"Sefer Levent" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sefer Levent" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sefer Levent

Pervin Teyze’nin dönüşüm isyanı

4 Ağustos 2018

İSTANBUL’un en kıymetli semtlerinden Bakırköy’ün kalbinde İncirli Caddesi üzerinde 3 bin dönüm bir arsa. Arsada tek blok halinde 36 konut var. Her biri net 75’er metrekare olan bu konutlarda yaşayanlardan biri de Pervin Teyze. Kapısı bir gün çalınır, gelenler evleri toplu halde müteahhite vermekten, bu sayede yepyeni bir evde oturacaklarından bahsederler. O da avukat oğlunu arar durumu anlatır. Sitede kiracı olan bir fotoğraf stüdyosu sahibi daha sonra bu sitede 4 bağımsız bölümün sahibi olmuş sonra da yönetici konumuna gelmiştir. Sitenin yenilenmesi gerektiğini vurgulayanların başını da o çekmektedir.

10 BİN TL SERMAYELİ FİRMA

Avukat oğul araştırır. Onun iddialarına göre, yönetici ve bazı malikler, ana yapının yıkılarak kat karşılığı inşaat yapılması için yüklenicilerle görüşmeler yapmıştır. Ulaştığı bilgelere göre bazı kişiler yüklenicilerden kat maliklerini ikna etmeleri karşılığında yapılması planlanan yeni binadaki 12 adet dubleks daireden 6 adedini istemiştir. Yönetici ve bazı malikler toplu halde bir karar alınmadığı halde bir firma ile anlaşıp üstüne bir de bağlayıcı ön protokol anlaşması imzalamışlardır. Avukat araştırmalarını sürdürür. Protokolde, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin en esaslı unsuru olan bedel, yani yükleniciye yapacağı inşaat karşılığında devir edilecek arsa payının miktarı, ne zaman ve nasıl, ne şekilde yapılacağı, yüklenicinin edimini zamanında ve layıkıyla yapmaması halinde, örneğin işi terk etmesi, acz içine düşmesi, ayıplı mal teslimi gibi durumlar için vermesi gereken teminat vs. gibi önemli hususlar hiçbir düzenlemede yoktur.  Üstelik protokolün imzalandığı firma o güne kadar sadece bir inşaat yapmıştır ve sermayesi de sadece
10 bin TL’dir.

CAYMA CEZASI 2 MİLYON TL

Kat malikleri tek tek imzaya davet edilir. İmza karşılığında her birine 25 bin TL ödenir. Bu ödemelerin fotoğrafçı yöneticinin hesabından yapılması ise ilginçtir. Maliklerin çoğunluğu protokol vs hiç incelemeden sadece 25 bin liranın karşılığında imza atar. Oysa imzaladıkları protokolden caymaları başka müteahhitlerle görüşmeleri halinde 2 milyon lira tazminat ödemek zorunda oldukları bilgisi yer almaktadır. Avukat ve ailesi iki diğer malikle birlikte dava yoluna gider. Müteahhit firmanın güvenilir olmadığını, hisse paylarının adil dağılmadığını, sözleşmeye uyulmadığı durumda yasal olarak hiçbir güvencelerinin olmadığını iddia etmektedir.

Protokolde ayrıca, “Kat Karşılığı İnşaat İşi 6306 Sayılı Yasa ve ile ilgili yönetmelikler kapsamında yapılacağı” maddesi yer almaktadır. Buna göre anlaşmayı kabul etmeyen kat malikleri, 6306 Sayılı Yasa’nın sağladığı istisnai toplantı ve karalarla devre kalmaktadır. Bu sırada binanın caddeye bakan tarafı tahta perde ile kapatılır. Üzerine de ilanlar yapıştırılır. İlanlarda projenin logosu ile fotoğrafçının şirketinin logosu aynıdır. Projenin adı da fotoğrafçının şirketini çağrıştırmaktadır.

Yazının devamı...

İnternetten yemek siparişine dikkat!

14 Temmuz 2018

"2 Ocak 2001 günü açılan Yemeksepeti’nin Türkiye’de paket servis sistemini değiştireceğini o gün kimse bilmiyordu. Ve ilk gün Yemeksepeti 3 sipariş aldı. Ofise her sipariş geldiğinde sistem telefon ziline benzer bir ses çıkarıyordu ve 5 kişilik ekip heyecanla bu sesi duymak istiyordu. Şirket 2014 yılında 50 milyon yemeği kullanıcılarına ulaştırmış, bünyesine 12 bin restoran katmış ve kullanıcılarına 266 bin ürün sunan gıda devi haline gelmişti adeta. Yemeksepeti sadece Türkiye’de değil 10 farklı ülkede de hizmetteydi artık.”

Yukarıdaki satırları Hürriyet Ekonomi’nin editörlerinden Ceyhun Kuburlu’nun kitabı ‘Deli Misin Sen’den aldım...  Kitapta Yemeksepeti’nin kurucusu Nevzat Aydın dahil 10 girişimcinin ilham veren öyküleri var. Girişimcilerin samimiyeti Ceyhun’un kıvrak kalemine eklenince ortaya güzel bir kitap çıktı. Ama biz şimdilik kitabı bırakıp konumuza dönelim. Teknoloji geliştikçe her alanda etkisini de gösteriyor. Malum yemek siparişi vermek de artık çok kolaylaştı. Bu konunun öncüsü ise  dünyada da örnek gösterilen girişim Yemeksepeti oldu. Bugün Yemeksepeti uygulamaları üzerinden binlerce sipariş veriliyor. Binlerce restoranın ürünü yine binlerce tüketiciye ulaşıyor. İki tarafın da işini kolaylaştıran uygulamanın tüketiciye de sektöre de katkısı tartışılmaz. Buraya kadar yazdıklarımı sakın reklam olarak algılamayın. Bu kadar yaygın bir şekilde hayatımızda olan bir sistemin neden bu haftanın konusu olduğunu bu aşamadan sonra anlayacaksınız.

LAHMACUN SİPARİŞİ5 Temmuz Perşembe akşamı bir şirkette mesaiye kalan 5 arkadaş akşam ne yiyeceklerini düşünürken lahmacunda hem fikir olurlar. Yemeksepetine girip kendilerine en yakın restoranları tararlar. Seçtikleri restorandan tanesi 6 TL’den 10 adet lahmacun siparişini tamamlayacakları anda üyelik adres bilgisi vs doldurmaya üşenen, içlerinden biri restoranı doğrudan aramayı teklif eder. Öyle de yaparlar. Restoran aranır 10 lahmacun siparişi adres verilir. Çok geçmeden sipariş kapıya ulaşır. Gelen kuryeye 60 TL uzatılır. O da ne? Kurye 10 TL’yi iade eder. Çünkü Yemeksepeti’nde o restorandaki lahmacunun tanesi 6 TL iken restoranın kendisine verilen siparişte 5 TL’dir.

UCUZU DA VAR
Restoran aynı, lahmacun aynı, kurye aynı iken neden fiyat farkı olduğunu sorgulamaya başlayıp konuyu bana iletirler. Ben de konuyu araştırdım, bulduklarımı sizinle paylaşıyorum. Öncelikle Yemeksepeti’nde tüm restoranların ürünlerinin pahalı olduğu bilgisi kesinlikle doğru değil. Hatta bazı restoranların ürünleri Yemeksepeti üzerinden sipariş verirseniz kendilerine verdiğiniz siparişlerden daha da ucuz. Öncelikle Burger King, Pizza Hut, Mc Donalds gibi büyük zincirlerin fiyatlarının Yemeksepeti’ndeki fiyatlarla bire bir aynı olduğunu belirtmek isterim. Hatta zaman zaman Yemeksepeti ile kampanyalar yapıp daha ucuza sipariş aldıkları da oluyor.  Ancak bazı restoranlardan Yemeksepeti üzerinden sipariş verirseniz fiyatların daha pahalı olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalıyorsunuz?

FİYAT FARKININ SEBEBİ NE?YEMEKSEPETİ üzerinden sipariş alan restoranların hedefi şüphesiz satışlarını artırmak. Ancak bu işin bir de maliyeti var. Yemeksepeti’ne üye olan restoranlar aidat dışında sipariş üzerinden yüzde 12 civarında komisyon veriyor. Binlerce sipariş alan zincir restoranlardan çok daha az oranla özel anlaşmalarla komisyon alınması kimseyi şaşırtmaz. Ancak küçük restoranlar için yüzde 12’yi bulan komisyon oranları kâr oranları düşünüldüğünde karşılanamaz noktada olabiliyor. İşte bazı restoranların Yemeksepeti’nden verilen siparişleri üzerine fiyat koymalarının temel sebebi de bu. Kâr oranı yüksek restoranlar ise bırakan üzerine fiyat koymayı daha fazla ürün satabilmek için Yemeksepeti üzerinden verilen siparişlere indirim bile uygulayabiliyor.

HANGİSİ DÜŞÜK HANGİSİ YÜKSEKBİNLERCE restoranı tek tek kontrol etmem imkan yoktu ancak yine de İstanbul ve diğer büyük illeri kapsayan bir araştırma yaptım. Araştırmada ortaya çıkan sonuçları ‘aynı’, ‘düşük’ veya ‘yüksek’ ibareleriyle paylaşıyorum. Sizin sipariş verdiğiniz restoranlarda fiyat farkı var mı yok mu, araştırmak size düşüyor.

FİYATLAR YÜZDE 80-90 AYNI

Yazının devamı...

Karatay tamam ama çete bitmiyor

7 Temmuz 2018

GEÇTİĞİMİZ pazartesi günü ajanslara düşen bir haber dikkat çekiciydi. “Canan Karatay’ı dolandıran çete çökertildi” başlığı ile anında internet siteleri tarafından kullanılan haberde şu bilgiler yer alıyordu: “İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, cep telefonuyla aradıkları vatandaşlara kendilerini polis ve savcı olarak tanıtarak dolandırıcılık yapan bir çete ile ilgili çalışma başlattı. Yapılan inceleme sonunda 12 çete üyesinin kimlikleri belirlendi. Ekipler 20 Haziran günü İstanbul, Antalya, Muğla, Adana ve Şanlıurfa’da eş zamanlı operasyon düzenledi. Gözaltına alınan 12 şüpheli, Asayiş Şube’ye getirildi.

Emniyette yapılan sorgulamalarda, gözaltına alınan şüphelilerden Mehmet Kılıçarslan’ın 2013 yılında Canan Karatay’ı dolandırdığı, Mahmut Ergün’ün ise 2015 yılında ise Erdener Yurtcan’ı dolandırdığı ortaya çıktı. Yapılan incelemeler sonucu çetenin 16 vatandaştan toplam 4 milyon 200 bin liralık vurgun yaptığı belirlenirken, polisin çabaları sonucu 2 milyon 300 bin liranın ise kurtarıldığı öğrenildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 12 şüpheli adliyeye sevk edildi.”

ÖZEL BİLGİLERİ SIRALADI

Bu haberin yayınlandığı saatlerde İstanbul Kadıköy’de 70 yaşındaki S.U.’yu cep telefonundan tanımadığı biri aradı. Kendisini Başkomiser Nihat olarak tanıtan kişi Kadıköy İlçe Amirliği’nde görev yaptığını belirtti. Kamu görevlisi olduğuna inandırmak için S.U. ile ilgili en özel bilgileri arka arkaya paylaşmaya başladı. Cuma günü bir bankadan para çektiğini, emekli maaşının o bankaya yattığını, hesabında şu anda para bulunduğunu, kızının adını, işini, kızının kiminle evli olduğunu, damadının mesleğini, damadının çalıştığı kurumu tamamen doğru bir şekilde S.U.’ya aktardı. S.U. bu bilgilerin doğru olduğunu onayladı. Bu aşamadan sonra sözde Başkomiser Nihat son derece otoriter bir ses tonu ile S.U. üzerinde anında baskı kurmuş talimatlar yağdırmaya başlamıştı. S.U’ya son derece önemli bir operasyon üzerinde olduklarını, FETÖ terör örgütüne aktarılan yüklü miktardaki paranın peşinde olduklarını anlattı. Sözde Başkomiser Nihat, S.U.’nun cuma günü para çektiği bankadaki hesabından da FETÖ terör örgütüne para aktarıldığını bu yüzden operasyon sırasında S.U.’nun da kendileri ile işbirliği yapmak zorunda olduğunu vurguladı. S.U. kesinlikle telefonu kapatmayacak. Eğer bu talimata uymazsa kendisi hakkında yasal işlem yapılacaktı! 70 yaşındaki S.U. korku içinde Başkomiser Nihat’a işbirliğine hazır olduğunu söyledi.

S.U. parasının olduğu bankaya gidecek, Başkomiser Nihat’ın tarif ettiği banka görevlisini bulacak onun yönlendirmesiyle hareket edecekti. Böylece bankacının terör örgütüyle bağlantısı deşifre olacaktı.

‘KIZIMA HABER VER’

Yavaşça dış kapıyı açtı, başkomisere belli etmeden aşağıdaki manava sessizce indi. Manavdan işaretle kağıt kalem istedi ve şu notu yazdı: Kızıma haber ver, beni sıkıştırıyorlar. S.U. polisin kendisini sıkıştırdığına iyice ikna olmuş bir şekilde kızına haber vermek istemişti. Telefon kapatılmadığı ve sözde Başkomiser Nihat sürekli konuştuğu için ancak bu yolu bulmuş, sonra korku içinde tekrar çaktırmadan dairesine geri dönmüştü.

Manavın haber verdiği kızı kapıcıyı aradı, onu annesinin dairesine yönlendirdi. Kapıcı kapıyı çaldı ama açılmadı. Oysa içeriden S.U.’nun sesi geliyordu. Zil sesini duyan sözde Başkomiser Nihat anında talimat vermiş ve kapının kesinlikle açılmamasını istemişti. Kapıcı biraz sonra kapıyı bu kez sessizce tıklattı. S.U. da aynı sessizlikle açtı. Kapıcıya ‘sus’ işareti yapmayı da ihmal etmedi. Kızı ısrarla kapıcıya telefonunu annesi S.U.’ya vermesini istedi. S.U. korkudan kabul etmese de kapıcı zorla telefonunu kadının boştaki kulağına tuttu. Kızı telefonda çığlık çığlığa bağırdı: “Anne kapat o telefonu, dolandırılıyorsun.”

Yazının devamı...

Altın günü modeliyle ev satışı yaygınlaşıyor

30 Haziran 2018

"PEŞİNAT, faiz, ara ödeme yok, küçük küçük taksitlerler var... Tasarrufa dayalı tamamen faizsiz yöntem... 240 aya kadar taksit imkanıyla istediğiniz daireyi alabilirsiniz...” Aslında uzun bir süredir kullanılan ama son günlerde arka arkaya kurulan şirketlerle yaygınlaşan bir ev alma yöntemi, bugünkü Vatandaşın Ekonomisi köşesinin konusu. Ev kadınlarının altın günü modelinin ilham vermesiyle oluşturulan bu yöntem bir nevi imece usulüne dayanıyor. Basitçe anlatmam gerekirse öncelikle bu modeli kullanan bir şirkete gidiyorsunuz. Ev için belirlenen limitler dahilinde bir ödeme planı oluşturuyorsunuz. Örneğin bir şirket 500 bin liraya, bir başka şirket ise 600 bin liraya kadar ev için sisteme katılımcı dahil ediyor. Bunun üstündeki talepler karşılanmıyor. Biz 600 bin liralık ev örneğinden devam edelim. Ödeme gücünüze göre bir taksit sayısı belirliyorsunuz. Biz 600 bin liralık ev için 120 ayı seçmiş olalım. Bu durumda her ay 5 bin lira ödeme yapmamız gerekiyor.  Şirket bizi ödeyeceğimiz taksit tutarına göre, bizim gibi ev almak isteyen 40, 60, 80, 100, 120, 140, 160, 200 ve 240 kişilik gruplardan birine dahil ediyor.  Her ay kura çekiliyor ve örneğin biz kuradan 10. ayda çıkıyoruz. O güne kadar 10 taksitte 50 bin lira ödemiş durumdayız. Kalan 550 bin lirayı şirket tamamlıyor ve bizi 600 bin liralık bir ev almaya davet ediyor. Türkiye’nin her hangi bir yerinden bulacağımız 600 bin liralık evi satın alıyoruz. Şirkete 5 bin lira taksit ödemeye devam ediyoruz. Taksitlerimiz bitene kadar evimize bu şirket tarafından ipotek uygulanıyor. Yani şirket alacağını garanti altına alıyor. Genelde iki defa taksit dondurma, yani ara verme hakkı veriliyor. Ancak taksitleri ödemeyi tamamen durdurursak eğer evi de teslim almadıysak şirketler genelde o güne kadar biriken paramızı geri ödemeyi vaat ediyor. Ama eğer evi teslim aldıysak ve taksit ödemeyi borcumuz bitmeden durdurursak o zaman ipotek işleme konuluyor.

Kısacası kuradan önce çıkanın evini gruptaki diğerler katılımcılar finanse ediyor. Kuradan geç çıkan ise evine kavuşana kadar grupta kendinden şanslı olanları finanse ediyor.

Arada banka vs. olmadığı için sistemde faiz yok. Sadece bazı modellerde TÜFE’ye endeksli taksit artışları var.

SİSTEM GÜVENİLİR Mİ?Altın günü modeliyle ev sahibi olma imkanı sağlayan yöntem Türkiye’de çok uzun yıllardır kullanılıyor. Köklü firmalar geçtiğimiz günlerde bu yöntemle binlerce kişiyi ev sahibi yaptıklarını açıkladılar. Son dönemde arka arkaya kurulan şirketler bu işin yaygınlaştığını gösteriyor. Ancak ne yazık ki bu sistem denetimden uzak bir şekilde yasal mevzuat olmadan çalışıyor. Konuyla ilgili geçmişte Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun çalışmaları olduğu biliniyor ancak şu ana kadar tamamlanmış değil. Bu durumda bu sistemle ev almak isteyen vatandaşlarla şirketler arasındaki hukuk tamamen kendi insiyatiflerine kalmış durumda. Eski köklü şirketler güven konusunda daha avantajlı. Yasal boşluktan faydalanıp konuya fırsatçılık olarak yaklaşacak girişimlere karşı, önümüzdeki dönemde mağduriyetlerinin yaşanmaması için bir an önce yasal mevzuat oluşturulması ve şirketlerin tümümün denetim altına alınması önemli. Bu şirketlerin de ‘güven’ imajını kuvvetlendirecek, vatandaşın kafasındaki soruları azaltacaktır..

 

POSTACI KAPIYI İKİ KERE ÇALAR*
KARGOCU HİÇ Mİ ÇALMAZ?BANA ulaşan maillerden anladığım kadarıyla kargo işi gittikçe felakete dönüşüyor. E-ticaretin artmasıyla adeta müşteri bombardımanına tutulan kargo şirketleri anlaşılan o ki gönderilerin hızıyla paralel yapılanamıyor. Her hangi bir kargo şirketinin şubesine gittiğinizde göreceğiniz yığılma aslında bunun en temel ispatı. Kargo şirketleriyle ilgili son günlerde sıkça rastladığım şikayet ise ‘Eve geldik yoktunuz. Kargonuzu teslim edemedik. Lütfen şubemizden teslim alınız’ durumu. Kargo şirketleri ‘evde bulamadık’ diyor ama okurlarım evde olduklarını kargo şirketlerinin hiç gelmediğini iddia ediyor. Aynı anda farklı alışveriş sitelerinden bazı ürünler satın alan bir okurum şunları söylüyor: “Farklı alışveriş siteleri olmasına rağmen aynı kargo şirketi ile çalışıyorlardı. Öğleden önce kargo şirketi bir ürünü teslim etti. Başka bir kargom olup olmadığını sordum. Yok dediler. Öğleden sonra aynı kargo şirketinden mesaj aldım. ‘Eve geldik ancak evde yoktunuz. Lütfen ürünü şubemizden teslim alın.’ Evde olmama rağmen kimse kapıyı çalmamıştı. Şubeye giderek ürünümü teslim aldım.”

Hatırlarsanız eskiden PTT benzer durumlarda bizi evde bulamadığında bir not bırakır PTT şubesine davet ederdi. Gerçekten postacıların evimize kadar geldiğini anlardık. Ancak anlaşılan o ki günümüzün kargocuları aynı yöntemi izlemiyor. Araştırdım ne yazık ki bu konuda yasal bir mevzuat yok. Siz gönderinizin peşinden koşmak zorunda, neredeyse bulmak zorundasınız. Bazı şirketler SMS ile bilgilendirme yapıyor ama o da insafa kalmış durumda...

Yazının devamı...

Ortak fibere Türk usulü çözüm

18 Haziran 2018

TÜRK Telekom CEO’su Paul Doany, Türkiye’de geliştirdikleri altyapı paylaşım modelinin tüm dünyaya örnek olacağını belirterek, “Ortak yatırım modelinin operatörlerin yeni yatırımlar yapıp mevcut altyapıyı geliştirmelerini teşvik edici verimli bir model olduğunu herkes görecek. Yatırım maliyetlerinin azalmasıyla fiber hizmet kapsamı daha da yaygınlaşacak, hizmet kalitesi iyileşecek, fiberin eriştiği hane sayısında da önemli ölçüde artış gerçekleşecek” dedi. Yeni model sayesinde operatörlerin yatırım maliyetleri azalırken, altyapısı bulunmayan bölgelere altyapı yatırımı sağlanacak ve fiber altyapı yaygınlaşacak. Böylece internet fiyatlarının da ucuzlaması ve daha çok kişinin internete erişimi sağlanacak.

TEDAVİ EDİCİ MODEL

Türk Telekom’un davetlisi olarak gittiğimiz Londra’da 14’üncüsü düzenlenen ‘5G Dünya Zirvesi’nde konuşan Doany, Türkiye’de uygulanacak yeni sabit altyapı paylaşım sistemi hakkında bilgi verdi. Yeni sistemde herkesin kazançlı çıkacağını belirten Doany, “Yatırım maliyetlerinin azalmasıyla fiber hizmet kapsamı daha da yaygınlaşacak, hizmet kalitesi iyileşecek, fiberin eriştiği hane sayısında da önemli ölçüde artış gerçekleşecek” diye konuştu. Sabit altyapıda asıl mülkiyetin kamuya ait olduğuna işaret eden Doany, “Günün sonunda yapılan tüm yatırımlar devletin ve ülkenin faydasına olacak. Kısacası bu işin asıl kazananı vatandaş ve Türkiye olacak” değerlendirmesini yaptı. Geliştirdikleri yeni paylaşım modelinin tüm dünyaya örnek olacağını dile getiren Doany, şunları kaydetti: “Bugünlerde Avrupa, benzer bir ortak yatırım modeli üzerinde tartışıyor; sabit fiber altyapının operatörler arası kiralama yoluyla paylaşımını teşvik edecek yasalar çıkarmaya hazırlanıyor. Sonuçta aklın yolu bir. Ortak yatırım modelinin operatörlerin yeni yatırımlar yapıp mevcut altyapıyı geliştirmelerini teşvik edici verimli bir model olduğunu herkes görecek.”

Türk Telekom’un sabit erişim altyapısının paylaşımı konusunda sektörün ve ülkenin menfaatleri doğrultusunda hareket ettiğinin altını çizen Doany, diğer operatörler tarafından önceden teklif edilen farklı çözüm önerilerini kabul etmeme nedenini de altyapının asıl sahibinin kamu olması olarak açıkladı.     

TÜRKİYE KAZANACAK

“Türkiye’de sabit hat altyapısı kullanım hakkı, bakanlığın verdiği imtiyaz sözleşmesi ile 2026 yılına kadar Türk Telekom’a ait” diyen Doany, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla Türk Telekom, kurmuş olduğu 262 bin kilometrelik fiber altyapının sahibi değil, üstlenici ve işletmecisi konumunda. İşte aslında günün sonunda kamuya ait olan bir altyapıya sahip olduğu için Türk Telekom’un, diğer operatörlerin daha önce sabit altyapılarını hisse payı karşılığında sundukları Ortak Altyapı Şirketi planına dahil olması düşünülemezdi. Bu nedenle daha farklı, daha özel ve Türkiye’nin kendi yapısına ve ihtiyacına uygun ‘Türk Usulü’ bir çözüm arayışına gittik ve neticede sunduğumuz mevcut altyapı kiralama protokolü üzerinde mutabık kalındı. Bu sayede sabit altyapıda günün sonunda Türkiye kazanmış oldu.”

PİLOT UYGULAMA

 Bu modelle ilgili ilk teklifi Vodafone’a yaptıklarını bildiren Doany, “İlk olarak İstanbul’da bir proje getirdiler. Üzerinde çalıştık ama mantıklı gelmedi. Çünkü onların istediği güzergahın yalnızca yüzde 20’sinde bizim altyapımız var.  Yüzde 80’i için para ödemeleri gerekecek. Sonra Ankara’dan bir proje getirdiler. Burada yüzde 50’sinde var altyapımız. Diğer yüzde 50’si için gerekiyor. O aralıkta yapılabiliyor. Şu anda fiyatlandırma üzerine anlaşıyoruz. Bu teklifleri hiç kimseye ayrım gözetmeksizin yapıyoruz. Bu projenin çalışacağını düşünüyorum” dedi. Doany, bu modelle operatörlerin 300 milyonluk bir yatırım yapmasının muhtemel olacağını söyledi.

Yazının devamı...

Kaldırım taşı çetesine dikkat

16 Haziran 2018

BİZ Merkez Bankası faizi bir iki puan yükseltmeli-yükseltmemeli, kredi veya mevduat faizleri ne olacak diye tartışaduralım, Türkiye’nin dört bir köşesinde yüzde 40 faizle para satılıyor. Evet yanlış okumadınız. 100 lira kredi alan vatandaş yüzde 40’lık faiz bedeli ödemeye razı oluyor.

Konuyu ilk gündeme taşıyan Vatan gazetesinden Emre Eser oldu. Eser, 3 Haziran’da yayınlanan haberinde, ‘danışman’ adı altında birilerinin, geçmişte borcunu ödemediği için kara listeye alınan isimlere bile kredi için aracılık ettiğine dikkat çekti. Kredi ilanlarının izini süren Eser’in en vahim bulgusu bazı bankacıların da işin içinde olduğu iddiasıydı.

Yaptığım araştırmaya ve bana ulaşan ilanlardaki numaralardan aldığım bilgiye göre dolandırıcılık sistemi şöyle çalışıyor: Dolandırıcıların hedefindeki kişiler iki gruba ayrılıyor. Her iki grup da bankadan kredi alamayacak durumda. Birinci gruptakiler gelirlerine göre kredi limitini doldurmuş kişiler. Borçlarını ödüyorlar ancak gelirleri yeni bir kredi almaya müsait değil. İkinci gruptakiler ise daha önce aldıkları kredileri ödemedikleri gerekçesiyle kara listeye düşmüş kişiler.

İLANLAR KALDIRIMDAEn işlek caddelerde direklere, kaldırım taşlarına ilan yapıştıran dolandırıcılar verdikleri cep telefonu numaralarını arayan her iki gruba da giren kişilere kredi vaat ediyor. Dolandırıcılar kredi alımı için iki yol izliyor. Birinci yol kredi alacak kişiyi belli bir banka şubesine yönlendiriyor. İddialara göre bu şubelerde dolandırıcılar ile işbirliği yapan bankacılar var. Başvuruda bulunanlara şube yetkisindeki limit kadar kredi veriliyor. Şube yetkisindeki bu kredilerde bazı bankacıların sistemi manipüle ederek 100 bin TL’ye kadar aracılık ettiği öne sürülüyor. Tabii ki kendi komisyonlarını almanın karşılığında…

İkinci yolda danışmanlar kredi temini için gereken tüm bilgi ve belgeleri vatandaştan bizzat alıyor. Vekaletle birlikte krediyi kendilerinin temin edeceğini belirtiyorlar. Banka şubelerindeki işbirlikçileriyle kredi işlemini de kendileri gerçekleştiriyor. Her iki yolda da çete, adına kredi alınan vatandaş üzerinden ciddi bir rant elde ediyor. Örneğin; 100 bin lira olarak alınan bir krediden çete kendine pay olarak yüzde 20 kesinti yapıyor. Yani 100 bin liranın 80 bin lirası vatandaşa 20 bin lirası çeteye gidiyor. Kara listede olan veya kredi puanı düşük vatandaş ise aldığı 100 bin liralık kredinin karşılığında bankaya yasal faizini de (ki bu da yaklaşık 20 bin lira ediyor) bizzat kendisi ödemek zorunda… Tabii ödeyebilirse…

VATANDAŞI DA BAĞLIYOR

Yazının devamı...

10 yılda 10 dev hastane

3 Haziran 2018

TÜRKİYE’nin dört bir tarafında hummalı bir şekilde şehir hastaneleri yükseliyor. Kimi bitti, kimi bitmek için gün sayıyor. Ankara Bilkent’te inşa edilen şehir hastanesini diğerlerinden ayıran en önemli özellik büyüklüğü... Dünyanın tek seferde inşa edilen en büyük hastanesi unvanını alacak proje tam 1 milyon 312 bin metrekare kapalı alan üzerine kuruluyor. Çalışmalar son aşamaya gelmiş durumda. Türkiye’nin sağlık alanındaki en büyük Kamu-Özel İşbirliği projesi olan ve CCN Yatırım Holding tarafından anahtar teslim olarak yapılan Ankara Şehir Hastanesi Bilkent hastanesini ve yeni projelerini bizzat Yönetim Kurulu Başkanı Murat Çeçen’den dinledim.

ÇOK DOĞRU BİR MODELBilkent’teki hastanenin Türkiye’nin ve dünyanın en modern sağlık kampüsü olacağı iddiasıyla başladı söze... Çeçen’e göre şehir hastanelerinin tamamlanmasıyla birlikte özel hastaneler önemini yitirecek. Kaliteli sağlık hizmeti tek çatı altında bizzat devlet tarafından sağlanacak. Türkiye’nin sağlıkta sayılı hocalarının devlette görev yaptığına dikkat çeken Çeçen, “Eğer dil bütünlüğü sağlanırsa ve devlet politikası haline gelirse büyük başarı sağlarız. Bu model çevre ülkelere de gider. Şu anda Suudi Arabistan, Türkmenistan, Tataristan, Cezayir, Fas başkan düzeyinde bu projeleri inceliyor” diye konuştu. Vatandaşın sağlık hizmeti alırken bu hastanelerde ödeme yapmayacağını belirten Çeçen, “Başta Tabibler Odası olmak üzere bu projeleri engellemeye çalışan çok oldu. Ancak şehir hastaneleri Cumhurbaşkanımızın büyük vizyonudur. 2015’te Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına rağmen Cumhurbaşkanımız ‘devam’ dedi. Bu sayede ilerleme sağlayabildik. Model çok doğru bir model. Başka türlü bu yapıların bu hızla çıkması mümkün değildi” diye konuştu.

HATA VARSA CEZASI VARŞehir hastanelerinin ciddi kural ve yaptırımlarla yönetileceğini söyleyen Murat Çeçen, “Şehir Hastanelerinde, hastalara tüm tedavi ihtiyaçları aynı kampüs içinde giderme imkânı sunulacak. Böylelikle birden fazla tedavinin aynı kampüs içinde sürdürülebilmesi sağlanacak. Şehir hastanelerinde özel sektör ortaklığı ile verilen hizmetler Sağlık Bakanlığı ile yapılan sözleşme ile standardize edilmiştir.  Sözleşmede hizmet sunumu parametreleri ve her bir parametre için ceza puanı tanımlaması yapılmıştır. İstenilen kalitede ve sürede hizmet sunumu gerçekleşmediğinde kesinti ve ceza mekanizması işletilecek  Bu hususta, işletme olarak çok daha titiz, metodik, çok iyi çalışılmış bir algoritmaya dayanan bir sistem bütünlüğünde hizmet sunmamızı ve cezaya ve parasal kesintiye uğramamak için kaliteyi ve zamanlamayı sağlamamızı gerektiriyor” dedi.

HIZLI, TİTİZ HİZMET ŞARTMurat Çeçen İngiltere başta olmak üzere sağlık sektörünün gelişmiş olduğu ülkelerde sistemin yükümlülük-ceza üzerine titizlikle işletildiğine dikkat çekti. Çeçen şehir hastanelerinin de aynı anlayışla hayata geçtiğini belirterek, “Kamu-Özel Modelinin farkı bu. Yatırımcı/işletmeci sözleşme gereği her an aynı süratte, aynı kalitede ve aynı titizlikte hizmet sunmak yükümlülüğü ile karşı karşıya, aksi takdirde Sözleşme uyarınca cezaya tabi. Şehir hastanelerinde sağlık personelinin hasta bakımı dışındaki işlerle meşgul olmaması hasta bakım kalitesini artırıyor.  Ayrıca etkin sağlık hizmeti sunumu ve yeterli sayıda nitelikli yatak kapasitesi, teşhis ve tedavide yeni konsept ve teknolojinin kullanılması kamu Hastanelerini özel hastaneler ile yarışabilecek duruma getirdi” dedi.

ROTADA YURTDIŞI DA VARŞehir hastaneleri projelerinde yatırımcı olmanın yanı sıra alt şirketleri CCN Sağlık, CCN Teknik, CCN Servis,  CCN Biyomedikal ve diğer çözüm ortaklarıyla birlikte birçok destek hizmeti sunduklarını belirten Murat Çeçen, “Şirketimizin hedefi Ankara Bilkent’te inşa ettiğimiz gibi 10 yılda 10 dev hastaneye ulaşmak. Bu sayıya Türkiye’nin yanı sıra diğer ülkelerde inşa edeceğimiz hastanelerle ulaşacağımıza inanıyorum” dedi. Murat Çeçen Türkiye’nin ‘sağlık vadisi’ oluşturmak için de bir an önce harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Çeçen, “Silikon Vadisi oluyor da niye sağlık vadisi oluşturmayalım.  Örneğin Siemens burada sağlık cihazı, Roche ilaç üretebilir. Böyle bir vadi oluşursa buranın konuta, eğlenceye vs ihtiyaç olur. Burası kendi ekosistemini oluşturur” dedi. 

30 DAKİKADA RÖNTGEN SONUCU

Yazının devamı...

Türk malı Bocchi dünyayı donatıyor

27 Mayıs 2018

İZMİR

BÜYÜK şirketlerde yıllarca üst düzey yöneticilik yapan profesyoneller, emeklilik zamanı geldiğinde farklı yollar izliyor. Kimi bir köşeye çekiliyor, kimi danışmanlık gibi işleri tercih ediyor. Kendi işini kurup patronluğa soyunanlar ise azınlıkta. İşte bu azınlıktaki isimlerden biri Şadi Burat.

Eczacıbaşı grubunda 33 yıl çalıştıktan sonra 2007’de emekli olan Şadi Burat bir köşeye çekilmek yerine kendi işini yaratmaya soyunmuş.

23 yıl Vitra’nın genel müdürlük koltuğunda oturmasının tecrübesiyle bir dönem beraber çalıştığı yönetici arkadaşları ve işçilerin bir bölümünü yanına almış. İlk iş 68 yıllık köklü İtalyan markası Bocchi’nin İtalya dışındaki operasyonlarını satın almış. Vitra yıllarında tanıştığı Bay Bocchi ile anlaşması kolay olmuş. Gebze ve Tuzla organize sanayi bölgelerinde kiralanan fabrikalarda üretim başlamış. Vitra’nın Kartal fabrikasının kapanması yetişmiş işçi bulmalarını kolaylaştırmış.

YENİ TASARIMLARBanyolardaki beyaz renk ağırlıklı piyasaya yeni tasarımlar ve 22 farklı renge sahip ürünler sunan Bocchi, bugün 4 kıtada 57 farklı ülkeye 30 milyon dolarlık ihracat yapıyor. Türkiye’de 660 kişiyi istihdam ederek 1 milyon adetlik üretim kapasitesine sahip olan firmanın gelirinin yüzde 87’si döviz cinsinden.Son yükselişinin kendilerini olumlu etkilediğini belirten Şadi Burat “Dileğimiz tabii ki bu değil. Türk ekonomisinin sağlam temeller üzerinde durması ve bu sayede üretimimizin artması” dedi.

SORUNU AŞMALIYIZ

Yazının devamı...