"Sefer Levent" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sefer Levent" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sefer Levent

Marka farkı!

12 Ekim 2018

Malum, devir hesap devri... Bir taraftan zamları, maliyet artışlarını konuşuyoruz, bir taraftan enflasyonla mücadele konusundaki kampanyaları, indirimleri. Peki tüm bu tartışmalar vatandaşa nasıl yansıyor. Önümüzdeki birkaç hafta ayrıntılı olarak ele almaya çalışacağım. Bu hafta ‘private label’ yani özel markalı ürünler var. Kiminde bizzat marketin adı var, kiminde başka isimler... Bu ürünler, markasız ürün, özgün ürün olarak da anılıyor ama ben ‘market markalı ürün’ demeyi tercih edeceğim. Sektör temsilcileriyle yaptığım görüşmelerde son dönemde market markalı ürünlere talebin arttığını öğrendim. Ben de bizzat marketlere gidip hem fiyat farklılıklarını hem de bu ürünlerin özelliklerini inceledim. Hemen söyleyeyim, sıvı yağdan pirince, deterjandan kağıt havluya, çaydan kuruyemişe aklınıza hangi ürün geliyorsa arada çok büyük fiyat farklılıkları var.

FİYAT FARKI ÇOK FAZLA

Birkaç örnek vermem gerekirse, bir markette bilinir bir marka 1.5 kiloluk çamaşır suyu 9.95 TL’ye satılırken aynı marketin kendi ürünü 4.75 TL idi.

Aynı markette bilinir bir markanın 100 gramlık granül (çözülebilir) kahvesi 11.95 liraydı kendi markasıyla sattığı kahve ise 7.45 lira.

Bir diğer markette 48 adet demlik poşet çayın markalısı 11.95 liraya satılıyordu. Aynı özelliklerdeki market markalı ürün 4.75 liraydı.

Temizlik ürünlerinde de benzer bir tablo vardı. Yine yaygın bir zincir markette satılan çok bilinen marka detarjanın kilosu 6.89 liraydı. Marketin kendi ürettirdiği detarjanın kilosu ise 4.39 lira.

Filiz çayın markalısı 14.95 market markalısı ise 9.45 liraydı.

Hazır şehriyeli tavuk çorbanın markalısı 2.25 market markalısı ise sadece 0.90 TL’ydi.

Yazının devamı...

‘Anında ödemeyi atlayan gişe görevlilerini uyardık’

1 Ekim 2018

Birincisi onlarca okurdan konu ile ilgili e-posta aldım, ikincisi Osmangazi Köprüsü’nün işletmecisi Otoyol A.Ş. konu ile ilgili bir bilgilendirme yazısı gönderdi. Okur mektuplarının içeriğine geçmeden önce şirketin açıklamasına yer vermemde fayda var. Söz konusu yazıda özetle, OGS veya HGS ile geçişlerde bariyerlerin açılmaması durumunda gişe görevlilerinin vatandaşı ‘sonradan ödemeye’ yönlendirdiğine dikkat çekmiştim. Ancak 15 günlük süreçte mobil uygulama ya da bankalar kanalıyla ödeme yapılamaması durumunda vatandaşın geçiş ücreti dışında 4 katta ceza ile karşılaştığını belirtmiştim. Kaldı ki Otoyol A.Ş. de ihlalli geçişlerin anında sisteme yansıtılamayabileceğini belirtip, vatandaşın muhtelif günlerde sistemden ihlalli geçişlerini kontrol etmesini öneriyordu. 15 günlük süreçte ihlalli geçiş yapıp ücret ödemeyi unutan ya da sistemden ödeyemeyen vatandaşın sonuçta 1 asıl+ 4 ceza yani 5 katlık bir fatura ile karşı karşıya kalıyor ancak gişe görevlileri nakit ya da kartla ödeme de yapılabileceğini hatırlatmıyordu.

Bana ulaşan okur mektuplarını ve köprü geçişiyle ilgili tüketici mahkemesi kararlarını önümüzdeki yazılarda ele alacağım. Bugün söz Osmangazi Köprüsü’nün işletmecisi Otoyol A.Ş.’nin… 

İLK TERCİHİMİZ OGS/HGS
Osmangazi Köprüsü’ndeki gişe görevlilerinin vatandaşı sonradan ödemeye yönlendirdiğine yönelik yazım sonrasında gelen şirket açıklaması bu durumu doğrular nitelikte. Şirket açıklamasını aynen paylaşıyorum:

· Projemiz uzun bir süre haksız bir şekilde “müşterilerin gişede nakit ödeme yapmaya zorlandığı yönünde” suçlanmıştır. Oysa ki; nakit tahsilat, gerektirdiği ek ekipman, ek personel, nakdin toplanması, sigortası ve naklinin getirdiği ek maliyetler nedeniyle hiçbir zaman tercihimiz olmamıştır. Birinci tercihimiz; ek maliyetlerin ortadan kalkması ve müşterilerin gişede beklemeden geçiş yapabilmeleri nedeniyle tüm tahsilatların OGS/HGS vasıtasıyla yapılabilmesidir.

· Yukarıda belirtilen yanlış algıyı ortadan kaldırmak için tahsilatın elektronik olarak yapılamaması durumunda, gişe operatörlerine öncelikli olarak müşterilere “ödemeden geçebileceklerini ve ödemelerini 15 gün içerisinde yapabileceklerini” söylemeleri, ayrıca “istenirse ödemelerin gişede nakit veya kredi kartıyla tahsil edilebileceğini” ifade etmeleri talimatı verilmiştir.

Yazının devamı...

Osmangazi'de anında ödeme için ısrar edin

28 Eylül 2018

İZMİT Körfezi’ni aşan Osmangazi Köprüsü’nün hayatımıza getirdiği kolaylığı tartışmamıza gerek yok. Karadan veya deniz yolu ile ulaşmaya çalışsanız en az 1 saat sürecek bir yolu sadece 5 dakikaya indirdi. Ben de haftasonu Bandırma’ya gidip gelmek için hem köprüyü hem de yeni otoyolu kullandım.

TEM otoyolunda Gebze çıkışını geçmemizin hemen ardından Osmangazi Köprüsü’ne yöneldik. Köprüyü aşar aşmaz bizi gişeler karşıladı. Gişelerin bir kısmının üzerinde NAKİT yazarken bir kısmında OGS/HGS yazısı yer alıyor. Arkadaşımın aracında HGS bulunduğu için biz HGS yazan ve açık olan gişelerden birine yöneldik. Hız limitlerine uyduğumuz halde bariyer açılmadığı için durmak zorunda kaldık. Arkadaşım gişe görevlisine niye geçemediğimizi sordu. Gişe görevlisi önündeki ekrandan bunun sebebini göremediğini, sistem arızası, bakiye yetersizliği ya da okumama sorunu olabileceğini söyledi. Arkadaşım tam cüzdanına davranınca sırada gişe görevlisi, “15 gün içinde ödeme yapabilirsiniz, sorun yok” dedi.



İKİNCİ GÜN DE AYNI DİYALOG

Yazının devamı...

500 euroluk araç kirası nasıl 1000 Euro’ya çıktı?

21 Eylül 2018

Araç kiralamak son dönemde satın almaya karşı önemli bir alternatif olarak ön plana çıktı. Özellikle şirketlerin filo kiralaması ve vatandaştan gelen talebin her geçen gün artması sektörü geliştirdi, büyüttü... Son dönemde kur fiyatlarının hızlı yükselişi bu sektörü de olağan dışı etkiledi. Aylık kira ücretlerinin döviz bazında zaten arttığı gözlemlenirken, Türk Lirası’na zorunlu geçiş ile birlikte faturaların iyice şişmesi vatandaşın gündeminde ilk sıralara tırmandı. Faturaların yükseldiği bir gerçek. Peki ama kiralama şirketleri fırsatçılık mı yapıyor yoksa ortada gerçekçi bir finansman maliyet hesabı mı var. Gelin hep birlikte izini sürelim...

Bana gelen bir okur gönderisindeki gerçek fiyatlar işimizi hayli kolaylaştıracak. Okurumun yazdıklarından aynen paylaşıyorum:

Araç kiralama şirketi Fleetcorp’tan bir araç kiralayan okurum, konkordato ilan eden şirketin araçlarına haciz uygulanınca aracını iade edip yeni bir araç kiralamak için başka bir şirketle temasa geliyor.

Yeni filo şirketi X model bir araç için okuruma aylık 505 Euro+%18 KDV’lik bir teklif veriyor.

Teklifi kabul eden okurum sipariş formu ve sözleşmeyi teslim alıp süreci başlatıyor.

Okurum kiraladığı aracı beklerken 10 gün içinde şirketten iki ayrı yazı alıyor. Kiralama şirketi aracın kira ücretinin önce 600 Euro’ya çıktığını bildiriyor.

Kurların olağan dışı yükseldiği bir süreçte TL ile araç kiralamak istese artışı doğal karşılayacağını söyleyen okurum Euro bazında kira zammına anlam vermediğini belirtiyor.

Yazının devamı...

Araç muayenede randevu oyunu

8 Eylül 2018

ADINA ne diyeceğimi bilemedim. Dolandırıcılık mı desem, sahtekarlık mı yoksa uyanıklık mı? Bir taraftan vatandaşın kandırılmasına üzülüyorum diğer taraftan bu yöntemlerin düşünülebiliyor olmasına şaşırıyorum. İşte son olay...

Bana gelen bir okur mektubundan yola çıkıp yaptığım araştırmaya göre araç muayene işinde bazı uyanıklar vatandaştan haksız yere para kapmak için ilginç bir yöntem uyguluyor. İnternette başta Google olmak üzere arama motorlarına girip “Araç muayene randevu” yazdığınızda karşınıza çıkan internet sitelerinin aslında araç muayene işini üstlenen şirketle hiçbir ilgisi yok. Türkiye’de araç muayenesini yapmaya yetkili tek şirket TÜVTÜRK. Ancak bazı internet siteleri üstelik web adresini bu şirketin adını da dahil ederek vatandaşa muayene randevusu verdiğini belirtiyor. Bu internet sitelerinin bir bölümü sizden plaka, ruhsat no, adres gibi kritik bilgileri talep edip, bir bölümü ise doğrudan 0800’lü numaraları aramanızı istiyor. Tanıtımlarında randevunun ücretsiz olduğunu belirtmelerine rağmen 0800’lü numaraları aradığınızda aslında bu şirketlere paranızı da kaptırmaya başlıyorsunuz. Çünkü aradığınız bu numaralar ücretli. Üstelik dakikası 5 TL gibi yüksek bir ücretle karşı karşıya kalıyorsunuz.

Konuyla ilgili TÜVTÜRK şirketini arayıp niye bu şirketleri engellemek için girişim de bulunmadıklarını sordum. Cevaplarını paylaşıyorum:
“Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın denetiminde ülkemizde periyodik araç muayene hizmeti vermeye yetkili tek kuruluş olarak, araç muayene hizmeti randevularını www.tuvturk.com.tr internet sitemizden ve 0 850 222 88 88 numaralı çağrı merkezimizden 2009 yılından itibaren ücretsiz olarak vermekteyiz.

Yazının devamı...

Pizzadaki sucuk, salam ve sosis tavuk etinden

1 Eylül 2018

Aklınıza gelen yaygın tüm pizza markalarının ürünlerinde kullanılan sucuk, salam ve sosislerin tamamı tavuk ve/veya hindi etinden üretiliyor. Üstelik bazı markalar bunu bizzat internet sitelerinden ya da menülerinden anons etmişken bazı markalar ancak sormanız halinde bilgi veriyor. Sosis, salam, sucuk gibi şarküteri ürünlerinin tavuk ve/veya hindi etinden üretildiğini belirten yaygın markaların da bu uyarıları internet siteleri ve menülerinin en dibine küçük puntolarla koydukları görülüyor.

TÜKETİCİ FARKINDA DEĞİL

Çevremde bugüne kadar sipariş veren veya bu yaygın markaların bizzat restoranına giden birçok kişiyle yaptığım görüşmeler sonrasında artık eminim ki tüketiciler yedikleri pizzalarda kullanılan sucuk, salam ve sosislerin tavuk ve/veya hindi etinden olduğunu bilmiyorlar.

Yasal olarak pizza markalarının ürünlerinde tavuk veya hindi gibi beyaz et kullanmasının bir sakıncası yok. Kaldı ki sucuk, sosis ve salam gibi ürünlerde beyaz et ile kırmızı etin karışımın kullanılması yasak. Yani sucuk, salam ve sosisler ya dana ya kuzu ya da tamamen beyaz etten imal edilmek zorunda.

BİLGİLENDİRME YETERSİZ

Firmaların kullandıkları ürünlerin sağlıksız ve yasal olmadığını söyleyemeyiz. Ancak tüketicinin beklentisinin dışında dana eti yerine beyaz etten imal edilen salam, sosis ve sucuğu kullanan pizza markalarının bunu tüketiciye daha açık bir şekilde duyurması gerekir. Sitelerin veya menülerin en altında çok küçük puntolarla ‘tavuk ve/veya hindi eti kullanılmıştır’ yazısını tüketicinin fark etmesini beklemeyi uyarı bir tarafa kurnazlık olarak tanımlamamız sanırım yanlış olmaz. Yukarıda da belirttiğim üzere bazı markaların beyaz et kullandıklarını neden beyan etmediklerini anlamak mümkün değil. Bu firmaların tüketiciyi yanıltmaya hakkı yok. Kaldı ki bazı tüketicilerin hiç beyaz et yemek istemediğini veya az kişi de olsa beyaz ete karşı alerjisi olanlar olabileceğini unutmamak gerekir.

NEDEN BEYAZ ET KULLANIYORLAR?

- PEKİ ama firmaların, beklentilerin aksine kırmızı et yerine beyaz et kullanmasının sebebi ne olabilir? Cevap çok basit, maliyet. Bugün karkas kırmızı etin kilosu 29 lira. Oysa beyaz etin kilosu 6-7 TL. Arada neredeyse 4 kat fiyat farkı var. Hem birbirleriyle hem de diğer fast food’çularla rekabet etmek ve maliyeti düşürmek için ucuz pizza satma yoluna giden şirketler, üstüne bir de ‘2 al 1 öde’, ‘3 al 1 öde’, ikinciye yüzde 50 indirim’ gibi kampanyalar düzenliyor. Maliyetlerini düşürmek isteyen şirketler kullandıkları malzemelerin ucuz olması için başta sucuk, sosis salam olmak üzere özel anlaşmalarla ürettirdikleri gıda ürünlerini tercih ediyorlar. Tüketicinin aradaki farkı hissetmemesi için bu ürünlere sağlığa uygun özel gıda takviyeleri ve baharatların eklendiğini tahmin etmek ise zor değil...

Yazının devamı...

Ev hizmetlerinde TL'ye dönüş

25 Ağustos 2018

ABD ile yaşanan gerilim sonrasında 6 TL’nin üzerine çıkan dolar kuru ev hizmetlerinde çalışan yabancılarla ilgili ücret politikasını da tamamen değiştirdi. Türkmenistan, Gürcistan, Filipinler ve Rusya başta olmak üzere Türkiye’ye gelerek ev hizmetleri, yaşlı-çocuk bakımı gibi işlerde çalışan kadınlar dövizdeki hareketlilik öncesinde ortalama 600 dolar aylık alıyordu. Dolar kurunun hızla 6 TL’nin üzerine çıkması yabancı maaşlarının da TL karşılığının 3 bin 500 TL’yi aşmasına neden oldu. Oysa 1 yıl önce yabancılara ödenen 600 dolar aylık 2 bin 100 TL’ye denk geliyordu.

Geçen yıla göre maaşlarda yaşanan yüzde 80’lik artış üzerine yabancı çalışan ücret politikası tamamen değişti. İstanbul Aksaray başta olmak üzere yabancı çalışanlara iş bulan aracılardan aldığım bilgiye göre maaşlar tamamen TL’ye döndü.

Aracılar, “Dolardaki yükseliş öncesi maaşlar yapılan işlerin zorluğuna göre 500-700 dolar arasında değişiyordu. Ortalama ise 600 dolar dersek yanlış olmaz. Dolardaki bu hızlı yükseliş sonrasında eski-yeni çalışanların maaşlarının tamamı Türk Lirası’na döndü. Yine yapılan işin zorluğuna ve koşullara göre 2 bin lira ile 3 bin lira arasında değişiyor. Genelde ortalama ödenen ücret 2 bin 500 lira olarak (bugünkü kurlarla yaklaşık 400 dolar) Türk Lirası’na sabitlendi dersek yanlış olmaz” diye konuştu.

 


 
TAHMİNİ SAYILARI 400 BİN

Yazının devamı...

Yabancıya satış altın fırsat

19 Ağustos 2018

SON günlerde ekonomide yaşanan dalgalanmada gözlerin çevrildiği kritik sektörlerden biri de gayrimenkul sektörü. Geride bıraktığımız 10 yılda Türkiye’nin büyümesindeki lokomotiflerden biri olarak ön plana çıkan gayrimenkul sektörü son dönemde kampanyalarla satış hızını düşürmeden yola devam etmeye çalışıyor. Ancak hem kurun geldiği seviye hem de faizlerdeki yükseliş hareketliliği gayrimenkul sektörünün satışta zorlanabileceğine ilişkin kaygılara neden oluyor.

Geçen günlerde bir grup gazeteciyle bir araya gelen DAP Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Yılmaz da bu kaygıyı dile getirdi ve sektör için bir ‘B’ planı ortaya attı. Yılmaz, “Bizim toprak altında petrolümüz yok ama iyi değerlendirildiğinde onun kadar değerli gayrimenkul sektörümüz var. Eğer yabancıya satışla ilgili bazı adımlar atabilirsek, Türkiye ekonomisi adına altın bir dönem önümüzde duruyor” dedi.

“Markalı konut sektöründe satış problemi yok. Dönemsel sorunlar ise çarkı durdurmuyor. Fakat sektörün bazı sıkıntıları bulunuyor” diyen Yılmaz, şöyle devam etti: “Mesela önümüzde yabancıya satış konusu var. Türkiye olarak yabancı yatırımcıya ‘1 milyon dolarlık konut al, sana vatandaşlık vereyim’ diyoruz. Muhtemelen bu kişinin kendi ülkesinde minimum 5 milyon dolarlık bir serveti vardır. 5 milyon dolar da bugünün şartlarında hatırı sayılır bir para. Bu kadar sermayeye sahip biri, sadece bize değil dünyanın her yerine gidebilir. Bizim bu ölçekte bir yatırım çekebilmek için daha rekabetçi hareket etmemiz lazım. İspanya’da  yabancıya satılan konut adedi 50 bin. İspanya’da yılda satılan konut adedi ise 457 bin. Yani her 10 konuttan birini yabancıya satıyorlar.”

100 BİN DOLARLA NOTERE“Yabancıyı Türkiye’ye çekecek reklam kampanyaları, tanıtım etkinlikleri düzenlememiz şart” diyen Yılmaz, “Türkiye’ye gelen yatırımcı, oturum izni almak için 40 kapı çalıp 40 yere para ödüyor, danışmanlar tutuyor. Belki de geldiğine geleceğine bin pişman oluyor. 100 bin dolarlık konut alan yabancı, tek bir kuruma müracaat etsin, işi noterde çözelim. Bürokrasi konusunda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da hassasiyetlerini çok defa dile getirdi. Ben yeni sistemde o bürokrasinin de azalacağına inanıyorum” dedi.

Bu konuda özellikle Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un Türkiye için büyük bir şans olduğuna vurgu yapan Yılmaz, “Murat Kurum, Emlak Konut GYO’nun Genel Müdürlüğü döneminde sektöre müthiş destek veren 300’e yakın önemli kampanyalara imza attı. Kurum, sektörün içinden gelen, iyi bir birikime sahip değerli bir isim. Bakanımızın öncülüğünde çok önemli mesafeler kat edeceğimize inanıyorum. En kötü ihtimalle 2-3 yıl içerisinde yabancıya satış cirosunu yıllık 15-20 milyar dolar, beş yıl içinde de 30 milyar dolara çıkarmamız lazım” dedi.

CARİ AÇIĞIN YARISI KAPANIRYılmaz şöyle devam etti:

“Bunu başarmış bir konut sektörü düşünün. Diyelim ki ülke olarak doğalgaza, petrole her yıl 40-50 milyar dolar para veriyoruz, cari açık oluşturuyoruz. Bu cari açığın yarısını yabancıya konut satışından çıkarırız. Yıllardır sektörün sorunlarının çözümü için Konutbank modelinin hayata geçirilip sektöre yeterlilik kriterleri getirilmesi gerektiğini söylüyorum. İnanıyorum ki Murat Kurum’un bakanlığı döneminde bunların hepsini çözeceğiz.”

BU FİYATLAR HAYAL OLACAK

Yazının devamı...