"Emre Kızılkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Kızılkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Kızılkaya

Gazetecilik dogmaları yıkılırken 9 ülkede son durum

18 Temmuz 2018

Danimarkalı gazeteciler Per Westergaard ve Soren Schultz Jorgensen, 2017 yılı boyunca sekiz Avrupa ülkesi ile ABD’de toplam 59 medya kuruluşunu inceledi.

Tüm bulgularını topladıkları “Den journalistiske Forbindelse” (Gazetecilik Bağlantısı) adlı kitapları henüz sadece Danca piyasaya çıksa da, Nieman Lab’da 11 Temmuz’da yayınlanan yazılarıyla araştırmaları daha geniş bir kitleye ulaştı.

İki araştırmacı medyada özetle dokuz yönelim saptamışlar:

1- Tarafsızlıktan kimliğe: “Tarafsızlık dogmasını” sorgulayarak kendilerine özgü bir perspektifi açıkça sergileyen medya kuruluşlarının sayısı artıyor. Bunlar; coğrafi, sosyodemografik veya siyasi herhangi bir düzlemde net bir bakış açısı ortaya koyuyorlar. Voice of San Diego gibi... 

2- Geniş kapsamdan küçük nişlere: Ancak CNN ve BBC gibi çok az sayıda medya kuruluşu “dünyada her yerde, herkese, her şeyle” ulaşabildiğinden, diğerlerinin tamamı aslında “niş” kitlelere hitap ediyor. Böylece geçmişte farklı toplulukları buluşturan medya, artık homojen kitleler içinde daha güçlü bağlar kurmaya odaklanıyor. Alman gençlik sitesi Ze.tt gibi... 

3- Sürüden kulübe: Okurları abonelere dönüştürmek isteyenler, aboneleri de üyelere dönüştürmeyi arzuluyor. Böylece bir vatandaşın gazeteyle ilişkisi, bir dizi habere para ödemekten ibaret olan ruhsuz bir alışverişin ötesine geçip bir kulübe üye olma ayrıcalığının yaratacağı duygusal bağa yöneliyor. Daha önce de yazdığım Wall Street Journal gibi... 

4- Mürekkepten tere: Birçok gazete, üyelik modellerinin bir parçası olarak fiziksel etkinlikler (yazarlar ve muhabirlerle buluşmalar, festivaller, vb.) düzenliyor. Le Monde gibi... 

5- Konuşmaktan dinlemeye:

Yazının devamı...

Mağaradaki çocuklar ve 'sonlu deneyimler'

11 Temmuz 2018

Ubisoft son dönemde tek bir “uzun anlatıya” dayanan oyunlar yapmaktansa artık “büyük bir resmin parçası olan, kendi içinde anlamlı hikayeler” yaratıyor.

Lionel Raynaud şirket blogunda durumu şöyle açıkladı: "Bunun arkasında yatan neden, artık sonlu deneyimler sunmama iradesidir."

Ubisoft gibi daha birçok yapımcı, bir oyuncunun belirli bir süre oynadıktan sonra tüketip unutacağı oyunlar yapmak yerine, onun çok daha uzun bir süre etkileşime gireceği bir evreni parça parça inşa etme derdindeler artık.

Birkaç hafta önce Marvel örneği ile bu köşede bahsettiğim dinamikleri, geçen ay Los Angeles'ta yapılan E3 2018'de oyun şirketlerinin açıkladığı gelişmelerde de gördük.

Örneğin Ubisoft, geçmişte bir film izler gibi oturup oynadığınız ve bitirdiğiniz Assassin's Creed serisinin yeni oyununu, "kullanıcıların sürekli geri gelmesini sağlayacak şekilde haftalık güncellemelerle canlı tutacağını" açıkladı.

Piyasaya sürülen oyunu sürekli bir hizmet olarak görmek, yani "servis olarak oyun" kavramı yeni değil.

Finlandiya'dan çıkıp kısa sürede Angry Birds ile birlikte dünyanın en büyük mobil oyun yapımcılarından biri haline gelen Rovio'yu bu köşede altı yıl önce yazmıştım.

2012 Dünya Tasarım Başkenti Helsinki Genel Müdürü

Yazının devamı...

Sosyalin karanlık tarafı

20 Haziran 2018

Son dönemde yapılan bir dizi araştırma dünyanın dört bir yanında sosyal medya kullanımındaki artışın durduğunu ve hatta yer yer azaldığını gösteriyor.

Buna karşın WhatsApp gibi mesajlaşma uygulamalarına insanların ayırdığı süre her gün artıyor.

Özellikle haber sitelerine gelen trafikte Facebook'un payı azalırken, bu mesajlaşma uygulamalarının payı artıyor. 

Mesajlaşma uygulamalarının kapalı ortamlarında yapılan bağlantı paylaşımlarının izini sürmek zor.

Hele ki örneğin bir videonun WhatsApp gruplarına doğrudan yüklendiğinde ne kadar paylaşıldığını hiç bilmiyoruz.

Bu bilinmezlik nedeniyle bu platformların oluşturduğu yeni mecraya "karanlık sosyal" deniliyor. (Aslında o kadar da yeni değil, 2012'den beri bu terim kullanılıyor) 

Facebook başta olmak üzere açık sosyal platformların tehlikeleri malum ki bu köşede ben de defalarca değindim

Karanlık sosyal ise -özellikle kullanımı bu kadar hızlı artarken-

Yazının devamı...

Dijital trendlerde en çarpıcı değişim

13 Haziran 2018

Mary Meeker'ın Kleiner Perkins için hazırladığı İnternet Trendleri Raporu'nun 2018 versiyonu geçen ay yayınlandı.

Medya ve teknoloji alanlarında gidişatı grafiklerle ortaya koyan raporda öne çıkanlar şöyle:

- Dünya çağında akıllı telefon pazarının büyümesi yavaşlıyor. 2016'da yüzde 10 olan büyüme geçen yıl yüzde 3'e düştü.

- İnternet kullanıcı sayısında da büyüme dünya çapında azalıyor, yüzde 28 büyüyen Hindistan da olmasa neredeyse duracak.

- Online aramalarda metnin yerini ses almaya başlıyor. Mobil aramalarda 2016'da sesin oranı yüzde 20 iken geçen yıl yüzde 95'e çıktı.

- Netflix ABD'de ev eğlence gelirlerinin yüzde 30'unu kaptı, 10 yıl önce bu oran sıfırdı.

- E-ticaretteki büyüme hızlanıyor. Tüm perakende satışların yüzde 13’ü internet üzerinden yapılıyor.

- Serbest çalışma yaygınlaşıyor. İnternetten talep alarak iş yapanların oranı 2017’de yüzde 23’e ulaştı.

Yazının devamı...

Medya dışında en iyi 5 dijital dönüşüm

30 Mayıs 2018

İşte medya dışından, ama medya dahil her sektöre ders ve hatta ilham kaynağı olabilecek beş örnek...

1) MAERSK

"Küreselleşmeyi en çok hızlandıran teknik/teknoloji nedir" diye bir soru gelse, onlarca farklı yanıt duyabilirsiniz ama benim cevabım "konteynırlaşma" (containerization) olur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında gemi taşımacılığında kullanılan konteynırların standartlaşıp modüler hale gelmesi, yükleme/boşaltma ve depolama süreçlerine getirdiği kolaylıkla, insanlık tarihinde küresel ticaret ve üretim verimliliğinde görülen en büyük sıçramalardan birini sağlamıştı. Gemicilikteki dönüşüm karayolu ve demiryolu taşımacılığına da sirayet etmiş, şirketlerin üretim ve dağıtım yöntemleri bile bu yüzden değişmişti. Örneğin küçük paketler yollamak yerine konteynırı dolduracak ebatlarda yükler tasarlamaya başlamışlar, öte yandan "tam zamanında üretim" (JIT) veya "sürekli akış" (CFM) veya "kısa döngü" (SCM) konsepti ile ABD’den Japonya'ya tüm dünyada üretim süreci yeni nakliyat olanaklarına göre yeniden ele alınmıştı. 1904 yılında Danimarka'da kurulan Maersk şirketi, özellikle 1970'lerden itibaren deniz taşımacılığında konteynırlaşma sürecinin en önemli aktörlerinden oldu ki bugün de dünyanın en büyük konteynır gemilerine sahip. Maersk'in 35 milyar dolarlık yıllık cirosuyla yıllardır sektör lideri kalabilmesindeki önemli faktörlerden biri, dijital dönüşüme uyum sağlaması oldu. Dijital dönüşüm süreciyle birlikte artık Maersk bir "gemi işletmecisi" değil, "güvenli teslimat" şirketi olarak tanımlıyor kendisini. "Dinleyebilen ve konuşabilen akıllı konteynır" ile hem operasyonel maliyetleri hem de teslimattaki riskleri ciddi oranda azaltan, çığır açıcı bir ürün geliştirdiler. "Uzaktan Konteynır Yönetimi" (RCM) dedikleri sistem, uydu üzerinden tüm lojistik sürecinin (sadece konum bilgisi değil, şartlara bağlı olarak bozulabilen yüklerin -taze meyve gibi- durum bilgisi de) anlık olarak takip edilebilmesini sağlıyor.

2) BURBERRY

İngiliz moda markası ve perakende zinciri Burberry, geçen yıl rekor ciroya ulaşmasını, 2006'dan beri yürüttüğü "uçtan uca dijitalleşme" sürecine bağlıyor. Bu sürecin temelleri, şimdi Apple'ın Perakendeden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı olan Angela Ahrendts tarafından Burberry CEO'su olduğu dönemde atılmıştı. Ahrendts 2014'te, "Bir Burberry mağazasına giren kendisini Burberry'nin internet sitesine girmiş gibi hissetmeli" diyerek önce tasarıma el atmıştı. Ardından kişiselleştirilmiş müşteri yönetimi programıyla deneyime odaklandı ve sadık müşteri oranı yüzde 50 artırıldı. 50 ülkedeki 500 mağazada satılan ürünlere RFID konularak gelen müşterilerin cep telefonlarındaki uygulamalarla bağ kuruldu. Toplanan Büyük Veri, yapay zekanın da yardımıyla yeni eylemlere dönüştürüldü. Müşteriyi beklemek yerine her kanaldan ona gidilmeye başlandı (örneğin Snapchat'in Snapcode uygulamasını kullanan ve Apple Music'te kanal açan ilk marka Burberry oldu). Lojistik süreçler akıllandırıldı, sahte ürünlerle mücadelede makine öğrenme teknikleri seferber edildi. Kısacası Burberry her yönden dijitalleşti, bu yüzden satıştan müşteri memnuniyetine her alanda kazanımlar elde etti.

3) STORA ENSO

1288 tarihinin yazılı olduğu kuruluş belgesiyle dünyanın en eski şirketi olan Finlandiyalı kağıtçılık devi Stora Enso 2011 yılı geldiğinde iflasın eşiğindeydi. Dijitalleşmenin de etkisiyle dünyada kağıda talep iyice düşmüş, şirket 30 bin çalışanının üçte birini işten çıkarmak zorunda kalmıştı. O dönem şirketin CEO'su olan Jouko Karvinen, çıkış yolunun, kendilerini kağıtçılık yapan bir şirketten "küresel bir yenilenebilir ürünler şirketine" dönüştürmek olduğuna karar verdi. Bunun nasıl yapılacağı konusunda ise dışarıdan uzmanlara ve kendi üst düzey yöneticilerine danışmak yerine, en alt kademeden başlayarak tüm çalışanlarıyla çaba sarf etmeyi seçti. Her bölüm ve her seviyeden çalışanların katıldığı bir değişim ekibi, "Yol Yapıcılar" adıyla kuruldu. Bunlar sanki yeni bir şirket kurar gibi yola çıkacaklar; onun misyon, vizyon ve değerlerini tanımlayacaklar, ayrıca inovasyon ve dijitalleşmeyi nasıl sağlayacaklarına dair süreçleri de tasarlayacaklardı. Altı aylık dijital dönüşüm sürecinin tüm evrelerini burada aktarırsak çok uzar ama sürecin Harvard Business Review'a örnek vaka olacak kadar başarılı geçtiğini söylemekle yetinelim. Sonuçta, 2006 yılında Stora Enso'nun kârının yüzde 70'i kağıttan geliyordu, bugünse yüzde 76'sı dönüşüm sürecinde başlatılan büyüme odaklı yeni işlerden geliyor ve 2011'den beri şirketin hisse değeri ikiye katlandı.

4) JOHN DEERE

Yazının devamı...

Medyada en iyi 5 dijital dönüşüm: Marvel ve diğerleri

23 Mayıs 2018

Ben beşini seçtim...

1) MARVEL: DOĞRU İÇERİK, DOĞRU BİLEŞİM

İster televizyon kanalı, ister dergiler, isterse dijital yapımcılar olsun içerik üreten şirketlerin başarısında en kritik etken, toplumun nabzını tutarak hangi içeriğin popülerleşeceğini kestirebilmektir. Kökeni 1939'a dayanan, 1961'de bugünkü adını alan Marvel on yıllardır bunu istikrarlı bir şekilde yapıyor. İçerik üreticileri kadar medya stratejisi ve pazarlama pratikleri de örnek gösteriliyor. Ancak bence bu şirketin asıl büyük başarısı, farklı yaratıcıların imza attığı içeriklerini yıllar içinde kendisine ait bir evren (Marvel Universe) içinde birbirleriyle buluşturabilmekte, uyumlulaştırabilmekte gizli. Örümcek Adam'dan Kara Panter'e uzanan süper kahramanlar dizisinden, zamanın ruhuna en uygun "takımları" çıkarıp en doğru zamanda sahaya sürüyorlar. Son olarak gişede Avengers'ın kırdığı rekoru yine bir Marvel eseri olan Deadpool 2'nin geride bırakması bu başarının ürünü. Çizgi romanın kağıt sayfalarını beyaz perde üzerinden oyun sektörü ve e-perakende dahil dijital mecralara muazzam bir ticari başarıyla taşıdılar, eminim bir gün VR ortamlarda da milyonlara ulaşacaklar.

2) FACEBOOK: MASAÜSTÜNDEN MOBİLE

"Dijitalde doğan Facebook, dijital dönüşümde neden örnek gösterilsin" dememek lazım. Bu soruyu soran biri, birkaç yıl öncesine kadar "Facebook mobil dönüşüme ayak uyduramaz, yerini bir başka sosyal ağa bırakabilir" tartışmasını hatırlamıyor demektir. Masaüstü bilgisayarlar için tasarlanmış bir site olarak doğan Facebook, 2010'ların başından itibaren mobil dönüşüme beklenenden çok daha iyi uyum sağlayarak bugünlere ulaştı. 2015'e gelindiğinde Facebook artık bir "mobil şirket" olarak tanınıyordu (ki aynı yıl Google da arama sonuçlarında mobili öne çıkarmaya başlamıştı). Facebook mobil kullanıcıları (örneğin akıllı telefon uygulaması) önceliklendirmekle kalmadı, Instagram'ı da satın alıp mobil reklam mecrası olarak bir numaraya oturdu.

3) NETFLIX: FİZİKSELDEN DİJİTALE

Herhalde en zor dönüşüm, bütünüyle fiziksel bir işin, bütünüyle dijital hale getirilmesidir. Netflix bunu başardı. 1999'da uygun fiyatlara DVD kiralama hizmeti olarak işe başlayan Netflix, evlere postayla DVD gönderirdi. ABD'de 10 yıl içinde 50 tane bölgesel depoyu da içeren dev bir lojistik ağı kurdular. Şubat 2007'de bir milyarıncı DVD'yi eve postalasalar da, JP Morgan, DVD postalama işi dışında "ikinci bir iş" yaratamazlarsa Netflix'in batacağını öne sürerek şirketin kredi notunu düşürdü. İşte Netflix böyle zorlayıcı şartlarda bir video akış (streaming) şirketine dönüşmeye başladı. İlk dönemindeki lojistik yeteneğini şimdi dijital veri analizine dayanan, kişiselleştirilmiş öneri motorunu da içeren yeni yeteneklere dönüştürmüş durumda. Başkalarının içeriklerini dağıtarak kazandığı parayı altı yıldır kendi orijinal içeriklerini üretmeye yatırarak egemenliğini pekiştiriyor. Bu yıl sonuna kadar Netflix'in orijinal içerik sayısının 1000'i aşması bekleniyor ve bu süreçte tüm dünyada TV işini de dönüştürüyor.

4) SPOTIFY: YENİDEN PAKETLEME

Yazının devamı...

Gazetelerin altın çağı 'kural değil istisna'

9 Mayıs 2018

Ayrıca Hürriyet'i ziyaret eden öğrenci grupları ve öğretim üyeleriyle (Columbia Business School'un MBA sınıfından, Ege Üniversitesi akademisyenlerine) aynı konuyu tartışma imkanı buldum.

Gazeteciliğin tarihi gelişimini sergileyen bir kronolojiyi göstererek bu toplantılara başladım hep. Bu kronolojide, örneğin telgraf, fotoğraf, televizyon ve radyonun icadının medyaya etkileri var. Yahut bu köşede de daha önce bahsettiğim "paketlerin açılması" meselesi ve daha da önemli bir başka nokta; yani 19. yüzyıl sonunda modern reklamcılığın keşfi sayesinde gazetelerin siyasi ve sosyal hiziplerden nasıl mali bağımsızlığını kazanıp kitleselleştiği konusu... 

Özellikle son 200 yıl içindeki inovasyonlara medya kuruluşlarının nasıl cevap verdiğini anlamak, bugünün çözümleri için gereken perspektifi şekillendirmeye yardımcı olabilir. 

İki akademisyenin geçen hafta NiemanLab internet sitesinde yayınlanan makalesinde benim kronolojiyle benzerlikler görünce şaşırdım. 

Elbette makalenin eleştirebilecek yanları var, örneğin gazeteciliğin "altın çağının" demokrasi için elzem dinamikleri nasıl oluşturduğunu ve dolayısıyla bu altın çağın aslında aynı zamanda demokratik 'ideal'e en yakın modellerden birine yol açtığını bence yeterince irdelememiş. Ayrıca gazeteciliğin içinden değil, akademiden, yani biraz dışarıdan bir bakış gibi geliyor okuyunca ve elbette Türkiye tarihine özgü perspektiften yoksun...

Yine de,  genç iletişimcilerle kurduğumuz Yeni Medya Ağı'ndan bir arkadaşımızın Türkçeye çevirdiği bu faydalı makaleyi aşağıda sizlerle paylaşmak istedim.

* * * 

(Alttaki satırların yazarı: Louisiana Devlet Üniversitesi gazetecilik bölümü profesörü John Maxwell Hamilton ile British Columbia Üniversitesi uluslararası tarih profesörü Heidi Tworek)

Yazının devamı...

Gazeteler neden taksicileri değil otelcileri örnek almalı?

2 Mayıs 2018

Dünyanın en büyük taksicilik şirketi olan Uber'in sahip olduğu tek bir taksi bile yok. Tıpkı, dünyanın en büyük konaklama şirketi olan Airbnb'nin tek bir gayrimenkul sahibi olmaması gibi...

Yeni dünyanın "paylaşım ekonomisinde" bu şirketler "platform iş modeline" sahipler, yani hizmet sağlayıcılar ile müşteriler arasında bir köprü olmaktan ibaretler.

Uber ve Airbnb'nin akıllı telefonlarla hemen her cebe giren temel değer önerileri, tıpkı Facebook ve Google gibi, neredeyse mükemmel ve üstelik ücretsiz arayüzler sunmakta gizli.

Bu sayede o kadar kullanışlı bir köprü kurdular ki iki yakada oturanlar da (hizmet sağlayıcılar ve müşteriler) bu rotayı kullanmaya başladı.

Kullanıcı sayıları milyonlarca arttıkça hizmet kaliteleri ve dolayısıyla cazibeleri daha da artıyor; bu durum potansiyel rakiplerinin işini de giderek zorlaştırıyor. Üstelik bu sarmal içinde büyüme onlar için sıfır marjinal maliyet anlamına geliyor.

Peki, Uber kendi sektöründe "aksatıcı" etkisini daha ilk yıllarından itibaren çok net bir şekilde gösterip taksicileri ayaklandırırken, Airbnb neden otelcilikte benzer bir etki yaratmadı?

Uber gibi Airbnb'nin de kurulduğu 10 yıl oldu. Şirket 2016'da kârlı hale geldi ve değeri de 30 milyar doları aştığına göre dünyanın en başarılı dijital girişimlerinden biri olduğuna şüphe yok.

Fakat bir yandan Airbnb büyürken, konaklama sektörünün köklü şirketleri de büyümeye devam ediyor. Mesela

Yazının devamı...