"Ömür Kurt" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Kurt" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Kurt

Büyük yarışma başlıyor

25 Mart 2017

İSTER YAZSIN, İSTER KARİKATÜR ÇİZSİN, İSTER FOTOĞRAF ÇEKSİN

Çocuklar, her yıl 23 Nisan günü Hürriyet Gazetesi ile birlikte armağan edilen 23 Nisan Hürriyet’i gazetesine karikatür, fotoğraf ve yazı dallarındaki eserleriyle katılabiliyor. En iyi karikatürü çizen 3 çocuğa tablet, en iyi fotoğrafı çeken 3 çocuğa dijital fotoğraf makinesi, en iyi yazıyı yazan 3 çocuğa ise dizüstü bilgisayar hediye edilecek. Çocuklardan gelecek olan çalışmaları, Hürriyet Çocuk Kulübü jürisi değerlendirecek.

BAŞVURULAR HÜRRİYET ÇOCUK KULÜBÜ'NE YAPILACAK

Çocuklar, 15 Nisan Cumartesi gününe kadar yazı, karikatür veya fotoğraf dallarındaki çalışmalarını hck@hurriyet.com.tr e-posta adresine veya 23 Nisan Hürriyeti, Hürriyet Gazetesi, 100. Yıl Mah. 2264 Sokak No:1 34204 Bağcılar-İstanbul posta adresine gönderebilecekler. Çocuklar yarışmaya 250 sözcüğü geçmeyen bir yazı, herhangi bir konuda çekilmiş fotoğraf veya karikatür alanlarında katılabilecekler. Ayrıca birden fazla kategoride de başvuru yapabilecekler.

Etrafınızdaki bütün çocuklara haber verin, onları bu eğlenceli faaliyetten mahrum bırakmayın. 23 Nisan Hürriyet'i hem onlar için çok güzel bir anı olacak hem de çalışmalarını tüm Türkiye görecek. Şimdiden herkesin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

 

ÇOCUK GELİŞİMİNİ OLUMLU ETKİLEYEN 5 OYUN

Sokak oyunlarının çocuk gelişimine birçok olumlu etkisi var. Pedagog Aykut Akvova'nın önerilerine kulak verin.

- Saklambaç: Sorun çözme yeteneklerini geliştirir. Mesafeyi kestirerek, zaman dolmadan, ne kadar uzağa koşabileceklerini hesaplamaya çalışırlar. Hatalardan ders çıkarmayı öğrenirler. Bu onların gelecekte iyi seçimler yapmalarına olanak tanır.
- Körebe: Mekân algısını geliştirir, beden imajı oluşmasına yardımcı olur. Hızlı düşünme çabuk karar verme, odaklanabilme becerisi ve daha dikkatli olmalarına yardımcı olur.
- Kayıp eşya oyunu: Bilişsel gelişime katkı sağlar. Hafızanın ve dikkat yeteneğinin gelişmesine yardımcı olur. Özellikle, odaklanma ve dikkat sorunu yaşayan çocuklar için çok yararlı bir oyundur.
- İsim-Şehir oyunu: Kelime bilgisi ve hazinesi ile genel bilgi yeteneklerinin eğlenerek geliştirilmesine önemli bir katkı sağlar.
- Sek sek oyunu: Dikkat, odaklanma, motor gelişim ve sayı sayma becerilerinin gelişmesi açısından önemli bir oyundur.

Yazının devamı...

Çocuklar toplanın, büyük yarışma başlıyor!

25 Mart 2017

Çocuklar, her yıl 23 Nisan günü Hürriyet gazetesiyle birlikte armağan edilen ‘23 Nisan Hürriyet’i gazetesine karikatür, fotoğraf ve yazı dallarındaki eserleriyle katılabiliyor. En iyi karikatürü çizen üç çocuğa tablet, en iyi fotoğrafı çeken üç çocuğa dijital fotoğraf makinesi, en iyi yazıyı yazan üç çocuğa ise dizüstü bilgisayar hediye edilecek. Çocuklardan gelecek olan çalışmaları, ‘Hürriyet Çocuk Kulübü’ jürisi değerlendirecek.Başvurular Hürriyet Çocuk Kulübü’ne yapılacakÇocuklar, 15 Nisan Cumartesi gününe kadar yazı, karikatür veya fotoğraf dallarındaki çalışmalarını hck@hurriyet.com.tr e-posta adresine veya “23 Nisan Hürriyeti, Hürriyet Gazetesi, 100. Yıl Mah. 2264 Sokak No: 1 34204 Bağcılar-İstanbul” posta adresine gönderebilecekler. Çocuklar yarışmaya 250 sözcüğü geçmeyen bir yazı, herhangi bir konuda çekilmiş fotoğraf veya karikatür alanlarında katılabilecekler. Ayrıca birden fazla kategoride de başvuru yapılabilecek.

ÇOCUK GELİŞİMİNİ OLUMLU ETKİLEYEN 5 OYUN

Sokakta oynanan oyunların çocuk gelişimine birçok olumlu etkisi var. Pedagog Aykut Akvova bu oyunları şöyle açıklıyor:

Saklambaç: Çocukların sorun çözme yeteneklerini geliştirir. Mesafeyi kestirerek, zaman dolmadan, ne kadar uzağa koşabileceklerini hesaplamaya çalışırlar. Hatalardan ders çıkarmayı öğrenirler. Bu onların gelecekte iyi seçimler yapmalarına olanak tanır.

Körebe: Mekân algısını geliştirir, beden imajı oluşmasına yardımcı olur. Hızlı düşünme, çabuk karar verme, odaklanabilme becerisinin ilerlemesine yardımcı olur.

Kayıp eşya oyunu: Bilişsel gelişime katkı sağlar. Hafızanın ve dikkat yeteneğinin gelişmesine yardımcı olur. Özellikle, odaklanma ve dikkat sorunu yaşayan çocuklar için çok yararlı bir oyundur.

İsim-Şehir oyunu: Kelime bilgisi ve hazinesiyle genel bilgi yeteneklerinin eğlenerek geliştirilmesine önemli bir katkı sağlar.

Seksek oyunu: Dikkat, odaklanma, motor gelişim ve sayı sayma becerilerinin gelişmesi açısından önemli bir oyundur.

Yazının devamı...

Her beş gençten biri flört şiddeti yaşıyor

19 Mart 2017

Nedir flört şiddeti?
Son yıllarda ortaya çıkan yeni bir kavram bu. Özellikle 13 – 23 yaşları arasındaki gençlerin karşı cinsle olan romantik ilişkilerinde sıklıkla karşımıza çıkan bir şiddet türü. İçerik olarak genel anlamda toplumda karşılaştığımız şiddetin aynısı aslında. Gençler arasında özellikle birbirini kısıtlamak ve kıskanmak gibi düşünülse de tipik bir şiddet ve taciz durumudur. Tıpkı tüm şiddet ve taciz olaylarında olduğu gibi sosyal, psikolojik, cinsel, fiziksel, sanal (elektronik-dijital) ve stalklama olarak bilinen takip çeşitleri bulunuyor. Çocuk ve gençler, yetişkinlerden farklı olarak bu şiddet ve taciz durumlarını beraber oldukları kişinin kendilerini aşırı sevmelerinden kaynaklanan ve doğal bir hak olarak düşünebiliyorlar. Oysaki bu hastalıklı bir durumdur ve sevginin getirileri olarak kabul edilemez.

Nasıl ortaya çıkıyor?
Birbirlerinin tüm sosyal medya hesaplarını kontrol etme ve şifrelerini isteme, davranışlarını sınırlama veya yasaklama, kimlerle görüşüleceğine karar verme, aşırı öfke ve fiziksel şiddet, toplum içinde itibarsızlaştırma, tehdit etme, özel videolar ve mesajlar göndermesi için baskı ve zorlama, aile bireyleriyle görüşmelerini kontrol etme; hatta sınırlama, sürekli olarak tartışma ortamı yaratma, sözel olarak hakaret etme, aşağılama, bedene ve giyim kuşama karışma gibi pek çok olumsuz davranışı içeriyor. Şiddet ve tacizi taraflardan biri diğerine uygulayabildiği gibi her iki tarafın birbirine uygulaması da söz konusu olabiliyor. Flört şiddeti uygulayan bireylerin ilerleyen yıllarda ve evliliklerinde de şiddet uygulayan ve bunu normal gören bireylere dönüştüğünü de unutmamak gerek.

Türkiye’de durum nasıl?
Ne yazık ki her 5 gençten 1’i flört şiddeti yaşıyor. Üstelik ülkemizde pek çok genç birey hâlâ ailesiyle sağlıklı iletişim kuramıyor. Oysaki aile ve birey arasındaki iletişim açık olsa, sağlıklı ilişki ve destek birçok sorunun çözümüne yol açacaktır. Özellikle ailelerin haberi olmadığında ve bireydeki ‘ya annem babam duyarsa’ korkusu hem genç bireyin bu şiddet sarmalına daha çok saplanmasına hem de şiddet uygulayan bireyin daha fazla saldırganlaşmasına neden olabiliyor.

Ne yapmalı peki?
Anne babaların çocuklarının sosyal medyadaki hareketlerinden, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinden, çocukların gittikleri yerlerden mutlaka haberdar olmaları gerekiyor. Bunu da yasaklamalarla, engellemelerle değil, yakın ilgi ve iletişimle yapmak mümkün. Çocuk ve gençlerle her açıdan karşılıklı konuşmak, onların uğrayacağı taciz veya şiddeti en başından anlayıp önlemek adına çok önemli. Belki tacizi ve şiddeti her zaman engellemek mümkün olmasa da durdurmak mümkün. Özellikle bu şiddeti yaşayan gençler için en önemli duygu, aileleri tarafından koşulsuz desteklenecekleri ve kendilerine sahip çıkacakları konusundaki güven duygusu. Bu nedenle öncelikli olarak anne babaların, yaşanan ne olursa olsun her koşulda çocuklarına destek olacakları ve her zor durumda tıpkı iyi zamanlarda olduğu gibi bir ve beraber olacakları konusunu konuşmaları ve davranışlarıyla da bunu hissettirmeleri gerekiyor. Bir şiddet durumuyla karşılaşıldığında ise, her anlamda; yasal, psikolojik ve sosyal alanlarda gerek okul yönetimi ile konuşarak, gerek hukuki süreçleri başlatarak ve gerekse psikolojik destek alarak şiddete dur demeleri son derece önemli. Özellikle son yıllarda uğradıkları şiddet nedeniyle ailelerine söyleyemedikleri ve tehdit edildikleri için korkan ve intihar eden birçok genç haberine tanık oluyoruz. Şiddet zamanında müdahale edilip durdurulmazsa, daha çok insanı etkisi altına alacak ve mücadele etmek daha zor hale gelecek.

Yazının devamı...

Çocuklar masallarla büyüsün

17 Mart 2017

Önce nasıl bir proje olduğundan bahsedelim isterseniz…

Üç masaldan oluşan müzikli bir oyun bu. İlk iki masalımız Ataol Behramoğlu’nun “Bir Çivinin Hikâyesi” ve “İki Kız Kardeş” adlı masalları… Üçüncü masalı ise ben seçtim. O masal da La Fontaine’in “Ağustos Böceği ve Karınca” adlı masalı. Bu masal benim çocukluğumun en güzel masallarından biriydi. O masalı sahnede anlatmak ayrıca keyifli olacak benim için. Üstelik sahnede yalnız değilim. Bir piyanistimiz var. Masallarda bana eşlik edecek olan iki tane çok değerli oyuncu arkadaşımız var. Dolayısıyla masalları sadece bir anlatı olarak sunmayacağız. Aynı zamanda işin içine klasik müziği ve gösteriyi de dâhil ediyoruz. Bu durum masalları ‘müzikli’ ve ‘oyunlu’ hale getiriyor. Bu da masalları daha eğlenceli hale getirecektir diye düşünüyorum. Bu oyunda ben masalları anlatırken, oyuncu arkadaşlarımız masalları canlandıracak ve müzik de o ruhu yansıtmaya ve oradaki duyguyu çocuklara geçirmeye çalışacaklar.

Böyle bir projede yer almak nasıl bir duygu?

Çok heyecan verici. Çünkü ilk defa bir topluluk önünde masal anlatıyorum. Daha önce çocuk oyunlarında yer aldım, ama hiç masal anlatmamıştım. Bu nedenle hem çok mutlu oldum hem de altından kalkabilecek miyim diye endişelendim. Ancak hayatta her şey bir deneyim. Çocuklara masal anlatmak, benim için de çok güzel bir deneyim olacak.

Masalların çocuklara nasıl bir katkısı var?

Masallar, çocukluğun en güzel anlatılarıdır. Düşünün ki, çocukken duyduğunuz bir masal hayatınızın geri kalanında da hep aklınızın bir yerinde kalıyor. Elbette ki teknoloji gelişiyor, yenileniyor, bir şeyler hızla değişiyor, ama masallar hep aynı kalıyor. Biz masallarla büyüdük, gelecek kuşaklar da masallarla büyüsün. Masallar geçmiş ile bugün arasında bir köprü çünkü. Üstelik masalların içeriklerine baktığımızda iyilerin hep kazandığını görürüz. Bu masalların çocuk dünyasındaki en güzel yönlerinden biridir.



Peki, ya sanat?

Sanat hayatın ta kendisidir bana göre… Bu nedenle insanın hayatında da hep vardır. Ancak birçok ebeveyn çocuğu bir sanat dalı ile uğraşsın diye onu zorlayabiliyor. Ben bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Ebeveyn çocuğu dinlediğinde çocuğun hareket kabiliyeti artıyor. O zaman kendini daha çok dinleyebiliyor çocuk, ne yapmak istediğiyle daha çok ilgilenebiliyor. Bir şeyi dikte ettiğiniz zaman ise sizi çok da dinlemiyor. Mesela çocuğa piyano çalmayı dikte ediyorsunuz, ama o bir yıl sonra ona devam etmeyi istemiyor. İşte bu noktada onu zorlamamak gerekiyor. Çünkü bu bir karardır ve çocuk için çok önemli bir şeydir. Hiçbir anne baba, “Sen buna iki yıl daha devam edeceksin” dememeli. Çünkü çocuk o süreçten de bir şey öğrenmiştir. Hiçbir şey öğrenmediyse, piyanoya devam etmek istemediğini öğrenmiştir.

Siz çok küçük yaştayken baleye başladınız. Ne gibi faydaları oldu?

Ben baleyi yapmayı karar verdiğim yaşı hatırlamıyorum. Çok küçükmüşüm ve annemlere bale yapmayı çok istediğimi söylemişim. Onlar da beni desteklemişler ve üç dört yaşlarında bir bale kursuna yazdırmışlar. O günden sonra bale hayatımın önemli bir parçası oldu. Ancak o yaşlar, benim yapacağım mesleğe karar vereceğim yaşlar değildi. O yaşlar mantığın değil de güdülerin çalıştığı yaşlardı çünkü… Örneğin benim üniversiteden önceki eğitimimin oyunculuğuma etkisini ben madde madde sayamam. Çünkü içindeydim ve yaşıyordum, üstelik planlamadım da… O, beni sürecin götürdüğü nokta. Bu noktada ebeveynlere bir tavsiyede bulunmak isterim. Bence ailenin yapabileceği en iyi şey çeşitlendirmektir. Müzik, spor, edebiyat hiç fark etmez, çocuk mutlaka bir veya birkaç alanla tanıştırılmalıdır. Sonrası çocuğun tercihine bırakılmalı… Yani ben çocuğumun tenis oynamasını çok istiyorum diye onu tenis kursuna gönderiyorsam, o benim bencilliğim. Çocuklar ne kadar çok şey görür, ne kadar çok şeyi denemeye fırsatı bulurlarsa o kadar iyi. Çocukların ne yaptığına odaklanmak çok önemli… Tabii yaptığı bir şeyden vazgeçti diye onu cezalandırmamak da.

Peki, çocuklar için gösteriler yapmaya devam edecek misiniz?

Evet, çok isterim. Çünkü çocuklarla birlikte olmak ve onlar için bir şey yapmak çok önemli. Onları dinlemek ve onlardan öğrenmek de öyle… Belki de bu alanda profesyonelleşmek için onlarla daha çok vakit geçirmem gerekir. Ben şu an yetişkinler için tiyatro yapıyorum ama aynı şey çocuklar için söz konusu olduğunda çok daha dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü bir yetişkine bir şey ile ilgili bir dil sürçmesi çok da sorun olmaz, ama çocuğa anlattığınız her şeyde çok dikkatli olmanız gerekir.

Ailelere tavsiyeleriniz neler?

Türkiye’nin birçok şehrinde etkinlikler oluyor, aileler lütfen çocuklarını bu etkinliklere götürsünler. Bu etkinlikler için çok uğraşılıyor ve hepsi de çocuklar için çok yararlı. Üstelik maalesef çocuk oyunları çok uzun soluklu oluyor ve bütün hayatınızı da etkiliyor. Çocukların izledikleri bir oyun, dinledikleri bir masal, gördükleri bir sergi onların tüm hayatını etkileyebilir.

Çocuklar için müzikli masallar 19 Mart Pazar günü saat 15.00’da İş Sanat İstanbul’da.

Yazının devamı...

Kimler ‘dünya vatandaşı’ olabilir?

14 Mart 2017

Son yılların en moda deyimlerinden biri bu… Kendine hümanist diyenlerin çoğu sıkı sıkıya sarılıyor bu lafa. Oysaki içinde barındırdığı ‘güzel his’ eyleme dönüştüğünde karşılığını bulamıyor bir türlü! Yani her önüne gelen öyle ‘dünya vatandaşı’ filan olamıyor hemen!

Bu deyimde ilginç bir şey var. Kendini ‘dünya vatandaşı’ olarak tanımlayanlar daha çok Batılılarla eklemlenmek için kullanıyor bu söylemi... Yoksul bir Afrika ülkesini veya kan gölüne dönmüş Ortadoğu’yu dünya vatandaşlığının ideal noktalarından biri olarak gören yok.

Özellikle de bizim yurdumuzda…

Bir bayrak altındayız. Bu ülkenin okullarında okuduk, tarihi birikimi ve ulusal bilinci ile özgürleştik. Bu özgürlük bugün bize ‘dünya vatandaşı’ olmayı kolaylıkla söyletebiliyor. Çünkü özgürüz! Eğer özgürlüğümüzü, yani Cumhuriyetimizi yitirirsek, bu lafın hiçbir karşılığı olmayacak.

Örnek aramayalım! Irak, Somali, Libya, Suriye… Hepsi örnektir görene, duyana, bilene! Suriyeliler neden ‘dünya vatandaşı’ değil? Amerikalıların ‘özgürlük götürmek’ adına girip de bir türlü çıkmadığı Afganistan veya Irak halkı neden değil?

“Ben dünya vatandaşıyım” diye, bavulu eline alıp dünyanın bir yerine yerleşemiyorsun hemen! Üstelik çocuk olmak bile dünya vatandaşı olmaya yetmiyor. Ne çocuk hayatları son buldu Akdeniz, Ege sularında… Ne ana babalara, gençlere, yaşlılara mezar oldu ‘dünya’ suları… Avrupa kışında odun bile verilmedi onlara. Donuyorlardı. Suriyeli mültecilerden oluşan ‘dünya vatandaşları’ bir tane odun alabilmek için birbirlerini ezmişti Avrupa’nın göbeğinde! Gören, duyan, el veren olmamıştı.

Son yıllarda etnik kökenlerle konuşan, kafataslarını saymayı özgürlük sayan insanların ‘hümanist’ ve ‘özgürlükçü’ görüldüğü bir ortamda, “Çocukların ırkları yoktur, onlar sadece çocuktur” dediğimizde bile ‘dünya vatandaşı’ yapamamıştık onları! Sokulmadılar ‘medeni’ ülkelere, savaştan kaçsalar da…

Çünkü herkes kendi 'çöplüğünde' dünya vatandaşıydı. Ve çünkü sınır boylarında bırakılıyordu ‘vatandaşlık’ hakları…

Yazının devamı...

Onu marka bağımlısı yapan sizsiniz

11 Mart 2017

Çocuklar neden marka düşkünü?

Anne ve baba marka düşkünü de ondan. Her konuda olduğu gibi bu konuda da çocuklar, ebeveynlerinin peşinden gidiyor. Evdeki sohbetlerden etkilenen çocuk, sokakta da bunu uygulamaya başlıyor. Anne en iyi marka perdeden koltuktan söz ediyor, baba ise saatinden ceketinden... Çocuk da arkadaşlarında görüyor, özeniyor, istiyor. Sonrası ise marka bağımlılığı… Hâlbuki çocuk ilk aşamada markanın ne olduğunu bilmez. Ona sunulanı, sunulduğu şekliyle algılar.

Bu durum nelere sebep olur peki?

Yapılan araştırmalara göre marka bağımlılığı 3-5 yaş aralığındaki çocuklara kadar düştü. Bu durum oldukça ciddiyetle ele alınmalı. Çünkü oyunla, hayvan sevgisiyle, doğa sevgisiyle meşgul olması gereken çocuk ‘marka sevgisi’ ile tanıştırıldı. Bu durum gelecekte tüketim ve bencilliği doğurur. Marka, çocuğa çok özel bir olgu gibi sunulduğu için çocuk buna sahip olduğunda kendini sanal bir ‘özel olma’ hali içinde bulur. Çocuk kendini diğerlerinden ayrıcalıklı ve üstün zannetmeye başlar. Buna, marka bir nesneye sahip olmayan çocukları küçümsemek, aşağı görmek eşlik eder. Bu duygu ve düşünce iyileştirilmezse yetişkinlik döneminde ‘narsisistik kişilik bozukluğuna’ neden olabilir.

Anne babalara ne öneriyorsunuz?

Önce anne ve babaları bilinçlendirmek gerekir. Yaptığımız hatayı düzeltmek biz ebeveynlere düşer. Biz değiştiğimizde çocuk da değişecektir.

- Aileler öncelikle bu durumun kötü niyetli kişilerce pazarlandığı konusunda bilinçlenmeli. Çocuklara marka giydirme gayreti olan üreticiler, bunun reklamını yapanlar açıkça çocuk istismarı yapmaktadır ki birçok gelişmiş ülke çocukların reklamlarda kullanılması konusunda aşırı duyarlılık göstermektedir.

- Ebeveyn olarak sadece giysilere değil tüm nesnelere (telefon, saat, araba vs.) gereğinden fazla ilgi göstermek çocuğun da olumsuz etkilenmesine neden olur.

- Tatil günlerini mümkün olduğunca AVM’lerden uzak durulmalı ve doğaya çıkılmalı. Çünkü AVM’lerde büyüyen çocuk ‘tüketmeyi’ öğrenir.

- Çocukları mümkün olduğunca televizyon ve tabletlerden uzak tutulmalı. Gösterilen reklamlar tüketme ve marka düşkünlüğünü besler.

- İhtiyaç olmadığı halde alınan her oyuncak, her giysi, hatta her yiyecek bu sorunu besleyecektir.

- Çocuklara çalışmak, emek vermek, paylaşmak, çevreye doğaya saygılı olmak gibi değerler verilmeye çalışılmalı.

Yazının devamı...

Özel okul, özel ders, özel kurs, özel...

9 Mart 2017

Okula giderdim. Yürüyerek… Arkadaşlarımla sohbet ede ede. Yaşım 8, bilemediniz 9! Sonrasında da hep böyle oldu. Kendim gittim okula. Güvenlikli bir okul servisine ihtiyacım yoktu.

Okuldan dönerdim. Arkadaşlarımla oynamak için alanlarım da vardı, zamanım da… Annemle babam beni özel kurslara boğmuyordu ve okulda öğrendiklerim, özel ders almamı da gerektirmiyordu. Okuldan dönünce, akşam ezanına kadar sokakta keyifle oyun oynadığım o zamanlar binlerce kursa, etkinliğe bedeldi.

Üstelik annem hiçbir zaman “Evde otur, dışarısı tehlikeli!” de demedi. Çünkü tehlikeli değildi.

Çok değil, 90’lardı! En sevdiğim yıllardı.
Şehirlerimiz henüz bu kadar betonlaşmamış, ağaçlıkların ortasından yollar geçmemişti. Oynayacak alan da boldu, yaşayacak alan da… Üstelik sokağa çıkınca da kaybolmuyorduk. Herkesi de tanıyorduk.

Ve şimdi…
Sokağa çıkan çocuk oynayacak yer bulamıyor. Sabah özel okul servisi güvenlikli siteden alıyor ve özel güvenlikli özel okula götürüyor. Sonra okuldan alıp özel etüt merkezine… Akşam özel kurs, hafta sonu özel etkinlikler…

Şimdi her şey ‘özel’leşti ama çocuklar kendilerini ‘özel’ hissetmiyor. Modern çağın sorunları arttıkça artıyor.

Eskiden mahallelerde yaşardık, herkes birbirini tanırdı. Şimdi bütün mahalle tek bir apartmanda yaşıyor ama hiç kimse birbirini tanımıyor.

Ve eğer… Bu sorunlara bir çözüm üretemezsek, kendi ellerimizle kalabalık bir mutsuzlar ordusu üretmiş olacağız. Her geçen gün yalnızlaşan bir ordu.

<iframe src='http://www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=40389266&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allowfullscreen></iframe>

Yazının devamı...

Bir gün herkes 'kodlama' yapacak

4 Mart 2017

Kodlama eğitimi nedir?
Kodlama, en basit anlamıyla, bilgisayar ve türevi cihazlara ne yapacağını söylememizi sağlayacak yeni çağın ‘yabancı dil’ becerisidir. Geçmişte sadece yazılım uzmanlarından beklenen kodlama, bilişim dünyasında ortaya çıkan inanılmaz ilerlemeler sonucunda, geçmiş yıllardaki yabancı dil ihtiyacı gibi artık herkesin sahip olması gereken bir temel beceri olarak karşımıza çıkıyor. Aslında, burada ifade edilen kodlama bilişimle üretim becerisinin ‘kod adı’dır. Bilişimle üretim, bugün bilişim dünyasının sahip olduğu donanımsal, yazılımsal ve tasarımsal bileşenleri kullanarak yeni ürünler, çözümler kısacası yeni yöntemler geliştirebilme becerisidir.

Neden önemli peki?
Bugün tüm dünyada çocukların ilkokul veya ortaokulda aldıkları eğitimle, biz yetişkinlerin sahip oldukları meslekleri icra etme şansları olmayacak. Mesela doktorluk gibi mesleklerde bile akıllı cihazlar devrede. Önümüzdeki 20-30 yılda bütün mesleklerin işleyişi şimdikinden çok farklı olacak. Hele hele Türkiye gibi, başkalarının ürettiği ürünleri kopyalayan ve montajlayan ülkelerde durum daha da ciddi. Sanayi devrimine ait olan ucuz emek gücünün ve ‘ara eleman’ kavramının yavaş yavaş yok olacağı yeni bir döneme girdik. Bugün artık, en iyiyi tasarlayabileceğimiz sürece üretimini ve lojistiğini çok fazla düşünmeyeceğimiz bir çağa geldik. Bu çağın adı ‘tasarım çağı’dır. İşte bu tasarım çağında yetişkin olarak iş ve sosyal hayatta yer alacak alan çocuklarımızın kendi mesleklerini icat edebilecekleri becerilerle donatılması gerekmektedir. Bu becerilerin en başında gelen ise okuma-yazma ve matematik ile beraber bilgisayarlara emir verebilme becerisi olan kodlamadır. Hatta kodlama, önümüzdeki kısa zaman dilimi içerisinde yabancı dil bilmekten çok daha önemli olacak, çünkü bugünden örnekleri çıkmaya başlayan minik akıllı cihazlar onlarca farklı dilde konuşabilmemize, yazabilmemize, okuyabilmemize yardımcı oluyor.

Yani kodlama geleceğin dili…
Aynen öyle. Kodlamayla çocuklarımız elektronik aletleri kullanmanın ötesinde, onları kendi istekleri doğrultusunda çalışabilir hale getirme becerisi kazanmış olurlar. Kodlama ‘algoritmik düşünme’ becerisi kazandırır ve geliştirir. Çünkü bilgisayar kodları yazma süreci, iç içe geçmiş onlarca problemden oluşan bir duruma çözüm planı geliştirmeyi gerektirir. Kodlama yapan bir kişi karşılaştığı problemlerin ‘neden-sonuç’ ilişkilerini tanımlamak için analitik düşünme, alternatif çözümler üretme, en uygun çözümü belirleme ve bunun uygulama adımlarını planlama gibi becerilerini doğal olarak ve farkında bile olmadan geliştirir. Bilgisayar kodları yazabilen bir çocuğun sahip olacağı en büyük avantaj ise ‘hayalini kurduğu’ veya ‘aklına gelen’ bir şeyi yapabilme-üretebilme becerisi olacaktır. Silikon Vadisi’nde bulunan yüzlerce şirketin kurucularının hayat hikâyelerini okuduğumuzda, birçoğunun bilişimle üretim becerisinin en önemli adımlarından olan kodlama becerisini çocukluk yıllarında kazandığını görürüz. Elon Musk, Mark Zuckerberg, Bill Gates bunların en bilinenleridir.

Peki, ailelere tavsiyeleriniz neler?
Türk eğitim sisteminin içinde kodlama mutlaka olmalı. Okullarda ders olarak okutulmalı. Tüm anne babalar, çocuklarına mutlaka kodlama eğitimi aldırsınlar.

KODLAMA EĞİTİMİ İLE İLGİLİ 5 ŞEY
- Kodlama eğitimine ilkokulun ilk yıllarından itibaren her yaşta başlanabilir.
- Bu eğitim ile çocuklar neden-sonuç ilişkisi kurabilir, analiz yapma ve sorun çözme yeteneği kazanır.
- Kodlama eğitimi güncel eğilim ve kavramların benimsenmesinde başat rol üstlenir.
- Scratch, Appinventor, MS KODU, Alice gibi kodlama sitelerinden ücretsiz olarak kodlama öğrenilebilir.
- Kodlama eğitimi çocuklardaki özgüveni ve özsaygıyı geliştirir.

Yazının devamı...