"Ömür Kurt" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Kurt" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Kurt

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

19 Mayıs 2018

Nasıl çıktı fikir?

Büyük çoğunluğu çocuk ve gençlerden oluşan bir ülkeyiz ama ne aileleri tamamıyla kucaklayacak bir festivale sahibiz ne de tam anlamıyla çocuklar için düşünülmüş bir festivale… Biz bu festival fikri ile bir ilki başarmak istedik. İlk kez AVM ortamından uzakta, açık havada, çocuklar için gerçekten yaratıcı ve faydalı bir festival tasarladık.

Neler var festivalde?

Bu festival ‘yaratıcılık’ odaklı, çocuklar için ilk kez yapılacak kültür-sanat festivali. Bu festivalde bilimden sanata, sanattan tasarıma uzanan geniş bir yelpazede çocuklara keşif ve yaratıcılık odaklı deneyimler sunan atölyeler var. Her yaş grubunun katılabileceği, yerli tohum ekoloji atölyesi, enerji farkındalığı atölyesi, sevimli makarna canavarları atölyesi, yaratıcı çocuk oyuncağı atölyesi gibi birbirinden farklı 14 atölye çocukları bekliyor. Ayrıca çok sayıda konser de olacak.

Peki, ya anne babalar?

Anne babaları elbette ki unutmadık. Onlar için de çocuklarını uzaktan izleyebilecekleri ve dinlenebilecekleri alanlar oluşturduk. Ayrıca Doğan Cüceloğlu, Sunay Akın, Özgür Bolat, Ceyda Düvenci ve Bahar Eriş gibi isimlerin söyleşileri olacak. Anne babalar dilerlerse bu değerli isimlerin söyleşilerine de katılabilecek.

Festivalde ‘süper kahramanlar’dan yola çıkıyorsunuz değil mi?

Yazının devamı...

Bir gün herkes Youtuber olacak

12 Mayıs 2018

Youtuber kavramı çocuk ve gençleri nasıl etkiliyor?

Şurası kesin ki, bu sözcüğü duyar duymaz heyecanlanıyorlar. Sanki sihirli bir sözcük gibi... Youtube’a insanın kendi videosunu eklemesi hem kendine dışarıdan bakma şansı veriyor hem de başkalarının o videoyu izleyecek olması çocuğu, genci heyecanlandırıyor. Gerçek hayatta dar alanlara hapsedilmiş, ama sosyal bir varlık olan insanın günümüzde başka şansı da yok gibi.

Neden?

Kent yaşamı insanları bir bölgeye sıkıştırdı çünkü. Evler, arabalar, AVM’ler bizi içeri hapsediyor. Biz de sosyalleşmek için sonsuz özgürlük vaat eden internete sığınıyoruz.

Bu kitapta temel çıkış noktanız neydi?

Ben edebiyatçıyım, hikâye anlatmayı, anlattığım hikâyelerle okurumu heyecanlandırmayı ve etkilemeyi isterim. Eğer bugünün çocuk ve gençleri internetle fazla haşır neşirse ve dünya bu yönde bir eğilim gösteriyorsa yazdıklarımda bu ortamı atmosfer olarak kullanmak bana okurlarımı etkileme şansı verir. Bugünün çocuğuyla, genciyle empati kurmak istiyorsam onların penceresinin nereye açıldığını da bilmem gerekir, yaptığım bu. Maskeli balodaymışçasına onların maskesini taktım. Söyleyeceklerimi bu maske eşliğinde söyledim. Yani asıl derdim olan endüstrileşme, hayvan hakları, kapitalizm, tüketim çılgınlığı, reklam piyasası hakkında ne söyleyeceksem Youtube ortamını kullanarak söyledim.

Çocukların internet düşkünlüğü ve ailelerin yasakçılığı nasıl bir çatışma halinde?

Yazının devamı...

Yaratıcı yazma ile çocuklar üretiyor

10 Mayıs 2018

Festival fikri nasıl ortaya çıktı?
Okulda ‘Yaratıcı yazarlık’ adında bir dersimiz var. Ancak bu konunun sadece bir dersle sınırlı kalmasını istemedik, Türkiye’nin her köşesindeki yazmaya meraklı öğrencilerimizi yazarlarla bir araya getirmeyi düşledik. Böylece hem çocuklar yaşıtlarıyla buluşup tanışma fırsatı yakalayacaktı hem de yazarlarla çalışma imkânına sahip olacaktı. Bu düşle yola çıktık ve ilkini üç yıl önce gerçekleştirdik.

Peki, çocukları bilmedikleri bir şehirde toplamak zor değil mi?
Elbette ki çok zor. Bu, hem ailelerin hem de kurumun güvenini gerektiriyor. Her çocuk bir sorumluluk. Ancak biz bu çalışmayı o kadar hevesle yapıyoruz ki, hiç kimse tereddüt etmeden katılıyor. Üç yıldır da başarıyla yürütüyoruz. Bu festivali Ankara’da veya İstanbul’da da yapabilirdik, ama tercih etmedik. Bu yıl da -geçtiğimiz yıl olduğu gibi- yine Antalya’da gerçekleştirdik. Bunun sebebi çocuklara arkadaşlarıyla beraber tatil yapma fırsatı da tanımaktı. Yaşıtlarıyla doyasıya eğlenebileceği ve mutlu olabileceği bir ortam sunmak istedik.

Her yıl bir ‘onur konuğu’ da oluyor…
Evet. İlk yıl Canan Tan onur konuğumuzdu. Festivalin ikincisinde sevgili Feyza Hepçilingirler, bu yılkinde de çocuk edebiyatının en değerli yazarlarından sevgili Gülten Dayıoğlu onur konuğu olarak festivalimize katıldı ve değerli tecrübelerini çocuklara aktardı.

Yazının devamı...

Doğru besin zekâyı geliştirir

5 Mayıs 2018

- Neden böyle bir kitap yazma ihtiyacı hissettiniz?

Son birkaç yıl öncesine kadar bebeklerin ve çocukların ne yiyip ne yememesi gerektiği, miktar ve saat düzeni, hatta yemek tarifleri doktorlar tarafından belirleniyordu. Günümüzde ise bebeğe ayrı yemek yapmak yerine ailenin yediklerinden ve aile ile beraber yemesi öneriliyor. Eskiden çocuğun istekleri göz ardı edilirken günümüzde beslenme kısmen çocuğun yönlendirmesine göre düzenleniyor. Yakın zamana kadar mutfağımızda yer almayan ve adını duymadığımız birçok tahıl, kuruyemiş, meyve ve sebze çeşidi artık çok tüketiliyor. Modern yaşamla birlikte geleneksel beslenme yavaş yavaş kayboluyor; medyada sürekli reklamları verilen hazır besinler geleneksel besinlerin yerini alıyor. Öte yandan televizyonda dünyanın her yerinden yemek yapma ve sağlıklı beslenme programları izleniyor. Bazı programlar birbiriyle çelişiyor. Son 25 yılda beslenme piramidi, yani günde ne kadar karbonhidrat, protein, yağ almamız gerektiği defalarca değişti. Örneğin yumurta gibi bazı besinler bir iyi, bir kötü oldu. Süt, çay vb. birçok içecek ve yiyecekle ilgili çeşitli araştırmalarda yararları ve zararları konusunda farklı sonuçlara ulaşıldı. Böylece çocuklarına ne yedirip ne yedirmemeleri gerektiği konusunda ebeveynlerin kafası epeyce karıştı.

- 0-2 yaş arası bebek beslenmesiyle ilgili doğru sandığımız ama aslında yanlış olan bilgiler neler?

Örneğin ülkemizde şerbet, komposto, badem ezmesi, boza gibi şekerli yiyecek ve içeceklerin anne sütünü arttırdığına inanılır. Oysaki kalori içeriği çok yüksek olan bu besinler annelerin gereksiz yere kilo almalarına yol açar. Yapılan çalışmalar bu tür yiyeceklerin psikolojik bir etkiden öteye gitmediklerini göstermiştir.

- Peki, ya ek gıdalar?

Ek gıdalara en erken dört en geç ise altıncı ayın bitiminde başlanmalı. Oysaki ülkemizde bununla ilgili hatalar da pek çok! Eğer annenin yeterli sütü varsa altıncı aydan önce başlanmamalı. Dördüncü aydan önce verilen ek gıdaları sindirim sistemi hazmedemez, ayrıca bazı sindirim enzimleri henüz yeterli düzeyde değildir. Bu dönemdeki bebeklerde emme isteği hâlâ çok güçlüdür, anne memesi ya da biberonu katı besinlere tercih ederler. Sinir sistemi de çiğneme ve yutma işlevine hazır değildir. Ek besinlere erken başlanılması besin alerjilerine, besin duyarlılığına, demir eksikliğine, yetersiz kilo almaya, aşırı gaz, kabızlık, kusma, ishal ve iştah azalmasına neden olabilir.

- Sizce bebek beslenmesinin temel sorunu nedir?

Yazının devamı...

Zeynep Cemali ve öykü yarışması

1 Mayıs 2018

Zeynep Cemali Öykü Yarışması’na kimler katılabiliyor?

Babasıyla birlikte uzun yıllar Anadolu’yu dolaşan Zeynep Cemali, 1998’de elinde ilk öykü dosyasıyla Günışığı Kitaplığı’nın kapısını çalmıştı. 1999’da “Ben, Çınar Ağacı ve Pufböreği” raflarda yerini aldı ve bir yıl sonra “Gül Sokağı’nın Dikenleri” adlı öykü kitabı da yayına hazırdı. Öykülerinin yanı sıra romanlarında da, zengin sözcük dağarcığıyla dikkati çeken Cemali, okurunu cezbeden bu sıcak üslubunu geliştirmeyi sürdürdü. İtalyancaya da çevrilen ve bugün 46. baskıya ulaşan “Ballı Çörek Kafeteryası” Cemali’nin öykülerle örülü romanlarının en başarılı örneğidir. Kasım 2009’da erken yaşta yaşama veda ettiğinde Günışığı Kitaplığı, çocukları, onun adıyla anılacak bir öykü yarışmasıyla okuyup yazmaya davet etmenin heyecanıyla teselli buldu. 2011’de ilk kez düzenlenen ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye genelinde tüm okullara duyurduğu Zeynep Cemali Öykü Yarışması, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin katılımına açık. Her yıl değişen seçici kurullar edebiyatımızın önemli edebiyatçılarından oluşurken, yarışmanın teması da, Zeynep Cemali’nin artık birer klasik sayılan roman ve öykü kitaplarından seçilen bir cümleye dayanıyor.

Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni Dr. Müren Beykan

Daha önceki konular nelerdi?

Bugüne dek, arkadaşlık, hoşgörü, kardeşlik, cesaret, umut, adalet ve dayanışma temalarında öyküler yazdı gençler. Ve toplam 25 gencimiz ödül aldı ve ayrıca 29 gencimizin öyküsü de Ödüllü Öyküler Kitapçığı’nda yayımlanmaya değer bulundu. Gençlerin bazısı, Günışığı Kitaplığı Bloğu’na yazılar yolladı, bazısının da yazmayı sürdürdüğünü haber alıyor, izliyoruz. Yarışmamızın temaları her yıl değişiyor ama, hiç değişmeyen bir amacımız var: Gençleri bu yaşlı ve dertli dünyanın canlıları üzerine, yaşamın anlamı üzerine daha ciddi düşünmeye, sorgulamaya teşvik etmek, değişime inanmaları, güçlerinin farkına varmaları için onlara küçük bir kapı aralamak.

Bu yılki tema nedir peki?

Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın bu yılki teması “kararlılık”. Kılavuz cümle de bu kez, Zeynep Cemali’nin 'Öykü Öykü Gezen Kedi' adlı kitabından: “Keçi inadı tutan çocuğa laf geçiremeyeceğini anlayınca sustu.” Yarışmanın seçici kurulunda yine, edebiyatımızın önemli ustalarından Çiğdem Sezer, Fadime Uslu, Semih Gümüş, Turgay Fişekçi ile birlikte ben görev alacağım. Son başvuru tarihi 22 Mayıs salı günü.

Yazının devamı...

‘Pamuk şeker’ babalar ‘demir ökçeli’ anneler

28 Nisan 2018

Nedir yeni nesil ebeveynlik?

Geçmişin ebeveyn merkezli, geleneksel aile yapısından günümüzün çocuk merkezli aile yapısına geçişimidir. Çocuklar değişti, çocukluk kavramı değişti. Teknoloji ve sosyal medya olgusuyla birlikte anne baba tutumları da değişti. Geçmişteki geleneksel aile yapısında yetki anne babada iken bugün nereye gidileceğine, ne yenilip içileceğine kadar birçok şeye çocuklar karar veriyor. Bu anlamda onlara sonsuz sınırsız bir özgürlük tanıyoruz. Öte yandan çocuğun nasıl davranması gerektiğine, ne kadar yerse doyacağına, yapacağı tüm sosyal faaliyetlere ve arkadaşlık ilişkilerine de anne babalar olarak biz karar vermek istiyoruz. Bu durum aile ve çocuk iletişimi arasında büyük bir uçurum oluşturuyor, sonrasında da çatışmaya dönüşüyor. Günümüzün anne babalarını ‘pamuk şeker babalar’, ‘demir ökçeli anneler’ olarak tanımlıyorum. Roller çok değişti!

‘Helikopter aile’ peki?

‘Helikopter Aile’ terimi ilk defa bir çocuğun, annesi için “Başımda helikopter gibi dönüyor” demesiyle ortaya çıkmış. Helikopter aileler, çocuklarını daima kontrol altında tutan, onların hayatlarına ve kişilik oluşumlarına gereğinden fazla müdahale eden anne babaların tutumuyla oluşur. Bu tip ailelerin özelliklerine genel olarak baktığımızda, çocukların kendi sorumluluğunda olması gereken şeylerin ebeveynleri tarafından benimsendiğini görebiliriz. Çocukların fiziksel, bilişsel, psikolojik ve sosyal gelişimleri adına yapabilecekleri ve yapmaları gereken davranışları anne babaları üstlenerek bu gelişimlerin gecikmesine veya sağlıklı bir şekilde tamamlanamamasına yol açabilirler.

Diğer yandan da ‘K kuşağı’ adı verilen ‘karamsar’ bir kuşak ortaya çıktı…

İngiliz akademisyen ve sosyal bilimci Prof. Dr. Noreena Hertz, bundan birkaç yıl önce, 13-22 yaş arasındaki gençleri farklı bir kategoriye alarak K Kuşağı tanımını ortaya attı. Hertz’e göre, 1995-2002 arasında doğan bu kuşak, üreticiler, yaratıcılar ve mucitler kuşağı olarak tanımlanıyor ve çevresel faktörlerin ve dış dünyanın tehlikelerinin en çok farkında olan bireylerden oluşuyor. Üstelik dünyanın hemen hemen her yerinde birbirine benzer özellikler gösteriyorlar. Dijital çağdan önceki bir dönemi hatırlamayan bu kuşağın geleceğe ve dünyaya bakışları da diğer kuşaklardan oldukça farklı. K Kuşağı sadece satın almak istemiyor; tasarlama ve yaratma sürecinin bir parçası olup tükettikleri ürünlere, hizmetlere ve medyaya kendi damgalarını vurmak istiyorlar. Hertz bu kuşağın ismini, ilki 2012 yılında gösterime giren Açlık Oyunları (The Hunger Games) film serisinin ana karakter oyuncusu Katniss Everdeen’in isminin baş harfini düşünerek vermiş. Hertz’e göre bu kuşak önceki kuşaklardan daha endişeli ve benzersiz olma konusunda daha istekli. K Kuşağı bireyleri eşitsizlikten daha fazla endişe duyuyorlar. Sadece teknolojiye olan aşırı bağlılıkları ile değil, aynı zamanda durgunlukları ve var olan tehditlere karşı duyarlı davranışları ile de dikkat çekiyorlar. Yeni medya teknolojileri vasıtasıyla; ekonomik çöküş, işsizlik, terör, savaş ve göç gibi olumsuz koşullarla erken yaşlarda yüzleşen K Kuşağı bireyleri, bu olumsuz koşullardan fiziksel olarak olmasa da psikolojik açıdan etkilenmiş durumdalar. Aynı zamanda “Biz her şeyi yapabiliriz” diyen önceki kuşağa göre, daha adaletsiz bir dünya içerisinde yaşadıklarının farkındalar. Dünya tarihinde ilk defa 11 Eylül saldırıları, Madrid ve Ankara bombalamaları, Paris saldırıları, El-Kaide’nin yükselişi, IŞİD’in ortaya çıkışı, dünyanın farklı yerlerindeki terör olayları gibi yüksek dozda şiddete tanık oldular ve tanık oldukları bu olumsuzluklar nedeniyle de ‘karamsar kuşak’ olarak tanımlanıyorlar.


Yazının devamı...

Acaba dünyanın en şanslı çocuğu ben miyim?

23 Nisan 2018

Teyzem bir postacı gibi dedemlere koşmuş… Neşe içinde “Ablamın bir bebeği olduuuuu! Ablamın bebeği olduuuu…” diye bağırıyormuş. Anneannem koşup gelmiş hemen “Aaaa demiş, bu bebeğin gözleri yumuk yumuk. Acaba yavrum kör mü?” Aradan günler geçmiş, bir sabah gözlerimi açıvermişim. Ev şenlenmiş… Annem işte böyle anlatıyor doğum günümü. Her yer bayraklarla donanmış, rengârenk balonlar gökyüzünü süslemiş, çocuk cıvıltıları sokakları doldurmuş o gün. Doğduğum yer Samsun. Yani Atatürk’ümüzün Kurtuluş Savaşı’nı Türk Milletine anlatmak için ilk ayak bastığı yer. Ne şanslıyım. Hem 23 Nisan’da doğmuşum hem de Samsun’da…

23 Nisan çok önemli bir tarih… Hepimizin bildiği gibi 23 Nisan 1920 tarihinde, Türk Milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi açılmıştı. Böylece, daha önce padişahta olan egemenlik hakkı, onun elinden alındı ve gerçek sahibi olan halka verildi. Böylece halk, kendi geleceği hakkında karar verme erdemine kavuşmuş oldu. Cumhuriyet’ten önce ‘kul’ olarak görülen insanlar, 1920’den sonra ‘yurttaş’ olarak görülmeye başladı. Ve biz bunu, önderimiz Mustafa Kemâl öncülüğünde başardık. Atatürk bize diyor ki; “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizlersiniz.”

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilân edildikten sonra Atatürk, TBMM’nin açılış tarihi olan ’23 Nisan’ gününün bayram olarak kutlanmasını istemiştir. Bu bayramı ise çocuklara armağan etmiştir. ’23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ ise ilk defa 1929 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Dünyada çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya çocukları ile paylaşan tek ülke Türkiye’dir. Bu nedenle 23 Nisan’ın ‘Ulusal egemenlik’ özelliğinin yanında ‘Çocuk bayramı’ özelliği de vardır. Çocuklara özeldir ve bize aittir. Coşku ile kutlayalım. Herkese iyi bayramlar…

 

23 NİSAN HÜRRİYET’İ ALMAYI UNUTMAYIN

Bugün, Hürriyet Gazetesi’nin özel 23 Nisan eki yayımlandı. İçinde Türkiye’nin dört bir köşesinden çocukların yazdığı yazılar şiirler, çizdiği karikatürler, çektiği fotoğraflar var. Hepsi de birbirinden muhteşem! Umutla dolacaksınız. Bugün Hürriyet Gazetesi ile birlikte 23 Nisan Hürriyet’i eki de almayı sakın unutmayın.

Yazının devamı...

'Aile buluşmaları' başlıyor

21 Nisan 2018

Çocuk yetiştirmenin rehber kitabı

‘200 Adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi’ geçtiğimiz yıl okurla buluştu. Bir anne babanın bebek yapmaya karar vermesinden çocuk 6 yaşını bitirinceye dek geçen süredeki çocuk eğitimini içeren kitapta alanında uzman 13 isim yer alıyor. Uzmanlar kendi alanlarıyla ilgili olarak anne babalara çocuk yetiştirme konusunda tavsiyeler veriyor. Nasıl etkili anne baba olunur, normal doğum mu yoksa sezaryen mi tercih edilmelidir, ek gıda nasıl hazırlanır, bebek memeden nasıl bıraktırılır, hangi oyuncaklar çocuklar için yararlıdır veya çocuk anaokuluna ne zaman gönderilmelidir gibi pek çok başlığın yer aldığı kitap anne babaların merak ettiği tüm sorulara yanıt veriyor. Rehberde Haluk Yavuzer, Üstün Dökmen, Ender Saraç, Şirin Seçkin, Eyüp Sabri Ercan, Özgür Öner, Yıldız Dilek Ertürk, Başak Demiriz, Serap Duygulu, Dolunay Kadıoğlu, Zeynep Köse Çapay, Ramazan Şimşek ve Tan Sağtürk’ün görüşleri yer alıyor.

İlk konu: ‘Çocuklar için sanat’

Bir yıl boyunca gerçekleştirilecek konferanslar ‘LC Waikiki aile buluşmaları’ adıyla 23 Nisan Pazartesi günü saat 14.00’te İstinye Park’ta başlıyor. İlk konuğumuz Tan Sağtürk. Bizi dinlemeye gelen ailelere ‘200 Adımda Çocuk Yetiştişme Rehberi’ kitabımızı imzalayıp hediye edeceğiz. Ayrıca çocukları da sürpriz hediyeler bekliyor. İlk konumuz ise ‘Çocuklar için sanat’ olacak. Sonraki duraklarımız ise Antalya, Gaziantep, Eskişehir, Trabzon, Kars, Adana, Nevşehir, Ankara, İzmir, Mardin ve Denizli.

‘0-6 yaş çok önemli’

Projenin LC Waikiki tarafındaki temsilcisi Kurumsal iletişim ve Reklam Müdürü Sevda Malkoç, “0-6 yaş bizim için çok önemli, bu nedenle ‘200 Adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi’ kitabını çok önemsiyoruz. Çünkü 0-6 yaş çocuğun korunmaya en çok ihtiyaç duyduğu, tercihlerin çocuk tarafından belirlenmediği, daha ziyade anne babalar tarafından belirlendiği bir dönem. Yani çocuklara en çok fayda sağlayacağımız yaş aralığı bu. Bu proje ile çok daha bilinçli, kendine güvenen, farkındalığı artmış geniş kitlelerin oluşmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz” diyor.

Yazının devamı...