"Feridun Düzağaç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Feridun Düzağaç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Feridun Düzağaç

El klasiko...El insaf...El Mander & Demir-el

25 Nisan 2012

Bu Volkan Demirel’e haksızlık mı olacak. Hayır. Volkan Demirel ‘büyük kaleci’ olmakla ‘büyük sporcu’ olmak arasındaki ince farkın ‘rakibe saygı’ dan geçtiğini anlayana dek hiç değilse.

HAFTANIN MAÇI  VE KAHRAMANI

YORGUN ve yaşlı hafızamı taradım şöyle bir, futbol tarihinde böyle bir maç oldu mu diye. Biz Sergen’in iki golüyle Çelsi’yi öyle bi yendi idik, o maçta bile rakibin o kadar pozisyonu olmadı idi, son G.Saray-Fener derbisinin futbol dilinde karşılığı yok. Sanırım artık Cansın’ın tesadüfi golüyle biten maçı konuşmayacağız. GS psikolojik önemi 3 puandan çok daha fazla olan bir maçı kaybetti. ‘Yenildik ama ezilmedik’ vardı eskiden. Bu maç ‘ezdik ama yenildik’ maçı idi tamamen. Böyle bir maçı kaybettikleri halde sıfır olayla maçı tamamlayan, centilmenlik dersi veren Galatasaray taraftarına da büyük ve hak ettikleri alkışları topluca ve tek tek gönderiyorum. Yıllardır centilmenlik güzellik vs gibi eski ve itibar görmeyen değerler üzerinden yazan, eski kafalı ve azınlık sözcüsü bir futbolsever olarak benim bile hazmedemeyeceğim bir yenilgiydi açıkçası. İşte bu yüzden lig tivi’nin yeni uygulaması olan ‘maçınadamı’nı başkalaştırıyor ‘maçın adamları’na çeviriyor ve gönül tahtına Galatasaray taraftarları’nı oturtuyorum, buyursunlar. Bu Volkan Demirel’e haksızlık mı olacak. Hayır. Volkan Demirel ‘büyük kaleci’ olmakla ‘büyük sporcu’ olmak arasındaki ince farkın ‘rakibe saygı’ dan geçtiğini anlayana dek hiç değilse.

HAFTANIN OLAYI

‘Kişilik hakkın kadar konuş Azizim’

FUTBOLUN sadece basit bir oyun olmadığını son ‘ırkçılık’ tartışmasında gördük işte. Emre Belözoğlu yasal hakkını kullanarak haber yasağı getirtti. Ben Emre’nin saha dışındaki o mahcup mütevazı, utangaç ve saygılı haline denk gelmiş biri olarak O’nun saha içindeki hallerine inanamadığımı söylemekle konuyu geçeyim. Hatta durumu biraz da sulandırayım. Maçlara akredite olmakla ilgili son ve beyhude çabam yine TSYD’den döndü. Şarkıcıysam akredite olamaz mıyım? Bu da bir ırkçılık mıdır? Rakibine karşı negatif ayrımcılık yapan bir futbolcunun kişilik hakkına saygı duyan ve pozitif ayrımcılık yaparak yayın ve haber yasağı koyan Türk adaleti, 3 Temmuz’da patlatılan bombada da aynı hassasiyeti takınaydı keşke. Kıssadan hisse Aziz Yıldırım, Emre’nin avukatını tutabilir derhal. Hukuk karar verene kadar kişilerin ve camiaların kişilik hakkı korunsaydı bu gerilim, bu düşmanlık, bu perişan lig olmazdı. Hukuk ya da federasyon etik kurulundan önce bu oyunun kendisi karar verecek sanırım. Bu davaya inanmayanlar ve Fenerbahçe’nin bu yıl mağdur edildiğine inananlar için Fener’in şampiyonluğu çok çok anlamlı olacak. Peki ya G.Saray’ın 34 maçlık hükümdarlığının ve normal sezonu önde bitirmesinin bir kıymeti olmayacak mı? Seneye de O’na üzülürüz. Napalım?

HAFTANIN iSYANI

‘Ne kadınlar sevdim... Hep ofsayttılar’

 “AlvEz, Bebe ve Sidney olsaydı yenerdik biz Trabzon’u.” Koca bir sezon ilk onbire şekil veren kadronun formsuzluğuna çare bulamayıp müzmin yedek 3 oyuncuyu kadro dışı bırakarak günü kurtaranlar bizimle dalga geçmiyorsa ben geçeyim bari. Zor zamanda görevi üstlenen yeni yönetim ilk hamleyi yaptı, iki maç üst üste ofsaytten yiyince zehir zemberek bir bildiri yayınladılar önceki gün.
Her zaman ofsaytten yenmez belki arada atarız da. Şampiyon olamıyorsan şampiyonu belirle bari. Bir dost takılmış bana tivitırdan. “Fe abi kızma ama siz en son ne zaman maç kazandınız, hatırlamıyorum” diyor. Bir ara Bıraga’yı yendiydik di mi? Kadersiz Beşiktaşlı son bi şey istiyor sizden. Ligin kaderini çizin bari. Ama nizami ama ofsaytten...

ALKIŞLAR VE TEESSÜFLER

‘Köprüde trafik var Aslan’a sabırlar’

ARDA’nın golleri, Cüneyt Çakır’ın görevlendirildiği büyük maç ve hatta Mesut Özil’in muhteşem asisti ve oyunu gururumuzu okşadı. Ersan İlyasova, enbiey’de en bi bilmem ne seçildi, filan. El klasikoyu hak eden kazandı. Bizim derbide oynanan futbolla sonuç kıyaslandığında ‘el insaf’ demekten kendimizi alamadık ama kazanan her zaman haklıdır, sevinmek kazananın hakkıdır. Minik bir itirazım var, sevinirken bile kaybedeni rencide etmeyeceksin. Mehmet Topuz’un son derece başarısız ve tirajikomik kangal taklidi. Kantarın topuzunu kaçırmaktan başka bi şeye yaramaz. Pitbul da zaten sevimsiz bir köpektir. Gün gelir sahibini parçalar. İstoç G.Saray formasını niye şortunun arkasına sıkıştırmış diye sorgulamak da bir o kadar anlamsızdır, önüne sıkıştırsa daha büyük sıkıntı olurdu korkarım. Gökhan Gönül’ün G.Saray taraftarının çok şık ve başarılı koreografisine laf etmesini iki sebeple yakışıksız buldum.  Gökhan ki koreografiyi en çok seven tribünün sevgilisidir, ayrıca o seyirci koreografi yapmasaydı da çakmak çakı rakı şişesi mi fırlatsaydı. Koreografi çok güzeldi lakin aslanın Saracoğlu’na gidişi şovdaki kadar kolay olmayacak besbelli, şampiyonluk trafiği sıkıştı, o köprü tıkanır ve aslanın yolculuğu uzar. Sevinirken birbirimizin hassasiyetlerini ıskalamasak keşke. Kırmayın birbirinizi... Morinyo ile cüppeli Gardiyola bile onca tatavaya rağmen tokalaşabiliyor, siz de sevin birbirinizi. Yemeyin. Hem atlar köpekler havladı diye koşmaz. Ben Luçesku’yu özledim. Bir de Rasim Kara’yı, oy.

Yazının devamı...

Kayseri'de Biseswar Beşiktaş'ta tık yok!

18 Nisan 2012

SON on yılda.. ‘Kod adı yeter’ döneminde güzelim Beşiktaş taraftarına haller oldu sebepli sebepsiz... Sayısız topçu geldi geçti İnönü’den. Ümraniye’den. Reyna’dan. Hiçbiri o ruhu geri getiremedi. Öfke hakim. Akıl tutulur. Bazen tahrikçi bir ‘hakem’ oluyor. Bazen medya. Yönetim. Sert geçen kış. Bazen Fe abileri.
Hiçbi şey olmasa kandaki promil yeter. Bir de madalyonun saha dışına bakan hazin bir yönü var. 2’nin 1’i ileri demokrasisinin. Siyaseten hukuken ve ötekileştirilirken sızlayan kamu vicdanının, açılığın öfkesi var. 2’nin 1’i demokrasisiyle 3’ün 1’ini almış olmanın öfkesi. 3 Temmuz nefret bombası cabası. Ve öfke sadece futbolla patlıyor. Efkarlı, alkollü gençler tabii. Çabuk alınıyorlar, dolular. Her birinin içinde bir Halil Sezai isyanı saklı. Her derbi derdi oluyor Beşiktaşlı’nın. Başlar öne eğiliyor. Kartal bu duruma aldırıyor. O öfkeyi, o mutsuzluğu, o hayal kırıklığını. Kelimeler yetmiyor.
Yeter abi sayesinde deyip ortaya şizofren bir Beşiktaşlılık duruşu çıktı. Baba Hakkı’nın Süleyman Seba’yı alnından öptüğü fotoğrafta gönül teli titreyenlerle ‘sahaya ineriz’ciler. Ya Allah ya bismallah’çılar... Topu bırak rakibe vur’cular. Aynı bedende olamaz. Hani hepimiz zenciydik. Hani... Baba Hakkı gerçeğimiz mi yoksa bir masal kahramanı mı. Karar verelim.

“Silviya’dan Ebue’ye bir Emmanuel serisi”

EMMANUEL ismine nostaljik sevgi ve sempati besleyen bir kuşaktanım. Silviya Kristel ablamızın kristal güzelliğine tanık olacağız diye camlara yapışırdık. Fakat Emanuel Ebue’ye sempati duymaya Silviya ablanın hatırı bile yetmiyor. Yere her düşüşünde temiz bir 30 saniyesi var; fiziğine inat bir kırılganlığı var anlaşılan. Masa başı bir kariyerde daha mutlu olurmuş sanki. Çünkü futbol oynarken çok acı çekiyormuş gibi görünüyor. Sabri’ye acil form, süper form ve ilk onbir şansı diliyorum... “Avrupa Fatihi”nin kadrosunda, yatmaya teşne bir oyuncu olması bana batıyor, size batmıyorsa ne ala. Umarım kendisine atılanları -yine- ırkçılığa bağlamaz. O bilmese de “hepimiz zenciyiz”dir. Ayakta kalmak konusunda Aydın Yılmaz’ı ve golünü örnek  alabilir. Aydın ayarlar belki O’nu da. Alkışlar Aydın’a... Sarı kart Ebue’ye...

‘Yüzleşmek sorunsalı’

TAYFUR  Hoca süper şık. Beyefendi. İyi niyetli. Kesintili de olsa oyuncu kadrosuna bir karne verecek kadar ve taraftardan karne alacak kadar süre aldı o kulübede. Kendisiyle ilgili olumlu görüş bildirmek için bir derbi kazanmasından çok öte şeyler var. Lütfen “daha 5 maçımız var 15 puan hedefimiz var”lara girmese. Bu takımda ne bir ışık ne bir tık var. Bu abartılı ve inandırıcı olmayan söylemler taraftarda zoraki beklentiler ve öfkeli geri dönüşler yaratıyor. Beşiktaş zar zor girdiği bu 4’lüde masadan 3. okeyi bekleyen çaresiz ve şaşkın bir oyuncu maalesef. Oyunda 2 okey var, ok?

Süpürge lige süper şov’

SÜPER Final maçları öncesi bize reva görülen şov buymuş. Kaotik tribal müzik. Yağmurda makyajı akan süper ligdir aslında. Adını süper koyarak
kandıramazsınız bizi bu şike soslu süpürge ligiyle... Düşman ettiniz bizi birbirimize, bravo hepinize. Dansla koreografiyle süper bir şovla kandırabilirdiniz. Madonna Amerikan beyzbol ligi şovu yaptıydı gönüllü parasız. Böyle bir şey yapsaydınız kanabilirdik. Dünyada manşet tivitırda heştek olduydu. Ama bize reva değildir. Bizde olmaz öyle şeyler. Ece Erken, Beşiktaş Kulübü sanat danışmanı olur. Bizde şehir tiyatrolarının yönetiminde belediyeler etkin olur. Fen işleri müdürü metin yazar. Zabıta amiri Kamil kast’ı seçer. Şehir tiyatrolarına kast edilir. Tık olmaz. Muhalifler tekme tokat dövülür, yasalar geçer tık olmaz. Melo, Riyera’yı döver. Emre, Zokora’ya söver. Dünya durur her şey biter. Biz süperiz. Futbol süper.

HAFTANIN ADAMI

‘Bonus reklam filmi Baroni’ye yakışır’

“İmza attıktan sonra yükselen performansı” konuşuluyor Baroni’nin. Ne kutsal bir imzaymış. Bildiğimiz Baroni’nin içine misal bir Mesut kaçmış gibi. Bir kuru imza bunlara kadirse evleneydim keşke Asuman’la diyor iç geçiriyorum. F.Bahçe sadece Trabzonspor’u yenmekle kalmadı, şampiyonluk için dirildi, hiç oynamadığı gibi oynadı, örnek bir misafirperverlik gösterdi. Baroni saçları, golü ve asistiyle tamamı iyi olan takımın deyim yerdeyse ‘bonus’u oldu; gelecek sene için attığı imzanın karşılığını şimdiden verdi. Baroni’nin 61.dakika Sow’u son derece manidardı... Emre-Zokora-ırk masasına oturmaya yerimiz dardı: “Hepimiz zenciyiz” der susarım. “Hepimiz Zokora’yız” bu ülkede, zokayı yutmuşuz. Roka-rakılı günlerin hayaliyle...

CEZA TAHTASI

‘Vicdan  piyerosu’

HAKEM maçın önüne geçti. Ayarını bozdu. Lig Tivi’de pozisyon analizlerinde ofsayt gol dışında masum gösteriliyor olmasının bir kıymeti yok. Beşiktaş taraftarının öfkesini eleştirirken keşke Lig Tivi hakkını da teslim etseydi. Karejma’ya  gösteremediği kırmızı kartın hesabını hakemden sorduğu tezahürattan bahsedilmedi. ‘Sürekli küfür’ ediliyor diye birçok insan o sesleri artık dinlemiyor İnönü’de. O öfkenin yerine, yeniden gerçek Beşiktaşlı saundunu duymak için hasretle ve sessizce bekleriz...

Yazının devamı...

"Fikret Orman bunların alayını Sat'amaz"

3 Nisan 2012

HAFTANIN ŞAKASI BEŞiKTAŞ

Önümüzdeki sezon da bu oyuncu iskeletiyle oynamak zorunda Beşiktaş. Çete gider, reçete gelir. Gaza gelmenin hiçbir anlamı yok. Üstelik gaz düne oranla yüzde 19 daha pahalı artık.

MAÇ tarihi 1 Nisan’a denk gelirse nüktedan Beşiktaşlı bunu ıskalamaz elbet; yeni seçilmiş yönetime “istifa” tezahüratı yapar, bu yıl tanık olduğumuz en güzel 1 Nisan şakasıyla güldürür yüzümüzü. Kaleci Cenk’in Beşiktaş formasıyla en iyi performansını çıkardığı maçı Karlos’un “rakip bir kere geldi gol buldu” diye okuması da bence 1 Nisan şakasıdır... Kü7’nin 4 dakika sakat sakat oynaması da... Yardımcı hakemin sakat olan Kü7 yerine Al-meyda’nın numarasını kaldırması da... İnönü eşek şakasına doymaz yıllardır doymadığı gibi...
Beşiktaş’ın ‘düşmemeye oynayan’ rakibine şahane bir gündüz maçında sahasında yenilmesi de şakadır olsa olsa... ”Düşenin dostu olmaz” derler: büyük yalandır, şaka değildir... Beşiktaş düşenin dostudur... Bizimkiler için sezon bitmiş... Pileyof’a Beşiktaşlı’nın ‘of’ları damga vuracak belli ki: ’görünen köy Karlos’u istemez’... Karlos-Tayfur görev değişikliği filan diyorlar; ”ı-ıhh”... çalışmaz... Bu oyuncu grubu ligi bitirmiş kafalarında... ‘Bahanelerin prensi Karlos’ da. Şu form durumuyla ‘Bursasporlu bir pileyof’ daha renkli olabilirdi kanımca. Biz bu ‘Süper Final’ gazıyla gözümüze sokulan turnuvanın etkisiz elemanı oluruz. Toplamda sıfır çarpımda biriz ve haksız da değiliz ”başkan bunların alayını sat” diye bağırırken ama mümkün değil...
Önümüzdeki sezon da bu oyuncu iskeletiyle oynamak zorunda Beşiktaş... Çete gider, reçete gelir... Gaza gelmenin hiçbir anlamı yok... Üstelik gaz düne oranla yüzde 19 daha pahalı artık... Hükümetin ‘’doğalgaz fiyat düzeltmesi” yeni Beşiktaş yönetimine ilham versin... Özkaynak dediğimiz şey Beşiktaş’ın doğal gazıdır, düzeltin gitsin... Yıldız bekleyen hayalperest taraftar bir kaç sezon gökyüzünü seyretsin, hiiiç gaza gelmesin... Ama kayan yıldızlardan dilek tutabilirler...
Guti... Tabata... Delgado... Ayilton... Simaovv... Kleberson... Artık enerji israfına son; yok öyle 15 kişi gelsin 20 kişi gitsin kafaları... Bu yönetimin gelecek yıl için tek transferi ‘Mali’den. Disiplin Agüero... Yıllardır ‘emekli yıldız’ transferine alıştırılmış genç Beşiktaşlı’nın hevesini kırıyorum biliyorum ama hepsi şaka idiyse bu gerçek; önümüzdeki en az üç ‘1 nisan’ Beşiktaşlı için çok zor geçecek.
Ben de son nefesime kadar koca Beşiktaş’ı öksüz bırakan büyük başkan yüce insan Yıldırım Bey’i hasret ve hararetle anıyor olacağım. Şaka be... Şaka, şaka...

HAFTANIN MAÇI

NE güzeldi. Onbinlerce bordo-mavi bayraklı inanmış taraftar. 34. dakikaya kadar. Terli fanilaları atletleri sahaya atmakla Fenerbahçeli oyunculara ‘alın teri’ göndermesi yaptılarsa kendilerine son kez hatırlatayım ki içinde ‘alın teri-Fenerbahçe-şampiyonluk’ geçen ilk cümleyi geçen yılın mayıs ayında kaptanları Tolga Zengin kurmuştu ve haklıydı da...
Keşke mümkün olsaydı da iki takım birden şampiyon ilan edilebilse idi... Maç başındaki o güzel taraftar ‘öfkesine’ yenik düşünce tribün güzelliği bitti... Futbol öfkeden büyüktü... Fener attı... Kaçırdı... 1 Nisan’ın en sulu şakasını Avni Aker’in direkleri Fener’in forvetlerine yaptı... Sahaya defalarca ve her şey atıldı... Bir çakı... Volkan’ı sıyırıp geçti... Ne acıdır ki o bıçağın o’na isabet etme ihtimalinden haz duyan taraftar modeli bu ülkede baskındır... İleri demokrasimizin Padişahı geçen hafta “5 yıl Avrupa’ya gitmezsek bi şeycikler olmaz” buyurdular... ”Futboldaki terör önlenmezse ben de Margaret bacım gibi bu ülkede futbolu yasaklarım” buyursalardı bunu anlamak ve desteklemek mümkün olabilirdi. Yazık. Bu güzel oyunu nefret savaşına çevirip sahaya bıçak atacak kadar gözdönmüşlüğü. Kana susamışlığı. Öfkebazlığı anlayabilmek yeteneklerimi ve insanlığımı aşıyor maalesef. Düşünün Aleks sakatlanıyor ve kadın-çocuk taraftar “oh oh” diyebiliyor. Lik tivi’nin kale arkası pilot kamerası marifetiyle bir taraftar gözümüze sokuyor ortasında Aziz Yıldırım fotoğrafı yer alan ‘amerikan doları’nı... Bu olmamalıdır dillere destan Karadenizli mizahı... ”Organize işler” şarkısıyla yapılan gönderme. Fenerlinin sevgili Kazım’ın şarkısıyla yaptığına misilleme miydi. Maç berabere bitmeseydi asla bitmeyecekti... Hükmen’e gidecekti... Taraftar olayları ve terörü bu maç üzerinden yazıyor olmam Trabzon taraftarına mal ettiğim anlamı taşımasın rica ederim... Bu ortak sorunumuz... Ortak paydamız... Süper final sürecinde 4 statta da yaşanması muhtemel. Şenol Hoca’nın maç sonu birleştirici açıklamaları... Her pozisyonda birbirini öpen okşayan iyi niyetli futbolcuların güzelliği ders olmaz bilirim... Şunu da bilirim ki taraftar takımını bayraklarla marşlarla sevince güzel. Rakibinden nefret ederken değil. Ah Kazım... Rahat uyu güzel kardeşim. İyilik eninde sonunda bu maçı kazanacak ve Trabzonspor bir gün gerçekten de ‘güçlüyü yenen masal kahramanı’ olacak gel gör ki o gün dün değilmiş.

HAFTANIN TAKIMI

“Çarşamba’yı sel, Antalya’yı yel aldı”

İNANMIŞLARDI... Hepsi canla başla oynadı... Serdar Özkan bile iyi oynadı düşünebiliyor musunuz, o derece yani. Kaptan gemisini kurtardı... Kaleci Ertuğrul 6 pastan Veli’ye Al-Meyda’ya nanik yaptı; “düşmeyeceğiz” dedi... Samsunspor haftanın güzeliydi...
Şimdi ben nefis futboluyla Uğur Boral’ı önümüzdeki yıl Beşiktaş’a önersem Çarşı’nın darağacında asılır giderim. ’Fe abi bize Fenerin eskisini öneriyor’ diye... Fotoğraf çekmek isteyenler bunu çeksin işte.
Fenerbahçe’de mevkiinde ilk ikiyi zorlayamadığı için Samsun’a ayak basan Uğur Boral koca Beşiktaş’ı darma duman etti... Ama maçın değil haftanın adamı... Hem de oynamadan Gekas... Kiralık... Sakat... Sezonu kapatmış ama ne gam; ”bana ne” dememiş... Tribünden de olsa takımıyla beraber... Bir inanmışlık... Bir profesyonellik... Bir güzellik abidesi gibi... Bizim kırmizı ceketli çete reisi de sakatlandıydı da “ülkemde geçireyim” dediydi... ”Orda bana daha iyi bakarlar” filan... Anlayana sivrinek saz... Anlamayana Çeh Fabregaz. Helal sana Gekas... Adamın dibi Gekas... Bizim ‘dipteki adam’a da dilerim ülkesinde iyi bakarlar.

HAFTANIN HÜZNÜ

24 yaşında ms hastalığına yakalanıp kariyerini yitiren Olin Edirne’nin kadersiz oyuncusu Kris Rayt.

HAFTANIN GÜZELLERi

MESUT Bakkal... Canhıraş bir halde taktik veriyorken üzerine gelen topu görünce taktiği filan unutup... Heyecanla göğüs istopu yaparken... Baroni. Golü attıktan sonra hocası Aykut Kocaman’ı taklit ederken. Bir pozisyonda rakibinden ‘alnından öperek’ özür dilerken. Ve 1 Nisan şakasıyla Beşiktaş taraftarı.

HAFTANIN iNTiKAMI

SARACOĞLU’ndaki derbide Baroş’un topu Fener direğinden dönünce Cimbom’lular toplu halde ve tek tek ah etmiş olmalılar... Fener’in, Trabzon’da direkleri dövmesi bundan olabilir.

HAFTANIN OFSAYT’I

BİR boya firmasının reklam filminin sloganına takıldım... ”Hayattan rengi çıkar geriye bi şey kalmaz” diyor. Yıllar önce İnönü’de dile gelip dilden dile yayılan bir tribün motto’su vardır bu ülkede “delikanlı adam renkli takım tutmaz” diye. Pazarlamada birinci ilkedir yerel değerlere, dile, sosyal hassasiyete dikkat etmek... Bu ülkeye gelip de soyadıyla anılmayan tek yabancı futbolcu olmuştur. Falko Götz’e Falko dediysek bundandır. Hayattan bütün renkleri çıkarsan da geriye Beşiktaş kalır... O da anlayana ab-ı hayattır azizim, fanatik miyim neyim?

 

Yazının devamı...

Bolu Beyi'nin selamı var bize

28 Mart 2012

HAFTANIN TAKIMI
Sarı Melekler... Kırmızı Şeytanlar ve Türk polisi

SARI Melekleri file önünde topluca ve ayrı ayrı kutlamak öpmek gerek... Amatör kılıklı ve ama çoktan profesyonel sporlarda uluslararası alanda kupa kazanılması az buz bir şey değil.. Bu şampiyon takım sezona M.Ali Aydınlar’ın desteğiyle Acıbadem adıyla başladı idi. Sonra malum olaylar neticesinde isim ve destekçi değişti. Sonuç ‘Universal’ ve pırıltılı bir kupa oldu. Şampiyon takımın havaalanındaki coşkulu karşılama töreninde taraftarın polisten gördüğü ‘zulüm’ artık alışık olduğumuz gibi sadece ‘bazı’ medyada haber olabildi. Fenerbahçeliler ‘Cumhuriyet’lerine sahip çıkıp ses çıkardıkça polisten şiddet görür oldular. Fakat bu sahiplenme duygusu ve kararlılığı bu yıl takım tutmaya karar veren birçok çocuğu Fenerbahçeli yapacak. Ben de “alma mazlumun ah’ını... Çıkar aheste aheste” deyip susacağım... Ayet değilim, bir gün giderim... Sizin gibi.

HAFTANIN ADAMI Jenerik arsızı...
Örümcek avcısı

FENERBAHÇE kritik Bursa maçını ilahların... Direklerin... Kadınların... Çocukların ah’ları vah’ları ile... Zor da olsa... Kazanmayı bildi... İkinci yarı adamım Sıkat Karsın az kalsın sıkıntıdan uyuyakalacaktı... Sahneye yine... Bıkmadan... Her zamanki gibi... “Yeter artık Aleks” çıktı... Bir fenomen bir kitabe bir manifestodur O... Kırmadığı rekorlar kalmayacak neredeyse... Sarı-lacivert formayla en çok gol atan futbolcu unvanını hocası Aykut Kocaman’dan almaya 4 golü kaldı... Bu rekoru kırsa da kırmasa da o gönüllerin şampiyonu... Kadıköy’ün gülü... Sevgilisi O... “Aykut Kocaman’sa Aleks dünyalar kadar” filan diyecekler arkasından... Biz büyüklerimizden nasıl Metin Oktay’ları.. Voleci Şeref‘leri... Lefter’leri... Baba Hakkı’ları dinledi isek bizler de -bağrımıza taş basarak da olsa- nesilden nesile anlatılmakla bitmeyecek bir ‘adam’a tanıklık ediyoruz... Ben son Bursa maçındaki golünden sonra kendisine artık hayran değil tribün diliyle ‘uyuz’um arkadaş... Jenerik arsızı... Örümcek avcısı Aleks... Ele bitmeyen sevda bize zulümsün Aleks... “Yeter be Aleks... Yeter” tezahüratımız Kaçak Kimbıl federasyona şeyedince öznesiz kaldıydı nasılsa... Aleks’e uyarlayalım... Payımıza bir Aleks düşmesini bekleyelim hayattan.


HAFTANIN OLAYI
“5’er penaltı atalım... Kazanan karar versin”


? FUTBOLUN Platin başkanı ve kurulunu ülkemizde ağırladık... Olayı Türk usulü kapatmaya çalıştık filan... Kapatmaya çalıştığımız konu da varlığı yokluğu şüpheli... İçi dışından başka.. İçimizi dışımıza çıkaran şu şikeli dava... En baş bakanımız Platin başkana “al da (kap) at” pası attı... “Suç bireyseldir” filan dedi... Bu ayak içi pas Platini’nin yalancı koşusuna rağmen taca çıktı... Bildiğimiz şeyleri duyduk yine...” Gastelere göre ciddi deliller...” Sıfır tolerans vs... Platini abimizden duyduğumuz en net şey Behzat G. orkestrasının iyi müzik yaptığı oldu... Bir ara düşündüm... Misal Kasımpaşa Stadı’nda bizim milenyum padişahı’yla futbolun Platin başkanı penaltı atışsalardı... Yıldırım Bey çetele tutardı... Kazananın dediği olurdu... Türk usulü yüzümüze gözümüze bulaştırdığımız. Devamında birbirimize düşman kesilmeyi başardığımız bu süreci yine Türk usulü kapatmış olurduk. Kısmet.

ALKIŞLAR
KEŞKELER KARIŞIK

 EMRE Çolak... Semih Kaya.. Mustafa Yumlu... Ve onlara inanan hocaları... Ben Arena’daki müthiş kapışmayı böyle izledim... Gerilim fazla... Doz aşırıydı... Keşke berabere biten maçta kaybeden gözbebeğimiz hakemimiz Çakır kardeşimiz olmayaydı... İki tarafa da yaranamayan müstesna bir yönetim oldu... G.Saray benim gözümde yüzde doksan şampiyon... Olur da on, doksandan büyük gelirse... İki kıymetli genç oyuncunun kazanılmış olması bir şampiyonluğa yeğdir... Değdir Fe abi gençlerden yana kalemini... Yaşlanmaktasın zati... Boluspor’a yenilerek kupadan elenen... Olimpiyat ve belediye kelimelerini nefret alanımıza taşıyan Beşiktaş’ın oyuncu kadrosu an itibariyle Arena’nın beyaz çizgileri kadar gözümüze gönlümüze batmaktasınız. Sahi o çizgileri kim çizdi?

Yazının devamı...

Dev hamleler sonrası şah ve mat

23 Mart 2012

Halk göreve çağırdı Adalı’yı... Adalı gitti Orman’a... Soluklandı düşündü.. Yangına mangal yüreğiyle girecekken tam... Lodos fısıldadı kulağına..” Aklan da gel güçlü gel.. Çektireceğin üçlü o zaman güzel”... Adalı ürkütünce vakvak’ları ulu çınarın gölgesinde soluklanıp bir hinlik fikretti birileri..” Çırpınırdı Karadeniz”... Sonra fırtınayı içinde hisseden orman kükredi... Ulu çınar dönüp hatadan kesti ‘işareti’... Bişeyler böyle döndü işte... Saflar netleşti sıklaştı... Pazar günü Beşiktaş yeni bir çağa giriyor... Buzul mu ateş mi bilinmez...

Düz ağaç olarak Orman’a atardım oyumu

Yeni başkan adayını hepimiz gibi Lig TV’de izledim... Kongre üyesi olsaydım bir düz ağaç olarak Orman’a atardım oyumu seçenekler içinde... Soyaddan dolayı uzaktan akraba sayılırız.. Bol şanslar hak eden kazansın... Beşiktaş kongresi memleket seçimleri gibi karışık... Şaibeli... Yakacak... Takacak yardımı alarak oy atanlar var memlekette; en çok taraftar yoksullukspor da var... Değişmez.. Yazık... Bizde de Fenerlisi Galatasaraylısı oy atıyor.

Beşiktaş Türkiye’dir

Sadece benim çevremde Beşiktaşlı olmayan 3 kişi var Beşiktaş’ın başkanını seçecek... İşte bu yüzden Beşiktaş Türkiye’dir.. Aynadır lakin o aynanın camını kırmak vaktidir artık... Ego okşayan yalancı aynalara veda zamanıdır.  Yeni başkan kim olacaksa ilk işi bu rezilliği sona erdirmek olmalı... Memlekette oyunu satan çok... Beşiktaş’ta olmasın.. Benim şu meşhur ‘duruş’tan anladığım budur. Netlik ve açıklık... Fikret Bey tam bir Beşiktaşlı gibi.. Biraz fazla ‘’ben’’ diyor sadece.. Hatta o kadar çok ‘’ben’’diyor ki korkarım listesinde sadece ıhlamur ve vişne ağaçları olacak.. Oysa Hasan Arat.. Altınsay.. Güreli.. Bu isimler taraftarın gözünde “Metin-Ali-Feyyaz” değil mi...

Şeref Bey Stadı, Demirören otoparkı

Vişne demişken Vişnezade mahallesindeki ulu çınar Süleyman Seba’ya bu işaret etme talihsizliği üzerinden terbiyesizlik saygısızlık yapanları tez zamanda futbol tanrısı çarpar umarım Fikret Bey’den iki önemli vaad duyduk.. Stadın adı ‘Şeref Bey” olacakmış.. Şahane.. Kompleksin içinde Hakkı Yeten’in ve Süleyman Seba’nın adları da mutlaka yakışan yerlere verilmelidir.. Katlı otoparkın adı da Yıldırım Demirören otoparkı olsun; ‘kaçak’ geçişlerde on kat ceza alınsın.. Ekonomi düzelsin.. Filan.

Yazının devamı...

Yabancı bir bakış açısı

21 Mart 2012

BİZ romantik futbolseverler isteriz ki, futbol hep güzelliklere gebe olsun. Centilmenlik ve erdem doğursun falan filan... Sadece iyi ve erdemli insanların taraftar olmadığını ve bunun doğaya aykırı olduğu gerçeğini hep görmezden geliriz. Aslında biliriz evinde karısına şiddet uygulayan nice hırt... Hırsızı arsızı... Sevgilisinin başını kesip çöpe saklayan sapıklar... Belki de küçücük çocukları taciz eden.. Tecavüz eden nice toplum atığı sefil profilin de taraftar olduğunu.. Bırakın bunu kırmızı ışıkta geçen.. Başkalarının hakkını hiçe sayan... Sıraya kaynayan, sıraya uymayan ve “önce ben” diyen nicelerimiz sokağı ve hayatı yaşarken başaramadığımız ve gösteremediğimiz güzellikleri hep futboldan bekleriz.
Ve işin en keskin tarafı “yoktur aslında birbirimizden farkımız..” Derbide sahaya yabancı madde atanlar bir ölçü yanlış yaptıysa. Çıkan olayları ve nahoş gelişmeleri bütün F.Bahçe camiasına fatura eden. Fazla ileri gidip nezaket dozunu kaçırarak Fenerbahçe taraftarına külliyen “Medeniyetsiz.. İlkel.. Ahlaksız..” demeye getiren G.Saray’ın Başkanı Ünal Bey bin ölçü yanlış ve haksızlık yapmıştır. Sahaya yabancı madde atanın cezası ve eğitimi oracıkta verilmektedir zaten tribün kültürü içinde ama camia temsilcilerinin ortaya attıkları bu yabancı söylemler derin yaralar açar.
Gelinsiz düğün gibi
Siz sözde ahlak ve medeniyet çağrısı yaparken nefret körükleyemezsiniz. Derbilerde stat farkı olmaksızın bunlar yaşanıyor. Maalesef yaşanacak. O ‘medeni olmayan’ camianın basketbol takımı sizin ‘medeni’ taraftarınızın gücüne gitti diye kupasını seyircisiz salonda almak zorunda kalmıştır. Seyircisiz salonda kupa töreni gelin’siz düğün gibi.. Ne acı. Bu acı gerçeğin üstünden bir sezon bile geçmemişken... Nasıl olur.. Vicdan.. Mesela.. Keşke başkanın sandığı gibi “G.Saraylılar medeni”.. Ne bileyim Beşiktaşlılar dürüst. Fenerliler centilmen. Bursasporlular hoşgörülü... vs gibi bir değerimiz gerçeğimiz olsaydı. Ya da sadece iyi ve ahlaklı insanlar taraftar. “Belaltı” vurmaya nezaketi izin vermeyen gerçek centilmen insanlar da kulüp başkanı olsaydı. Süleyman Seba gibi... Özhan Canaydın gibi.. Misal.

FERİDUN DÜZAĞAÇ'LA HAFTANIN PANORAMASI

Sözde ahlak ve medeniyet çağrısı yaparken nefret körükleyemezsiniz

HAFTANIN KAZANANI
‘Galatasaray Fener’i fena yendi aslında’

G.SARAY... Bu maç kağıt üzerinde bile berabere bitmedi ve ilk kez ‘berabere biten’ bir maçın mutlak galibi ve mağlubu oldu... G.Saray, F.Bahçe’yi fena yendi aslında... İki sinir bozucu golü hem de maçın başında hem de Kadıköy gerilim merkezinde yiyeceksin... Sonra geri dönmeyi bileceksin... Ve galibiyeti kaçıracaksın... Bunu gerçekten de çok iyi bir takım başarabilirdi... G.Saray cumartesi gecesi Kadıköy’de kağıt üstünde berabere biten bir derbide şampiyonluğunu ilan etmiştir... G.Saraylıların galibiyeti kaçırdıkları bir maça sevinmelerinin tek sebebi şampiyonluğun kokusunu almış olmalarıdır... Asuman’ı hak ettiğim kadar haklarıdır... Fe abi burdan duyurur.

HAFTANIN MAÇI
‘Bir derbi böyle gerdi’

TÜRKİYE’nin en büyük gazetesinin spor servisi bu devşirme yazarına bilet bulamadığı için maçı Eskişehir’de bir pab’da seyrettim. Eskişehir de insanın gönül gözünü açmak için donatılmış bir kent. Servis yapan hatun kişi Aleks’in golü kadar güzeldi. Ortam da öyleydi... Fenerlisi Cimbomlusu aynı mekanda aynı çatı altında sıfır gerilimle izledik maçı. Dünyanın hiç sıkıcı olmayan tek devam filmi bu derbi...Benim lazerle çizdirdiğim kusursuz ve gözlüksüz gören gözlerim bile görememişken Fotomaç’tan kaçmamış Baroş’un topunun direk eğri diye gol olmaması... Öküz altında buzağı aramayınız istirham ederim... Deveye sormuşlar “senin neren eğri?” diye... “Yeter Yıldırım Demirören” demiş. Neyse...

HAFTANIN GOLÜ
‘Musa’nın Soveşatası’

MUSA SOV. Şimdi bu arkadaşın golüne ne diyeceğiz. Röveşata desen değil. Domivole hiç değil. Bir ayak tam havalanmadan o mesafeden Muslera’yı hamlesiz bırakacak serilikte bir vuruş. Bunun adı olsa olsa Soveşata olur. Sov’er gibi gol attı mübarek. Ben de tebrik ediyor. Mürdüm eriği niyetine yanaklarından öpüyor ve ‘Sov mast go on’ diyorum.

HAFTANIN HASSASİYETİ
‘Yakıştı hemşerime’

FATİH TERİM... Başına isabet eden ve kaşını açan yabancı maddelere karşı yaptığı istop... Gösterdiği hassasiyet... Ortalığı ayağa kaldırmayışı. Durumu -ne yazık ki- işin doğasından sayması... Yakıştı hemşerime... Adanalı halden anlar... Fazla güneşten kaynaklı ekstra hassasiyetleri vardır biz Adanalıların... 3 Temmuz’dan bu yana “çekmediği dertle çile kalmayan”... Asılan kesilen... Alınteri ve emeğine kast edilen bir taraftarın karşısına çıkıldığının farkındaydı belki de. Bravo hocam... Yıllar önce Erik Geretz hoşgörüye röveşata yapıp kaşını yaralayan sözde taraftarı tebrik bile edip “tam isabet” demişti: tavrı da tam isabetti doğrusu... Olayları böyle bağlamak lazım birbirine...

HAFTANIN ADAMI
‘Manuel Fernandez’se seyir zevki otomatiktir’

SOĞUK ve hissiz gibi duran bir adam... Derin dondurucudan çıkmış gibi... Behzat Ç’yi yazan ben olaydım ‘Sapık Ercüment Çözer’ rolünü kesin Fernandez’e verirdim.. Lakin top oynamaya görsün. Manuel Fernandez de her şeyi her kilidi çözer... İyi ki otomatik değil.. 7 ileri vites... Geri vites yok evet.. Savunma O’nun işi değil.  Özgüven de şahane..” Karejma’nın mı senin golün mü güzel” diye sorunca Atakan ‘Kartal’ Kurt... “Benimki” dedi... “Çünkü ben attım’’... Oh yea... Budur. Tüm Beşiktaşlılar gibi benim de gündemimde Manuel var... Gidecek mi kalacak mı... Gidecekse ManU’ya filan gitsin Manuel.. Öyle ikinci el takımlara gitmesin. Üzmesin bizi... “Geç bulduk, çabuk mu kaybettik... Hicran olmasın hayat bize”... Portekiz Çete’sinin gizli reisi. Çocukken bitirmeye kıyamadığımız çikolata hissi veriyor.. Doyamıyor insan... İsmail’deki yükselen grafiği.. Hilbert katkılı motor yağını... Sıfırdan attığı golle sıfıra inmiş kredisini yenileyen formda ve adam gibi bir Kü7’yi düşününce... Bebe de geliyormuş hem... Pileyofu karıştır.. Açlığımızı yatıştır be Kartal’ım... Düşler sokağında bir tek seni sevdim ben...

Not: 25 Mart’taki Beşiktaş Kongresi derin bir konu. Onu birkaç gün içinde ele alacağım.

Yazının devamı...

Bu yazıda 'Ürün'e yerleştirme uygulanmıştır

14 Mart 2012

HAFTANIN DÜELLOSU
"Para her şeydir İlke hiçbir şey"


GAZETEMİZDE dün çıkan “Kazanan Karejma kaybeden Karlos” içerikli haber futbolun endüstrileştikçe sevimsizleşen gerçek yüzünü ve onun makus zaferini bir kez daha önümüze koyuyor...
Dünün Beşiktaş’ı... Yıllar önce bir deplasman derbisinde... Tribünde açılan talihsiz bir pankart... Dönemin Beşiktaş teknik direktörüne babasının işi üzerinden yapılan bir lümpen şakası... Sonuç: Hocalarının kırılan gururu için savaşıp yüzyıllarca unutulmayacak bir zafer elde eden ve o ‘zengin ve asil’ taraftarı alkışlatmak zorunda bırakan inanmış bir takım... Ben gibi çaresiz futbol romantiklerine bu oyuna anlam yükleme şansı veren muhteşem bir destan... Bugünün Beşiktaş’ı... Kendisini oyundan alan hocasına “Sen de kimsin, sen bir hiçsin” diyen bir ‘yıldız” ve o yıldıza rest çeken takım arkadaşları ve “olan bana olur beni göndermek daha ucuz” diyen bir teknik direktör... Bir maçlık göstermelik kadro dışı antin kuntini... Çekip garaja kilitleyemediniz mi bu Q7’yi... Biz Kartal’la devam ederdik... Perşembeye...  Kendimizi bir mucize için motive ettiğimiz Atletiko sınavına bakış açım başkadır... Turu geçmek ya da elenmek oyunun içinde zaten var... Lakin o maçta Karejma’nın forma giyip giymeyeceği konusu benim için bir ruhun “kırılma anı” olacaktır... Bugüne kadar giydiği formadan daha büyük bir futbolcu görmedim... İnsan gider, hayat kalır. Aslolan hayattır... Hayatsa Beşiktaş... Asuman... Hayat apartmanında kapıcı olsam... Bir sana servis etmem.. Bir de O’na... Bonservisinizi alıp gidin.


HAFTANIN REÇETESİ
“Acı hayata bağlar”

TARAFTARIN gönlündeki başkan adayı Serdal Adalı manifesto tadında bir yazılı açıklamayla ‘başkan adayı’ olmayacağını bildiriyor.. ‘Bu samimiyetsiz ve kaotik ortamda görev zorluğu’ diyor... Mali ve idari açıdan bilinenden daha ‘vahim’ bir tabloyla karşılaştığını paylaşıyor... Yerden göğe haklı... Benim ve başka kafada bir çok kartalın gönül tahtındaki aday Altınsay da benzer acı gerçekler yüzünden adaylığının söz konusu olmadığını bizzat paylaşmıştı benimle... Adaylar var... Biri seçilir... Acı gerçeklerin olduğu yerde acı reçeteler yazılır, yazılmalıdır Beşiktaş tribünlerine hakim olan ve ama yaşları nedeniyle Beşiktaş’ın unutulan karakteristiğini.. Özkaynak düzenini kaçıran genç taraftar profili.. Şapkayı önüne koyup ‘ikinci el’ yıldızlarla beyhude geçen yılları unutacak... Özkaynağa.. Gençlerine dönecek.. Dönmek zorunda. Gerçek taraftar da coşkusunu sevdasını bu takıma saklamalı.

Değeri bilinmeyenler geri gelsin. Kendisini... Coşkusunu... Sevdasını... Atınç...Muhammed.. Necip.. Veli.. Burak... İsmail... Ersan... Tanju... gibi gençlerine daha da gençler ekleyecek... Birkaç asıl ve onurlu ağabeyin önderliğinde.. Egemen... Toraman... Holosko gibi... Evet Holosko ağabey oldu artık... Koray Avcı gibi bir değeri bonus olarak... Üstüne 30 gollerde dolaşan Burak Yılmaz’ı ve bir ton da para vererek aldığımız genç yıldız adayı Filip bile ağabey oldu.. 30’una geldi.. Pek bi numarasını göremesek de... Orhan Gülle, Erkan Zengin gibi değeri bilinmeyen gençler geri getirilecek... Az para çok aşkla oynayan yurtiçi yabancılar eklenecek belki... Eskişehir’den Diyego... Belediye’den Holmen... Sivas’tan Grosiçki... Fena olmadı bu seçki... Öyle olacak mecbur... Bu formanın içi ‘adamsız olanı’ zaten üçüncü olur... Zaman geçer yaralar sarılır.. Ben diyeyim üç, sen de dört sezon böyle gidecek.. Zaman geçecek... Beşiktaş kalacak...

HAFTANIN BAKIŞI
Yalçın “suskunlar”da oynasın

ORDU-Beşiktaş maçının bir anında itiş kakışlı bir pozisyonun devamında... Bizim emekli yıldız... Eski Portekiz güzeli Simaovv ile her takımın... Şimdi de Ordu’nun oyuncusu Yalçın arasında bir klark pozisyonu... Yalçın yaklaşık on saniye süren suskun ve nefretli bakışlar atıyor... Sanırsın ki Allah gecinden versin... Misal babasının katiliyle Adana adliyesinde karşılaşmış... Topçu musun katil misin birader... Ne oldu ki... ‘Suskunlar’ kastına mı göz diktin.. Oyunculuk hevesi mi sardı... Olmadı.. Futbol bir oyun... Ruhunda dostluk var... Racon yeri değil... Varsa maharet sergileme yeri... ‘Suskunlar’ demişken... İlk karesinde yakalayan şahane bir dizi... Lakin o ‘kürdanlı sert aabi’ bana ve eminim birçok Beşiktaşlı’ya.. Tigana’yı.. O kahır yıllarını ve dolaylı olarak acılara müsebbip sabık başkanı hatırlatıyor... Reytinkler düşükse dinleyin Fe abinizi... Fener maçındaki kostümü ve enkaz başındaki dik duruşuyla Hakan Kutlu’yu da kast için düşünebilirler...

HAFTANIN SARI KARTI
“Spiker mi yorumcu mu?”

ŞANSAL Ağabeyimiz kızmasın lakin.. Birçok lig tivi izleyicisi taraftar dostumdan eleştiri ve şikayetler duymalarım çoğalmıştır... Her futbolsever için olduğu gibi benim için de maç anlatan spiker eve gelen misafir gibidir.. Ordu maçındaki spikerler biraz geniş bir misafir profili çizdiler.. Sidney’le ilgili... Edu’yla ilgili eleştiriler.. Her ne kadar haklı olsalar da.. Moral bozucu... Çizgi ötesi kritikler... “Beşiktaş’ın yumuşak karnı Sidney” dedi mesela sevgili Şendil.. Doğrudur.. O kiloyla karnın yumuşak olması... Edu kötü filan... Sonra kazara gol atınca zor durumda kalıyorlar... Futbol bu. Her şeye gebe... Beşiktaşlı dipte sonda depresyonda hele de deplasmanda bir kahır filmi izler gibiyiz.. Zirve heyecanına dair umutlarımız stoper Yıldırım’ın kontrolünde yine taca çıkmışken... Sözleriniz eski sevgilinin keskin hançeri misali kesmektedir içimizi... Amacınız Beşiktaş’ın ibretlik haline kinaye ve daha iyi bir Beşiktaş izlemek isteği bile olsa benim art niyetsiz sarı çizgime göre bir adım ofsaytta idiniz... Söyledim rahatladım işte.

HAFTANIN DERBİSİ
Bu gerilim azalmaz

KALECİLERİN karşılıklı komplimanları sonucunda bol gollü bir maç olma ihtimali azaldı sanki... Sen mi iyisin.. Yok sen daha iyisin jestleşmesi... Hem futbol dünyamızın kahramanlarından görmeye alışık olmadığımız hoşlukta... Hem de derbi gerilimini azaltan bir hava yarattı... Bu gerilim azalmaz onu söyleyeyim.. Bol gollü.. Hak edenin kazanacağı.. Dostluğun kaybetmeyeceğı bir maç olsun... Bence Volkan daha iyi bir kaleci.. Bir de o protesto sakalları düzelttirse bir inceden... Oh mis... Başkana özgürlük totemiyse bilemem.. Lakin izlemesi zor oluyor.. Korkuyoruz be abicim... Allah’tan Banseh gitmiş Samsun’dan.. Seyir zevkini zedeleyen kıllara son.. Akıllı tıraşlar.
KAHIR OLSUN... Sivas davası düştü... İnsanlığın kara vicdanların üzerine... Türk adaletini uzun süre men eder mi FIFA hayattan...
ALKIŞLAR... Atletiko maçi için gerçekten güzel bir seçicilik ile  ‘has taraftara davet’ yapan Forza Beşiktaş’a... Sabırlı... Alkolsüz... İyimser taraftar çağrısı ince bir goldür anlayana.. Bravo.
SİTEMLER... Maç içinde birbirine giren Kulyo-Gosso biraderlere...Ordu’nun derelerinde birlikte vakit geçirin... Keskin sirke Kuper’e zarar...
TAVSİYE... Sevgili Beşiktaş taraftarı perşembeye fazla anlam yüklemesin... Tur için Karlos 4+4+4 de oynatsa takımı... Yani iki kişi fazladan... Belki... Üzmeyin kendinizi... Memlekette 4+4+4 kavga-dövüş tekme-tokat geçiyor.. Beşiktaş’ta yıllar geçiyor öylece.... Kah 4+3+3... Kah 4+4+2...Tek forvetim Asuman... Bize şans dile uzaklardan.


 

Yazının devamı...

''Adalet bilerek kart görmesin''

7 Mart 2012

“Umutsuz Beşiktaş kadınları”

YENİ federasyonun hem de pozitif cinsel ayrımcılık yapan bu ‘kahır’ uygulamasını gelecek sezonda geri almasını umuyorum; hiçbir suçun cezası ‘böyle ağır’ olamaz. Şu üç günlük dünyada ve bu genç irisi yaşımda neden kendime yalnızlığı reva gördüğümü bu ‘ceza’ maçlarından sonra daha iyi anlıyorum; sessizliğe tapıyorum, yalnızlığımla dır dır ediyorum. Kadınlar... Aşık olmak, özlemek, şımartmak ve uzaktan sevmekse eğer... Başıma taçtır; ben kadınları çok severim... Amma velakin... Toplu halde statta ve topuklu halde trafikte iken direkt ofsaytteler.

Volkan Şen’den Riberi yarattılar

Sesi kısıp izledim mecbur... Bir adam koskoca Beşiktaş’ı bir başkalaştırdı ki sormayın. Sonra da kaçtı gitti. Olan o gencecik taraftara oluyor: Öfkeden ya içiyor ya küfrediyor. O küfrediyor... Stat kapanıyor... Olan hepimize oluyor.. 11 tane vitrin mankenine ‘beyaz forma siyah şort’tan.. o kutsal formayı giydirsen bu kadar çaresiz bu kadar ruhsuz o-la-maz; Volkan Şen’den küçük çaplı bir Riberi’yi ancak bu Beşiktaş’ın defansı yaratabilirdi.

Beşiktaşımın bugünü kalbimde yaradır

Kimse kimseye kızmasın; bana da kızmayınız.Yaşınız yetseydi de benim şahit olduğum o efsane kadrolara o beyefendi taraftar profiline gönül gözüyle bir dikiz atabilseydiniz keşke.. Hiç unutmam; Gökçeada’da yedek subayım, iyi ki 11 değilim zaten.. Nöbetçiyim ama firardayım; maç var, ‘Karadeniz’ bilardo salonunda Beşiktaş-Trabzon maçını izliyorum... 7-1; keyiften dört köşeyim, kahvenin sahibi Maçkalı Murat geliyor ve kulağıma fısıldıyor: “Komutan ayıp oluyor daa!”... Tanık olduğum heybetli mazisi yüzünden Beşiktaşımın bugünü kalbimde yaradır.

Düz ağaçlar kolay yetişmiyor

Ortak sevenlerimizden duyuyor, tivitırdan okuyorum; ‘Çarşı’ sevmiyormuş artık pek.. İnceden karşılarmış Fe abilerine.. Canları sağolsun... Bana karşı olacaklarına Dolmabahçe’deki asırlık çınarları ‘doku zehirlenmesi’ bahanesiyle kesecek o gözü dönmüşlere karşı olsunlar; düz ağaçlar kolay yetişmiyor zira...’ Asırlık çınar’ın dokusunu zehirleyen’den hesap sorsunlar... Dedim de aklıma geldi... Futbolcudan hakem komitesi başkanı olur mu hiç... Ayıp oluyor daa ilk günden!

HAFTANIN POLEMiĞi

‘Çift sarılı yumurta’

ALEKS’in gördüğü sarı kart dert oldu hepimize. Bilerek mi gördü, benim tanıdığım Aleks yapmaz öyle şey de velev ki yaptı; bütün dünya yapmıyor mu... Pileysteyşın çocuklarının tapındığı ‘kibir küpü’ Morinyo’nun Şampiyonlar Ligi’ndeki talimatlı ve Postacı Pepe’li hikayesini hatırlayınız. “Türk futbolu neden yerinde sayıyor?” diye hayıflanıp duruyoruz, Morinyo da bizim gibi düşünüyor... Gerçek rekabet duygusu ve centilmenlik genlerimizde yok çünkü... “Biz Fener’i Aleks’li de yeneriz” ya da “Biz Cim-bom’u Aleks’siz de yeneriz” diyebilmek aslolan. Böyle düşünen bir taraftar modeli olduğundan eminim. Fakat Aleks’in olayı bu kuralın yeniden yazılması gerekliliğini de ortaya şak diye koyuyor.
‘Bilerek kart görmek’ Türk hakeminin yorumuna kalmamalı ya da bu kural değişmeli. Mesela sarı kart gören ertesi maçta oynamasın.. Kırmızı gören iki maç oynamasın... Çift sarıdan kırmızı görenin bonus kartı iptal olsun.. Bilerek kart görmek tekniklerini Beşiktaş’ın Portekizli çetesinden öğrenebilirsiniz.. Bu konuda üstlerine yok... BeşiktaAşk’ın kanununu yazsam yeniden bütün Portekizliler PFDK’ya gider...Kimi benim gibi sever gönülden... Kimi Asuman gibi el olur gider.

HAFTANIN ‘İYİ-KÖTÜ-ÇİRKİN’i

Hakeme küfür turuncu kart olsun

HAFTANIN iyilerinden hakem Bülent Yıldırım’ın maruz kaldığı küfürlü taciz ne kötüydü... Direkt mağduriyet... Başarı sevilmek için çok önemli bir etken... Zor olan başarıya rağmen antipatik olmak...
Kimse kusura bakmasın ama spor medyamızın attığı goller yüzünden yere göğe sığdıramadığı Burak Yılmaz’ın bu ‘başarı’sı benim için daha anlamlı ve  izlemeye benim gönlüm elvermiyor.
Yalandan penaltı sevdasına sevimsiz eklemeler var bu sezon... Rekor stresi mi nedeni acaba?.. Maç boyunca önüne gelene basıyor fırçayı; pas atamayan takım arkadaşı yandı... Kameralara hakeme salladığı o iğrenç küfür yakalandığında ne hissetti insanlar.. Tekrarını izlediğinde kendisi  ne hissetti önemli olan...
Ve Simao’nun o evrensel küfürü... Küfreden seyirciye saha kapatan acımasız yönetmelik böyle durumlarda gözlerini mi kapatıyor...
Ve hep centilmen, güleryüzlü, sempatik futbol kahramanlarıyla bildiğimiz Trabzon camiası... Beni anlayan var mı?

HAFTANIN OLAYI

‘Sivas’ta zaman aşınmaz.. Bu Muslera aşılmaz’

BU aralar... Şu sıralar Sivas denince akla gelen tek şey ‘zaman aşımı’ iken... Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı o Yiğidolar diyarında yakılan sazların.. Canların kül kokusu tüm vicadanlara sinmiş iken... Adaleti sual götürmez caanım futbol... Umdum ki belki gerçek bir ‘İmparator’... Bilemedim ya da bir ‘yiğit’ futbolcu...
Hadi ondan vazgeçtik bir ‘güzel’ spor adamı kelam etsin... Olmadı... Kamunun futbolla atan kalbi kamu vicdanına asist yapamadı...13 Mart’ta adalet en zor maçına çıkıyor...
Sivas’ta zaman aşınıyor.. Bu köşede bir romantik kaşınıyor... İnsanlık can çekişiyor olmasın.. ‘Oyuna gelecek olursak’ en zor maçında, G.Saray formasının ateşledigi Necati mesafe aşındıran bir yerden attığı muhteşem golle Cim-bom için kolayı zora çevirdi...
Gençleri 6 golle Çapa’layan Fener’in gözdağı’na resti çekiverdi... Kadıköy’ün ‘sarı fare’si İstoç’un kornervole’si mi.. Sarı-kırmızı ile ateş basan Necati’nin bilimsel vuruşu mu güzeldi... İkisi de.... Şansal A ağabeyimiz hangisine kaç verdi, izleyemedim.. Ben Necati’nin golüne 8, İstoç’a 9 veriyorum...

Zaman aşınmazsa

Yıldızlı 10’umu 13 Mart’taki hakimin olası röveşata’sına verme umudumu saklı tutuyorum...Asuman... kadınım.. vicdanım... Sivas’ta zaman aşınmazsa dile benden ne dilersen...
Sana evlenme bile ‘tehdit’ edebilirim.. Kendi payıma da şu Kartal’ımın kalesine Muslera hesabı bi panter dilerim.. Oğlumuz olur belki... Adı Madımak olsun... ‘İyilik’ bir bebeğin masum kalbiyle vücuda gelsin yine...Bir düş... Sen düşme yeter yakamdan.

Yazının devamı...