"Ahmet Karabıyık" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Karabıyık" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Karabıyık

Ahmet Karabıyık

Kariyer mi, çocuk mu? İkisi de... Ama nasıl?

18 Ocak 2017

‘Kariyer mi, çocuk mu?’ sorusuna ‘Her ikisi de’ diye cevap verebilmek kolaylaştı.

Çalışan anneler; bebeği ilkokul çağına gelene kadar, işyerlerinde ‘kısmi süreli’ çalışabilecek artık.

Kısmi süreliden kasıt: Ya haftanın tüm iş günlerinde belirli saatlerde çalışılacak ya da haftanın bazı günleri çalışılıp bazı günleri ise çalışılmayacak. (Tam süreli çalışmanın üçte iki oranına kadar yapılan çalışma) 

Yönetmelik 8 Kasım 2016’da yayımlandı, daha çok yeni. Getirdiği yeniliklerse uzun çalışma yıllarını kapsıyor.

Çalışan olsun, işveren olsun akıllarda çokça soru işareti var haliyle. ‘Kısmi çalışmaya’ ilişkin soruların bir kısmı ‘kolay’, bir kısmı ise ‘zor’. Kolay olanlar mevzuatta yazanlar ve cevapları da aşağıda.

Peki, ‘Zor’ olanlar? 


ÇALIŞANIN ZOR SORULARI
“Maaşımı bile tam göstermeyen işverene ben nasıl 5-6 yıl boyunca ‘kısmi süreli’ çalışacağım derim? Cesaret etsem bile o bana ne der?”

“Rekabet yalnız şirketler arası mı? Çalışanlar arasında da çetin rekabet var. Ben 5-6 yıl daha az çalışırsam nasıl terfi alabilirim?”

“Çalışan annelere destek için yapılmış güzel de, yasayı duyan bazı işverenler kadın işçiden tamamen vazgeçmesin sonra?”


İŞVERENİN ZOR SORULARI

“Çalışanlarımın çoğu kadın, ‘kısmi süreli’ çalışma talebi aynı dönemde yoğunlaşırsa işlerimi nasıl planlayacağım?”

“BES gibi bunda da kademeli geçiş olamaz mıydı? Çalışan sayısına göre ve sektörlere göre… Yönetmelikte yazan kapsam dışı işyerleri net değil, işletmemiz kapsam dışı mı emin olamadık.”

“Servis, yemek, çalışma saatleri yıllardır oturmuş düzen... Part time çalışanlara göre yeni bir organizasyonu kaç işyeri yapabilir?” 

Belli ki bu zor sorular; çalışan tarafında da, işveren tarafında da daha uzun süre tartışılacak.

Tartışmaları ve işyerlerine yansımalarını sonraki yazılarımızda tekrar ele alacağız. Şimdi mevzuatın detaylarını içeren bahsettiğimiz ‘kolay’ sorulara tekrar dönelim...


ÇALIŞAN AÇISINDAN
Kısmi süreli çalışma talebinin, bu haktan faydalanmaya başlamadan en az bir ay önce işçi tarafından yazılı olarak işverene bildirilmesi gerekiyor.

Eğer tüm iş günlerinde çalışılacaksa, çalışmanın başlama ve bitiş saatleri, eğer haftanın belirli günlerinde çalışılacaksa tercih edilen iş günlerinin talepte yer alması gerekecek.

Talepte bulunan çalışan, eşinin çalıştığına dair belgeyi kısmi süreli çalışma talebine eklemek zorunda.

Ebeveynlerden birinin çalışmaması hâlinde, çalışan eş kısmi süreli çalışma talebinde bulunamıyor. Eşin de çalışıyor olma şartı yalnızca başvuru sırasında aranıyor. Bu şartların kısmi süreli çalışma sırasında kaybedilmesi durumunda söz konusu hak ise devam ediyor.

Kısmi süreli çalışmaya başlayan işçi, aynı çocuk için bir daha bu haktan faydalanmamak üzere tam süreli çalışmaya dönebilir. (Çalışan, tam süreli çalışmaya geri dönmek istediğini,  en az bir ay öncesinden yazılı olarak işverenine bildirmek zorunda.)

Kısmi süreli çalışmaya geçen çalışanın tam süreli çalışmaya başlaması hâlinde yerine alınan çalışanın iş sözleşmesi kendiliğinden sona eriyor.

Kısmi süreli çalışmaya geçen çalışanın iş sözleşmesini feshetmesi hâlinde, yerine alınan çalışanın iş sözleşmesi, yazılı onayı olması koşuluyla fesih tarihinden itibaren belirsiz ve tam süreli sözleşmeye dönüşüyor.  


İŞVEREN AÇISINDAN
Çalışanın kısmi süreli çalışma talep dilekçesi, işveren tarafından işçinin özlük dosyasında saklanır. Usulüne uygun olarak yapılan kısmi süreli çalışma talebi, bildirim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde işveren tarafından karşılanmak zorunda.

İşveren; çalışanına, talebinin karşılandığını yazılı olarak da bildirmek zorunda.

İşveren tarafından süresi içinde çalışanın talep dilekçesine cevap verilmemesi hâlinde, talep çalışanın dilekçesinde belirtilen tarihte veya bu tarihi takip eden ilk iş gününde geçerlilik kazanıyor.  

Çalışanın belirtilen tarihte iş edimini sunmaya başlaması kaydıyla kısmi süreli çalışma talebi geçerli fesih nedeni sayılmıyor.

Kısmi süreli çalışmanın belirlenen günlük ve haftalık çalışma süresi içerisinde yapılacağı zaman aralığı, o yerin gelenekleri, işçinin yapmakta olduğu işin niteliği ve işçinin talebi dikkate alınarak işveren tarafından belirleniyor.

Kısmi süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatleri çalıştığı süreye orantılı olarak ödeniyor


HANGİ İŞYERLERİNDE YOK
Kısmi süreli çalışma;

Özel sağlık kuruluşlarında ilgili mevzuat uyarınca mesul müdür, sorumlu hekim, laboratuvar sorumlusu ve sağlık hizmetinden sayılan işlerde tam zamanlı çalışması öngörülenler tarafından yerine getirilen işlerde,

Nitelikleri dolayısıyla sürekli çalıştıkları için durmaksızın birbiri ardına postalar hâlinde işçi çalıştırılarak yürütülen sanayiden sayılan işlerde,

Nitelikleri dolayısıyla bir yıldan az süren mevsimlik, kampanya veya taahhüt işlerinde,

İş süresinin haftanın çalışma günlerine bölünmesi suretiyle yürütülmesine nitelikleri bakımından uygun olmayan işlerde, ancak işverenin uygun bulması hâlinde yapılabiliyor.  

Yazının devamı...

Karın ve kârın gelişini bekleyenler

11 Ocak 2017

Bugünlerde başka bir kar daha bekleniyor, daha doğrusu ‘kâr’ bekleniyor. Hummalı bir çalışma var muhasebe departmanlarında. 2016 yılının gelirleri veya giderlerine ilişkin son kayıtlar atılıyor. Yakındır kesinleşmesi yıl sonu kârının. (Eğer gelirler, giderlerden yüksek çıkıyorsa kâr var, tersi durumda zarar söz konusu.)

Kâr belli olsun ki; şirkete para-sermaye koyan ortaklar, aldıkları risklerin karşılığını kâr olarak geri alabilsinler.

Peki, şirket kârının ortaklara dağıtımında süreç nasıl?

Ortaklardan önce, devletin alacağı (vergi) var kazanç üzerinden...

Evet, Kâr kesinleşince ‘hisseleri oranında’ ortaklar hemen paylaşamıyor şirket kârını. Önce yüzde 20 kurumlar vergisi var. O ödenecek.

Yüzde 15 Gelir Vergisi (GV) stopajı da var, onun da kesilmesi lazım kârdan.

Bu ikisini şirket ödüyor. Kendi adına yüzde 20 (Kurumlar Vergisi olarak) ve ortağın adına sorumlu sıfatıyla (Gelir Vergisi stopajı) yüzde 15.

Kârı elde eden ortağa-patrona düşen vergi ödevi de var ayrıca. Beyana tabi başka gelirlerin bulunmaması halinde, vergiye tabi gelir 30 bin lirayı geçiyorsa ertesi yıl mart ayında patronun şahsen beyanname vermesi de gerekecek. Beyannameye gelir olarak kârın (temettünün) yarısı dâhil edilip vergilendiriliyor (kalan yarısı istisna) ve şirketin ödediği yüzde 15 stopaj da ödenecek vergiden mahsup ediliyor/düşülüyor. (Kesinti yoluyla ödenen verginin, hesaplanan Gelir Vergisinden yüksek olduğu durumda vergi iadesi de söz konusu olabiliyor.)

Süreç aynen böyle. Meşakkatli iş girişimcilik... Tablodaki örnekte vergilendirme aşamaları yer almakta. Kârın kardeşi olduğu söylenen zarar var bir de. Zarar olduğunda ne devlet vergi alabiliyor, ne ortak kâr alabiliyor, çalışanın maaşı da riske girebiliyor. Dolayısıyla 2017’de de temennimiz; şirketlerimizin kâr etmesi, kazanması. Beraberinde, devletin de, ortakların da, çalışanların da, herkesin kazanması...

HUZUR HAKKI NASIL VERGİLENİR?

Kârın dağıtımı ancak bilançoda kâr mevcutsa mümkün iken Huzur Hakkı ise hizmet karşılığı (Yönetim kurulu üyeliği gibi) ödenebilir. Huzur hakkını ödeyen şirket bu ödemeyi ‘ücret’ olarak değerlendirip üzerinden GV hesaplayıp vergi dairesine öder. Huzur hakkı, kâr payı ödemesinden farklı olarak gider de yazılabilir. Huzur Hakkı; toplantı başına, ya da gün, ay veya yıl üzerinden ödenebilir.

Huzur hakkını tahsil eden patron, başka bir işverenden ücret geliri elde etmiyorsa ertesi yıl mart ayında bu gelirin beyanı gerekmiyor. Ancak birden fazla işverenden ücret alınması durumunda, birinci işverenden sonraki işverenlerden alınan ücretlerin toplamı, yıllık gelir vergisi tarifesinin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan (2016 ve 2017 yılı için bu tutar 30 bin lira) mükelleflerin ücretleri, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş olmak şartı ile yıllık beyana tabi olmuyor. (GVK Md: 86/1-b)

Gerek kâr dağıtımının, gerek huzur hakkı ödenmesinin şirket ana sözleşmesi ve genel kurul kararları çerçevesinde uygulanması gerekecektir.

 

Yazının devamı...

Yeni yılda ücretler nasıl hesaplanacak?

4 Ocak 2017

Evli ve çocuklularda AGİ daha yüksek olduğundan net ele geçen maaş 1.404 liranın da üzerine çıkıyor. Eş ve çocukların AGİ yoluyla net maaşta sağladığı artışlar aşağıdaki Tablo 2’de yer almakta.

Brütten nete ulaşırken; SGK işçi primi, işsizlik sigortası işçi primi, Gelir Vergisi (GV) ve Damga Vergisi (DV) kesilir. Saydığımız yasal kesintilerin; diğerleri için yıl boyu aynı oranda kesinti uygulanırken, GV’nin ise yıl içinde (2017 Eylül’de) oranı 15’den yüzde 20’ye çıkıyor. Ücret toplamı belli bir büyüklüğe (Vergi matrahı 13 bin lirayı geçtikten sonra) ulaştıktan sonra vergi dilimi artıyor.

Vergi oranlarındaki bu artış 2017’de ilk olarak eylülde yaşanacak ve vergi ilk sekiz ayda 226.63 lira iken, eylülde 256.53 liraya, ekim ve sonraki aylarda ise 302.18 liraya yükselecek.

Benzer durum 2016’da ekim ayında yaşanmış vergideki 70 lira artıştan dolayı asgari ücretlinin net maaşı 1.230 liraya düşecekken, AGİ’de artış uygulaması yoluyla müdahale edilerek net ücretin 1.300 lira da kalması sağlanmıştı. Bu yılda net asgari ücretin tüm yıl aynı kalması (1.404 lira) için, eylül ve sonraki aylarda yine AGİ tutarlarının arttırılacağını şimdiden söyleyebiliriz. Nitekim Başbakan Binali Yıldırım’ın ‘Tüm yıl 1.404 liralık net asgari ücret korunacak’ şeklinde açıklaması oldu.

AGİ NEDİR?

Son 10 yıldır ‘AGİ’ yazıyor çalışanların ücret bordrolarında. 2007’den önce vergi iade zarfları vardı. Tüm çalışanlar yıl boyu alışverişlerinde topladıkları fiş ve faturaları zarfa yazıp işyerlerine verip vergi iadesi alıyorlardı. 2007’den itibaren vergi iadesi kaldırılarak yerine Asgari Geçim İndirimi (AGİ) uygulaması geldi.

İşverenler, çalışanların ücretleri üzerinden hesapladıkları vergiyi, AGİ kadar daha az ödüyorlar vergi dairesine. Hesaplanan AGİ’yi de, çalışanlarına (net ücretlerine ilaveten) ödüyorlar. AGİ’nin hesabı ise asgari ücret üzerinden yapılıyor. AGİ’ den kaynaklı çalışana ödenecek yıllık tutar; yıllık asgari ücretin yarısına, yüzde 15 oranı uygulanarak bulunuyor. (GVK Md. 32) 2017 için bu tutar bekâr bir çalışan için aylık 133,31 liraya denk gelmekte.

Çalışmayan eş ve çocuklardan dolayı çalışanlara en fazla 226.63 liraya kadar AGİ ödemeleri söz konusu.

ENGELLİ İNDİRİMLERİ

Çalışma gücünün asgarî yüzde 80’ini kaybetmiş bulunan çalışan birinci derece engelli, asgarî yüzde 60’ını kaybetmiş bulunan çalışan ikinci derece engelli, asgarî yüzde 40’ını kaybetmiş bulunan çalışan ise üçüncü derece engelli sayılır. Engellilik dereceleri itibariyle belirlenen aylık tutarlar, çalışanın vergi hesabında ücretinden indirilir. Bu indirim çalışanın ücretinden kesilen verginin azalmasını ve net ücretin artmasını sağlar.

2017 için engellilik indirimi tutarları şöyle: Birinci derece engelliler için 900 lira, ikinci derece engelliler için 470 lira ve üçüncü derece engelliler için 210 lira. (27.12.2016 tarihli, 296 no.lu GV Genel Tebliği) 2017 Asgari Ücreti net 1.404,06 lira iken, 1’inci derece engelli çalışan için net 1.497,38 lira, 2’nci derece engelli çalışan için net 1.474,56 lira, 3’üncü derece engelli çalışan için 1.435,56 lira olarak hesaplanır. (Tablo 3) Engellilerin net ücretindeki bu artış, işveren maliyetini artırmazken, hesaplanan vergideki azalma yoluyla net maaşta artışa neden olur.

KAPICI VE BAHÇIVAN 

Konutlarda, sitelerde çalışan kapıcı ve bahçıvanın ücreti üzerinden gelir vergisi hesaplanmaz. (GVK Md. 25/6). 2017 yılı için kapıcı ücretinin asgari ücret üzerinden hesaplaması aşağıdaki tabloda (Tablo 4) yer almakta. Kapıcılar için asgari ücret net 1.404,06 yerine, brütten vergi kesintisi olmadığından 1.510,88 lira olarak hesaplanmakta. Konut veya sitelerde çalışan temizlik elemanı, elektrikçi, sıhhi tesisatçı ve güvenlik görevlilerinin ücretleri üzerinden ise Gelir Vergisi hesaplanması gerekmekte. 

Yazının devamı...

Mülkün çocuklara bağışı mı, satışı mı hangisi avantajlı

28 Aralık 2016

Daireleri çocuklarına vermeden önce kafası karışmış, “Neticede iki yol var anladığım: Bu iki daireyi çocuklara ya satış yapmam gerekecek ya da bağış. Hangisi için ne kadar masraf yapacağım?” diye bana sordu.

 Öncelikle şunu belirtelim: Büyüklerin sağlığında da, Allah geçinden versin vefatında da çocuklara geçen mallar vergiye (VİV) tabi. Yalnız; vefat sonrası çocuklara (ve eşe) miras yoluyla intikallerde, vergi oranı bağış yoluyla intikale göre daha düşük. Ayrıca vefat sonrası mirasçılara geçen mallar için istisnalar daha yüksek. Vefat sonrası intikal için vergi oranları yüzde 1’den başlayıp, malların değerinin artmasıyla birlikte yüzde 3, yüzde 5, yüzde 7 ve yüzde 10’a kadar yükseliyor. Bağış yoluyla çocuklara geçen mallarda ise oran yüzde 5’den başlayıp yüzde 15’e kadar çıkıyor. Her iki durumda tabloda yer almakta.

Şimdi esas soruya gelelim... Yani; baba mülkünü çocuklarına satış yaparsa ne kadar masraf çıkacak veya baba çocuklarına mülkünü bağışlarsa ne kadar masraf çıkacak?

 Satış olduğu zaman binde 20 satıcıya, binde 20 alıcıya isabet eden toplamda binde 40 tapu harcı masrafı var.  Bağış olduğu zaman tapu harcı masrafı ise binde 68.31.

Tapu harcı, mülkün emlak vergi değeri üzerinden hesaplanıyor. Bağış olduğu zaman ödenecek VİV, mülkün emlak vergi değerinden 2016 için 3.918 lira (2017 için 4.068 TL) istisna düşülüp tabloda yer alan oranlar üzerinden hesaplanıyor.

DÜĞÜN HEDİYESİ ALTIN OLURSA VERGİSİ VAR MI?

DÜĞÜN hediyesi gayrimenkul olunca vergisi var tereddüt yok. Peki; altın, çeyiz parası vb olursa durum ne? Düğünde takılan altınlar ve paralar için normalde vergi hesaplanmaz. (VİV Kanunu 4/c) Ancak yasadaki istisna ‘örf ve adete göre verilmesi mutat (alışılmış) olan hediye, cihaz, yüz görümlüğü ve drahomalar’ şeklinde tanımlanmış. İstisnanın sınırı ise yasa da belirtilmemiş. Kızına düğününde ‘pahada da ağır yükte de ağır’ denilebilecek miktarda çeyiz parası veren bir baba ‘vergisi var mı acaba?’ diye tereddüt edince konuyu Maliye’ye sormuş. Maliye vergiye tabi olduğunu belirtmiş. Çeyiz parası olarak; kızınıza verdiğiniz 400.000 Amerikan doları tutarındaki hediye, örf ve âdete göre verilmesi mutad bulunan hediye kapsamında değerlendirilemeyeceğinden veraset ve intikal vergisinden istisna tutulması mümkün değildir.” şeklinde konuyu özetlemiş. (Gelir İdaresi Başkanlığı 26.3.2013 Tarih ve S. B.66813766-160[4-2012/10]-176 Sayılı Özelge)

 Bu konuda yasa da bir sınır belirtilmediğinden hediye veren her anne baba “acaba çocuğuma verdiğim düğün hediyeleri vergiye tabi mi” endişesini yaşayacaktır. Tereddütlerin yaşanmaması için altın, para vb. çeyiz olarak verilen düğün hediyelerinin değerinin hangi tutarı astığında vergiye tabi olduğunun yasada yer almasına yönelik düzenleme yapılmalıdır.

Yazının devamı...

Hangi yılbaşı hediyesine vergi var?

20 Aralık 2016

Bireyler; sevdiklerine yakınlarına, işletmelerse müşterilerine ve çalışanlarına hediye verebiliyor.

 

Gerek bireylerin gerek şirketlerin verdiği hediyeler vergiye tabi de olabiliyor... Hediye verenlerin yalnız hediyenin bedelini değil, ilaveten vergisi olup olmadığını bilmesinde de yarar var. Ödenecek verginin türüne göre hediyeyi alan veya hediyeyi verene ilave vergi yükümlülüğü geliyor. Kimisi için Gelir Vergisi (GV), kimisi için KDV, kimisi için Veraset ve İntikal Vergisi (VİV). Hediyeyi verene göre, hediyenin alıcısına göre, amacına göre, değerine göre değişen kriterler var.

 

Önce ‘bireylerin verdiği hediyelere’ bakalım. Sevdiklerine, yakınlarına hediye vermeyi düşünenler için vergi sınırını söyleyelim: Hediyelerin bedeli eğer 3.918 lirayı (2016 için) bulmuşsa, hediyeyi alan için Veraset ve İntikal Vergisi (VİV) var. Vergi oranları yüzde 10’dan başlayıp yüzde 30’a kadar yükseliyor. (Ancak ana, baba, eş ve çocuklardan alınan bağış-hediye için tarife yüzde 50 indirimli olarak uygulanıyor.)

 

2016 için VİV tarifesi tabloda yer almakta. Söz konusu hediye (intikal) için beyanname verme süresi bir ay. Sonrasında ödeme, üç yılda ve altı taksitte (Mayıs ve kasım aylarında) yapılabiliyor. 

 

MÜŞTERİYE VERGİSİZ, ÇALIŞANA VERGİLİ

 

İşletmeler yeni yıl öncesi ve bayramlarda müşterilerine ‘eşantiyon’ olarak adlandırılan çeşitli hediyeler verebiliyor. Bu hediyeler için yapılan harcamalar gider yazılabiliyor, KDV’si indirilebiliyor. Dolayısıyla müşterilere verilen hediyeler için ilave bir vergi yok. Ancak bu şekilde dağıtılan eşantiyonların; işletmenin faaliyet konusu ve satış hacmiyle uyumlu, ticari teamüllere uygun nitelikte ve makul miktarda olması gerekiyor. Ayrıca verilen hediyenin tekrardan satışa konu olmayacak şekilde verilmesi gerekiyor.

 

İşletmelerin çalışanlarına yeni yıl ve bayram kutlaması için, özel günlerini kutlamak için veya başarıya endeksli prim olarak vereceği hediyeler ise vergiye tabi... İşletmeler; çalışanlarına giyim eşyası, gıda maddeleri de verebilir. Nakdi olmayan bu teslimlerin KDV’si de dikkate alınarak çalışanın ücret bordrosuna dâhil edilmesi gerekiyor. Dolasıyla ‘ücret’ gibi görülüp üzerinden GV ve Damga Vergisi hesaplanması gerekiyor.

 

Çalışanlara verilecek vergiye tabii hediyelerin vergi oranı ise, çalışanın hediyeyi aldığı aydaki GV oranında olacaktır. Çalışanların ücretlerinden kesilen verginin oranı; yüzde 15’den başlayıp, yıl içinde ücretin toplam büyüklüğüne göre önce yüzde 20 ve yüzde 27’ye ve son olarak yüzde 35’e kadar çıkabiliyor. 

Yazının devamı...

‘Varlık Barışı’nda menkul kıymetlerin bildirimi yeterli

13 Aralık 2016

Taslak yasalaşmadan değişiklikler yapıldı ve Vergi Barışı’ ile beraber 19 Ağustos’ da (6736 Sayılı Yasa) Resmi Gazete’ de yayımlandı. Vergi Barışı için son başvuru tarihi 31 Ekim iken, süre uzatılarak 25 Kasım’a kadar başvuru alındı. Matrah artırımı yaparak’ veya Devlete olan borçlarını düşük faizle yapılandırarak’ Vergi Barışı’na başvuranlar için artık ödemelerin taksitlerini aksatmamak önemli.  Varlık Barışı için de süre azaldı, yeni yıl girmeden başvuruların sonuçlanması gerekiyor. Başvuracak kişiler özellikle ‘menkul kıymetlerin nasıl bildirileceği’ konusunda tereddütler yaşıyordu. 2 Aralık’da  yayımlanan tebliğle tereddütler giderildi. Tebliğde ‘menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesinin zorunlu olmadığı’ açıklandı. Tebliğde örneği olan formla bankaya veya aracı kuruma menkul kıymetleri ve diğer sermaye piyasası araçlarını bildirmek yeterli. Diğer varlıkların Türkiye’ye getirilmesi ise zorunlu, ancak geldikten sonra istenildiği gibi tasarruf edilebilecek.

 

 Ve en önemli konu: ‘Bu varlıklar bildirildikten sonra bir vergi incelemesi yapılır mı? Bu kıymetlerin kaynağı sorulur mu? Önce yasa metninden açıklayalım: Yalnızca varlık beyanı yaptı diye “hiç bir şekilde vergi incelemesi, araştırma, inceleme, soruşturma veya kovuşturma yapılamayacak” ve “Vergi cezası ve idari para cezaları kesilemeyecek.” (6736 Sayılı Yasa, Madde: 7) Yasada “başkaca bir neden ile gerekli olması hâli saklı kalmak üzere” söz konusu inceleme ve soruşturmaların yapılmayacağı, cezaların kesilemeyeceği de belirtilmekte.

 

 Varlık Barışı’nın uygulamasını açıklamaya yönelik tebliğde örnekler de verildi... Örneklerde; geçmiş yıllarda,  yurt dışındaki varlıklar üzerinden sağlanan kazançların önemli olmadığı belirtiliyor. Hisse seneti üzerinden temettü elde edilmiş de olabilir, hisse seneti satışından kazanç da elde edilmiş olabilir. Yeter ki varlıklar Türkiye’ye gelsin.  Bu varlıkların Varlık Barışı ile Türkiye’ye gelmesi sonrasında bu varlıklar için vergi incelemesi yapılmayacağı, vergi cezası kesilemeyeceği belirtiliyor. Ayrıca diğer gelirlerden de örnekler veriliyor: Euro Bond’dan faiz geliri ve Euro Bond satışından kazanç elde edilmiş olabilir, mevduat faizi geliri elde edilmiş olabilir, altın da alınmış olabilir. Gelen varlıklara ilişkin ‘vergi incelemesi yapılmayacak’ denilmekte.

 

YURTDIŞINDAN GETİRİLECEKLER

 

Yurtdışında bulunan para, altın, döviz gibi varlıklarını yılbaşından önce Türkiye’ye getiren gerçek ve tüzel kişiler, bu varlıkları serbestçe tasarruf edebilecekler. Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları içinse getirme zorunluluğu yok, istenirse getirilebiliyor, bankaya veya aracı kuruma formla bildirim yapmak da yeterli oluyor.  Getirilen varlıklar üzerinden- önceki varlık barışından farklı olarak- herhangi bir vergi de istenmiyor.  

 

YURTİÇİNDE BEYAN EDİLECEKLER

 

Yurtiçinde; yurtdışından farklı olarak, ‘taşınmazlar’ için de barıştan yararlanmak mümkün. Gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri sahip oldukları, Türkiye’de bulunan ancak defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlarını, Aralık sonuna kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate almaksızın kanuni defterlere kaydedebilecekler. Yurtdışı varlıklar gibi yurtiçi varlıklar da sermayeye eklenebilecek, ortaklara da dağıtılabilecek. Kurumlar vergisi mükellefleri tarafından ortaklara dağıtılması hâlinde kâr dağıtımına bağlı stopaj olmayacak.

 

Son olarak ‘Vergi Barışı’nda olduğu gibi Varlık Barışında da süre uzatımı olur mu?’ sorusuna değinelim. Bu sorunun cevabını Maliye Bakanı Naci Ağbal vermişti: “Aralık sonuna geldiğimiz zaman değerlendirmeyi yaparız. O değerlendirmeler çerçevesinde eğer gerekirse de uzatırız. Ama şu an o değerlendirme için erken.”

 

Yazının devamı...

Oto da ÖTV artışından kimler etkilenmez?

6 Aralık 2016

 Döviz kurunda da hareketlilik başlayınca ‘zamlar gelmeden arabamı alayım’ diyen herkes otomobil piyasasına ekstra hareket getirdi. Kasımda satış rekoru kırıldı. Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) açıkladığı verilere göre; 2016 yılı kasım ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı 122 bin 309 adet oldu. 2015 Kasım’da 84 bin 601 adet olan satış adedine göre büyüme yüzde 44.57 oldu. ‘ÖTV hangi araçta ne kadar artacak?’ sorusu da netleşti. 25 Kasım’dan itibaren geçerli olan ÖTV düzenlemesine göre faturada yer alacak ÖTV oran ve tutarları arttığından, aracın anahtar teslim fiyatı da artmış durumda. Emre Özpeynirci, artışın analizini 25 Kasım’da Hürriyet’de yapmıştı: Otomobil fiyatlarına yansıyan artış yüzde 3.4 ile 10.5 arasında değişiyor.

 

Şimdi başlıktaki soruya gelelim... Kimler ÖTV artışından etkilenmiyor? Tabii ki her araç alan, aynı oto için aynı oranda vergiyi ödeyecek. Ancak bazıları faturada yer alan ÖTV ve KDV’yi, başkaca ödeyecekleri verginin hesabında, gider olarak gösterebilecekler. Dolayısıyla; ‘başka bir verginin daha düşük ödenmesi yoluyla’, vergi avantajı elde edebilecekler. Önce bu şanslı alıcıların kim olduğunu, sonrasında da neden şanslı olduklarını söyleyelim... Şanslı alıcılar; vergi mükellefi olan işletmeler... Doktor, mimar, avukat gibi serbest meslek mensupları dahil, diğer şahıs işletmeleri de, anonim ve limited şirketler de ödeyecekleri verginin hesabında ÖTV’yi gider yazabiliyor. Şahıs işletmeleri Gelir Vergisi (GV) hesabında, şirketler Kurumlar Vergisi (KV) hesabında ÖTV’yi gelirlerinden düşebiliyorlar. Aracın binek oto olması da fark etmiyor… Hatta binek otoda ÖTV’ye ilaveten aracın KDV’si de gider yazılabiliyor. (Panelvan, minibüs, kamyon gibi ticari araç KDV’si ise, işletmenin ödeyeceği KDV’den düşülebiliyor.)

 

Aşağıdaki tabloda farklı motor hacmine, farklı ÖTV oranına ve farklı anahtar teslim fiyatına sahip ‘binek otoların’ ne kadar vergi avantajı oluşturacağı, gider yazılabileceği yer almakta. Tabloda yer alan vergi avantajı için bir hususu da hemen belirteyim... Yılın son ayında araç almanın da bir önemi yok. Yılın son ayı da olsa ÖTV + KDV’nin tamamı, 2016 vergi hesabında gider yazılabilir, 2016 için ödenecek vergiyi (KV veya GV) azaltır. 

 

Örneğin; çıplak vergisiz bedeli 50 bin lira olan otomobil için ödenecek, 25 bin lira ÖTV ve 13 bin 500 lira KDV tutarının tamamı (38 bin 500 lira) gider yazılabiliyor. 

 

Otomobilin ÖTV ve KDV binmemiş çıplak bedeli de (50 bin lira) yine gider yazılabiliyor ancak bu gider beş yıla yayılmak zorunda. 2016 için kıst amortisman (1 aylık gider), 2017 ve sonraki yıllar için tam amortisman (1 yıllık gider) ayrılarak gider yazılabilir. (Çıplak oto bedeli; binek otolar için aralık ayına isabet eden kısmı kadar, ticari araçlarda ise 2016’nın tamamı için gider yazılabilir.) Beş yılda gider yazılabilecek kısım da yine tabloda yer almakta. Dolayısıyla şahıs işletmeleri, serbest meslek mensupları ve şirketler; satın aldıkları binek otolar için ödedikleri bedellerin tamamını, vergi hesabında gider olarak yazabiliyorlar. Ayrıca araçları işletmelerinde kullanmaya başladıktan sonra da bakım, onarım ve akaryakıt harcamaları, yine gider olarak kaydedebiliyorlar.

 

BİNEK, TİCARİ FARKI

 

Binek otolar için ödenen Motorlu Taşıt Vergileri (MTV) gider olarak kaydedilemiyor. Binek otoların aksine, ticari araçlar için ödenen MTV ise gider olarak kaydedilebiliyor.

 

 

KİRALANAN ARAÇ GİDERLERİ

 

“Ne MTV’ siyle, ne ÖTV’siyle, ne de kasko ve trafik sigortasıyla, aracın bakımıyla, muayenesiyle ben uğraşmayayım” diyen işletmeler satın alma yerine kiralamayı tercih ediyor. Kiralamada operasyon yükü işletme üzerinden kalkarken, vergisel olarak da bir kayıp oluşmuyor. Çünkü kiraya veren firmadan alınan faturada yer alan kiralama bedeli de doğrudan gider kaydedilebiliyor. Kiraya veren firmaya ödenen KDV’de, kiracı işletmenin ödenecek KDV’sinden düşülebiliyor. Diğer yandan araç alımı için baştan toplu bir para çıkışı da söz konusu olmuyor. İşletmeler yeter ki; ödeyecekleri ‘kiralama maliyeti’ ile alternatifi olan ‘satın alma maliyetini’ karşılaştırdıklarında kiralamayı tercih etmiş olsunlar. Kiralama konusu araç için yapılan akaryakıt masrafları da gider yazılabiliyor.

Yazının devamı...

Vergi incelemesinde iletişimin önemi

29 Kasım 2016

En azından ‘uyku saatin gelmedi mi’ sorusu sıkça tekrarlanıyor bizim evde de.

 

Oğlum, ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi... Hürriyet’ de, Özgür Bolat’ın yazılarından tüyolar alıp baba olarak iletişimimi gözden geçiriyorum ben de...  ‘Çocuğunu Ödülle Cezalandırma’ diyor mesela... Anne babaların ‘ezberi bozuluyor’ tabiatıyla. Bolat, “Tutarlılık, çocuk için neden çok önemlidir?” ve “Bir çocuk neden inatçı olur?” gibi başlıkların altında kritik soruların cevabını veriyor. Çocukla iletişimin önemini ortaya koyup, fark edilemeyen detaylara ışık tutuyor.

 

 Fark edilemeyen detaylar Maliye ile iletişimde de önemli... Verginin çerçevesi yasalarla çizilmiş. İlaveten tebliğler, özelgeler, içtihatlar... ‘Her şeyin yazılı-belgeli olduğu vergide, iletişimin nasıl bir önemi olabilir ki?’ denilebilir.

 

İlk olarak uzlaşmadan bahsedeyim... Ödenecek vergi ve ceza için bir nevi  pazarlığa oturuluyor... Uygulamada; denetim sonucu çıkan vergi ve cezanın belki yarısı, belki daha fazlası ortadan kalkabiliyor. Uzlaşma sürecinde iletişim ön planda. Ödenecek verginin-cezanın sonucuna direkt etki edilebiliyor. Vergi incelemesi sürecinden de bahsedeyim. Vergi incelemesine başlandığında mükelleften defter, belge istenir... Sonra ara ara sorular sorulur, tekrar ilave bilgi ve belgeler istenir... Yapılan izahatların ve sunulan belgelerin tasnifi, kayıtlarla tutarlılığı, incelemenin seyrini belirler.  İletişim iyi yürütülmezse, verilen bilgilerle kayıtlar arasında tutarlılık olmazsa ‘Kısmi’ başlayan inceleme ‘Tam incelemeye de’ dönüşebilir. Sonrasında rapor yazımı süreci var. Raporda yazılacaklar gözlemlere ve iletişime göre de oluşacaktır. Devamında  Rapor Değerlendirme Komisyonu var. Bu komisyon, mükellefi ‘dinleyebiliyor da’. Rapordaki eleştirilere karşı mükellef, muhasebe kayıtlarını sözlü olarak komisyonda savunabiliyor... Daha devamında yukarıda da bahsettiğim uzlaşma görüşmesi var... İletişimin iyi yürütülmesi hep sonuca etki ediyor. 

 

Şu hususu da belirtelim bu arada... Bahsettiğimiz iletişim süreci, hileli işlemlerin, kaçakçılık suçu oluşturan işlemlerin olmadığı işletmeler için önemli... Söz konusu aykırılıkların olduğu işletmeler için yalnızca kayıt ve belgeler sonucu belirleyecektir. İletişimin pek bir faydası olmayacaktır tabiatıyla...

 

 İLETİŞİMDE MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ

 

İletişim tek taraflı değil tabii. Maliye açısından iletişim daha da önemli hatta. Kamu adına görev yapılmakta. Mükellefler, denetim sonucu kesilecek cezalı vergilerin yargı da iptal edilmesi durumunda neden bu cezalara muhatap olduklarını anlayamazlar. Mükellefler, mahkemede iptal olacak cezanın mükellef için ‘telafisi olmayan kayıplar’ yaratacağını Maliye’den görmesini bekler.

 

Bir başka husus zaman aşımı süresi... Maliye Bakanı bizzat açıkladı “Beş yıllık zaman aşımı süresi oldukça uzun. Maliye’nin de sıkı çalışmasını engelliyor, ‘Beş yıl nasıl olsa uzun bir süre’ yaklaşımının son bulması için zaman aşımı süresini üç yıla indireceğiz” dedi. Maliye-Mükellef iletişimi için önemli bir adim zaman aşımının üç yıla inecek olması... Hakikaten de üzerinden beş yıl geçmiş işlemler hakkında incelemeye tabi olmak, kayıtları ve gerekçelerini hatırlayıp Maliye’ye anlatmak mükellefler açısından oldukça zorlu bir süreç...

 

Geçtiğimiz ay (25 Ekim 2016 tarihli Resmi Gazete) Maliye, iletişimini güçlendirmeye yönelik yeni düzenlemeler yaptı. Üç ayrı yönetmelikte yapılan değişiklikle; inceleme sırasındaki mükellef hakları genişletildi. 

 

Yönetmelik değişiklikleri sonrasında; 


 İsteyen mükelleflere; tutanak imzalanmadan önce, tutanağa geçirilmesi istenen itirazlar konusunda hazırlık yapmak üzere iki gün süre verilecek, 


 Vergi incelemesi sırasında, Rapor Değerlendirme Komisyonu’ndan sözlü olarak dinlenilme talebinde bulunan mükelleflere, komisyona gelmeden önce rapor özeti verilecek, 


 İnceleme konusu dışında mükelleften bilgi ve belge talebinde bulunulamayacak, 


 Defter ve belgelerin istenmesine ilişkin yazıda, on beş günden az olmamak üzere mükellefin ibraz süresi olduğu belirtilecek, 


 Yapılan vergi incelemesi sonucunda eleştiriyi gerektirecek herhangi bir konu yoksa da, bu durum mükellefe yazı ile bildirilecek. 

 

 İlgili Yönetmelikler: Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik,  Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliği, Rapor Değerlendirme Komisyonlarının Oluşturulması İle Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik. 

 

Yazının devamı...