"Ahmet Karabıyık" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Karabıyık" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Karabıyık

Ahmet Karabıyık

7 günü geçiren başkasının borcunu öder

17 Ekim 2019

Mağdur şirketin gerçekte tedarikçisine borcu da yokmuş. Ama 7 gün içinde cevap vermeyi ihmal etmiş. 7 gün geçtikten sonra da olsa, Maliye’ye “tedarikçisine borcu olmadığını” bildirmiş. Süresi geçtiği için bu bildirimi dikkate almayan Maliye, tedarikçisinin vergi borcu için ‘mağdur-müşteri şirkete’ bu kez ödeme emri göndermiş.

Mağdur şirket konuyu yargıya taşımış... Danıştay mağduriyeti giderecek şekilde “ödeme emrinin iptaline” karar vermiş. (Danıştay 4. Daire, E. 2010/8630, K. 2013/4481, T. 10 Haziran 2013) 

Kararda ayrıca;

- Maliye tarafından şirketin tedarikçisine borcu olduğuna ilişkin somut bir tespitin yapılmadığı,

- Bu tespitlerin yapılmış olması halinde dahi haciz uygulanabilecek ve sonrasında ödeme emriyle istenebilecek olan tutarın, alacaklının tüm vergi borcu kadar değil, tespit edilen hak ve alacak tutarı kadar olabileceği de vurgulanmış.

Aslında bu riskleri geçen yazımızda Danıştay kararının tarih ve sayısını da vererek ve daha çok vergi borçlusu (tedarikçi) açısından ele almıştık. Ancak yargı kararının ayrıntılarına yer verememiştik. Maliye’nin tahsilat birimleri son dönemde çok sayıda işletmeye yazı (haciz bildirimi) gönderiyor. Maliye’nin de, işletmelerin de gündeminde olan ‘haciz bildirimi yazıları’ konusuna ayrı bir özen gerekiyor. İşletmelerin yazıda adı geçen tedarikçilerine borcu olmasa da, yazıya süresinde cevap vermediklerinde ağır bedeller ödüyorlar.  Sonrasında masraf da yapılarak menfi tespit davası açılması yoluyla borcun olmadığının ispatı mümkün olsa da, hem dava açmak işlemi durdurmuyor hem de davanın sonuçlanması zaman alıyor.

İşletmelerin yargı süreci sonunda lehlerine sonuç elde edebilme ihtimalleri güçlü olsa da, hiçbir durumda zaman kaybı telafi edilemiyor.

Haciz bildirimine 7 gün içinde, ödeme emrine 15 gün içinde dönülmeli.

Yazının devamı...

Alacaklım alacağını alacağımdan alıyor

10 Ekim 2019

Maliye’ye borçlu birçok işletme, aynı zamanda müşterilerinden de alacaklı sonuçta... Maliye de; vadesinde asıl borçludan tahsil edemediği vergi alacağını, borçlu işletmenin alacağından (müşterisinden) tahsil ediyor.

Maliye’ye borçlu işletmelerin bilançolarının; bir tarafında Maliye’ye ‘vergi borcu’ görünürken, diğer tarafında da müşterilerinden olan ‘alacaklar’ görünür.  Dolayısıyla Maliye’nin alacaklı olduğu birçok işletme, müşterilerinden de alacaklıdır aynı zamanda. Vergi borçlusu (Maliye’nin takibine girmiş) işletmelerin, müşterilerine sattıkları mal-hizmet bedelinin, henüz tahsil edilmemiş kısmı, alacak olarak bilançoların ilgili hesabında (120-  Alıcılar) görünür. 

Maliye işte bu müşterilere, şimdi yazı (haciz bildirisi) göndermeye başladı. Yazıda aslında söylenen şu: ‘Mal-hizmet aldığın tedarikçi işletmenin vergi borcu olduğundan, tedarikçi işletmeye olan ticari borcunu, ona değil direkt bana (vergi dairesine) öde’. “Mal veya hizmet satın aldığın tedarikçinin alacaklarına haciz konulmuştur, o yüzden borcunu ona değil, vergi dairesine öde” deniliyor.

Tabi ki yasal dayanağı da var bu işlemin...6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununa (AATUHK- Md. 79) göre bu haciz yazıları gönderiliyor.

İŞLETMENİN BORCU YOKSA

Maliye’den kendisine haciz bildirisi yazısı gelen (müşteri) işletmelerin, yazıda adı geçen tedarikçi işletmelere borcu varsa, bu borcun tedarikçi işletmeye değil, Maliye’ye ödenmesi gerekiyor. Eğer (tedarikçiye) borç ödenmişse veya borç bulunmuyorsa da, 15 gün içinde yazı ile durumun Maliye’ye bildirilmesi isteniyor. Burası çok kritik, altını çizerek tekrarlayalım: Yazıda adı geçen işletmeye borcu olmadığı halde, Maliye’ye bildirimi ihmal edenler, bir başkasının (tedarikçisinin)  vergi borcunu, ödemek zorunda kalabiliyor. 

Dolayısıyla haciz bildirisini alan işletmelerin, her durumda Maliye’ye cevap vermeleri gerekiyor.

Maliye’ye bildirimi süresinde yapmamanın yaptırımı ağır olduğundan, ‘tedarikçisine borcu olmadığı halde süresinde bildirimi ihmal edenlerin’ hangi yollara başvurabilecekleri konusunda profesyonel destek almalarında yarar var. Menfi tespit davası açmak gibi seçenekler değerlendirilebilir. Ayrıca Danıştay 4. Dairesi’nin; “7 günlük yasal süre içinde itiraz yapılmaması nedeniyle ödeme emrine muhatap olma” durumu hakkında vermiş olduğu karar da incelenebilir. (E. 2010/8630, K. 2013/4481, T. 10.6.2013)

Yazının devamı...

Varlıkta ve yoklukta paranın maliyeti

3 Ekim 2019

Öncelikle, parasal sıkıntısı olan okuyucumun sorusunu ele alalım...

12 Eylül’de Merkez Bankası (MB) politika faizini yüzde 19.75’ten yüzde 16.50’ye düşürmüştü. MB Para Politikası Kurulu, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) 26 Temmuz’ da da yüzde 24’den, yüzde 19,75’e düşürmüştü. Faizler düşüş eğiliminde yani... MB’nin 12 Eylül’de faiz oranını düşürmesinden sonra birçok banka da faiz indirimi yaptı. Konut kredisinde de, taşıt kredisinde de uzun bir aradan sonra aylık yüzde 1’in altında kampanyalar duyuruldu.

Diğer yandan; vergisini süresinde ödeyemeyen mükellefler aylık yüzde 2.5, yıllık yüzde 30 gibi yüksek bir maliyete katlanıyorlardı. Dünkü Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararıyla gecikme zammı oranı aylık yüzde 2’ye düşürüldü. Süresinde ödenmeyen vergilerden dolayı mükellefler yıllık yüzde 24 oranında bir maliyete katlanacaklar artık. Aslında aylık yüzde 2 oranı da yüksek. Süresinde ödenmeyen vergilerin maliyeti yüzde 2’nin de altına düşürüldüğünde, vadesi ödenmeyen kamu alacaklarının tahsilatına da bu düşüş olumlu yansıyacaktır.

Daha öncesinde; 19 Ekim 2010 tarihinden, 5 Eylül 2018 tarihine kadar uzun bir süre değişmeden, aylık yüzde 1.40 oranında uygulanmıştı gecikme zammı. 5 Eylül 2018’den, 01 Temmuz 2019’a kadar gecikme zammının oranı aylık yüzde 2 olarak uygulanmıştı. 01 Temmuz 2019’dan itibaren, üç ay boyunca oran yüzde 2.5 olarak uygulanmış oldu. 

VADEYE GÖRE VERGİ ORANI

Şimdi varlıklı okuyucumuzun sorusuna gelelim.

2018’de döviz kurlarında yaşanan yüksek artıştan sonra, dövizli hesaplardan kesilen vergi oranları da artırılmıştı. TL mevduattan kesilen vergilerin oranları ise düşürülmüştü. Hatta bir dönem (31 Ağustos 2018 ve takip eden üç ay itibariyle) 1 yıldan uzun vadeli Türk Lirası mevduat hesabından vergi alınmadı, yüzde 10 olan vergi oranı yüzde sıfıra çekildi. 

Halen de TL mevduatta avantajlı vergi oranları uygulanmaya devam ediliyor. Güncelde mevduatlara uygulanan stopaj oranları şöyle:

Yazının devamı...

Kıvanç Tatlıtuğ’un suçu ne?

26 Eylül 2019

Duruşmadan sonra, davanın içeriğinden çok, “bir hakimin Kıvanç’la çektirdiği fotoğraf” ve “Kıvanç’ın aylık gelirinin 30 bin lira olamayacağı” tartışıldı.

Mahkeme kürsüsünde bir hakim, Kıvanç Tatlıtuğ‘la fotoğraf çektiriyor. Bu fotoğraf sosyal medyada hızla yayılınca, “Kıvanç, kendisini yargılayan hakimle fotoğraf mı çektirdi?” diyenler de oluyor. Önce Tatlıtuğ, “Fotoğraftaki hâkim, benim davama bakan hâkim değil” diyor. Sonra, HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, fotoğraftaki hâkimin başka bir mahkemenin hâkimi olduğunu açıklıyor. Yılmaz ayrıca; “konunun disiplin cezası yönünden tartışılacağını, Yargı Etiği Bildirgesi’nde kabul edilen ilkeler kapsamında değerlendirme yapılacağını da” belirtiyor.

Bu durumda Kıvanç’ın suçu ne? Kendi davasına bakmayan bir hakimin paylaştığı bu fotoğraf için Tatlıtuğ ne yapabilirdi? Bu fotoğrafın çekilmesini de, sosyal medyada paylaşılmasını da herhalde, kendisi istememiştir. 

Aynı duruşmada Kıvanç’ın hakime “aylık gelirim 30 bin lira” dediği de çok konuşuldu. Sonradan avukatı açıklama yaptı: “Kıvanç Tatlıtuğ’un geliri ‘30 bin liranın üstünde’ şeklinde hâkime ben bilgi verdim. O açıklama Kıvanç’ın değildir, benimdir. Burada bir hata var, o hatanın da müsebbibi benim.”

“Aylık gelir 30 bin lira olur mu?” tartışmasında da Kıvanç’ın suçu görünmüyor.

Şimdi; konunun esasına, görülen davanın içeriğine bakalım...

Kıvanç Tatlıtuğ, muhasebe hesaplarında sahte (naylon) fatura kullandığı iddiasıyla ve hapis cezası talebiyle yargılanıyor.

Yazının devamı...

Şirketlerin iştirak ve taşınmaz satışında kritik noktalar

19 Eylül 2019

KVK’nın 5/1.e maddesi iştirak hisselerinin satışında uygulanan vergi istisnasını düzenliyor. Yani; Pegasus veya bir başka şirket, iştirak hissesi sattığında, istisna koşullarına uygun işlem yaptığında, elde ettiği kazancın yüzde 75’i üzerinden vergi ödemiyor. Kazancın kalan yüzde 25’i üzerinden vergi ödüyor.

Hisse satışları üzerinden elde edilen kazançlar, normalde yüzde 22 oranında vergiye (kurumlar vergisi) tabi. İstisnadan yararlanabilenler için yüzde 75 oranında vergi avantajı ortaya çıkıyor. Ayrıca hisse değeri üzerinden normalde KDV de hesaplanması gerekirken, istisna koşullarına uygun işlemlerde KDV hesaplanmıyor.  Şirketlerin sahibi her zaman şahıslar olmayabiliyor. Şirketlerin sahibi, bir başka şirket (veya şirketler) de olabiliyor. Başka bir şirketin paylarına sahip olunduğunda bu paylar ‘iştirak’ olarak ifade ediliyor.

Bilançosunda iştirak hisseleri bulunduran tüm şirketler için kritik olan istisna konusunun ayrıntılarına da bakalım...

Hisse devrinde KV istisnası: Hisselerin edinilmesinin üzerinden iki tam yıl geçmemişse, elde edilen kazanç üzerinden hisse devri yapan şirket yüzde 22 kurumlar vergisi ödeyecek. İki tam yıl süre geçmişse bu kez kazancın yüzde 75’i için istisnadan yararlanılabiliyor, yüzde 25’i üzerindense vergi hesaplanıyor. Kurumlar Vergisi (KV) istisnasından yararlanabilmek için; satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının, satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar, pasifte “özel bir fon” hesabında tutulması da gerekiyor. Satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci  takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi de istisnanın diğer bir koşulu. (KV Kanunu Md. 5/1-e )

Hisse seneti satışında KDV: KDV açısından devredilecek payların hisse seneti olarak bastırılmış olması önemli. Eğer hisse seneti varsa iki yıl beklemeye de gerek olmadan KDV hesaplanmıyor. (KDV Kanunu Md. 17/4-g)

Hisse senedi ile temsil edilmeyen iştiraklerde ise “kurumun aktifinde en az iki tam yıl bulundurma” süresi geçmeden devir gerçekleşiyorsa KDV’de hesaplanacaktır. (KDV Kanunu Md. 17/4-r)

Gayrimenkul satışında vergi istisnası: Şirketlerin; iki yıl aktifinde tuttukları taşınmazlar satıldığında da kazanç üzerinden vergi istisnası uygulanabiliyor. Ancak bu kez istisnanın oranı yüzde elli. Yani satış kazancının yarısı üzerinden vergi hesaplanmıyor. Kalan yarısı kurumlar vergisine tabi. Taşınmaz satışındaki istisnanın koşulları, iştirak hisselerinin satışında geçerli olan istisnanın koşulları ile aynı...

Satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının, satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar, pasifte “özel bir fon”  hesabında tutulması gerekiyor. Satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci  takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi de gerekiyor. Şirketler, gayrimenkulleri edindikten iki yıl geçtikten sonra sattıklarında KDV de hesaplamıyor. (KDV Kanunu Md. 17/4-r) Taşınmaz ticareti ile uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları gayrimenkullerin satışında, KV istisnasının da, KDV istisnasının da uygulanması mümkün olamıyor.

Yazının devamı...

Öğrencilerin okul, servis, yemek masrafları vergiyi azaltır mı?

12 Eylül 2019

Öncelikle tüm velilerin bu avantajdan yararlanamadığını belirtelim. Yalnızca vergi mükellefi olan yıllık gelir vergisi beyannamesi veren veliler yararlanabiliyor bu avantajdan. Esnaf, doktor, avukat, mimar da, kira gelirinden veya gayrimenkul satış kazancından dolayı beyanname verenler de, eğitim faturalarını vergi hesabında indirim olarak dikkate alabiliyor.

Gelirin yüzde 10’u ile sınırlı olarak vergi hesabına dâhil edilebiliyor ilgili eğitim faturaları... Diğer bir deyişle; eğitim masrafları,  gelirin yüzde 10’nu aşmayacak şekilde vergiyi azaltıcı etkiye sahip. Söz konusu harcamaların Türkiye’de yapılmış olması ve mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olması da gerekiyor. Gelir vergisi beyannamesi vermeyenler içinse, okul faturalarının bir vergi avantajı yok. Bordrolu çalışan işçiler, memurlar mesela. Çalışanların vergileri, işverenlerince stopaj yoluyla kesilip Maliye’ye beyan edildiğinden-ödendiğinden, okul faturaları ücretlilerin vergi hesabında dikkate alınamıyor. (Birden fazla işverenden ücret alan ve ikinci ücreti yıllık 40 bin lirayı gecenler, beyanname vermek zorunda olduklarından, beyanname veren ücretliler eğitim masraflarının avantajından yararlanabiliyor.)

Şimdi eğitim masraflarının merak edilen ayrıntılarını sırasıyla ele alalım.

- Kaç yaşına kadar çocukların masrafı kabul ediliyor? Mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (evlatlar, nafaka verilenler, anne veya babasını kaybetmiş torunlar) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocuklar için yapılan masraflar indirim konusu yapılabiliyor.

- Servise ödenen masraflar indirim konusu yapılabilir mi? Velilerin; çocuklarının evden okula gidiş gelişi için servis şirketine ödediği paralar, gelir vergisi beyannamesinde gelirden düşülebilir, indirim olarak dikkate alınabilir.

- Okul forma ve ayakkabı masrafları indirimden yararlanabilir mi? Okul forma ve ayakkabı harcamalarının, okulda öğrencilerine kullanımı zorunlu kılınmış ihtiyaç kalemleri arasında olduğunun, ilgili kurumdan alınan belge ile ispatlanabilir olması durumunda, yıllık gelir vergisi beyannamesinde indirim olarak dikkate alınabiliyor.  Kitap ve kırtasiye alımları için yapılan harcamalar da vergi hesabında indirim olarak dikkate alınabiliyor.

- Yemek masrafları da indirimden yararlanabilir mi? Öğrencilere okul tarafından yemek hizmeti de verildiğinde, bu hizmet eğitim hizmetinin bir parçası olarak görülmüyor. Velilerin yemek masrafına ilişkin harcamaları, eğitim masrafı olarak kabul edilmiyor. 

- Vakıf üniversitelerine ödenen masraflar için avantaj var mı?

Yazının devamı...

İki yıl yeterliyken, 30 yıl nasıl yeterli görülmedi?

5 Eylül 2019

Normalde bu payları devrettiği zaman ortağın vergi ödemesi gerekmiyor. Hisse senetlerinin, alış tarihinin (ediniminden) üzerinden iki tam yıl geçtikten sonra satıldığında, kazanç üzerinden vergi ödenmiyor. Ne kadar kazanç elde edilmiş olursa olsun ‘vergi ödenmiyor’ üstelik. (Gelir Vergisi Kanunu’nun Mükerrer 80.nci Maddesi)

Ama; değil iki yıl, 30 yıldır şirket ortağı olmasına rağmen bu vatandaşa ‘satarsan, kazancından vergisini de ödersin’ denilmiş. (Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı, 28.2.2017 Tarih ve 63676 sayılı özelge)                 

Neden mi? Çünkü 30 yıllık ortaklığı gösteren paylar kâğıda basılmamış. Yani şirket; ortaklık paylarını gösterir hisse senetlerini bastırıp ortaklarına teslim etmemiş. Aslında; sonradan gecikerek hisse senetleri kâğıda da bastırılmış, ancak basım tarihinin üzerinden henüz iki yıl geçmediğinden vergisiz satış mümkün görülmemiş. İki yıllık süre, hisse senedinin edinim tarihinden itibaren başlıyor. Gerçekte 30 yıl resmen ortak olarak kalınmış olunsa da bunun bir önemi yok, ortak olunma tarihinden itibaren değil, hisse senetini edinme tarihinin üzerinden iki tam yıl geçmesi gerekiyor.

Evet kural; basit bir şekil şartı içeriyor ama bu ‘kağıda basılı olarak pay sahibi kalma kuralı’ yerine getirilmemişse ortağın, kazanç üzerinden vergi ödemesi gerekiyor. 

Şirketin pay defterinde de, yevmiye-kebir gibi diğer defterlerinde de ortak isimleri ve pay tutarları otuz yıldır yazıyor olabilir... Bu kayıtlar yeterli görülmüyor vergi avantajından yararlanmak için... Hisse senetinin basılmış olması gerekiyor... Hisse seneti yerine aynı içerik de geçici ilmühaber basılmış olması da vergi avantajından yararlanmak için kabul ediliyor.

Dolayısıyla şirket ortaklarının ister hisselerini satmaya niyeti olsun, isterse şu an böyle bir düşünceleri olmasın, her zaman için payları gösteren hisse seneti veya ilmühaberleri basılı olarak kasalarında tutmalarında büyük yarar var. Hisse senetlerinin bastırılmış olması ne şirkete ne de ortaklara bir külfet getirmezken diğer yandan –hisse devri durumunda ise- hiç vergi ödememek gibi bir avantaj sağlıyor. 

LİMİTED PAY DEVRİ

Limited şirket paylarını devreden ortaklarda durum farklı... Ortaklar; hissesini 2 yıl sonra da, 10 yıl sonra satsa da fark etmiyor, her durumda ortaklık paylarını devredip kazanç elde ettiğinde vergi ödüyor. Kazancın büyüklüğüne göre yüzde 15’den başlayıp, yüzde 35’e kadar çıkıyor verginin oranı…

Yazının devamı...

Emlak değerinin yüzde 5’inden daha az kira olabilir mi?

28 Ağustos 2019

Okurumuz soruyor: Gerçekten de aylık bin lira, yıllık 12 bin lira (15 bin liranın altında) kira gelirim var. (Evin emlak vergi değeri 300 bin lira.) Bu durumda; evin değerinin yüzde 5’ini mi ( 15 bin lira) kira geliri olarak beyan etmem gerekiyor? Bana ödenmeyen kiranın vergisini mi ödeyeceğim?

Maliye yüzde 5’lik emsal kira bedeli konusunda mülk sahiplerine esneklik tanıyor. Özet olarak ”Gerçekte yüzde 5’in altında kira geliri elde etmişseniz, tahsil ettiğiniz kira gelirine ilişkin havale makbuzu, banka dekontu ve kira sözleşmesi gibi belgeleri saklayın, istenildiğinde de bize ibraz edin, o zaman evin değerinin yüzde 5’nin altında kira geliri beyan ettiniz diye cezalı duruma düşmezsiniz” diyor. (Gelir İdaresi Başkanlığı, 13 Temmuz 2011 Tarih ve 956 sayılı özelge)

EVİN EMLAK VERGİ DEĞERİ NE KADAR?

Büyükşehirdeki mülk sahipleri belediyeye ödedikleri emlak vergisi tutarını beş yüzle çarptıklarında emlak vergi değerine ulaşabilir. İki taksitte toplam 1.000 lira emlak vergisi ödenen konutun emlak vergi değeri 500 bin lira olarak hesaplanır. (Konutun değerinin binde 2’sini emlak vergisi olarak ödedikleri için...)

Büyükşehir dışındaki mülk sahipleri ödedikleri emlak vergisi tutarını binle çarpmaları gerekiyor. İki taksitte toplam 500 lira emlak vergisi ödenen konutun emlak vergi değeri 500 bin lira olarak hesaplanır. (Konutun değerinin binde 1’ni emlak vergisi olarak ödedikleri için...) Ödenen emlak vergisi dikkate alınarak formülle hesaplandığı gibi, belediyelere başvurularak da ilgili gayrimenkulün emlak vergi değeri öğrenilebilir.

KİRA ALMADAN DA VERGİ ÖDENEBİLİR

Anne, baba, çocuk, torun veya kardeşin kira ödemeksizin oturduğu konut için, konut sahibi vergi ödemiyor. Aynı kişiye (yakınına) ikinci bir konut da tahsis edilmiş ise bu avantaj kalmıyor, emsal kira bedeli üzerinden ev sahibi (ikinci konut için kira almasa da) vergisini ödüyor. Konutların mal sahiplerinin, usul-füru (üstsoy-altsoy) veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda emsal kira bedeli esası uygulanmıyor.

Mülk sahibi, konutunu kira almadan sadece annesi, babası, çocuğuna ve kardeşine tahsis ettiğinde (emsal kira bedeli üzerinden) vergisi istenmiyor. Ancak; amca, dayı, hala, teyze, kayınvalide ve kayınpederin, arkadaşın kira ödemeden oturduğu konut için emsal değer üzerinden vergisinin ödenmesi gerekiyor.

Yazının devamı...