"Ahmet Karabıyık" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Karabıyık" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Karabıyık

Ahmet Karabıyık

Geç ödemenin maliyeti arttı

28 Kasım 2018

Uzun süredir gecikme zammı oranı değişmemişti, 19 Ekim 2010 tarihinden itibaren aylık 1.40 oranı uygulanıyordu. 5 Eylül 2018’den itibaren gecikme zammının oranı aylık yüzde 2’ye yükseldi.

Emlak vergisinin ilk taksiti (mart ayından) mayıs sonuna kadar ödenebiliyor. İkinci taksit içinse son 3 gün artık. 30 Kasım Cuma’ya kadar ödenmediğinde yüzde 2 oranında faiz işlemeye başlayacak.

HANGİ İŞYERLERİ İÇİN VERGİ YOK

İşyerlerine özel olarak; ilk olarak 2017’nin ikinci taksiti için bu vergi avantajı devreye alınmıştı. Emlak Vergisi Yasası’nda değişiklik yapılarak; organize sanayi bölgeleri, serbest bölgeler, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri ve sanayi sitelerinde yer alan binalara daimi bina vergisi muafiyeti getirildi. Sayılan işyerlerinin emlak vergisi ödeme yükümlülükleri kaldırıldı. Ayrıca geçen yıl emlak vergisinin ikinci taksitini veya bu yılın ilk taksitini ödemişlerse işyerleri bu vergileri iade de alabilecekler. (7033 sayılı Kanun ile Emlak Vergisi Kanunu’nun daimi muaflıkları düzenleyen 4’üncü maddesine ilave yapılmıştı. 1 Temmuz 2017 tarihli Resmi Gazete)

OSB’LERDEKİ ARSALAR İÇİN

Organize sanayi bölgelerinde (OSB) yer alan binalar için getirilen bina vergisi muafiyetinden yararlanan şirketler, bu binalar ile birlikte binaların üzerinde bulunduğu arsalar için de vergiden muaf olup olmadıkları konusunda tereddüt edebiliyor.

Kiraya verilmemek şartıyla, OSB’lerdeki binalar daimi olarak bina vergisinden muaf tutuluyor. Ayrıca, OSB’de bulunan bir binayı çevreleyen ve kullanış tarzı itibarıyla bina ile birlik teşkil eden avlu, bahçe ve benzeri arsalar da binanın bütünleyicisi olması nedeniyle, bu muafiyetten yararlanabiliyor. OSB’ler de yer almasına rağmen, bir binayı çevrelemeyen ve kullanış tarzı itibarıyla bina ile birlik teşkil etmeyen arsalarsa, söz konusu muafiyetten yararlanamıyor. (Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı, 08 Haziran 2018 Tarih ve 72839 Sayılı Özelge)

Yazının devamı...

Daldaki 2.014 lira mı fondaki 1.410 lira mı?

21 Kasım 2018

ASGARİ ücretli bir çalışanın kıdem tazminatı örneği için bu tutar yıllık 2.029 lira. Damga vergisi de düşüldüğünde 2.014 liraya denk geliyor. Kıdem tazminatının tavanını aşan ücrete sahip çalışanlarsa, her bir yıl için tavan tutarı (5.434,42 TL)  kadar kıdem tazminatını hak ediyorlar. Mevcut uygulamadaki en önemli koşulu da hatırlayalım: ‘Çalışan, kendi isteğiyle işten ayrıldığında tazminat alamıyor. (İstifa etmesine rağmen hangi çalışanların tazminat alabileceğini aşağıda ayrıca açıklıyoruz.)

Yeni ekonomi programında ‘sosyal tarafların mutabakatıyla’ değiştirileceği açıklanan ‘yeni kıdem tazminatında’ ise ‘kendi isteğiyle işten ayrılan çalışanlara da’ kıdem tazminatı ödeneceği anlaşılıyor... Ancak; bu kez de her bir çalışma yılı için hesaplanacak tazminat tutarının azalacağı konuşuluyor... Yeni kıdem tazminatına ilişkin basına yansıyan bilgilerde; her bir çalışma yılı için, bir aylık ücret kadar değil, 21 günlük ücret kadar tazminat hesaplanacağından bahsediliyor. 21 günlük brüt asgari ücret de, güncelde (Damga vergisi düştükten sonra)  net 1.410 liraya denk geliyor.

Dolayısıyla; mevcut tazminat hakkı için ‘daldaki 2.014 lira’ ve taslak kıdem tazminatı için ‘fondaki 1.410 lira’ demek yanlış olmayacak. Yeni kıdem tazminatı, tabii ki başka değişiklikler de getirecek. Olası değişiklikleri sırasıyla ele alalım.

1- Çalışanın hak ettiği tazminatı işvereni değil, devlet-fon ödeyecek. Ödeme zorluğuna düşen işverenden alınamayan kıdem tazminatı vakaları ortadan kalkacak.

2- Çalışanlar fonda biriken tazminat tutarlarını, her an fonun internet sitesinden görebilecekler.

3- Mevcut uygulamaya göre; bir işyerinden ayrıldığında kıdem tazminatı alınmamışsa işçi için bu hak yanıyor, sonraki işyerinden tazminat alınsa bile yalnız son dönem (son işyerindeki) çalışması tazminat hesabında dikkate alınıyor. Yeni uygulamada; her bir işyerindeki çalışma süresi karşılığı için fonda birikim olacağından tüm çalışma süresi için tazminat ödenebilecek.

4- Biriken fon tutarı ve fondan çekiş hakkı: Her bir çalışma dönemi için çalışan adına fona para yatacağından, işçi için bu tutar üzerinden tazminat birikimi de (ve neması) oluşacak. Ancak; biriken tutarların çalışana ödenmesi için hangi koşullar olacak, şu an net değil.  (en az 10 yıllık çalışma süresi, konut almak amacıyla çekiş hakkı, kendi isteğiyle ayrıldığında da ödenmesi gibi...)

5- İşveren; her ay her çalışanı için tazminat fonuna, brüt ücretin yüzde 5.83’nü yatırmak zorunda olacak. Çalışanlara her bir çalışma yılı için, 21 günlük ücreti kadar tazminat ödenebilmesi için, çalışılan her ayda ücretin yüzde 5.83’nün fona yatırılması gerekir. Bir aylık ücret tutarında tazminat hesabı söz konusu olduğunda ise ücretin yüzde 8.33’nün her ay fona yatırılması gerekir. (Asgari ücret örneği üzerinden; güncelde yüzde 8.33’ü, 169 liralık, yüzde 5.83’ü ise 118 liralık fon kesintisi yapılacağı anlamına geliyor.)

Yazının devamı...

Bahşişin riski ve vergisi

14 Kasım 2018

İngiliz konsolosluğunda çalışan özel güvenlikçi; konsoloslukta yapılan düğünlerde, düğün sahiplerinden bahşiş alıyor ve vardiya arkadaşlarıyla da bu paraları paylaşıyor. Ancak şikayet üzerine bu bahşişler yüzünden işinden de oluyor. İşveren, çalışanın işine son verirken haklı nedeni olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatını da ödemiyor.

Konu mahkemeye taşınıyor. İlk mahkemede işveren haklı bulunsa da, konu Yargıtay’a taşınınca işverenin haklı nedeni olmadığı, dolayısıyla kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesine karar veriliyor. Yargıtay kararında, “feshe konu edilen paranın Türk örf ve adetlerine göre alındığını, bunun düğün sahibinin de kabulünde olduğu” belirtiliyor. Ayrıca “Davacının davranışlarının işverence imzalatılan hediye kabul yasağı bildirisine aykırı olmadığı ve güvenin kötüye kullanılması niteliği taşımadığı, davacının doğruluk ve bağlılığa uymayan bir davranış içerisinde bulunduğunun kanıtlanmadığı” belirtiliyor.

Bahşiş aldı diye bir çalışanın işine son verilmesi haksız bulunuyor özetle.

Bahşişin vergisel yönü de var bu arada. Veren açısından da, alan açısından da. Sırasıyla göz atalım.

VERGİSİ VAR MI?

Bahşişi veren açısından: Birçok işletme yöneticisi veya çalışanı işle ilgili seyahatleri sırasında veya temsil amaçlı olarak iş yemeklerine katıldığında, yemek bedeli karşılığı şirket adına fatura temin eder. Yemek bedelinin dışında çoğu zaman ilaveten servis yapan garsonlara bahşiş de verilir. Yemek bedelinin gider yazılmasında tereddüt yokken verilen bahşişlerin gider yazılıp yazılamayacağı konusunda tereddüt oluşabiliyor ve tabi ki Maliye’nin görüşü merak ediliyor. Maliye; garsonlara ödenen bahşişleri, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesiyle doğrudan ilgili görmediğinden ve yapılacak ödemenin zorunlu olmamasından dolayı bu harcamaların gider yazılamayacağını belirtiyor. (Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı, 16 Ocak 2012 tarih ve 23 Sayılı Özelge)

Bahşişi alan açısından: Otel, restoran, lokanta vb. yerlerde çalışan garsonlar, verdikleri hizmetin karşılığı, müşteri memnuniyetinin sonucu olarak bahşiş alındığında da vergisel boyutu merak ediliyor. Çoğu işletmede garsonlar işletmenin bordrosunda kayıtlılar, dolayısıyla bir işverene tabi ve işyerine bağlı olarak çalışıyorlar. Söz konusu işyerlerinde garsonlara yapılan bahşiş ödemelerinin ücret olarak kabul edilip ücretin yıl içi büyüklüğüne-vergi dilimlerine göre yüzde 15 ila 35 arasında vergilendirilmesi gerekiyor. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 02 Ağustos 2013 tarih ve 1166 sayılı Özelge)

İşletme bordrosunda kayıtlı olmadan çalışma da olabiliyor. Otel, gazino, lokanta ve kulüplerde fiilen çalışan ancak bu işletmelerden hiçbir ücret almadan yalnızca müşterilerden bahşiş alarak gelir elde eden çalışanlar da olabiliyor. İşverenden ücret alınmazken, yalnızca müşteriden servis, garson ücreti ve bahşiş gibi gelir elde ediliyor. Maliye, bu tip bahşiş olarak elde edilen gelirlerin, ‘diğer ücret’ olarak ve vergi karnesinin ilgili vergi dairesine ibrazı suretiyle vergilendirileceğini belirtiyor.

Yazının devamı...

Kıvanç Tatlıtuğ vergide Cem Yılmaz’ı geçti

7 Kasım 2018

Önceden; İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın internet sitesinde de (ivdb.gov.tr) yalnız İstanbul için vergi rekortmenleri listeleri açıklanırdı. Hatta mesleklere göre de sınıflandırılıp ayrıca listelenirdi. Avukatlar, doktorlar, mali müşavirler ve sanatçılar gibi... En çok ilgi çeken tabii ki sanatçılar arasında kimlerin en yüksek gelir vergisi (GV) ödediğiydi. İlk üçteki isimler değişmiyordu. İVDB’nin İstanbul için açıkladığı son iki yılda (2013 ve 2014) sanatçılar sıralaması ‘1-Ali Acun Ilıcalı, 2-Cem Yılmaz, 3-Kıvanç Tatlıtuğ’ şeklindeydi...

Sanatçılar artık, Türkiye geneli gelir vergisi sıralamasında, ilk 100’e girmişse görülebiliyor... Acun, geçen yıl açıklanan 2016 GV listesinde 38’inci ( 7 milyon 230 bin lira), Cem ise (4 milyon 712 bin lira) 89’uncuydu. Bu yıl açıklanan ilk 100 listesinde Kıvanç’ın, Cem’i ilk kez geçtiği görülüyor. Kıvanç bu yıl Türkiye ilk 100 listesine, 93’üncü sıradan ve 4 milyon 816 bin liralık GV tahakkuk tutarı ile girmiş. (Cem Yılmaz’ın, bu yıl ismi gizlenen rekortmenler arasında olması da ayrı bir ihtimal.)

Acun Ilıcalı ise Türkiye ilk 100 listesinde bu yıl 42.nci sırada... 2017 yılı için beyan ettiği geliri üzerinden 7 milyon 977 bin lira GV tahakkuk etmiş.

Gururla kazancını beyan eden rekortmenlerimizin, vergilendirilmiş bol kazançlarının artarak devam etmesini diliyoruz...

REKORTMENLER GİZLİ

Türkiye geneli ilk 100’e giren GV rekortmenler listesinde isimlerini gizleyenlerin sayısı oldukça dikkat çekiyor. İlk 10’a girenlerden üçünün, ilk 20’ye girenlerden 11’nin ve toplamda 53 kişinin isimleri ve kazançları listede yer almıyor.

Geçen yıl kurumlar vergisi ilk 100 listesinin şampiyonu da adını gizli tutmuştu. Hürriyet Ekonomi Müdürü Sefer Levent ‘mahcup rekortmenin’ izini sürmüş ve ertesi gün gizli rekortmenin Botaş olduğunu yazmıştı.

Sefer Levent; aynı zamanda, özellikle şahısların neden bu gizliliğe ihtiyaç duyabileceklerine yönelik tahminlerini de sıralamıştı.

Yazının devamı...

Mülk sahibi olmadan önce, olduktan sonra

31 Ekim 2018

Peki, mülk edinme sonrası... Mal sahibi olduktan sonra da yeni yükümlülükler başlıyor. Kira geliri elde ediliyorsa ertesi yıl mart ayında Maliye’ye beyanname verilmesi gerekiyor. Kira geliri elde edilsin veya edilmesin her durumda belediyeye ( mayıs sonuna ve kasım sonuna kadar iki taksitte) emlak vergisi ödenmesi gerekiyor. Gelir vergisi olsun, emlak vergisi olsun rutin, her yıl tekrarlanan yükümlülükler… Bir de bu yıla özel; yaklaşık 14 milyon başvuru beklenen imar barışı konusu var.

Bu üç yükümlülüğün de en çok merak edilen kritik noktalarını sırasıyla ele alalım...

EMLAK VERGİSİ

Emlak vergisi mükellefleri; konutun emlak vergi değeri üzerinden binde 1 oranında (büyükşehirlerde binde 2) her yıl iki taksitle (Mayıs ve kasım aylarının sonuna kadar) ilgili belediyelere ödeme yapmakta. 

200 m2’yi geçmeyen tek konutu olan;  1-Ev hanımları ve işsizler, 2- Emekliler 3- Engelliler, 4- Gaziler, 5-Şehitlerin dul ve yetimleri sıfır oranlı emlak vergisi avantajından yararlanabiliyor. Bu kişiler ilgili belediyelere başvurduklarında emlak vergisi ödeme yükümlülükleri kalkıyor.   

GELİR VERGİSİ

2018’de yıl boyunca toplamda 4.400 liraya kadar konut kirası elde edenler  (1-25 Mart 2019) beyanname vermeyecek. Dolayısıyla vergi de ödemeyecekler. 2018’de net 27.200 lira, brüt 34.000 liradan fazla işyeri kira geliri elde edenler beyanname (1-25 Mart 2019) verecek (GVK Md. 86/1-c). Eğer işyeri basit usuldeki bir mükellefe kiraya verilmişse (veya vergi kesintisi zorunluluğu olmayanlarca kiralanmış ise) beyanname verme sınırı 2018 gelirleri için 1.800 lira (GVK Md. 86/1-d).

İMAR BARIŞI

Yazının devamı...

Son 3 ayda asgari ücret hesabı nasıl değişecek?

24 Ekim 2018

Diğer bir konu da; asgari ücretlinin net ücretinden kesilen gelir vergisindeki (GV) artış... Aslında eylülde başladı artış... İlk sekiz ay için asgari ücretlinin brütünden 258.76 lira GV kesilirken, eylülde 295.05 lira kesildi. Ekim (ve kasım, aralık) bordroları yapılırken ise vergi 345.02 liraya yükselecek. Vergideki bu artış normalde, asgari ücretli çalışanın net maaşını düşürür. İlk sekiz ayda 1.603 lira olarak hesaplanan net asgari ücretin, normalde eylülde net 1.566.84 lira olarak, yılın son üç ayında ise net 1.516.87 lira olarak hesaplanması gerekir. Ancak asgari geçim indirimi (AGİ) artışı yapılarak çalışanın net ücretinin 1.603 lirada kalması sağlanıyor.

Tabloda ‘ilk 8 ay için’, ‘eylül için’ ve ‘son üç ay için’ asgari ücretteki değişim ayrıntılı olarak görülebilir...

Benzer durum 2016’nın son üç ayında ve 2017’nin son dört ayında da yaşanmıştı. Vergideki artışlardan dolayı, asgari ücretlinin net maaşı açıklanan değerlerin altına düşecekken, AGİ’de artış uygulaması yoluyla müdahale edilerek net ücretin yıl boyu aynı kalması sağlanmıştı. (2016’da net 1.300 lira, 2017’de net 1.404 lira asgari ücretin korunması için, GVK Geçici Md. 86 ve Geçici Md.87 ile AGİ artışı yapılmıştı.)

Bu kez geçici madde ile değil; GVK’ da kalıcı düzenleme yapılarak asgari ücretli çalışanların GV dilim artışından etkilenmeden yıl boyu aynı net maaşı alabilmesi sağlandı. (27 Mart 2018’de Resmi Gazete’de yayımlanan 7103 sayılı kanunla, GVK Md. 32’ye ilave yapılarak...)

AGİ’deki artış yoluyla, vergideki artış (net maaştaki düşüş) telafi edildiğinde, işverene yansıyan bir maliyet artışı da yaşanmıyor.

AGİ NET ÜCRETİ NASIL ARTTIRIYOR?

Evli ve çocuklularda AGİ daha yüksek olduğundan net ele geçen maaş 1.603 liranın da üzerine çıkıyor. İşverenler, çalışanların ücretleri üzerinden hesapladıkları vergiyi, AGİ kadar daha az ödüyorlar vergi dairesine. Hesaplanan AGİ’yi, çalışanlarına (net ücretlerine ilaveten) ödüyorlar. AGİ’nin hesabı, asgari ücret üzerinden yapılıyor. AGİ’ den kaynaklı çalışana ödenecek yıllık tutar; yıllık asgari ücretin yarısına, yüzde 15 oranı uygulanarak bulunuyor.  (GVK Md. 32) 2018 için bu tutar bekâr bir çalışan için aylık 152,21 liraya denk gelmekte. ‘Çalışmayan eş’ ve çocuklardan dolayı çalışanlara ilave olarak ödenecek AGİ tutarları Tablo 2’den görülebilir.

Yazının devamı...

İşverenler çalışanlarının bilgisayarını inceleyebilir mi?

17 Ekim 2018

Yönetim çarpıcı açıklamalar yaptı... Üzerinden bir hafta geçti, ancak Fenerbahçe’de sular henüz durulmadı... Sezona yeni teknik direktör ve 11 futbolcu transferiyle başlayan Fenerbahçe’de, beklenmeyen puan kayıpları son bulmadıkça tartışmaların daha da devam edeceği anlaşılıyor...

Bu tartışmalarda en çok ‘kulüp dışına bilgi sızdırıldığı’ iddiası dikkat çekti. Araştırma sonucunda; işine son verilen antrenörlerin kulüp e-posta adreslerinden (fenerbahce.org) özel e-posta adreslerine (gmail.com) kulübe özel veri ve istatistiklerin gönderildiğini bizzat Başkan Ali Koç açıkladı...

Açıklamalardan; kulüp içinde kapsamlı bir iç denetim yapıldığı ve inceleme sonuçlarına göre bu bulgulara ulaşıldığı anlaşılıyor...

İçerden bilgi sızdırma vakaları ve kurum içi incelemeler şirketlerin de gündemine gelebiliyor. Ardından şu iki soru da soruluyor tabiatıyla.

İşletmeler; çalışanlarının kullandıkları bilgisayarları üzerinde, onların bilgisi olmadan inceleme yapabilir mi? Yargı, işverenlerin yapmış oldukları incelemeleri nasıl değerlendiriyor?

Yargıtay kararlarında; tereddüte yer vermeyecek şekilde işverenin bilgisayar ve elektronik postalar üzerinde denetleme yetkisi olduğu vurgulanıyor: 22’nci Hukuk Dairesi’nin 3 Mayıs 2016 tarihli kararında konu şu şekilde belirtilmiş: “... görevi gereği işverenin işlerini yürütmesi için kendisine (çalışana) verilen bilgisayar üzerinde davalı şirketin inceleme yaptırdığı anlaşılmaktadır. İşverenin kendisine ait bilgisayar ve elektronik posta adresleri ile bu adreslere gelen elektronik postaları her zaman denetleme yetkisi bulunmaktadır. Kaldı ki, davacı işçinin özel işleri için işverenin izni olmadan bilgisayarı kullanması kabul edilemez. Bu sebeplerle, davalı işverenin bilgisayar verilerine delil olarak dayanmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” (E. 2016/6321, K. 2016/13143)

Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi’de aynı yönde kararını açıklıyor. 13 Aralık 2010 tarihli kararda “…görevi gereği işverenin işlerini yürütmesi için kendisine verilen bilgisayar ve e-mail adreslerini kullanarak iş akdi daha önce feshedilen S. A. ile işle ilgili olmayan elektronik yazışmalar yaptığı, bu yazışmalar sırasında işverenin şahsına yönelik hakaret niteliğinde sözler sarf ettiği işyeri sırrı sayılabilecek konularda da yazışmalar yaptığı anlaşılmıştır.

İşverenin kendisine ait bilgisayar ve e-mail adresleri ile bu adreslere gelen e-postaları her zaman denetleme yetkisi bulunmaktadır. Davalı işverene ait bilgisayarları ve e-mail adreslerini özel yazışmalarda kullanıp işverene hakaret niteliğinde sözler sarf etmenin, işveren açısından 4857 sayılı Yasanın 25 II-b. maddesi uyarınca sataşma niteliğinde haklı fesih nedeni oluşturacağı anlaşılmakla davacının ihbar ve kıdem tazminatı taleplerinin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” (E. 2009/447, K. 2010/37516)

Yazının devamı...

İstifa da değil, işten çıkarma da değil… Üçüncü yol: ‘İkale’

10 Ekim 2018

Çalışan istifa etmiyor, işveren işten çıkarmıyor, ‘Karşılıklı anlaşılarak iş sözleşmesi sonlanıyor.’ Bu üçüncü yöntemle de; yani ikale sözleşmesi imzalanarak da, çalışan ve işveren anlaşarak, iş sözleşmesine son verebiliyor.

Aslında İş Kanunu’nda ‘ikale’ sözleşmesinden bahsedilmiyor. Gelir Vergisi Kanunu’nda da (GVK) yakın bir zaman öncesine kadar ‘ikale’ geçmiyordu. (27.3.2018 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlanan 7103 sayılı yasa ile GVK Md. 25 ve Md. 61’de artık ikaleden bahsediliyor) Uygulamada ise öteden beri işveren ve çalışan ikale sözleşmesi imzalayabiliyor.

İkale’de iki kritik konu var... İlki: İkale yoluyla iş sözleşmesi sonlandığında çalışana hangi ödemeler yapılacak? İkincisi: Ödenecek bu kalemlerden ne kadar vergi kesilecek?

Birinci konudan; yani ‘ikale sonucunda çalışana hangi tazminatların ödeneceği?’ konusundan başlayalım...

Yargı kararlarına göre; ikale sözleşmesiyle çalışana kıdem ve ihbar tazminatları ödense bile ilaveten  (ikale talebi de işverenden gelmişse) makul yarar içerecek bir tutarda ödeme yapılması da gerekiyor. Yakın tarihli bir kararda makul yarar şu şekilde belirtiliyor: “Fesih talebinin işverenden gelmesi durumunda makul yarar, davacı işçinin fesih sonrasında elde edeceği maddi değerler ile yerleşik içtihatlarımıza göre 4 aylık ücret tutarını karşılaması gerekmekte olup, ikale sözleşmesi ile davacıya 2 aylık ücret ödemesi yapılmış olup, makul yarar sağlanamadığı...” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/23432, K. 2018/8361, T. 11.4.2018) 

Makul yarar aranmasının nedeni; çalışanın ikale sözleşmesi imzalamasıyla işsizlik sigortasından yararlanma hakkı da kalmıyor, iş güvencesi hükümlerinden (4-8 aylık ücret tutarında hesaplanan işe başlatmama tazminatı gibi) yararlanma hakkı da kalmıyor.

İş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmek için; ‘çalışanın en az 6 aylık kıdemi olması’ ve ‘çalışılan işyerinde en az 30 işçinin çalışıyor olması’ gibi kriterler gerektiğini de ayrıca belirtelim. (İş Kanunu Md. 18) 

İkale talebi eğer işçiden gelmişse çalışana yalnız kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesi yeterli görülebiliyor.  Yargıtay’ın 19 Mart 2018 tarihli kararında konu şu şekilde açıklanıyor:

Yazının devamı...