"Sefer Levent" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sefer Levent" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sefer Levent

El yakan pideler

27 Mayıs 2017

RAMAZAN sofralarının vazgeçilmezi ramazan pidesi bu haftaki Vatandaşın Ekonomisi köşesinin de baş konuğu. 30 gün boyunca alışveriş listesinin en başına yerleşecek olan pidenin Türkiye genelindeki satış fiyatında öylesine farklar var ki.

Sadece fiyatlarda değil. Gramajda da büyük farklılık var. Bir ilde 175 gramlık pide satılırken, başka bir ilde 450 gramlık pide satılabiliyor. Gramaj farklılıkları illerdeki tüketim alışkanlıklarına göre açıklanabilir. Ancak gramaj ve fiyat farkı bu kadar fazla olunca vatandaşın da kafası karışıyor. Ben de il il açıklanan pide fiyatlarını mercek altına alıp doğru bir kıyaslama yapmaya çalıştım. Bunun için önce gramajları eşitledim ve tüm illerde açıklanan fiyatların ışığında 100 gr pidenin aslında kaça satılacağını öğrenmiş oldum. Tabloda da göreceğiniz gibi en pahalı pideyi, 68 kuruşla Bursa, 67 kuruşla Ankara, Samsun, Edirne, Sakarya ve Isparta’daki tüketiciler yiyecek. En ucuz pide ise 40 kuruşla Nevşehir ve Konya’da. Çalışmada sadece pide fiyatlarını açıklayan illeri baz aldığımı söylemem gerekiyor. Ayrıca tam da bu noktada pide fiyatı açıklama konusunda da Türkiye’de bir kaos olduğuna dikkat çekmeliyim.

1 KİLOGRAM 6.6 LİRA

Türkiye’de fırıncıların çatı örgütü olarak Türkiye Fırıncılar Odası gözüküyor. Onların yaptığı açıklamaya göre Türkiye genelinde bir kilogram pidenin 6.6 liradan daha pahalıya satılmaması gerekiyor. Benim yaptığım hesaba göre Bursa, Ankara, Samsun Edirne, Sakarya ve Isparta’da pidenin kilogram fiyatları, açıklanan 6.6 lirayı aşmış durumda.

Federasyonun bu açıklamasının ardından İstanbul için  pide fiyatı belirleyen kurum ise İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İSTESOB) oldu. Onlar İstanbul’da 350 gram pidenin 1.8 liraya satılacağını duyurdu. Ancak İstanbul’da 4 bin fırının sadece 900’ü İSTESOB’a bağlı. Yani belirlenen fiyat bu 900 fırını bağlıyor. İstanbul’da geri kalan fırınlar ise İstanbul Ticaret Odası’na bağlı. İTO’nun da fiyat belirleme yetkisi yok. Bu durumda İTO’ya bağlı olan fırınlar ‘kafasına göre fiyat belirleme lüksüne’ sahip.

MASRAF AYNI FİYAT FARKLI

Sektör temsilcilerine göre bu fırınları Türkiye Fırıncılar Federasyonu’nun da denetleme yetkisi yok. Çünkü bağlı oldukları kurum farklı. Sonuçta federasyonun fiyata karışamayacağı öne sürülüyor. Ancak Türkiye Fırıncılar Federasyonu bu görüşe itiraz ediyor. ‘Kilogram fiyatı 6.6 liraya geçerse müdahale eder, fiyatı yüksek olan fırıncıya ceza kesilmesini sağlarız’ diyor. Ramazan geldi çattı, her kafadan bir ses çıkıyor, ortada pek çok görüş ve farklı fiyat var. Korkarım sonuçta olan vatandaşa olacak. Vatandaş çoğu yerde açılanan fiyatların üzerinde para ödeyerek pide satın almak zorunda kalacak. Üstelik un, maya, su, işçilik, kira gibi maliyetler illere göre bu kadar farklılık göstermezken.... Konunun takipçisi olacağım.

RAMAZANDA ET FİYATLARINDA ARTIŞ BEKLENMİYOR

Yazının devamı...

Domatesin makûs talihi

20 Mayıs 2017

YIL 2012. AYLARDAN NİSAN... “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası Türkiye’de hayata sekte vurdu. Artan don olaylarından Antalya, Muğla ve Mersin gibi güney illeri de etkiledi. Sera ürünleri zarar görürken, domates, salatalık, biber ve taze soğanın fiyatları arttı. İstanbul meyve ve sebze halinde domatesin bedeli 1,20 lirayı bulurken, salatalık 1,30 liraya, taze soğan ise 3,50 liraya dayandı.”

YIL 2015. AYLARDAN NİSAN... “Soğuk hava sebze-meyve fiyatlarını artırdı. Havaların soğumasıyla birlikte meyve-sebze üretimi azaldı, fiyatlar arttı. Zamlanan ürünlerden biri de domates. Pazarda 1 kilosu 4 liraya yükseldi, marketlerde salkım domatesin kilosu 7 liraya kadar çıkıyor.”

YIL 2015. AYLARDAN TEMMUZ... “Yayla sezonu başladı, domatesin fiyatı arttı. Yaz sezonunun gelmesiyle sera üretiminin sona erdiği Antalya’da, yayla ürünleri piyasaya çıkmaya başladı. Mutfak ve salata masasının vazgeçilmezi domates, halde 1 ila 3.5 TL arasında işlem görüyor.”

YIL 2016. AYLARDAN MAYIS... “Seradan tarlaya geçiş dönemi olması ve hava sıcaklıkları nedeniyle domatesin fiyatı, 3 haftada 1-1,5 liradan 3-4 liraya ulaştı.”

YIL YİNE 2016. BU KEZ AYLARDAN ARALIK... “Ağır kış koşulları, tarım arazilerinde yaşanan afetler, dolayısıyla domates fiyatları yüzde 50’ye kadar arttı. Sofralık normal domates fiyatı 1 lira civarından 1,5 liraya yükselirken salkım domates ise dalında 2 liradan alıcı buldu. Türk ve Rus yetkililerin bir araya gelmesinin ardından uygulanan kotanın da kalkacağı ümit edilirken, ihracatın açılmasıyla birlikte fiyatların daha da yükselmesi bekleniyor.”

DEMEÇLER HEP AYNI

Aradan yıllar geçti Mayıs-Temmuz-Aralık aylarındaki haberler hiç değişmedi. Her yıl aynı aylarda inadına yükseliyor domates fiyatları. Türk yetkililerin konuyla ilgili araştırmaları ise sürüyor. Fiyat artışı haberleri nasıl benzeşse de konuyla ilgili verilen demeçler neredeyse birbirinin aynı...

* “Gıda fiyatlarındaki oynaklığı ortadan kaldırmaya yönelik yoğun çalışma içerisindeyiz.”

Yazının devamı...

Gölete inşaat değil Bahçeşehir’e yol lazım

6 Mayıs 2017

ASLINDA çok da değil. Türkiye’nin ilk uydu kenti Bahçeşehir’e ilk yerleşim 1994 yıllarında başladı. Kentin geride bıraktığı 23 yılını kısaca bir hatırlatmak isterim.

- Türkiye’nin en önemli, dünyanın sayılı uydu kent projelerinden biri olan Bahçeşehir projesi, 1996 yılında Birleşmiş Milletler Habitat II Konferası çerçevesinde, “Kurumsal Uygulamalar ve Projeler” ödülüne, 1997 yılında da Kanada’da “Yeni Kentsel Yerleşim Anlayışı” ödülüne layık görüldü.

- Yeşil alanların sulanmasına kaynak sağlamak amacı ile atık su arıtma tesisi kuruldu, tesisin ana amacı hem çevre kirliliğini önlemek hem de yeşil alanların sulanmasına yardımcı olmaktı.

- 26.000 m2 ile Türkiye’nin ilk ve en büyük yapay göleti ve 300.000 m2’lik park da bu kompleks içinde yer alıyordu.

- Bahçeşehir Belediyesi 1999’da kurulmuş ve kısa bir süre sonra da Avrupa Çevre Diploma (2001), Avrupa Şeref Bayrağı (2005) ödüllerini almış, uyguladığı belediyecilik anlayışıyla Türkiye’ye model bir belediye olmuştu.

- Türkiye’de ilk kez Aile Hekimliği uygulamasına, ilk kez kentteki bütün öğrenci çocuk ve gençleri belediye başkanının yetkisi ile donatarak “Çevre Müfettişi” olarak gönüllülüğünün sağlanmasına imza atıldı.

- Türkiye’nin ilk modern halk pazarını kurması, bir kamu kurumunda ilk kez İSO 9001 Kalite Standartları’nın uygulanması dikkat çekti.

Bahçeşehir Belediyesi 2010 yılında yeni kurulan ilçe Başakşehir’e bağlandı,

Yazının devamı...

Sahtekâra bilyeli kapak bile işlemiyor

22 Nisan 2017

ARKADAŞLARINIZ ile bir restoranda toplandınız. Masa kalabalık. Siparişleri veriyorsunuz. İçecekler soruldu. Ağırlık rakıdan yana. Garson sordu. Hangi marka olsun. Çok bilinen pahalı markalardan birinde karar kıldınız, “70’lik olsun” diye de eklediniz. Masada bir muhabbettir gidiyor. Garson size doğru yaklaşırken, rakınızın kapağını açmaya başladı. Tek tek kadehlere önce rakı sonra sular koyuldu. “Haydi şerefe…” DURUN… Alkol sağlığa zararlıdır. Ancak ‘Durun’ dememin sebebi bu değil. Alkol tüketmek kendi tercihiniz de acaba içmekte olduğunuz rakı gerçekten sipariş ettiğiniz marka rakı mı? Emin misiniz? Belki tadında bir gariplik var, belki de yok… Ufak da olsa bir şüphe belirsin… Çünkü hem sağlığınızı hem de cebinizi ilgilendiren, rakı sahtekârlığında dudak uçurtan yöntemler var. Bunlardan sonuncusu “pet şişe ile dolum.”

Geçen hafta Vatandaşın Ekonomisi’ne bir iddia-ihbar ulaştı. Piyasada satılan 1.5 litrelik pet su şişelerine sahte ya da ucuz rakı doldurulduğu sonra bunu hiçbir aparat kullanmadan pahalıya satılan markaların boş şişelerine boşaltılabildiği öne sürülüyordu. Bildiğiniz gibi yıllar önce sahte rakı işinin boyutunun iyice artması ve ölümlerin yaşanması üzerine firmalar bilyeli kapak önlemi almıştı. Bilyeli kapak sayesinde rakı sahteciliğinin önlenmesi konusunda önemli bir aşama kaydedilmişti. Okurum, bilyeli kapağa rağmen pet şişe ile rakı şişesine dolum yapılabileceğini öne sürüyordu. İddiayı bizzat denemeye karar verdim.

TEST ETTİM: DOLUYOR

Önce piyasada daha çok tercih edilen ve diğerlerine göre daha pahalıya satılan markalara ait birkaç boş rakı şişesi buldum. Daha sonra piyasada diğerlerine göre daha ucuza satılan bir markaya ait 70’lik dolu rakı aldım. 1.5 litrelik boş bir su pet şişesi de elde edince test için tüm malzemem hazırdı. Önce ucuza aldığım bir şişe rakıyı pet şişenin ağzına dayadım. Pet şişe sanki tam bu rakı şişesinin ağzına geçmesi için tasarlanmıştı. Pet şişe resmen rakı şişesinin ağzına monte oldu. Rakıyı üste boş pet şişeyi alta çevirdiğimde üstteki rakı alta boşalmaya başladı. Kısa sürede rakıyı pet şişeye aktarmıştım. Boşalan rakı şişesini çıkardım. Yerine pahalı markanın rakı şişesini yerleştirdim. Pet şişenin ağzı yine rakı şişesinin ağzına tam olarak oturdu. Rakı dolu pet şişeyi yukarıya boş rakı şişesini de aşağıya çevirdim. Bilyeli şişeye rağmen yukarıdaki rakı pet şişenin içine akmaya başladı. Pet şişeye biraz basınç uyguladığımda akış hızlandı. Bir süre bekledikten sonra ucuz rakıyı pahalı rakının şişesine tamamen aktarmayı başardım. Üstelik basit bir pet şişe ile... Başka hiçbir aparat kullanmadan.

GARSONLARLA İŞBİRLİĞİ VAR

Bana ulaşan iddianın doğruluğunu bizzat kanıtlamam sonrasında rakı üreticileriyle temasa geçtim. Elde ettiğim bilgiler önemli. Sahtecilikle ilgili olarak alınan bütün önlemlere karşın rakıya son 5 yılda uygulanan yüzde 134’lük Özel Tüketim Vergisi artışına paralel zamların kaçak ve sahte rakı piyasasını yeniden harekete geçirdiği anlaşılıyor. Vergi işin içine katılmazsa rakı çok ucuza mal oluyor. Aradaki fiyat farkının çok yüksek olmasını değerlendirip haksız kazanç sağlamaya çalışan kişilerin el altından sağladıkları ya da merdiven altında ürettikleri sahte ya da kalitesiz içkiyi bazı restoranlara sattıkları iddia ediliyor. Bu restoranlarda da bu çetelerle işbirliği yapan garsonların şişeyi müşterilerin masalarına doğru gelirken açtıkları böylece güvenilir bir ürün sundukları izlenimi vermeye çalıştıkları anlatılıyor.

Yazının devamı...

Uçak biletinde ‘fark’ skandalı

15 Nisan 2017

TÜRKİYE’de uçak kullanan yolcu sayısı her geçen yıl artıyor. Özellikle son yıllarda özel havayolu şirketlerinin sayısının ve uçuşların artmasıyla sektörde yaşanan rekabet bilet fiyatlarına da yansımış durumda. Yaz ayları yaklaştı. Tatil planları yapılırken eminim ki herkes gideceği yere uçakla gitmenin yollarını da araştırmaya başladı. İster iş için ister tatil için uçacak olun bugün size bilet almadan önce dikkat etmeniz gereken bir ayrıntıyı aktarmaya çalışacağım.  Öncelikle konuyla ilgili okurumun mektubunu paylaşayım:

ARADAKİ FARK CEBE

“24 Ocak 2017 tarihinde İstanbul’dan Milas’a gidiş- 25 Ocak 2017 tarihinde Milas’tan İstanbul’a dönüş için bir acenteden THY bileti aldım. Uçuş sınıfı Q olan biletin fiyatı 560 liraydı.  THY’nin mil programına üye olduğum için Q sınıfındaki bu biletin mil karşılığı her yön için 600 mildir. Tarafıma gönderilen bilet numarası ile online check-in yapmak istediğimde işlemi gerçekleştiremedim. Acenteme sorduğumda “sistemsel hatadır” deyip beklememi söylediler. Uçuş öncesi bankodan check-in yapıp THY’nin belirttiğim tarihlerdeki uçuşlarını gerçekleştirdim. Daha sonra mil hesabıma her yön için 600 değil de 300 mil geldiğini görünce acentemi uyardım, acentem bunun “THY’nin hatası” olduğunu belirtip hemen düzeltileceğini söyledi. Bir süre bekledim ancak düzeltme yapılamadı. THY’nin çağrı merkezini aradım. Çağrı merkezi, elimdeki biletle uçmadığımı o biletin iptal edildiğini o bilet yerine daha düşük sınıftan bilet kesildiğini açıkladı. Yeni biletin mil karşılığı ise her yön için 300 mildi.

Acentem bir süre hatanın THY’de olduğunu söylemeye devam edip, daha sonra kendisinin bilet temin ettiği üst acente ile sorunu çözmeye çalıştıklarını söyledi. Kendilerini hem Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’ne (TÜRSAB) şikâyet ettim. Ayrıca uğradığım haksızlık nedeniyle dava hazırlıklarına da başladım. Sonrasında beni arayarak ücretsiz bir adet iç hat bileti ve 600 mil vermeyi teklif ettiler. Sorun sürekli alışveriş yaptığım alt acenteden değil üst acenteden kaynaklanmştı. Benim daha pahalıya aldığım bileti ucuzu ile değiştirmişler aradaki farkı da ceplerine atmışlardı.”

Okurumun mektubu sonrasında konuyu araştırmaya giriştim. THY yetkilileriyle görüştüm. THY yetkilileri, “Acenteyi ilgilendiren bu konu mahkemeye intikal etmiş. Bu tip durumlarda mahkeme bizden bilgi ister. Biz de gereken bilgiyi veririz” dedi.

THY DE MAĞDUR

Aslında THY bu işin mağdurlarından biri. Çünkü bu uçuşta THY’den pahalıya bilet aldığını zanneden yolcu aslında daha ucuza uçuruluyor. Aradaki fark ise THY’nin değil de bu acentenin kasasına giriyor. Düşünsenize size verilen bilet iptal ediliyor, siz konudan habersizken başka ucuz bir bilet devreye alınıyor. Siz uçuş öncesi bankodan check-in yaptığınız için durumu fark etmiyorsunuz. Çünkü banko görevlisi sizden sadece kimliğinizi istiyor. Sizin adınıza düzenlenen bu yeni biletin bilgilerini talep etmemeniz halinde görme şansınız zaten hiç yok. Eğer bana mektup yazan okur gibi millerin düşüklüğünden şüphelenmediyseniz bunu fark etmeniz gerçekten imkânsız. Ortada iki bilet var. Ve ne yazık ki siz sizden habersiz düzenlenen ikinci bilet ile ödediğiniz paradan daha ucuza uçmuş durumdasınız.

İYİCE KONTROL EDİN

Yazının devamı...

5 TL’YE ŞARJ OLUR MU?

1 Nisan 2017

İSTANBUL’un Tahtakale semti, önemli ticaret iskelelerinin hemen arkasında uzanan bir bölge olarak Bizans ve Osmanlı dönemleri boyunca ticaret bölgesi olmuş. Bu durum günümüze kadar da gelmiş. Ne zaman giderseniz gidin sokaklarda adeta bir insan selinin aktığını görürsünüz. Dışarıya kadar taşan mallarıyla dikkat çeken dükkânların yanı sıra Tahtakale’nin işportacıları da ünlüdür. Bizans’tan Cumhuriyet’e ulaşan tarihi süreçte işte bu dükkân ve tezgahlarda satılan mallar da değişir durur. Son dönemin en dikkat çeken ürünleri ise elektronik aletlerdir. El radyoları, müzik setleri, telsizler, walkmanler, küçük televizyonlar, atari, ev telefonları, tetris aletleri, CD player, videolar derken özellikle 2000’li yıllarda adeta cep telefonlarının istilasına uğramıştır
Tahtakale... Ta ki IMEI freni gelene kadar. Türkiye’nin IMEI sistemine kayıtlı değilse cep telefonlarını otomatik olarak devre dışı bırakan sistem bu alandaki kaçak girişleri azaltır. Cep telefonları vitrin ve tezgahlardan bir bir yok olur. Ama tarihte o tezgahların boş kaldığı hiç görülmemiştir. Tahtakale esnafı satacak bir şey mutlaka bulur.

ELEKTRONİK SİGARA İŞGALİ

Ben de hafta içinde elektronik pazarın en önemli merkezlerinden Sirkeci’deki Doğubank ile Tahtakale’nin yolunu tutum. Ağaç ev aletlerinden, plastik tabak çanağa, süs aletlerinden hırdavata her dönem satılan ürünlerin arasından sıyrılıp elektronikçilerin bulunduğu sokaklara yöneldim. Uzun bir süredir her köşe başında dikkat çeken cinsel güç artırdığı iddia edilen haplar damlalar yerli yerinde duruyor. Zaman zaman bazılarının sahte olduğu iddia edilse de demek ki bu ürünler ilgi çekmeye devam ediyor. Elektronik ürün satılan tezgah ve vitrinler de ise büyük bir değişim yaşanmış. Üç beş ucuz cep telefonu çeşidi, kameralar, fotoğraf makineleri dışında tanıdık ürün neredeyse yok. Elektronik sigaralar her yeri işgal etmiş durumda. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tütün ve Diğer Bağımlılık Yapıcı Maddelerle Mücadele Daire Başkanlığı, elektronik sigaranın satışının yasak olduğunu açıklamıştı. Sadece bu aletler değil bu aletlerin içerisine koyulan likit ürünlerin hem dükkânlarda hem de internet üzerinden satışı da yasak.

Ama her dönem yasak ürünlerin cenneti olmayı başaran Tahtakale’de hem elektronik sigaralar hem de likitleri büyük bir rekabetle satılıyor. Bu ürünlerin ne kadar denetlendiği, sağlık için zararlarını bir tarafa bırakıp ben başka bir konuya girmek istiyorum.

BOZULMA VE YANGIN RİSKİ

Tamam, sisteme kayıtlı olmayan cep telefonlarının satışı neredeyse imkansız hale geldi. Ama cep telefonu ürünlerinin satışının önünde her hangi bir

Yazının devamı...

Bu da 4. Köprü!

26 Mart 2017

VATANDAŞIN Ekonomisi köşesinde zaman zaman ulaşımı konu etmeye çalışıyorum. Malum artan akaryakıt fiyatlarıyla birlikte herkesin bütçesinde önemli bir yer ediyor. İster arabanız olsun, ister toplu taşımayı kullanın devir hesap devri. İstanbul Boğazı’na inşa edilen 3. Köprü’nün açılmasıyla birlikte metropolde yaşayan ve gelip geçenlerin hayatında da pek çok değişiklik oldu. Kabul etmek lazım Yavuz Sultan Selim devreye girdiği andan itibaren iki eski köprünün trafiğinde gözle görülür bir rahatlama oldu. Avrasya Tüneli’nin de hizmet vermeye başlamasıyla alternatiflerin çoğalması bir yakadan diğerine geçecekler için büyük kolaylık oldu.

YOL UZUN MALİYET ÇOK

Özellikle otomobil trafiğinde gözlemlenen rahatlık ağır vasıta araçları yani kamyonlar içinse ortaya farklı bir tablo çıkardı. Kamyon trafiğinin olduğu gibi Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne verilmesi, köprüyle bağlantılı Kınalı-Odayeri otoyolunun henüz açılmaması, kamyoncuların özellikle TEM otoyoluna giriş çıkışları için hayli uzun bir yol yapmasına sebep oldu. Bu uzun güzergah yakıt maliyetlerini de arttırdı. Üstelik bununla da kalmadı köprü geçiş ücretlerinin de geçmişe oranla hayli yükseltilmesi bir anda kamyoncuların kabusu haline geldi. Yavuz Sultan Selim Köprüsü devreye girmeden önce 4-5 akslı kamyonlar Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden 44.50 TL’ye geçiyordu. Yeni köprü devreye girince bu araçların geçiş ücreti bir anda 137.85 TL’ye fırladı. 6 ve daha fazla aksa sahip araçların geçiş ücretleri ise 59.25 TL’den 172.55 TL’ye tırmandı. Üstelik köprüye ulaşmak için kullanılması gereken bağlantı yollarına da yaklaşık 10 TL daha vermek zorunda kaldılar. Nereden baksanız bir anda 3’e katlanan maliyetler kamyoncuları yeni arayışlara itti.

 

ÖNCE FATİH SULTAN MEHMET

Önce yasak olmasına rağmen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü zorlamaya başladılar. Öyle bir tablo vardı ki geçiş cezasına rağmen maliyetleri yeni köprüden geçişten daha azdı. Bu durumu fark eden bakanlık geçiş cezalarını artırınca Fatih Sultan Mehmet Köprüsü kamyoncular için geçilemez hale geldi. Yavuz Sultan Selim’den gidiş-geliş maliyetleri 300 TL’yi bulan kamyoncular veya şirketleri yeni arayışlara yöneldi. Eski iki köprüyü kullanmaları da Avrasya Tüneli’nden geçmeleri de yasaktı. İşte tam bu anda imdada eski bir dost, Harem-Sirkeci hattı yetişti. Üstelik çok da cazip bir fiyatla...

Sirkeci’den başlayıp zaman zaman Kumkapı’ya kadar uzanan kuyruklarda bekleyen kamyoncuları finalde mutlu bir tablo bekliyordu. Çünkü Sirkeci’den Harem’e arabalı vapur ile geçmenin bedeli sadece 17 TL’ydi.

Yazının devamı...

GDO haberimiz nasıl yapıldı?

21 Mart 2017

Burak, yaklaşık 10 gün önce bir mühendisin iddiasıyla geldi toplantı masamıza. Olay yeri Adana’ydı ve kentteki hemen hemen tüm fırınlara katkı maddesi sattığını söyleyen bir firmanın ürünlerinde GDO’lu madde olduğu ileri sürülüyordu.

Konu halk sağlığını ilgilendirdiği için söylentiyle hareket etmemiz doğru olmazdı. Hemen ürün temin ettik, ardından da test ettirdik.

Bir hafta sonra sonuçlar elimize ulaştığında ekmek katkı maddelerinde GDO’lu soya kullanıldığı iddiadan çıkmış, artık resmiyet kazanmıştı. Ekmek sofraların vazgeçilmez ürünlerinden. Haberimizin konusu Adana’ydı ama neticede buna benzer onlarca katkı maddesi Türkiye’nin her ilinde ekmek fırınlarına satılıyordu. Adana’daki firma gibi diğer firmalarında GDO’lu soya kullanıp kullanmadığını, bunların çeşitli illere, fırınlara ulaşıp ulaşmadığını ne yazık ki hala bilmiyoruz. Yapılacak ciddi denetimler bu sorulara netlik kazandıracak.

Biz GDO’lu soya içeren ekmeklerin soframıza ulaşıp ulaşmadığını hala bilmiyoruz ama dün Fırıncılar Federasyonu Halil İbrahim Balcı Türkiye’de satılan ekmeklerin hiçbir şekilde GDO içermediğini öne sürdü. Birçok TV kanalına çıkarak Hürriyet’in halkı yanıltığını da ileri süren Balcı şunları söyledi:

“Haber gıda mühendislerinin denetimde söz sahibi olması için yapılmışa benziyor. 2010 yılına kadar fırıncılar gıda mühendisi çalıştırmak zorundaydı. Bunlar fırına uğramadan para kazanıyordu. Ancak 2010’dan sonra bu zorunluluk kaldırıldı. Adana’da 2016’da fırınlarda 1182 denetim yapıldı. Bunların hiçbirinde GDO’lu ürüne rastlanılmadı.”

Hangi birini düzeltmeli bilmiyorum. Tarım Bakanlığı net sayıyı açıkladı. 2016-2017 yıllarında Adana’da sadece 29 GDO denetimi yapılmış. Ayrıca bu denetimler sadece fırınları da kapsamamış. Türkiye’de satılan hiçbir ekmekte GDO olmadığını savunan Balcı ekmek katkı maddesi kullanmanın da yasak olduğunu belirtti. Peki ama paket halinde satılan ekmek katkı maddesi fırınlar için üretilmediyse kimin için üretildi? Balcı’nın dile getirdiği ‘katkı maddesi sadece paketli ekmeklerde kullanılıyor’ iddiası ise akıllara yeni bir soru getirmiyor mu? Hangi marka paketli ekmekler katkı maddesi kullanıyor?

Balcı’nın denetimlerin artmasını, halkın sağlığı ile oynayanların ortaya çıkarılmasını savunmak yerine, ekmek katkı maddesinde GDO çıkmasını bir mühendisin lobi yaptığı iddiasına bağlamasını da yadırgadığımızı belirtmeliyim.

Umarım bu konudaki haberlerimiz işini dürüst bir şekilde yapan binlerce fırıncıyla, üç kuruş fazla kazanmak için halkın sağlını tehlikeye atanların ayrışmasına vesile olur. 

Yazının devamı...