"Sefer Levent" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sefer Levent" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sefer Levent

Sanal alemde moda şoku!

21 Nisan 2018

DÜNYACA ünlü premium markaların yeni sezon koleksiyonlarını sattığını iddia eden bir alışveriş platformu var. Adı Mosmoda... Bu siteyle ilgili bir şikayet bana ulaşıp vatandaşları uyarmam istendiğinde baktım. Alışveriş platformunda 300 TL’ye satılan çanta da var, tam 36 bin 470 TL’ye satılan elbise de. Site hayli iddialı. Louis Vuitton, Valentino, Fendi, Balenciaga, Bottega Veneta, Burberry, Dior, Gucci, Miu Miu vs. Ne kadar lüks marka varsa burada...

Türkiye’ye henüz gelmemiş çok ünlü markaların yeni sezon ürünlerini güvenilir bir şekilde sattıldığı öne sürülüyor.  Peki ama gerçekte durum böyle mi? Şikayetlerden anlaşılan hiç de böyle değil. Teslim edilmeyen ürünler bir tarafa bu platformdan bir yetkiliye ulaşmak imkansız. Türkiye’de verdikleri adreste kimse yok. Herhangi bir telefonları yok. Sadece site üzerinden iletişim bilgilerinizi vermenizi ve şikayetinizi iletmenizi istiyorlar. Şikayetinizi iletiyorsunuz ancak ne yazık ki size dönen olmuyor. Onlarca şikayet sahibinden biri de okurum G.A. Bakın başından geçenleri bizzat kendisi anlatıyor:

MOSMODAZEDELER“Ben bir Mosmodazedeyim. Yabancı marka ürünlerin büyük indirimlerle satıldığı online alışveriş sitesi Mosmoda.com’dan en son üç yıl öncesine kadar alışveriş yapıyordum. Geçtiğimiz 6 Aralık’ta kızımın doğum günü için çanta siparişi verdim. 374 TL’yi kredi kartımdan 4 taksitle ödeme işlemini yaptıktan sonra “Tahmini teslim tarihi 11-13 Ocak” yazısıyla karşılaştım. Oysa kızımın doğum günü 30 Aralık’tı. Bu geç teslim şartına üzülürken çantayı almak bir yana teslim etmedikleri ürünün 4’üncü ve son taksitini de tahsil edecekleri hiç aklıma gelmemişti. Vaat edilen tarih yaklaştığı halde maille bilgilendirilmemem dikkatimi çekmişti. Mosmoda’nın internet sitesine girdiğimde geçmiş yıllardaki müşteri hizmetlerinin telefon numarasının artık olmadığını gördüm. Mail gönderdiğimde otomatik maille “İki iş günü içinde tarafıma dönüleceği” bildirildi. Bu arada vermedikleri ürünün taksitlerini kredi kartımdan tahsil etmeye devam ettiler. İnternetten araştırdığımda Mosmodazedelerin çokluğunu, üstelik benim gibi 374 TL değil, 10 bin, 13 bin, 8 bin TL kaptıranları gördüm. Göz göre göre dolandırılıyorduk ve bu online alışveriş sitesi hiçbir engelle karşılaşmıyordu.”

MERKEZ LOS ANGELESİnternette biraz daha araştırma yaptığımda bu siteyle ilgili onlarca şikayet mektubu gördüm. Şikayetlerin hepsi birbirine benziyordu. Siparişler verilmiş, ödemeler yapılmış ancak mallar tüketiciye ulaşmamıştı. Üstelik hiçbir şekilde bilgilendirilmedikleri gibi karşılarında bir muhattap da bulamamışlardı.

Sonrasında sitenin önceki adresi mosmoda.com’a erişimin mahkeme kararı ile engellendiği bilgisine ulaştım. Belli ki bu siteyle ilgili şikayetler nedeniyle bu karar verilmişti. Ancak anlaşılan bu erişim engelini aşmanın formülü de bulunmuş mosmoda.com.tr yayına sokulmuştu.

Yazının devamı...

Kartınıza sahip çıkın

14 Nisan 2018

Önceki gün hurriyet.com.tr’de Çetin Aydın’ın dün de Gazete Habertürk’te Nihat Uludağ’ın haberleri bir kez daha ortaya koydu ki kart sahtekarlığında geliştirilen yöntemler dur durak bilmiyor. Önce okumayanlar için haberi kısaca aktarayım:

“İstanbul Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, fast-food restoranlardan evlerine sipariş veren müşterilerin kredi kartı bilgilerinin çalındığı şikayeti üzerine harekete geçti. Siber polisi, çete üyelerinin, restoranlarda motorlu kurye olarak çalışan kişilerle anlaştıkları, özel yazılımlı POS cihazlarını onlara vererek binlerce müşterinin kredi kartı bilgilerini çaldıklarını tespit etti. Çetenin, çok kısa bir süre içerisinde kopyaladıkları kredi kartlarıyla 3 milyon liralık para çektikleri ya da alışveriş yaparak vurgun yaptıkları belirlendi. 2 arkadaşıyla yurtdışına kaçan siber çete lideri Doğan K., Endonezya’da yakalandı. Doğan K.’nin tatil adası Bali’de yaşadığı tespit edilmişti. Çetenin İstanbul ayağında gözaltına alınan 18 kişiden 13’ü de tutuklandı. Çete üyelerinin adreslerinde yapılan aramalarda, 6 MSR (kart kopyalama cihazı), 312 manyetik şeritli kart, 4 bilgisayar, 3 flash bellek, 28 özel yazılımlı POS cihazı, 22 cep telefonu, 4 hard disk, 19 adet SİM kart, 25 micro SD hafıza kartı, 7 ATM gizli kamera düzeneği ve 8 bin 995 lira ele geçirildi. Çete üyeleri fast-food zincir restoranlarda kurye olarak çalışan kişilerle anlaşıyor. Onlara restoranın POS cihazının yanında, aynı POS cihazına benzeyen özel yazılım yüklenmiş olan kendi POS’larını veriyor. Kurye yemek tesliminin ardından, müşteriden kredi kartını istiyor, kartı sahte POS’tan geçiriyor. Bu POS otomatik olarak kredi kartı geçersiz yazısı veriyor. Ancak, kredi kartının tüm sanal bilgisi ve şifresini otomatik olarak kaydediyor. Kurye isterseniz bir de bu POS cihazıyla deneyeyim deyip, restorana ait gerçek POS cihazından yemek parasını çekiyor. Çete böylece kredi kartını kopyalıyor. Kuryeler bu iş için çeteden aylık 5 bin lira ek maaş alıyor.”

NAKİTTEN DAHA GÜVENLİ

Haberler böyle, konu önemli. Ancak hemen şunu belirtmemde fayda var. Her ne kadar sahtekarlıklara konu olursa olsun kredi kartı veya banka kartı kullanmak nakit kullanmaktan çok daha güvenli. Yeter ki bazı noktalara dikkat edelim. Ben kredi kartı veya banka kartı ile yapılan sahtekarlıklara örnekler verdim ancak nakit para hırsızlıkları veya sahte paralarla ilgili haberlerin çokluğunu da hatırlatmak isterim. Kredi kartı veya banka kartınızın sahtekarlıklara konu olmaması için bizzat sizin bazı noktalara dikkat etmeniz çok önemli. Aşağıdaki bilgileri Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) internet sitesinden aldım. Lütfen okuyun. Herhangi bir ödeme veya işlem yapanların tüm bunları sizin gözünüzün önünde yaptığına emin olun. Yazarkasalı POS cihazlarının öncelikle sizin güvenliğiniz için zorunlu hale getirildiğini, POS cihazlarından çıkan fişleri kontrol etmeniz gerektiğini, bu cihazların yetersiz bakiye veya herhangi bir sorunda mesaj verdiğini unutmayın. ATM’de kartınız kaldığında, bırakıp gitmeyin, bankanıza haber vermeyi atlamayın. Kredi kartı ve hesap ekstrelerinizi kontrol edin. İster alışveriş sırasında ister ekstrelerinizde şüpheli bir hareket gördüğünüzde de ilgili kuruluşları haberdar edin.

Kart bilgilerinizi korumak için ne yapmalısınız?

• Güvenli İnternet siteleri haricindeki yerlerde ya da İnternet kafeler gibi sizin olmayan bilgisayarlarda kredi kartınızla alışveriş yapmaktan kaçının.
• Kredi/banka kartınızla POS makinelerinde ödeme yaptıktan sonra kartınızı geri aldığınızdan emin olun.

Yazının devamı...

Kıyısal dönüşüm

14 Nisan 2018

Bir yazımda belirtmiştim. Gazete çalışanı, iş insanı, her birimizin işi başından aşkınken hayatımızın bir parçası oldu bu projeler. Türkiye’nin dört bir köşesini dolaşıyor, sokağa çıkıyor, dinliyor, konuşuyor yazıyoruz. En son Bodrum’daydık. Bodrum halkını ve iş dünyasını bir araya getiren ‘Turizm ve Gayrimenkul Yatarımları’ başlıklı bir zirve düzenledik.

GÜNDEME GELMELİ

Panelden önce bir sunum yapan Kentsel Strateji Kurucu Ortağı Faruk Göksu Bodrum’un yeni bir hikayesi olması gerektiğini belirtti. Göksu bu hikayeyi yazarken de ‘10 Temel İlke’ye dikkat edilmesini tavsiye etti. Bu 10 ilkeyi Bodrum Ekonomi Zirvesi özel sayfalarımızdan okuyabilirsiniz. Bu ilkeler içinde Göksu’nun belirlediği bir yeni kavram var ki bence bu önümüzdeki dönemde sadece Bodrum’un değil acilen sahili bulunan tüm yerleşim yerlerinin gündemine girmeli. ‘KIYISAL DÖNÜŞÜM’ dedi Faruk Göksu. Evet kıyısal dönüşüm. Son yıllarda tartıştığımız kentsel dönüşüm öyle ya da böyle bir şekilde sürüyor. Doğru oldu, yanlış oldu nereden baktığınıza nasıl baktığınıza bağlı. Belki kritik birkaç düzenleme ile daha doğru bir kentsel dönüşüm olur mu olmaz mı tartışırız. Ama kıyısal dönüşümü neden hala konuşmuyoruz.

EKSİKLERİMİZ VAR

Sahilleri halk  için daha ulaşılabilir hale getirecek, kıyılardaki hoyrat yapıları estetik ve doğa ile uyumlu hale getirecek, çevreci bir kıyısal dönüşüm projemiz niye yok hali hazırda?

Perşembe günü Bodrum’daki panelde konuştuğumuz onca konunun ortak paydaşı çevreydi. Ancak hem gelen eleştiriler hem de panelistlerin sözleri gösterdi ki bu konuda çok önemli bilgi eksiklerimiz var. Hoyrat yapılaşmanın Bodrum’u gün geçtikçe yaşanmaz hale getirdiği konusunda herkes hemfikir. Ancak sahil kentlerinde de barınma ihtiyacı olduğuna, turizm tesislerinin şehir ekonomisine katkısı bulunduğuna kim itiraz edebilir ki? Önemli olan bu ihtiyaçlar karşılanırken kuralların iyi belirlenmesi. 

İşte ben de Faruk Göksu gibi ‘kıyısal dönüşüm’ diyorum. Hem Bodrum hem de Bodrum gibi onlarca sahil kentimiz için.

Yazının devamı...

Check-up soruları

7 Nisan 2018

SABİT bir telefon hattından aranıyorsunuz. Karşınızdaki ses kaydı şöyle bir giriş yapıyor: “Sağlık Bakanlığı check-up yaptırmayı destekliyor.” Ardından gelen kısa açıklama sizi check-up yaptırmaya davet ediyor ve kabul etmeniz halinde “1”e basmanızı öğütlüyor. Talebi kabul ettiğinizde kayıt “teşekkür ederiz” sözleriyle son buluyor ve telefon kapanıyor. Ortada ne bir sağlık kurumunun adı var ne de bir şirketin... Siz “İyi de amaç neydi” diye düşüne durun daha bir saat geçmeden bu kez başka bir numaradan aranıyorsunuz. Bu kez karşınızda bir sağlık kuruluşu ve onun yetkilisi var. Sizi check-up talebiniz üzerine aradığını belirtip başlıyor sormaya... “En son ne zaman check-up yaptırdınız”, “Prostatınıza bakıldı mı hiç”, “İçki-sigara kullanıyor musunuz” vs... Her olumsuz cevabınız “Allah korusun şöyle olursunuz, böyle olursunuz” ile bitiyor.

HANGİSİ DOĞRU

Ardından uzun bir liste ile size yapılacak testler, kontroller, ultrasonlar, grafiler vs sıralanıyor. Yok yok... Siz, listenin uzunluğuna geçmiş tecrübelerinize istinaden bu kadar geniş kapsamlı bir sağlık taramasının bedelini tahmin etmeye çalışırken karşıdaki yetkili de fiyat aşamasına geliyor. Efendim, bu sağlık kuruluşunun bilmem kaçıncı kuruluş yıldönümüymüş. O sebeple size öyle bir indirim yapmışlar ki... 1290 TL yerine sadece 319 TL ödeyecekmişsiniz... Yok artık... Hangisi doğru...

319 TL’ye bu kadar test yapılabiliyorsa ve hastane de kâr edebiliyorsa 1290 TL’lik ücret insafsızlık değil mi? Yoksa bu işin içinde de mi bir iş var. Ne bileyim, acaba check-up sırasında bazı hastalıklar icat edilip üstüne ekstra ücretler mi bindiriliyor? Yoksa liste uzun da gerçekte testler yapılmış gibi gösteriliyor, hastalara kopya sonuçlar mı veriliyor?

Konuyla ilgili pek çok uzmanın görüşüne başvurdum. Hep aynı cevabı aldım. “Hiçbir sağlık güvencesi işin içine dahil edilmeden bu kadar test bu fiyata yapılmaz” dediler.

İşin içinde sağlık varsa önce güven şart. 1290 TL’den 319 TL’ye fiyatını çeken bir kuruluşun fiyat politikasına güvenemezken vereceği sağlık hizmetine nasıl güvenebilirsiniz?

PEŞİN 650, KARTLA 2500

OKURUM olan bir teyzemiz, SGK ile anlaşması olan bir hastaneye gidiyor. Bu hastanede daha önce ameliyat olmuş. Muayene hizmeti için 180 TL ödediği doktor kontrol için röntgen ve ultrason istiyor. Teyzemiz o bölüme gidiyor. Kendisinden 650 TL talep ediliyor. Dikkat edin ana yazıda dünyaları içeren check-up 319 TL teyzemiz iki görüntüleme işine 650 TL verecek. Teyze razı, kredi kartını veriyor. Cevap, “gecikmiyor.“ Nasıl geçmiyor? Teyzemizin itirazları fayda etmiyor. Görevli nakit ödeme diye tutturuyor. Teyzenin yanında 450 TL var. O da olmaz. ATM’den çekmeyi de beceremiyor. Çaresiz tekrar görevliye geliyor, çünkü doktoru röntgen ve ultrasonu acil istemiş. Kredi kartında ısrar eden teyzemize bu kez daha ilginç bir cevap geliyor.  “Nakit verin, vermezseniz 2500 TL tutuyor:”  Nasıl yahu. Teyze isyan ediyor, sonunda 450 TL’sini kabul ettiriyor 200 TL daha getirmek için de söz veriyor. Şimdi buradan soruyorum. Bu işte mantık nerede… Nakit 650 TL olan bir hizmet kredi kartı ile nasıl 2500 TL oluyor. Yoksa kredi kartı ile yapıldığında resmi kayıt oluyor da nakit ücreti bir ya da birileri cebe mi indiriyor?

Yazının devamı...

Ataköy sahili halka teslim

1 Nisan 2018

SON dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da eleştirdiği çarpık yapılaşmaya karşı nefes aldıracak örnek bir proje hayata geçiyor. Mülkiyeti Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na (TOKİ) ait olan Ataköy’deki 60 dönümlük Baruthane arazisi 1991 yılında verilen imar ruhsatına rağmen günübirlik turizm ve rekreasyon alanı olarak kiralanabilir yeşil alana çevriliyor.

70 METRE BLOK OLACAKTI

Tescilli Baruthane yapılarının bulunduğu Ataköy sahilindeki 160 Parsel Emlak Bankası tarafından TOKİ’ye devredilmiş, TOKİ de araziyi 12 Temmuz 2010’da ‘restore et, işlet’ modeliyle ihaleye çıkarmıştı.  59 bin 800 metrekare turizm ve rekreasyon alanı parsel, üzerindeki tarihi yapıların aslına uygun restorasyonu, anıt ağaçların korunması şartıyla yıllık 6 milyon liradan 49 yıllığına, ihaleye tek katılan Çelebican A.Ş.’ye kiralamıştı. Çelebican firmasının söz konusu araziye Ataköy Blumar adı verilen 70 metre yüksekliğinde 7 blok içeren bir proje gerçekleştireceği açıklanmıştı.

İHALE İPTAL EDİLDİ

TOKİ Başkanı Ergün Turan, geçen 7 yıla rağmen inşaata başlanılmadığını, firmanın geçen yıl kira ödemeyi durdurduğunu ve TOKİ’nin de bunu fırsat bilerek mahkeme kararıyla ihaleyi iptal ettirdiklerini açıkladı. Söz konusu arazideki sahil kısmının kullanım hakkının kendilerine ait olduğunu söyleyen Turan, “Ataköy’de Baruthane olarak bilinen bu alan inşaat yapılmayan bir yerdir. Ataköy sahilinde bulunan bu alanın imar çalışması 1991 yılında yapılmıştı. Ticaret ve konut olarak o tarihte alınan imar izni ile mevcut yapılaşmalar gerçekleştirilmiştir. Yani, Ataköy sahillerine inşaat izni 1991 yılında verilmiştir. Tarihi Baruthane binalarının da bulunduğu bu alan 2010 yılındaki imar izniyle ihale edilmişti. Anıtlar Kurulu, Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu onaylarına, imar izinlerine rağmen, şu anda mülkiyeti bize ait olan arazinin üzerindeki inşaat planını uygulamaktan vazgeçtik” dedi.

CUMHURBAŞKANI’NDAN DESTEK

İçinde tescilli tarihi binaların da bulunduğu arazinin geleceği ile ilgili düşüncelerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de paylaştıklarını da açıklayan Ergün Turan “Sayın Cumhurbaşkanımız arazinin halka açılması projesine tam desteklerini açıkladılar ve ‘yapın’ dediler. Cumhurbaşkanımızın desteklediği projemizi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile hayata geçireceğiz. Şu anda bu alanda çok önemli mimarlarımız proje çalışmalarına devam ediyor. Mevcut alanın yeşillendirilmesi ile ilgili karar İBB’de kabul edildi. En kısa süre içerisinde Ataköy sahilini vatandaşlarımızın denizle bulaşabildiği bir alan haline getirip hizmete açacağız” dedi. 564 ada 160 parselde park olarak düzenlenecek alandaki çalışmalar için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile protokol imzaladıklarını söyleyen Turan, alanın “Park ve Rekreasyon Alanı” olacak şekilde imar plan değişikliği yapılacağını belirtti. Turan, “Amacına uygun olarak tasarlanan yeni plan TOKİ tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ne teklif edilecek” diye konuştu.

Yazının devamı...

Bakış açısı

31 Mart 2018

Altepe’nin istifası sonrasında İnegöl Belediye Başkanı iken 4.5 ay önce Meclis’teki oylamayla Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçilen Alinur Aktaş’a göreyse çarşamba günü gerçekleştirdiğimiz Ekonomi Zirvesi ve benzerlerinin büyük önemi var. Yeni başkana göre sorunların tartışıldığı, kenti ileriye taşıyacak vizyona katkı sağlayan her etkinlik Bursa’nın geleceğine hizmet anlamına geliyor. Dünyada vizyoner şehirler, ‘iş bitti’ mantığı ile yönetilmiyor. Bir yıl ara ile Bursa’da ne fark gördün diye soranlara verebileceğim ilk cevap belediye başkanlığı koltuğunda daha vizyoner bir ismin oturduğunu söylemek olur.

MESLEK LİSELERİ ELE ALINMALI

Bursa Ekonomi Zirvesi’ni bu kez iş dünyasının yanı sıra meslek lisesi öğrencileri de takip etti. Soru ve konuşmalardan bir kez daha anladık ki eğer ileride sanayide, ticarette çıtayı daha üste koyacaksak, Türkiye’nin acilen meslek liselerindeki eğitimi ele alması, dünya ile rekabet edecek düzeye ulaştırması gerekiyor. İş dünyası ve kamu el ele verip meslek liselerini çağa uygun teçhizatla donatmak için çözümler üretmek zorunda. Bu, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’ın yeni dönemin sloganı olarak ortaya koyduğu insana yatırım hedefine ulaşılmasına da büyük katkı sağlayacaktır.

NİTELİKLİ İŞ GÜCÜ

Burkay’ın belirttiği gibi fiziki yatırımlarının bir çoğunu tamamlayan Bursa ve bölgesinin şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey nitelikli iş gücü. Bir süredir Türkiye’nin her bölgesini il il geziyor sanayicilerle, iş dünyasıyla bir araya geliyoruz. Nereye gitsek Edirne’den Kars’a, Antalya’dan Samsun’a nereye giderseniz gidin aynı serzeniş ile karşılaşıyoruz.

Bugün Türkiye’nin bir biriyle çelişen iki önemli sorunu var. Biri işsizlik diğeri nitelikli iş gücü. Bir tarafta bir grup insan iş bulamamaktan yakınıyor diğer tarafta bir grup insan işçi bulamamaktan. Doğru iş ile doğru işçiyi buluşturamadığımız gerçeğini odağa aldığımızda bugünden yarın için çözüm ürettiğimiz noktada aslında iki sorunu birden çözebileceğiz. Türkiye’nin beyaz yakalı yöneticiye de otomobile kaynak yapan işçiye de, boyacıya da ihtiyacı var ve olacak. İhtiyaçları belirleyip gençleri doğru bir anlayışla doğru alana yönlendirmeye başarabildiğimiz noktada bugünü değil yarınımızı kurtarabileceğiz. Aksi halde ortaya ihracat hedefleri koyup ithalatımızı azaltmaya çalışırken bir gün gelecek işsizler ordusu ile baş başa kaldığımız bir ortamda kaynakçı, boyacı, ütücü, berber ithal eder konuma geleceğiz. Unutmayalım ki her şeyi robotların yapacağı bir dünya henüz ne kadar uzaksa, ustalarımızı kaybedeceğimiz günler bir o kadar yakınımızda...

Yazının devamı...

Bakanlık kurtlar sofrasına daldı!

24 Mart 2018

OCAK ayında bu köşede art arda yazılar yazıp ‘Ücretini ödediğimiz, yediğimiz-içtiğimiz ürünlerin akıbetine hakim miyiz? Aslında ne yiyoruz, içiyoruz’ sorularını odağa almış restoranlarda yapılan gıda hilelerini gözler önüne sermeye çalışmıştım.

Örneğin çorbalarda kullanılan kıymaya ‘ekstra’ ürünler katıldığını, salatalara dökülen zeytinyağlarının aslında gerçek zeytinyağı olmadığını, kanola ve mısır yağı karıştırarak maliyetlerin düşürüldüğünü belirtmiştim. Örnekler bunlarla da sınırlı değildi. Yemeklerde kullanılan tavuk suyunun tavuğun neresinden yapıldığının büyük bir soru işareti olduğunu, kimyasal çorba içiyor olabilme ihtimalimizin çok yüksek olduğunu söylemiştim. Dönerden, salataya, kebaptan tatlıya kısacası ne yersek yiyelim gıda sahtekarlarının sınır tanımadığına dikkat çekmiştim. İlk yazımızın başlığı ise ‘kurtlar sofrasıydı’

TAM 173 FİRMA

Dün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı uzun zamandır arar verdiği bir şey yaptı ve taklit veya tağşiş yaptığı kesinleşen firmaları ve ürünleri internet siteleri üzerinden açıkladı. Tam 173 firma 282 üründe taklit ve tağşiş yapmış. Liste o kadar uzun ki tüm firmaları ve ürünleri buraya koymam mümkün değil. Listenin tamamı dün öğlen saatlerinden itibaren hurriyet.com.tr’de yer aldı. Dileyenler listenin tamamını ve listede yer alan firmaların yaptıkları gıda sahtekarlıklarını net bir şekilde görebilir. Listede yakından tanınan firmalar da var küçük üretici ve restoranlar da... Peki neler yapmış bu firmalar? Kısaca anlatalım.

KÖFTEDE DOMUZ ETİ

Yazının devamı...

Gel de ayıkla pirincin taşını

17 Mart 2018

VATANDAŞIN Ekonomisi köşesinde bu hafta yine gıda konusu var. Hatırlarsanız bir süre önce restoranların tüketiciyi nasıl aldattığına ilişkin haftalarca süren kapsamlı bir çalışma yapmıştık. Gıda öylesine kapsamlı bir alan ve bu alanda tüketici öyle haksızlıklara maruz kalıyor ki anlaşına bu konudan elimizi çekmek pek mümkün olmayacak.

Bu hafta Türk sofralarının vazgeçilmez ürünlerinden pirinci mercek altına alacağız. Pirinç deyip geçmeyin... Kalitelisi, pahalısı var, ucuzu var, kırığı var, yerlisi var, ithali var... Hepsinin tadı başka, tabii fiyatı da... İşte işin içinde kalite ve fiyat farkı olunca hangi pirinci kaç liraya aldığımızı bilmemiz büyük önem taşıyor.

Mevcutta geçerli olan ayrıntılarını paylaştığım tebliğe göre pirinç satacaksanız ne pirinci olduğunu, nerede yetiştirildiğini, ithal mi yerli mi olduğunu, ne amaçla kullanabileceğini açık seçik yazmanız gerekiyor.

Peki ama piyasada durum ne? Gelin pirincin izini marketlerde sürelim.

İstanbul’da büyük küçük demeden marketleri dolaştım. Paket pirinçteki hilelere geleceğim ama öncelikle açık pirinçlerde özellikle küçük marketlerin pirincin ne çeşidini ne menşeini, ne de yerli ithal olduğunu belirtmeden satıldığını belirtmeliyim. Büyük marketlerde de bu konuda ciddi eksiklikler, fiyatlarda pirincin kg fiyatı ticaret borsalarında açık açık ilan edilirken bazı marketlerin sattığı pirincin fiyatının bundan daha düşük olduğunu anlamak mümkün değil. Toptan fiyata nakliye ve diğer masraflar ilave edildiğinde nasıl oluyor da bu marketler borsadaki fiyattan daha ucuza o pirinci satabiliyor?
Göz ile ayırmamızın neredeyse imkansız olduğu farklı çeşitler ve tipler aynı ambalaj içerisine karıştırılıyor. En çok karışıklık görünüm olarak birbirine benzeyen Luna-Osmancık ile Cameo-Baldo çeşitlerinde yapılıyor. Bu türler arasında ciddi kalite ve fiyat farkı var. Özellikle Çin’den gelen ucuz pirinçlerin ise yerli diye tüketiciye sunulduğu da önemli iddialar arasında.

Yazının devamı...