"Ömür Kurt" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Kurt" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Kurt

Çocuklar sağlıklı beslenmeyi mutfakta öğreniyor

16 Aralık 2017

Projenin fikri nasıl çıktı?

Taylan Kümeli: Bundan 10 yıl önce Kanada’da çocukların aldığı beslenme eğitiminin onlarda bir davranış değişikliği yarattığını görünce çok etkilendim. Bizim ülkemizde de olabilir mi, diye düşünürken Engin Şenel ile bir araya geldik ve ‘Super Kids in the Kitchen’ projesini hayata geçirdik. Ancak projeyi İngiltere’de başlattık. Daha sonra da ülkemize getirdik.

Nasıl oldu bu?

Engin Şenel: Ben uzun zamandır İngiltere’de yaşıyorum. Taylan Hanım projeden söz edince Londra’da başlayalım, dedik. Çünkü sadece Türkiye’deki insanlar değil, yurt dışında da bir sürü insan yanlış besleniyor. Bunu Türkiye ile sınırlandırmamak lazım. Dünyada da bir önlem alınmalı.

Taylan Kümeli: Bugün baktığımızda Türkiye’de yavaş yavaş yanlış beslenmenin sonuçlarını obezitenin artışıyla çok net görüyoruz. Bu nedenle Türkiye’de olması kaçınılmazdı projenin.

Çocuklar ne öğreniyorlar burada?

Taylan Kümeli:

Yazının devamı...

Boyama kitabını gördüğünüz yerde imha edin!

9 Aralık 2017

Nesin Vakfı’nın temel öyküsü nedir?Nesin Vakfı, bütün hayatı boyunca kendini halkına karşı borçlu hissetmiş bir adamın, yani Aziz Nesin’in hikâyesidir. 1972 yılında kurulmuştur ve o tarihten bu güne binlerce çocuk yetiştirmiştir. Şu anda da burada 42 çocuğumuz var.

Kimsesiz çocuklar da kalıyor mu vakıfta?Kimsesiz çocuklar yok. Kimsesiz çocuklar devlet güvencesi altında. Bizim vakfa aldığımız çocukların mutlaka yasal bir vasisi var. Aileden aldığımız bir kabul güvencesiyle bakıyoruz çocuklara. Ancak temel kıstasımız ailelerin ekonomik durumlarının yetersiz olması ve çocukların okumak istemesi. Genel olarak 0-10 yaş gurubundan çocukları vakfımıza alabiliyoruz. Sonrasında da üniversiteyi bitirip işlerini ellerine alana kadar onlara maddi manevi desteğimizi sürdürüyoruz.

Vakıfta nasıl faaliyetler var?Vakfımızın hemen yanına bir tarım alanı kurduk. Oyun alanları, kümesler, seramik atölyeleri var. Çocuklar burada doğa içinde ekerek, biçerek, hayvan besleyerek öğreniyor. Bu çok önemli! Oysaki günümüzün insanı çocuklara karşı aşırı korumacı. Evet, bir tehlikeye karşı korumak doğru ama onların kendi kendine başarmasını engelleyecek derecede korumacı davranarak çocukları korumuş olmuyoruz. Hayat öyle değil. Her an yanlarında olamayız. Mevcut akademik eğitimin yanında bir de hayata dair eğitim almalı çocuklar! Çocuk ileride bir kurumun başına da geçecek olsa hayata en dipten başlamalı. Bir çocuk sökük dikebilmeli, eksiği gediği görebilmeli, düzeltebilmeli. En tepeyi de hedeflese, en derini bilebilmeli. Ayrıca siz onu şirkete genel müdür olarak tasarlarsınız ama o terzi olmayı tercih eder. Anne baba, çocuğun tercihine de karışmamalı. Yeteneklerini görebilmeli.

Çocukların yaratıcılığı nasıl artar peki?Çocukların yaratıcılığı çok ileride aslında! Ancak bizler o yaratıcılığı yok ediyoruz. Çünkü bir sisteme tâbi tutuyoruz ve kendi istediğini değil, bizim istediğimizi yapmasını istiyoruz. Örneğin anaokulu çok önemlidir, ama bizde anaokulu da ‘sürekli faaliyet alanı’ olarak görülüyor. Mesela çocuğun daha anaokulundayken yazı yazması isteniyor. Hayır! Anaokulunda sürekli faaliyet halinde olunmamalı! Çocuklar yaratıcılığının zirvede olduğu bu zamanda yetişkinlerin yönlendirmeleriyle değil, içlerinden geldiği gibi üretmeli. Yönlendirme olunca “Benim yaptığım iyi değil” diye düşünüyor çünkü çocuk…  Bir araştırma 2 yaşındaki çocukların %98 oranında yaratıcı olduğunu söylüyor. Peki, üniversiteye geldiğinde bu oran neden felaket bir hal alıyor? Çünkü çocukları rahat bırakmıyoruz. Okullar velilere göre yapılıyor, çocuklara göre değil! Özellikle de anaokulları...

Neden?Yaratıcılığı ya körüklersiniz ya da öldürürsünüz. Meselâ çocuğa bir timsah resmi verilir ve çocuk boyama yapar. Ben buna ‘çocuk işçi çalıştırmak’ diyorum. Boyama kitapları sınırları belli, mükemmel çizilmiş kitaplar. Bu kitaplarla çocuklara “Ben harika bir timsah resmi yaptım sen de içini boya! Ama sakın taşırma!” deniyor. İşte dehşet verici bir tutum! Yaratıcılığı öldüren temel şeylerden biri! Bir ülkede eğitim sistemini çökertmek istiyorsanız anaokulunda boyama yaptıracaksınız. Bu nedenle nerede bir boyama kitabı görürseniz onu hemen imha edin! Çünkü çocuktan sadece onu boyaması isteniyor, yaratıcı olması istenmiyor. Hâlbuki o çocuk zaten olağanüstü bir timsah veya kuş yapabilir. Asıl önemli olan sizin onun yaptığını beğenmeniz değil, onun kendi yaptığını beğenmiş olması.

Ne yapılmalı peki?Anaokulunda verilmesi gereken tek şey sanat eğitimi. Sanat, çocuğa özgür bir alan yaratacaktır. Eğer bunu denersek Türkiye’deki eğitimde artışı görürüz.

Nesin Vakfı’na katkı sağlamak isteyenler için neler söylersiniz?

Yazının devamı...

Ne emir verin ne de ricacı olun

2 Aralık 2017

Çocukla hangi tonda konuşmak lazım?Öncelikle sakin ve sevecen olmak gerekiyor. Çocuğa bir şey söylerken veya ondan bir şey isterken “Şimdi bana şunu getir!” gibi emreden bir dilden de uzak durmak gerek, “Bana şunu verir misin, çok rica ederim, haydi lütfen” gibi aşırı ricacı bir dilden de… Şimdilerde çocuklar “Ben sana istediğin şeyi getirdim, ama sen bana teşekkür etmedin” diye anne-babalarına hesap bile sorabiliyor. Oysa anne baba çocukla eş düzeyde değildir. Arada bir hiyerarşi vardır. Yani siz anne ve babaysanız, o da çocuktur. Her ne kadar biz bunu görmezden gelsek de anne ve baba evde bir otorite olmalıdır. Bunu sert olmak anlamında söylemiyorum. Sınır çizen kişiler olmak anlamında ifade ediyorum. Günümüzde çocuğa uyuması veya yemek yemesi bile rica ile söyleniyor. Bu doğru değil. Çocuk bunları yapması gerektiğini bilmeli ve yapmalı. Bunun için ricaya gerek olmamalı. Bu kadar ricacı olunduğu için bizler bugün çocukların anne babalarına hesap sorduğu bir duruma geldik. Çocuk, çocukluğunu bilmelidir. Ona sevgi ve şefkat göstererek, onunla ilgilenerek, onunla doğru bir iletişim kurarak, iyi yürekli, görevlerini bilen, etrafına saygılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmeliyiz. Bu nedenle emreden, çocuğu korkutan ve sindiren dilden de aşırı derecede ricacı olunan ve adeta anne babanın yalvaran konumuna geldiği bir dilden de uzak durulmalı.

Çocukla doğru iletişimin formülü nedir peki?Çocukla iyi bir iletişimin en önemli formülü onun kişiliğine hakaret etmemektir. Onu yüreklendirmek, başardığında tebrik etmek, başaramadığında “Tekrar dene, belki bu kez yapabilirsin” demek çocuğu yüreklendirir. Diyelim ki çocuk sizin yapmasını istemediğiniz bir şeyi yaptı. Fakat onu yaptı diye çocuğa hakaret etmemelisiniz. Bunun yerine “Beni hayal kırıklığına uğrattın. Şu an konuşmak istemiyorum ve çok kızgınım. Çık ve odana git!” diyebilirsiniz. Ancak “Sen ne laftan anlamaz insansın, senden hiçbir şey olmaz!” gibi umut kırıcı hakaret içeren, kıyaslama içeren cümleler kesinlikle ama kesinlikle söylenmemeli. Eğer anne ya da baba, böylesine hatalı cümleler kurarsa çocuk da yıkıcı etkilere sebep olabilir.

Okul çocuklarını zorlayan 5 konu

Okul çocukları tatilleri iple çekiyorlar. Peki, ama neden? 7-14 yaşları arasındaki çocuklara sorduk, şu yanıtları verdiler:
-- Öğretmenlerin çok ödev vermesi
-- Aynı haftaya sıkışan sınavlar

Yazının devamı...

Çocuk kitaplarını denetlemek aileye düşer

25 Kasım 2017

UZMANLAR: “ÇOCUKLARI DIŞARIDAN DENETLEMEK YERİNE ELEŞTİREL BAKMAYI ÖĞRETİN!”

Psikolog Doç. Dr. Yıldız Dilek Ertürk: Çocuk için en önemli örnek anne baba davranışıdır. Kitaplardaki şiddeti denetleyen bir üst kurul olduğunu düşünelim, evdeki şiddeti kim denetleyecek peki? Bu nedenle her şeyi dışarıdan bir denetleme ile yapmak yerine çocuklara eleştirel bakmayı öğretmek gerekir. Yani dış denetim değil, iç denetim önemlidir. Her anne baba kendi çocuğunun denetiminden ve zihninden sorumludur. Çocuklar için üretilen her türlü içeriğin anne baba ve yayıncının süzgecinden geçmesi gerekir. Çocuğa neyin doğru neyin yanlış olduğunu ceza ve itaat yöntemiyle öğretmekten yana değiliz. Çocuğun inanarak, bilerek, doğru olduğunu kabul ederek öğrenmesi gerekir. Dışarıdan denetlemekle çocuğun üzerinde sadece geçici bir süre için denetim sağlamış oluruz, ama çocuk yanlış olanı yapmaya yatkınsa bir şekilde bunu yapar. Önemli olan, çocuğa neyin neden doğru, neden yanlış olduğunu öğretmektir. Bu, onun empati duygusunu geliştirir. Empatik çocuklar da demokratik ve eleştirel olur.

Bir psikoloğun, bilim insanının işi aydın olmaktır, yanlış gördüğü bir şeyi toplum gerçeğine uygun olarak söylemektir. Yapması gereken şey ‘denetim mekanizması’ olmak değil ‘hakemliktir’, görüş sunmaktır, aydınlanma sağlamaktır. Çünkü bilim tektir. Bilimin doğruları ortaktır ve genellenebilir. Bilim amaçlıdır, yöntemlidir. Ama denetim mekanizmaları kişiden kişiye, zihinden zihne değişebilir.

Şunu unutmamalıyız: Kitaplar, çocuklara hayal satar. Sonlarda hep kahramanların kazanması gerekir. Masalların amacı da başkalarının gözüyle çocukların gelişimini sağlamaktır. Masallar özgürdür, hayaller de özgür olmalıdır. Bu nedenle masalcının kim olduğu da, yaşa göre içerik üretimi de önemlidir. Hangi zihin tarafından üretildiğini bildiğimiz masalları çocuğa aktarmamız gerekir. Çocukların sonunu hayalleriyle tamamlayabilecekleri hikâyelerin onlar için yararlı olduğu unutulmamalıdır. Bu doğrultuda çocuklara sansürcü bir bakış açısından çok, eleştirel bir bakış açısı kazandırılmalıdır. Gelecekte ne istiyorsak, onu zihinlere ekmek gerekir. Bu nedenle önce anne-baba, sonra da çocuk medya okuryazarı olmalıdır.

Çocuk Gelişimi Uzmanı Prof. Dr. Haluk Yavuzer: Çocuk, kişiliğinin gelişiminde bir modelle kendini özdeşleştirir. Bu model, başlangıçta anne-baba iken zamanla yerini kitap ve film kahramanlarına bırakır. Bu açıdan kitap kahramanlarının ahlaki ve sosyal açıdan sağlıksız olması çocuğun kendini kötü bir modelle özleşleştirmesine neden olur. Bu da çocuk kitabı yazarlarının üstlendikleri görevin ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Burada önemli olan çocuk kitabının dışarıdan bir pedagog tarafından denetlenmesi yerine, çocuk kitabı yazarının pedagojiyi bilen bir kişi olarak kitabını üretmelidir. Bilim insanı sansürcü olmaz, bilimin doğruları ışığında hareket eder, bilgilerini paylaşır.

ÇOCUK KİTABI YAZARLARI: “ÇOCUK KİTAPLARI BİRER SANAT ESERİDİR!”

Mavisel Yener:

Yazının devamı...

Her çocuk, kendi kitabını yazar!

18 Kasım 2017

Sizce blogger annelik nedir?

Ben kendime ‘blogger anne’ değil, blog yazarı ya da gazeteci demeyi tercih ediyorum. Çünkü paylaşımlarım sadece anne olmakla ilgili değil. Kadın olmak, ilişkiler, güncel hayat... Ve bloğum da sosyal medya hesaplarım kadar aktif. Düzenli olarak yazıyorum. Türkiye’de ‘blogger’ sözcüğü farklı tanımlanıyor. Bir gerçekten de sitelerine içerik üretenler var, bir de daha çok sosyal medyada aktif olanlar, içeriği orada paylaşmayı tercih edenler. Ben hayatı paylaşıyorum. En bakımsız hallerim de sosyal medyada, en şık hallerim de. Olduğum gibiyim. Çocuğu sosyal medyada paylaşmak konusuna gelince, çocuğumu gelecekte rahatsız edecek hiçbir paylaşım yapmadım. Yaşadığı özel şeyleri de ne bloğumda yazdım, ne sosyal medyada, ne de kitabımda! Bu arada ‘Manyak Anne’ kitabım basılmadan önce defalarca eşim de okudu. Bunun sebebi ise “Acaba gelecekte kızım da okur da rahatsız olur mu?” endişesiydi. Sosyal medya paylaşımlarım da aynı şekilde… Kızım küçükken eşime sorardım “Sence bu fotoğrafı paylaşsam nasıl olur” diye. Paylaştığım fotoğraflarda kızım olsa bile, konu benim aslında. Benim düşündüklerim, yaşadıklarım… Şimdi de kızım Irmak’la birlikte karar veriyoruz fotoğraflara, bazen de beraber yazıyoruz. Çocuk fotoğrafı paylaştığınızda neyi vurguladığınız çok önemli. Bu konuda da herkesin tarzı farklı. Bu nedenle kimseye “Aaa neden böyle yapıyor” diyemem. Ancak ben kendi kızım konusunda çok hassasım.



Teknolojik dünyada sosyal medyadan saklanmak mümkün değil. Bir anne olarak ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Yazının devamı...

‘Bir gün ben de doğduğum topraklara döneceğim'

15 Kasım 2017

Bu kitabın nasıl bir macerası var?

Küçükken Küçük Prens’i okumuş ve çok etkilenmiştim. Daha sonra aynı kitabı tekrar tekrar okudum. Sanırım yirmi kez… Aslında ben bir şairim ama Küçük Prens’ten çok etkilendiğim için tıpkı öyle etkili bir kitap yazma hayalim vardı. Somon da herkesin bildiği gibi nehirde doğuyor, denizlerde büyüyor, daha sonra da doğduğu yere, nehirlere dönüyor. Onun hayatı da çok etkileyici gelmişti bana. Bu nedenle ben de somon balıklarıyla ilgili böyle bir kitap yazmak istedim.

Peki, bu kitapla ne söylemek istiyorsunuz?

Somonlar nehirden çıkıp, doğdukları yere geri dönebilmek için akıntının tersine doğru yüzerler. Akıntının tersine yüzmek büyük bir mücadele gerektirir. Ben de bu örnekten hareketle hayattaki mücadelenin öneminden bahsetmek istedim. Ayrıca öğretmen ve öğrenci ilişkilerine değinmek, doğa ile insan arasındaki ilişkinin nasıl bir düzende olması gerektiğini anlatmak ve insanların doğayı daha çok koruması gerektiği konusunda mesaj vermek istedim.

Bu kitap Güney Kore’de çok büyük bir ilgiyle karşılanmış. Türkiye’de de kitabın Türk-Kore dostluğunu pekiştireceği düşünülüyor. Siz ne diyorsunuz bu konuda?

Bu benim Türkiye’ye ilk gelişim, fakat biz hem burada hem de Kore’de iki ülkenin ‘kardeş’ olduğunu biliyoruz, duyuyoruz. Bu nedenle kitabın Türkiye’de yayımlanması benim için çok sevindirici oldu. Bu kitap şimdiye kadar 14 yabancı dile çevrildi. Türkçede yayımlanması bütün bu diller arasında benim için en sevindirici olanı oldu. Ben bu kitap vasıtasıyla iki ülke arasındaki edebi ilişkilerin artmasını umuyorum. Edebi ilişkilerin daha sağlam zeminde ilerlemesini ümit ediyorum.

Daha önce hiç bir Türk yazarın kitabını okudunuz mu?

Evet, okudum. Nazım Hikmet! Çok da etkilendim.

Yazının devamı...

Çocuğunuza ‘farklı olanı sevmeyi’ öğretin

11 Kasım 2017

Farklılıkları kabul etmeyi anne babalara değil de çocuklara söylüyorsunuz. Neden?

Çocuklar daha hızlı öğreniyor da ondan. Anne babalar, çocukların birbirlerine karşı çok acımasız olduğundan şikâyetçi! Ancak bilinmesi gerekir ki, bu eğitim ile giderilebilecek bir şeydir. Biz eğitim ile biyolojik varlığımızı düzene sokarız. Hâlbuki o acımasızlık insanın doğasında var. Biz eğitim ile onu terbiye ederiz. Üstelik ne kadar terbiye edersek o kadar insan haline dönüşürüz.

Özellikle okulda farklı olan acı çeken oluyor. Bir çocuğun ayağı sakatsa, boyu çok uzunsa, kısaysa veya sesi inceyse zorbalığa uğraması kaçınılmaz! Sizce çocukların birbirlerinin eksiğini arama ihtiyacı neden kaynaklanıyor?

İnsan yaştan yaşa değişir. Çocukken kendine fren koymaz ama büyüdükçe kendini denetlemeye, frenlemeye, aklına her geleni söylememeye başlar. Bir insan çocukken “Nasıl ifade edersem karşımdaki yara almaz?” diye sormaz. Örneğin, saçları olmayan birini gördüğünde “Aaa kele bak!” der. Bu çocuğun doğasındaki dürüstlükten de kaynaklı. Çünkü büyüklerdeki sahtecilik çocuklarda yok. Büyükler saklar, ama çocuklar düşündüğünü söyler.

Ama bu durum onların da yaşamını zorlaştırıyor…

Evet. Ancak çocuklara bunu yapan da bizleriz. Aslında çocuğun gözlemlediği veya bizim ona gösterdiğimiz her davranış, onun dersler aldığı ve fikirler çıkardığı şeylerdir. Yani çocuk, büyüklerine baka baka kendini biçimlendirir. Çocuk, “Aaaa kele bak!” dediğinde ona kızarsak, onu yalana teşvik etmiş oluruz. Aile içinde de bir sorun yaşadığımızda “Bunu babana söyleme!” derken bir yandan sır tutmayı öğretmiş ama diğer yandan da yalana teşvik etmiş oluruz. “Baban gelirse görürsün!” demek bile yanlıştır. Bir korku unsuru yaratmak yanlıştır. Bu, çocuklara ikiyüzlülüğü öğretir.

Peki, kitaplarla çocuklara ne söylemek istiyorsunuz?

Yazının devamı...

Okul çocukları ‘yemekte denge’yi öğreniyor

4 Kasım 2017

Yemekte denge nasıl bir proje?
İlköğretim düzeyindeki öğrencilere yönelik bir proje bu. Ana mesaj olarak “Her şeyi yiyebilirsin, önemli olan dengeyi nasıl kuracağını öğrenmendir” diyoruz.  İşte bu dengeyi sağlamak için de ilkokul 1, 2, 3 ve 4. sınıflarda okutulan Hayat Bilgisi dersinde ‘yemekte denge’yi öğretiyoruz.

Peki, proje ile ne amaçlanıyor?
‘Ağaç yaşken eğilir’ gerçeğinden hareketle, çocukların fizyolojik ve psikolojik açıdan kaliteli, uzun bir yaşam sürdürmeleri için erken yaşta eğitimle dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlığı kazandırmayı amaçlıyoruz. Ayrıca öğretmenlerde ve ebeveynlerde farkındalık yaratarak çocukların beslenme alışkanlığında davranış değişikliği oluşturabilmek ve bu konuda kültürel bir dönüşüm başlatmayı hedefliyoruz.

Çocuklar okulda ‘yemekte denge’ ile ilgili neler öğreniyor?
Temel eğitimde öğrenim gören çocuklara dengeli beslenmenin kurallarını yasaklar olmadan, oyunlarla, yaratıcı çalışmalarla eğlendirerek öğretiyor. Yemekte denge eğitimleri sayesinde çocuklar neyi ne kadar yiyeceklerini öğrenirken bir yandan da fiziksel aktivitenin önemini kavrıyor, sağlıklı kalmak için temel hijyen kurallarını benimsiyor. Bu çerçevede şu noktaları öğreniyor:

Yazının devamı...