"Uğur Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Yılmaz

Bu barıştan ne çıkacak?

18 Haziran 2018

Seçim öncesi hükümetten hiç de beklemediğim bir şekilde imar barışı ismiyle bir düzenleme geldi. Ne deniyordu özetle düzenlemede, 31 Aralık 2017’ tarihinden önce yapılan kaçak yapılara “Yapı Kayıt Belgesi” verilecek. Peki bu belge ile ne olacak, sanki buraların elektriği, suyu yokmuş gibi, elektrik ve su bağlanabilecek, haklarında yıkım kararı varsa durdurulacak. Peki ne zamana kadar? Kentsel dönüşüm yapılana kadar.
İyi de kentsel dönüşümde aynı hak korunacak mı? Hayır. Oradaki imar izni ne ise o yapılacak. Örneğin, 200 metrekare taban alanlı 5 katlı bir bir inşaat yaptınız yasalara uymayan şekilde. Yapı Kayıt Belgesini de aldınız. Ama orada 125 metrekare ve 3 kat izni var. Binanız kentsel dönüşüme gitti. O halde 1000 metrekare kapalı alanlı binanız 375 metrekare olarak dönüşecek. Ama siz 1000 metrekare için Yapı Kayıt Belgesi ücreti ödemiş olacaksınız.

RİSKLİ BİNALAR...

Durum böyle olunca binanız riskli bile olsa kimse sesini çıkarmayacak. Çünkü bina yıkılırsa birileri açıkta kalacak. Hele binanız fay hatları üzerindeyse hepten durum vahim. Anlayacağınız 15 milyon olduğu iddia edilen imara uygun olmayan bağımsız alandan toplanması beklenen 40-50 milyar lira devletin kasasına gidecek ama siz bundan ne elde edeceksiniz ben anlamadım. En fazla evinize kredi çıkmıyorsa bankalar nezdinde burası yasallaşacağı için bir başkasına satma şansınız olacak. Bu da bir şey diyorsanız siz şanslısınız. Ama bina yıkılırsa altında kalan sadece molozlar olmayacak gibi.
Bu işe keşke daha kalıcı bir çözüm üretilebilse. Keşke, kentler gerçekten ihtiyaca uygun dönüşebilse, bırakın bina dönüşümünü, hatta ada dönüşümünü, mahalle bazlı dönüşümler yapılabilse. İnsanlar, 5 katlı binada otururken, dönüşümle 10 katlı yerlerde oturmak zorunda kalmasa. Parkları, sosyal donatıları, altyapısı güçlü dönüşümlere tanık olabilsek. Ve bunu 5-10 yılda yaptıktan sonra, 100-200 yıl geri dönüp bakmasak.
2009 yılında Danimarka’nın Başkenti Kopenhag Nyhavn’da bir binanın üstünde 1756 tarihini görünce çok hayıflanmıştım. Ve bu binada halen yaşayan insanlar var. Sadece Danimarka mı? Hayır Avrupa’nın pek çok yerinde durum aynı. Yüzlerce yıldır ayakta olan binalar. Hiç de öyle dönüşüm ihtiyacı hissetmiyorlar. Kurallar katı. Birileri rant elde edecek diye geçmişlerine ihanet etmiyorlar. Biz de ise 30 yıllık binalar dönüşüme gidiyor.

FAY HATLARI...

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şubesi Başkanı Engin Er, geçen ay yaptığı bir açıklamada uyarıyor: “Bursa’nın planlamalarda fay durumu, tehlike kuşağı ve sakınım bantlarının belirlenmesi gerekiyor. Buna göre yapılaşmaya gidilmelidir. İmar barışı bu iş için fırsat olmalı. İlimizdeki binaların yaklaşık yüzde 60’ı kaçak ve mühendislik hizmeti almamış binalar olduğu, merkezden aktif 3 fay hattı geçtiği ve bunun bakanlıklarca kabul edilen haritalarda yayınlandığı bir kent olan Bursa’mızın bu konudaki hassasiyeti göz önüne alınmalıdır. Aksi takdirde oluşacak bir depremde can ve mal kaybının suçluları sorumsuz davranan idareciler olacaktır. ”

Yazının devamı...

‘Göl’ün yazısı bu olmamalı

11 Haziran 2018

Uluabat Gölü içine kurulu Gölyazı Mahallesi, hem göl üzerindeki toprak parçasını, hem de o toprak parçasında yaşayanların kaderinin göl olduğunu vurgulayan çok anlamlı bir isme sahip.
Kaderini göle bağlayan insanların yaşadığı, bu dünyaca ünlü mahallenin sıkıntısı bir kaç yıldır çok büyük. Ünü ta Japonyalara kadar uzanan, dizilerin doğal set alanı olmasıyla da Türkiye’de çok insanın artık yakından bildiği Gölyazı’nın son durumu içler acısı.
Yaklaşık iki yıldır süren altyapı çalışmaları nedeniyle Gölyazıya ulaşmak neredeyse bir Çin işkencesi. Ulaştınız diyelim, her türlü zorluğu göze alarak, adanın etrafında gezmek başka bir dert.
Geçen yılın Mart Ayı’nda Gölyazı’nın bağlı olduğu Nilüfer’in Belediye Başkanı Bozbey, medyaya yansıyan ifadeleriyle isyan ediyor. Bakın 2017 Mart Ayı Belediye Meclis Toplantısı’nda ne demiş Bozbey:
“Ben Gölyazı’ya gittiğimde utanıyorum. Hafta sonları binlerce insanın ziyaret ettiği bölgede insanlar böyle mi karşılanmalı? Her yer kazılmış, yollar perişan. Gölyazılılar en az iki yıl daha bu sıkıntıları çekecek gibi görünüyor. Sazlıkların temizlenmesi konusunda ise kurul yıllardır kimseye dokundurtmadı biz de ellemedik, elletmedik. Şimdi ise fikir değişti temizlettiriyorlar. Biz Gölyazı’nın tanıtımını çok yaptık ama konuklara gereken hizmet verilmiyor. Birçok proje ürettik ama altyapı çalışmaları yüzünden hayata geçiremedik.”


ALT YAPI KURUMLARI...


Yazının devamı...

Velilerin sınavı başlıyor

4 Haziran 2018

“Mesela ben TEOG olayını istemiyorum ve bunu da artık yanlış buluyorum. TEOG’un kaldırılması lazım. Biz TEOG’la mı geldik? Ne TEOG vardı, ne bir şey vardı. Okursun, sene içinde notların bellidir, bu notlarınla beraber yürürsün. Gelirsin üniversite sırasına, orada da girersin üniversite imtihanlarına. Bir de ister istemez anneler babalar ne yapıyor? ‘TEOG sınavı, çocuğumu kursa göndereceğim.’ Bunlardan artık bizim sıyrılmamız lazım. “
Sayın Cumhurbaşkanı bunu dediği sıralarda TEOG çalışmaları da başlamıştı okullarda. Öğrenciler iki gözü iki çeşme, “ne yapacağız şimdi” diye ağlamıştı. Aradan aylar geçti yeni sistem ortaya çıktı. Belirsizlikler hala duruyor. Meslek liselerinde adrese dayalı sistemin nasıl işleyeceği belirsiz. Ama daha önemlisi, bu sınav kaldırılırken çocukların ve velilerin sınav stresinde uzaklaştırılması amacı gerçekleşti mi? Yani yeni sistem eleştirilere rağmen en azından hedeflenen amaca ulaştı mı?


YÜZDE 85’İ SINAVA GİRİYOR...

Yanıt çok net sanırım. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın ağzından öğreniyoruz bunu. Nasıl mı? Bakan Yılmaz, 1 milyon 175 bin civarında olan 8. sınıf öğrencilerinden kaçının sınav başvurusu yaptığını açıklayınca anlaşılıyor durum. Son gün mesai bitmeden ulaşılan rakam 996 bin. Ama sonradan tanınan ek süre ile bunun bir milyon olduğunu hesap edelim. Yani sadece 175 bin öğrenci sınava girmeyi tercih etmemiş. Sınavla öğrenci alacak okulların kontenjanı ise 126 bin 150. Yani her 8 öğrenciden biri “nitelikli” okula yerleşecek. “Nitelikli” olarak açıklanan 1366 okuldan 747’si Mesleki Okul ve Anadolu İmam Hatip Lisesi. 126 bin kontenjanın 48 bini buralara. İyi de bizim nitelikli olduğunu düşündüğümüz 350 bine yakın kontenjanı olan Anadolu liselerinden ise sadece 34 binlik kontenjan “nitelikli” tanımlamasına girmiş. Geriye kalanlar da Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri’nin.
Hoş sınava gireceklerin en az yüzde 10’u da zaten özel okullara kayıtlarını yaptırdı bile (Bu yıl bu rakamın çok fazla olacağını kişisel gözlemlerimle iddia edebilirim). Ama onlarda bile sınav stresi son ana kadar sürdü. Çocuklar sene başında da sene sonunda da isyanda. Erken form tutan futbolcular gibi çoğunun pili bahar başında bitti.
Artık sınav bitti (mi?) Size öyle mi geliyor? Asıl sınav şimdi veliler açısından başlıyor. Çocuğunu nereye yerleştireceğini düşünecek. İstediği lise olmaz ise belki de adresini değiştirecek. Veliler için daha pahalı ve meşakkatli bir yaz başlıyor.

Yazının devamı...

Açlık sandığımız kadar uzakta değil

29 Mayıs 2018

Cumhurbaşkanı adayları, çiftçiye 2 lira ile 3.5 lira arasında mazot vermeyi vaat ediyor (Bu vaat dolar 5 liraya dayanmadan önceydi. Vaatte revizyon şart). Birkaç haftadır ekonominin bazı temel sektörlerindeki son durumları ele aldık. Bu hafta ise hayati önemdeki tarıma bakalım.
Türkiye 15 yıldır inşaat sektörüyle büyüyor. İşi bilenler bunun yapısal sorunlar getireceğini yıllardır yazıyor. Denilen oluyor sanki. Piyasanın gerçeklerine uymayan kredilerle, inşaat sektörü canlandırılmaya çalışıyor. İyi de, ihtiyaçlar hiyerarşisinde barınmadan da önce gelen gıda üretiminde durum nereye gidiyor.
Sadece tarımsal alanlar, hayvansal üretim ve su ürünleri üzerinden bakalım konuya.

***

Türkiye, son 16 yılda (2001-2017) tarım alanlarının yüzde 8’nin kaybetmiş durumda. 2001’de çayır ve mera arazisi de dahil, toplam tarımsal alan 40 milyon 967 bin hektar iken, 2017 sonunda bu rakam 37 milyon 992 bin hektara gerilemiş durumda. Bu rakamın içindeki çayır ve mera rakamı, bana gerçekçi gelmese de hep 14 milyon 611 hektarda kalmış. Hele değişen belediye yasasıyla bu meraların da geleceği soru işareti. Yani ekilen araziler küçülmüş, hayvansal tarım için kullanılan araziler yerinde durmuş.
Peki hayvancılıkta ne olmuş, 2004’te 41 milyon toplam canlı hayvan stokumuz, 2016’da 60 milyona çıkmış. 19 milyonluk artış var ama yetmiyor. Canlı ve karkas et ithalatına gidiyoruz. Hatta onca mera ve çayıra rağmen saman ithalat ediyoruz.
Çevremiz denizlerle çevrili ama su ürünlerinde de durum parlak değil. 2004’te denizden 504 bin ton, yetiştirmeden 94 bin ton ve tatlısudan 45 bin ton ürün alırken, rakamlar sırayla 301 bin ton, 253 bin ton ve 33 bin ton olmuş durumda. Total deniz ürünü rakamı düşmüş, yetiştirme balık denizi yakalamış neredeyse.

Yazının devamı...

Kurlar yerliyi hatırlatıyor

8 Mayıs 2018

Ancak bunun bir iyi tarafı var. O da ihracatın ve turizm gelirlerinin görece olarak artması. Bir de yerlinin hatırlanması. Bunu, en çok bu iki sektörde görüyoruz. Biri turizm, diğeri otomotiv. Artık yurt dışı tatilleri yerine, yurt içini tercih eder olduk. Malum, Euro ile tura gitmek artık hayal oldu. Geçen yıl 1000 Euro’luk bir tur 3 bin 870 lira iken şimdi 5 bin lira düzeyinde. Gel de yurt dışına çık. Neyse ki, bizim ucuz bir ülke olmamız nedeniyle, gelecek turist sayısının bu yıl 40 milyonu geçmesi bekleniyor. Ama onların da dolar bazında harcaması düşüyor. Geçen yıl 681 dolar olan kişi başı harcama bakalım bu yıl kaç dolar olacak? 30 milyar doları bulabilecek miyiz göreceğiz?

OTOMOTİV...

Bir de bu işin otomotiv tarafı var elbette. Otomotivde de durum farklı değil. Geçen hafta ihracat rakamları açıklandı. Otomotiv sektörünün kırdığı rekorlar yazıldı. 12 aylık dönemde 30 milyar doları aştığımız ve Bursa’nın sektörün ihracat şampiyonu olduğu açıklandı. Evet rakamlar böyle söylüyor. Biraz da gerekçelerine bakalım ve bizim sektördeki tüketim durumumuza. Sizi rakamlara boğacağım önceden uyarayım.
Öncelikle otomotiv sektörü, tüm ihracatımızın 5’te birinden fazlasını karşılıyor. İlk dört aylık ihracatımız 53 milyar 692 milyon Dolar iken, otomotiv tek başına bunun 11 milyar 129 milyonunu karşılıyor.
Geçen yıl Ocak-Nisan döneminde otomobil ve hafif ticari araç satışı 232 bin 78 adet olmuş (Bu ve bundan sonra vereceğim rakamlar Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) ile Otomotiv Sanayii Derneği’nin (OSD) internet sitesindeki raporlardan alınmıştır). Bu yılın aynı döneminde bu rakam 229 bin 556’da kalmış. Yani 2 bin 522 adetlik bir düşüş yaşanmış. 2016’da ise bu rakam tam 253 bin 373’müş. Kan kaybını siz düşünün.

YERLİ OTO...

Tablolarda göze çarpan en önemli şey ise ithal ve yerli üretim araçlarda. İthalde ciddi düşmeler var. Özellikle orta ve orta üstü ile lüks otomobil ithalatında ciddi gerilemeler var. İthal otomobil ve hafif ticari araçtaki gerileme, 5 bin 413 adete çıkmış. İthalat 149 bin 513’ten, 144 bin 100’e inmiş. Sadece otomobilde Ocak-Mart için ithal oranı geçen yılın aynı döneminde yüzde 69’iken bu yıl yüzde 66 olmuş.

Yazının devamı...

Bu 1 Mayıs’ın anlamı

30 Nisan 2018

Dünyada ve ülkemizde hep sıkıntılı kutlanmış bir bayramdır 1 Mayıs. Dünyada tıpkı 8 Mart Dünya Kadınlar günü gibi kanla bedeli ödenmiş bir bayramdır 1 Mayıs. Ülkemizde de elbette kanla bedel ödetilen ancak artık kutlama havasına yaklaşan bir gün olabilmiştir. Ancak içi de giderek boşalmıştır. Artık 1 Mayıs, havanın da giderek güzel olmasıyla ailece hoş vakit geçirilen bir güne dönmüştür. Ancak, nasıl milli bayramları halen özel bir önem atfederek kutluyorsak, 1 Mayıs’a da bu önemi vermek gerekir sanırım. Hele hele içinden geçtiğimiz süreçte 1 Mayıs’ın daha da bir önem kazanacağı açıkça belli olurken.
Neyi mi kastediyorum? Seçim yaklaşıyor. Sayın Cumhurbaşkanı büyük bir ekonomik krizin geldiğinin farkında ve bir konuşmasında şunları söyleyebiliyor:
“Bu ülkenin olağanüstü hal ile yönetilen dönemler, bizim OHAL gibi değildi. Fabrikalar greve gider, çalışamaz hale gelirdi. Sanayicilere sesleniyorum, bir tane fabrikada grev söz konusu mu? Böyle bir şeyde biz anında müdahalemizi yapıyoruz. Ve OHAL anında bir çözüm kaynağı oluyor.”
Yani; Cumhurbaşkanı, işçilerin en büyük direnme gücü olan grevlere izin verilmediğini ve verilmeyeceğini söylüyor. Peki yasal olarak işçilerin bu hakkı varken bunun engellenmesi yaklaşan ekonomik krizde daha da büyük gerginliklere neden olmayacak mı?
Türkiye’nin sürekli büyüdüğü resmi rakamlarla anlatılıyor. İyi de bu büyümede itici güç olan çalışanlar yıllardır aynı oranda büyüyemiyor. Sıkıntılar birlikte aşılır. Sorunları çözecek, fedakarlık yapacak hep işçiler midir?
Bu anlayış bizim genlerimizde var. “Ben sana ekmek veriyorum” diyen anlayışa onay veren çalışanların olduğu toplumdan daha ileri bir görüş nasıl beklersin? Doğrusu şöyle olmalıydı: “Sen sermaye ve organizasyonu, ben de üretimi üstleniyorum Yani, birlikte bir ürün ortaya koyuyoruz. Sen bana iş imkanı tanıdığın kadar ben de senin sermayenin artmasını sağlıyorum.”
Ekonomi muhabiri olarak başladığım meslek hayatımda işçi haberleri hep daha az görülen olurdu. Yine de sendikalarla ilgilenen muhabirler vardı. Artık yok noktasında. Bu ülkede 14 milyona yakın resmi çalışan var. Bunların sadece yüzde 12’si sendikalı. İki milyon 500 bin memuru, 2 milyon 200 bin kadar çiftçiyi, 1 milyon 600 bin kadar esnafı ve onların çalışmayan eşleriyle okuyan çocuklarını da da emekçiler kadrosuna dahil ederseniz; bu ülkenin dar gelirliler ülkesi olduğunu ve beklenen krizin en çok kimleri vuracağını daha iyi anlarsınız. O nedenle, bu 1 Mayıs daha da bir önemlidir.

Yazının devamı...

Daha çok istiyoruz

23 Nisan 2018

Önceki hafta Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in rehberliğinde ilçenin önemli mahallelerindeki yatırımlarını gezme imkanı bulduk. Bozbey de gezi sırasında bu yüksek eğitimli rakamlarına vurgu yaparak, hitap ettiği kesimin farkında olduğunu kaydetmiş oldu.
Gezi sırasında önemli bir nokta dikkatimi çekti. Evet, ağırlıklı planlı bir kent Nilüfer, mahallelere parklar yapılmış ama büyük bir kent parkından yoksun.
Atatürk Kent Ormanı da elinden alınınca Belediye’nin elinde Balat’taki ormandan başka büyük yeşil alan kalmadı gibi.
Bahsettiğimiz Botanik Park, Hüdavendigar Parkı ve Kültürpark ölçeğinde bir yer ve ilçenin ortalarında planlansaydı ne güzel olurdu. Biliyorum bunu sadece ilçe belediyesinin yapması mümkün değil. Büyükşehire de iş düşüyor. Nilüferlilerin önemli bir beklentisidir böylesi bir nefes alma alanı. Bu arada Nilüfer’de 261 adet park mevcut ve bu parkları toplam alanı 827 dönüm. Bunun da 486 dönümü yeşil alan. İnanın yetmez.

TİYATRO SALONU

Başta dedik ya dörtte biri üniversite mezunu diye ilçenin. Beklenti de ona göre oluyor. Haliyle büyük bir tiyatro salonu beklentisini de ilettiğimizde Bozbey’e, Ataevler’de bir kompleks içinde 800 kişilik bir salon düşündüklerini söyledi. Ama daha da önemlisi, Uludağ Üniversitesi’ne ait olan Fethiye kültür Merkezi’ne talip olduklarını da belirti. Bu salonun kapasitesi bin kişinin üzerinde ama eski bir anlayışla yapıldığı için istenilen performans alınamıyor. Bozbey, oraya bir asma kat yapmayı ve yanlardaki görüşü engelleyen yerleri düzenlemeyi planlıyor. Tabii Üniversite’den olur alırsa.
Bakın Nilüfer Bozbey’in yönetiminde ne kadar büyümüş rakamlarla ona bakalım. 2000 yılında Bursa’nın nüfusu 2 milyon 150 bin. 2017 sonu itibarıyla 2 milyon 931 bin büyüme yüzde 36.5. Nilüfer 2000 yılında 179 bin kişi, 2017 sonunda 424 bin kişi. Büyüme yüzde 137. Söze gerek var mı? Herkes Nilüfere koşuyor. Özellikle kentsel dönüşümle bu rakam daha da yukarı çıkacak. Bozbey, Nilüfer için maksimum nüfusun bir milyonu geçmemesi gerektiğini söyledi ama bence bu rakam da çok fazla. Artık yeter! Bu hem Bursa için hem Nilüfer için obezite tehlikesidir.

Yazının devamı...

Listenin düşündürdükleri

17 Nisan 2018

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın dediği gibi 600 okul değil tam 1369 okulun ismi yer aldı bu listede (Sapmanın bu kadarına pes doğrusu). Aslında Bakan’ın Kasım ayındaki ifadelerinden bu kadar sapmasını asıl nedeni, listede Mesleki ve Teknik Liselerin de yer alması. Önce buna değinelim. Bizim sınavlara girdiğimiz yıllarda (1980’lerin ikinci yarısında) bu okullar için ayrı sınav yapılırdı. İsteyen genç, istediği bölüme başarırsa girerdi. Şimdi sınavda adı geçen okulların sadece belli bölümleri için (Anadolu Teknik) sınav olacak, Meslek Liseleri için yine adrese dayalı kayıt yapılacak. Bu da meslek lisesinde sınavsız okumak isteyen ancak yakınındaki yerde istediği bölüm olmayan öğrenci için büyük hayal kırıklığı yaratacak. Bursa’da açıklanan listede 48 okul ismi var ve bunları tam 24 tanesi teknik okul. Kontenjanları ise 1140. Bu okullar için ayrı sınav açılması daha uygun olurdu kanımca. Çünkü geçen yıl bu liselerde en yüksek taban puanı 420’yi bile bulmamıştı, o da sadece bir okulda. Ortalama 360’lar civarındaydı. Gerçek anlamda “nitelikli lise” tanımına uyan okullarda ise taban puan en yüksek Tofaş Fen Lisesi 490’ın üstünde, ortalama ise 450’ler civarında.
Hadi biraz daha derine inelim. Bursa’nın 17 ilçesinden 7’sinde “nitelikli lise” bulunamamış. Bunlar, dağ ilçeleri, İznik, Yenişehir ve Gürsu. Aslında bunlara Kestel ve Orhangazi’yi de eklemek gerek. Çünkü bu iki ilçede sadece iki teknik okulda 30’ar kontenjan var.
Durum bu kadar vahim. Bursa’nın 9 ilçesinde okuyan başarılı öğrenciler başka yerlere mecburen taşınacak.
Gelelim okul dağılımlarına. Bursa’dan 48 okul listede demiştik. Buradaki toplam kontenjan 4500. Bu 48 okuldan 24’ü Teknik Lise ve kontenjanı 1140. 8 Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin kontenjanı ise 1020 (Toplam okul kontenjanın yüzde 13’lerini imam hatipler oluştururken, nitelikli okullarda bu oran yüzde 23’e çıkmış. Hatta bu liselerin kontenjanlarını dolduramadığı da yazılmıştı). 2 sosyal bilimler lisesi için 150, Fen Lisesi sayısı 6 ve kontenjanı da 600. Anadolu Lisesi 8 ve kontenjanı da 1590.
Bursa’da 40 bin civarında 8. sınıf öğrencisi olduğunu düşününce, “nitelikli” oldukları belirtilen okulların kontenjanı yüzde 11’leri anca buluyor. Ama dikkat, halkın anladığı niteliğin Fen, Anadolu ve sınırlı miktarda İmam Hatip Lisesi olduğunu hesaba katarsak bu rakam yüzde 6’ları geçemiyor.

“İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL”

Bu meseleyle ilgili takıldığım yerlerde aydınlanmak için Eğitim-İş Bursa Şube Başkanı Özkan Rona’yla görüştüm. Bakın neler dedi:

Yazının devamı...
Uğur YILMAZ Kimdir?

.