"Adnan Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Adnan Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Adnan Kaya

Dümbüllü’nün izinde

18 Şubat 2017

Sanat yaşamı Vedat Çorbacıoğlu’ndan aldığı klasik piyano eğitimi ile başlamış. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde okumuş. İtalya’da Universita di Bologna’da reji üzerine yüksek lisans yapmış. Birçok dizi ve filmde ya oynamış ya da müziklerini yapmış. 2009’da kendi projelerini üretmeye karar vermiş. Polat, ‘Çoban Yıldızı’ ve ‘Tünel’in ardından şimdi de ‘Kül Kızı’ ile içsel yolculuklarımızdaki labirentleri farklı bir anlatımla ve çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Mutlu Polat, hikayesi modernize edilmiş geleneksel Türk Tiyatrosu’nun izleklerini taşıyan oyunda bir kadın meddah olarak çıkıyor karşımıza. Yazdığı, yönettiği ve oynadığı oyunda içsel yolculuğunu anlatırken, yaşadığımız hayatın tüm karmaşasını da gösterinin içinde yer alan vizör aracılığıyla bazen kısa filmler, bazen video-art çalışmalarıyla gözler önüne seriyor. “Düşe düşe, düşe düştüm. Bir hayal-i perdede düş oldum. Zaten bir düştüm, düşte düş oldum” diyor. Mutlu Polat, meddahlık sanatını çağdaş ve çarpıcı biçimi ile Türkiye’de ilk kez bir gösteride kullanan kadın unvanını da sahip. Ve bu haliyle Polat, İsmail Hakkı Dümbüllü’nün ustası Kel Hasan’dan devraldığı, 1968’de Münir Özkul’a verdiği, Özkul’un 1989’da Ferhan Şensoy’a emanet ettiği, Şensoy’un da 27 yıl sonra Rasim Öztekin’e bıraktığı kavuğu günümüzde belki de en çok hak eden isimlerin başında geliyor. Aynı zamanda piyano çalıyor, heykel yapıyor. Hiç durmuyor, sürekli üretiyor. İnanılmaz çalışkan, enerjik, yaratıcı. Müthiş eğlenceli, sempatik, çekici, tutkulu. Sorumluluk sahibi. Kimseyi yarı yolda bırakmayan, başladığı işi bitiren sağlam bir karakter. Keyifle okumanız dileğiyle...

 

HAYAT FELSEFESİ
Hayat sana hep ekşi limonlar sunuyorsa sen de tekila ve tuz iste.



OTOMOBİL
Yedek parçası kolay bulunmalı

* İlk arabam iki kapılı kırmızı bir Anadol’du. Şimdi otomobilim yok. Eğer alacak olursam yedek parçalarının kolay bulunmasına, güvenli olmasına ve konforuna dikkat ederim.



BESLENME
Elmalı hindi ve mezede iddialıyım

* Kahvaltı yapmadan evden çıkmam. Ezine peynirsiz yapamam. Öğlenleri salata gibi hafif şeyler yemeyi tercih ederim. Akşamları da bol yeşillikli salata ile ızgara tarzı lezzetler tüketirim. Zaman zaman sadece meyve yediğim de olabilir. Ara öğün olarak bol bol meyve atıştırırım. Güzel bir kahveye de asla ‘Hayır’ demem. Zeytinyağlı çeşitlerini çok severim ve tabii ki balık… Çok iyi yemek yaparım. Fırsat buldukça mutfakta zaman geçirmeyi severim. Ancak çok yoğun bir tempo içinde olduğumdan ne yazık ki bu pek gerçekleşemiyor. Özellikle sevdiğim dostlarıma yemek yapmak ayrı keyif verir. Elmalı hindi, meze ve salatada iddialıyım.



MEKAN
Tarihsel aktarımı olan mekanları severim

* Tarihsel aktarımı olan restoranlara gitmekten hoşlanırım. İstanbul’da 1924 Rejans, İtalya’da Paradiso Perduto favori mekanlarım arasında. Bir işletmede her şeyden önce hijyen-temizlik, insan ilişkileri ve iyi servis ararım.



SPOR
Günlük hayatım zaten koşturmaca

* Spor yapıyorum sayılır. Günlük hayatım zaten koşuşturma içinde geçiyor. Provalar, çekimler derken aslında spora pek zaman kalmıyor. Günde en az 1 saat yürüyor ve dans ediyorum.




TATİL
3 gün de olabilir, 3 ay da

* Fırsat buldukça tatile çıkarım. 3 gün ile 3 ay arası değişebilir. Hindistan ve Bodrum gözde tatil beldelerim. Tatil benim için araştırmak, dinlenmek, arınmak ve yenilenmek demek.



HOBİ
Piyano çalıyor, heykel yapıyorum

* Heykel yapmak son hobim. Bilimsel içerikliler ağır olmak üzere her türlü kitabı okurum. Müziksiz bir hayatı düşünemem. Piyano çalıyorum.



KARİYER
Hayalim cumhurbaşkanı olmaktı

* Müzik yaşamıma Vedat Çorbacıoğlu’ndan aldığım klasik piyano eğitimiyle başladım. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Oyunculuk Bölümü’nü tamamladım. Universita di Bologna’da reji üstüne master yaptım. İlk tiyatro grubum Dodele e Dodele ile savaş karşıtlığı üzerine İtalya’da kendi oyunumu sergiledim. 1990’dandan bu yana underground sanatlarla ilgileniyorum. Türkiye’ye döndükten sonra ‘Son Osmanlı-Yandım Ali’, ‘Laleli’de Bir Azize’, ‘Azap Yolu’, ‘Çınaraltı’, ‘Üvey Baba’ gibi yapımlarda yer aldım. Oyunculuk çalışmalarımın yanı sıra ‘Kara Kentin Çocukları’, ‘Çalınan Ceset’, ‘24 Saat’ gibi yapımların müziklerini üstlendim. Sinema hayatıma Kartal Tibet’in yönetmen yardımcısı olarak başladım. Ferzan Özpetek gibi pek çok değerli isme de yönetmen yardımcılığı yaptım. 2009’dan sonra kişisel çalışmalarıma ağırlık verdim. Kendi içimde geliştirdiğim ve sinematik müzikal anlatım adını verdiğim çalışmalarım doğrultusunda ‘Çoban Yıldızı’ ve ‘Tünel’den sonra ‘Kül Kızı’ adlı yeni çalışmamla seyirci karşısına çıkmanın heyecanını yaşıyorum. Çocukken cumhurbaşkanı olmak isterdim.




GÜNE BAŞLANGIÇ
Hiç durmam, sürekli üretirim

* Kaçta yatıp kaçta kalktığım hiç belli olmaz. Evden çıkış saati konusunda bir genellemem yok. Günlük çalışma programıma göre değişkenlik gösterir. Eğer üretim aşamasına geçmişsem birkaç gün evden çıkmadan çalıştığım zamanlar da olabilir. Aradaki sürede film izlerim, kitap okurum, resim çalışmalarıma devam ederim, sürekli üretim halindeyim.



MODA
Bazen renkli, bazen siyah beyazım

* Modayı takip ederim, ama dergilerde gördüğünüz şeyleri birebir uygulamayı sevmem. Kendime ait bir tarzım var. ‘Spor’ diyebiliriz. Renk tercihim ruh halime göre değişir. Kimi gün renklerin neşeli coşkusunu severim, kimi gün siyah ya da beyaz tercih ederim.




TEKNOLOJİ
Ayrı bir mesai gerektiriyor

* Teknolojiyle aram fena değil, ama takip etmek ayrı bir mesai gerektiriyor. Facebook’ta, Twitter’da elbette varım. Malum, zamana uymak gerek. Resim çalışmalarımı, belgesellerimi, kısa filmlerimi yayınlarım.



SEVİMLİ DOSTLAR
Karşılık beklemeyen arkadaşlarım

* Hayvanların karşılık beklemeden çok iyi arkadaş olduklarını düşünüyorum. Kedilerim var.



ASTROLOJİ
Kaderimize etkisine inanmıyorum

* Akrep burcuyum. Takip etmem. Yıldızların kaderimize etki ettiğine inanmam. Ama eğlenceli ve tutkulu oldukları söylenir. Bana da uyar.



KİMDİR?
Adı ve soyadı: Mutlu Polat
Doğum yeri ve yılı: Bilecik, 1965
Eğitimi: DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Oyunculuk Bölümü
İşi: Oyuncu, yönetmen, müzisyen, yazar, ressam
Burcu: Akrep
Medeni durumu: Bekar

Yazının devamı...

Sevinelim mi, üzülelim mi?

17 Şubat 2017

HÜRRİYET Ege’nin pazartesi günü manşeti ‘Sanayici yoruldu’ başlığını taşıyordu.

Mete Tamer Omur imzalı haberde İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Hilmi Uğurtaş’ın çarpıcı bir tespiti vardı.
Uğurtaş özetle, “Bir dönem Alman sanayisinin yaşadığı genç kuşakların ata mesleğini devam ettirmeme durumunu artık biz de yaşamaya başladık” diyordu.



Türkiye’nin önemli üretim üslerinden biri konumundaki İzmir Atatürk OSB’nin en tepe yöneticisi, bunun göstergesi olarak da bölgedeki kiracı firma oranının yüzde 40’a çıkmasını gösteriyordu.
“Ülkemizde sanayicilik yapmanın gittikçe zorlaştığı, kar marjlarının düştüğü, uluslararası rekabet şartlarının ağırlaştığı bir ortamda fabrika sahipleri üretimden çekilme kararı alıyor. Birinci veya ikinci kuşaktan sonraki genç nesil sanayicilik yapmak istemiyor. Ne yazık ki çevremde bunun çok örneği var. Bölgedeki kiralama sayısının artmasının en önemli nedeni de bu” diyordu.
Madalyonun iki yüzü var.
Bir yüzünde genç neslin sanayiciliği eskisi gibi cazip görmeyip devam ettirmemesi.
Diğer yüzünde ise faaliyetini sonlandıran sanayicilerin tesislerini kiraya vermesiyle birlikte üretim çarkının KOBİ düzeyinde de olsa devam etmesi.
Zaten sayıları sınırlı asırlık şirketlerimizin birer birer kepenk indirdiği günümüzde bu habere üzülmeli mi, sevinmeli mi karar veremedim!

***


AKLIN YOLU BİR

26’sına da
teşekkürler

RAHMİ Gençer (CHP), Nusret Kantarcı Taşan (CHP), Ufuk Ova (CHP), Nilay Toprak (CHP), Mehmet Ali Yalçın Taş (CHP), Ahmet Erkal (CHP), Hüseyin Barış (CHP), Dilek Saracoğlu (CHP), Fahri Güren (CHP), Murat İbrahim Mühürdaroğlu (CHP), Salman Kayran (CHP), Şakir Sakarya (CHP), Gökay Bacan (CHP), Mehmet Ali Tuncer (CHP), Aydın Derinova (CHP)...
Firdes Türkyılmaz (MHP), Muhittin Tüfekçi (MHP), Şeref Akın (MHP), Halil Gür (MHP), Necip Arif Tünek (MHP), Merih Arslan (MHP), Ufuk Turan (MHP)...
Ali Gür (AK Parti), Kamil Volkan Evren (AK Parti), Sinan Oğuz Başkurt (AK Parti)...
Özge Toygar (DSP)...
Kim bunlar?
Ayvalık Belediye Meclisi’nin 15 CHP, 7 MHP, 3 AK Parti ve 1 DSP’li üyesi...
Geçen cuma günü olağanüstü toplandılar...
26 üyeden sadece CHP’li Taşan ile MHP’li Tünek ve Turan mazeretleri nedeniyle katılamadı.
23’ü hep bir ağızdan oy birliği ile tabiat parklarının ve zeytin alanlarının imara açılmasına ‘Dur’ dediler.
“Bakanlığın bu çalışmasıyla 5 milyon yıllık süreç sonucunda günümüze kadar gelen doğal güzelliğin korunamayacağını ve tehlike altına gireceğini düşünüyoruz” görüşünü paylaştılar.
Bu karar...
Kuşadası, Bodrum, Marmaris’in hali ortadayken...
Cunda, Alibey, Çiçek adaları ile Pateriça Koyu ve Hakkıbey Yarımadası gibi bölgelerin de beton çirkinliğine kurban edilmesi yönündeki düşünceye bir fren niteliğinde...
Ha, sonrası ne olur?
Şimdiden bunu kestirmek zor.
Ama CHP, MHP, AK Parti ve DSP’li üyelerin konu Ayvalık olunca sergilediği ortak tutum çok önemli.
Ayvalık’ın siyaset üstü olduğunun da bir göstergesi.
Ayvalık bir tane, ona sahip çıkmak hepimizin sorumluluğu.

***


BİR PORTRE

Bankacılıktan
zeytinyağcılığa

ÇİĞDEM Özkazanç’ın çocukluk yılları yaz aylarında Çanakkale Ayvacık’a bağlı Küçükkuyu’da zeytin bahçelerinin içinde geçmiş.
Zeytin ağacının yaz-kış canlılığını koruyup yeşil kalması ve her koşulda çok uzun yıllar yaşaması o dönem ve sonrasında Çiğdem Hanım’ı kendine hayran bırakmış.
İstanbul’da yaptığı bankacılık kariyerinden sonra 2011’de eşiyle birlikte çok sevdikleri Kuzey Ege’ye yerleşmeye karar vermişler.
Ve, Geyikli Odunluk İskelesi’nde kendilerine bir çiftlik kurmuşlar.
Mecidiye köyünde de 170 dönüm 40 yaşlarında sıra dikim zeytinlik satın alıp hobi olarak zeytinciliğe başlamışlar.
Mevcuda ilave olarak 2015’te 900 zeytin fidanı daha dikmişler.
Bugün için 40 dönümü çok genç fidanlık olmak üzere 210 dönüm zeytinliğe sahipler.
Şu an işin başında Çiğdem Özkazanç var.
Firmalarının ve markalarının adı aynı:
İlkdem Zeytinyağları...



Zaten buradan bile kadın eli değdiği hemen anlaşılıyor.
Çiğdem Hanım belki zeytin ve zeytinyağı üzerine özel bir eğitim almamış ama öğrenmeye açık biri.
Beldede bu işi yıllardır yapan, işinin ehli ve alaylı dostlarından çok faydalı bilgiler almış.
Onların tecrübelerini kendilerine de aktarmaları için emek vermiş.
Ezine İlçe Tarım Müdürlüğü’ndeki ziraat mühendislerinin bilgilerinden her fırsatta yararlanmış.
Zeytinliğine ilk günden itibaren özen göstermiş.
Budama ve bakımlarını zamanında yaparak, kimyasal olmayan gübre ve doğa dostu ilaçları mühendislerin önerileri ve gözetiminde kullanmış.
Bu çabaların sonucunda bahçeleri yöredeki örnek bahçeler arasında yerini almış.
Geçen yıl da iyi tarım uygulamasına geçerek uygulamalarını belgelendirmişler.
Sonuçta da ortaya uzmanların onayını, tüketicilerin beğenisini kazanan bir ürün çıkmış.
Çiğdem Özkazanç dur durak tanımıyor.
Şu sıralar önümüzdeki yıl hayata geçirmek üzere çevre yolu üzerindeki 10 dönümlük arazide modern zeytin ve zeytinyağı deposu inşa etmekle meşgul.
“Zeytin ağacı akıl ve zaferin, zeytin dalı barışın, zeytinyağı ise saflık ve sadeliğin sembolüdür. Akıl ve tecrübenin ışığında, doğaya saygılı, geleneksel ve doğal yöntemleri kullanarak, hijyen şartlarına uygun ürettiğimiz yağları en saf haliyle tüketicilerin beğeninize sunuyoruz” diyor.
Geçen hafta da dediğim gibi Ege’de bu konuda o kadar çok öykü var ki, yazmaya devam edeceğim.

***


DÜZELTME

GEÇEN hafta, “Balıkesir’de güzel şeyler oluyor” başlıklı yazımda...
“KGM ve KGL Konsorsiyumu da 167 odalı, 350 yatak kapasiteli Hilton Garden Inn için düğmeye bastı” demiştim.
KGM Grubu Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Karakaya’dan bir mesaj aldım.
Karakaya diyor ki:
“Öncelikle belirtiğiniz konsorsiyumdan KGL Grubu ayrılmış olup, yatırımın tamamı grubumuz tarafından yapılacak.
İlk projelerimiz çizilip Hilton Grubu’na gönderildikten sonra, bize 5 yıldız konseptine çıkarılması önerisi geldi.
Biz de bu öneriye uyarak revizyona gidip projelerin değiştirilmesi için harekete geçtik.
Daha önce Hilton Garden Inn olan konsept şimdi Double Tree by Hilton olacak.
Bu yüzden biraz ara vermek zorunda kaldık.
Ama şu an için şantiyemiz kuruldu, ofis, yemekhane ve yatakhaneler hazır konuma geldi.
Mart başı gibi temel atacağız.”
Bu bilgi notu ışığında yazımı düzeltiyor, “Balıkesir’e 5 yıldızlı Hilton yakışır” diyorum.
Dilerim; bu yatırım yenilerini çeker, yeni uluslararası otel zincirleri de yerini alır.

***


SONRADAN GO(U)RME

Dönerde top 10

SEVDİM ben bu lezzet işini.
Telefonum hafta boyu en çok bunun için çaldı.
En fazla mail de bu konuda geldi.
Peki, İzmir’de nerede döner yenir?
Naçizane fikrim şöyle:
-Alfabetik sırayla yazdım, bilginize...-
Akbıyık (Çamdibi), Akın Özesen (Bayraklı), Alipaşa (Kemeraltı), Döner Mutfak (Bayraklı), Paşa (Çankaya)...
Petek (Çankaya), Tombul (Buca), Vedat Usta (Altındağ), Veysi’s (Güzelyalı), Yeşil (Işıkkent)...

***


HAFTANIN FOTOĞRAFI

NE demiş atalarımız, ‘Doğru oturup eğri konuşalım.’
O halde biz de öyle yapalım.
İzmir Büyükşehir’in Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nda inşa ettiği alt geçit...
Kazıklardan birinin çevresinden kaynaklanan sızıntı nedeniyle deniz suyuyla doldu.

Düşünebiliyor musunuz?
Toplamda 86.6 milyon TL’lik bir yatırımı daha açılmadan su basıyor.
Bu nasıl bir mühendislik başarısıdır?
Yapım aşamasında hiç mi denetlenmez?
Bu fotoğrafı gören alt geçit değil, havuz yapıldığını sanır.
Yapmayın, milyonları suya boğmayın!

Yazının devamı...

Köyün delisi!

11 Şubat 2017

Doğup büyüdüğü güzelim Samatya’nın ellerinin arasından kayıp gittiğini, mutsuz olduğunu, boğulduğunu hissetmiş. Ve iki bavula sığdırdığı eşyaları ile bisikletini yanına alarak Mayıs 2013’te tabir yerindeyse Alaçatı’ya sığınmış. Bir yandan aynı dalda doktorasına devam ederken, bir yandan da hayalindeki çiftliği hayata geçirmek için kolları sıvamış. Dr. Bülent Özcan, o gün bu gündür Alaçatı’nın Toskana Vadisi olmaya aday ‘Vadi Alaçatı’ için çalışıyor.

Burada doğal olmayan şey yok

Burası, Alaçatı’nın merkezine 5 kilometre mesafede, sörf alanına yakın 200 dönümlük bir yer. Üzerinde 360 dereceli tam yuvarlak bir cepheye kurulu 19 adet 11+8 şeklinde ağaçtan yapılmış bungalov tarzı konaklama odası var. 3’er kişilik dizayn edilen her odanın kocaman kendi bahçesi bulunuyor. 6 odada Japon yer yatağı mevcut. Tüm aksesuvarlar sedir ağacından. Farklı sürprizler de söz konusu. Örneğin, 6 oda kendi tarlasına sahip. Çadır kurmak isteyenler de unutulmamış. Onlar için de ağaçların altında yerler hazırlanmış. Seraların yanı sıra içinde lavanta, zeytin, yer fıstığı, kinoa, buğday ve çiçek yetiştirilen kalp şeklinde kocaman bir de tarla var. Kullanılan enerji güneşten karşılanıyor. Dolayısıyla karbon ayak izi sıfır. İçme suyunu kendi arıtmasından elde ediyor. Vadi Alaçatı minik bir orman içinde yer alıyor. Etrafı ardıç, çam, meşe, zeytin ağaçları, yaban mersini, dağ çileği, piren, odunsu bitkiler, kekik, papatya ile çevrili. Bu yıl ilk kez bağ oluşturulmuş. Kısmetse seneye ürün alınacak. Kendi kümesi var. Tavuklar tüm gün serbestçe gezebiliyor. Sulama ve peyzajın bir parçası olarak kullanılan iki gölet mevcut. 4 kilometrelik yürüyüş parkuru var. 8 bin adet zeytin fidanından 4 sene sonra ilk ürünleri almak hedefleniyor. Zeytinyağı kendi ağaçlarından çorap baskı yöntemiyle soğuk sıkım. Un da bu yıl ilk kez hasat edilecek kendi buğdayından üretilecek. Ekşi mayalı, zeytinyağlı ekmeğe dönüşecek. Bal yine kendi arı kovanlarından, tamamen doğal. Yarımadadaki en büyük lavanta bahçesi de burada. Toplam 80 bin kök lavanta var ve sayı her geçen gün artıyor. Doğal tarım yapılıyor, hiçbir kimyasal kullanmıyor, yerel tohum, sadece keçi, koyun, solucan gübresi ve güneşte beklemiş kuyu suyu tercih ediliyor.

 

Kalbi temiz insanlar gelsin

Dr. Bülent Özcan, “Her hikayenin bir başlangıcı vardır, benimki de böyle” diyor ve başlıyor anlatmaya... “İlk geldiğimde ‘köyün delisi’ diye lakap taktılar bana. Onlara göre uğraştığım yer dağ başıydı ve akıllı işi değildi. Beni daha çok kamçıladı ‘köyün delisi’ olma fikri. İlk iş yaklaşık 50 senedir hiç ekilmemiş toprakları ıslah ettik. Sürdük, çapaladık, çabaladık, gübreledik, güneşle, sevgiliyle buluşturduk. İlk odalarımızı inşa etmeye başladık. İstanbul’da atölyede hazırlayıp burada birleştirdik. Hayata bakışımız gibi tasarımlarımızın köşeleri olmasın istedik. Projemiz yüksek mimar Ahmet Beykan tarafından çizildi ve uygulandı. Toplamda 1 yıla yakın arabada, çadırda yatmışımdır. Burası emek ve sabrın ürünü.” Peki, ilk kez bu sezon konuk ağırlayacak Vadi Alaçatı kimlere hitap edecek? Dr. Bülent Özcan, “Kritik bir soru bu” diyor ve ekliyor: “Burası temiz enerji odaklı, temiz insanların elinin değdiği bir proje. Kar amacı gütmeyen, hesapsızca ve dostça hazırlanmış bir arkadaşlık hareketi. Dolayısıyla; gönlüm, hayatta barajları olmayan, kalbi temiz insanların gelmesi. Onlarla merkezinde toprak olan etkinlikler planlıyorum. Ekip, biçeceğiz. Atölyelerimiz olacak. Resim yapacağız, budanmış zeytin ağaçlarından küçük ahşap eşyalar, çamurlarla, toprakla oynayacağız. Cumartesi akşamları aile yemeğimiz olacak. Misafirlerimizle sabah kahvaltıda akşam yemeğini planlayacağız. Malzemeleri alıp hep birlikte hazırlayacağız. Masa düzenimizi buna uygun hale getireceğiz. O gece bize özel olacak, dışarıdan misafir kabul etmeyeceğiz. Paranın olmadığı bir gece. Tek ödeme şekli olacak, güler yüz.” Gerçekten ‘sıradışı’ bir öykü. Ben yazarken büyük keyif aldım. Dilerim sizler de okurken aynı keyfi alırsınız!

 

HAYAT FELSEFESİ
İyilik... İyi insanlarla dostluk kurarım, ticaret yaparım. Kötülükten, çıkardan hiç hoşlanmam. Huzuru severim. Hakkım olan için sonuna kadar savaşırım.



OTOMOBİL
Beni dağlara, derelere götürsün yeter

* İlk arabam beyaz bir Renault 11’di. Şimdi outdoor, off road donanımlı 2007 model siyah Mitsubishi L200’m var. Otomobilimi hep kendim kullanırım. Şoför tarzım değil. Bir arabadan öncelikli beklentim beni dağlara, derelere ulaştırması. İçinde uyuyorum çoğu kez. Daha ne isterim? Trafikte hız yapmam. Yaya görürsem 50 metre geride durup geçmesini beklerim. İhtiyaç hissedersem inip yardım ederim.



BESLENME
Zeytin ve zeytinimin yağından vazgeçmem

* Kahvaltı ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. Genelde mevsimine göre çiğ sebze-meyve tüketirim. Süt, yumurta, zeytin ve zeytinimin yağı soframda olsun isterim. Öğlenleri sebze ağırlıklı beslenirim. Mutlaka bir elma yerim. Akşam öğünlerim yine sebze ağırlıklı. Çoğunlukla da yoğurt ve salata. Kabak çekirdeği çocukluktan beri alışkanlığım. Çok severim. Ara öğün olarak elma ve bitter çikolata atıştırırım. Arada yaramazlık yapar, patates kızartması yerim. Balığa dair her şeyi severim. Kırmızı etten çok hoşlandığımı söyleyemem. Zeytinyağlı lezzetlere bayılırım. Mutfakla aramın çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Her türlü yemeği iyi yaptığım söylenir. Özellikle rezeneli ve arapsaçılı fırında kalem turnam, kuru patlıcan dolmam çok beğenilir.




MEKAN
Sahibi ve çalışanlarının ruhları iyi olmalı

* Bu konuda öyle çok keskin ayrımlarım yok. İyi olan her yere giderim. İyilik sadece mekanın kalitesiyle ilgili değil tabii. Sahibi ve çalışanlarının ruhları da iyi olmalı. En büyük kriterim bu. Alaçatı’da Langaza ve Kaptanın Yeri, Ildırı’da Ali Kaptan’ın Yeri, İstanbul Bakırköy’de Morgül Büfe’yi çok severim. Lüks mekanlardan hoşlanmam. Salaş ama iyi niyetli yerleri severim.



SPOR
Benim sporum tarlada çalışmak

* Tarla çapalıyorum, lavanta fideliyorum, ağaç dikiyorum, çok lezzetli sebzeler yetiştiriyorum. Arada rüzgar sörfü yapıyorum, bol bol yürüyorum, bisiklete biniyorum. Bir gün fırsat bulursam kayakla atlamak, kızak binmek ve dalga sörfü yapmak istiyorum.




TATİL
Hayatı tatil gibi yaşamaya çalışıyorum

* Belirlenmiş zamanları sevmiyorum. Tarihi yerleri, ormanları, nehir kenarlarını, dağları tercih ediyorum. Tatil benim için huzur ve yenilenme anlamı taşıyor.



HOBİ
Toprakla uğraşmak terapi gibi geliyor

* Toprakla uğraşmak, yazı yazmak, fotoğraf çekmek, bilimle ilgilenmek en büyük hobilerim. Fütüristik ve bilim kurgu tarzı kitapları okumayı severim. Emek verilen tüm müzikleri dinlerim. Enstrümanların notalarını ayrı ayrı hissetmeliyim. Güzel bir yemek gibi olmalı. Koleksiyon boyutunda olmasa da el örmesi sepet, sabun ve yabani bitkiler toplarım. Konser, sinema, tiyatroya çok sık giderim. Sanatsız yaşayamam.




KARİYER
Türkiye’nin ilk internet şirketini kurdum

* İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Yüksek lisansımı aynı üniversitede insan kaynakları üzerine yaptım. Doktorama yine aynı konuda Marmara Üniversitesi’nde devam ediyorum. Türkiye’nin ilk internet şirketlerinden birinin kurucusuyum. Profesyonel kariyerimi çok önemsemiyorum. Çocukken dünyayı değiştiren bilim insanı olmak isterdim hep. İlk paramı ¬5-6 yaşlarımda Samatya’da kavun ve balık satarak kazandım.



MODA
Outdoor giyinmeyi severim

* Hafif kıyafetler tercih ederim. Siyah, gri, koyu yeşil, kırmızı renklerden hoşlanırım.




TEKNOLOJİ
Günde 1-2 saatim gidiyor, emek veriyorum

* Teknolojiyle aramın iyi olduğunu söyleyebilirim. Twitter’da yokum. Hır gür var orada. Kötü insanlar çokça. Facebook’ta varla yok arasıyım. Instagram’da ise aktifim. Fotoğraflarımı paylaşıyorum, yazılar yazıyorum. Günde 1-2 saat gidiyor. Emek veriyorum.



SEVİMLİ DOSTLAR
Zeytin ve Müdür’le keyfimiz yerinde

* Köpeğim, İrlanda Setter, adı Zeytin, 2 yaşında. Yine Zeytin ve Müdür isminde de 1 yaşında iti Tekir kedim var.




KİMDİR?
Adı ve soyadı: Bülent Özcan
Doğum yeri ve yılı: İstanbul, 1972
Eğitimi: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi
İşi: Vadi Alaçatı’nın kurucusu
Burcu: Yengeç
Medeni durumu: Bekar, birlikte yaşadığı Zeynep Nil (11) adında kızı var.

Yazının devamı...

Balıkesir’de güzel şeyler oluyor

10 Şubat 2017

SON dönemde adından en çok söz ettiren ilimiz hiç kuşkusuz Balıkesir.

Kente adeta yatırım yağıyor.
KGM ve KGL konsorsiyumu 167 odalı, 350 yatak kapasiteli Hilton Garden Inn için düğmeye bastı.
Alman kompozit devi Preiss Daimler (PD Grup) 120 milyon euroya yeni fabrika kuruyor.
Esas Holding 100 milyon dolarlık yatırımla 10 Burda AVM’yi hayata geçiriyor.
Kale Grubu 30 milyon TL harcamayla Kalekim’in son tesisini inşa ediyor.
Unlu mamuller üreticisi HEG Gıda 70 milyon liralık, dondurulmuş gıda üreticisi Maysel A.Ş. 30 milyon liralık yatırım için imza attı.
İngiltere’nin Manchester City takımında forma giyen İlkay Gündoğan SGK binasını 28 milyon liraya satın aldı.
Konsept7 firması ve Inside AVM ‘Avlu Balıkesir’de bin kişi istihdam edecek.
Ve Şişecam Topluluğu 400 milyon liralık yatırım bedeliyle kuracağı cam elyaf tesisinde yılda 70 bin ton üretim yapacak.
Bunlar ilk etapta aklıma gelenler.
Eminim atladıklarım da olmuştur.
Rakamları alt alta topladığınızda kente aktarılan yatırımın toplam büyüklüğünü ve istihdam edilecek kişi sayısını görebiliyorsunuz.
Tabii bunda İzmir-İstanbul Otoyolu’nun, bölünmüş yolların, havaalanının etkisi büyük.
Ancak, Başkan Ahmet Edip Uğur’un da hakkını teslim etmek gerek.
Vekilliğinden tutun da başkanlık koltuğuna oturduğundan bu yana Balıkesir’i cazibe merkezi, Türkiye’nin parlayan yıldızı yapmak için adeta gecesini gündüzüne katarak çalışıyor.
Balıkesir’i sosyal hayatıyla, yeşil ve ticari alanlarıyla geleceğe hazırlıyor.
Bu da sanayicilerin gözünden kaçmıyor.
Yatırım yatırımı çekiyor.
Ne diyeyim, darısı diğer illerimizin başına!

***


YAPMAYIN

Ayvalık’a beton yakışmaz

BALIKESİR Merkez’de bunlar yaşanırken, Ayvalık’ta çoğu insanı tedirgin eden gelişmeler yaşanıyor.
Malum, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ilçe genelinde 2 yıl önce başlattığı SİT yeniden değerlendirme çalışmaları sonuçlandı.
Çalışma, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı’nın büyük bölümüyle Cennet Tepesi sırtlarının imara açılmasını öngörüyor.
Yerel yöneticiler ve vatandaşlar ilçenin SİT koruma kalkanının delinmesinden...
Mutlak koruma alanı statüsündeki Cunda, Alibey, Çiçek adaları ile Pateriça Koyu ve Hakkıbey Yarımadası gibi bölgelerin yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya kalmasından endişeli.
Kuşadası, Bodrum, Marmaris’in hali ortada.
Ayvalık’ı da betona boğmayın.
Çirkinliğe kurban etmeyin.

***


ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ

Bitsin artık bu çile!

BÜYÜKŞEHİR Belediyesi kararlı...
İzmir’i demir ağlarla örecek.
Bu kapsamda Konak ve Karşıyaka tramvay hatlarının yapımı tüm hızıyla devam ediyor.
Buraya kadar her şey tamam da, aklımın almadığı bir konu var!
Neden bir etap bitirilmeden diğerine geçiliyor?
Kentin bu şantiye görüntüsü ne zaman son bulacak?
Bu pisliği, görsel çirkinliği daha ne kadar çekeceğiz?
Cambazlık yapmadan yürüyebileceğimiz günler daha ne kadar uzakta?

***


SONRADAN GO(U)RME

Bu da benim listem

‘KİMSE kusura bakmasın, bu listeye itirazım var’ dedim.
İzmir’de bir adım öne çıkan lezzet durakları konusunda kendi listemi hazırladım.
Tekrarlıyorum, sizlerin de önerileri varsa beklerim.
* Balık&Deniz Ürünleri: Akın’ın Yeri, Ayvalık Balıkçısı
* Et&Kebap: Boğaziçi, Etçibaşı
* Dünya Mutfağı: Yedi Bilgeler, Red Dragon
* Türk Mutfağı&Ev Yemekleri: Bizim Lokanta, Özüm Lokantası
* Restaurant&Cafe&Bar: A7, Lafolie
* Fast Food: Kartal Kokoreç Sofrası-Şaban Usta, Doritali Pizza
* Cafe&Kahve Mekanı: Baristocrat, Awake Coffee
* Kahvaltı&Börek: Pasa, Kaptan
* Pastane&Tatlıcı: Markas, Çilek
* Meyhane: Gandi’nin Yeri, Eski Usül Meyhane
* Bar&Gece Kulübü: 45’lik, 1040 Mavişehir
* Çeşme&Alaçatı: Eflatun, Balıkçı Osman&Muharrem, Dost Pide

***


BİR PORTRE

Zeytinyağı
KRALİÇESİ

EVET, Dr. Dilşen Oktay’a verilen isim bu!
1980, İzmir doğumlu.
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü mezunu.
Yüksek lisansını Girit’teki MAICh’te (Mediterranean Agronomic Institute of Chania) yaptı.
“Ege’de Zeytinyağı Tüketiminin Artırılmasında Tedarik Zinciri Yönetiminin Olası Katkıları Üzerine Bir Araştırma” konulu tez çalışmasıyla doktor unvanını aldı.
Halen İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Mutfak Sanatları ve Yönetimi Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.
Aynı zamanda Gömeç Karaağaç’ta ailesine ait zeytinliklerle ilgileniyor, zeytinyağı üreticiliği yapıyor.
O aslında adını Türk zeytinciliğine ‘İmparator’ lakabıyla yazdırmış İbrahim Ethem Tolun’un torunu, ziraat profesörü Erdoğan Oktay’ın da kızı.
Dedesi 59’unda vefat ettiğinde o daha 1 yaşındaymış.
Dolayısıyla kendisini tanıma şerefine nail olamamış.
Ancak onu ailesinden ve Edremit Körfez yöresinde o kadar çok kişiden dinlemiş ki, hayran kalmış.
Ortaokul yıllarında babasına, “Dedeminki gibi bir fabrikayı yönetmek için hangi bölümde okumam gerekir?” diye sorduktan sonra farkında olmadan tüm hayatı zeytinyağı üzerine gelişmiş.
Baba-kız, tıpkı İbrahim Ethem Tolun gibi toptan zeytinyağı satışına odaklanmışken, yakın çevrelerinin de teşviğiyle 3 yıl önce markalaşma ve perakende satışa yönelme kararı almışlar.
Marka ismi ararken de fark etmişler ki bütün servetleri Ethem Bey’in alın teri ve yoğun çalışmasının ürünü.
Bu emeğe saygımızı göstermek ve İbrahim Ethem Tolun’un adını gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla markalarını ‘Ethem Bey Zeytinyağları’ olarak tescillettirmişler.
Ve geçtiğimiz aylarda İtalya’da düzenlenen Flos Olei Uluslararası Zeytinyağı Yarışması’nda 84 puan alarak dünyanın en iyi 500 zeytinyağı arasına girmeye hak kazanmışlar.
Ve şimdilerde ‘İmparator’un adına yakışır şekilde üretimlerine devam ediyorlar.
“Bu daha başlangıç. Önümüzdeki süreçte zeytincilik adına elimizden geleni yapmaya var gücümüzle çalışacağız” diyorlar.
Ege’de benzeri o kadar çok öykü var ki, ulaşabildiklerimi paylaşmayı sürdüreceğim.

Yazının devamı...

‘Sofra’sında herkese yer var

4 Şubat 2017

Anne-babası o küçük bir çocukken ayrıldı. Babası tarafından evlatlıktan reddedildiğinde henüz 7 yaşındaydı. Bir süre yaşlı dedesinin yanında kaldı. Dünya malına gönül bağlayan abisi onu zehirledi. İstenmeyen çocuk oldu ve feleğin tokatını o yaşta yedi. Her çocuk gibi onun da hayalleri vardı. Okumak istiyordu. Yazı yazmayı taşa ve duvara kara değnekle yazarak öğrendi. Uzun bir süre keçi çobanlığı yaptı. Annesi onu tabanca parası kazanıp babasını vurmak için Ankara’ya gönderdi. O küçüktü ama Ankara büyük bir şehirdi. Ve orada kendisini neyin beklediğini kestiremiyordu. Parası ve kalacak yeri de yoktu. Otobüs bileti için 20 lira borç almıştı. Bir süre Sıhhiye’deki bir umumi tuvalette yatıp kalktı. Tokat’ta istenmeyen, Ankara’da ise sokak çocuğu olmuştu. Ulus Meydanı’nda çakmaklara benzin doldurarak para kazandı ve 20 TL olan borcunu 40 lira olarak geri ödedi. Daha sonra bir meyhanede çalışmaya başladı. Yatmak için de bir kömürlük kiraladı. Annesinin öfkeyle aldığı o karar hayatını değiştirmişti, her şey yolunda gidiyordu. Ancak içindeki okuma sevgisi engel tanımıyordu.

Herkes ‘büyük adam’ olmak isterken, o ‘iyi bir adam’ olmayı kafasına koymuştu. Kitaplar alıp okumaya başladı. Okumayı sökünce İngilizce öğrenmeye karar verdi. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e kendisini okutması için iki kez mektup yazdı ama cevap alamadı. Ankara’da hayata tutunmayı ve mücadele etmeyi öğrendikten sonra İstanbul’a gitmeye karar verdi. Burada bir İngilizce hocasından özel ders aldı. Zaman su gibi akıp giderken askerlik çağı geldi çattı. Vatani görevini tamamladıktan sonra İngiltere’ye gitmeye karar verdi. Bu kez uçak bileti alacak parası yoktu. Günlerce süren otobüs yolculuğunun sonunda Londra’ya ulaşabildi. İlk işi bir İngilizce kursuna yazılmak oldu. Aynı zamanda bir dönercide çalışmaya başladı. Yıllar sonra, çalıştığı bu dükkanı satın aldı. Dönerci dükkanını lüks bir restorana dönüştürdü. Sağlıklı ve lezzetli yemekler yapmak için diyet hocaları tuttu. Yaklaşık 30 yıl iş yapmayan ve sürekli kapanan dükkanın kapısında uzun müşteri kuyrukları oluştu.

Buradan yola çıkarak farklı Türk yemekleri geliştirdi. Devlet adamları rahat ve güvenli bir şekilde yemek yiyebilsinler diye dükkanının camlarını kurşun geçirmez yaptı. Yıllardır restoranlarında müşterilerine Türkiye’yi tanıtan broşürler dağıtıyor. Dünyaya, Türk yemeklerini ve Türk misafirperverliğini tanıtıyor. Aynı zamanda giyim, kuşam, yemek yeme, insan ilişkileri, sağlıklı yaşam, diyet, kendine iyi bakma, güzel konuşma, vücut dili, organizasyon yapma, dengeli beslenme, hijyen, strateji, eleman yetiştirme, ‘Lokanta nasıl dolu tutulur, kapıda nasıl kuyruk olur?’u anlatıyor. Yüzde 100 dürüst olmanın getirilerini, kendini ve insanları ayrım yapmadan sevmeyi, komple bir yönetici olmanın yollarını, tüm bunların başında ve sonunda da mutluluğu öğretiyor. “Hangi din, dil, ırk, renkten olursan ol; kim olursan ol gel” diyor.

 

HAYAT FELSEFESİ
İnsanlığa faydalı olmak. Bizim insanımız parayla beraber, insanla değil. İnsanlar para olunca her şey halloluyor sanıyorlar. Parayla alınacak şeylerin ölçüsü belli. Para değerli bir şey değil. İnsan değerli. Ben parasız yaşadığım için biliyorum bunu... Ekmekle doyulur, sevgiyle beslenir.

 

OTOMOBİL
Verilen emeğe dikkat ederim

* İlk arabam 1981 model mavi renkli Rolls-Royce Silver Shadow’du. Şimdi 2012 siyah Ferrari Spider 360 kullanıyorum. Bir otomobilde öncelikle emeğe dikkat ederim. Ne kadar emek verildiyse o kadar takdir ederim. Ferrari’yi icat edenin hikayesini biliyorum, onun için aldım. Trafikte kurallara uyan, dikkatli bir sürücüyüm.

 

BESLENME
Her şeyden azar azar yerim

* Kahvaltı yapmadan evden çıkmam. Yaptığım spora göre özel kahvaltı yaparım. O gün ihtiyacım ne ise onu yerim. Protein, C vitamini ve kalsiyum almaya özen gösteririm. Genellikle tereyağı ve zeytinyağı karışımında pişmiş yumurta yerim. Greyfurt, havuç, limon ve nar karışımı ile hazırlanmış taze meyve suyu içerim. Biraz peynir ve zeytin tüketirim. Gününe göre adaçayı, kahve, Türk çayı içerim. Ekmek yemem. (Ama bazen dayanamam.) Öğlen yemek yemem, akşam da sofraya erken otururum. Sadece yoğurt ve elma atıştırırım. Yemeklerimi kendi restoranımda yerim. Evimde hep kuru yemiş, tropikal meyve ve yoğurt bulunur. Yoğurdumu ve kefirimi kendim yaparım. Her şeyden azar azar yerim. Kendime göre yemek yaparım, misafirlerimize de yediğim diyet ve sağlığa uygun organik lezzetler sunarım. Dünya mutfaklarında favorim Thai. Fransız ve İtalyan yemeklerini ise sevmem. Mutfakla aram doğal olarak mükemmel. Hep yenilik peşindeyim.

 

MEKAN
Dekora değil yemeğe giderim

* Genelde dekora değil, yemeğe giderim. Sağlıklı, temiz, kazık atmayan, gürültüsüz, konuşulanın duyulduğu restoranları tercih ederim. İstanbul’da Karışma Sen, Ankara’da Trilye balık lokantaları favorim.

 

SPOR
Her gün 1 saat ayırırım

* Sporsuz günüm yok. Evde aletlerimle en az 1 saat çalışırım. Ayrıca, St James Park ve Green Park’ta 1 saat yürüm. Asla takım tutmam.



TATİL
Benim işim zaten tatil gibi

* Tatile gitmeyi sevmem. Benim işim zaten tatil gibi. Yazları Çeşme’ye arkadaşlarımı görmeye gelirim. Zaman zaman da kışın kayak merkezlerine giderim. Tatil bana dinlenmeyi ifade etmiyor. Sadece işten uzaklaşıp insanlarla daha rahat iletişim kurabilmem için vesile oluyor. Tatilde dinlenmiyorum. Boş durunca canım sıkılıyor.




HOBİ
Kayak, at, tenis ve
polo vazgeçilmezlerim

* En büyük hobilerim kayak yapmak, ata binmek, tenis ve polo oynamak. Daha çok eğitici, öğretici kitaplar olurum. Roman sevmem. İlgimi çekmeyen kitabı da birkaç sayfadan sonra bırakırım. Benim de tüm dünyada satılan ‘Sofra Cook Book’ adlı İngilizce yemek kitabım var. Klasik müzik dinlemeyi severim. Bir enstrüman çalmayı çok istedim ancak öyle bir şansım olmadı. Küçükken müzik okulunun önünden geçerken ağladığım çok olmuştur. Tiyatro, opera, klasik müzik konserleri ve bale gösterilerini de kaçırmam.

 

KARİYER
Çok tuvalet temizledim

* İlkokula dahi gitmedim. Bugüne kadar tuvalet temizledim, garsonluk ve aşçılık yaptım. Çocukken aklımda hep ‘Büyük Adam’ diye bir şey vardı. O neydi bilmiyorum ama onu olmak istiyordum. Onun için de çok okumak istedim. Zamanında Süleyman Demirel’e bile mektup yazdım ama olmadı. İlk paramı çakmaklara benzin doldurarak kazandım. Hiç unutmam 75 kuruş tutuyordu. Bu parayla yanında çeyrek ekmek bir kase işkembe çorbası içebildim. Hiç yarım ekmek yiyemedim. Özer Akademi’de yüzlerce insan yetiştirdim. İngiltere’nin saygın üniversitelerinden Middlesex’le iş temelli eğitim programı başlattım.

 

GÜNE BAŞLANGIÇ
Radyodan piyes dinlerim

* Gece 24.00’te uyurum. Ama sabaha karşı 04.00 gibi kalkar, sonra yine yatarım. Sabahları da erken kalkarım. Uykumu alıp sağlıklı olmaya çalışırım. İşimin duruma bağlı olarak bazen evden erken, bazen de öğlene doğru çıkarım. Aradaki sürede kitap okurum, yazılarımı yazarım. Ayrıca, tüm İngiliz gazetelerine bakarım ve BBC Radyo 4’teki piyesleri dinlerim.

 

MODA
30 yıldır tarzım aynı

* Modayı takip etmem. 30 yıldır sadece Japon markası Issey Miyake giyerim. Sade, yakasız gömlek ve yakasız ceketten hoşlanırım.

 

TEKNOLOJİ
Fikirlerimi paylaşırım

* Cep telefonu dışında hiçbir şey kullanmam. Sosyal medyada aktifim. Facebook’ta da, Twitter’da da, Instagram’da da varım. Zaman bulursam fikirlerimi ve katıldığım etkinlikleri paylaşırım.




SEVİMLİ DOSTLAR
Yine bir at alabilirim

* Hayvanları çok severim ama beslemek için zamanım yok. Bir zamanlar atım vardı, ileride tekrar alabilirim.

 

ASTROLOJİ
Tam bir balık erkeğiyim

* Balık burcuyum. Takip etmem. Şairane ruhlu, duyarlı, şefkatli, romantik, güvenilir, düzenli, sabırlı, kararlı, tutkulu ve sempatik oldukları söylenir. Hepsi bana da uyuyor.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Hüseyin Özer
Doğum yeri ve yılı: Tokat Reşadiye, Nüfusta 30 Ağustos 1949 yazıyor ancak gerçek tarih 28 Şubat 1953
İşi: Sofra Restaurantları’nın kurucusu
Burcu: Balık
Medeni durumu: Bekarım. Arzu Ozer Gürün adında bir kızı var.

Yazının devamı...

Ayvalık'tan portreler

3 Şubat 2017

GEÇEN hafta, “Ayvalık bir yazıya sığmayacak kadar zengin. O yüzden bir kısmını haftaya sakladım” demiştim.

Gerçekten de öyle...
Kiminle konuşsam yazacak bir konu çıktı.
Örneğin, İbrahim Mustafa Cömert...



5’inci kuşağını temsil ettiği ailesinin kökleri Midilli’nin Güle köyüne dayanıyor.
O tarihte atalarının zeytinlikleri ve Bekir Cömertoğulları (Bekirzade) adında zeytinyağı fabrikaları var.
1923’te mübadele ile Ayvalık’a geliyorlar.
Bekir Bey ve çocukları burada da aynı işe devam ediyorlar.
Sonra işe torunlardan Mustafa, Ali, Yusuf ve Mehmet dahil oluyor.
Ancak bir süre sonra kardeşlerin yolları ayrılıyor.
Ve ardından da artık ambalajlı işten eskisi gibi para kazanamadıkları gerekçesiyle markalarını Konyalı Tüfekcioğlu ailesine satıyorlar.
Mustafa Cömert ve oğlu Zekeriya Erdoğan artık ürettikleri zeytini dökme olarak pazarlıyorlar.
Erdoğan Bey’in oğlu İbrahim Mustafa da babasının izinden gidiyor.
Taa ki, Haziran 2016’ya kadar...
‘Cömertoğulları’ markasının satılmasını bir türlü içine sindiremeyen İbrahim Mustafa Cömert, soyadlarındaki sessiz harflerden ‘cmrt’yi oluşturarak tescilliyor.
Dökmenin yanında yeniden ambalajlı (hem de birbirinden şık) zeytinyağı satışına da başlıyor.
“Bir anlamda asırlık geçmişimizin namusunu temizledim” diyen İbrahim Mustafa Cömert, Ayvalık zeytinyağının daha yukarılara taşınması için de yoğun çaba harcıyor.
Öyle ki, bunun için gerekirse bölgedeki tüm firmaların ve müstahsillerin de içinde yer alacağı bir kooperatif çatısı altında toplanmayı öneriyor.
“Ayvalık olarak ülkenin ilk coğrafi işaretli zeytinyağını üretiyoruz. Bu nedenle çok taklit ediliyoruz. Bazı işletmeler tağşiş yaptıkları ürünleri kentimizin adını kullanarak pazara sürüyor. Elimizi taşın altına koyup Ayvalık markasına hep birlikte sahip çıkmamız işte bu nedenle çoookkk önemli” diye de ekliyor.

 

***

 

Onun gibi düşünen bir başka isim de İnce Ahmet Sakallı...



O üçüncü kuşaktan...
Onun ailesi de yine mübadelede Midilli Kapya’dan Ayvalık’a gelmiş.
Karşı kıyıdaki tarımcılık burada da sürmüş.
Ayvalık’taki ilk tesislerini 1940’ta dedesi Ahmet Büyükince kurmuş.
1962’de vefat edince işletmeyi 1978’ye kadar babası Emin Sakallı devam ettirmiş.
O günden beri de işin başında İnce Ahmet Sakallı var.
Geçen yıl oğlu Emincan’ın da katılmasıyla ‘Terra Vigla’ adıyla tarihlerinde ilk kez perakende satış yapmaya başlamışlar.
İnce Ahmet Sakallı da taklit ve tağşişten mustarip.
O da Ayvalık zeytinyağının kurtuluşunu kooperatifleşmede görüyor.
Yöredeki zeytinyağı üreticilerinin tümünün içinde yer alacağı bu yapının “Ayvalık” markasıyla üretim yapıp yurt içi ve dışında pazarlamasını öneriyor.
Hatta bir adım ileriye gidip, “Gerekirse kendi işletmemin kapısına kilit dahi vururum. Markamdan bile vazgeçerim” diye de ekliyor.

 

***

 

Ahmet Sucu bölgenin belki de en renkli kişiliklerinden.



Ziraat Odası eski Başkanı.
Özgün Zeytincilik’in üçüncü kuşak temsilcisi.
Onlar da mübadeleyle Midilli’den Ayvalık’a göçmüş.
Başlangıçta eşek sırtında su satmışlar.
Ki, ‘Sucu’ soyadları da buradan geliyor.
1955’te Ayvalık şebeke suyuna bağlanınca yeniden bildikleri tek üretim konusu olan zeytin ve zeytinyağına odaklanmışlar.
1990’da ailenin yüksek eğitim almış üçüncü kuşağın katılımıyla üretimle ticareti birlikte yaşatan bir yapılanmanın içine girmişler.
2005’te stratejik kararla mevcut atölyeden çıkıp fabrika üretimine geçmişler.
Şimdilerde üretimlerinin büyük bir bölümünü dökme olarak satıyorlar.
Sızma yağları da ‘Özgün’ markasıyla pazarlıyorlar.
Kanada, Almanya gibi ülkelere ihracat yapıyorlar.
Ahmet Sucu, “Nasıl kayısı Malatya, elma Amasya ile özdeşleşmişse zeytinyağı da Ayvalık’la anılır. Toscana ve Girit’le dünyada ilk üçteyiz. Zeytin bizim için sadece bir ağaç değil. Onunla konuşuruz, dertleşiriz, yeri gelir ağlaşırız, yeri gelir güleriz” diyor.
Tağşiş konusunda ise Ayvalık adının dünyada zeytinyağına adres olduğu için kullanıldığı görüşünde.

 

***

 

Zarbalı Ayvalık’ın yönetiminde ise bir kadın var:



Gülden Sarıbaş...
Emekli büyükelçilerimizden Naci Sarıbaş’ın eşi Gülden Hanım’la Cunda Taş Kahve’de bir çay içimi sohbet ettik.
Zarbalı Zeytin Ürünleri’nin hikayesi rahmetli büyük dedesine dayanıyor.
Balıkesir’de Kuvayi Milliye kurucularından, kent tarihine ‘41 bayrak adam’dan biri olarak geçen Zarbalı Hulusi Bey (Hulusi Zarplı) 1922’de Ayvalık’a yerleşerek zeytinyağı, un ve sabun üretip çevre illerde ve İstanbul’da kuzeni Zarbalızade Ferid Bahaeddin’le beraber satıyor.
Ve bu döngü kuşaktan kuşağa devam ediyor.
Birkaç yıl öncesine kadar diplomat eşinin peşinde dünyayı dolaşan Gülden Sarıbaş, Naci Bey’in emekli olmasıyla ata topraklarına dönüyor.
Dördüncü kuşağın temsilcisi olarak dede mirası zeytinliklerden büyük bir özenle üretilen ürünleri müşterilerle buluşturmaya devam ediyor.
Gülden Hanım taklit ve tağşiş konusunda yaptırım ve denetimlerin artırılması gerektiğinin altını çiziyor.
“Cezalar mutlaka artmalı ve tüketicinin güveni tekrar sağlanmalı” görüşünü savunuyor.

 

***

 

Dört ayrı insan...
Dört ayrı firma...
Ama konu Ayvalık ve Ayvalık zeytinyağı olunca dört ortak ses.
Ne demiş atalarımız: “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”
Ayvalık için el ele verip kenetlenenlere selam olsun!

 

***

 


KİMSE KUSURA BAKMASIN

Bu listeye itirazım var

İZMİRLİ Mandal Ajans 7 yıldır çok güzel bir iş yapıyor.
Kentin videolu interaktif rehberi İzmir Gourmet Guide’ı hazırlıyor.
Bunun tanıtımını yaptığı gece de İzmir’de bir adım öne çıkan lezzet durakları ile yiyecek-içecek kültürüne emeği geçen ve kente değer katan üç simge isme ‘altın tabak’ ödülü veriyor.
Bu yıl da 12 kategoride 25 mekan taçlandırıldı.
İlk kez davet edildim ama son dakikada haberim olduğu için gidemedim.
Nazik daveti için sevgili Ahmet Güzelyağdöken’e teşekkür ediyorum.
Medyaya yansıyan o geceki konuşmalardan anladığım kadarıyla bir seçici kurul var ve adayları onlar belirliyor.
Finale bıraktıklarını da halk oyluyor, sonuçta da kimlerin bir adım öne çıktığı belli oluyor.
Seçici kurulun kimlerden oluştuğunu ve hangi kriterlere göre mekanları eleyip bir kısmını finale bıraktıklarını bilmiyorum.
Oylayan halk da neye göre seçiliyor ve nasıl tercihte bulunuyor o konuda da bihaberim.
Zira, yakın çevreme sordum hiçbirinin bu seçim için fikri sorulmamış.
Yanlış anlaşılmasın.
Altın tabak ödülüne layık görülen mekanlara bir sözüm yok.
Hepsinde oturmuşluğum olmasa da kalitelerini kanıtlamış işletmeler.
Benim itirazım üç aşağı beş yukarı her yıl benzer yerlerin taçlandırılması.
Ve çoğunun belli bir ekonomik güce sahip insanların gidip oturabildiği mekanlar oluşu.
Oysa İzmir’de çok daha makul rakamlarla benzer (hatta bazı kategorilerde daha iyi) lezzetler sunan o kadar işletme var ki!
Benim listem hazır.
Sizlerin de önerileri varsa beklerim.

 

KİMLER ALDI HATIRLAYALIM
* Balık&Deniz Ürünleri: Deniz Restaurant, Urla Yengeç Restaurant
* Et&Kebap: Ciğerci Zarif, Seçkin Et
* Dünya Mutfağı: Mezzaluna, Sushi-Co
* Türk Mutfağı&Ev Yemekleri: Adil Müftüoğlu Uğur Lokantası, Fafuly Karadeniz Mutfağı
* Restaurant&Cafe&Bar: %100 Rest-Cafe&More, Cafe Plaza
* Fast Food: Kokoreççi Asım Usta, Pizza Locale
* Cafe&Kahve Mekanı: Cafe Ponte Cheesecake House, Münire
* Kahvaltı&Börek: Alsancak Dostlar Fırını, Tuzu Biberi
* Pastane&Tatlıcı: Bravo Patisserie, Reyhan Pastanesi
* Meyhane: Meyhane Piero, Nihat Baba Restaurant-Tulumbalı Meyhane
* Bar&Gece Kulübü: 1888 Bar&Lounge, Öküz
* Çeşme&Alaçatı: Ferdi Baba Restaurant, Kapari Bahçe, Meyhane Şerefe

 

***


BUNU YAZMAK GEREK

10 bin sıcak kalp
sizi unutmayacak

BUNDAN 10 yıl önceydi, Posta Ege’de çalışıyordum.
Ege Üniversitesi Kampüsü’ne dev bir AVM yapılacağını duymuş...
Forum Bornova’nın ulusal ve yerel basındaki ilk haberini ben kaleme almıştım.
Kentte alışveriş kültürüne yeni bir renk getiren yatırımı sonrasında da yakından takip ettim.
Ege’nin ve İzmir’in ilk açık hava alışveriş merkezi olan Forum Bornova’nın değişim, eğlence ve yeniliğe açtığı pencereleri gözlemleme fırsatı buldum.
Forum bu süreçte olaya sadece ekonomik açıdan yaklaşmadı, birbirinden renkli ve farklı etkinliklere de imza attı.
Sosyal sorumluluk projeleriyle 7’den 77’ye tüm konuklarına dokundu, “Biz bir aileyiz ve her an yanınızdayız” mesajı verdi.
İzmir’in buluşma noktalarından Forum Bornova, 10’uncu yaşında, kente adeta vefa borcunu ödediği çok özel bir proje hayata geçirdi.
“On Yılda On Bin Sıcak Kalp” adlı çalışmasıyla İzmir’in 31 ilçesindeki 473 okulda okuyan ihtiyaç sahibi 10 bin çocuğumuza mont hediye etti.
Küçük bedenler sadece yeni birer mont sahibi olmadı, aynı zamanda kendileri için yazılan on bin dilekle kalpleri de ısındı.
Kampanya kapsamında sosyal medya üzerinden #onbinsicakkalp etiketi ile paylaşılan iyi dilek mesajı montların ceplerinde çocuklara ulaştı.
Şarkıcı oyuncu Emre Altuğ’un işbirliğiyle başlayan projeye birçok ünlü isim, sosyal medya fenomeni, blogger ve gazeteci de mesajlarıyla destek verdi.
Örnek niteliğindeki proje sonucunda yeni montlarıyla sevinen on bin çocuğun, -dilekleriyle onların yanında olan- on binlerce abla ve ağabeyi de oldu.
Forum Bornova Müdürü Doğan Alpan...
“Bizi bu kadar benimseyen İzmir için çalışan Forum Bornova olarak 10’uncu yılımıza yakışacak bir projeyle hem çocuklarımızın yüzlerini güldürdük, hem de kalplerini ısıttık. Önümüzdeki dönemde de ‘On Bin Sıcak Kalp’ gibi insanımıza dokunan ve İzmir’e değer katan projelere imza atmaya devam edeceğiz” diyor.
Kurumların 5 ve 10’uncu yaş günleri önemlidir.
Özellikle 10’uncu yıl kendilerini ifade ettiklerinin ve artık anlaşıldıklarının kanıtıdır.
Ben de Forum Bornova’nın 10 yılda İzmirlilerle özel bir bağ kurduğuna inanıyorum.
Forum AVM bir indirim kampanyası yapmak yerine sosyal sorumluluk projesine imza attı.
Bu bağın karşılığında 10 bin çocuğa mont hediye etti.
Montları da İzmirli bir firmadan aldı ve yine İzmir’e kazandırdı.
Forum’lar belki İzmir’de doğmadı ama artık tam bir İzmirli oldu.
Bakalım önümüzdeki günlerde bizi ne tür sürprizler bekliyor?

Yazının devamı...

İzmir’de onun da izi var

28 Ocak 2017

Zaten bugüne kadar kurduğu ve başkanlığını yaptığı dernekler aracılığıyla da İzmir’in sosyal yaşamında iz bırakmayı başarmış. İlk olarak Bostanlı Esnaf ve Sanayici İşadamları Derneği’ni (BESİAD) kuran ve 8 yıl başkanlığını yürüten Feyyaz Sungur, yaptığı projelerle gönüllerde taht kurmuş. Sonrasında BESİAD’ı genç nesillere bırakan Sungur, Karşıyakalıları da unutmamış. Karşıyaka Kalkınma Derneği’ni kurarak sorunlarına sahip çıkmalarını sağlamış. Bu dernekte yönetimde yer almayan Feyyaz Sungur, ardından rotasını İzmir geneline çevirmiş. Geçtiğimiz aylarda İzmir İş Dünyası Derneği’ni (İZİD) kurarak tüm İzmir için projeler üretmeye başlamış.

İzmir başta olmak üzere Türk iş dünyasının ve toplumun sosyal, kültürel, ekonomik standartlarının yükseltilmesi, girişimcilik kültürünün yaygınlaşması, ulusal ve uluslararası destek kredilerinin kullanımının artırılması, çocuk, engelli, genç ve kadınların dezavantajlarının giderilmesi, toplumsal cinsiyet ayrımcılığının son bulması, demokrasinin geliştirilmesi ve tabana yayılması için çabalıyor. Umutları projeye, emekleri başarıya dönüştürmek için didiniyor. Özetle İzmir’den bir meşaleyle yola çıkıp, ülkenin parlayan yıldızı yapmaya çabalıyor. Sivil toplumun örgütlenmesine verdiği emekle halkın takdirini kazanan Sungur, bunun karşılığını “Karşıyaka’da İz Bırakanlar Ödülü” ve “Karşıyaka Barış Ödülü”ne layık görülerek almış. Feyyaz Bey, tam bir gönül adamı. İnsanları seviyor. Ona göre hiç kimse kötü doğmuyor. Yaşadıkları şartlar onları kötü yapıyor. Asla ön yargılı değil. Bu düşünceden çok zarar etmiş ama yine de insanları sevmekten vazgeçmemiş. Tam bir terazi erkeği. Uyumlu, adaletli, dengeli, duygusal, sanatçı ruhlu, idealist, entelektüel ve sevgi dolu. Aynı zamanda çalışkan, mücadeleci ve projeci. Üniversite yıllarında boks yapmış, turnuvalarda şampiyonluklar kazanmış. En büyük hobisi kendi kendine öğrendiği gitar. Geçmişte oluşturduğu pul koleksiyonuna hala gözü gibi bakıyor. Feyyaz Sungur iş dışı yaşamının dışındaki dünyasını Sıradışı’na açtı. Keyifle okumanız dileğiyle, iyi hafta sonları...

 

HAYAT FELSEFESİ
Ben insanları seven biriyim. Bence hiç kimse kötü doğmaz, kötü olan ortamdır. Yaşadıkları şartlar onları kötü yapar. En kötü dediğiniz kişinin bile mutlaka iyi bir yönü vardır. Ön yargılı değilim. Herkesi severim. Bu düşünceden çok zarar ettim ama yine de insanları sevmekten vazgeçmedim.

 

OTOMOBİL
Direksiyon başındayken
asla telefon kullanmam

* İlk arabam 1976 model metalik kırmızı Renault’tu. Şimdi 2012 model siyah Honda Civic kullanıyorum. Bir otomobilden öncelikli beklentim konfor ve rahatlık. Trafikte dikkatli bir sürücüyüm. Direksiyon başındayken asla telefon kullanmam ve çok hız yapmam.

 

BESLENME
Yalnız başıma yemek
yemekten hoşlanmam

 

* Kahvaltıyı çok severim, mutlaka yaparım. Soframda yumurta, bal ve çay olsun isterim. Öğlenleri yoğunluktan dolayı hafif şeyler tüketirim. Genelde bir sandviçle geçiştiririm. Bir de yalnız başıma yemeyi sevmem. Mutlaka yanımda biri olmasını isterim. Kırmızı et de seviyorum ama tercihim balık. Eşim güzel yemek yapar. Bu nedenle akşam yemeklerini evde yemekten hoşlanırım. Ara öğün olarak meyve atıştırırım. Haşlanmış ve sonra kızartılmış tavuğu çok severim. Güzel menemen yaparım.

 

MEKAN
Temizlik, hijyen, ilgi
ve hizmet önceliğim

* Genelde değişik ve yeni açılan yerlere gitmeyi severim. İzmir’de Tavacı Recep, Boğaziçi ve Deniz Restoran; Ankara’da Konyalı ve Hamsi Tava favori mekanlarım arasında. Bir işletmede tuvalet en çok dikkat ettiğim şeydir. Çünkü medeniyetin göstergesidir. Temizlik, hizmet ve ilgi de çok önemli.

 

SPOR
Gençliğimde boksördüm

* Şu günlerde herhangi bir spor yapmıyorum. Sadece yürüyorum. Geçmişte üniversite yıllarında boksördüm. Üniversitelerarası turnuvalarda şampiyonluklarım var. Karşıyaka ve Beşiktaş’ı tutuyorum.

 

TATİL
Dinlenip rahatlıyorum

* Yılda bir kere tatile çıkmaya çalışıyorum. 3-4 günlük oluyor. Genellikle yurt içinde değerlendiriyorum. Yurt dışında Yunanistan, Gürcistan ve KKTC’ye gidiyorum. Tatil benim için rahatlamayı ve dinlenmeyi ifade ediyor.

 

HOBİ
Gitar çalmak büyük keyif

* En büyük hobim gitar çalmak. Kendi kendime öğrendim. Bu nedenle kendi tarzımda çalıyorum. Macera kitapları okumaktan keyif alıyorum. Özgün müzikleri dinlemeyi çok seviyorum. Geçmişte pul koleksiyonum vardı. Hala da duruyor.

 

KARİYER
Gözüm bozuk olduğu
için pilot olamadım

* Akdeniz Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’ni bitirdim. Mezun olduktan sonra bir firmada iki yıl çalıştım. Askerlik dönüşü yap-sat işiyle uğraştım. Firmalara danışmanlık yaptım. Halen yapı denetimi alanındayım. Çocukken pilot olmak istiyordum ama gözlerim bozuk olduğu için gerçekleşemedi.

 

MODA
Gömleklerim özel dikim

* Elimden geldiğince modayı takip etmeye çalışıyorum ama iddialı değilim. Spor kıyafetlerden hoşlanırım. Renk tercihim mavi. Genelde (gömleklerim dahil) özel dikim giyinirim.

 

TEKNOLOJİ
Günde 3-4 saat ayırırım

* Teknolojiye uyum sağlamaya çalışıyorum. Sosyal medyada aktif olduğumu söyleyebilirim. Facebook’ta da, Twitter’da da varım. Akşamları 3-4 saatimi ayırırım. Çok da memnunum. Çünkü sürekli yeni haberler alıyorum.

 

SEVİMLİ DOSTLAR
Onun sayesinde
köpekleri sevdim

* Bir gün eşim eve bir köpek getirdi. Daha önce hiç sevmezdim. Ama onu çok sevdim. Ona bakmak, ilgilenmek terapi gibi geldi bana. Şu an bir evcil hayvanımız yok. Düşünmüyor değilim, bakımına çözüm bulabilirsek alabilirim.

 

ASTROLOJİ
Teraziyim, dengeliyim

* Burcum terazi. Takip etmeye çalışıyorum. ‘Uyumlu, adaletli, dengeli, duygusal, sanatçı ruhlu, idealist, entelektüel, sevgi dolu’ özellikleri bana da uyuyor.

 

KİMDİR?
Adı ve soyadı: Feyyaz Sungur
Doğum yeri ve yılı: İstanbul, 1958
Eğitimi: Akdeniz Üniversitesi İnşaat Mühendisliği
İşi: İzmir İş Dünyası Derneği Başkanı, yapı denetim uzmanı
Burcu: Terazi
Medeni durumu: Alev Sungur’la evli. Sırma ve Mehmet Can’ın babası.

Yazının devamı...

Ayvalık’ın adını lekelemeyin

27 Ocak 2017

HATIRLAYACAKSINIZ; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı geçtiğimiz günlerde taklit veya tağşiş (karışım) yapıldığı kesinleşen 96 firmaya ait 150 parti ürünü kamuoyuna duyurdu.

Bu ürünler arasında ilk sırada zeytinyağı yer alıyor.

Teşhir edilen firma ve ürünlere bakıldığında sahte zeytinyağı üretiminin İzmir, Aydın, Denizli, Hatay, Akhisar’da yoğunlaştığı görülüyor.
Pamuk, kanola, aspir, mısır gibi yağlı tohumlardan elde ettikleri yağları ‘sızma zeytinyağı’ olarak piyasaya süren sahtekarların ‘Ayvalık’ adını kullandıkları dikkat çekiyor.
Hafta sonu Ayvalık’taydık.
Ticaret Odası Başkanı Benhan İbrahim Kantarcı’yla kahvaltıda buluştuk, bol bol sohbet ettik.
Çok şey konuştuk ama ağırlığı tahşiş oluşturdu.
Deyim yerindeyse bir dokunduk, bin ah işittik!
Kantarcı, zeytinyağının diğer yağlara göre fiyatının yüksek olması nedeniyle taklit ve tağşiş yapanlar için en cazip ürün olarak öne çıktığını söyleyerek başladı söze.
“Ayvalık’ın şanssızlığı var burada” diyerek devam etti:
“Zira, Türkiye’de zeytinyağı denilince akla Ayvalık geliyor.
Böyle olunca bu işleri yapan kötü insanlar da, ‘Ürünümüze Ayvalık ismini koyalım. Piyasada Ayvalık yağı daha çok satılıyor, daha çok prim yapıyor’ diye düşünüyor.
Burada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerek.
Aslında bu firmaların Ayvalık’la uzaktan yakından ilgisi yok.
Yağları da burada üretmiyor, doldurmuyorlar.
Ayvalık zeytinyağları Türkiye’nin en iyi zeytinyağlarından biri olduğu...
Türkiye’nin ilk coğrafi işaretli zeytinyağı olduğu...
Ayvalık adı ve tadı zeytinyağında bir güvence olduğu için ismini kullanıyorlar.
Bizim oda olarak bu firmaları kapatma, denetleme, ceza kesme, ticaretten men etme yetkimiz yok.
Biz sadece yetkili mercilere ihbar edebiliyoruz.
Mahkemeye verebiliriz, bunu araştırıyoruz.
Ancak bunun en kestirme yolu bakanlığın kötü niyetli bu insanlara karşı çok ciddi yaptırımda bulunması.
Ticaretten men edilmeli, öyle ağır para cezaları verilmeli ki, ‘Bunu yaparsam işim biter’ desinler.”
İbrahim Başkan çok ama çok haklı.
Zira, bu tür sahtekarlıkların insan sağlığı başta olmak üzere, haksız rekabet, dış pazarda prestij kaybı gibi ciddi sonuçları var.
Bu nedenle cezaları 2-3 misli değil, öyle artırmalı ki, yapan bir daha belini doğrultamasın.
Ve, gerekirse bu firmalar gözden çıkarılıp ticaret yasağı getirilsin.
Emin olun bu firmaları gözden çıkararak Türkiye bir şey kaybetmez, aksine çok şey kazanır.
Demem o ki, hiç kimsenin Ayvalık’ın adını kirletmeye, lekelemeye, yıllardır başarıyla taşıdığı bayrağı indirmeye, çalmaya hakkı yok!

 

***


BİR PORTRE

913 başkanı
solladı geçti

ŞU sıralar Ayvalık’ı kapı komşusu yaptık diyebilirim.
Hafta sonları bazen bir, bazen de iki günlüğüne gidip dönüyoruz.
Bir yandan yorgunluk atıyor, bir yandan da zihinsel olarak yenileniyoruz.
Her gittiğimizde de ilçedeki değişim dikkatimizi çekiyor.
BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Temsilciliği tarafından Türkiye’de en yaşanabilir 5 yer arasında gösterilen Ayvalık’taki bu dönüşüm ve gelişimde hiç kuşkusuz Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in katkısı büyük.
Zaten geçtiğimiz günlerde Gezici Araştırma Merkezi’nin 2016’da Türkiye’nin en başarılı belediye başkanlarını araştırmasında yüzde 58.1 oyla 919 ilçe belediye başkanı arasında 6’ncı sırada yer aldı.
Rahmi Gençer, Ticaret Odası Başkanlığı yaptığı dönemden bu yana Ayvalık’ın adını her alanda duyurabilmek için yoğun çaba harcıyor.
Artık markalaşan Uluslararası Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nde onun da imzası var.
Daha ilk döneminde 6’ncı sırada yer alması hem kendi, hem de ilçesi için önemli.
Rahmi Başkan da, “Daha yolun başındayız. Yeni yeni nefes almaya başladık. Yapım aşamasında birçok projemiz var. Bunları da kısa sürede hayata geçireceğiz” diyor.
Ayvalık gerek zengin ürün çeşitliliği, gerek tarihi, gerek doğasıyla çok ama çok önemli bir değer.
O yüzden; yapılan, yapılmayan, eksik ya da yanlış yapılan her konuda takipçi olmayı sürdüreceğiz.

 

***


BİR MEKAN

İsminde
geçmişin
izleri var

AYVALIK’ta bu kez merkezde yer alan güzel mi güzel bir butik otelde (Sızmahan’da) konakladık.
Deniz yanı başımızda, karşımızda da Cunda Adası...
Hava soğuk olduğundan iskelenin tadını çıkaramadık ama...
Onun yerine zeytin ve meşe odunuyla gürül gürül yanan soba ile şöminenin karşısında keyif yaptık.
Otel, 1908’de bir Rum tarafından zeytinyağı fabrikası olarak kurulmuş.
Mübadele’den sonra Girit’ten Ayvalık’a gelen Süzer ailesi devralmış.



Tesis 1980’lere kadar üretimini sürdürmüş.
Kapanmasının ardından çatısı çökmüş, duvarları zarar görmüş, yıllar içinde de metruk bir yere dönüşmüş.
Derken; 2006’da, Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Büyükçıvgın burayı satın almış.
İki yıllık uğraştan sonra ortaya 10 odalı bu butik otel&restoran çıkmış.
Restorasyonda kullanılan her malzeme Ayvalık’tan temin edilmiş.
Fabrikanın zemininden çıkarılan koyu renk taşlar odaların yan duvarlarında değerlendirilmiş.
Otelin kapıları Ayvalık’ın geleneksel kapılarının birebir ölçüsü alınıp aslına uygun yapılmış.
İç balkon demirleri de fabrikanın orijinal demirlerinden imal edilmiş.
-Otelde şaşırtan tek şey ise oda pencerelerinin yerde oluşu.-
Mayıs 2016 itibariyle Sızmahan’ın işletmesini Sinan-Özge Gürcan Sabuncu çifti almış.
İkisi de 1987 doğumlu, genç, çalışkan, dinamik, vizyon sahibi, yenilikçi, pırıl pırıl insanlar.
İstanbul’daki kurumsal hayatlarını bırakıp Ayvalık’a yerleşmişler.
Sinan, Boğaziçi Üniversitesi Turizm Otelcilik Bölümü mezunu.
Lisede Çırağan Sarayı’nda garsonlukla başlayan turizm yolculuğunu çeşitli otellerde müdürlük yaparak devam ettirmiş.
Özge ise üniversite eğitimini sanat yönetimi üzerine yapmış.
Proje ve basın medya iletişimi yöneticiliği görevlerinde bulunmuş, Bilgi Üniversitesi’nde iletişim doktorası yapıyor.
Sohbet sırasında öğreniyoruz ki, bu aile işletmesi ilerleyen günlerde ‘Sızmahan’ ismiyle zeytinyağı ve sabun üretmeyi de hedefliyor.
Ve Sabuncu çiftinin Ayvalık yolculuğu Sızmahan’la sınırlı kalmayacak gibi gözüküyor.
Şimdilerde, aldıkları evleri geleneksel Rum mimarisini koruyarak restore edip butik otel olarak Ayvalık’a kazandırma planları var.
Anıtlar kurulundan gelecek onayını bekliyorlar.
O halde yolunuz açık olsun!

 

***


BU GENÇLERDE İŞ VAR

Bravo Mustafa
Bravo Emincan

AYVALIK’ta gençlerin de zeytin ve zeytinyağına ilgisi gelecek adına mutluluk verici.
İşte, Mustafa Kürlek...



Mübadele sonrası Midilli’den Ayvalık’a göç eden, burada da ata mesleği zeytinciliği sürdüren bir ailenin dördüncü kuşağını temsil ediyor.
Kuruluşunun 80’inci yılını kutlamaya hazırlanan Köklü Zeytincilik’i babası Çetin Kaya Kürlek’le daha da yukarılara taşımaya çalışıyor.
Markalaşmanın gücünün, yarattığı katma değerin farkında.
Öyle ki, 2010’a kadar ürünleri toptan pazarlarken perakende satışa artan talebi görüp aileyi ‘Ayvalık Köklü’ markasını oluşturmaya ikna etmiş.
Sonrasında, Brüksel’deki Kalite ve Test Enstitüsü’nce düzenlenen, 83 ülkeden toplam 480 seçkin firmanın katıldığı yarışmaya katılıp erken hasat soğuk sıkım zeytinyağıyla ülkemize iki altın yıldızlı madalya ile üstün lezzet ödülü getirmiş.
Geçtiğimiz günlerde de Let Pacifik’le imzaladığı anlaşmayla Hong Kong’a ihracata da başlamış.
Ayvalık Merkez ve Sarımsaklı’daki mağazalara Cunda’yı da ekleyen Kürlek, “Bunlar daha başlangıç. Hedefimiz ambalaj çeşitlerimizi zenginleştirerek pazar payımızı artırmak ve yeni ihracat pazarları bulmak” diyor.
Bir diğeri ise Emincan Sakallı...




O da dördüncü kuşaktan...
Onun ailesi de Mübadele’de Midilli’nin Kapya köyünden Ayvalık’a gelmiş.
Ege’nin karşı kıyısında başlayan tarımcılık burada da devam etmiş.
Bu bölgedeki ilk üretim tesislerini 1940’lı yıllarda büyük dedesi Ahmet Büyükince kurmuş.
1962’de vefat edene kadar kendi arazisinden topladığı zeytinleri işlemiş ve toptan satışını yapmış.
Onun ardından işletmeyi 1978’ye kadar Emin Sakallı, sonrasında da İnce Ahmet Sakallı devam ettirmiş.
Ve geçen yıl Ahmet Bey’in oğlu Emincan’ın da işe dahil olmasıyla firma adeta level atlamış.
Markalaşma sürecine başlanmış ve ‘Terra Vigla’ adı altında firmanın tarihinde ilk kez perakende satış yapılmış.
Emincan’ın hedefinde şimdi de ihracat var, ilk etapta da İngiltere’yi düşünüyor, bunun için araştırmalara da başlamış.
“Tek bahçe dede toprakları üzerinden topladığımız zeytinden ürettiğimiz Ayvalık zeytinyağını kaliteden ödün vermeden son teknolojiyle en taze ve doğal şekilde tüketiciye ulaştırmaya çalışıyoruz.
Aile işletmemizi atalarımızın mirası olarak değil, gelecek nesillere olan emaneti olarak görüyoruz” diye konuşuyor.
Eminim ki, Ayvalık’ta nice Mustafa’lar ve Emincan’lar var.
Onları, gerek Türk zeytinyağının ve Ayvalık’ın, gerek kendi markalarının uluslararası arenada duyurulması adına verdikleri çaba nedeniyle kutluyorum.
Biliyorum devamı gelecek, ben de yazmayı sürdüreceğim.

NOT: Ayvalık bir yazıya sığmayacak kadar zengin. O yüzden bir kısmını haftaya sakladım.

Yazının devamı...