"Hulki İlgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hulki İlgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Hulki İlgün

Nane şekeri

19 Ağustos 2012

Şimdiye kadar çoğunluk Fenerbahçe’nin sözüm ona ‘Fener düşmanı’ diye tanımladığı kalemşörlerin, “Yok, şu oyuncu şöyle oynamış, yok bu oyuncu böyle oynamış, hakem bilmem neler yapmış neler, maydanozlu köfteler” gibi safsatalarına çok kızardım. Ama kimseler kusura bakmasın, Şeker Bayramı’nın bu maçtaki tadı, bana aynen misafirlikte Madlen çikolata beklerken sunulan, nane şekerinin tadını verdi. Vallahi ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Ancak sen, maçın büyük bir bölümünde 10 kişi kalan rakibine bir gol daha atamıyorsan, bu nasıl Fenerbahçe kardeşler? Şimdi sırada, Spartak deplasmanı var. Allah, Fenerbahçe’nin yolunu açık etsin.

Yazının devamı...

F.Bahçe destanı

23 Mayıs 2011
Hem de öyle böyle değil, yaklaşık 60 yıllık kongre ve Yüksek Divan üyesi “ALTIN KOKARTLI” Fenerbahçeliyim. Damarımda stent, kalbimde pille yaşantımı Fenerbahçe sevgisi ve aşkıyla sürdürüyorum. Kazanılan son şampiyonluk, emin olun, ömrüme ömür kattı.
Şu an yine yaklaşık 50 yıl emek verdiğim gazetem HÜRRİYET’ime böylesine özel bir günde “ŞAMPİYONLUK DESTANI” yazmanın heyecanını yaşıyorum.
Bu destan öyle bir destan ki, kazanılan şampiyonluk sadece futbol adına olsa canım kurban.
Oysa Fenerbahçe bir futbol kulübü değil, neredeyse sporun her dalında hizmet veren bir spor kulübü olduğu için ve bu yıl neredeyse sporun her dalında şampiyonluklar kazandığı için şanlı-şerefli tarihine yepyeni bir altın damga vurmanın mutluluğunu yaşamaktadır.
Bu nedenle, ne mutlu başta Sayın Başkan Aziz Yıldırım olmak üzere hepsi birbirinden değerli yöneticilere...
Ne mutlu yine başta Aykut Kocaman olmak üzere hepsi birbirinden değerli teknik kadroya.
Ne mutlu yine başta “Büyük Kaptan” Alex olmak üzere, yerlisiyle, yabancısıyla hepsi birbirinden değerli sporculara...Ve de ne mutlu asırlık geçmişinde sayısız şampiyonluklar kazanıp, Fenerbahçelerine gönül veren Fenerbahçeli taraftarlara...
Yazının devamı...

Şanslar kaçıyor

26 Eylül 2001
Galatasaray maçına da böyle yapıp, yine yenilince herhalde kendi kendine ‘‘Arkadaş, öyle de yapsam, böyle de yapsam, kazanamadığıma göre öyle bir iş yapayım ki, herkese parmak ısırttırıp, Fenerbahçe'yi mi eleştiriyorsunuz?.. Alın o halde size santrforsuz, sistem ve taktikten yoksun bir takım sunuyorum. Hayrını görün’’ dedi.

Şaka veya fantazi yapmıyorum.. Sizlere Fransa'nın Lyon takımı karşısında, kendi sahasında Şampiyonlar Ligi maçı yapan Fenerbahçe'nin ilk yarı özetini anlatıyorum..

Bütün bu olumsuzluklara direnen tek isim olan kaleci Rüştü, yine birşeyler yapmanın gayreti içinde.. Çifte Mirkoviçler, Mustafa Doğan, Ogün, Lazetiç, Abdullah, Ali Güneş ve Johnson'dan kurulu bir defans.. Yani kendi sahasında maçı kazanmak için değil, sanki mağlup olmamak için mücadele veren korkak bir Fenerbahçe düzeni..

MAHALLE FUTBOLU

Gol yollarının sağında ve solunda da son haftaların kondisyon ve taktik kurbanları Revivo ile Rapaiç.. Oyunun taktiği mahalle futbolu. Sistem de çorba sistemi.. Ne bir isabetli pas, ne bir verkaç, ne pres, ne de gol pozisyonunu bir yana koyun, rakip onsekize bile giremeyen bir Fenerbahçe..

Peki koskoca Fenerbahçe böyleydi de, Lyon nasıl oynadı, diyorsunuz değil mi? Onlar da baktılar ki, dünyada futbolla ilgisi olmayan böylesine bir orta oyunu oynanınca, onlar da Fenerbahçe'ye uydular... Üstüne üstlük maçın Belçikalı hakemi de onların koluna girince Fenerbahçe'yi kendi saha ve seyircisi önünde son dakikada attıkları golle mağlup ettiler.

F.Bahçe, Şampiyonlar Ligi'nde ikinci tura yükselmeyi bir yana bırakın, üçüncülük şansını, dolayısıyla UEFA Kupası'na katılma şansını bile mucizelere bıraktı.. Yazık, çok yazık...

Yazının devamı...

Fener’i tanıyamadım

20 Ağustos 2001
Rüştü'nün sürpriz sakatlığı sonucu kale Oğuz'a teslim edilince, defans ve orta sahada bir uyumsuzluk göze çarptı. Özellikle ilk yarıda aksayan orta sahada Johnson'un defansa dönük oyununa Ceyhun ve Lazetiç'in bozuk günlerinde oluşları eklenince, Fener defansı ile forveti arasında büyük bir boşluk doğdu.

Bundan istifade eden İstanbulspor, bir yanda sağlam defansını çakılı olarak 18'ine kilitleyip, öte yanda tatlı sert oyunuyla Fenerbahçe'yi şaşkına çevirdi. Sarı lacivertliler bu bozuk oyun düzeni ve telaş içinde şuursuzca yüklendikleri sırada İstanbulspor defansının çıkardığı bir top sonucunda Saido'nun golü geldi.

EVDEKİ BULGUR

Denizli,
oyunun ikinci yarısında Johnson ve Oktay'ın yerine önce Ogün ve Andersson'u daha sonra da Ceyhun'un yerine Yusuf'u sahaya sürdü. Ancak takım olarak çarşamba günkü Glasgow maçına kilitlenmiş olan F.Bahçe onbiri, ikinci yarıda kötü futbollarını daha da bozuk bir oyun düzeninde sürdürdü. Soldan Abdullah'ın, sağdan Lazetiç'in yaptığı şuursuz ortalara, Andersson'un pasif ve tesirsiz oyunu da eklenince Fenerbahçe adeta Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olup, çok değerli 3 puanı rakibine armağan etti.

Sarı lacivertli takımı dün tanımakta güçlük çektim.

Evet, Fenerbahçe 1-0 mağlup oldu. Ancak eğer kaleci Oğuz'un çabaları olmasa Kanarya son yılların en farklı yenilgisini de alabilirdi.

Maçın hakemi oyunun genelinde iyi görünse de, son dakikada Oğuz'un ceza sahası dışında topu eliyle kurtarmasına kırmızı kart göstermedi. Bu hakemin en büyük hatasıydı.

Yazının devamı...

Rüştü’nün koruyucu meleği

18 Ağustos 2001
İşte İstanbul'da Hilmi Hoşkan'dan gelen faks, Rüştü'nün bu sihirli gücü nereden aldığını, en samimi ve duygulu satırlarda açıklıyor. Aynen iletiyorum.

‘‘Ben Hilmi Hoşkan. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün A-5476 sayılı kongre üyesiyim. Öncelikle sizinle paylaşmak istediğim bir konum var.

Oğlum Emincan Hoşkan 8 yaşındadır. Fanatik Fenerbahçe ve Rüştü hayranıdır. Ne yazık ki 2,5 yıl önce Lösemi illetine tutuldu. Tedavi sırasında Rüştü ile tanışmak istedi ve tanıştı.

O günden itibaren cep telefonundan mesajlaştılar. Bu Emincan'a öyle moral oldu ki, kan değerleri bir anda olumlu yönde gelişiverdi.

Hele bu yıl takımı ziyaret edip Mustafa hocasıyla da tanışınca, keyfine diyecek yoktu.

Rüştü (takım şampiyon olsun eldivenlerim senin) dedi. Bizimki de havalarda. Takımda şampiyon oldu, eldivenler de Emincan'a.

Bu sırrı paylaşmamın nedeni, Rüştü içindi. Rüştü, insan gibi insan, son yıllarda göremediğimiz insanlardan.

Ama bu yazımın ikinci nedeni, oğlum. Sebebi de son zamanlarda Rüştü'ye fazla yükleniyorlar. Emincan (Bilsinler diyor, takım arkadaşını korumak, aslında takım olmaktır. Nasıl olsa sonunda şampiyon oluruz. Baba sende benim için yaz, takım arkadaşımı (Rüştü) KORUYACAĞIM.

Kusura bakmayın bunları yazdığım için. Oğluma söz verdim.

Saygılarımla HİLMİ HOŞKAN


Fener’i, Fenerliler sevsin

Yani bu taraftarlar da yok mu, vallahi bir ömür. Kendilerini ‘‘Bileğimizi kesseniz, kanımız sarı lacivert akar’’ diye tanıtan bir grup Fenerbahçe'li ‘‘Fenerbahçe'mizi sadece Fenerbahçe'li eleştirmenler eleştirsin. Bizim başka takım taraftarı olup, Fenerbahçe'mizi seviyormuş gibi eleştirme numarası yapanlara ihtiyacımız yok. Biz Fenerbahçe'liler birbirimizi tanır ve severiz. Kimselerin yandaş gibi görünüp, aslında iğneli olan eleştirilerini yiyip yutmuyoruz.’’ diyorlar.

Demesine diyorlar da, benim bütün ısrarıma rağmen bu kalemlerin kimlere ait olduğunu söylemiyorlar. Taraftar bu, aralarında öyle şeytanlar var ki, bana bile ser verip, sır vermiyorlar.

TOKAT!

Avrupa Basketbol Şampiyonası'na hazırlanan Milli Takımı'mıza İtalya ve Yugoslavya yenilgilerinden sonra çeşitli eleştiriler geldi.

Hepsinin ortak derdi şöyle ‘‘ Basketbolumuz tarihinin en görkemli dönemini yaşıyor. Evlatlarımız Türkiye'mizin dışında, sırasıyla Yunanistan, Amerika, İsrail ve Rusya liglerinde de mücadele ediyor. Avrupa Şampiyon'luğu arefesinde herşey çok güzel ama, önce İtalya, sonra Yugoslavya karşısında alınan mağlubiyetleri beğenmedik.

Yenilmeyi kabul etmiyoruz. Basketbolcularımızdan Şampiyonluk bekliyoruz. Haksız mıyız?..

Arkadaşlar, yenilgiler, şampiyonluk arefesinde takımımıza iyi birer tokat olmuştur. Ayılıp kendine gelenler, Avrupa Şampiyonu olarak bunun cevabını hepimize vereceklerdir. Hiç kuşkum yok.


SKANDAL

Milli maçın TV'lerden naklen verilmemesi üzerine taraftarlar telefonumu adeta kitlediler.

Aralarında Diyarbakır'dan Abdülcabbar Vatansever'in sözleri çok özlü ve anlamlıydı.

‘‘Takımlarımızın hazırlık maçlarını kapış kapış veren TV. ciler, bizleri milli maçımızdan mahrum ettiler. Utanıp sıkılmadılar mı? Acaba kimlere, nasıl hesap verecekler? Sebebi nedir Hulki kardeş?

Tek sebebi para kardeşler, para. Devir Dervişdevriya, katlanacağız ne yapalım. Hepinizin duygularını kutluyorum.

Cimbom’un derdi para

Ankara Çankaya'dan Ümit Işık ve arkadaşları telefonda uzun uzun dertlerini döktüler.

‘‘Yıllardır şampiyonluklardan şampiyonluklara koştuk. En büyük kupaların sahibi olduk. Eleştirildik, yetmedi, yönetimi değiştirdik. Yine yetmedi, eleştiri üstüne eleştiri. İllallah bu eleştirilerden.

Tek derdimiz de para. Oysa takımımızdan memnunuz. Sakatlar ve cezalılar bir araya gelse, vallahi canavar gibi. İtalya Şampiyonu Roma'yı Berlin'de, hem de yedeklerimizle nasıl elimizden kaçırdığımızı gördünüz. Lucescu da görevini yapıyor ama ille de o para. Ne belaymış bu para.

Peki paramız pulumuz yok diyorlar, Şampiyonlar Ligi'ne Galatasaray'ımız değil de, Topkapı Sarayı mı gidiyor? İnsaf be bu eleştirilere ağabeyimiz. Vallahi hırsımızdan ağlıyoruz’’
dediler.

Bana göre Sezen Aksu'nun ‘‘Sen ağlama dayanamam’’ şarkısı sanki bu arkadaşlar için bestelenmiş. Lig uzun bir maraton. Şampiyonlar Ligi'nde de finallere yürümek büyük şeref arkadaşlar. ‘‘Para para’’ diyorsunuz ama, Cimbom'umuz bu şerefleri parayla elde etmedi. Cimbom'un bugün için parası yok ama, şöhreti çok değil mi sevgili G.Saraylılar!...

Kupanın çirkinliği!

F.bahçe Samsun maçı öncesi verilen Şampiyon'luk Kupası'yla ilgili olarak ne fakslar, ne telefonlar geldi aklınız durur.

‘‘Federasyon'un kupayı aylar sonra gecikmeyle vermesi yetmiyormuş gibi, neredeyse maç başlamak üzere, sanki (Dostlar alışverişte görsün) kabilinden ve isteksiz bir şekilde verişine şaşırdık kaldık.

Aynı Federasyon, Avrupa'daki örnekleri gibi, sahaya görkemli bir set hazırlayarak kupa kahramanlarını tek tek ödüllendirip, sonunda da F.Bahçe kaptanına kupayı verseydi daha güzel olmaz mıydı?’’
gibi eleştirilerin yanı sıra, en ilginç telefonda Kadıköy'de Muzaffer Altındağ ve arkadaşlarından geldi.

‘‘Başta Sayın Ulusoy olmak üzere Federasyon'un tüm üyeleri Fenerbahçe'ye verilen şampiyonluk kupasını satın alırken, ya da birisine yaptırırken acaba çok mu uğraştılar?

O ne çirkin kupadır öyle. Sapı sanki dökmeden yapılmış gibiydi! Kupa şayet gümüşse, ki öyle olduğunu sanıyoruz, ne modelinde, ne de yapısında hiç mi hiç uğraşılmamış, öylesine rastgele alınmış bir su kupası gibiydi. Bizlere göre o kupa şampiyonluk değil, bir çirkinlik kupasıdır?

Taraftarın ne kadar hassas olduğunu ve nelere dikkat ettiğini görüyürsunuz değil mi Sayın Federasyon Yetkilileri?

Sonra da ‘‘Taraftarlar bizi niye protesto ediyorlar?’’ diyorsunuz. Buyrun nedenlerini görün ve benim yerimde olup, cevaplayın bakalım bu eleştirileri?

Spor saatleri çok geç

TV kanallarında maçlardan sonra ve özellikle ertesi gün yayınlanan spor programları çok eleştiri alıyor. Konular aynı olduğu için, taraftar isimlerini tek tek yazmıyor, dileklerini sizlere aynen iletiyorum.

‘‘Aslında bizler maçları görüp değerlendirdikten sonra bu programları TV'yi zıp zıplarken izlemek mecburiyetinde kalıyoruz. Saatlerimize bakıyoruz, gece yarısını geçmiş. Ama hiçbiri (Atı alan Üsküdar'ı geçmiş), ya da (Olmuşla ölmüşe çare yoktur) demiyor, çal çene vakit geçirip duruyorlar.

Oysa Avrupa'da bu işler hemen maçtan sonra ve akşamları erken saatlerde verilip bitiyor değil mi beyefendi? Bizde de öyle olamaz mı?’’

Avrupa'yı bilmiyorum ama bizdeki spor saatleri için büyük emekler harcandığına şahidim. Aslında sahura kadar da olsa, izlememiz gerekir. İtiraf edeyim, ben de fazla ‘‘laklaklı’’ programlara dayanamıyor, koltuğumda çoğu kez renkli rüyalara dalıp gidiyorum.
Yazının devamı...

F.Bahçe iyi yolda

30 Temmuz 2001
Mustafa Denizli de bu savaşlar için ideal 11'ini oluşturmaya çalışırken, şampiyon kadronun eskileriyle, yeni transferleri de ilk 11'e girmenin mücadelesini sergilediler. Bu nedenle galibiyet ya da mağlubiyet önemli değildi.

FENER LİGE HAZIR MI?

Öncelikle söyleyeyim, Fener'in sahaya süreceği ilk 11 kadar, kulübedeki yedekleri de çok zengin. Kalede Rüştü rakipsiz gibi. Defansta şampiyon kadronun çifte Mirkoviç'lerine Ümit Özat'ın katılması iyi oldu. Özellikle Özat, 90 dakika oynadığı maçta sahanın en iyi futbolcusuydu. İlk yarıda Abdullah'ın yerine görev yapan Ali Akdeniz ise istenilen oyunu sergileyemedi. Fener'in orta sahası ikinci yarıda daha olgun bir görüntüdeydi. Özellikle Lazetiç ve Johnson, Fener'in lige hazır iki oyuncusu olarak göz doldurdular. Bu arada ileriki maçlarda yine orta saha için sapasağlam bir Ogün ve transferi halledilmiş Hakan Bayraktar'ın ilavesiyle Fener orta sahasının yapacağı varyasyonlar ve gol yollarına atacakları sihirli paslarla ligin rengine renk katacaklarına inanıyorum.

Fenerbahçe forvetinde Andersson yine değişik tertibin bir anlamda kurbanı oldu. İkinci yarıda yerine giren Serhat gol yollarındaki ataklığıyla Andersson'a oranla daha çok göz doldurdu. Fener'in bundan sonraki oynayacağı maçlarda sistemi 3-5-2 de olsa, 4-4-2 de olsa Oktay, Andersson ve Serhat üçlüsünden ikisine öncelik tanımak gerekirse, hiçbir ayrım yapmıyor, hangi ikili olursa olsun, aksayanın yerine hemen üçüncüsü görev yapar, diyorum.

GEÇEN YILDAN FARKLI MI?

Fenerbahçe'yi bu konuda da çok değişik gördüm. Özellikle yedek kulübesinin zenginliği bundan sonraki maçların lezzetine lezzet katacak bir yeterlilikteydi. Oyun düzeni daha oturmamıştı. Ancak yapılacak çalışmalarla seri ve ayağa pas futbol gündeme geldiğinde bu kadronun geçen yılki kadrodan daha faydalı olacağına inanıyorum.

YENİLERİN DURUMU

Fenerbahçe'nin transferlerinden Ümit Özat ve daha önceki maçlarda Ali Akdeniz hazır görünmüştü. Bu maçın ikinci yarısında da Ceyhun daha önceki maçlara göre iyi göründü gözüme... Ayrıca Hakan olayı da halledildiği an sarı lacivertlilerin yenilerinin bu yıl alınacak sonuçları çok etkileyeceğine inanıyorum.

AVRUPA'DA NE YAPAR?

Real Sociedad maçını Şampiyonlar Ligi maçı gibi izledim. Fenerbahçe bilindiği gibi geçtiğimiz yıllarda bu olayın dışında kaldı. Yapılan akıllı transferlerle sarı lacivertlilerin açıklarının önemli ölçüde kapatıldığını tespit ettim... Herşeyin ötesinde Rangers'la deplasmanda oynanacak ilk maç için formda Ümit Özat'lı Fener defansını geçen yıldan daha yeterli gördüm. Rövanş için de Kanaryalar'ın hem orta sahasındaki ustaları, hem de forvetteki golcü ayaklarını hazır gördüm.

EKSİKLER VAR MI?

Olmaz mı? Tabii var... Bu maçın sonucu ne olursa olsun Fenerbahçe için önemli değildi. Ancak ideal 11'in bulunması yolunda Denizli'nin yaptığı değişiklikleri takdirle izledim. Dolaylı olarak çok kısa süre de olsa Rangers ve lig maçları arefesinde Fenerbahçe'nin transferi halledilmiş bir Hakan ve sağlığına kavuşmuş bir Ogün ve Abdullah'la ideal 11'ini bulacağına ve geçen yıldan daha başarılı olacağına inanıyorum.
Yazının devamı...

Kuşdili Çayırı anıt mı?

28 Temmuz 2001
Olayı çeşitli dönemlerde ilgililere iletmemi takiben Kadıköy Belediye Başkanı sayın Selami Öztürk'ten açıklama geldi.

Kuşdili alanının aslında Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na ait olduğunu belirten Başkan Öztürk ve Basın Sözcüsü Engin Aktel uyarımıza teşekkür edip, özetle ‘‘Kuşdili'ni Büyükşehir'de, Kadıköy Belediyemiz de müştereken değerlendirmek istiyoruz. Fakat olay Anıtlar Kurulu'nun elinde. Halen bir çivi çakmak bile yasak’’ deyip, yardımlarımızın devamını istediler.

Yardım ne demek sayın Başkan ve sevgili Engin. Öncelikle söyleyim, Kuşdili'nin Anıtlar Kurulu'yla ne ilgisi var. Ben o çayırda doğdum büyüdüm. Türkiye'nin en ünlü futbolcuları o çayırda yetişti. 60 yıl önce Kadıköy'lü aileler Kurbağalıdere'de balık tutar, Kuşdili çayırında mesire yaparlardı.

O tarihlerden bu yana, Kuşdili'mizi önce rahmetli valimiz Fahrettin Kerim Gökay kömür deposu yapıp rezil etti, ondan sonra da o güzelim alan, rezil ola ola, demek ki, bugünlerde geldi geldi, Anıtlar Kurulu'nun eline kaldı.

Bizler de tuttuk bu alana otopark yapmaya çalışıyoruz. Gidin allah aşkınıza işinize. Başımızda bu bürokrasi belası varken biz otopark değil, afedersiniz birşey yapamayız.

Birlikte oturalım

Galatasaray'la Fenerbahçe yöneticilerinin tarihi buluşmalarının ertesi sabahı, ilk telefon İstanbul Şişli'den Oğuz Tezgeçen ve arkadaşlarından geldi. İsteklerini aynen iletiyorum.

‘‘Bizler ezeli ve ebedi rakiplerin taraftarlarıyız. Yöneticilerimiz bir araya geldiklerine göre maçlarda neden ayrı ayrı oturuyoruz?

Oysa, aynı takımların Avrupa'daki maçlarında tribünlerde bütün takımlarımızın taraftarlarını bayrak ve formalarıyla bir arada görüyoruz. İftihar ediyoruz.

Acaba İstanbul'daki maçlarda da üç büyüklerin taraftarlarına biletler birlikte satılsa ve bir arada otursak, tarihi bir olayı daha gerçekleştirmiş olmaz mıyız?’’

Hemde şahane olur arkadaşlar. Aslında bizler eski yıllarda tüm derbi maçlarını taraftar olarak bir arada izlerdik. Öyle ana avrat küfürlerde edilmezdi. Herkes kendi takımını alkışlar, yener, ya da yenilirdik ama maç sonunda şarkılarımız, türkülerimiz ve marşlarımızla kol kola evlerimize giderdik.

Ne kasatura, ne de döner bıçaklarını tanımazdık. Nerde o günler kardeşler. Ahh ahh bir geri gelse...Ama ‘‘İste kulum, vereyim Allah demiş’’, inşallah o günler de geri gelir.

Taraftarlardan ilk 11’ler

İstanbul Ihlamur'
dan Ogün Sandıkçıoğlu ve arkadaşlarının eldeki sağlamlara göre ilk Beşiktaş 11'i

SHORUNMU- TAYFUR- RONALDO- AHMET- NİHAT- BAYA- YASİN -TÜMER- VEİT- İBRAHİM- İLHAN-

Yine İstanbul Mecidiyeköy'den Hasan Çalık ve arkadaşlarının ilk G.Saray 11'i

KEREM- CAPONE- POPESCU- BÜLENT- HAKAN- ÜMİT- SUAT- ERGÜN- HASAN ŞAŞ- BERKANT- ÜMİT DAVALA

Bodrum Yahşi Yeşilyurtlular Sitesi'
nden Erdoğan Çorlulu'nun ilk Fenerbahçe 11'i de şöyle

RÜŞTÜ- A.GÜNEŞ- ÜMİT ÖZAT- ABDULLAH- LAZETİÇ- OGÜN- JOHNSON- REVİVO- ALİ AKDENİZ- SERHAT- RAPAİÇ.

Sezona girerken tüm taraftarların görüşlerine saygı duyuyor, başarılar diliyorum.

Düşündüğüm F.Bahçe 11'i içinde önümüzdeki Real Sociedad ve Göztepe maçlarına çıkacak kadroları görmek istiyorum.

Özellikle defansta Hakan’ı ve sağlam bir Ogün'ü görmek istiyorum. Ayrıca gol yollarında da Oktay, Serhat, Andersoon ve Rapaiç arasında ideal bir ikiliyi bulmakta çok zor. Konuyu hepimizden daha yakından izleyen başta sevgili Denizli olmak üzere teknik komitenin sahaya süreceği ilk onbire de saygı duyuyorum.

Spor elçileri

Fener
'lisi, Cimbom'lusu ve Karakartal'lısıymış,hiç fark etmiyor. Çok değişik telefonlar edip fakslar çekiyorlar.

İşte Refik Turnagöz ve arkadaşlarının satırları ‘‘ Basketbol dalında Yunanistan'da İbrahim, NBA'de Hidayet, İsrail’de Hüseyin Beşok.

Futbolda İngiltere'de Alpay'la Tugay, İspanya'da Tayfun'la Fatih, İtalya'da da Hakan, Emre ve Okan’la artık hepimiz hop oturup, hop kalkacağız.

Milan'ın başında Fatih Terim'le kim bilir hangi zaferlerin mutululuğunu paylaşacağız. Böylece içerideki maçlarda birbirimizi kırıp döküp yemeğe son verip, futbol dünyamıza yepyeni renkler katacağız’’
deyip, taraftarları kardeşliğe, dostluğa ve centilmenliğe davet ediyorlar.

Benim taraftarlarım her zaman kardeştir. Araya rekabet girince azıcık didişirler ama, sonunda herşey tatlıya bağlanır. Hepinize rengarenk bir sezon diliyorum.

Lige hazırız...

Hem de düğün dernek eğlenmesi dahil. Tüm takımların taraftarlarından gelen çeşitli yazışmalarda bu dilekler dile geliyor ve bağlıyorlar. ‘‘Sazımızla, sözümüzle, marşlarımız ve türkülerimizle özlediğimiz futbola, dolayısıyla liglere hazırız.’’

Bu arada Ankara Ulus'dan Tamer Uluışık ve arkadaşları ‘‘Beyefendi, bizlere TRT 4'ü önerdiniz. Fasılımızla, şarkılarımızla maçlara ne güzel konsantre oluyorduk. Ancak TRT, Temmuz ve Ağustos'un 40 derece sıcağında bu kanala müzik yerine, ders saatlerini koyunca, bizlerde Veys FM’de Türk Sanat Müziği, Flash Tv.'de de Ateş Böceği Ercan Bostancı'nın hazırlayıp sunduğu (Bir Zamanlar Maziye Bak) programıyla kendimizi avutuyoruz. Hele kanuni Itri İmanlı ve konservatuar'lı arkadaşlarından bir Hüzzam faslı dinledik ki bayıldık. Lütfen sporseverlere iletin.’’ diyorlar.

İletmek ne demek arkadaşlar. Bende izledim o programı, çok beğendim. Ayrıca Ercan kardeşimle 40 yıllık dostluğumuz ve Fenerbahçe'liliğimiz var. Sadece o Hüzzam'cı, ben de Hicaz'cıyımdır. Ama kardeşliğimiz ölümsüzdür.

Taşıma suyla değirmen DÖNMEZ

SON günlerde bir yanda boks, öte yanda atletizmle ilgili Avrupa ve Dünya şampiyonlukları haberlerini takiben, taraftarlardan da ilginç telefonlar geldi.

Balıkesir'den Rıdvan Tanpınar ve arkadaşları bakın neler diyorlar ‘‘Yakın geçmişte Gürcistan kökenli boksör Ramaz Palyani Türk formasını giydi, Avrupa Gençler şampiyonu oldu.

Geçen hafta da İtalya'da Elvan Can isimli Etiyopya kökenli atlet, yine Türk formasını giydi Dünya Şampiyonu oldu. Öncelikle spor adına verdikleri mücadele ve kazandıkları şampiyonluklar için iki sporcuyu da kutluyor ve alkışlıyoruz. Helal olsun.

Ancak, iki sporcunun da Türk kökenli olmayışı (Taşıma suyla dönen değirmen) görüntüsünü veriyor. Federasyonların bu başarılardan istifade ederek bugünden sonra, altyapılardan başlayarak, Ahmet'lerle Mehmet'ler, Ayşe'lerle Fatma'lardan oluşacak gerçek Türkoğlu Türk şampiyonlar yetiştirmelerini bekliyoruz. Haksız mıyız?’’

Arkadaşlar, vermeyince mabut, neylesin Mahmut. Federasyonlar da kolayını bulmuş, yasa da müsait, yapıyorlar transferleri ‘‘Al sana dünya şampiyonu’’ diyorlar. Gerçek bu ne denir...
Yazının devamı...

Aferin Fatih

21 Temmuz 2001
Kendisi ile yıllardır aynı çatı altında çalışıyoruz. O Galatasaray'lı, ben Fenerbahçe'liyiz. Birbirimizin sportif sahadaki duygularını her zaman saygı ile karşılıyor, herhangi bir fikir çatışmasına girmiyoruz.

Kendisine ‘‘Şayet kabul ederse’’ Hulki ağbisi olarak ‘‘Aferin’’ dememin nedeni, yönetime seçildiğinin ertesi günü, köşesinde spor yazılarına ara verdiğini açıklaması.

İşte devlet kademelerinden tutun, basın görevlilerine kadar çok insana örnek olacak bu erdemli davranışı nedeniyle Fatih beyefendiye ‘‘Aferin’’ diyorum.

Ayrıca yönetici olarak kendisine önümüzdeki sezon için başarılar diliyorum.

Revivo’ya tebrik yağıyor

Şimdi durup dururken bu tebrik yağmuru nerden çıktı’’ demeyin.

Taraftar bu, yeni sezon devreye girer girmez tüm dikkatini futolcuların ve onların davranışlarının üstünde odaklıyor.

Aralarında Revivo'nun yeri bambaşka. Neden başka? Çünkü Fener'lilerin dışında, Galatasaray ve Beşiktaş'lılar, hatta Trabzon'lular bile açtıkları telefonlarda ‘‘Revivo'ya aşıkız arkadaş. Adamın futbolculuk kalite ve centilmenliğine sözümüz yok. Ya Fenerbahçe'ye kaptan olarak hizmet verirken maçlardan önce söylediği İstiklal Marşı'mıza ne demeli?, vallahi bravo. Her şeyin ötesinde, maç süresince rakip oyuncularla hakemlere karşı centilmence davranışı da, hepimize büyük keyif veriyor. Bütün futbolcular lütfen Revivo'yu örnek alsın’’ diyorlar.

Ben de hem Revivo'yu, hem de ona hak ettiği bu övgüleri yağdıran taraflı tarafsız tüm sporseverleri kutluyor, ‘‘işte gerçek taraftar böyle olur’’ diyorum.

Bunun adı spor mu?

Mısır'da
denize dalıp, nefessiz kalma rekorunu kıran Yasemin Dalkılıç'ın haberlerinin ardından sayısız telefon aldım.

‘‘Beyefendi, yaz günü herkes denizlere girip, yüzüp, yelken açıp, kürek çekip, gülüp eğlenirken, Mısır'lara gidip denizin bilmem kaç metre diplerine dalıp nefessiz kalan kızımız Yasemin Dalkılıç'ın yaptığı spor mu beyefendi...

Bir saat firmasının reklamı için hayatıyla oynayan bu gencecik kızımıza ailesi ve resmi makamlar engel olamaz mı? Yarın birisi çıksa Beyazıt Kulesi'nden kendini aşağıya atma rekor denemesi yapsa yani bunların adına spor mu diyeceğiz allah aşkınıza?’’

Vallahi bunun cevabını ben de veremiyorum.. Sadece denizlerin diplerine dalıp gerçekten hayatıyla oynayan kızımız Yasemin'ine de ‘‘Allah akıl fikir versin’’ derken, ‘‘Beyazıt Kulesi'nden atlamayı isteyenlere herhalde itfaiye engel olur’’ diye düşünüyorum.

DOSTLUK TURLARI

Sezonun devreye girişiyle taşranın çeşitli illerinden ilginç faks, mektup, ve telefonlar geliyor.

Aralarında sanki söz birliği etmiş gibi Kastamonu'dan Rasim Öztürk ve arkadaşları, Niğde'den Ali Rıza Tanyürek ve arkadaşları, Afyon'dan Rüştü Kaymakçı ve arkadaşları, Muğla'dan Galip Şensoy ve arkadaşlarıyla, Erzincan'dan Taner Ocakçı ve arkadaşlarının istekleri samimi ve anlamlı.

‘‘Bizler de bu memlekette yaşıyoruz. Ancak ne F.Bahçe, ne G.Saray, ne de Beşiktaş takımlarını canlı olarak izleme olanağımız yok.

Acaba bu takımlar önümüzdeki sezon, hafta araları ya da boş günlerinde yol, yatı ve yemek masrafları bizlere ait olmak üzere, illerimize sevgi ve dostluk turları düzenleyemez mi? ’’
diyorlar.

Dileklerin samimiyet ve güzelliğine bakın. Bu konudaF.Bahçe'li yönetici sevgili Mahmut Uslu ile görüşmüştüm. Bana ‘‘Yönetim olarak bizler de özellikle Trabzon'dan başlamak üzere, takımızla birlikte dostluk ziyaretlerinde bulunmak istiyoruz. Böylece bir yanda F.Bahçe'miz adına sevgi odakları oluştururken, fanatizminde önleneceğine inanıyoruz’’ dedi.

Ayrıca, Başkan Aziz Yıldırım’la son yaptığım röportajda da, olumlu yanıtlar aldım. İnşallah gerçekleşir diyorum....

Beşiktaş’tan korkun

Taraftarlar
‘‘Beşiktaş dağıldı, Daum yepyeni bir takım kurdu, Karakartal'ın sonu ne olur’’ derken, bir yanda yönetim, öte yanda Daum, yazın bunaltıcı sıcaklarına aldırmayıp, siyahıyla beyazıyla değişik bir Karakartal yaratmaya çalışıyorlar.

Yapılanları olumlu gözle izleyen İstanbul Fındıklı'dan Necdet Akkoyunlu ve arkadaşları ‘‘Yapılan transferleri ve takımın çalışma temposunu takdirle izliyoruz. Alınan Kartal'ların önümüzdeki sezon yine koskoca Karakartal olacağına inanıyoruz. Kısaca Beşiktaş'tan korkun’’ diyorlar.

Görüşlere aynen katılıyor, ‘‘Sizler gibi taraftarı olan hiçbir takımın sırtı yere gelmez arkadaşlar’’ diyorum.


F.Bahçe için rakip farketmez

Fenerbahçe'ye Şampiyonlar Ligi'nde G.Rangers-Maribor galibi rakip olarak çıkınca, telefon ve faks yağmuruna tutuldum.

Eski yıllarda olsa taraftarlar endişe ile sorar, ‘‘Ağabey ne yaparız, ne ederiz’’ diye vereceğim cevabı beklerlerdi.

Son gelen mesajlara baktım, kimseler ne rakibi, ne de sonucu takmıyor, Kanaryalarına gönül verenler ‘‘Rakip olarak hangisi olursa olsun umurumuzda değil, biz Fenerbahçe'yiz, onlar bizi düşünsün’’ diyorlar.

Aralarında Ankara Çankaya'dan Ümit Doğrusöz ve arkadaşlarıyla, İstanbul Suadiye'den Meftun Dalkıran ve arkadaşları söz birliği etmiş gibi, satırlarını şöyle bağlıyorlar ‘‘İlk tur tam dişimize göre. Onların işi tamam, sıradaki gelsin’’

Ben de sarı lacivertli Fenerbahçe'lerine böylesine güvenen taraftarların duygularını peşinen kutluyor, bu sevgiye layık olan Kanarya'ların sırtının kolay kolay yere gelmeyeceğine inanıyorum.


Yılmak yok

2008 Olimpiyatları
'da olmadı. Yöneticilere taraftarlardan hem övgü, hem de uyarı dolu faks ve telefonlar geldi. ‘‘Üzülmek, yılmak yok beyefendiler. Gösterdiğiniz çabalar nedeniyle kutluyoruz. 2008 olmadıysa, 2012 olur diyoruz. Böylece hem tesislerimiz tamamlanmış, hem de sizler daha tecrübe sahibi olursunuz diye düşünüyoruz.

Bu arada özellikle toplumun önündeki meydanlarda sergilenen Olimpiyat bayraklarımızın daima temiz ve pırıl pırıl olmasını istiyoruz.

Ayrıca yurdumuzu ziyaret eden tüm dünya insanlarına, İstanbul Olimpiyatlarına ne derece inandığımızı daima hatırlatmış oluruz’’
diyorlar.

Bu güzel dileklere aynen katılıyorum.
Yazının devamı...