"Verda Özer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Verda Özer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Verda Özer

Gönülsüzler zirvesi

27 Mayıs 2017

Zirvede; aynen 11 Eylül sonrasındaki gibi NATO terörle, yani DEAŞ’la mücadeleye katılma kararı aldı. Tesadüf bu ya, 11 Eylül’den sonra El Kaide’nin Londra’da yaptığı bombalı saldırılar gibi, bu sefer de zirveden hemen önce DEAŞ yine İngiltere’de bir intihar saldırısı düzenledi.

Ama tüm bu benzerliklere aldanmayın. Bugün herşey farklı. Ne NATO aynı NATO. Ne dünya aynı dünya. Ne de NATO’nun terörle mücadelesi aynı olacak.

NOSTALJİ: AFGANİSTAN VE IRAK

MALUM 11 Eylül 2001’de El Kaide, ABD’ye saldırdı. Hemen ertesi gün de NATO, 5. maddeyi ilk kez hayata geçirdi. Yani bu saldırıyı tüm NATO üyesi ülkelere yapılmış saydı. Bunu temel alan ABD öncülüğündeki koalisyon da, El Kaide’nin üssü olarak belirlediği Afganistan’a müdahale etti.

Derken sıra geldi Irak’a. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları olduğunu iddia etti. Ve Irak’a müdahaleye karar verdi. Ama bu sefer NATO’yu yanında bulamadı. Özellikle Fransa ve Almanya, bu işgale karşı çıktılar. Hatta hatırlarsanız bunun üzerine dönemin ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, “eski ve yeni Avrupa” ayrımını yaptı. Buna göre ABD’nin Irak politikasını destekleyen Avrupa ülkeleri, “yeni Avrupa”ydı.

Bunun üzerine Bush, “Gönüllüler Koalisyonu” adını verdiği bir ittifak kurdu. Ve buna katılan 49 ülkeyle birlikte, Mart 2003’te Irak’ı işgal etti. Böylelikle NATO olmadan, münferit ülkeler bir araya gelerek bu işe giriştiler. Hem de bu kez Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararı da olmadan.

NATO’NUN İŞLEVSİZLİĞİ

ZAMANLA

Yazının devamı...

İran’da milat

24 Mayıs 2017

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, içerideki dini otoritenin muhalefetine rağmen seçimi yine kazandı. Böylelikle “karşı devrim” rüştünü ispat etmiş oldu. Dışarıdan, yani ABD’nin yeni başkanı Trump’tan gelen ciddi baskılar da Ruhani’nin galibiyetini engelleyemedi. Ve kaderin bir cilvesi olacak ki; tam da Trump, İran’ın ezeli düşmanı Suudi Arabistan’a ayak bastığında, Ruhani zaferini ilan etti.

RUHANİ’NİN DÜZENLE SAVAŞI

FİLMİ çok hızlı geriye saralım: Şu anki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2013’te büyük bir tantanayla seçilmişti. Ondan önce 8 yıl cumhurbaşkanı olan Ahmedinejad ise Ruhani’nin aksine koyu bir muhafazakârdı.

Ruhani ilk iş, Batı ile o meşhur nükleer anlaşmayı imzaladı. Böylelikle ülkenin 79’dan beri ensesinde boza pişiren yaptırımları büyük ölçüde kaldırdı. Ama ülke içi dengeler, Ruhani’nin işini zorlaştırmaya devam etti. En yüksek mercii olan dini lider Ayetullah Ali Hamaney, geçtiğimiz seçimlerde Ruhani’ye alenen muhalefet etti. Zaten din adamlarından oluşan ve Parlamento’dan daha etkili olan Uzmanlar Meclisi de, reformcu harekete hep karşı olageldi.

*

Sadece ülke içi dengeler değil, dünya konjonktürü de Ruhani’nin aleyhine. Trump, daha seçim kampanyasında İran’ı hedef almaya başlamıştı bile. Başkan olur olmaz da ilk yurtdışı seyahatini geçtiğimiz günlerde İran’ın iki azılı düşmanına yaptı. Yani İsrail ve Suudi Arabistan’a. Ve her iki ülkede de İran’ı hedef aldı. “Tüm bölgeye yıkım ve kaos yayan teröristleri silahlandırdığını” ve tecrit edilmesi gerektiğini vurguladı.

Trump 110 milyar dolarlık silah anlaşması imzaladığı Suudi Arabistan’da, “Sünni NATO”nun tohumunu da attı. 55 Arap ve İslam ülkesinin katıldığı bir zirvede, 2018’e kadar “Teröre Karşı İslam İttifakı” kurulması kararı alındı. Yani 34 bin kişilik askeri bir gücün inşası... Bunun İran’ın yayılmacılığını önlemeye odaklanacağı da aşikar.

İRANLILARIN REFORM İSTEĞİ

Yazının devamı...

Trump’a yol mu göründü?

20 Mayıs 2017

Zira iki liderin görüşmesinin hemen öncesinde ve sonrasında ABD’de öyle gelişmeler oldu ki... Şimdi herkes “Yoksa Trump başkanlıktan düşürülecek mi” diye soruyor. Bu yüzden “Erdoğan, Başkan’ın görüştüğü son lider mi olacak” esprileri havada uçuşuyor.

ABD’DE YER YERİNDEN OYNADI

MALUM, Trump’ın Rusya’yla ilişkileri “şaibeli” bulunuyor. FBI (Federal Soruşturma Bürosu), zaten Temmuz 2016’dan beri bununla ilgili soruşturma yürütüyor. Diğer yandan Kongre de, Trump başkan olur olmaz bir soruşturma komisyonu kurdu. Ancak Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi Kongre’nin iki kanadına da hakim olduğu için, bu komisyondan bir şey beklenmiyor.

Ne var ki, FBI soruşturması son derece ciddi. Soruşturmanın başına eski FBI direktörü Mueller’ın atanmasıyla da, daha da ciddi bir hal aldı. Son bir hafta içinde üst üste patlayan gelişmelerle de, ABD’de resmen yer yerinden oynadı. Önce Trump, soruşturmayı yürüten FBI direktörü James Comey’yi kovdu. Ve Twitter’dan Comey’ye “Basına konuşmadan önce dua etsin de aramızdaki konuşmaların kaydı olmasın” diye gözdağı verdi.

Dahası tam bu sırada Trump, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’u Beyaz Saray’da ağırladı. Ve görüşmede kendisine “son derece gizli bir istihbarat” verdiği basına yansıdı.

*

Aslında ABD başkanının yetkileri o kadar geniş ki, atadığı herkesi doğrudan görevden alma yetkisine sahip. Hatta isterse başka bir ülkeyle istihbarat da paylaşabilir. Dolayısıyla buradaki sorun, bunları tam da Rusya’yla ilgili iddialar havada uçuşurken yapması. Diğer sorun da bu süreci yönetirken yaptığı hatalar. Bir yandan Beyaz Saray’daki görüşmelerini gizlice kayıt altına aldığını ima etmesi. Diğer yandan adalete müdahale etmesi...

Dolayısıyla

Yazının devamı...

Erdoğan ve Trump’ın Kürt satrancı

16 Mayıs 2017

Hayır, bunlar bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkan Trump’a söyleyeceği sözler değil. Evet bu cümleler Erdoğan’ın ağzından çıktı, ama bundan tam 1 yıl önce. 1 Nisan 2016’da. Muhatabı ise Trump değil, selefi Obama’ydı. Eşlik ettiğim 4 günlük Washington gezisinde, Erdoğan’ın bu mesajı verdiğini kulis bilgisi olarak yazmıştım.

 

Aradan tam bir yıl geçti. Amerikan başkanı değişti. Suriye’de dengeler altüst oldu. Ama gördüğünüz gibi, ABD politikası hiç değişmedi. Bugün Erdoğan Trump’a yine aynı şeyleri söyleyecek. Ve Trump da –bu ziyaretin hemen öncesinde YPG’ye silah yardımını onaylayarak gösterdiği gibi- muhtemelen Obama’nın Suriye stratejisini aynen sürdürecek.

 

TRUMP’IN VERECEĞİ SÖZLER

 

BUNUN sebepleri ise muhtelif. En öncelikli neden, Trump’ın Suriye politikasını askerlere ve alt kadrolara teslim etmiş olması. İşte o kadrolar da nerdeyse tamamen Obama yönetiminden yadigar. 2’ncisi, ABD’nin Suriye’de kara gücü olarak bellediği YPG’ye çok yatırım yapmış olması ve daha fazla zaman-kaynak kaybetmekten kaçınması.

 

Yazının devamı...

Silah mı, iflah mı?

13 Mayıs 2017

Hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu salı Başkan Trump’la buluşmasının tam arifesinde, PKK’nın Suriye kolu YPG’ye silah vereceğini ulu orta açıklıyor.

 

Sırf bu kadarla kalsak iyi. Rusya da topa giriyor. Kuzeybatı Suriye’de YPG’nin hâkim olduğu alanda Rus bayrağı çekip, bu gruplara adeta siper oluyor. Her ne kadar bunu Suriye’de ABD’ye nüfuz alanı kaptırmamak için yapsa da, sonuçta ucu bize dokunuyor.

 

IRAK VE SURİYE’DE PKK

 

BU mesele başımızı uzun süredir ağrıtıyor. İçeride zaten PKK ile uğraşıyoruz. Irak deseniz; her ne kadar kuzeydeki Barzani yönetimiyle dostane ilişkilerimiz olsa da, PKK orada da hükmünü sürdürüyor.

 

Yazının devamı...

Trump görüşmesinden ne çıkacak?

9 Mayıs 2017

Ankara bu yeni dış politika perspektifine de, “360 dereceli politika” diyor. Yani “ya Batı ya Asya” demeden, tüm kampları kapsayan bir denge politikası uygulamaya başlıyor. Bunun bir ayağının Asya’ya açılım olduğunu bir önceki yazımda yazdım. İkinci ayağı ise AB ve ABD.

Erdoğan-Trump görüşmesi

CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın 16 Mayıs’ta Trump’la yapacağı görüşme, Ankara için kritik önemde. Çünkü Türkiye için beka meselesi olan Kuzey Suriye’deki YPG/PYD varlığı, ABD ile doğrudan ilişkili. Washington’ın YPG’ye verdiği destek, ziyaret gündeminin en tepesinde. Bununla birlikte, Türkiye-ABD ilişkilerini de doğrudan etkileyecek önemde. Erdoğan’ın Hindistan dönüşünde, “Böyle devam ederse, ABD ile uzlaşma içinde olmamız mümkün değil” demesi, bunun göstergesi.

Ne var ki Trump’ın, selefi Obama’dan devraldığı Suriye stratejisini değiştirme ihtimali oldukça zayıf.

Çünkü dış politikada büyük bir değişim olabilmesi için, her şeyden önce altyapı gerekiyor. Oysaki Trump geçen hafta başkanlıkta 100 gününü doldurmuş olmasına rağmen, henüz istediği birçok atamayı bile yapamadı. Dolayısıyla kendi ekibini oluşturabilmiş değil. Kendisine direnç gösteren yerleşik düzene karşı mücadelesi de hâlâ devam ediyor.

Dahası, hem Beyaz Saray’da hem Pentagon’da alt kadrolar Obama döneminden yadigar. Bu da aynı politikaların devamı demek.

Ankara da Trump’ın kararlarını asıl alt kadroların belirlediğini biliyor. Bu yüzden ziyaret öncesi bu seviyedeki temasları artırmış durumda. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bu yüzden Washington’da.

*

Yazının devamı...

Erdoğan’ın yeni dış politika hamlesi

4 Mayıs 2017

Bu badireler ise artık geride kaldı. Şimdi 2019 cumhurbaşkanlığı seçimine kadar iki yıllık bir düzlük var. İşte Ankara bunu hızla değerlendirmeye koyuldu bile. İçimize kapandığımız dönemi kapattı. Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan işe hafta başında Hindistan’a giderek başladı.

Bunu dünkü Rusya ziyareti izledi. Sırada Kuveyt, Çin, ABD, Brüksel’deki NATO Zirvesi ve AB ile görüşmeler var. Hepsi de peşpeşe ve bu ay içinde. Hatta bu o kadar yoğun bir trafik ki, Cumhurbaşkanı çareyi 16 Mayıs’ta Çin’den doğrudan ABD’ye uçmakta buldu!

 

360 DERECELİ DIŞ POLİTİKA

 

ANKARA bu yeni dış politika perspektifine, “360 dereceli politika” diyor. Yani dış politikaya sıfır toplamlı oyun gibi bakmıyor. “Ya Batı ya Asya” ayırımını kaldırarak, tüm dünyayı ve tüm kampları kapsayan bir denge politikası uygulamaya başlıyor.

Bunun arkasındaki asıl sebep ise dünyadaki değişim. Dünyanın ağırlık merkezi yavaş yavaş Batı’dan Doğu’ya doğru kayıyor. Bu da yeni fırsatlar Asya’da demek. Bununla birlikte Batı da ciddi bir değişimden geçiyor. ABD’nin yeni başkanı Trump, tam güven telkin etmiyor. Bu da ABD’yi kırılganlaştırıyor. Diğer yandan AB zayıflıyor. Aşırı sağ da Kıta Avrupası’nı pençesine alıyor.

*

Yazının devamı...

Acil demokrasi hamlesi

29 Nisan 2017

Peki bundan sonra bizi ne bekliyor? Şimdi üyelik müzakereleri bitecek mi? Ya da askıya mı alınacak? 

Avrupa Konseyi zaman verecek

DÜN başlayan, bugün de devam eden önemli bir Avrupa Birliği (AB) zirvesi var. AB Dışişleri Bakanları Malta’da toplandılar. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bugün o toplantıda. İşte bu zirvede, Türkiye ile müzakereleri askıya alma kararı alabilirler.

Ancak böyle bir adım, tüm üyelerin onayını (unanimity) gerektiriyor. Bu ise şu anda çok düşük bir ihtimal. Çünkü hem şu anda tüm üyeler böyle bir hamle üzerinde mutabık değiller. Hem de önce Fransa’daki 2 ayaklı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanması gerekiyor.

*

Daha yüksek ihtimalle olacak olan ise şu: AB Dışişleri Bakanları, topu Avrupa Komisyonu’na atabilirler. Komisyon’a, “Türkiye Kopenhag Kriterleri’ni ne kadar yerine getiriyor, bir rapor hazırlayın” diyebilirler. Kaynaklarıma göre, haziran ayında böyle bir adım bekleniyor. Komisyon ise bu raporu eylül ayındaki Almanya seçimleri sonrasına bırakacaktır.

Eğer Komisyon’un değerlendirmesi “Türkiye demokratik şartları yerine getirmiyor” şeklinde olursa, işte o zaman Avrupa Konseyi müzakereleri askıya alabilir. Ki bu sefer -devreye Komisyon girdiği için- oybirliğine de ihtiyaç olmayacak. Nitelikli çoğunluğun oyu yeterli olacak.

İşte şu andaki tabloya göre, gerçekleşmesi en yüksek olan olasılık bu. Ancak! Bu tabloyu değiştirmek hâlâ elimizde. Çünkü önümüzde daha 5 aylık bir süreç var.

Yazının devamı...