varım. Akşamları yatmadan bir saat ayırırım.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Yeni can dostum Anjelotti

* Köpekleri seviyorum. İlk can dostumu 15 yaşında kaybettim. Şimdi Golden cinsi, 11 aylık Anjelotti var.

 

ASTROLOJİ
İyimser, yaratıcı, bağımsızım

* Burcum kova. Çok fazla takip etmem. Bu burç erkekleri için, “İnsancıl, arkadaşlığa önem verir, insanlara yardım etmekten hoşlanır, yardımsever bir karaktere sahiptir, iyimser, yaratıcı ve bağımsızdır” denir. Birçok noktada burcuma uyumluyum.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Hami Aygen
Doğum yeri ve yılı: Aydın, 1960
Eğitimi: Ankara İktisat ve Ticari Bilimler Akademisi Ekonomi Fakültesi
İşi: Yönetim danışmanı
Burcu: Kova
Medeni durumu: Derya Aygen’le evli. Çağıl, Yamaç ve Sarp adında üç çocuk babası.

Yazının devamı...

Sahi o çevreciler nerede?

30 Aralık 2016

Panama bandıralı Lady Tuna gemisinin karaya oturması sonrası tam 50 ton yakıt denize aktı.

Şimdi; o masmavi denizin üstü, altı...
Paşalimanı ve Şifne başta olmak üzere kıyılar...
Altın sarısı kumsallar kapkara!
EBSO Meclis Üyesi Nedim Anbar’ın deyimiyle...
Canım Çeşme’yi rezil eden bir olayla karşı karşıyayız.
Yakıtın üçte ikilik kısmı deniz altında.
Ve Ildırı’dan Çeşme’ye kadar yayılmış olma ihtimali hayli yüksek.
Yine Anbar’ın ifadesiyle mevcut kirlilik buzdağının görünen yüzü.
Yazın sıcak arttıkça fuel-oil yüzeye çıkacak.


Belki denizin yüzeyi iki ayda temizlenecek ama dibinin bu kadar kısa sürede arınması imkansız.
Bu durum zaten zor durumdaki turizmi de olumsuz etkileyebilir.
Hele bir de havanın lodosa dönmesi durumunda deniz canlılarının yok olma riski var.
Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, havanın soğuk olmasının yakıtın yayılmasını engellediğini söylüyor.
Gemideki sızıntının durdurulduğunu, kalan yakıtın boşaltıldığını, sızan kısmın hızlı şekilde toplandığını belirtiyor.
Yayılmadığı için de deniz yaşamına fazla zarar vereceğine inanmadığını dile getiriyor.
Çevre Şehircilik İl Müdürü Selahattin Varan, “100 kişilik ekip gece gündüz çalışıyor. Kimse endişeye kapılmasın. Oluşan kirlilik en kısa zamanda temizlenecek” diyor.
Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan, kazaya acil müdahale edilmemesini eleştiriyor.
“İzmir gibi denizcilik yapan bir şehirde acil müdahale sistemi nasıl olmaz?” diye soruyor ve ekliyor:
“Barch gemisinin bulunmaması kabul edilemez.
Valilik olarak burada bulundurulması zorunlu kılınmalı.
O gemi, kirlettiği alanı da temizlenmek zorunda.
İzmir’de her zaman yarın kaza olacakmış gibi müdahale ekipleri hazır olmak zorunda. Bu çok zor bir şey değil.”
Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı Yusuf Öztürk, kazanın başka odalar tarafından yorumlanmasının bilgi kirliliğine neden olduğunu savunuyor.
Okuduğunuz gibi, EBSO’dan bir üyenin, belediye başkanının, çevre şehircilik müdürünün, deniz ticaret odası yetkililerinin konuyla ilgili görüş ve açıklamaları var.
Ama bu yazının kaleme alındığı ana kadar...
“Çeşme RES işgali altında. Bunları istemiyoruz” diye sokağa dökülenlerden ‘tık’ yok!
Sanki ilçede böyle bir facia hiç yaşanmadı.
50 ton yakıt denize boşalmadı.
Kıyılar katran karasına boyanmadı.
Doğa, canlılar zarar görmedi.
Her şey güllük gülistanlık...
Ne tuhaf değil mi?
Sırf ‘konfor’ları için ortalığı velveleye verenlerin hiçbiri ortada yok, sesleri çıkmıyor.
Şimdi sormazlar mı adama, “Çevreciliğiniz bu kadar mıydı?” diye...
Acı, hem de çok acı...
Yazık, hem de çok yazık!

***
BİR PORTRE

Onun işi üretmek

HÜRRİYET Ege Yazıişleri ekibi olarak önceki gün Seferihisar’daydık.
Yeni yıl öncesi Belediye Başkanı Tunç Soyer’in konuğu olduk.
Biraz yerel, biraz da genel konular üzerinde sohbet ettik.
Tunç Başkan farklı bir kişilik.
Yapılmayanı yapmayı seviyor.
EXPO, Cittaslow (Sakin Şehir)...
Bilge Ağaç Zeytinyağı, Tohum Takas Şenliği...
Üretici Pazarı, Kadın Emeği Evleri...
Yaratıcı Yazarlık Okulu, Çocuk Belediyesi...
Sığacık Kaleiçi, Prof. Dr. İsmet Sungurbey Sokak Hayvanları Yuvası...
Ve daha niceleri...
O akşam bizi bu projelerin yeni halkasıyla tanıştırdı:
Kurutulmuş mandalina...
Malum, Seferihisar dünyaca ünlü ‘Satsuma’ cinsi mandalinanın anavatanı.
İlçedeki yıllık rekolte 50 bin ton.
Ancak son yıllarda üretici dertli.



Ağaçta 50 kuruş, tezgahta 1 lira olan ürünü satamamaktan...
Dolu nedeniyle çürümesinden, mevsimi geçip yerlere dökülmesinden şikayetçi.
Tunç Soyer buna da çözüm bulmuş.
Mandalinayı jeotermal enerjiyle kurutup tam 5 kat fiyatına ihraç etmeye başlamış.
Bu işin büyüyerek yeni bir sektör haline geleceğini, birkaç yıl içinde ilçede yeni fabrikalar kurulacağını ve bölgede 20 bin ton mandalinanın kurutulabileceğini düşündüğünü söyledi.
Kabuğuyla veya içi kurutulmuş mandalinanın hem besleyici, hem sağlıklı olduğunu vurgulayarak...
“İzmir’in tüm okullarına talibiz, her kantinde seneye kurutulmuş mandalina satmak istiyoruz.
Çocukların cips yerine bol vitaminli mandalina kurusu yemesini arzu ediyoruz.
Termal enerjiyle kurutulan mandalina vitamininden hiçbir şey kaybetmiyor.
Bu ürünümüz çok yakında sofralarda olacak, çantalara, raflara girecek” dedi.
Biz o akşam her ikisini de tattık.
İnanın, müthiş bir lezzet.
Tunç Başkan yine farkını konuşturmuş.
Belli ki, kafasında başka projeler de var.
O halde izlemeye devam...

***
BİR DİLEK

Dünü dünde
bıraktığımız
bir yıl olsun

DARBE girişimi...
Terör saldırıları...
Şehitler, gaziler...
Ekonomik dalgalanma...
Döviz kurlarındaki büyük değişim...
Ve daha birçok gelişme...
Neresinden bakarsanız bakın, 2016 beklemediğiz bir yıl oldu.
İyi geçmesini diliyorduk ama umduğumuz gibi gerçekleşmedi.
Beklentilerimizden uzak bir yıl oldu.
Ama yarın itibariyle bitiyor.
Umarım 2017 güzellikleri beraberinde getirir.
Zaten ne diyor, Mevlana?
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi...
Her gün bir yere konmak ne güzel...
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş...
Dünle beraber gitti cancağızım...
Ne kadar söz varsa düne ait...
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım...”

****
YAPMAYIN

Yeni yıl havai
fişeksiz de
karşılanabilir

DAHA önce de yazdım ama tekrarda yarar görüyorum.
Bir havai fişek patladığı zaman...
Kulakları rahatsız eden büyük bir gürültüye yol açıyor.
İçeriğindeki kimyasallar nedeniyle ciddi çevre kirliliği yaratıyor.
Kanserojen etkisi bulunan bu tozlar aynı zamanda insan sağlığına da zarar veriyor.
Sesi, dumanı ve ışığı kuşları korkutuyor. Sağır ve kör ediyor. Ölümlerine neden olabiliyor.
Kültürel ve tarihi eserler zarar görebiliyor.
Zümrüt yeşili ormanlar yanıyor.
Bu listeyi uzatmak mümkün...
Ama bu kadarı bile ‘Neden?’ sorusuna yetiyor da artıyor.
Gelin; yarın akşam bir görsel şov uğruna insan, hayvan, bitki ve çevreye zarar vermekten artık vazgeçin.

Yazının devamı...