"Ömür Kurt" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Kurt" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Kurt

Büyükanne en büyük bakıcı ama...

25 Şubat 2017

Anneanne veya babaanneden bakıcı olur mu?
Evet. Hem de en güvenilir bakıcılar onlardır. Ancak burada anne-baba ve çocuk üçgenini sağlıklı oluşturmaya dikkat etmeliyiz. Anneanne veya babaanne evdeyse, bebeğin annesi veya babası ‘evlat’ rolünden çıkıp da ‘anne’ ya da ‘baba’ rolüne geçemez. Bizler kendi ebeveynlerimize sonsuz bir güven duysak da çocuğumuzun bakımı sırasındaki ‘anne-babalığımızı’ onlara devretmiş oluyoruz. Dolayısıyla çocuğun gerçek anne-babası, evdeki düzenin ve çocuğun sorumluluğunu tam olarak üstlendiğini çocuğa hissettiremiyor. Bu durumun sonrasında da çeşitli çatışmalar ortaya çıkıyor.

Ne gibi çatışmalar?
Genellikle ‘torun’ kaynaklı çatışmalar… Günümüz anneleri, çocuklarının kendilerinin benimsediği şekilde yetiştirilmesini isterken, annelerine veya kayınvalidelerine bu modeli uygulatmakta zorluk çekiyorlar. Bunun nedenlerinden biri belli bir yaşa gelmiş yetişkinin değişime karşı gösterdiği direnç, diğeri geçmişin getirdiği deneyime sahip olduğunu düşünmesidir. Bunun yanında kendini eleştiren çocuğuna “Seni ben yetiştirdim, torunumu da yetiştiririm” tepkisini vermesidir. Bu durum çatışmayı getiriyor. Çatışma durumu da ilerleyen dönemlerde çocuğun kendisini suçlamasına sebep olabiliyor.

Ne yapılmalı peki?
Yaşadığımız dönemde doğan her çocuğun gelişimi geçmişle kıyasladığımızda daha hızlı ve parlakken aynı zamanda ihtiyaçları ve karşı karşıya kaldıkları tehlikeler de kendi ebeveynlerimizin dönemine göre çok farklıdır. Anneanne ya da babaannelerimiz torunlarına karşı sınırsız bir ortam sunarken değişen tehlikelerin farkına varmamaları da olasıdır. Buna en güzel örnek; anneanne için torununun yemeği yemesi çok önemli olduğu için ekran karşısında çocuğa hiç fırsat vermeden yemek yedirebilir. Oysaki bu durum anne için oldukça olumsuz bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımlar içinde amacımız, sadece çocuğu tehlikelerden uzak tutup onun karnını doyuran, ihtiyaçlarını gideren kişiyi bulmak olmamalı, çocuğumuzun fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarına da cevap veren kişi bulmak olmalıdır. Doğru olan çocuğu oyalayan değil geliştiren bir kişi ile çocuğun bakımına devam edilmesidir.

Torununa bakan anneanne veya babaanneye maaş verilmesi de gündemde…
Bu durum, kendi torununa hevesle bakan ebeveyni daha çok teşvik edecektir. Böylece sadece onun fiziksel bakımına değil, gelişimine de destek olmasını da sağlar. Bu nedenle iyi bir adım. Ancak burada, kendi ebeveynimizin her ne koşulda olursa olsun davranışlarını değiştiremeyeceği ihtimalini unutmamalıyız.

ZEKİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRMENİN 5 YOLU

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan, çocukların daha zeki olması için anne ve babalara düşen görevleri şöyle açıklıyor.

- Doğumdan itibaren çocukla göz ve beden temasında bulunulmalı.
- Çocuk sadece fiziksel olarak değil, ruhen de beslenmeli. Aşırı beğeni veya eleştiriden uzak durulmalı.
- İlk iki yaşa kadar elektronik cihazlardan uzak tutulmalı, sonra ise süre ile verilmeli.
- Çocuk hangi yaşta olursa olsun aşırı uyaran yüklemesi yapan çizgi film ve bilgisayar oyunlarından uzak tutulmalı.
- Hayal dünyasını, yaratıcılığını geliştiren oyuncaklarla oynaması sağlanmalı.
- Arkadaşlarıyla iletişim kurması ve akranları ile arkadaş olması sağlanmalı.

Yazının devamı...

Erken yaşlandıran oyuncaklar

21 Şubat 2017


Oyuncaklarla çocuklar arasında nasıl bir ilişki var?
Oyuncaklar, çocuklar açısından oyun oynamanın ve oyunun en temel malzemesidir. Çocukların doğal ortamda doğal gelişen oyunlar kurmaları ve bu oyunların içinde bedensel ve düşünsel olarak yer almaları hem psikosoyal gelişimleri hem de fiziksel gelişimleri açısından çok önemli. Oyuncaklar genellikle çocukların yaşı, ilgi alanları ve cinsiyetleri gözetilerek özellikle okul öncesi çocuklar adına anne babaları tarafından seçiliyor. Çocuklar ise oyuncak seçiminde genellikle renklerine, seslerine ve hareketlerine göre oyuncak seçerken günümüzde farklı etkenlerin bu seçime etki etmeye başladığını görüyoruz. Gelişen teknolojik imkânlar, televizyonlar, bilgisayarlar ve internet biz yetişkinleri olduğu kadar hatta belki daha da fazla çocuklarımızı etkisi altına alıyor. Dikkat edilirse çocukların oyun oynarken gerçek hayatı oyuncaklar aracılığıyla sembolize ettikleri, ‘miş’ gibi yaparak kendi hemcinsi ebeveynlerini ya da yetişkinleri taklit ettikleri görülebilir. Örneğin, anne baba olmak, doktorculuk oynamak, aileye yakın bireyleri taklit etmek ya da anne baba mesleğini rol model almak sıklıkla görülen oyun biçimleridir.

Yetişkin görünümlü abartılı oyuncaklar çocukları nasıl etkiliyor peki?
Çocuklarda erken büyüme baskısı yaratıyor. Abartılı makyajlarıyla dikkat çeken oyuncak kız bebekler ya da kahraman rollerini canlandıran atletik erkek bebekler ön planda yer alıyor. Çocukların hayatı anlamlandırmaları açısından büyük önem taşıyan oyuncaklar tam da bu noktada bir anda farklı işlevler edinmeye başladı ve bu durum çok da sağlıklı görünmüyor. Yine son yıllarda çevresel koşullar, katkı maddeleriyle harmanlanmış hormonlu gıdalar, bilgisayarlar, televizyonlar ve internet vasıtasıyla erken uyaranlarla karşılaşan çocuklarımız ‘erken ergenlik’ dediğimiz çok sıkıntılı bir gelişim evresi yaşamaya başladılar. Çocukluk sürecini henüz yaşayamadan hormonlarının gereğinden önce harekete geçmesi olarak tanımlayabileceğimiz erken ergenlik bir de bu abartılı kadınsı ve erkeksi görüntülü oyuncaklarla pekiştirilince durum iyice içinden çıkılmaz hale gelmeye başladı. Bir çocuk önce çocukluğunu yaşamalıdır. Çocuklara yönelik makyaj malzemeleri üretmenin, onları kendine uygun oyunlarla özdeşleştireceği oyuncaklar yerine tam bir kadın ya da erkek görüntüsü verilmiş sözde bebeklerle tanıştırmanın çocuklara yönelik olumlu bir katkısı olmadığı gibi aksine yanlış mesajlar içerdiğini söylemek mümkün. Henüz olgunlaşmamış, soyut düşünme evresine geçmemiş küçücük beyinlere bu abartılı oyuncakların vereceği şey, “Bak sen de bu ideal ölçülerde olmalısın, böyle görünmeli, böyle makyaj yapmalı, böyle kaslara sahip olmalısın. Aksi halde beğenilmezsin, güzel ya da yakışıklı sayılmazsın” mesajıdır. Bu da çocukların kendilerine saygı ve güven duyarak büyümeleri yerine, hep daha fazlası, daha süslü, daha modaya uygun, daha abartılısı, daha göz alıcısı gibi anlamsız pek çok sanal kavramlar arasında kaybolması anlamına gelir. Sanırım bu da anne babaların isteyeceği bir durum değildir. O nedenle oyuncak seçimi, şu dönemde belki de daha önce hiç olmadığı kadar önemli bir hale gelmiş durumdadır.

Çözüm için ne yapılmalı?
Çocuklara çocuksu içerikler sunulmalı, çocuksu oyuncaklar tercih edilmeli. Sade görünümlü, çocuk ruhunu içinde barındıran oyun ve oyuncaklar, çocuklara çocukluklarını yaşatacaktır.

Yazının devamı...

İlkokul çocuğuna not verilir mi?

11 Şubat 2017

Öğrenci başarısının notla notla değerlendirilmesinin olumsuz etkileri olduğunu söylüyorsunuz. Nedir bunlar?
Öğrencilik günlerinizi hatırlayın. Sınava bir gün kala çalıştık, hatta sabahladık. Bilgilerimiz taze olduğu için hatırladık ve soruları cevaplamaya çalıştık ama sınavdan bir gün sonra neredeyse tüm bilgilerin uçup gittiğine şahit olduk. Neden? Çünkü öğrenmekten daha çok sınavı geçmek için çalıştık. Yapılan birçok araştırma ve deney tam da bu durumu gösteriyor. İşin ucunda not varsa kısa sürede öğrenme gerçekleşiyor ama öğrenme uzun vadede maalesef olumsuz etkileniyor. Çünkü not verme doğuştan getirdiğimiz öğrenme merakını olumsuz etkiliyor, hatta köreltiyor. Bir süre sonra amaç sadece dersten geçmek ya da yüksek puan almak oluyor. 

Not, dersleri değersizleştiriyor mu yani?
Büyük ölçüde… Eğer bir dersin ortalamaya etkisi yüksekse o ders anlamsız bir şekilde öğrenci ve ebeveyn tarafından yüceltiliyor. Hayatta çok önemli olmasına rağmen ortalamaya etkisi düşük olan beden eğitimi, müzik ya da resim gibi dersler not yüzünden maalesef değersizleştiriliyor. Not vermenin diğer olumsuz yanı ise rekabetçiliği artırmasıdır. İşin içinde not ve sıralama varsa rekabet, yarış kaçınılmaz oluyor. Birçok eğitimci ve ebeveyn bu durumu ‘motivasyonu arttırıyor’ gerekçesi ile kulansa da çocukların psikolojilerine verdiği kalıcı zararı fark etmiyorlar. Rekabet hırsa ve arkadaşlıkların zedelenmesine yol açıyor. Eğitimin olması gereken kapsayıcılık özelliği not verme yüzünden zarar görüyor. Dikkat eksikliği, disleksi ya da gelişimsel sorunları olan çocuklar özel durumları dikkate alınmadan, düşük not nedeniyle sürekli ‘başarısız' etiketine maruz kalıyor. Bu tür özel durumları olan çocuklar maalesef eğitimden en az istifade eden öğrencilerin başında geliyor.

Peki, çocuğun psikolojisi nasıl etkileniyor?
Notun sahip olunan bilgi ve beceriyi ölçtüğü varsayımı hâlâ tartışmaya açıktır. Örneğin 6. sınıfa giden ve beden eğitimi notu 100 olan bir öğrencinin dersle ilgili tüm hedef davranışlarda becerili ve bilgili olduğunu varsayıyoruz. Ancak bu pek doğru değil. İngilizcesi 90-100 olan ama iki-üç cümle meramını anlatamayan öğrencilerin bu notunu nasıl değerlendirmeliyiz? Bu durum onun sınavda başarılı, ama gerçek yaşamda başarısız olduğunu düşündürüyor. Bir diğer sorun ise notların okunması ya da duyurulması. “Bunda ne sorun var?” diye düşünebilirsiniz ama düşük not alan ve arkadaşları tarafından alay edilen çocuğun yaşadığı duygusal şiddet onun eğitim hayatı ve ruh sağlığı için çok önemli olabiliyor. Bu durumun bir de eve yansıması var. Not yüzünden yaşanan acıları, travmaları, aile içi huzursuzları anlatacak olsak buraya sığmaz. Not verme olmadığında bu temel sıkıntı da doğal olarak ortadan kalkacaktır.

Not olmadan öğrencinin başarısını nasıl değerlendireceğiz?
Not vermek yerine değerlendirme yazılmalı. Bu, çocukların psikolojilerinin olumsuz etkilenmemesi açısından oldukça önemli. 1., 2. ve 3. sınıflarımızda olduğu gibi 4, 5, 6 ve 7. sınıflarda da not yerine geribildirim ve değerlendirme sistemine geçilmesinin hem öğrencilerin ruh sağlığı hem de eğitim kalitesi açısından daha faydalı olacaktır.

Yazının devamı...

Dünyanın ilk müzik yarışması Anadolu’da yapıldı

10 Şubat 2017

Masyas yarışmayı kabul eder. Yarışmanın hakemleri ise Frigya Kralı Midas ile dokuz esin perisi olacaktır. Apollon, lir eşliğinde söylediği şarkılarda çok başarılı olur. Ancak Akdenizli halkların konukseverlik ve dayanışma duygularını veren ezgileri kavalıyla dile getiren Marsyas yarışmada öne geçer. Esin perileri, kavalla üretilen ezgilerden çok etkilenmelerine karşın, Tanrı Apollon’un şerrinden ürküp oylarını ona verirler. Kral Midas ise oyunu Marsyas’tan yana kullanır. Yarışmayı kaybeden Marsyas, Tanrı Apollon’un lir çalmakla kalmayıp aynı zamanda güftesi etkileyici olan şarkılar söylediğini, bu yönüyle yarışmanın âdil olmadığını öne sürer. Bunun üzerine Tanrı Apollon, çalgıların ters tutulup çalınması şartıyla yarışmanın yenilenmesini önerir. Lir için sorun yoktur, ama kaval tersten çalınamayacağı için Marsyas yenik sayılır. Midas’ın kulakları iyi duymadığı gerekçesiyle eşek kulağına dönüştürülür, Marsyas ise derisi yüzülerek su çıkan mağarasına asılır. Böylece dünyanın ilk müzik yarışması bugün Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesindeki Suçıkan Mağarası'nın hemen önünde gerçekleşmiş olur.

ULUSLARARASI MARSYAS KÜLTÜR SANAT VE MÜZİK FESTİVALİ

Dünyanın ilk müzik yarışmasının yapıldığı Dinar’da yeniden müzik yarışması düzenlenmeye başlandı. Yarışmanın gerçekleştiği noktaya ise büyük bir Marsyas heykeli yerleştirildi. Yarışma kapsamında çocuklar ve yetişkinler için ayrı kategorilerde ulusal ve uluslararası flüt yarışmaları düzenleniyor, uluslararası sempozyumlar, belgesel gösterimleri, resim ve fotoğraf sergileri ile konserler gerçekleştiriliyor. Gelecek yıl düzenlenecek olan Ulusal ve Uluslararası Flüt Yarışması için başvurular şimdiden başladı. Ayrıca Mayıs ayında düzenlenecek bu yılki festivalde yer almak isteyenler için de kayıtlar başladı. Festival ile ilgili ayrıntılı bilgi www.marsyasfestivali.com adresinde.

YETENEKLİ ÇOCUKLAR SANATLA BÜYÜYOR

Afyon’un Dinar ilçesi Belediye Başkanı Saffet Acar, dünyanın ilk müzik yarışmasının yapıldığı Dinar’da önemli bir çalışmaya imza atmış. Yarışmadan dolayı her yıl, on yetenekli çocuğa flüt alarak, Dinar’ı dünyanın en önemli flüt merkezlerinden biri yapmaya çalışan Acar, bu yıl Şehit Piyade Uzman Çavuş Selçuk Gürdal İlköğretim Okulu öğrencilerine flüt hediye etmiş. Flüte yeteneği olan, müziğe tutkun on öğrenci, müzik öğretmeni Esma Dilman tarafından müzik eğitimine alınmış. Çok kısa sürede başarılı bir şekilde flüt çalar hale gelen çocuklar müziğe tutunmuş, hayatları renklenmiş. Okul müdürü Mehmet Öztürk “Amacımız, çocuklarımızın başarılı ve iyi birer insan olarak ülkeye yararlı olmaları” diyor. Öğrenciler ise eskiden sıradan bir yaşamları olduğunu, ancak flüt eğitimi ile birlikte daha mutlu bir hayat sürmeye başladıklarını belirtiyorlar. Dinar’daki yarışmaya Afyon Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Uğur Türkmen’in, CAKA’nın kurucusu dünyaca ünlü kemancımız Prof. Dr. Cihat Aşkın’ın, öğretim üyesi Yunus Emre Uğur’un ve dünyaca ünlü flüt sanatçımız Prof. Dr. Gülşen Tatu’nun da emeği büyük. Çocuklara, müziğe, umuda ve geleceğe yatırım yapan bu büyük insanları yürekten kutluyoruz. Gelecek sanatta, gelecek iyilikte, gelecek çocuklarda...

Yazının devamı...

Okulun ikinci dönemi için ailelere 5 öneri

4 Şubat 2017

1- Çocuğunuzun dersleri kötüyse üzerine gitmeyin, ama yardımcı olun.

Çocuğu sıkıştıracak her söz başarısını etkileyecektir ve bu durum belki de çocuğun isteksizleşmesine sebep olacaktır. Bu nedenle çocuğundan sürekli başarı talep eden anne baba olmak yerine, çocuğuna yardım eden, onunla el ele veren anne baba olmak gerekir.

2- Onu sosyal faaliyetlere yönlendirin, zaman ayırın.

Sosyal faaliyetler, çocukların hayata tutunmasına, keyif almasına ve mutlu olmasına yardım edecektir. Bu nedenle ailece yapılacak sosyal faaliyetler çocuğun hevesini arttıracaktır.

3- Onunla bol bol sohbet edin. Sorunların kaynağını öğrenin, birlikte kararlar verin.

Yetişkinler pek fark etmeseler de çocuklar da birer bireydir. Onların da kişilikleri, hedefleri, istek ve arzuları vardır. Bu nedenle, onların da çok küçükmüş gibi görünen sorunları aslında büyüktür ve dikkatle dinlemeye değer. Anne babalar, çocuklarının her sorununu dikkate almalı ve ciddiyetle dinlemeli.

4- Onları özel derslere ve kurslara boğmayın. İlgi alanlarına göre zamanlama yapın.

Çocuklar hafta içi okula, hafta sonu da kurslara gidiyor. Çoğu zaman ebeveynlerin "Ben yapamadım çocuğum yapsın" telaşı ile ortaya çıkan bu istek, her zaman iyi olmayabilir ve bazen ters tepebilir. Bu nedenle çocukların istekleri önemsenmeli ve onları kurslara boğmak yerine, onların istekleri doğrultusunda yönlendirme yapılmalı.

5- Birlikte vakit geçirin. Onu her koşulda sevdiğinizi ve değer verdiğinizi hissettirin.

Her çocuk, aile sıcaklığını ve aile içi sevgiyi hak ediyor, istiyor. Karşılıklı sevgi, hayatı daha da anlamlı kılıyor. Bu nedenle ebeveynler çocuklarına değer verdiklerini ona hissettirmeli ve her ne olursa olsun onu sevdiklerini belli etmeliler. Tüm bunlar çocuğu daha mutlu ve başarılı yapacaktır. Bunu anlamak için çocuklara değil, kendimize bakmamız yeterli. Biz ne isterdik?

Yazının devamı...

Çocuklarda antidepresan kullanımı hızla artıyor

28 Ocak 2017

Türkiye’de antidepresan kullananların sayısı neden bu kadar fazla? 

Nörolaglar ve aile hekimleri uyum bozukluğu sorunlarında, takıntılı hastalıklarda, romatizmal hastalıklarda, baş ağrılarında antidepresanları tercih edebiliyor. Bu ilaçların son derece yaygın kullanım alanı var ve bu açıdan da fazladan yazılıyor. Getirdiği ekonomik yük bir yana bu ilaçların ciddi yan etkileri de var. Depresyon aslında bir akıl hastalığı değil, bir beyin hastalığı… Kadınlarda, erkeklerden iki kat fazla görülüyor. Savaşlar, şiddet, yoksulluk, işsizlik gibi sorunlar depresyonu tetikleyebiliyor. 

Peki ya çocuklardaki kullanımı? 

Ağustos 2016’da The Lancet dergisinde çocuklarda ve ergenlerde kullanılan 14 çeşit antidepresanın ancak bir tanesi dışında hiçbirinin depresyonda etkili olmadığı yayınlandı. Avrupa ilaç yönetmeliğini yapan Committee for Medicinal Products for Human Use adlı kuruluş 18 yaş altı için kullanılan antidepresanların beynin olgunlaşmasının devam ettiği çocuk ve ergenlerde zararlı olduğunu ve intihar riskini arttırdığını belirtiyor. ABD hükümetinin yaptığı Okul Öncesi Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (PATS) tedavisi çalışmasında ise 0-6 yaş grubunda 6 yıl sonraki takipte kullanılan ilaçların şikâyetleri azaltmadığı tespit edildi. En çok kullanılan ilaçlar amfetamin türü ve antidepresan ilaçlardı. 

Çocukların kullandığı bu ilaçlar nelere sebep oluyor? 

Çocuklarda nadir de olsa ani ölüm, kalp büyümesi, uykusuzluk, boy atmada gerilik, iştah azalması, kilo kaybı, agresyon, psikoz gibi yan etkiler olabiliyor. Depresyon ilaçlarının yan etkisine bakarsak mide bulantısı, kilo alma, uyku hali, uykusuzluk, isal ve cinsel problemler. Ayrıca bu ilaçlar 24 yaş ve gençlerde intihar riskini arttırabiliyor. Türkiye’de de çocuklar arasında antidepresan kullanımı hızla artıyor ve bu durum toplum sağlığı açısından oldukça tehlikeli. 

Peki ne yapmalı? 

Hafif derece depresyonda haftada üç gün spor, koşma ve hızlı yürüme gibi egzersiz yapmanın genel durumunu iyi hissetme, uykunun düzelmesi ile depresyonda ilaç kadar etkili.  Depresyon tedavisinde, hastanın fark edemediği ve bilinç dışına atılmış şeyleri açığa çıkartan ‘Kognitif tedavi’ tercih edilebilir. İlaçsız tedavi yöntemlerinden bir çeşit beyin egzersizi olan ‘Neurofeedback’ yöntemi de depresyonda oldukça etkili.

Yazının devamı...

Karnesi kötüyse üzerine gitmeyin

21 Ocak 2017

Karnesi kötüyse ne yapılmalı?
Notları düşük gelen çocuk ile ilgili olarak anne-baba mutlaka sorunun kaynağına odaklanmalı. Çünkü burada önemli olan ‘neden’dir, ‘sonuç’ değil! Bu sebeple çocuğu arkadaşlarıyla kıyaslamadan, sorunu çocuk özelinde düşünmek ve anlamlandırmak önem taşır. Soruna neden olan şeyler belirlenmeli… Derslere yeteri kadar çalışmama, çalışma ortamının kötülüğü, okulun yetersizliği veya çocuğun odaklanma sorunları gibi sebeplere dikkat edilmeli. Eğer çocuğun notlarının kötü gelmesinin kaynağına inilebilirse çözüm önerisi de kolayca ortaya çıkacaktır. Öğrencinin performansı kesinlikle bireysel değerlendirilmeli. Bunun için, çocuğun kendi gelişimi izlenmeli. Çocuk, sınıfın geneline göre çok başarılı olmayabilir, ancak eğer bir önceki yıla göre başarı kaydettiyse bu övülmeli ve çocuk ikinci dönem için yüreklendirilmeli.

Çocuğun okul başarısını arttırmak için önerileriniz neler?
Çocuğun tüm gelişimi, bütün akademik kazanımları, dersler arasında performans farklılıkları olup olmadığı, çalışma ortamı, çalışma alışkanlıkları, odaklanma durumu, okulun ve öğretmenlerin yaklaşımı göz önünde tutulmalı. Çalışmayı uzun dönemde arttırmanın en iyi yolu, çocuğun ufak başarılarının ve olumlu çabalarının desteklenmesi ile öğrenme isteğinin arttırılmasıdır.

Sözel veya sayısal dersleri kötüyse?
Eğer bir ders grubunda belirgin, uzun süreli ve diğer derslerdeki performansla uyumsuz bir başarı varsa, öğrencinin özgül öğrenme güçlüğü olup olmadığı incelenmelidir. Eğer böyle bir durum yoksa öğrenciden sevmediği derslerden de makul bir performans beklenmelidir. Sevdiği ve ilgilendiği alanda ilerlemesi için ise desteklenmeli ve öğrenme isteğinin, merak düzeyinin üst seviyede kalması için uğraşılmalı.

Peki, çocuklar yarıyıl tatilini nasıl geçirmeli?
Tatil güzeldir! Yarıyıl tatili kısa olduğu için, yaz tatili kadar öğrencilerin rahatlayabildiği bir dönem değildir. Okula ara verilmesinin sebebi, çocukların dinlenmesine fırsat verilmesidir. Bu nedenle, tatilde çocuğun dinlenmesine, zevk aldığı faaliyetlerle uğraşmasına, gezmesine, izin ve destek vermek gerekir. Eğer, yukarıda belirtildiği şekilde yapılan bir performans değerlendirmesi sonucunda çocuğun daha fazla çalışması veya akademik destek alması gerektiğine karar verilmişse, o zaman bu program uygulanmalıdır. Tatil programlarının çocuğun ikinci dönem için gerekli enerjiyi toplamasına izin verecek şekilde ayarlanması önemlidir. Kitap okuma, okul veya tatil dönemi fark etmeden her zaman desteklenmesi gereken bir faaliyettir.

YARIYIL TATİLİ İÇİN 5 ÖNERİ
• Bırakın çocuklar bol bol dinlensin, istedikleri şeyleri yapsın.
• Sinemaya, tiyatroya gitsin, oyun oynasın, gezsin.
• Bol bol kitap okusunlar. Kitap okumak onlara çok iyi gelecektir.
• Çeşitli etkinliklere gitsinler, sosyalleşebilecekleri ortamlarda bulunsunlar.
• Eğer mümkünse ailece bir geziye çıkmak, onları çok mutlu edecektir.

Yazının devamı...

'Pepee Birlik Zamanı' filmini herkes izlemeli

20 Ocak 2017

Filmi ilk kez geçen hafta 2 bin çocuğun katılımı ile gerçekleşen büyük ön gösteriminde izledim. Öncesinde Pepee gösterileri, halk oyunları, sunumlar ve büyük küçük herkesi eğlendiren gösteriler sahnedeydi. Ardından herkesin merakla beklediği film başladı. ‘Birlik Zamanı’ filmi başladığında salondaki sesleri duymalıydınız. Çocuk heyecanını anlatan bu içten gelen sesler bir ömre bedeldi. Salondaki herkes heyecan içinde izledi Pepee’nin maceralarını. Çocuklar müziklere herkes eşlik etmeye çalıştı. Filmi izlerken çocuklar gözlerini bir an olsun perdeden ayırmadı. İşte bu, çok büyük bir başarıdır. Başta Ayşe Şule Bilgiç ve Kıraç olmak üzere tüm film ekibini yürekten kutluyoruz. Bu filmi büyük küçük herkes izlemeli! İstisnasız herkes… Çünkü filmde ‘biz’ varız. Bizim müziğimiz, bizim kültürümüz, bizim Anadolu’muz! 

ARTIK ÇOCUK MÜZİKLERİ DE YAPILABİLİYOR

Çok uzun yıllardır Türkiye’de çocuklar için müzik yapılmadığından yakındığım bilinir. Hepimiz Barış Manço şarkıları ile büyüdük. Şimdiki çocuklar da o şarkıları ezbere biliyor. Kayahan’ın çocuk şarkıları da en çok sevilenler arasındaydı. Sonra bazı ünlü şarkıcılarımız birkaç deneme yaptı ama hiçbiri çocuk ruhuna dokunamadı. Çünkü çocuklara müzik yapmak da çok ciddi bir iştir. Kıraç bu konuya ciddiyetle yaklaşmış ve ortaya birbirinden güzel şarkılar çıkmış. Pepee şarkıları hem anlamlı, hem eğlenceli hem de çocuklar için! Bu şarkılar ayrı bir albüm olarak yayımlanmalı… 

FİLMDE EN ÇOK NELERİ BEĞENDİM?

- Anadolu’nun köklerine iniyor. Filmdeki Nemrut, Göbekli Tepe ve Kapadokya görülmeye değer.

- Pepee’nin dedesi tam bir mucit! Ama her başarılı erkeğin arkasında bir kadının olduğunu ninesi kanıtlıyor.

- Ben filmde en çok ‘Birlik Zamanı’ şarkısını çok beğendim. Hatta sık sık dilime dolanır oldu. Dinleyin…

- Bu filmde herkes kendinden bir şey bulacak. Çünkü Türk aile yapısının tüm özelliklerini içeriyor.

Yazının devamı...