"Emre Kızılkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Kızılkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Kızılkaya

Tek kollu haydut cebimize nasıl girdi

23 Ağustos 2017
KILIK DEĞİŞTİRDİ, CEBİMİZE GİRDİ
İster Las Vegas'a, ister KKTC'ye gidin, kumarhanelerdeki manzara aşağı yukarı aynıdır: Masa oyunları (Blackjack, rulet vs.) alanın küçük bir kısmını kaplar, yüzde 70-80 civarında bir alan ise slot makinelerine ayrılmıştır. Zira çoğu kumarhanenin gelirinin yüzde 70-80'i bu makinelerden gelir.
İlk örneği 1891'de New York'ta tasarlanan bu makinelere "tek kollu haydut" veya "tek kollu canavar" denmesi boşa değil. Çoğunun tek kolu vardır ve paranızı çalar. En zararlı vakit öldürme ve para kaybetme araçlarından biridir.
Slot makinesi 20. yüzyıl boyunca insan psikolojisinin zaafları dikkate alınarak, alışkanlık yaratmak üzere giderek geliştirilmiştir.
Türkiye 1996'da kumarhaneleri kapatarak bence faydalı bir iş yaptı. Fakat slot makineleri bambaşka kılıklara bürünerek hayatlarımızı etkilemeye ve çocukların-gençlerin alışkanlıklarında belirleyici olmaya devam ediyor: Dijital uygulamalar (app) ve yeni nesil oyunlar...
 
Vatandaşlarımızın slot makinesinde inovasyona katkısı: Bu yıl Antalya'da bir kahvehanede, şarjmatik görüntüsü verilmiş bir dijital slot makinesi yakalanmıştı.
OYUNLARDAN KUMARA VE APP'LERE
Aslında oyunlar eskiden da alışkanlık ve hatta bağımlılık yapardı: 1980'lerde Commodore 64'te Boulder Dash'i, Amiga 500'de Minos'u, Amiga 1200'de Simon The Sorcerer'ı saatlerce oynadığımı hatırlıyorum. Sonra Speedball, Superfrog, Civilization, Sim City...
Yine de, birbirinden bambaşka türlerde olan bu oyunların yarattığı alışkanlık, slot makinelerinin yaratmaya çalıştığı bağımlılıktan farklıdır.
Bu tür oyunlar sürükleyicidir, eğlencelidir, ilginçtir; yani sahip oldukları içerik sayesinde kullanıcı çekerler.
Slot makinelerini örnek alan bazı yeni app ve oyunlar ise bir strateji olarak insan psikolojisinin zaaflarından faydalanmayı hedefleyerek tasarlanıyor.
Kimileri slot makinesini doğrudan alakasız bir oyuna monte ediyor. Yüzlerce güncel örnek var ama birini verelim: Mini Clip firmasının yaptığı futbol konulu mobil oyun Soccer Stars'ı açar açmaz bir slot makinesi çıkıyor (altta).
Çevirdiğinizde kazandığınız oyun parasıyla daha çok maç yapabiliyor veya takımınızı güçlendirebiliyorsunuz. Elbette, bir süre sonra sürekli "indirimlerle" size gerçek para karşılığında daha çok oyun parası vermeyi vaadediyor. 
Giderek daha fazla bilgisayar oyununun (mobil oyunlardan değil, daha büyük yapımlardan bahsediyorum) ilk versiyonlarının son derece eksik olup birçok özelliği (yeni karakterler, yeni bölümler, hatta çok oyunculu oynama imkanı) ayrıca ücretli "DLC" olarak satmaya başlamalarının arkasında da bir tür slot makinesi mantığı var.
Ama asıl mesele, oyun bile olmadığı halde, kendi mekaniklerinin içine slot makinelerinin kurnaz prensiplerini yerleştiren app'lerde gizli...
İki yıl önce The Verge'de yayınlanan yazıda, "bağımlılık mühendisleri" ele alınıyordu.
Yazı şöyle başlıyordu: "Bağımlılık yaratıcı oyunu, slot makineleri mükemmelleştirdi. Şimdi teknoloji dünyası onların numaralarını kapmak istiyor."
Yazıyı okuyunca şu iddiayı ortaya atmak içimden gelmişti: Japonların bugünkü robot teknolojisinin kökeninde nasıl bu ülkenin mekanik kukla geleneği varsa, ABD'nin bugünkü Silikon Vadisi'nin başarısında da slot makineleri vardır. 
PSİKOLOJİK DENEYLER
19. yüzyılda ABD'de icat edilen slot makinesi, yine bu ülkede 1960'larda (tıpkı pinball yani tilt makineleri gibi) elektromekanik hale getirilince devrim başlamıştı.
Bu sayede slot makineleri şu özellikleri kazandı: Artık tek seferde çok sayıda jeton atılabiliyordu, makineler farklı seviyelerde ödül verebiliyordu, daha küçük ama daha sık ödül verilmesi mümkün olmuştu, ayrıca sadece aynı sırada değil çapraz kombinasyonlar yakalandığında da ödül verilebilir hale gelmişti.
Yeni tasarım sayesinde slot makinelerinde oyun süreleri uzadı, kumarhanelerde masa oyunlarının yerini slotlar almaya başladı çünkü onlar kumarhaneye hem daha çok para kazandırıyor hem de daha çok müşteri çekiyordu.
Ne tesadüftür ki yine 1960'larda, B.F. Skinner'ın yaptığı araştırmalarda davranışlarımızı şekillendiren temel psikolojik ilkeler keşfedilmiş ve hemen slot makinelerinin tasarımında kullanılmaya başlamıştır.
Aslında ünlü psikoloğun bizzat geliştirdiği, kendi adıyla anılan "Skinner kutusu" (altta) da bir tür slot makinesiydi.
Skinner ünlü deneyinde güvercinleri (bu deney farelerle de tekrarlandı) bir kutuya kapatmıştı. Güvercinler bir kola bastıklarında bir parça yemek kutuyla düşüyordu.
Skinner kolu değiştirdi, artık her basışta değil, bazen yemek düşüyor bazen düşmüyordu. Güvercinlerin, bu şekilde, bir kola gitgide daha fazla bastıkları görüldü.
Deney şunu ortaya çıkarmıştı: Çok az ödül verildiğinde hayvanlar kızıp kola basmaktan vazgeçiyordu. Fazla ödül verildiğindeyse kola daha seyrek basıyorlardı.
Böylece Skinner, kola en fazla defa basılmasını sağlamak için yemeğin tam olarak ne kadar sıklıkla düşmesi gerektiğini keşfetti. 
KASA HEP DAHA FAZLA KAZANIR
İngilizce akademik veritabanlarında "slot machine" ifadesini aradığımda bu konuda 600 bini aşkın makale yazıldığını gördüm.
Bugünkü slot makineleri, Skinner'ın kutusu gibi, insanları laboratuar hayvanları gibi belirli davranışlara yönlendiren bir biçimde çalışıyor.
Ödüllendirme algoritmasından, ödül kazanınca makineden çıkan ses ve müziklere dek her şey buna dahil.
Yani artık sadece "Kasanın hep kazandığı" bir dünyada değiliz. Aynı zamanda, "Kasanın giderek daha fazla kazandığı ama kaybedenlerin daha da iştahla oynadıkları" bir dünyadayız. 
(Elbette sınırlar da var: Bir yandan devletler kumarhanelerin algoritmalarını adil olması için sürekli denetliyor, bu yüzden oyunların ortalama yüzde 45'inde oyuncular kazanıyor. 
BÜYÜK VERİ KUMARHANEDE BAŞLADI
Şimdi bir de, tüm slot oyuncularının bütün oyun bilgilerinin (hangi makinede, ne kadar sıklıkla, kaç jeton attılar, ne kadar ödül aldılar) veri olarak saklanıp süreci daha da "mükemmelleştirmek" için kullanıldığını düşünün.
Büyük Veri çağından önce, 1985'te Las Vegas'taki Hanna's kumarhanesi tam olarak bunu yapmış. Kumarhanenin tasarımı olan "Total Rewards" adlı delikli kartlarda bu veriler tutuluyor ve müşterilerin profilini çıkarmak amacıyla değerlendiriliyordu.
1990'da dijitalleştirilen bu sistem bugün bütün kumarhane sektörünün temelini oluşturuyor. Caesar's kumarhanelerinin elindeki oyuncu verilerine 1 milyar dolar değer biçiliyor.
Hanna's eski CEO'su Gary Loveman, "Tüketici ürünü tasarlayan bütün şirketler bize imreniyor" diyor, ellerindeki veri havuzuyla övünerek...
Ama bu şirketler imrenmekle kalmıyorlar --ki bu noktada bahsettiğim gelişmeye geliyoruz: Slot makinesi kurnazlıklarının kumarhane dışındaki ürünlere de yayılması.
Davranışları yönlendirmeyi amaçlayan oyunlaştırma uygulamaları kullanan her şirket bu işin içinde.
Sadakat programları uygulayan süpermarketler, bankalar (kartta puan biriktirme, ek indirim, bonus vs.) ve diğerleri uzun süredir bu sürece bir noktasından değiyordu ama asıl çığır, bilhassa son 5 yıldır dijital ürünlerde açılıyor.
Facebook veya YouTube "bağımlılığından" bahsetmiyorum. Elbette bu şirketler de kullanıcının kendi platformlarında geçirdiği süreyi artırmak için farklı yollar deniyor. Ama özünde bunlar birer platform ve biz başkalarının (arkadaşlarımız, takip ettiğimiz kanallar vb.) yaptıklarına erişebilmek için bu platformları kullanıyoruz.
Asıl kast ettiğim, örneğin Uber gibi uygulamaların slot makinesi mantığıyla çalışmaya başlaması...
Uber, sisteme giren sürücülerin para kazanma iştahını, slot makineleri gibi kullanıyor. Bunu söyleyen, forumlarda tartışan Uber sürücüsü, söz konusu app'in arayüzünden tutun da şirketten size gelen bildirimlere dek tüm sistemin slot makinesi gibi bağımlılık yaratmak üzere tasarlandığını savunuyor.
New York Times'da da "Uber'in sürücüleri tuşlara basmaya teşvik eden psikolojik numaralar kullanmasını" inceleyen bir haber yayınlanmıştı
'LUDOKAPİTALİZM' VE MEDYA
Cep telefonunuza gelen bildirimlere, applerinizin arayüzlerine bir de bu gözle bakarsanız bu etkileri fark edeceksiniz. Tinder'daki sağa veya sola sürükleme hareketinde bile slot psikolojisinin izlerini bulabilirsiniz.
Kimilerinin "ludokapitalizm" (oyunsal kapitalizm) dediği yeni düzende şirketler alışkanlık yaratan ürünler tasarlamak için her aracı kullanıyor.
Google kurucusu Larry Page, diş fırçası gibi günde en az iki kez kullanmaktan kendinizi alamadığınız, hayatınızın parçası olan ürünler tasarlamanın ideal olduğunu söylüyor
Peki ya medya bu sürecin neresinde?
Bu konularda iki kitap öneririm: Ürünlerin nasıl alışkanlık yaptığını inceleyen Nir Eyal'den "Hooked" ve bazı şeylerin nasıl daha çok yayıldığını, viral olduğunu ve insanlar tarafından neden tutulduğunu ele alan Jonah Berger'den "Contagious." 
Nir Eyal şöyle diyor: "Her içerik ilginç kılınmak zorundadır. Bir yazar olarak hikayenizin içine değişken ödüller sokarsınız. Angaje olduğumuz her şey, her içerik parçası, ilginç olmak üzere mühendisliğe tâbi tutulmuştur. Filmler, kitaplar veya yazdığın makale, hiçbiri gerçek hayat değildir. Bir cümleden diğerine gizemli bir şekilde, bilinmezin içinden bizi çekmek üzere üretilmişlerdir. Birer slot makinesidirler." 
 
Yeni medyadan 7 taze haber, 7 mühim konu
1) eMarketer'ın tahminine göre Amazon, 2019 itibariyle, Google ve Facebook'un ardından en büyük üçüncü reklam ağı olacak. Bu durumun medya için de önemli sonuçları olması muhtemel. Şirket geçen yıl reklam işinden 1.4 milyar dolar gelir elde etmişti.
2) Araştırma ve danışmanlık firması Gartner, 2 binden fazla teknolojiyi inceleyerek, farklı sektörlerde hangi yeni teknolojiden ne kadar büyük beklenti olduğunu ortaya koydu (altta). Sırasıyla; inovasyon-abartılı beklenti-hayal kırıklığı-aydınlanma ve üretkenlik aşamalarından geçen tüm teknolojiler içinde üretkenlik safhasına en yakın olanı sanal gerçeklik. Bununla birlikte her yeri kapsayan yapay zeka uygulamaları ile Blockchain'den kuantum bilgisayarlara dek geniş bir yelpazedeki yeni dijital platformlar öne çıkıyor.
 
3) Apple, "Game of Thrones" ayarında 10 televizyon şovu yapmak üzere Hollywood'a bir milyar dolarlık bir çekle gidiyor
4) Bu arada Netflix'in yıllık içerik bütçesinin 6 milyar dolar olduğu açıklandı (HBO ise 2 milyar dolar).
5) Facebook aldatıcı başlıklardan sonra, fotoğrafların üstüne eklenen video oynatma buttonuna da savaş açtı. Artık video gerçekten FB üzerinde oynamıyor, video ikonu görüldüğü halde tıklamak gerekiyorsa (altta) bu postlar akışlara eskisi kadar sık düşmüyor.  
6) King Digital, mobil oyunlarda yeni bir reklam formatı denemeye başladı. Wall Street Journal'a konuşan analistlere göre uzmanlar 2019'a kadar bu formattan 1 milyar dolarlık bir gelir akışı bekliyor.
7) Microsoft, sohbet konuşmalarını anlama sisteminin hata oranının yüzde 5,1’e kadar düştüğünü açıkladı.
Yazının devamı...

Habercinin parayla işi olur mu? Gazeteler fabrika mıdır?

16 Ağustos 2017

19. yüzyılın sonunda yaptıkları iki buluşla bir avuç insan, modern gazeteciliğin temelini atmıştı:

Gazetelerin seri basımına imkan sağlayan linotipi geliştiren Alman asıllı mucit Ottmar Mergenthaler (üstte)...

Ve sayfaların bir bölümüne koydukları reklamlardan gelen gelirle gazete genelindeki haberlerin üretim, basım ve dağıtım masraflarını çıkarıp üstüne giderek artan bir kar elde etmeyi başaran ABD'li yayıncılar Adolph Ochs, Joseph Pulitzer ile William Randolph Hearst...

Linotip, gazeteciliğin kitlesel üretim ve dağıtım sorununu; modern reklamcılık ise finansman sorununu çözmüştü.

Osmanlı döneminde Türkiye'de gazeteciliğin sağlıklı bir biçimde gelişememesinde okur-yazarlığın düşük olması ve baskıcı siyasi uygulamalar kadar, finansman sorunu da başat bir rol oynamıştı: Gazeteler kendilerini finanse edebilmek için ya Bab-ı Ali'nin veya çeşitli politik ajandaları uygulamak üzere onları geçici sürelerle destekleyen zengin hâmilerin eline bakıyordu.

Yeni teknolojiler bugün

Yazının devamı...

Röportajın tam metnini yayımlamamak sansür müdür

9 Ağustos 2017

Konu özetle şöyle:

ABD'nin en saygın ve en çok satan gazetelerinden Wall Street Journal'ın (WSJ) Genel Yayın Yönetmeni Gerard Baker, 25 Temmuz'da Beyaz Saray'da Başkan Donald Trump ile 45 dakika süren yüz yüze bir röportaj yaptı.

Trump'ın birçok konuda eleştirilerin hedefi olduğu, medya ile ilişkilerinin kriz yaşadığı bir dönemde WSJ'nin bu röportajı haberleştirme şekli eleştirildi.

ÇünkÜ WSJ'nin metni, örneğin "orta sınıfın vergilerini düşüreceği" gibi ifadelerle başladığından, Trump'ı kamuoyuna oldukça "şirin" sunuyordu.

Dahası, Trump'ın gündemini onun ağzından aktarıyor, Başkan'ın kamuoyunda tartışılmasını tercih etmediği konularda eleştirel, zorlayıcı sorular sorulmuyordu.

Röportajın tam metninin yayınlanmaması ABD medya çevrelerinde WSJ'nin eleştirilmesine neden oldu.

Sonuçta, New York Times ve Washington Post'un Trump Yönetimi'ni didik didik eden özel haberleriyle öne çıktığı bir dönemde WSJ bir süredir "yandaşlaşmakla" suçlanıyordu.

WSJ Genel Yayın Yönetmeni Gerard Baker'ın, gazetesinin geniş bir Beyaz Saray muhabir kadrosu varken Trump ile röportajı

Yazının devamı...

Fatih Terim'in gizli videosu

2 Ağustos 2017

 

Başlığı okuyunca Fatih Terim'in Türkiye Futbol Direktörlüğü'nden kovulmasına neden olan Alaçatı'daki kebapçı basma olayının "gizlenen" görüntülerini yayınlayacağımı düşünüp tıklamış olabilirsiniz.

Elimde böyle bir görüntü yok ama size en az o görüntüler kadar ilginç bir beyin jimnastiği yapmayı öneriyorum.

Varsayalım ki elimde böyle bir görüntü var ve bu görüntü Fatih Terim'in kebapçıyı bıçkın bir Adana delikanlısı gibi basışı ile kebapçıdan apar topar çıkıp hızla ortadan kaybolması arasındaki dakikalar görülüyor.

Yani gerçekten de elimizde olan, her yerde yayınlanan o güvenlik kamerası görüntülerinin arasındaki sürede, kebapçının içerisinde neler yaşandığını gözler önüne seren bir video olsun bu...

Yine varsayalım ki Fatih Terim, kebapçının mutfağında çekilen ve günlerdir "saklanan" bu görüntülerde "meşhur Selahattin" tarafından epey hırpalanıyor, sonunda kendisini dışarı atabiliyor.

Böyle bir görüntü, kuşkusuz çok izlenir, tartışılır, paylaşılırdı.

Eminim Türk medyasında pek az isim yayınlamadan önce bu görüntünün

Yazının devamı...

Haber okumayana gözaltı, yazana tutuklama 

26 Temmuz 2017
 
Önce üstünde "HERO" (İngilizcede 'kahraman') yazan tişörtler giyen çok sayıda vatandaş gözaltına alındı...
 
Bu vatandaşların birçoğu, bu tişörtü bir FETÖ sanığının da giydiğini bilmediklerini, çünkü son günlerde haberleri takip etmedikleri yönünde savunma yaptı.
 
Yani haber okumamak ve dolayısıyla güncel gelişmeler konusunda bilgi edinmemek, bu vatandaşların gözaltına alınmasına neden oldu.
 
 
Ardından, önceki gün başlayan Cumhuriyet davasını gördük.
 
Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Murat Sabuncu gibi yıllarını gazeteciliğe vermiş isimlerin aylardır tutuklu oldukları dava...
 
İddianamede delil diye gösterilen haberlere, tweetlere bakınca, vicdanlı herkesin bunun "eleştirel gazeteciliğin yargılandığı bir dava" olduğunu hemen söyleyebileceği bir dava bu...
 
Kısacası, Türkiye'de haber okumadığınız için de, haber yazdığınız için de hapsedilebiliyorsunuz -ki bu tutarsız bir durum:
 
Özgürlüğünüz pahasına sizden haberleri takip etmenizi bekleyen devlet, o haberleri yazmayı meslek edinmiş kimseleri gerçekleri bildirdikleri için özgürlüklerinden mahrum bırakabiliyor.
 
İşte, basın özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı, bu yüzden demokrasinin olmazsa olmazı...
 
 
Çizim: Tarık Tolunay
 
 
Kadri Gürsel bu yüzden 9 ay sonra nihayet yapabildiği savunmasında, "Bağımsız, sorgulayıcı, eleştirel bir gazeteci olduğum için karşınızdayım" dedi mahkeme heyetine...
 
Murat Sabuncu da dünkü savunmasına "Bu dava bütün gazetecilere bir gözdağı davasıdır. Türkiye'de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmaktır" diye başladı.
 
Ahmet Şık'ın ise savunmasını bugün yapması bekleniyor. Eminim o da bir kez daha basın özgürlüğü dersi verecektir, yıllardır hem üniversitede hem gazete sütunlarında yaptığı gibi...
 
Biliyorum, çünkü Ahmet Şık yargıya sızmış FETÖ'cülerce 2011'de Oda TV davasında yargılanırken yine Çağlayan'da, 13. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda verdiği basın özgürlüğü dersini izlemiştim.
 
O günlerde, FETÖ konusunda televizyon ekranlarında iktidarı ve toplumu uyaran Kadri Gürsel ile birlikte, Nedim Şener'i Silivri Cezaevinde ziyaret edebilmek için Adalet Bakanlığı ile yazışıyorduk.
 
 
Bu insanların hepsinin, daha iyi bir demokrasi için ellerini taşın altına sokan, cesur, idealist gazeteciler olduğuna şahidim.
 
Çünkü biliyorlar ki, demokrasi için hiçbir şey, bilgi sahibi bir seçmen kitlesinden daha önemli değildir.
 
Seçmenlerin bilgilendirilmesi için ise haberler kritik önemdedir.
 
'Haber'in TDK sözlüğündeki anlamı şu: "Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi."
 
Bence bu tanımda bir eksiklik var, o da zaman ve bağlam; çünkü olay ve olgular hakkındaki her bilgi "haber" değildir.
 
Haber, 'belirli bir bağlamda sunulan vakitli bilgi'dir. Örneğin eski bir olay ve olguyla ilgili olsa bile yeni ortaya çıkmış bir bilgi, anlamlı bir bağlam içinde sunulduğunda haber haline gelir.
 
Haberleri takip ederek, vakitli ve bağlamında bir sürekli bilgilendirme sürecinin parçası oluruz.
 
Evrensel gazetecilik kuralları, haberlerin nesnelliğini ve tarafsızlığını garanti altına almak için, demokratikleşen toplumlarca tarihsel süreç boyunca şekillendirilmiştir.
 
Habercilik eskiden tek yönlü bir süreç iken (gazeteci ile okur arasında) bugünkü etkileşim araçları sayesinde çift yönlü hale gelmiştir.
 
Örneğin geçen hafta İstanbul'u seller bastığında milyonlarca okur sabahtan hürriyet.com.tr'ye adeta akın etti ve muhabirlerimizin derlediği güncel bilgilerden (şehrin farklı noktalarında son duruma dair görseller, uzman görüşleri, günün ilerleyen saatlerine dair bilimsel öngörüler vb.) haberdar oldu.
 
Öğlen olduğunda, #HalkınHürriyeti Whatsapp hattımıza okurlardan yüzlerce video gelmişti. O gün bu videolardan yapılan derlemeyi de 2.5 milyon kişi izledi. Haber sürecinin çift taraflı hale geldiğine dair güzel bir örnek bu...
 
 
 
Habercilik seçmenlerin bilgilendirilmesi açısından her zaman önemliydi, ama internetle birlikte etkisi bugün örgün eğitimin bile önüne geçmiş durumda.
 
İşte bu açıdan medyanın, bir demokrasi olarak kalmak istiyorsak basın özgürlüğüyle tüm vatandaşları bilgilendirebilmesi, bunu yaparken gazetecilerin hapsedilme korkusu yaşamaması kritik önemde.
 
Çünkü "HERO" tişörtünden İstanbul yağmurlarına dek hayatımızı doğrudan etkileyen her güncel konuda bilgi edinmek için Türkiye'nin en önemli destinasyonu, okul kitapları veya YouTube kanalları değil, Hürriyet gibi bu işi on yıllardır evrensel gazetecilik kurallarına bağlı kalmaya çalışarak yapagelen az sayıdaki güvenilir kaynak...
 
Alain de Botton'un "News: A User's Manual" (Haberler: Bir Kullanıcı Rehberi) adlı eserinde belirttiği gibi:
 
"Eğitimle ilgili tüm konuşulanlara bakılırsa modern toplumlar, kendi bireylerinin eğitilmesinde açık ara en büyük etkiye sahip olan yöntemi yeterince irdelemiyorlar. Okul sınıflarında ne olursa olsun, daha kudretli ve sürekli bir eğitim, ekranlarımızda gerçekleşiyor. Sadece ilk 18 yılımızda sınıflara doluşan bizler, hayatlarımızın geri kalanını, herhangi akademik kurumdan çok daha fazla nüfuza sahip haber kuruluşlarının öğretmenliğinde geçiriyoruz. Resmi eğitimimiz bittiğinde, haberler bizim öğretmenimiz oluyor. Kamusal hayatın tonunu belirleyen, kendi duvarlarımızın ötesindeki toplumun izlenimlerini şekillendiren tek ciddi güç, haberler. Siyasi ve toplumsal gerçekliği haberler yaratıyor. Devrimcilerin pek iyi bildiği gibi, bir ülkenin zihniyetini değiştirmek isterseniz tanklarınızı sanat galerilerine, milli eğitim bakanlığına veya ünlü roman yazarlarının evlerine değil, siyasi teşekkülün sinir sistemi olan haber merkezlerine sürersiniz."
 
Bugün artık sanık sandalyesinde oturdukları mahkemelerde adeta insan aklıyla dalga geçen FETÖ'nün darbeci askerleri, 15 Temmuz'da hürriyet.com.tr ve CNN Türk'ü basıp yayınımızı kesmeye bu yüzden kalkışmamış mıydı?
 
Bu nedenle, demokrasimizin ve ülkemizin ilerlemesini sağlamasının tek yolu, gazetecileri özgürleştirmek ve bilginin serbest dolaşımına imkan sağlayan bir hukuk devletini sağlamlaştırmaktır.
 
Gazetecilerin yazdığı kitapları basılmadan toplatan, hiçbir zaman evrensel gazetecilik kuralları uygulamamış kendi yandaş medyasını ahlaksız algı operasyonları için kullanan, deliller uydurup hakikati hapseden FETÖ ile ancak bu şekilde etkin mücadele edebiliriz.
 
FETÖ ile mücadelede ciddi olan bir devlet, Kadri Gürsel ve Ahmet Şık gibi gazetecileri sanık sandalyesine oturtmak yerine, FETÖ davalarında bilirkişi yapar. 
 
 
Yeni medyadan 4 taze haber, 4 mühim konu
 
* Facebook'un haber ortaklıkları yöneticisi Campbell Brown, bir haber abonelik sisteminin Ekim'den itibaren test edilmeye başlayacağını açıkladı.
 
* Yeni medyanın yarattığı platformlar, içeriği değersizleştirebiliyor. Platform sahiplerinin tamamının üzerinde durması gereken bir konu bu... Google'ın spam niteliğindeki SEO içerikleriyle mücadelesi gibi, bugünlerde müzik akış servislerinin de başı kötü niyetli veya fırsatçı içeriklerle belada... Bir şarkı popüler olduğunda o şarkıyla aynı ada sahip yüzlerce farklı şarkı peyda oluyor kısa sürede... İşte bu "değersizleşme" süreciyle ilgili güzel bir yazı.
 
comScore araştırmasına göre Y kuşağının reklama sabrı 5-6 saniye...
 
* Eskiden bir dükkan kapansa da siz oradan alacağınızı alıp evinize koyduysanız uzun vadede pek de zararınız olmazdı. Dijital servislerin en kötü yanı, sahip olduğunuz birçok şeyi bulutta tutması. Bu yüzden bir gün fişi çekip giderlerse her şeyiniz de onlarla beraber gidebilir (Google'ın aniden kapanıp Gmail'deki e-postalarınız dahil herşeyinizi sildiğinizi düşünün). Reddit kullanıcısı 'makemakemake' SoundCloud'ın 50 gün içinde kapanacağı iddialarının ardından bütün siteyi bir hafta sonunda indirdiğini söylüyor.
Yazının devamı...

Ya şirketler de erişim engellemesi yaparsa?

19 Temmuz 2017

Dijital platformların, hakim oldukları alanlarda kendi çıkarları lehine manipülasyon yapması (AB'nin Google'a verdiği ceza) yahut üçüncü tarafların yaptığı manipülasyonu engellememesi ve hatta teşvik etmesi (Facebook'da yalan haberlerin yayılması sorunu) tartışılıyor.

Teknolojik tekelleşmeye ve oligopolleşmeye dair bundan daha eski ve en az bunlar kadar önemli olan bir diğer tartışma konusu olan "ağ tarafsızlığı" ise bir kez daha gündeme geldi.

Ağ tarafsızlığı, hizmet sağlayıcısı altyapı şirketlerinin tüm internet sitelerine eşit davranması anlamına geliyor.

Yani örneğin bir şirket, fiber optik kablo altyapısını tekelinde bulundursa bile, "Ben şu siteye daha az trafik göndereceğim" veya "O sitenin trafiği arttığı zaman müşterilerden ekstra ücret talep ederim" gibi ayrımcı uygulamalar yapamıyor.

Peki 2003'te sözlüklere giren "ağ tarafsızlığı" meselesi neden tekrar gündeme geldi?

Çünkü geçen hafta ABD Federal İletişim Komisyonu Başkanı Ajit Pai, eski başkan Barack Obama döneminde ağ tarafsızlığını kanunen garanti altına almak için yapılan yasal düzenlemelerin geri alınabileceği sinyalini verdi.

Obama, vatandaşların internet erişimini, yasal ifadesiyle "ortak taşıyıcı" diye sınıflandıran bir düzenleme yapmıştı.

Böylece ABD'de tıpkı elektrik, su ve doğalgaz kullanımında olduğu gibi, altyapı şirketleri de

Yazının devamı...

Sosyal medyada sahte hesap açanlar dikkat

12 Temmuz 2017

Dünyanın en güçlü ve en ünlü emniyet genel müdürleri herhalde Amerikan Federal İstihbarat Dairesi (FBI) başkanlarıdır...

Hillary Clinton'ın e-posta skandalına açtığı soruşturma ve açıklamalarıyla Donald Trump'ın başkanlığı kazanmasında pay sahibi olan, ama Trump'ı da soruşturmaya kalkınca FBI Başkanlığından kovulan James Comey de böyle bir isimdi.

Comey'nin görevden alınışıyla ilgili binlerce haber yapıldı. Başkan Trump'ın Comey'i kovmasından bir süre önce çıkan bir başka haber ise gözden kaçtı.

Bu haber internetin doğası gereği kimsenin kolay kolay gizlenemediğini gösteriyordu. İşte 5 maddede o ilginç araştırma:

1) İlk ipucu: Konuşmasındaki birkaç kelime

James Corney, hala FBI Direktörü olarak görev yaptığı 29 Mart'ta katıldığı bir panelde Twitter'a yeni üye olduğunu, Instagram'da da 9 takipçisi bulunduğunu söyledi. 

<blockquote class="twitter-tweet" data-lang="en"><p lang="en" dir="ltr">Fun fact: <a href="https://twitter.com/hashtag/FBI?src=hash">#FBI</a> director James <a href="https://twitter.com/hashtag/Comey?src=hash">#Comey</a> is on twitter &amp; apparently on Instagram with nine followers. <a href="https://t.co/lDIFirzVeh">pic.twitter.com/lDIFirzVeh</a></p>&mdash; Kevin Rincon (@KevRincon) <a href="https://twitter.com/KevRincon/status/847285153801969664">March 30, 2017</a></blockquote>

Yazının devamı...

Google’a cezadan bize ne... demeyin

28 Haziran 2017

 

1- Soruşturma nasıl başladı?

Google’ın Avrupa ve ABD’deki rakiplerinin ilettiği bir dizi şikayet üzerine Avrupa Komisyonu Kasım 2010’da arama devine karşı söz konusu soruşturmayı başlatmıştı. Google’ın yazılı savunmasını yeterli bulmayan ve verdiği taahhütleri yerine getirmediğine hükmeden komisyon, Nisan 2015 ve Temmuz 2016’da ön görüşlerini hazırladı. Google bu ön görüşlere karşı sözlü savunma hakkını kullanmadı. Avrupa Komisyonu dün nihai kararını açıkladı ve tarihindeki en ağır cezayı Google’a kesti. Komisyon, ticari sır niteliğinde bilgiler içeren tam raporunu Google’dan izin almadığı için henüz yayınlamadı (dosyanın tamamını bir kişi okusa 17 bin yıl sürüyor!), fakat karara dair özet bilgi yazısı da epey doyurucu.

2- Bu cezanın sebebi ne?

Bilgi yazısında cezanın nedeni olarak Google’ın, “AB’nin antitröst yasalarını ihlal etmesi” gösteriliyor. “Tröst” kavramı TDK sözlüğünde “tekelci sermayedarlığa dayanan ortaklıklar birliği” diye tanımlanıyor. Komisyonun raporuna göre Google, “internet arama piyasasındaki hakim konumunu kötüye kullanıp ‘karşılaştırmalı alışveriş piyasasında’ rekabeti boğmaya çalışıyor.” Yani bir ürününün (Google arama motoru) sahip olduğu pazar hakimiyetini, bir başka ürününün (Google Shopping adlı fiyat karşılaştırma motoru) lehine “yasadışı bir avantaj” olarak kullanıyor.

3- Yani Google tam olarak ne yapıyormuş?

Yazının devamı...