"Uğur Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Yılmaz

29.5 milyardan Bursa’ya ne düşüyor?

4 Şubat 2019

Rakamlar açıklandı. Beklendiği gibi, 45 milyon 628 bin 673 kişi, 2018’de ülkemize gelerek tatil yaptı. Rakam gerçekten iç açıcı ama bıraktıkları para her yıl giderek düşüyor. Yani ucuz olmak, sanıldığı kadar da iyi bir şey değil.
Bakın rakamlarla anlatalım. Türkiye, turizmde en parlak yıllarını 2014 ve 2015’te yaşadı. Sırasıyla gelen turist sayısı 41.4 ve 41.6 milyon oldu. Bıraktıkları para da toplamda yine sırasıyla 34.3 ve 31. 4 milyar dolar oldu. Kişi başına ise bu rakamlar, 2014’te 828 dolar olurken, 2015’te 756 dolara geriledi. 2018’te 45 milyon 628 bin turist karşılığında ise 29. 5 milyar dolar gelir elde edildi. Yani kişi başı sadece 647 dolar. Evet, ekonomik sıkıntıda olduğumuz şu dönemde ne gelirse kârdır ama bir an önce turizm gelirlerini artırmak zorundayız. İspanya’da kişi başı harcamanın bin doları bulduğu belirtilirken, bizde bunun yüzde 60’larıyla yetinmek hiç de doğru değil.
Tekrar belirteyim, insani yeteneklerimizin ardından bizim en önemli doğal kaynağımız turizm. Buradan elde edilecek geliri 2 katına çıkarmak işten bile değil.


BURSA’NIN DURUMU...
Buraya kadar ülkenin turizm potansiyelini ve rakamlarını yorumladık. Bursa’nın durumu ise bu rakamlara göre oldukça vahim. İyi niyetli çabalara rağmen, yabancı turist sayısını 250 binlerin çok da üstüne çıkaramıyoruz. Yani 45 milyon 628 bin turistin sadece yüzde 0.6’ları kadar. Yüzde 1 bile değil. Yazık oluyor Bursa’nın doğasına, tarihine, kaplıcalarına. Hadi Körfez ülkeleri vatandaşları daha çok harcar desek bile, bu rakam en çok 250 milyon dolar yapar ki, Bursa için çok da büyük bir gelir değil. Bursa’nın artık yabancı turistten hedeflenen kazancını milyar dolarlara, gelen kişi sayısını da milyona çekmeye çalışması gerekir. Gelen turistlerin hepsi güneş ve deniz için gelmiyor elbette. İstanbul’a gelen turistleri Bursa’ya çekmenin bir yolunu bulmak şart. Tarih meraklısı alternatif spor meraklısı, kaplıca meraklısı turistlere hitap edebilmeliyiz.
Tarımda, sanayide ve turizmde Bursa’nın birbiriyle uyumlu bir kent anayasası çizmesi şart. Hadi biraz haddimizi de aşalım. Yabancı turistlerin alışveriş merkezi olarak Bursa’yı kullanmasını da sağlamalıyız. Avrupa ülkelerinde tanık olduğumuz, bizde de kısmi örnekleri olan gerçek anlamda outlet merkezi yapılabilir Bursa’ya. Daha doğrusu İzmir-İstanbul Otobanı yakınlarına. Bu bile turist sayısını etkileyecek bir unsurdur. Bursa’yı doğa, tarih alternatif imkanlar ve alışveriş açışımdan cazip kılmamız şart.

Yazının devamı...

Obez Bursa’ya geçit vermeyin

21 Ocak 2019

Geçen hafta, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı ve AK Parti’nin adayı Alinur Aktaş’ın, SİAD temsilcileriyle bir araya geldiği toplantı bunlardan biriydi. Sayın Aktaş, SİAD temsilcilerine bir süredir yazılan, anlatılan Bursa 2026 Şehir Tasavvuru çalışması hakkında bilgi verdi. Elbette Başkan Aktaş, Bursa’nın etkin gruplarına bunu anlatacak. Ancak bu grup gerçekten önemliydi. Çünkü, Bursa’da yaşanan gelişmelerin ve sorunların en önemli muhataplarıyla bir araya gelmişti Aktaş.
Kısa bir hatırlatma yapalım. Belediye personelinden, vatandaşa, muhtara ve STK’lara kadar farklı alanlarda 15 bin kişi ile yapılmış bir çalışmanın sonuçları paylaşıldı SİAD temsilcileriyle.
*
İlginç sonuçlar var. Bursalılar en büyük sorunu trafik ve ulaşım olarak görüyor. Kentin çok büyümesini istemeyen Bursalılar, AVM’ler yerine arastalar görmek istiyor. Ama aynı Bursalılar, şehrin geleceğinde sanayiyi de birinci sıraya koyuyor. Sorun da burada başlıyor. Sanayinin niteliği, yaratacağı istihdam kapasitesi Bursa’nın geleceğini şekillendirecek. Sanayiciler bile, artık yoğun iş gücüne dayanan klasik sanayi üretimlerine Bursa’da alan açılmasına karşı. Bursa’nın, başta turizm ve tarım olmak üzere çok kıymetli özelliklerinin öne çıkarılmasından yanalar.
Bursalıların bu paradoksunu çözme görevi, yöneticilere düşüyor. Evet, Bursa bir üretim kenti ve bundan vazgeçemeyiz. Ama artık daha az istihdamla, daha yüksek katma değer üreten sanayilere izin verecek, geri kalanını başka yerlere yönlendirecek cesarete ulaşmak zorundayız. Başkan Aktaş, geldiğimiz noktadan geri dönüp, 300 bin nüfuslu Bursa’yı hayal edemeyeceğimizi, planlarımızı mevcut duruma göre yapmamız gerektiğini ifade ediyor. Eyvallah. Her yıl eklenen en az 30 bin insana rağmen Bursa’yı 3 milyonlarda tutabileceksek, başarının en büyüğünü elde etmiş oluruz. İstihdamı da sanayi ağırlığından, turizm, diğer hizmet alanları ve tarıma kaydırabilirsek Bursa’dan mutlu kent olmaz. Tabi buna trafik sorunun çözülmesi ve çevre kirlenmesi sorunlarının çözümü de eklenirse.

ÇINAR GÖLGESİ

Burada Başkan Aktaş’ın “Kirlenmeyeceğiz, kirletmeyeceğiz ve kirletenlere asla izin vermeyeceğiz” sloganı devreye giriyor. Umarım kararlığını seçimi kazanması durumunda da sürdürür. Bu konuda Hamitler Çöp Toplama alanını kaldıracaklarını belirterek de ifade ediyor Aktaş. Belki de en sevdiğim cümlesi, çocuklarımıza bina gölgeleri değil çınar gölgeleri bırakmaya ilişkin olanıydı.

Yazının devamı...

Medeni bir şehirde yaşamak

14 Ocak 2019

Gün gazetecilerle ilgili olunca, yaklaşan seçimler öncesi Bursa Büyükşehir Belediyesi için iki güçlü aday, şu anki Başkan Alinur Aktaş ile Nilüfer Belediye Başkanı ve CHP’nin Büyükşehir adayı Mustafa Bozbey, birbirine yakın saatlerde basın mensuplarıyla buluştu. Davetli olduğum Bozbey’in toplantısına katılma şansım oldu.
*
Bir nebze seçim başlangıcı verileceğini düşünüyordum. Öyle başlamadı Başkan, gazetecilerin sorunlarını konuşmayı yeğledi. Bana doğru gelmediğini kendisine de söyledim. Bu sorunun üç ayağı var. İlki hukuksal altyapı. Bu zaten 10 Ocak’la 1961’de sağlanan yasal güvencelerin daha da yukarı taşınması. İkincisi, bu hukuksal yapının daha sağlam bir noktaya taşınmasıyla, gazetecilerin mesleklerine, sahip çıkması. Sonuncusu ve elbette ki en önemlisi, kamunun çıkarlarını gözetmekle görevli olan basına, toplumun özgürlükler temelinde çok büyük bir güçle destek olması.
Ama toplantıda bulunmamın asıl nedeni, Bursa şehrinin yönetimine talip olanların kafalarındakileri duymaktı.


MEDENİYET KAVRAMI
Hadi geniş alalım virajı. Medeniyet deriz hep. Arapça kökenlidir kelime ve Medine’den gelir. Kent devleti anlamı da vardır. Yunanca polis kelimesi gibidir. Yani kelimeler şehir yönetiminden yola çıkmıştır.

Yazının devamı...

Kara dair

7 Ocak 2019

“Her yerde kar var” diyordu Adamo ve Nilüfer, aşkına olan duygularını aktarırken. Karacaoğlan Elif’e olan aşkını, “İncecikten bir kar yağar tozar Elif Elif” diyerek dile getirirken, Akrep Nalan Karlar Düşer; Kerim Tekin Kar Beyazdır Ölüm diye sesleniyordu.
Beyaza verdiğimiz masumiyet ve temizlik değeri yüzünden midir bilmem, kar çoğunlukla sevilen, istenen bir şeydir bizim toplumda. Mikroplar kırılacağı için isteyen de vardır, baharda ürünlerin suya doyması için isteyen de. Ancak yollara çıkınca bitmeyen bir çiledir kar hala. Her kar yağdığında işe geç kalınır, yollar tıkanır, iş verimi düşer. Sokakta kalanlar, yoksul insanlar akla gelir bir de.
Hiç hafızamdan silinmez Andersen’in Kibritçi Kız hikayesi. Kibritçi Kız, her kibriti yaktığında, sonuna yaklaşan kısa hayatında, sevdiği, arzuladığı şeylerin hayalini görür, lapa lapa yağan kar altında. İçimi acıtır, kalbimi ezer bu yaşımda hala.
Küçük bir kızın kibrit satmak için sokaklarda olması, mendil satan çocukları aklıma getirir ve kahrederim dünyanın adaletine. Toplumun dezavantajlı bireylerinin yaşadıkları hüznümü artırır. Büyükşehir Belediyesi’nin Ürünlü’deki Erkek Barınma Evi’nde kalan 250’ye yakın evsiz düşer aklıma. O nedenle sevemem küçüklüğümden beri karı. Hem vücudumu hem kalbimi üşütür kar.
Oysa güneş öyle midir. Umuttur, herkese daha adildir. Paranız yoksa da bir gölge bulursunuz klima niyetine. Tabanların vardır, yoksa cebinde paran. Ucuzluk bile yazdadır. Uzun günlerin sohbetini, çok çekici olmasına rağmen şömine başı sohbetine yeğlerim.
Yaz şarkılarının bile ritmi başkadır. Canlandırır, yaşadığını hissedersin. Yazarken bile insanın ruhu uzaklaşıyor bedenden. Ah yaz, gelsen bir an önce.
Bir de hayvanları unutmamak gerek. Daralttığımız yaşam alanlarında, hiç olmazsa sokak hayvanlarına da biraz duyarlı olsak. Bir parça mama biraz su.

Yazının devamı...

Kas gücünü makinelere bırakırken iyiydi

31 Aralık 2018

Doğal olarak, bu konularla ilgili aydınlanmamı sizlerle paylaşıyorum; ancak en son BUSİAD Evi’nde Endüstri 4.0 Dijital Dönüşüm Platformu’nun düzenlediği yapay zeka konusundaki panel, zihnimde bu konudaki noktaları birleştirmesi açısından önemliydi.
Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Kılıç’ın yapay zekanın tarihçesine ilişkin sunumu, olayın gelişimini insanlık tarihi açısından son derece açık bir şekilde ortaya koydu. Biraz bundan bahsedelim bu hafta. Sayın Kılıç’ın anlattıklarına kendi benzetmelerimi de ekleyerek size sunma çabasında olacağım.
*
Doç. Dr. Kılıç, sunumuna, insanın kendisini doğanın üstünde görme anlayışının yerle bir olduğu, 3 aşamayı anlatarak başladı. Birinci darbeyi insanlık Kopernik’in Dünya’nın evrenin merkezinde olmadığını ortaya koymasıyla yemiş. İkincisini Darwin’in, insanın aslında diğer türlerden çok da üstün olmadığını ortaya koymasıyla. Kılıç, son darbenin de yapay zeka ile geldiğini söyledi. Diğer iki darbeye fizik kanunlarının da eklenebileceğini kaydedelim.
*
İnsanlık kendi kas gücünün yeterli olmadığı alanlarda önce hayvanları eğiterek, çeşitli aletler geliştirerek bunu aşmaya çalıştı. Sonra buhar ve elektrik sayesinde makinelerle kas gücünü katladı. Kaldırabileceği yükün, binlerce katını kaldırabilen vinçler yaptı. Yaya ya da hayvanlı ulaşım imkanlarıyla gidebileceği uzaklıkları, uzaya çıkarak hayal edilemeyecek bir noktaya taşıdı. Hepsi güzel ve bedensel imkanlarımızı artıran gelişmelerdi. Karşısında dumadık kendimizden memnuniyet duyduk. Artık sıra beyinle yapacaklarımızı da artırmaya geldi. İşte burada Doç. Dr. Kılıç’ın beyine ilişkin sunumu da aydınlatıcıydı. “Bu beyinle buraya kadar” demeye getirdi. Artık yapay zeka, bizim kas gücümüzü katlamamız gibi beyin gücümüzü katlayacak. Enerjimizin yüzde 20’sini tüketen beynimize daha fazla iş yüklememiz, enerji açısından bile çok mümkün görünmüyor. Beynimiz, duyu organlarımızdan aldığımız verilerin anlamlandırıldığı ve aksiyona dönüştüğü bir işletim merkezi gibi çalışıyor ve tekrarlayarak öğreniyoruz. Kapasite sınırlı olduğu için prototiplerle düşünüyor ve zaaflarımız da kararlarımızda etkili oluyor. Yapay zeka öyle değil. Zaafları yok. Prototiplerle değil verilerle analizler yapıp kararlar veriyor.
*

Yazının devamı...

Savulun dijitalleşme geliyor

18 Aralık 2018

Ancak işin sanayi boyutuna girince, bu konuşmalarla başa baş giden bir konu daha var; endüstri 4.0 ya da diğer bir deyişle dijitalleşme. Üretici güçlerin var olduğu yerlerdeki salonları bir dolaştığınızda her iki üç toplantıdan birinin, bu veya bununla ilgili konular olduğuna tanıklık edebilirsiniz.
Bilmeyenler için çok kısa bir özet geçelim:
İlk sanayi devrimi (1.0) buhar gücünü kullanarak mekanik üretim sistemlerinin kullanılmasıyla 18. Yüzyılda hayat buldu.
İkinci sanayi devrimi (2.0) ise elektrik gücünün yardımıyla, bant üretimin ya da seri üretimin günlük hayatımızda yer alması ve ürünlerin bollaşmasıyla 19. yüzyılda.
Üçüncü sanayi devrimi de (3.0) bilgisayar teknolojilerinin üretime girmesiyle 20. yüzyılın son çeyreğinde.
Bugün konuşulan dördüncü sanayi devrimi, endüstri 4.0 ya da dijital dönüşüm ise bir yüzyıl bile beklemedi hayatımıza girmek için. İnternetin, robot sistemlerinin ve yapay zekanın hızla ilerlemesiyle sanayi 3.0’ın üzerinden 30-40 yıl bile geçmeden yeni bir dönüşüm başladı.
Artık, makinelerin internet üzerinden birbiriyle konuşabildiği neredeyse insansız üretim yapılabilen fabrikalar hayal ediliyor.

Yazının devamı...

Kim kimi koruyor?

11 Aralık 2018

Gelişmemizin de bir göstergesi elbette bu. Ancak korunmaya muhtaç olan bir kesim daha var ve sanırım o konuda hassasiyetimiz yeterli olgunluğa henüz erişmiş değil.
İğneyi kendime batırarak ifade edeyim. Yakınımda çok değerli bir dostum bu yola girmese, ne kadar önemli bir çaba olduğunu fark edemeyecektim.
Dünyada ve ülkemizde hep kötülükler yok ya. Dünya bu güzel insanların yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor.
Koruyucu aile olmaktan bahsediyorum sevgili okurlar. Nedir koruyucu aile? Evlat edinmekten farkı ne? Önce biraz bilgi paylaşalım sonra da bir koruyucu ebeveynin deneyimlerini.
Koruyucu aile, çeşitli nedenlerle öz ailesi yanında bakımları sağlanamayan çocukların, aile ortamlarında eğitim, bakım ve yetiştirilme sorumluluğunu, kısa veya uzun süreli olarak, ücretli veya gönüllü statüde devlet denetiminde paylaşan aile ya da kişiler olarak tanımlanıyor. Koruyucu aile sisteminde, koruyucu olanlar çocuğun sorumluluğunu devlet ile paylaşıyor, çocuğun velayeti öz ailesinde kalıyor.
Evlat edinme sistemi ise, biyolojik aileleri ile yaşama şansını kaybetmiş çocuklar için. Evlat edinme hizmetinde, evlat edinen aile, çocuğun velayet hakkını alarak ona soy ismini de veriyor.
Devletin bu konuda sağladığı imkanlar da son dönemde artmış durumda. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, koruyucu ailelerde sosyal güvencesi bulunmayan ebeveynlerin sigorta primlerini karşılayarak, emekli olmasına imkan tanıyor.

Yazının devamı...

Yenilikçilik ve yaratıcılık

4 Aralık 2018

İşler iyi gitmiyor diyenleri çokça duyar olduk. Böyle zamanların bir güzel tarafı oluyor, o da çıkış yollarını konuşmak için en iyi dönemler olması. Daha önce işler iyi giderken, günlük akışa yoğunlaşan dinamikler, sıkıntıların kısa ya da uzun vadeli çıkışlarını anlatan, etkinlik ya da sözlere daha çok kulak veriyorlar. Bu da olumlu bir şey. İşte bu hafta biterken Bursa’da tam da böylesine bir etkinlik gerçekleştirilecek.
Ülkenin kalkınmasının yaratıcı fikirler üreten nesillerle, yeniliğin peşinde koşmakla sağlanacağının bilincinde olan bir avuç insan, kendilerinin dinlenmesini isteyecekler Bursa’dan.
*
Kalkınmanın, başka ülkelerde bugün hayatımızın her alanına girmiş, yaratıcılıkla şekillenmiş, yenilikçi ürünlerle olduğunun bilincinde olan bu insanlar, Bursa Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (BUSİAD) çatısı altında, gençlerin ağırlıkta olduğu BUSİAD Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu’nda buluştular. Bu Grup, bu yıl 9. Kez Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu gerçekleştirerek, ilginin bu alandan kopmamasını istiyorlar. Titizlikle çalışıyorlar. Bu hafta Cuma günü yani 7 Aralık’ta Podyum Davet’te, 9. Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu’nu gerçekleştiriyorlar. Ülkenin kalkınması için yeniliklerin peşinde koşmanın şart olduğunun bilincinde olan bu ekip, yeniliklerin de ancak yaratıcı bir ortamla olacağının farkında. Çorbaya bir parça tuz atmanın derdindeler. Bu yıl da, daha öncekiler de olduğu gibi önemli bir konuşmacı var sempozyumda; Alphan Manas. Sempozyumun bu yılki teması Girişimciliğin Geleceği. Değişen bir dünyada meslekler değişime uğrarken, girişimcilik de artık şekil değiştiriyor. Alphan Manas da “Mega Trendler ve Girişimciliğin Geleceği” başlığıyla bir sunum yapacak. Almak isteyene önemli bilgilerin havada uçuşacağı bir toplantı olacak. Meraklıları mutlaka gitmeli. Sadece Manas’la sınırlı değil sempozyum.
İkinci bölümde BUMED Business Angels Başkanı Timuçin Bilgör moderatörlüğünde, Ayşegül Topoğlu, Barış Can Üstündağ, Cenker Ural, Erçin Temel, Mehmet İmrak ve Sacit Kaya “Türkiye’nin Girişimcilik Ekosisteminden Örnekler”i masaya yatıracaklar. Katılım ücretsiz. Meraklıları bekliyorlar.
Bunlar da kışa girdiğimiz bu dönemde geleceğimiz açısından güzel gelişmeler. İşiniz yoksa Cuma saat 14.00’dan itibaren orada olun derim. Kalın sağlıcakla.

Yazının devamı...
Uğur YILMAZ Kimdir?

.