"Banu Şen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Banu Şen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Banu Şen

Oturarak muhalefet olmaz bu emek yoğun bir siyaset

21 Ekim 2014

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel her an her yerde. Bir gün Soma’da madencilerle bir gün Yatağan’da eyleme destekte bir gün komisyonla cezaevi incelemesinde bir gün Yırca’da köylülerle kesilen zeytin ağaçları nöbetinde. Adı özellikle Soma ile bütünleşen kimileri tarafından Soma’nın kahramanı olarak adlandırılan Özel ile Manisa’da hem bu enerjisini hem de son gelişmeleri konuştuk...

Her an her yerde görüyoruz sizi. Son zamanların milletvekili profili dışına çıktınız... Özellikle Soma’da bu çok ön plana çıktı. Soma ile ilk faciadan önce adınız gündeme gelmişti. Dedikleriniz hep doğru çıkıyor. Ne hissediyorsunuz?


Soma çok büyük bir talihsizlik. Bir sürü şeyi görünür kıldı. Yerin 7 kat dibinde bir sürü insanın hak ihlali, emek sömürüsü yaşanıyor. Aslında bunların hepsi konuşuluyordu, ama Soma ile görünür oldu. İş güvenliği, işçi sağlığının tehlikede olması... Bunları hep bir milletvekili olarak gündeme getiriyordum zaten. Mesela Soma faciasından önce 11 soru önergem var. Ama zaten onlara yeterli cevap alamadığım için standart denetim yolları yetersiz diye, bir araştırma komisyonu kurulmasını önermiştim. Faciadan 6 ay önce önerdim, 15 gün önce meclis gündemine geldi. AKP milletvekili çıkıp ‘Gerek yok böyle bir şeye. Madenler güvenilir’ dediği ve 15 gün sonra da bizim dediğimiz çıktığı için haklı çıkmanın dayanılmaz ıstırabı içindeyim ben. Kimileri Soma kahramanı diyor, ama kahraman olmayı kabul etmiyorum. Öncesinde de sonrasında da bir milletvekilinin vermesi gereken emeği veriyorum bu işe. Keşke haklı çıkmasaydım. Hala da her an gerçekleşebilecek birçok şey var. Maalesef Türkiye’de faciadan, kazadan ölmeden söylenen sözün değerini, muhalefetin değerini kavrayamıyor insanlar. Belki yarın başka konuda haklı çıkacağım ama orada da yine bir sürü insan üzülecek.

Ankara’da oturan muhalefet yapamaz

Yazının devamı...

"İhsan Hala" tabuları yıkmaya devam

22 Eylül 2014

İHSAN Çolak, 24 yıl sonra, doğup büyüdüğü köyüne döndü. Yardımseverliği sayesinde tabuları yıktı. Mevlana’nın “Ne olursan gel” felsefesi, hoşgörünün git gide azaldığı bu çağda Manisa Akhisar’ın Kayışlar köyünde onun sayesinde hayat buldu. Önce dedikodularla uğraşsa da iyi niyeti ve temiz kalbiyle kendini köye kabul ettirdi. Erkeklerin saygılarını yansıtması, kadınların da art niyet beslemediğini gösteren bir sıfat olduğu için “Hala” lakabı taktı köylüler Çolak’a. Zamanla hem köy erkekleri kardeşi bildi onu, hem de köyün kadınları akrabaları... İhsan Hala böylece zor da olsa kendini köyüne kabul ettirdi.

Hayatı film oldu
Türkiye kırsalında tabuları-önyargıları yıkan, tez konusu ve belgesel filmlere senaryo olan hayat hikayesiyle İhsan Çolak, “Köyün İhsan Halası” diye ünlendi. Ancak zamanla verilen sözler tutulmadı, yumurta satarak geçimini sağladığı tavukları hastalıktan telef oldu. Köyde bile yaşamak onun için zor olmaya başladı. İhsan Hala yine de köyünü bırakmadı. Şehir hayatının köy kadar rahat olmayacağını düşündü. Turizm merkezlerinde çalışmak yerine sonunda hemen ilerideki bir köyden gelen teklifi kabul etti ve garson oldu. Bir gece vakti çalıştığı Demirciköy’de Küçük Ev Lokantası’nda konuştuğumuz İhsan Hala, itinayla yaptığı servisinde, yine kendi diktiği allı güllü kendine özgü giysileri ile dikkat çekerken, “Köyümde özgür gezmeyi seviyorum. ‘Eltilerim7 dediğim komşularımı seviyorum. O yüzden de bırakamadım köyümü. Ama hayat burada olsa bile zor. Tek derdim sigortadan emekli olmak. Babamın maaşını alabilmek için kadın olmak gerekiyor diye duymuştum. Ameliyat olmak istedim. Ege Üniversitesi’ne gittim. Ama sıkıntılı bir şey oldu benim için. Hem her hafta görüşmeleri takip edemedim, hem de ‘Ameliyat olursan psikolojin bozulur’ diyenler oldu. Ben de köyümde her ne olursa olsun kalıp mücadele etmeye karar verdim. Tavuklarım telef oldu. Ev kiramı zor ödemeye başladım. Yıllardır tanıdığım komşu Demirciköy’den Mustafa Ağabey, ‘Gel bizde çalış’ deyince kabul ettim. Zaten beni buralarda herkes tanır. Kimse yan gözle bakmaz. Şimdi haftada 250 TL’ye 7 gün akşamları burada çalışıyorum. İşimden memnunum. Tek isteğim önceden de söylediğim gibi Bülent Ersoy’la tanışmak” dedi.
İhsan Hala’yı yadırgamadıklarını söyleyen köylüler ise, “O buraların İhsan Hala’sı. Ona kimsenin yanlışı olmaz. Köyümüzden gitmesini hiçbirimiz istemiyoruz” diye konuştu.

Köyün imamı bile kabullendi

İHSAN Çolak, anlatıyor: “Burası doğduğum büyüdüğüm köy ama çocukluk arkadaşlarım bile zor kabullendi. Ama beni tanıdılar artık. Kimseye zararım yok. Evlere temizliğe giderek dip köşe temizledim. Köyün okulunu, camisini, muhtarlığını temizledim. Çocukların beslenme saatlerine yemekler götürdüm. Köy sakinleri bu çabalarımı da gördü ve beni bağırlarına bastı. İlk başta bir gün attı tepem! Girdim kahveye, dedim ki, ‘Siz benim bir kötülüğümü gördünüz mü? Biriyle gördünüz mü beni? Çok affedersiniz ama, bu beden benim. İstediğimi yaparım. İstersem bomba koyar patlatırım. Benim şuram, kalbim istesin önce’ dedim. Köyün hocası bile beni böyle kabullendi. Camiyi temizlerken hoca, ‘İhsan Hala kusura bakma sana bir şey soracağım. Ölünce seni kim yıkayacak?’ dedi. ‘Erkek yıkayacak tabii ki, sen yıkayacaksın. Başkasına yıkatmam kendimi, ona göre’ dedim.”

Yazının devamı...

Metin’im öldü duyan var mı?

17 Eylül 2014

TÜRKİYE, Manisa Soma’da 301 madencinin hayatını kaybetmesinin ardından İstanbul Mecidiyeköy’de asansör faciasında 10 işçinin can vermesiyle toplu ölümleri konuşuyor.

Ancak, Türkiye’de 2014’ün ilk 8 ayında en az bin 270 işçi hayatını kaybetti. Tek başına ölüme gidenlerin ise ne öyküsü, ne de aileleri gündeme geliyor. Onlar için ne şehit tartışması yapılıyor, ne de arkalarında bıraktıkları toplanan milyonlar, yardımlar, burslar, evler ve tazminatlardan faydalanabiliyor.


Maden işçisi Metin Keskin de onlardan biriydi. O aslında Soma’nın 302’nci şehidi. Keskin, 301 işçinin hayatını kaybettiği facianın üzerinden 4 ay geçtikten sonra, 2 Eylül’de, İmbat Madeni’nde öldü. Tek başına ölüme gitti. Sessiz sedasız uğurlandı. Eşi Emine, 3 kızıyla yapayalnız kaldı. Ailenin kayınpederi de dahil tüm erkeklerinin madenci olduğunu anlatan Keskin’le Soma’da konuştuk. Geride kalan kızlarına “Emanetlerim” diye sarılan Emine Keskin, kapılarını kimsenin çalmadığını söyleyerek, “Onun suçu tek başına ölmek miydi?” diye sordu.

Bütün aile madenci

Yazının devamı...

Cumhurbaşkanıyken bizi belki duya gali

19 Ağustos 2014

KUŞULULAR son üç seçimdir sandığa gitmedi. Tek istedikleri belediyelerinin geri verilmesi.

Bunun için açlık grevine kadar pek çok eylem yaptılar. Tek bir seçmenin bile oy kullanmamasının, tek vücut olup milli iradeye tek örnek olduklarını gösterdiklerini söylüyorlar. Bu seçimde de oy sandığına gitmediklerinde Ankara’daki siyasilerin, “Yine mi Kuşu?” dediğini öğrenen Kuşulu kadınlar ise yeni umutlarının cumhurbaşkanı olan Başbakan Tayyip Erdoğan olduğunu söylüyor, “Başbakanken sesimizi duymadı, belki cumhurbaşkanıyken bizi duya gali. O zaman anlatamadık, belki şimdi bizi anla gali” diyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yine sandığa gitmeyen Kuşulular o gün yaşadıklarını Hürriyet’e anlattı.

Ağırımıza gidiyor
Eşe Tuncer, durumlarına artık üzülmeye başladıklarını şu sözlerle anlatıyor: “Küskünüz. Haksızlığa uğradık. 64 senelik Kuşumuz yetim gibi kaldı. Biz oy vermedik. Ankara’da, ‘Yine mi Kuşu çıktı karşımıza?” diyorlarmış. Küçümsenmek de ağırımıza gitmeye başladı. Erdoğan kazandı. Allah hayırlı etsin. Ama biz kime derdimizi anlatalım? Başbakanken kendimizi anlatamadık, cumhurbaşkanı oldu belki duya bizi gali.”

Umudumuz Erdoğan
Köy kahvesinde de konu aynı. Kuşu’nun tek dondurmacısı Haşim Gürsel, Türkiye’de keyfi oy kullanmayanların aksine sandığa gitmemenin zorlarına gittiğini söylüyor: “İnsan üzülmez mi? Zorumuza gidiyor. Vatandaşlık görevimizi yapmadık. Seçim günü sıradan bir gün gibi yine kahvede oturduk. Seçim görevlilerine evde kadınlar yemek hazırladı. Evlerimizde ağırladık onları. Ama hatırımıza, bizim birliğimizi bozmamak için görevliler bile oy kullanmadı. Jandarma gidip ilçede oyunu attı. Bizim sandığımız yine boş çıktı. Biz tek vücut olduk. Burada iki dönem AK Parti kazanmıştı. MHP’li iki vekilimiz var. CHP’lisi de, MHP’lisi de, AK Parti’lisi de tek avuç yumruk gibi olduk. Bizi ‘Gezi’cilere benzetenler oldu. Biz ne devlete, ne devlet malına zarar vermek derdindeyiz. Tek yaptığımız sessiz sedasız oy vermemek. Seçim propagandası için Kuşu’ya hiçbir partili gelmedi. Oy vermediğimiz için kapımızı çalmadılar ya da tepkiden korktular. Aksine miting meydanlarına biz gidip pankart açtık. Ama ne yaptıysak sesimizi duyuramadık. Şimdi tek umudumuz yeni Cumhurbaşkanımız Erdoğan.”

BİZİMKİ BİR HAK ARAYIŞI DEVLETE BAYRAK AÇMA DEĞİL

Yazının devamı...

Sonu ölüm BONZAİ!

14 Temmuz 2014

Neredeyse her gün gazete haberlerinde, televizyon programlarında karşımıza çıkmaya başlayan ‘Bonzai’ ile ilgili İzmir Emniyeti’nden hem detaylı bilgi aldık, hem de mücadeleyle ilgili yapılanları dinledik. Emniyet yetkilileri, ailelerin ve vatandaşların desteğiyle mücadelede her geçen gün biraz daha başarı elde edildiğini vurguladı, en çok da anne-babaları uyardı: “Ailelerin en çok söylediği şey, ‘Benim çocuğum yapmaz.’ Zaten ilk adım orada başlıyor. Ama birilerin çocuğu yapıyor. Genelde güvenilen, yakın görülen, ‘Zarar gelmez’ dedikleri arkadaşlıklarla başlıyor bu. Çoğu neyle karşılaşacaklarını bilmeden başlıyor.”

İzmir’in ‘Bonzai’ savaşı
Bu yılın ilk altı ayında yaklaşık 60 kilogram ‘Bonzai’ yakalanan İstanbul’dan sonra, İzmir 28.5 kilo ile ikinci sırada yer aldı. İzmir Emniyeti, ‘Bonzai’ ile savaşırken önce 12 bin personeline, yeni yeni tanınmaya başlanan ve ‘Bonzai’ olarak bilinen sentetik uyuşturucu hakkında detaylı bilgilendirme yaptı. Maddenin nasıl kullanıldığı, hangi görüntü ve şekillerde piyasaya sunulduğu, kamufle edilebildiği konusunda sayfalarca bilgi hazırlandı, teşkilat tüm detaylarıyla bilgilendirildi. İzmir Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, “2014’ün ilk altı ayında işlem yapılan 552 şahsın en az yarısı Narkotik Şube dışındaki polisimizin günlük uygulamalarındaki denetimlerde yakaladığı kişilere yapılan işlemlerden oluşuyor” dedi.

Birimler bilgilendirildi
Sentetik uyuşturucu ‘Bonzai’ için Narkotik Şube’de özel ekipler de kurduklarını anlatan Uzunkaya, özellikle riskli mahalleler ve okullarda çalışma yaptıklarını ve bu çalışmalarda başarı yakalandığını, yakalama oranında artış olduğunu vurguladı. Celal Uzunkaya, “Dört bakanlık, gençliğimizi tehdit eden yakın bir tehlike olarak ‘Bonzai’ üzerine uzmanlarla çalışmalar üretiyor. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkacak yol haritasıyla ülke genelinde ve ilimizde bir çalışma perspektifi oluşturulacak” diye konuştu.

Son üç yıldır artışta

Yazının devamı...

Zengin çalınca adı yolsuzluk fakir bir ekmek çalsa hırsızlık

7 Temmuz 2014

İzmirli 7 ev kadınının bir hafta önce başlattığı “Görüş Günü Kadınları” grubu hızla büyüyor. Kiminin eşi, kiminin oğlu, kardeşi kader mahkumu olan kadınlar, ülke genelinde adlarını duyurmaya başladı.

İZMİRLİ yedi ev kadınının bir hafta önce başlattıkları “Görüş Günü Kadınları” grubu hızla büyüyor. Kiminin eşi kiminin oğlu, kardeşi kader mahkumu olan kadınlar, Türkiye çapına adlarını sosyal medya ve cezaevi önlerinde dağıttıkları el broşürleriyle duyurmaya başladı. 15 Temmuz’da İzmir’de düzenleyecekleri ve valilikten izin bile aldıkları “Genel Af” mitingini anlatan yedi kadın, “Ergenekon, Balyoz gibi davalarda hüküm giyen herkesi bıraktılar. Reza Zarrab’ı bıraktılar. Zengin çaldığında yolsuzluk fakir, kimsesiz bir ekmek çalınca adı hırsızlık oluyor. Cumhurbaşkanlığı öncesi babamızsa Başbakanımız, ustamız bizi de affetsin, bizi de görsün. Af konusunu balkon konuşmasına bırakmasın. Herkesi affediyorlar, evlat ayrımı yapmasın. Bu af ona yakışır. Biz bu yola baş koyduk. Gerekirse miting sonrası her cumartesi biz de oturma eylemi başlatacağız. Biz de kocalarımızı istiyoruz” dedi.

Pembe odadan çarşafla çıkmak

Kimi zaman gözyaşı döken kadınlar, asker eşleri gibi kendilerinin de ziyaretler sırasında çok çektiğini anlatarak, “Ahlak anlayışını sürekli vurguluyorlar, ama bu kanunları çıkaranlar bizi hiç düşünmüyor. Pembe odaya giren arkadaşların anlattıkları korkunç. Ellerinde çarşaf gardiyanların o bakışları altında odadan çıkarken, kadınlık gururları ayaklar altına alınıyor. Konuştuğumuz arkadaşlar, ‘O odaya girdikten sonra elimizde çarşafla çıkarken gardiyanlar bize tuhaf bakıyor, kendimizi kötü kadın gibi hissediyoruz’ diyor. Onlardan duyunca kimse pembe odaya eşiyle girmek istemiyor. Bunun gibi pek çok cezayı eşlerimizle birlikte biz de çekiyoruz. Neredeyse çırılçıplak soyulup görüşe girebiliyoruz. Ağır hastası, cenazesi olanlar izin alamıyor. Ama hep generallerin, askerlerin aileleri sanki bu sıkıntıları çekti gibi gösterildi. Bizim çektiklerimiz çok daha fazla” diye konuştu.

15 Temmuz’da miting var

Grubu bir hafta önce üç arkadaşıyla kurarak yola çıktıklarını bugün binlerce destekçi topladıklarını söyleyen Esra D. şöyle konuştu: “Önce üç kişi yola çıktık. Sonra 5-7 olduk. Şimdi Facebook’ta açtığımız üç grup, ‘Görüş Günü Kadınları’, ‘Genel Af Platformu’ ve ‘İzmir Af Mitingi’ takipçi sayımız binleri aştı. Türkiye’nin her yerindeki kader mahkumu yakınlarıyla sosyal medya sayesinde buluştuk. Destek büyüyor. Cezaevinde görüş günlerinde de destek topluyoruz. 15 Temmuz’da Konak’ta miting düzenleyeceğiz. Bunun için kendi imkanlarımızla el broşürü dağıttık. Keşke imkanımız olsa da diğer yargı mağdurları gibi gazetelere tam sayfa ilan verebilseydik. Paramız yok, ama sesimiz var. Mitinge destek verecek siyasetçiler de olacak. Ama beklediğimiz olmazsa her cumartesi Konak Meydanı’nda oturma eylemi başlatacağız. Bu yola baş koyduk sonuna kadar gideceğiz. Cezaevindeki eşlerimiz, kardeşlerimiz, oğullarımız da bize destek veriyor. Onların da tek beklentisi genel af. Bir babanın evde oluşu çelik kapıdan daha güvenlidir. Benim eşime 12 yıl sonra geldi cezası. Kızım 6 yaşında, oğlum 8 aylık. Çalıştığı işyerine patronunun getirip parçala dediği arabalar çalıntı çıkmış. Kader mahkumları avukat tutup kendini iyi savunamayan insanlar. Para cezası kalktı deniyor ama arkadaşımızın eşi 4 bin TL’yi ödeyemediği için cezaevinde. 16 yıl ceza aldı, çıktığında kızım 22, oğlum 19 yaşında olacak. Ben nasıl büyüteceğim onları? Başbakanımız bizi affedip Cumhurbaşkanı olsun. Herkese af var bize niye yok.”

Yazının devamı...

Şengül’den yeni il başkanı ipuçları

23 Haziran 2014


AK Parti İzmir Milletvekili Aydın Şengül, 2007 genel ve 2009 yerel seçimleri arasındaki iki yılda zorlu il başkanlığı dönemi geçirdi. 2009 seçimindeki kaybın bir anlamda faturası ona kesildi, ama şehir plancısı olan Şengül, 2011 seçimlerinde milletvekili adayı oldu, AK Parti’den TBMM’ye girdi. Aydın Şengül ile Ak Parti’nin yeni il başkanı ve yönetimi belirleme süreci, cumhurbaşkanlığı seçiminde İzmir’in parti için önemi ve son günlerdeki “Vali tartışmalarını” konuştuk.

Eski il başkanı Ömer Cihat Akay’ın istifa ettirilmesi nedenleri arasında başarısız bulunması var mı?
- Özellikle yerel seçimlerden sonra Türkiye genelinde teşkilatlarda yeniden bir yapılaşma gerçekleşti. İlk başta teşkilattan sorumlu genel başkan yardımcımız değişti. İl başkanı çok başarısızdır diye görevden alındı demek doğru değil. Baktığımızda görevde olduğu sürece AK Parti başarısız oldu denemez. Başka nedenler de var. Seçim sonuçlarına bağlamak doğru değil. Birçok etkeni var. Çok yoğun bir tempo geçirdi ve o süreç içerisinde sizi seveniniz de olur sevmeyeniniz de. Sizin aleyhinize yapılan kampanyaları ne kadar göğüslediğinize bağlı.

İzmir’de yeni yönetim arayışını siz nasıl karşıladınız?
- Teşkilatlardan gelen birisi olarak şu söyleyebilirim, insanlar uzun süre görev aldıkların da rutinleşiyor, heyecanını kaybediyor ve körlük başlıyor. Bu yüzden değişim olması faydalı. Her gelen yeni bir heyecan getiriyor. Uzun süredir orada olanın göremediği bir şeyi yeni gelen çok rahat görebiliyor. Bizim kurulduğumuzdan beri AK Parti teşkilatında sürekli bir değişim dinamiklik vardır. Gençlik kollarımızda, kadın kollarımızda da hep bu böyle olur. Ama ilk defa Türkiye’de belki böyle bir değişim oluyor. Bu seçim yapılırken geçmiş dönemlerdeki performansı dikkate alınarak, kendi duruşuna bakılarak yapılıyor. İzmir’de de bir değişim öngörüldü.

Ancak İzmir’de yönetimi belirleme süreci uzun sürdü. Bunun nedeni nedir?

Yazının devamı...

Şiddet salgın hastalık gibi hızla yayılıyor

5 Mayıs 2014

TÜRKİYE son zamanlarda artan çocuk kayıpları ve ölümleri ile sarsılırken, geçen hafta tartışma yaratan gelişmeler de yaşandı. Bunlardan biri bu suçlar için idam cezasının yeniden görüşülmesi, diğeri de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın, “Çocuğunuza çığlık atmayı öğretin” çağrısı oldu. Her iki öneri de tepki çekti. Özellikle hukukçularda sorunun bu önerilerle çözülmeyeceği düşüncesi hakim.

İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Ayşegül Altınbaş, şiddetin salgın hastalık gibi toplumda yayıldığı görüşünde. Aynı zamanda İzmir Barosu Kadın Hakları Danışma ve Hukuk Araştırma Merkezi Koordinatörü de olan Altınbaş, Baro’nun Çocuk Hakları Merkezi de bulunduğunu hatırlattı ve ellerindeki raporlardan ilginç örnekleri de aktardı.

Altınbaş, “Toplumda az değerli görülen kadın, çocuk, LBT, engelli ve yaşlılara yönelik şiddet arttı. Bunu önlemek için hakimden savcıya, öğretmenden polise, hekimlere herkes üzerine düşeni yapmalı. Olayların üstü örtülerek kapandığı sanılıyor ama altı pislikten geçilmiyor” dedi.

Haksız tahrik büyük sorun

Adalet sistemine de bu sorunların sirayet ettiğine dikkat çeken Ayşegül Altınbaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Haksız tahrik indirimleri yapılmasa yasalarda önleyici cezalar var, bunları karşılar. Adam öldürme suçunun cezası ağırlaştırılmış müebbet ancak bu, kadın, çocuk, LBT’li olduğu zaman o kadar çok tahrik indirimi veriliyor ki... Yok mini etekliydi, yok kırmızı ruj sürmüştü... Hakime 1/3 ile 1/4 arası tolerans tanınıyor. Cezalar çok düşüyor. Örneğin, ‘Erkekliğime küfretti’ deniyor indirim almak için. Delili olmasa bile haksız tahrik indirimi yapılıyor. Devletin, kadına ve çocuğa yönelik şiddete savaş açması gerekiyor.”

İdam ve çığlık çözüm değil

Son günlerde tartışılan idam ve çığlık gibi çözüm arayışlarının doğru olmadığını da kaydeden Altınbaş, şöyle devam etti: “Daha önce de idam vardı ama siz hiç kadın ya da çocuğu öldürdüğü için idam edilen birini duydunuz mu? İdam tasvip edilebilecek bir şey değil. Dünya Sağlık Örgütü, ‘Şiddet kadar bulaşıcı bir hastalık yoktur’ der. Zaten şiddet olaylarını gerçekleştirenlerin geçmişlerinde de şiddet gördükleri gibi örnekler var. Kimse üstünü kapatmaya çalışmasın. Çocuklarımıza kadar tırmanıyor. Bu iş idamla çözülür bir iş değil. Toplumsal kurallar açısından daha değersiz olarak görülen çocukların, kadınların ne değeri var ki diye bakılıyor. LBT cinayetlerini ne yapacağız? Erkekler bu toplumlarda kendilerini daha değerli gördüğü için bunu kendinde hak görüyor. Alt tarafı bir çocuk diye bakılıyor.”

Yazının devamı...