"Banu Şen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Banu Şen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Banu Şen

Üretim üssü gibi

30 Kasım 2016

Geçen hafta itibariyle 703 hükümlünün bulunduğu cezaevinde sağlık ve yaşlılık durumu dışında kalan 550 hükümlü farklı birimlerde sigortalı olarak çalışıyor. Bunlardan 200’ü İzmir’de adliye ve hakimevinde yemekhane, restoran, otel, çay ocağı, kafeteryalar, fotokopi gibi birimlerde hizmet sağlıyor. İşgücünden faydalanılan hükümlülerin bir bölümü de Jandarma, Deniz Kuvvetleri, Komando Okulu gruplar halinde temizlik işlerinde görev yaparken Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı mezarların temizliğini de yine mahkumlar gerçekleştiriyor.


YÜKSEK DUVARLAR YOK
Katkı içermeyen ürünlerinin satıldığı noktaların önünde kuyruklar oluşan cezaevi, kapılarını Hürriyet’e açtı. Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda, mahkumların kaçmaması için kalın yüksek duvarlar yok. Tahliyelerine çok az zaman kalanlar ya da sağlık sebebiyle çalışamayanlar, çevre temizliği ve bakım onarım işleriyle meşgul oluyor. Çalışmak isteyip eli işe yatkın olanlar da, meslek sahibi olmaları için hayvancılık, tarım, mandıra, fırın, demir ve mobilya gibi iş kollarına yönlendiriliyor. Cezaevinde bakliyat, çay, şeker gibi malzemeler dışındaki ihtiyaçların neredeyse tamamı üretimle karşılanıyor. Süt üretiminin yanı sıra yetiştirilen hayvanlarla kurumun et ihtiyacı temin ediliyor. Kurban Bayramı’nda küçükbaş hayvan satışı ve kesiminden gelir elde edilirken, açık tarım ve sera tarımıyla domates, patlıcan, fasulye, biber, kavun ve karpuz yetiştirilerek kurum bünyesinde tüketiliyor


KENDİ ELEKTRİĞİNİ ÜRETECEK
Adalet Bakanlığı tarafından cezaevlerinin kendi enerjisini üretebilme çalışması kapsamında Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu için proje hazırlandı. Küçük çapta üretimlerle yola devam eden cezaevi, hazırlanan projeyle küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, yumurta yetiştiriciliği gibi çok sayıda tesisle entegre üretime geçecek. Tesislerde gerçekleştirilen üretimin ardından küçükbaş ve büyükbaş yetiştiriciliği sırasında oluşan hayvan dışkılarından elde edilen gübrelerin biogaz üretim tesisinde işlenerek ısınmanın bu yolla karşılanarak kurum içindeki elektrik enerjisi üretilecek. Üretimden elde edilen atıklarla da cezaevinin elektrik ihtiyacı karşılanacak.


GEZEN TAVUK İLGİ GÖRÜYOR
Dev bir üretim üssü görünümündeki cezaevindeki hükümlüler, hem ülke üretimine katkı koyuyor, hem kazanç sağlıyor, hem de meslek sahibi oluyor. En çok üretimi, tüketicilerden de büyük ilgi gören organik sebze-meyve ve mandıra tesisi gerçekleştirirken, mahkumları, çalıştıkları alanla ilgili mühendisler ve veterinerler yönlendiriyor. Gıdada birçoğu el değmeden ve organik üretilen ürünler, adliyelerdeki satış mağazaları ve cezaevlerindeki kantinlerde satılıyor. Gezen tavuk, yumurta, katkısız yoğurt, peynir, süt, ayran ve yağ çeşitleri ile organik ürünler en çok ilgi görenler.


HANGİ İŞKOLUNDA
NE ÜRETİLİYOR
Kurumun İşyurdu Müdürlüğü bünyesindeki başlıca iş atölyeleri ve üretimleri şöyle:
İzmir Adliyesi Sosyal Tesisleri: Kafelerin, çay ocaklarının, yemekhanelerin, konaklama tesisi, otopark ve restoran işletmeciliği Foça Açık Cezaevi tarafından yapılıyor.
Demir Doğrama Atölyesi: Atölye bünyesinde Türkiye’deki ceza infaz kurumlarının, adalet saraylarının ve askeri birliklerin çatı onarımı, tefrişat ve demir işleri gerçekleştiriliyor. Yeni atölyenin tamamlanmasıyla demir sandalye iskeletleri, çelik raf, kompakt raf, çelik elbise dolabı, ranza ve benzeri mamullerin yüzde 100 üretimi ve boyaması da yapılabilecek.
Fırın: 525 metrekare alana kurulu tesis günlük 10 bin ekmek çıkartabilme kapasitesinde. Ayrıca fırında boyoz, poğaça, simit ve yufka üretimi de gerçekleştiriliyor.
Hayvancılık: Toplamda 264 küçükbaş, 450 büyükbaş, 22 bin yumurta tavuğu ve 3 bin gezen tavuk mevcut. Kümese ek olarak 3 adet 3 bin gezen tavuk kapasiteli kümes inşaatları tamamlandı. Her ay dönüşümlü olarak 3 bin kesim yapılırken, 30 bin kapasiteli yeni yumurta tavuğu kümesi de tamamlanmak üzere. Büyükbaş hayvan kapasitesini arttırmak için ise yeni tesisler tamamlanmak üzere.
İnşaat: Kurum içi tüm inşaatlar atölye tarafından yapılmakta.


Mandıra: 1999’da 1 ton kapasite ile başlayan mandıra bugün 22 ton süt işliyor. 2017’de yeni yapılacak yatırımlar ile 50 tona ulaşması hedefleniyor. Mandıra işkolunda peynir çeşitleri, yoğurt, ayran ve tereyağı üretilirken 30’dan fazla noktaya sevkiyat yapılıyor.
Mobilya: Çeşitli adalet sarayı ve ceza infaz kurumlarının tefrişat işleri yapılırken tesislerin kapasitelerini artırma çalışmaları sürüyor. Tabela ve Reklamcılık: Atölye kapsamında Türkiye’nin farklı yerlerinde yer alan hastane, adliye, gibi resmi kurumların tabela ve yönlendirme işlekleri yapılıyor.
Tarım: Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda zeytincilik, sebzecilik, meyvecilik, yem bitkileri yetiştiriciliği ve orman ağaçlandırılması yapılıyor. Kurumda 3 bin 300 zeytin ağacı bulunurken yıl içinde 5 bin zeytin fidanı dikildi. Üretilen zeytinyağının en büyük özelliği hiçbir kimyasal işleme tabi tutulmadan tamamen doğal, sızma zeytinyağı olması. İlerleyen yıllarda her yıl 5 bin zeytin fidanı dikilerek 25 bin ağaca ulaşılması hedefleniyor. Bakanlık desteği ile 20 ton kapasiteli, 643 metrekarelik alana zeytin sıkımı tesisinin kurulumu için inşaat çalışmaları sürerken mevcut zeytinlerden elde edilen zeytinyağları satılıyor. Kampüste ayrıca çam fıstığı, nar, incir, ayva gibi ağaç çeşitlerinin meyvelerinden de faydalanılıyor.
Bu faaliyetlerden elde edilen gelirler yine devletin hükümlülere yönelik eğitim ve iyileştirme faaliyetlerinde kullanılıyor. Yine bu gelirlerden çalışan hükümlülerden günlük olarak çırak 8.5 TL, kalfa 9 TL, usta 11 TL ödeme yapılıyor, sigorta pirimi ödeniyor. Her hükümlüden tahliyesinden sonra alınan iaşe giderleri çalışan hükümlülerden alınmıyor. Meslek edinme ve çalışmaya bu suretle teşvik ediliyor.

- BİTTİ -

Yazının devamı...

Günahsız mahkumlar

28 Kasım 2016

ŞAKRAN Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda konuştuğumuz kadınların neredeyse tamamı yeni bir yasal düzenleme ve af istiyor. Çoğu daha önce gündeme gelen düzenlemelerden faydalanamamış. “Çoluğumuza çocuğumuza, torunumuza, işimize kavuşmak istiyoruz. Özgürlük istiyoruz. En azından indirim bekliyoruz” sesleri oldukça fazla.
Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda en yürek burkan anneleriyle birlikte ceza yatan küçük çocuklar. Şakran’da 37 çocuk annesiyle birlikte. Onlar da 0-6 yaş kreşinde günlerini geçiriyor. Atölyelerin hepsi dolu. Kadınlar tel kırmadan, okuma yazmaya, halk oyunları, nakış, takı, tekstil nikah şekeri, ahşap boyama, kuaförlük gibi kurslarda hem meslek ediniyor hem de dört duvar arasında geçmek bilmeyen saatleri el becerilerini geliştirerek dolduruyor. Buradaki sohbetlerin çoğunda yüzler hüzünlü.

 


17 YILI GEÇTİ
Tekstil atölyesinde sigortalı çalışan bir kadın mahkumun gözleri doluyor. “Anlatacak, konuşacak çok şey var. Ama şu dört duvar arasında geçen yılları anlatmaya bu zaman yetmez” diyor. Gözyaşlarını tutamayarak devam ediyor: “17 yıldır cezaevindeyim. 23 yaşındaydım girdiğimde. Oğlum 6 yaşındaydı. Tek başına bensiz büyüdü. Ben artık ıslah oldum. Vatan haini değilim. Yeni çıkan yasalardan ben de faydalanabilmek isterdim. Ama cezam çok. Daha 13 yılım var. Allah bir daha haram yedirmesin. Geçimimi buradan kazandığım aylık 170 lira ile sağlamaya çalışıyorum. Eşim yok. Zaten suçu bana o işletmişti. Tek başına ayakta durmaya çalışıyorum. İdare bana yardımcı oluyor. Kıyafetlerimi bazı ihtiyaçlarımı veriyorlar. Paşakapısı’ndan Kastamonu’ya, Çankırı’ya kadar birçok cezaevi gezdim. Artık affedilmek istiyorum.”


AF İSTİYORLAR
Kadınların birçoğu eş cinayetinden yatıyor. Yaşı hayli geçkin olan da var gencecik olan da. Hepsi pişman. Kader mahkumu olduklarını vurguluyorlar, gözyaşlarını tutamayarak, “Özgürlük, af istiyoruz büyüklerimizden. Eş cinayetinde kadınlara indirim uygulansın. Hiçbir kadın, anne, cinayet işlemek istemez” sözleri dökülüyor dudaklarından.
Burada da kadınlar için kütüphane, terapi odaları, kurslar, atölyeler, çocuklar için kreşler var. Ancak elbette yine akşam olup biz evimize doğru ayrılırken cezaevine çöken hüzün bize de çöküyor. Dudaklarımızdan, “Allah kurtarsın” sözleri dökülüyor.

Yazının devamı...

Bir ‘Leros’ masalı

29 Ekim 2016

Leros’a ilk kez bundan 5 yaz önce gitmiş, defalarca geri geleceğimi bilerek ayrılmıştım. Tatile çok ihtiyacım vardı, işle tatil arası bir amaç için Leros’ta bulmuştum kendimi. Leros da her Yunan adası gibi kendine has özellikleri olan bir yer. Ama daha çok dinlenmek, yüzmek ve dostluklar için biçilmiş kaftan.

 

Panteli Plajı’ndaki Psarapoula Taverna (herkesin bildiği adla Apostolis) her yaz Hürriyet EGE’ye ilan veriyordu. Bu ilk kez olan bir şeydi ve sahibinin hikâyesini merak etmemek elde değildi. Bir temmuz sabahı, feribot için aktarma istasyonlarım Bodrum ve Kos’un bunaltıcı sıcağı, kalabalığının ardından önce tenime usul usul dokunan tatlı rüzgârıyla tanıştım Leros’un. Ne sıcak ne serindi. Kos’tan yola çıktığım ve yaklaşık 2 saat süren feribot yolculuğunun ardından Leros Lakki Limanı’ndaydım. Otelim de Panteli’deydi. Leros’a bu ilk seyahatimde balıkçı sohbetleri, denizde yüzmek, akşamları tavernada yeme-içme dışında çok fazla keşifte bulunmamıştım. Zira sahilde güneşlenirken denize düşen yaprağın sesini duyabilecek kadar huzurlu bir adaydı, ben de keyfini çıkarmalıydım. Üstelik bir de dolunay gökteydi. Kıpırtısız denizin manzarasına doyulmuyordu. Arada sırada tekne motorları fısıldıyordu gecenin sessizliğine...

 

 

TAM BİR HUZUR ADASI

 

Feribottan parmakla sayılacak kadar az sayıda Türk turist inse de özellikle Panteli’de Türkler teknelerini demirlemiş, denizin keyfini çıkarıyordu. Leros’ta taverna sahibi, acenteci, balıkçı, taksici, market, yani neredeyse tüm esnafla dostluk kurmuştum ki bu ada zaten bu ‘kaynaşma’ tarifine fazlasıyla uyuyordu. Daha sonra Leros’a giden herkesten benzer şeyleri duyacaktım. Leros; sakin, enfes plajları, muhteşem deniz ürünleri, huzuru, manzarası, rahatsız etmeyen gece eğlenceleri ile benim bir daha gelmek için ilk sıraya yazdığım ada olacaktı. O üç günlük kısa tatilden sonra üç defa daha Leros’a geldim. Bu gelişler daha kısa süreli olsa da her defasında Leros’un yeni güzelliklerini keşfettim. Agia Marina, Alinda, Vromolithos, Panteli Kalesi, küçük balıkçı köyleri, şapelleri, her biri doyumsuz küçük koyları...

 

 

DİPLOMASİNİN YERİNİ ALDI

 

Leros’a son gelişim ‘Bodrum Cup’ vesilesiyle oldu. 28 yıldır her sene ekim ayının üçüncü haftasında yapılan ve Bodrum’un geleneksel guletlerini yaşatmak, denizciliği geliştirmek için başlayan yelken yarışları son yıllarda daha da genişledi. Artık yarışmacı olmak isteyenler teknelerde kabin kiralayabiliyor ya da tatil amaçlı yine kabin kiralayarak seyir yaparken yarışları da seyredebiliyor. Yarışın beş etabının ikisi özellikle son yıllarda Yunan adalarını da kapsıyor. Kos, Kalymnos, Simi geçmiş yıllarda yarış gerçekleştirilen adalar. Kuşkusuz bu ayaklar yarıştan da öte Türk-Yunan dostluğuna diplomasinin yapamayacağı katkılar koydu. Bodrum Cup diplomasiden de öte başarıyla adaya gümrük kapısı açılmasını da sağladı. Adanın talebiyle Yunanistan, Leros’a kapı açtı.

 

 

150 YELKENLİ, 2 BİN KONUK

 

Yarışların Leros ayağı talebinin ise en büyük nedeni turizm sezonunun bittiği günlerde yaklaşık 150 yelkenli ve 2 bin katılımcıdan oluşan Bodrum Cup’ın bir anda adaya hareket getirmesi ve ekonomi yaratması. Aralarında yabancı ülkelerden katılımcıların da olduğu yarışçılar bomboş adayı bir anda dolduruyor ve iki gün boyunca ciddi gelir bırakıyor. Adanın artık kedilere kalan sokakları, merdivenleri binlerce yelkenciyle doluyor. Tavernalar tıka basa, sokaklar rengârenk oluyor. Kiralık araç-motor bulmak zor olsa da adanın tenha mevsiminde sezon kapanışı yelkencilerle yapılıyor. Kafelerden, tavernalardan kahkahalar, şarkılar sokaklara taşıyor. ‘Kardaş’ sohbetleri tavan yapıyor. Gündüzleri ise yarışlarda Bodrum - Leros arası Ege Denizi beyaz duvaklı gelinler gibi yelkenlilerle süsleniyor.

 

 

YALNIZ BAŞINA YÜZMEK

 

Son üç yılda gittiğim Leros’u bu kez daha çok sevdim. Yazın başı kalabalık olan esnaf, sizinle daha çok ilgileniyor, ada kedileriyle beyaz merdivenlerde renkli fotoğraf kareleri yakalanabiliyor... Kışa hazırlanan adada balıkçılarla uzun Anadolu sohbetleri yapabiliyor, havanın güzel olduğu saatlerde bomboş koylarda doyasıya yüzebiliyorsunuz. Leros’a ekimde hem de yüzlerce yelkenciyle gitmenin tadına doyulmuyor.

Yazının devamı...

Dosyalar raflarda kalmıyor

6 Ekim 2016

İzmir Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği yetkilileri, faili meçhul dosyalara nasıl yaklaştıklarıyla ilgili şu bilgiyi veriyor:
“Faili meçhul her dosyayı tekrar tekrar inceliyoruz. Rapora dönüştürüp, başka bir arkadaşa tekrar veriyoruz. Sonra yine başka bir arkadaşa veriyoruz. Ekip ekip dosya belirli zamanlarda inceleniyor. Bu dosyalar unutuluyor sanılmasın. En son çözülen 21 yıllık cinayet bu örneklerden biri. Yıllar sonra çözülen faili meçhul cinayetlere örnekler de var. Ciddi cinayet kuşkusu olabilecek kayıplara bakıyoruz. Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ile çalışıyoruz. Dosyayı birlikte alıp değerlendiriyoruz.”


KAYITLARA “KAYIP” DİYE GİRMİŞTİ
4 yıl önce kayıp olarak kayıtlara geçen Hediye Gülfidan Kara cinayeti de bu çalışmalar sayesinde aydınlatıldı. Asayiş Şube Müdürlüğü Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ekipleri, sonuçlanmamış dosyalar üzerinde yaptıkları yeniden değerlendirmeler kapsamında, ailesinin 21 Ağustos 2012’de Boğaziçi Polis Merkezi Amirliği’ne kayıp müracaatı yapılan Hediye Gülfidan Kara’nın (35) dosyasını yeniden incelemeye aldı. Cinayet Büro’ya gelen dosyada Kara’nın kaybolma öncesinde irtibatta olduğu kişiler araştırıldı. Kadının çevresindeki birçok kişiyle birlikte, o dönem cezaevinde kalan imam nikahlı kocası Rasim Semetey (37) ve cezaevindeki arkadaşlarının da ifadesine başvuruldu. Cezaevinden de bilgi alındı. O tarihlerde, 2 çocuğunun babası Semetey’in açık cezaevinden izin alarak dışarı çıktığını tespit eden polis, arkadaşlarının da çelişkili ifadeleri sonrası dikkatlerini bu yöne yoğunlaştırdı. Savcılıktan izin alınarak yapılan operasyon kapsamında, darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi özel harekat polislerinin de desteğiyle Bayraklı’da 2 ayrı adrese gidildi. Rasim Semetey ile birlikte kardeşi U.C.S. (34), annesi R.S. (60) ve cezaevinden arkadaşı E.Ç’yi (37) gözaltına aldı. Uzman ekiplerin sorguladığı şüpheliler, Kara’nın Rasim Semetey tarafından öldürüldüğünü itiraf etti.


KISKANIP ŞÜPHELENMİŞ
Sorgulanan Rasim Semetey, suçunu kabul etti. O gün izinli olarak cezaevinden çıktığını, buluştuğu Hediye Gülfidan Kara’nın cep telefonunu başka bir erkeğin araması nedeniyle kıskandığını söyleyen Semetey, “Başka kişiyle gönül ilişkisi olduğundan şüphelendiği” Kara’yı tartışma sonrası boğarak öldürdüğünü ve Pınarbaşı’nda ormanlık alana attığını anlattı. İfade sonrası polis ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ekipleri Pınarbaşı’ndaki ormanlık alanda, kadavra kokusuna duyarlı özel eğitimli 2 köpekle yaptığı aramada, kemik parçaları buldu. Kemikler DNA tespiti için Ankara Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilirken, “kasten adam öldürmek” suçuyla adliyeye sevk edilen Semetey tutuklandı. Diğer 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.


-SON-

Yazının devamı...

Kamera görüntüsünün çözdüğü cinayetler

5 Ekim 2016

Çoğu cinayet kamera görüntülerinden sürülen iz sayesinde çözülüyor. Büronun deneyimli şefleri, “Nokta kadar bir görüntü, bazen bir gölge bile faili bulmamız, cinayeti çözmemiz için yetiyor. Cinayetin işlendiği saat, birkaç kamera görüntüsünün birbiriyle ilişkilendirilmesi sonuca ulaşmamızı sağlıyor. Şüphelinin söylediği yalan kamera görüntüleriyle ortaya çıkabiliyor, olayın çözülmesinde büyük rol oynuyor” sözleriyle, görüntü değerlendirilmesinin araştırmadaki önemini vurguluyor. Bazen kilometrelerce alandan toplanan yüzlerce kamera görüntüsünü izleyen ekipler, buradaki küçücük bir ayrıntıda bir anlık bir görüntüden faile ulaşıp, cinayeti çözüyor. Cinayet Masası dedektiflerinin “İyi bir cinayetçi bulmaca çözmez. Bulmacayı yeniden yapar” kuralında kamera görüntüleri de önemli parçalardan biri...


MİMAR CİNAYETİNDEKİ AYRINTI
İzmir Alsancak’ta 27 Mayıs’ta evinde saldırıya uğrayan Ayla Coşkunlar cinayetinin çözülmesinde de kamera görüntüleri büyük rol oynadı. Mimar 68 yaşındaki Sabri Coşkunlar, bir işi için ayrıldığı evine akşam saatlerinde döndüğünde, birinci kattaki kapının ziline bastı. Kendisi gibi mimar olan 30 yıllık eşi aynı yaştaki Ayla Coşkunlar kapıyı açmayınca, anahtarıyla açmaya çalıştı. Ancak başarılı olamadı ve alt katta bulunan işyeri çalışanlarından yardım istedi. Merdivenle eve girildiğinde, Ayla Coşkunlar mutfakta kanlar içinde bulundu. Ambulansla hastaneye kaldırılan Ayla Coşkunlar, olaydan 17 gün sonra yaşam savaşını kaybetti. Olayla ilgili soruşturma başlatan İzmir Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, evin bulunduğu sokaktaki güvenlik kamerasınca görüntülenen zanlının, Şiho Candan olduğunu belirledi. Bölgedeki kameraları mercek altına alan polis, zanlının izlediği güzergahın krokisini çıkardı.

Buna göre otogardan Manisa’ya giden Şiho Candan’ın burada kendisi gibi boşanmış ve bir çocuğu olan sevgilisi N.N.L. ile buluştuğu, ardından da gezmek için Foça, Antalya, Bursa ve İzmir’e gittiği tespit edildi. Son olarak Foça’da kalan Şiho Candan’ın İstanbul’a, N.N.L.’nin ise Manisa’ya gittiği belirlendi. Bunun üzerine, polis önce N.N.L.’yi yakaladı. Bir süre yurt dışında da yaşayan N.N.L., sevgilisi Şiho Candan’ın kendisine altın bilezik ve künye hediye ettiğini, daha sonra da bunları bozdurup gezmeye gittiklerini, Foça’dan Manisa’ya geldikten sonra Şiho Candan’ın cinayete karıştığını haberlerden öğrendiğini, ancak polisi aramadığını söyledi. N.N.L. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.


“BASINA O GÖRÜNTÜ YANSIYINCA”
Cinayeti çözen ekipler Coşkunlar cinayetinde kamera kayıtlarının sonuca götürdüğü çalışmalarını şöyle anlattı:
“Maktul kimseyle sorunu olmayan biriydi. Evinde, kendi halinde. Şaşırmıştık. Yaşı var ve cinayet evde oluyor. Her şeyi araştırdık. Aşağıdaki iş yerinin kamera kayıtlarına yansıyan sesler vardı sadece. Ancak seslerden sonra bir şahıs görünüyordu. Elinde bir ceket vardı. O ceketi çöp konteynerine attığı görüntülerine ulaştığımızda onun üzerinde yoğunlaştık. Basına görüntüsü yansıyınca sonuca ulaştık. Bu sırada da şahısla ilgili tüm bilgilere ulaşmıştık. İstanbul’da yakaladık.”


“APARTMANA İŞ ARAMAK İÇİN GİRDİM”
Coşkunlar’ın cinayet zanlısı olarak yakalanan Candan, ifadesinde; iş aradığını, evin bulunduğu sokağa gittiğini, apartmana girdiğini, ancak daireye girmediğini söyleyerek, “İzmir’e mayıs ayında geldim. 6- 7 gün kaldım. Sadece 600 lira param olduğu için otellerde kalmadım, park ve bahçelerde yattım. Öldürülen Ayla Coşkunlar’ın apartmanına girerken görüntüleri ortaya çıkan kişi benim. Ancak Coşkunlar’ı ben öldürmedim. İş aramak için o apartmana girdim” dedi.
Olayı soruşturan Cumhuriyet Savcısı, Şiho Candan hakkında, ‘Suçu gizlemek için adam öldürme’, ‘Yağma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 15 yıl hapis cezası istemiyle ağır ceza mahkemesinde dava açtı.


YARIN: 4/ TOZLU RAFLARDAKİ DOSYALAR

Yazının devamı...

Olay yeri incelemeyle delilden faile gitme

4 Ekim 2016

Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü bu birimlerden biri. Son yıllarda bu birimin Türkiye’deki uygulamaları da, yabancı polisiye filmlerini andırıyor. Numaralandırılmış deliller, özel giysili ekipler, teknik laboratuvar çalışmaları... Hatta Türk polisinin titiz çalışmaları artık dizilere, filmlere bile konu oluyor.


EN KÜÇÜK İZ DEĞERLENDİRİLİYOR
Emniyet yetkilileri, olay yeri inceleme birimleri sayesinde delilden faile giden değişim sürecini uyguluyor. “Her temas bir iz bırakır” mantığı ışığında olay yerinden elde edilecek verilerle çözüme daha hızlı ulaşıyor. Cinayetlerin çözülmesinde Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü; desteği büyük önem taşıyor. İzmir Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü gelişmiş ülkelerde kullanılan en son teknoloji ve yöntemleri kullanıyor. Müdürlük, delilden suçluya gitmede Türkiye ortalamasının üzerinde başarı yüzdesiyle dikkat çekiyor. Birimler olay yerine girdiğinde; santim santim araştırarak, sonuca götürmeyecek dedikleri eşyayı bile alıp kullanıyor. Sadece parmak izinin peşinde olmuyorlar. Olay yerinde olmayacağını düşündükleri ayrıntıların bile delil olarak işe yaradığını anlatıyorlar. Eşkal belirleme, tükürükten, saç telinden, ayakkabı izinden, minicik bir doku parçasından veriye ulaşma ile failler daha kısa sürede yakalanabiliyor. İzmir Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği şefleri olay yeri incelemeden alınan verilerin suçluya gitmede çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bornova’da öldürülen Kenan Gümüş cinayetinde de katile böyle bir titiz çalışma sonucu ulaşıldı.


1 AY SÜREN ARAŞTIRMAYLA 
FALÇATALI KATİL BULUNDU
11 Şubat 2016 akşam saatlerinde Bornova’da bir alışveriş merkezi yakınlarındaki boş su kanalında bir ceset bulundu. Polis, ölen kişinin yaklaşık 10 yıldır Bornova Belediyesi’nde taşeron temizlik işçisi olarak çalışan 49 yaşındaki Kenan Gümüş olduğunu belirledi. Evli ve iki çocuk babası Gümüş’ün vücudu falçata ile kesilerek öldürüldüğü tespit edildi. Olayla ilgili çalışma başlatan Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, falçatalı katili bulmak için detaylı araştırmaya girdi. Gümüş’ün hayatı mercek altına alındı. Öldürüldüğü yere nasıl geldiğini tespit etmek için yaklaşık 3 kilometrekarelik alanda 200 kamera görüntüsü incelendi, 100 kişinin ifadesine başvuruldu. Gümüş’ün cinayetten bir kaç saat önce bindiği belediye otobüsündeki görüntülerine de ulaşıldı. Ancak yapılan tüm çalışmalara rağmen korku yaratan falçatalı katil bulunamadı. Cinayeti aydınlatmak için oluşturulan özel ekip günlerce çalıştı.

Kenan Gümüş


“ONUN RUH HALİNE BÜRÜNDÜK”
Büronun deneyimli polisleri nasıl yöntem izleyerek çalıştıklarını ve bir ayda cinayeti nasıl aydınlattıklarını şöyle anlattı: “18.00 sıralarında olay yerine gittik. Olay yeri ve işleniş tarzı cinayetin çözülmesinde en büyük etkenlerden biridir. Burada da önce işleniş tarzına baktık. Suratında falçata kesikleri vardı. Düzgün kesiklerdi. Berberler üzerinde durduk önce. Bölgedeki berberlerle görüştük. Hatta birinin olabileceğini düşündük. Bölge genelde alkol alınan bir yer. Maktulün bu berberle şarap içtiğini de tespit ettik. Ancak berber gayet mantıklı konuşuyordu. Bir delile ulaşamadık. O değil gibi görünüyordu. Maktulün çevresinde kim varsa mercek altına aldık. Onun yaşantısını kendi yaşantımız haline getirdik. Adeta onun ruh haline büründük. Sürekli olay yerinde araştırma yaptık. Ailesini araştırdık. Her şeyden şüphelendik. Kullanılan suç aleti falçata tarzı bir kesiciydi. ‘Bunu kimler kullanır’ araştırdık. Maktul içki içen, oralarda takılan biriydi ama kimseyle de tartışmaya girecek, husumeti olacak biri değildi. Bunu sağlam düşünceli birinin yapamayacağı düşüncesi kuvvetlendi. Bimekan insanları araştırmaya başladık. Karşımıza 44 yaşındaki Mustafa Ç. çıktı. İlk başta umursamaz, sıradan cevaplar verdi. Ancak biraz daha yaklaşınca, ‘Cennete gitmesi gerekiyordu, gönderdim’ diyerek itiraf etti. Giysi bağış kutularından giyilmiş kadın eşyalarını topluyor ve yakıyor. Olay yerinde de bir kadın pantolonu vardı. Tartışma bu pantolon yüzünden çıkmış. Maktul ‘Yakacağına bana ver’ demiş. O da zaten alkol içmesine karşıymış sinirlenip öldürmüş. “

Mustafa Ç.


“ZEVK OLSUN 
DİYE KESTİM”
Mustafa Ç.’nin Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerine anlattığı ifadesi ise kan dondurdu. Ç. ifadesinde “Kenan Gümüş’ü önce su kanalının içine yatırdım. Montumun cebinden falçatayı çıkardım. Önce ellerini yukarıdan aşağıya doğru 3-4 kez kestim. Sağ ve sol yanaklarını kestim. Kafasını da yukarıdan aşağıya doğru kestim. Bu sırada Kenan Gümüş bağırıyordu. Kulaklarını zafer işareti olsun diye kestim. Kalçasını da zevk olsun diye 2-3 kez kestim. Daha sonra yumruk ile başına vurdum. Daha sonra yan tarafında yaktığım ateş ile üzerimi kuruttum. Cebimdeki falçatayı da ateşe attım ve uzaklaştım” diye anlattı. İşlemlerinin ardından mahkemeye çıkarılan Mustafa Ç. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Yazının devamı...

Kusursuz cinayet yoktur

3 Ekim 2016

Yapılan bir ihbar ve sonrasında polisin titiz çalışması film senaryolarını aratmayan cinayetin aydınlatılmasını sağladı. F.T., eşi M.T. ile kayınbiraderi İ.A.’nın 21 yıl önce eşinden boşanıp yanlarına gelen kızları Aynur Tunçdede’yi boğarak öldürdükten sonra evlerinin bahçesine gömdükleri, ardından da topraktan çıkardıkları kemiklerini 19 yıl boyunca evlerinde koli içinde sakladıkları ortaya çıktı.

Türkiye gündemine oturdu

Cinayet Masası ekipleri bazen kısa süre içinde bazense uzun uğraşlar sonucu cinayetleri aydınlatmak için çeşitli yöntemler deniyor. Günler, aylar, yıllar süren iz sürmenin sonucu suçluya ulaşıyor. “Kusursuz cinayet yoktur” sözünü düstur eden dedektifler faili meçhul cinayetleri de aydınlığa kavuşturmak için zaman zaman tozlu raflardan çıkarıyor. Geçen hafta Türkiye gündemine oturan 21 yıllık cinayetin aydınlatılması sonrasında 2 gün İzmir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği’nde son 1 yılın aydınlatılan cinayetlerini ve ekiplerin nasıl çalıştığını yerinde, tecrübeli polisleri dinleyerek araştırdık.

Türkiye’nin en büyük metropollerinden İzmir, 2015’te dosyaların aydınlatılmasında birinci sıraya yerleşti. Bu yıl da 59 cinayetin 59’u da ekiplerin gece gündüz çalışmasıyla çözüldü. Dedektifler tarafından 59 dosyanın tamamı aydınlatılırken, sadece birkaçının firarilerinin yakalama çalışmasının sürdüğü bilgisi verildi. “Her suçlu mutlaka delil bırakır” mantığıyla çalışan dedektifler, son yılların en yüksek yakalama rekoruna da imza attı. İzmir’de oranın yüksek olmasının destek unsurlarından birinin İzmirlilerin ihbar hatlarını kullanması. Bazı cinayetlerde İzmirlilerin duyarlılığıyla gelen ihbarların ekipler tarafından değerlendirilmesinin de başarıya ulaşmada etken olduğu bilgisi verildi. Geçen yıl 155 Hattı’na gelen ihbar sıralamasında da İzmir yine birinci sırada. Avrupa kadar yüksek seviyede olmasa da İzmir, Türkiye’de en çok 155 Hattı’nı kullanan kent konumunda.

‘Senaryolar üretiyoruz’

Ancak kuşkusuz bu büroda görev yapan ekiplerin her cinayeti çözmek için ortaya koydukları insan üstü çabalar en büyük etken. Bu büroda çalışan polisler kimi zaman evinin yolunu unutuyor, kimi zaman en önemli gününü bırakıp bir cinayetin peşinden Türkiye’nin bir ucuna gidebiliyor. Büronun deneyimli polisleri nasıl çalıştıklarını şöyle anlattı: “Bir olaya bağlı kalarak değil, her olaya kendi içinde spesifik bakarak çalışıyoruz. İşleniş tarzı, suç aleti, sebepleri ne olabilir? Bunlar yöntemimizi belirliyor. Cinayet Büro olarak çözülmeyecek bir cinayet, bir olay olduğundan değil, bizim bir eksiğimiz olduğu açısından bakıyoruz. Bazen özel ekip kuruyoruz. Senaryoları üretip en yakın senaryodan çalışmaya başlıyoruz. Çoğu zaman kendimizi o şahsın yerine koyuyoruz. O kadar özdeşleşiyoruz ki, çoğu cinayeti aydınlatmaya çalışırken en yakınlarının, hatta maktulün bile bilmediği sır olaylar da ortaya çıkıyor. Gecemiz gündüzümüz o olayın etrafında geçiyor. Tekrar tekrar senaryoyu tartışıp farklı açılardan da bakıyoruz.”

 

21 yıllık cinayet çözüldü

Dedektifler, geçen hafta Türkiye gündemine oturan 21 yıllık cinayetin aydınlatılmasının perde arkasındaki ayrıntılarla ilgili ise şu detayları aktardı: “Yıllar sonra gelen bir ihbar vardı. Her ihbarı değerlendiriyoruz. Ancak doğruluğu ile ilgili önce kendi yöntemlerimizle ön araştırma yapıyoruz. Ailenin, kızları Aynur Tunçdede’yle ilgili hiçbir kayıp başvurusu yapmadıklarını gördük. Sistem üzerinde ise yaşıyor görünüyor. Aile bir süre önce gaiplik belgesi almış sadece. İhbar gelince sistem üzerinde bunu gördük. 20-21 senedir kayıptı. Yanlarında kimler vardı? Bunu araştırmanın içine girdik. Soğukkanlı olmak zorundaydık, hemen ortaya çıkamayabileceğini biliyorduk. Çevrede iyi bir araştırma yaptık. Mersin’e de ekip çıkardık. Önce sorgulamalarında kabullenmek istemediler. Ancak olayı iyi araştırdığımız için kendi yöntemlerimizle tezatlıkları sorularımız karşısında aldık. Kemiklerin ise evde olduğunu tahmin etmiyorduk. Evlerinde arama yaptık ve orada ortaya çıktı. Anne zaten ağlayarak döküldü.



KAYIP BAŞVURUSU YAPMAMIŞLAR
POLİSİN araştırmalarına ve ifadelere göre, eşinden boşanan Aynur Tunçdede, ailesinin yanına döndü. Gece geç saatlere kadar dışarıda kalması nedeniyle genç kadınla ailesi arasında zaman içinde tartışmalar yaşanmaya başladı. Son olayda baba F.T. ile anne M.T. ve dayı İ.A., Aynur Tunçdede’yi boğarak öldürüp ardından Bayraklı’daki evlerinin bahçesine gömdü. Anne ve baba, 1997’de Egekent’e taşındıkları sırada, evlerinin bahçesinde kızlarına ait gömülü kemikleri de çıkartıp koli içinde yanlarında götürdü. Koliyi bu evde 7 yıl sakladılar. 2004’te ise bu kez taşındıkları Menemen’deki evlerine götürdüler. Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) 21 yıl sonra yapılan bir ihbar, bu korkunç cinayetin aydınlatılmasının başlangıcı oldu. İhbarda, o zaman 23 yaşında olan Aynur Tunçdede’nin 1995’te öldürüldüğü bilgisi veriliyordu. Bu bilgi üzerine İzmir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Bürosu 4 özel ekip kurdu. Araştırma yapan özel ekip, posta işletmelerinden emekli olan baba 75 yaşındaki F.T. ile anne 66 yaşındaki M.T.’yi gözaltına aldı. İlk olarak iddiaları kabul etmeyen anne ve babanın Menemen’deki evlerinde yapılan aramada kiler bölümünde bulunan kolide kafatası ve kemikler çıktı. Kemiklerin çiftin ölen kızlarına ait olduğu saptandı. Gerçeğin ortaya çıkması üzerine anne ve baba da suçlarını itiraf etti. Soruşturmada Aynur Tunçdede’yi boğduğu belirtilen Mersin’de makine operatörlüğü yapan dayısı 47 yaşındaki İ.A. da gözaltına alındı. Anne M.T. evlerinin kiler bölümünde gizledikleri koliyi zaman zaman çıkartıp başında dua edip ağladığını anlattı. Yeğenini öldürdüğünü itiraf eden İ.A. da alkollü olduğunu ve nasıl yaptığını bilmediği söyledi. cinayet işlendiğinde 7 aylık olan T.T. ise anneannesi, dedesi ve annesinin dayısından şikayetçi oldu.

YARIN: BORNOVA CİNAYETİNİ 1 AY SONRA HANGİ İPUCU AYDINLATTI? OLAY YERİ İNCELEMEYLE ÇALIŞMA...

Yazının devamı...

Geleceğin taraftarlarına tiyatroyla ulaşıyor

24 Ocak 2016

Belki de Türk futbolunun en büyük sorunlarından biri kaliteli seyirci sıkıntısı. Transferlere, hocalara milyon dolarlar ayrılıyor ama tribünler Süper Lig’de bile dolmuyor. Derbiler hariç kimse tribünlere koşmak için can atmıyor. Kulüpler de seyircisine maçlarda kırılıp dökülen tribünleri tamir etmekten başka bir yatırım yapmıyor.

 

ÖNYARGIYI SİLECEK GÖRÜNÜYOR

“İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu” ilkesini benimsemiş İzmir’in yüzakı kulüplerinden Altınordu bu yargıyı silecek gibi görünüyor. “Futbolda iyi şeyler de var” dedirtiyor. Kadınları futbolun içine çekmek için 2 yıl önce Altınordu Fikir Atölyesi’ni (ALFA) kurup projeler üreten kulüp bu kez de çocukları hedef aldı. Bir otobüsü sahneye çeviren Altınordu Çocuk Tiyatrosu, “İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu” oyunuyla binlerce öğrenciyle buluşmaya başladı.




OTOBÜS TİYATRO HER YERDE

İlk tecrübesini İzmir Fuarı’nda her gün binlerce izleyici önünde veren, Kemal Aygen ve ekibinden kurulu Altınordu Çocuk Tiyatrosu, eğitim - öğretim sezonuyla birlikte okul yollarına düştü. Otobüs sahnesiyle Konak ve Karabağlar’da her hafta okul okul gezen Altınordu Çocuk Tiyatrosu, sağlıklı beslenme, spor, fair - play, futbolda şiddetin önlenmesi, iyi taraftar, iyi insan ve iyi bir vatandaş olma konularını işleyen oyunda çocukları hem eğlendiriyor, hem de bilgilendiriyor.




10 BİN ÖĞRENCİYLE BULUŞTU

Altınordu Çocuk Tiyatrosu okul bahçelerindeki oyunlarını kış şartlarının ağır olduğu günlerde salonlara taşıyor, inatla her öğrencinin ayağına gidiyor. Bugüne kadar Mustafa Urcan, Sabiha Yorgancılar, Agah Efendi, Cevdet Güçler, Ahmet Ragıp Üzümcü, Rıza Özmenoğlu, Adnan Mazıcı, Duğrullar, Nazire Merzeci, Hüseyin Akdağ, Ali Akatlar, Emrullah Efendi, Hatice Hanım, Fevzi Özakat ve Ulubey ilköğretim okulları ile Hatay Koleji’nde gösteri yapan Altınordu Çocuk Tiyatrosu, 10 bine yakın öğrenciye ulaştı. En son 21 Ocak’ta Selçuk Belediyesi işbirliğiyle Selçuk Efes Kültür Merkezi’nde yüzlerce öğrencinin karşısına çıkan ekip, 9 Şubat’ta Kültürpark İsmet İnönü, 17 Şubat’ta da Bozyaka Kültür Merkezi’nde binlerce çocuklae buluşacak.

 

ONLAR İYİ ŞEYLERE LAYIK

Altınordu Sosyal Etkinlikler Yöneticisi Elif Can, Altınordu Çocuk Tiyatrosu’nun kulüpte çok özel bir konuma sahip olduğunu vurgulayarak, “Çocuklar iyi şeylere layık. Bugün bizim gösterimizi izleyen, iyi birey ve iyi vatandaş olmayı eğlenerek öğrenen çocuklar, yarın sadece futbolun değil, farklı meslek gruplarının içinde yer alacaklar. İyi insanların ve güzel ülkemizin her zaman iyi şeylere layık olduğuna inanıyoruz. 10 bin öğrenciden birine bile doğruyu öğretebilirsek kendimizi çok mutlu hissedeceğiz” dedi.

Yazının devamı...