"Ömür Kurt" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Kurt" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Kurt

Mutsuz çocuklar, mutsuz yetişkinler olur

8 Aralık 2018

Nereden çıktı ‘Orman Lokantası’ fikri?

Yekta Kopan: İş Sanat’tan çıktı. ‘Evvel Zaman Dışından Masallar’ serisi için yeni bir oyun yazmamı istediler. Hansel ile Gretel çocukluğumdan beri çok ilgimi çeken masallardan biridir, çünkü çok korkunçtur. Belki de hepimizi büyüten masalların çoğu bizi içten içe korkutmuştur. O masalların bugün şiddet dilinden arındırılmış hali nasıl olur, diye hep düşünürdüm. İş Sanat’ın önerisi bana bu fırsatı verdi ve ben de ‘Orman Lokantası’nı yazdım.

Peki, sizin masalınızda iyilik-kötülük gibi kavramlar yok mu?

Yekta Kopan: Elbette var. Çünkü dünyada iyilik de var kötülük de var. Elbette çocuklar için tozpembe bir dünya sunmuyoruz. Çocuklar iyilik ve olumsuzluklardan haberdar olacaklar ki, bunlara karşı nasıl tavır almaları gerektiğini bilsinler. Ancak oyunumuzda şiddet, öfke, nefret, ötekileştirme gibi kavramlar yok. Geleneksel masalların özünde olan kötülüklerden arındırılmış durumda bizim masalımız. Açıkçası neşeli, bugüne ait ve oldukça da komik.

Hansel ile Gretel oyunda nasıl yer alıyor?

Yekta Kopan: ‘Orman Lokantası’ masalı Hansel ile Gretel’den çıktı. Biz bu masalın geleneksel kısmını büyüklere, güncellenmiş ve eğlenceli kısmını da bugünün çocuklarına hazırladık. Anne babalar, Hansel ve Gretel’i bildikleri için geliyorlar ama çocuklar kendi devirlerinin, kendi günlerinin Hansel ve Gretel’ini görüyorlar. Dolayısıyla büyüklerin ağzına bir parmak bal çalıyoruz, çocuklara da sonsuz bir dünya sunmak istiyoruz.

Yazının devamı...

Bebek arabası terörü

5 Aralık 2018

Toplum duyarlılıkları ‘üretim-tüketim’ dengesiyle ilişkilidir. Üretici toplumlarda duyarlılıklar yüksektir, tüketici toplumlarda ise oldukça az! Bunu bize dünya tarihi yeterince kanıtlıyor. Söz gelimi ağaç diken, fidanlar büyüten bir insanın onları kesmesi mümkün değildir; ama hayatında hiç ağaç dikmemiş, onu sulamamış biri onları gözünü bile kırpmadan kesebilir.

Sosyal medya ve cep telefonları iletişim ağımızı genişletti, ama iletişimimiz azaldı. Her gün için bir ‘küresel gün’ ilan edenler, sosyal medya konularını toplumun önüne fırlattı. Geniş kitleler o günleri ‘kopyala yapıştır’ mantığıyla bir dakikalığına paylaşıp ‘duyarlılık’ gösterse de ikinci dakikadan itibaren o duyarlılıkların buhar olup uçtuğunu da üzüntüyle gözlemliyoruz. İçten gelen hassasiyetlerle göstermelik olanlar yer değiştiriverdi. Sosyal medyada herkes çok ‘hassas’ peki ama sokakta neden değil?

Son yıllarda ülkemizde hızla yaygınlaşan bir ‘terör’ biçimi var. Dünyada ‘bebek arabası terörü’ olarak tanımlanan şiddet türü, ülkemizde oldukça yaygın. ‘Bebek’ ve ‘terör’ sözleri nasıl böylesine kolayca yan yana gelebilir, diye düşünebilirsiniz. Hakikaten korkunç, ama gerçek! Çünkü anneliğin bir ‘meslek’ gibi görüldüğü, bebek arabasına sahip olanın kendini ‘üstün’ gördüğü bu ortamda toplumsal şiddet de derinleşiyor. Toplu taşıma araçlarında hasta, yaşlı, gazi ve hamileler için ayrılan koltukları işgal edenlerle, bebek arabasını yayaların üzerine sürenler arasında gizli bir ‘şiddet rekabeti’ var adeta. Kamuya açık alanlarda insanların birbirlerine ‘üstünlüklerini’ göstermeye çalıştığı bir topluma dönüştük. Yolda, trafikte, asansörde, hatta kutsal yerlerde bile birbirini itekleyen insanlar var.

Hiçbir birey ötekinden üstün değildir, olamaz! “Ben geliyorum kenara çekil” edasıyla içinde bebeği olan arabasını kalabalıkların üzerine süren anne babalar neyin eseri? Karşısındakine saygı göstermeyen, kendine nasıl saygı bekleyebilir?

Bu gidiş iyi değil! Üretim toplumu olalım…

 

Yazının devamı...

İnsan eğitimin değil, eğitim insanın hizmetinde olmalı

1 Aralık 2018

Öğretmenlere kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Öğretmenlerimiz gizil bir güce sahipler, ama bunun farkında değiller. Öğretmenin gizil bir gücü vardır. O gizil gücün farkına varırsa, öğrenciye de öğrenci olarak bakmaktan çıkar ve onu bir evren, bir potansiyel olarak görür. Gizil güç fırsat verildiği zaman ortaya çıkar, fırsat verilmezse hiç yokmuş gibi farkına varılmadan çeker gider. Gizil güç ipuçları verir, her çocuğun farklı özelliklerini yakalar. Meselâ bir çocuğa bakarsın, üç yaşında ama topu öyle bir ele alışı vardır ki, onda spor kabiliyeti olduğunu görür bir öğretmen. Bir başka çocuğun sesini iyi kullanabildiğini görür, yönlendirir. Çünkü öğretmenlik bir bilgi meselesi değildir. Öğretmenlik bir varoluş meselesidir, bir niyet keşfetme meselesidir.

Peki, ya çocuklar?

Her insan soru sorma potansiyeline sahip olarak, merakla doğuyor. Bir merakı giderildiğinde merak ettiği yeni bir şeyi araştırmaya başlıyor. Yani yaşamın doğasını keşfetmek için bir yolculuğa çıkıyor. Biz onun doğuştan gelen bu özelliklerini açığa çıkartarak, o potansiyele destek olmalıyız. Her çocuk ayrı bir potansiyeldir. Bu nedenle öğretmen kalıplayan değil, geliştiren bir tutum içinde olmalıdır.

Kitapta ‘gelişim’ ve ‘denetim’ odaklı iki ayrı kültürden söz ediyorsunuz…

Denetim odaklı korku kültüründe, eğer öğretmen geçmişin etkisi altındaysa çocukları notla korkutur, ödevle korkutur, “Eğer derslerini yapmazsan seni ailene şikâyet ederim” der. Bu, tehditle onun davranışını biçimlendirmeye çalışan korku odaklı bir yaklaşımdır. Oysaki gelişim odaklı değerler kültüründe çocuğun gizil gücünü hissetmek, ona yatırım yapmak vardır. Eğer öğrencinin aklı, varoluşu gerçekleşirse çocuk ona uygun davranışı zaten yapar. Böylece başkasının gözünde hesap veren biri olmaktan ziyade, kendi gözünde hesap veren bir insan olur. Yanında hiç kimse olmasa bile, doğru olanı yapmaya başlar, güvenilen insan olur. Güvenilen insanlardan oluşan toplumun müthiş bir sermayesi vardır. Buradaki temel konu hangi temelleri atacağımızdır.

Yazının devamı...

Merdiven altı yayınevlerinden uzak durun

24 Kasım 2018

Çocuk kitabı yayınlarındaki inanılmaz artış, iyiyi ve kötüyü de beraberinde getirdi. Çocuk edebiyatına gönül vermiş yazarların kitaplarına bakıyoruz, çok çok güzeller. Üzerinde ciddi çalışmalar yapılmış, dikkatle incelenmiş, resimlenmiş, bir kurgu temeline dayanan, birer çıkış noktası olan, mesajlar içeren ve çocuğu hep daha iyiye ve daha doğruya yönlendiren çok değerli eserler… Buna karşın son derece özensiz kitaplar da çıkıyor. Bunda çocuk edebiyatına ‘sektör’ gibi bakılmasının payı büyük! Ne acıdır ki özellikle bazı yayınevleri, sosyal medya hesaplarında bol takipçisi olan kişilere çocuk kitabı ısmarlamaya başladı. ‘Wattpad’ uygulamasında yazan bazı blog yazarlarına kitap çıkarmak ‘moda’ oldu. Blogger anneler de bir anda ‘çocuk kitabı yazarı’ymış gibi peşi sıra kitaplar yayımlar hale geldi. Genellemeler elbette ki yanlış. Gönlünü edebiyata vermiş isimler de olabilir. Ancak hiçbir edebi değeri olmayan, sırf bir şey yapmış olmak adına kitaplar yayımlayan birileri var artık. Bu yaklaşım iyi niyetli bir yaklaşım değil.

Çocuk kitabı yazarlığı ‘sözcük işçiliği’ ister. Metin üzerine düşünmeyi, iyi bir editör ve ekip çalışmasını, kâğıt kalitesinden resimlere kadar her şeyin planlanmasını gerektirir. Kurgu gerektirir, hassasiyet gerektirir. Tek bir sözcük üzerinde bile ince ince düşünmeyi zorunlu kılar! Kolaycılığa izin vermez, gelişigüzel olamaz! Çocuk kitaplarındaki tehlikeli içeriklerin yer aldığı kitaplara baktığımızda ise arkasında bu özelliklere sahip olmayan, adını daha önce duymadığımız, apar topar üretim yapan merdiven altı yayınevlerinin olduğunu görürüz. Bu nedenle anne babalar ve öğretmenler, merdiven altı yayınevlerinden uzak durmalı. Ayrıca kitaplara eleştirel bakmayı da öğrenmeliyiz. Bazı kitaplar kimi aileler için ‘iyi’ bazılarıysa ‘kötü’ olabilir. Bizim kitaplardaki çıkış noktamız, çocuk masumiyetine zarar vermemesi olmalıdır.

Unutmayalım ki edebiyat bir ‘geleceğe kalma’ meselesidir. Metinleri özensiz, edebi nitelik taşımayan, çocuğu anlamayan ve ona seslenmeyen, son derece kötü çizimleri olan pek çok kitap çıksa da iyi olan eserler kalacak, diğerleri unutup gidecek. 

HADİ ANNE GİDELİM

Sağlıklı beslenmenin püf noktaları

‘LC Waikiki Aile Buluşmaları’ devam ediyor. Yedinci durağımız Eskişehir! Bu kez Uzman Diyetisyen Zeynep Köse Çapay ve LC Waikiki Kurumsal İletişim ve Reklam Müdürü Sevda Malkoç konuklarımız olacak. Anne, bebek ve çocuklarda sağlıklı beslenmenin püf noktalarını konuşacağımız söyleşi sonrasında herkese ‘200 Adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi’ kitabımızı armağan edeceğiz. Ayrıca 50 şanslı kişiyi de LC Waikiki’den 50 TL’lik hediye çeki bekliyor. Tüm Eskişehirlileri ‘aile buluşmamıza’ bekliyoruz.

Yer: Eskişehir-Taşbaşı Kültür Merkezi

Yazının devamı...

Benim sesim benim toplumum

17 Kasım 2018

Türkiye’deki Down sendromlu bireyler de herkes gibi yaşadıkları çevre içinde yaşamlarıyla ilgili söz sahibi olmak istiyorlar. Çalışmak, üretime katılmak ve varlıklarını ‘acınma duygusu’ olmadan ifade etmek istiyorlar. Bu haklı talep için Down Sendromu derneği, Sabancı Vakfı Hibe Programı’yla ‘Benim Sesim Benim Toplumum’ adlı bir projeyi hayata geçirdi. Amaç, toplumdaki önyargıları kırmak!

Toplumumuzun her bir bireyi bu konuda duyarlı olmalı, halden anlamalı ve her bireyin hakkını teslim etmeli… Dünya ileri doğru giderken, bizler toplumumuzu oluşturan herkese söz hakkı verebilmeliyiz. Sorunu yaşayanlar hakkında kendi kendimize karar vermek yerine, sorunu yaşayanla birlikte çözüm üretebilmeliyiz. Çünkü bizi geleceğe taşıyacak olan budur.

Bedensel güce değil, düşüncenin gücüne güvenelim.

DİSLEKSİ NEDİR?

Çocuğunuz disleksi sorunu yaşıyorsa korkmayın. Bu, onun gelişemeyeceği anlamına gelmez. Sebeplerini Dr. Bahar Eriş açıklıyor…

<iframe src='//www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=40955319&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allow='autoplay; fullscreen' allowfullscreen></iframe>

HADİ ANNE GİDELİM

TÜYAP Kitap Fuarı’nda buluşalım

Yazının devamı...

Ctrl+Z mucizesi

14 Kasım 2018

Siz ‘Ctrl+Z mucizesi’ adlı bir kavramdan söz ediyorsunuz. Nedir bu?

Bugün bilgisayarlarımızda ve mobil cihazlarımızda çok uçuk yazılımlar kullanıyoruz. Sosyal medyadan, mobil bankacılık teknolojilerine; alışveriş uygulamalarından, sürücüsüz araba veya insansız hava araçlarına; navigasyondan simülasyon ve animasyonlara kadar küçük dilimizi yuttuğumuz, “Bunu yapanlar ne kadar zeki insanlardır” diye iç geçirdiğimiz yazılımlar, aynı zamanda diğer bütün sektörlerde de işleri çok daha kolay, ucuz ve hızlı yapma yollarının açılmasını sağlıyor. Bugün dünyanın en zengin 20 insanının neredeyse yarısı bilgisayar dünyasının donanımdan çok özellikle yazılım boyutunda yer alıyorlar. Peki, gerçekten bu yazılımları filmlerde gördüğümüz gibi kalın gözlüklü süper zeki insanlar mı geliştiriyorlar? Emin olun o insanların zekâ ortalaması ülkemizdeki herhangi bir üniversitedeki öğrencilerin zekâ ortalamasından daha yüksek değil! Farkı yaratan işlerine odaklanan, sebatla, azimle, hata yapmaktan korkmadan ama hatalarından ders çıkararak çok çalışan insanlar olmaları... Bu insanların hata yapmaktan korkmamalarının nedeni nedir biliyor musunuz? Bilgisayar dünyasının ‘affedici olması’, yani Ctrl+Z tuş birleşimi...

Yani, hataları fark edip geri alabilme özelliği…

Evet! Bilgisayar başında bir yazılım geliştirirken hayallerinizi sonuna kadar zorlarsınız, her türlü ihtimali deneyebilirsiniz, çünkü bir yanlış yaptığınızda geri dönüş için sadece Ctrl+Z tuşları yeterli olacaktır. Başka hiçbir meslek grubunda hata yapma konusunda bu kadar rahat davranamazsınız, hatanız size maddi ve zaman olarak çok pahalıya patlayabilir. Bir genel cerrah ameliyatta “Şu damarları bir de şöyle dikeyim” diyemez, bir mimar veya inşaat mühendisi bir binanın statik hesabını aklına estiği gibi yapamaz! Çünkü hatanın geri dönüşünün maliyeti çok yüksektir. Ancak bilişim dünyasında iş değişiyor. Son yıllarda bütün sektörlerde müthiş inovasyonların çıkma nedeni yazılım dünyasının bizlere sunduğu Ctrl+Z tuş birleşimi, yani affedici olma özelliğidir.

Peki, çocuklara bunu nasıl öğreteceğiz?

Yazının devamı...

Kodlama bilmeyen parmak kaldırsın

10 Kasım 2018

Kodlama neden gerekli?Prof. Dr. Selçuk Özdemir: Kodlama, bilgisayar ve türevi cihazlara ne yapacağını söylememizi sağlayacak yeni çağın dil becerisidir. Gelecekte çocuklar, ilkokul veya ortaokulda aldıkları eğitimle, biz yetişkinlerin sahip oldukları meslekleri icra edemeyecekler. Artık doktorlukta bile akıllı cihazlar devrede. Mesleklerin işleyişi, dolayısıyla hayatın işleyişi değişecek. Bu bir ‘tasarım çağı’dır. Eğer çocuklarımızı geleceğe taşımak istiyorsak, onlara kodlama eğitimi vermemiz şart.

‘Yarını kodlayanlar’ nasıl bir proje?Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır: Genç kuşakları geleceğe hazırlamak için Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı’yla il il gezerek, yaşları 7 ile 14 arasında değişen çocuklara kodlama eğitimi veriyoruz. Eğitimlerimizde dört temel değeri öğretmeyi hedefliyoruz: Hayal et, tasarla, yap ve paylaş. Gönüllü bir proje bu. Öncelikle gençleri eğitiyoruz, onlar da aldıkları eğitimi çocuklara ulaştırıyorlar. Şimdiye dek 12 bin çocuğa kodlama öğrettik. Hedefimiz 12 ilde 30 bin çocuğa ulaşmak. Eğitim aracımız bugün Antalya Kepez’de olacak, yarın da İzmir’e hareket edecek.

Çocuklar kodlama eğitimiyle neler öğreniyor peki?Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır: Eğitimler verilirken dünyanın en iyi teknik üniversitesi sayılan MIT’nin (Massachusetts Institute of Technology) çocuklara yönelik geliştirdiği temel kodlama programı ‘Scratch’ kullanılıyor. Programlama, uygulama yapma, hikâye oluşturma ve oyun yapma gibi teorik ve uygulamalı eğitimler veriliyor. Eğitimlerimize katılmak isteyenler www.habitatdernegi.org sayfamızı ziyaret edebilir.

Çocuklardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?Türkiye Vodafone Derneği Başkanı Hasan Suel: Çocuklar çok mutlular. Yeni bir şey öğrenmek ve dijital olarak anlaşmak onlara heyecan veriyor. Bize de öyle… Çünkü OECD’nin dijital ekonomi konulu son raporuna göre 3 çocuktan 2’si bugün bilinmeyen mesleklere sahip olacak. Gelecekte robot veterinerliği, holoportasyon uzmanlığı, etik hacker’lık, duygu tasarımcılığı, bilgi madenciliği, yapay organ imalatçılığı ve rüya gerçekleştiriciliği gibi meslekler ortaya çıkacak. Temelinde kodlamanın olacağı bu meslekler, 20 yıl içinde hayatımızdaki yerini alacak. Bu nedenle çocuklarımıza kodlama öğretiyoruz.

ÇOCUK VE ERGENLER DİŞ TELİ TAKMALI MI?

Çocuk ve ergenler diş teli takmalı mı? Ağzı, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Osman Çetin açıklıyor…

<iframe src="//www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=41011443&resizable=1&autostart=true" width="580px" height="326px" frameborder="0" scrolling="0" allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen></iframe>

Yazının devamı...

Çocuk ve gençler için öncü kadınlar

7 Kasım 2018

Cumhuriyet kurulduğunda Osmanlı’dan geriye yıkık bir ülke miras kalmıştı. Kadının toplumda sosyal bir yeri yoktu. Çocuklar tarlalarda ırgatlık yapıyor, kadınlar meslek edinemiyordu. Okul yoktu, doktor yoktu, sanayi yoktu, Anadolu’nun 40 bin köyünde ilkel bir hayat hüküm sürüyordu. Bir kurtuluş mücadelesi verip Anadolu İhtilâli’ni gerçekleştirmiş olan Türkiye Cumhuriyeti devleti her bir ferdi için umut olmuştu. Özellikle toplumun en çok ezilenleri olan kadınlar ve çocuklar için…

Özlem Özdemir, Cumhuriyet’in öncü kadınlarını bir araya getirdiği eserinde ufuk açıcı bilgilere yer veriyor. Çocuk ve gençler için hazırladığı bu kitapta gururumuz olan kadınlar yer alıyor. Örneğin, NASA’da çalışan ilk Türk bilim kadını Dilhan Eryurt. Henüz 30 yaşındayken Profesör olan bu değerli bilim insanı, Ay’a iniş için çalışan ekipte yer almıştı. Dilhan Hanım, 1969 yılı Apollo Başarı Ödülü’nün sahibiydi.

Türkiye’nin ilk dublaj sanatçısı ve sanat galericisi Adalet Cimcoz’du. Türkân Şoray’dan Filiz Akın’a kadar pek çok sinema oyuncusunun dublajını o yaptı. Billur sesiyle King Kong filminin seslendirmesini de o yaptı. Aynı zamanda çevirmendi. Kafka’nın ‘Milena’ya Mektuplar’ adlı kitabını Türkçeye o çevirmişti ve Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü kazanmıştı.

Dünyadaki ilk kadın savaş pilotunun Sabiha Gökçen olduğunu hepimiz biliriz; ama dünyadaki ilk kadın savaş fotoğrafçısının da bir Türk olduğunu pek bilmeyiz. Semiha Es, Hürriyet Gazetesi foto muhabiriydi. Eşi Hikmet Feridun Es ile birlikte Kore Savaşı’nı izlemişti. O, Kore’den dünyaya geçtiği fotoğraflarla ‘dünyanın ilk kadın savaş fotoğrafçısı’ olmuştu.

Atatürk’ün manevi çocuklarından Afet İnan tarihçiydi ve ilk konferansını kadın hakları konusunda vermişti. Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyesiydi.

İlk yönetmen ve ilk kadın yönetmenimiz

Yazının devamı...