"Banu Şen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Banu Şen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Banu Şen

İlk güzel haber: Umut Evleri

8 Kasım 2015


Opr. Dr. Cüneyt Tuğrul meme kanserindeki başarılı çalışmalarının yanı sıra doktorluğun ötesinde de projelere öncülük ediyor. Meme kanseriyle mücadele eden, geçmişte mücadele etmiş ya da aday kadınların hayatlarının konforunu artıracak projeler bunlar. Sağlıkta Kalite Derneği, Umut Atölyesi, hayat kurtaran bilezikler sadece birkaçı... 
Hiç düşündünüz mü? Bulunduğu yerde radyoterapi ve kemoterapi tedavisi imkanı olmayan kadınlar büyük şehirlere geldiğinde ne yapıyor? Belki üniversite hastanelerinin bahçelerinden geçerken ya otoparkta arabasında uyuklayan ya da yere serdiği kartonda geceyi geçiren hastalara gözünüz ilişmiştir. İzmir’e geldiklerinde 40 - 60 gün süren bu tedavi sürecini eğer bir yakınları yoksa, hele maddi imkanları da yetersizse, çaresiz hastane bahçelerinde geçiriyorlar.
Opr. Dr. Cüneyt Tuğrul ve meme kanserini yenmiş hastası Emine Uçar, onlara ev sıcaklığını yaşatmak için kolları sıvadı. Kısa sürede hayata geçirmeyi planladıkları Umut Evleri’nin ilki Balçova’da olacak. Bir sonrakileri ise Alsancak ve Bornova’da planlıyorlar. Opr. Dr. Tuğrul imece usulü katkıların başladığı Umut Evleri’ne destek için yapılacak etkinlikleri de anlattı. Belki sizin de aklınıza küçük bir katkı gelir...


UMUT ATÖLYESİ’YLE BAŞLADI

Yazının devamı...

Çözüm reçetesi

10 Eylül 2015

İZMİRLİ Avukat Taner Kılıç bugünlerde farkındalığın arttığı mülteci sorunuyla ilgili uzun yıllardır çalışıyor. Kılıç; 2000-2006 arası İzmir’de bulunan Mülteci Der’in ilk gönüllü koordinatörlüğünü yürüttü. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) Türkiye Şubesi kurucularından ve halen Yönetim Kurulu Başkanı olan Kılıç, İzmir Barosu’nda Göç ve İltica Komisyonu’nda da çalışmalar yapıyor. Göçmen Dosyası’nın son bölümünde görüşlerini sorduğumuz Taner Kılıç, DHA Bodrum muhabiri Nilüfer Demir’in dünyayı sarsan unutulmaz fotoğrafı ile ilgili de ilginç tespitlerde bulundu. Kılıç, Türkiye’nin ve dünyanın yaşadığı göçmen krizi konusunda önemli saptamalar yaparak, çözüm reçetesini anlattı.
• Mülteci sorununun İzmir’de artmasıyla mı bu alan ilgi duydunuz? Bugüne kadar ilk gönüllü koordinatörlüğünü yürüttüğünüz dernek, mültecilere hangi konularda destek oldu ve olmaya devam ediyor?
- Mülteci Der’in ilk gönüllü koordinatörlüğü sorumluluğunu 2000-2006 arasında yürüttüm. Uluslararası Af Örgütü 2000’lerin başında bu konuda bana İngiltere ve İsviçre’de eğitimler vermişti. Ancak Mülteci Der’in İzmir’de kurulmasında elbette o tarihlerde yaşanan göç ve iltica akınının artmasının büyük rolü bulunmakta. Dernek büyük oranda bireysel hukuki yardım / danışmanlık, lobi ve kampanya faaliyetleri yürütüyor.
• İzmir Barosu’nda da bu konuda çalışmalarınız bulunuyor. Anlatır mısınız?
- İzmir Barosu nezdinde 3 yıl kadar önce ‘Göç ve İltica Komisyonu’nu kurduk. En önemli fonksiyon baroların yürütmekte olduğu ‘Adli Yardım’ mekanizmasının göç ve iltica alanında mağdur ve hukuki yardıma ihtiyacı olan yabancılar/sığınmacılar için kullanılmasını sağlamaktı. İzmir Barosu’na kayıtlı 80 kadar avukata 3 ayrı eğitim verdik ve adli yardım kapsamında bu avukatlar bu alandan gelen talepler doğrultusunda görevlendiriliyorlar. Ayrıca Ege ve Marmara illerinin tüm baroları ile Türkiye’de bu alanda bazı önemli şehir barolarını davet ettik, eğitimler verdik. Bir tanesinde Hollanda Mülteci Konseyi ve Hollanda’da göç alanını yürüten birimlerle bir çalışma gerçekleştirdik. Bu alanda Türkiye’de öncü Baroyuz dersem, sanırım diğer barolara pek haksızlık etmiş olmam.
• Türkiye Şubesi’nin yönetim kurulu başkanlığını yaptığınız Af Örgütü dünyada pek çok insan hakları ihlallerine dikkat çekiyor, ancak son zamanlarda en çok rapor yayınlanan, açıklama yapılan konuların başında Türkiye’deki göçmen ve mülteci sorunları geliyor. Yayınladığınız raporların, çalışmalarınızın ülkelerin politikalarını değiştirebildiğini küçücük de olsa dikkat çekebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Yazının devamı...

Can değil ölüm yeleği

9 Eylül 2015

DÜNYA göçmen trajedilerine ağlarken, binlercesi hala sokaklarda deniz yoluyla Yunan adaları üzerinden üçüncü ülkelere geçmek için bekliyor. Aylan Kurdi’nin hafızalara kazınan fotoğrafı bile savaştan kaçan çoğunluğu Suriyeli göçmenleri bu yoldan geri çevirmezken kaçışın merkez noktalarından İzmir Basmane’de “Umut Yolculuğu” hazırlıklarının yine yapıldığı görüldü.
Umut yolculuğuna çıkanların sembollerinden biri haline gelen can yeleklerini de Basmane’deki dükkanlarda hala görmek mümkün. Bu can yeleklerinin fiyatları 35 ile 100 lira arasında değişiyor. Kullanılmış olanları ise 20 liraya kadar bulunabiliyor. Basmane’nin ara sokaklarında bazı kuru temizlemecilerde önceki denemelerden kalıp, temizlenmiş yelekler asılı dururken, internet kafelerin önünde bile işportaya düşmüş can yelekleri dikkat çekiyor. Kimi göçmenlerde ve dükkanlardaki suda kolay bulunmak için fosforlu, neon renklerde olması gerekirken koyu renk can yelekleri de merak uyandırıyor.
Bir giysi mağazasında konuştuğumuz can yeleği satan esnaf uçurum fiyat farkı ile ilgili şu açıklamayı yapıyor: “35 lira olanlar suda 4 saat batmadan koruyor. 100 lira olanlar ise 20 saate kadar taşıyabiliyor. Sahil güvenliğin dikkatini çekmesin diye koyu renk yelek tercih ediliyor. Biz satarken pahalı olanların daha güvenli olduğunu vurguluyoruz ama onlar ucuz olanları tercih ediyor.”

UYARILARA RAĞMEN

Bu can yeleklerinin çoğunlukla sahte olduğu belirtilip uyarılıyor. Uzmanlar merdiven altı üretilen can yeleklerinin hayat kurtarmak bir yana içindeki malzemeler nedeniyle kısa sürede küçük bir çocuğu dahi batıracak nitelikte olduğunu belirtip uyarıda bulunuyor.

35 LİRALIK YELEĞİN MALZEMESİ

Yazının devamı...

Kaçakçılık sektörünün bir parçası; "İnsan ticareti"

8 Eylül 2015

HER gün yüzlerce kaçak göçmen deniz yoluyla ve insanlık dışı şartlarda kaçmaya çalışırken ya hayatını kaybediyor ya da canını zor kurtarıyor. Göçmen facialarının en büyük sorumlusu ise insan kaçakçıları. İzmir Emniyeti Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü verilerine göre, trafiğin en çok yaşandığı bölgelerin başında Ege geliyor. Ege’yi İstanbul ve Mersin izliyor. Emniyet yetkilileri, göçmen kaçakçılarının hangi yöntem ve yollarla umuda yolculuğa çıkan çaresiz insanları Türkiye’ye sokup kıyı illerine getirdiklerini anlattı.

BASMANE ÜS OLDU
Yetkililer, Basmane’nin üs haline geldiği belirtirken, terör örgütünün göçmen kaçakçısı suç örgütleriyle işbirliği yaparak, çaresiz insanları aldattıklarını ve bu faaliyetlerden finans sağladığının da altını çizdi. İzmir Emniyeti’nin raporlarına da giren tespitlerde şu bilgiler dikkat çekiyor:
“Suriye sınırlarımızda bulunan Hatay, Mardin, Kilis, Şanlıurfa ve Gaziantep illerinden giriş yapmış Suriyeliler; Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mersin, Osmaniye, Şanlıurfa’ya sığınmacı olarak yerleştirilmiş olup, Avrupa’ya gitmek amacıyla organizatörler tarafından İzmir, İstanbul ve Mersin’e götürülüyor. Buradan Ege kıyılarına getirilen göçmenler, bot ve benzeri deniz taşıtları ile Yunanistan (Kos, Samos, Simi, Midilli, Rodos, Sakız) ve İtalya’ya bağlı adalara ya da tur amaçlı kullanılan yatlarla turist görünümü verilerek direkt olarak Yunanistan ve İtalya’ya götürülüyor. Ancak birçoğunun hayali daha başlamadan denizde sonlanıyor.”

YÖNTEM DEĞİŞTİRİYORLAREmniyet’ten alınan bilgilere göre göçmen kaçakçıları teknolojiyi kullanıp yöntem değişikliğine de gidiyor. Önceleri sürat tekneleri, motor yatlar, gezi yatları ile yaptıkları kaçış planlarını artık şişme botlarla değiştirdiler. Bunun nedeni ise tekneyi kullanacak bir kaptana ihtiyaç olmasıydı. Bu da yakalanma ve kaçakçıların ceza alma riski demekti. Özellikle geçen yıldan bu yana kaçakçılar şişme botlarla umut yolcularını taşımaya başladı. Ancak bunlar da risk taşıyordu. Batma tehlikesi ve daha çok ölüm onları ilgilendirmiyordu. Bu yöntemin risksiz olması önemliydi. Böylece kaçakçılar artık motor yatlar ve balıkçı tekneleri yerine kaptana gerek olmayan zodyak botları kullanmaya başladı. Bu botların fark edilmesi ve yakalanma riski daha az gibi gözükse de ölüm ve kaza riskini artırdı. Şişme bot yöntemindeki son yenilik ise internet üzerinden sipariş verilmesi oldu. Böylece karada dikkat çekilmiyor, bot taşıma sıkıntısı yaşanmıyordu.

Yazının devamı...

Suya gömülen Arap baharı

8 Eylül 2015

KİMİ Afrika’dan, kimi Ortadoğu’dan evini, toprağını, köklerini bırakıp yola çıktı. 5 yıldan fazladır süren yol hikayesinde umudun yolcuları oldular.

Günlerce süren kara yolculuğunda ayakları parçalanasıya, açlıktan ölesiye kucaklarında çocukları Türkiye sınırına attılar kendilerini. Arap Baharı’ydı ama tezat bir karabasan gibi çöktü kara bulutlar Ortadoğu’nun üzerine. Afrikalıların ise çeteler kadar açlık da ülkelerini terk etme nedeni oldu. Türkiye coğrafi konumu gereği transit geçişin hedef ülkesi, köprü konumundaydı. Avrupa’ya adım atmak için önce Türkiye sınırından girdiler. Önceleri Türkiye’de kalmak için direndi çoğu. Afgan, Pakistanlı, Eritreli, Gineli binlerce mülteci, İstanbul ve İzmir gibi şehirlerde ucuz göç semtlerine yerleşti. İzmir’de geçmişte Anadolu’dan kente gelenlerin kaldığı tarihi Basmane ise zamanla mültecilerin sığınma evi oldu. İlk yıllarda Oteller Sokağı’ndaki oteller mültecilerin barınacağı durak oldu. Zamanla oteller doldu taştı. Onlara ev sahipliği yapan semt bir süre sonra doğal olarak insan kaçakçılığının merkezi konumuna geldi. İzmir’in merkez seçilmesinin nedeni Yunanistan’a kıyı tüm Ege sahillere yakın olmasıydı.

Tek yol Ege ve AkdenizUmut yolcularının hiç bilmedikleri denizlere açılma nedeni ise hedefleri olan Avrupa’ya geçecek başka seçenekleri olmamasıydı. Yunanistan ve Bulgaristan kara sınırlarını duvar örerek kapatıyordu. Önceleri kaçak göçmenlerin buralardan Türkiye sınırına geri itildiği iddia ediliyordu. Yunanistan göçmenlerin girişini önlemek üzere Türkiye sınırına yaklaşık 10 kilometrelik duvar ördü. Yapımına 2011’de başlanan duvar Aralık 2012’de tamamlandı. Duvar inşaatına yaklaşık 6 bin metreküp beton, 800 ton çelik ve dikenli tel harcandı. Yunanistan’ın ardından Bulgaristan da mülteci göçünü engellemek için Türkiye sınırına ördüğü duvarı uzatma kararı aldı. Duvarın 160 kilometreyi bulması planlanırken iki ülke arasındaki sınırı Kasım 2013’te inşa etmeye başladı. İşte tüm bunlar Ortadoğu ve Afrika ülkelerindeki iç karışıklık, ekonomik çıkmazlar ve iç savaşlardan kaçan göçmenleri Avrupa için tek umut olan Ege Denizi’ne itti. Libya’dan Akdeniz’e geçişi kullanan göçmen facialarının ardından Ege Denizi’nde de facialar yaşanmaya başladı.

1 yıldır Suriyeli akını
Son 1 yılda ise komşumuz Suriye’de artan çatışmalar sonrası, resmi rakamlara göre kapılarımızı açtığımız 1 milyon 800 binden fazla Suriyeli’nin sığınmasıyla Ege Denizi’ni aşıp Yunan adalarından Avrupa’ya geçmek isteyenlerin ve facialara kurban gidenlerin çoğunluğunu da Suriyeliler oluşturdu. Birleşmiş Milletler’in son açıkladığı rakamlara göre deniz yoluyla Avrupa’ya geçenlerin yüzde 45’ini Suriyeliler, Yüzde 12’sini Afganlar, yüzde 8’ini Eritreliler, yüzde 4’ünü Nijeryalılar, yüzde 3’ünü Iraklılar, yüzde 3’ünü Somaliler, yüzde 2’sini Sudanlılar, yüzde 2’sini Gambialılar, yüzde 2’sini Bangladeş ve Senegalliler oluşturdu. 2015’te şu ana kadar Ege ve Akdeniz’den 366 bin 402 göçmen deniz yoluyla Avrupa’ya geçti. Bunların 244 bin 855’i Türkiye’den Ege Denizi’ni kullanarak Yunan adaları yoluyla, 119 bin 500’ü ise Libya ve diğer ülkelerden Akdeniz’i kullanarak İtalya’dan girdi. 2015’te denizde hayatını kaybedenlerin sayısı ise şu ana kadar 2 bin 800 olarak açıklandı.

Yazının devamı...

Türkiye'nin en küçük futbolcusu Emre

8 Aralık 2014

31 Mayıs 2011 doğumlu Emre Sevim, adeta doğuştan futbolcu. Aklını, fikrini top oynamak, gol atmak almış. Minicik yaşında doğru adresi de bulmuş.

Altyapısı üç büyüklere bile örnek olacak Altınordu’nun futbolcusu olan 3 yaşındaki Emre, Türkiye’nin, belki de dünyanın en küçük futbolcusu unvanını kazandı. Emre Sevim, Altınordu Futbol Okulu’ndaki ilk antrenmanında adeta şov yaptı, herkesin ilgisini çekti.


AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR
Minik futbolcunun 2010 takımıyla antrenmanlara çıkacağını söyleyen antrenörü İsmail Sütçü, “Ağaç yaşken eğilir. Çocuklar ne kadar küçük yaşta yetenekli olduğu spora başlarsa, o kadar az hatayla, en doğrusuyla öğreniyor. Dünyada 4.5, 5 yaş takımları var. Bizim de futbol okulumuzda en küçükler 2010 grubu. Ancak 3 yaşındakini Türkiye’de de, dünyada da hiç duymadık. Benim de bugüne kadarki en küçük sporcum oldu. Söylediklerimi dinliyor, yapmaya çalışıyor” dedi.

Yazının devamı...

Suriye ve Ortadoğu krizi Ege’nin bağlarını vurdu

17 Kasım 2014

GEÇEN yıl ihraç edilen 184 bin ton sofralık üzümün 120 bin tonunu karşılayan Sarıgöllü üreticiler dertli. 1.80-2 TL’ye sattıkları üzümün bu sene 40-50 kuruşa zor alıcı bulduğunu söyleyen üreticiler, “En büyük alıcımız, başta Suriye olmak üzere Arap ülkeleriydi. Yol güvenliği olmadığı ve o ülkelerdeki iç savaş nedeniyle bu pazarı kaybettik. Fiyatlar da düşünce şimdi milyonluk üzüm örtü altında bekliyor. Onun da havaların dona dönmesi durumunda bir hafta ömrü kaldı. Suma fabrikasına satmamız durumunda ise 25 kuruşa gidiyor. Yani 4 kilo sumalık üzüm 1 ekmek ediyor. 3 kilo ile ancak 1 bardak çay ediyor. Üzümü satamadık Arap’a, şimdi 25 kuruşa döküyoruz şaraba” diye sıkıntılarını dile getirdi.

HAVA KARGO ISTIYORUZ

Ziraat Odası Başkanı Ali İhsan Ülgen ise 1980 sonrası uygulanan tarım, serbest ekonomi ve özelleştirme politikalarının üzüm üreticisinin bugün yaşadıklarına neden olduğunu kaydetti. Çiftçilerin zor günler geçirdiğini belirten Ülgen, “İhracatın merkezi Sarıgöl. Dünya standardında üzüm üretiyoruz. Geçen sene 184 bin ton sofralık üzüm ihraç edildi. Bunun 120 bin tonu Sarıgöl’den. Suriye ve Ortadoğu’da yaşananlar bağlarımızı vurdu. Suriye başta olmak üzere, Irak, Ürdün, Katar, Bahreyn, BAE ve Suudi Arabistan’a ihracat yapıyorduk. Yol güvenliği başta olmak üzere burada yaşanan kriz nedeniyle Ortadoğu pazarını kaybettik. Çok acil devlet önlemi alınmasını talep ediyoruz. Örneğin, hava kargo sağlanabilir. Bir uçak 50 ton taşıyabiliyor. Devlet bizden yüzde 5 uçak kargo parasını alsın, yüzde 5 de ihracatçı katsın. Bir de devlet, yatılı okul ve cezaevi gibi kurumlara toplu alım yapabilir. En azından iç piyasada tüketimi teşvik edilebilir. Kuru üzümde de aynı sıkıntı var. Geçen sene 5.5 TL olan fiyat bu yıl 2.5’u zor buluyor” dedi.

ÜRETICI: PERIŞANIZ

Üreticilerden Yusuf Özkan de şu bilgileri verdi: “1 kilog üzümün maliyeti 65 kuruş civarında. 1 dekarın maliyeti ise 2.450 TL. 1 dekarda ortalama 3 ton üzüm çıkıyor. Sarıgöl’de ise toplam 85 bin dekar bağ var. Ova bölgesinde üzümün fiyatı 40-50 kuruş civarında olunca hepimiz perişan olduk. Bu sene bağlarda 17 bin dekar üzüm kaldı. Bu da toplamda 17 bin ton üzüm eder.”

Yazının devamı...

Diplomasi bile bunu başaramaz

6 Kasım 2014

TAM bir hafta önce, tamamına yakını ahşap 140 yelkenli yine denizlere çıktı. 26 yıldır her ekimde olduğu gibi...

Uluslararası boyuta taşınan ‘Bodrum Cup’ üstelik artık yarış olmaktan çok daha fazla anlam taşıyor. 5 gün boyunca yelkenler mücadele ederken, kimi zaman sosyal boyutlu, kimi zaman da yelkenciliğe katkı sağlayacak etkinlikler yapılıyor.

Renkli etkinlikler
Geçtiğimiz 20-25 Ekim’de 26’ncısı düzenlenen bu yımki Bodrum Cup, yarış dışındaki etkinliklerle de dikkat çekti. Bunlardan biri, hem denizde engelleri kaldıran, hem de farkındalık yaratan Türk yapımı dünyanın ilk engelsiz teknesi ‘Well-abled’dı. Kadınların yelkende sayısını artıran Yüksek Ökçeler, en küçük denizciler, Mavi Yolculuk Yemekleri Yarışması, Gümbet’e kurulan Bodrum Cup City ve Instagram’da fotoğraf yarışması da Bodrum Cup’ın bu seneki farklı etkinlikleriydi. Ancak en önemlisi, karşı komşu Yunanistan’la yine ilişkileri ve dostluğu artıran adalar parkurları oldu. Leros parkuru rüzgarın azizliğine uğrayıp iptal edilince, Kalymnos’ta 2 gece kalındı. Bodrum Cup için bu sene gümrük kapısı açan Leros esnafı bu duruma üzülse de Kalymnos bonus gibi ikinci geceyle rüzgara adeta teşekkür etti.

Diplomasi başaramaz

Yazının devamı...