"Uğur Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Yılmaz

Bursa turizmden pay almak istiyor

15 Ekim 2018

Ayrıca Bursa’nın tarım ve turizm kenti olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak, tarımsal alanların korunması, turizm imkanlarının ise doğru pazarlanıp gelecek turiste uygun barınma ve aktivite imkanları sağlanması da gerekir.
***
Bugün, turizmi konuşalım. Bursa, dağı, denizi, dereleri, ormanları ve tarihi olan, eşine az rastlanılır bir kent. Dünya tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti. Elinde turizm açısından büyük bir potansiyel var Bursa’nın. Küçük küçük adımlar da atılıyor elbette, turizm için. Bunlardan biri de bu hafta başlayacak olan 1. Bursa Turizm Fuarı ve 3. Bursa Turizm Zirvesi olacak. Bu kez önemli bir fark var etkinlikte. 120’ye yakın yabancı seyahat acentasının temsilcisi de THY’nin sponsorluğunda Bursa’ya gelecek. Hem de öyle sadece Körfez ülkeleri değil bu kez. Körfez ülkelerinin yanı sıra, İngiltere, Rusya, Almanya, Belçika, Hollanda, Balkan Ülkeleri, Ukrayna, Yunanistan, Malta, Avusturya gibi 24 ülkeden 120’ye yakın isim Bursa’da olacak.
1. Bursa Turizm Fuarı, 18-21 Ekim 2018 tarihlerinde, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Aynı anda 3. Bursa Turizm Zirvesi de, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa İl Kültür Turizm Müdürlüğü, Bursa Turizm Tanıtma Birliği, TÜRSAB, GÜMTOB, BURO, BUSAT, BTÇH ve BURASDER derneklerinin destekleriyle, SKAL Bursa Kulübü koordinatörlüğünde gerçekleştirilecek.
***
Zirveye Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Osman Ayık, Türkiye Aşçılar Federasyonu (TAFED) Başkanı Zeki Açıköz, Turist Rehberleri Birliği (TUREB) Başkanı Zeki Apalı gibi isimler de katılarak Başkanlar Zirvesi’ni gerçekleştirecekler.
Ayrıca, fuar kapsamında ağırlığı Bursalı olmak üzere 60 firma stant açacak.

Yazının devamı...

Sadece üçkağıtçı mı suçlu?

8 Ekim 2018

Büyülü tiyatro sahnelerinde bazen hayatın o bunaltıcı zorluklarından sıyrılmak için, bazen hayatı daha iyi anlayabilmek için o büyülü koltuklara oturmaya başladık.
Bu sezon o büyülü koltuklara, Bursa Devlet Tiyatrosu’nun Orhan Kemal’in Üç Kağıtçı (Bitişik yazılıyor ama böyle uygun görülmüş) oyunuyla oturduk. Ne de iyi yapmışız. Sevgili dostumuz Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürü Arzu Tan Bayraktutan’ın davetine koşarak gittik. Gerçek anlamda koşarak. Malum Bursa trafiği artık aldı başını gitti. İşten, okuldan çıkıp üzerine biraz da bir şeyler atıştırıp oyuna yetişmek Bursa için de artık oldukça zorlu bir süreç oldu.
Oyuna 7-8 dakika kala kapıdan içeri girmeyi başardık. Tiyatroya merak salmış kızım ve eşimle koltuklarımıza oturup bekledik o büyünün başlamasını. Protokol de yerini aldı. Bakalım bu oyun ne diyecek merakıyla gözlerimiz sahnede dikkat kesildik.

TOPLUMCU GERÇEKÇİ...

Öncelikle biraz Orhan Kemal’den bahsetmek gerekli sanırım. O zaman nasıl bir oyun olacağı da anlaşılır. Orhan Kemal’i çok kıymetli bulduğumu hemen ekleyeyim. Orhan Kemal, toplumcu gerçekliğin önde gelen yazarlarındandır. Keşke günümüzde de toplumcu gerçeklik Orhan Kemal seviyesine ve cesaretine ulaşabilse. Yaşadığı toplumdan kendini ayrı tutmayan Kemal, içinde bulunduğu ortamın sıkıntılarını da eserlerine aktarmıştır. Biz O’nu Bereketli Toprak Üzerinde, Hanımın Çiftliği, Murtaza gibi eserleriyle biliriz ama onlarca roman, öykü, oyun yazmıştır.
Gelelim oyuna. Oyun Orhan Kemal’in birbirinin devamı olan Müfettişler Müfettişi ve Üçkağıtçı romanlarının birleştirilmesiyle yapılmış.
Şivesinden Ege olduğunu tahmin ettiğimiz bir kentte Kudret Yanardağ’ın halkın Ankara korkusundan faydalanıp kendini zımni olarak müfettiş olarak göstermesiyle başlıyor oyun. Aslında aleni olarak ben müfettişim demiyor, ama halk böyle giyimli ve havalı birine o makamı yakıştırıyor. Kudret de bu durumdan faydalanıp parsayı topluyor.

Yazının devamı...

Gençlerin güzelliği

18 Eylül 2018

İşte Nilüfer Belediyesi’nin organize ettiği Nilüfer Müzik Festivali Nilfest’te bir an o ışığı gördüm. Yüzüm aydınlandı, gözlerim doldu. Saf umut oldum. 8 Eylül Cumartesi akşamı protest müziğin sadece ülkemizde değil, dünyada da tanınan ismi Selda Bağcan sahneye çıktığında 80’lerin sonuna gittim bir an. Daha 15 yaşlarında canlı izleme şansını yakaladığım Selda’yı, 45 yaşında bir kez daha yakından dinlemenin heyecanıyla yüzümü ona çevirmişken, duyduklarım bakışımı Selda’dan seyircilere yöneltmeme neden oldu.
Biz 15 yaşlarındayken daha politik bir ortamdaydık ve Selda’yı biliyorduk. Ama kulaklarıma inanamadım 15-25 yaş arası binlerce genç, Selda’nın şarkılarına hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Selda’yı bırakıp onların seslerine, yüzlerine ve ellerine baktım. Çok duygulandım. Haddime değil ama Selda Bağcan adına da duygulandım. Bir sanatçı 15’lilerle 60’lıları böylesine kucaklasın. Müthiş bir andı.
Demek ki iyi yapılan, hakkı verilen işler karşılık buluyormuş. Selda, “Yaz gazeteci yaz, Neredesin Seni, Çemberimde Gül Oya, Sivas” derken neredeyse mikrofonu bırakacaktı. Seyirciler tamamına eşlik etti. Çok ama çok güzel bir ortamdı. Değerlerimizin yok olduğunu düşünürken, böyle bir umut yüreklere iyi geldi. İzmir Marşı’yla yapılan bis ise görülmeye değerdi.
Emeği geçen arkadaşlara çok teşekkürler. Festivalin eksilerini söylemeye gerek yok. Zaten kendini farklı konumlayanlar, sık sık bunu ifade ediyorlar. Farklılıklara saygı onların kitabında yok ve en ufak hata onlar için mal bulmuş mağribi hikayesi. Ama olsun, gençlik bu ülkeye güzel gelecek. Binlerce gencin olduğu bir ortamda yok denecek kadar az taşkınlığın olması az bir şey mi?
Selda’ya dem vurdum ama festivalde sahne alan yerli ve yabancı tüm sanatçılara katkıları için teşekkür de bir Bursalı olarak boynumuzun borcu. Sağ olsunlar.
Kötü giden ekonomi, sınırda patlamaya hazır bir İdlip derken, bir nefes oldu Nilfest. Balat Ormanı’nda üç günlüğüne koptu gençlik bu zorlu dünyadan. Ama Selda ve diğer sanatçılar, şarkılarıyla adaleti, güzelliği, farklılıklara saygıyı, haklıların yanında durmayı, güçsüzleri, dezavantajlıların yanında olma gerekliliğini bir kez daha hatırlattı. Daha ne olsun.
Keyfimiz bir süreliğine de olsa yerine geldi. Yorgunluğu bir süre geçmese de değerdi.

Yazının devamı...

Yediğinizin kalitesi düşmez umarım

6 Ağustos 2018

Yaşadığımız ekonomik yapıyı doğru analiz etmezsek, hem bireysel hem de ülke olarak büyük açmazların eşiğindeyiz. Öyle bir yer ki, ya ucundan dönülecek ya da çığ gibi büyüyecek sorunlarla baş başayız.
Sadece biz değil, dünya da ekonomik sorunlarla boğuşuyor ve bu sorunları gümrük duvarları, tehditler ve kaba önlemlerle daha da derinleştiren bir ortam var. Hal böyle olunca sorunları çözecek zaman kazanmak için bile sıcak para bulmanın daha zahmetli olduğu bir döneme giriyoruz. Bu da enflasyonla kendini günlük hayatımızın tüm alanlarında gösteriyor. Ekmek zamlanıyor, pazar el yakıyor, kasabın kapısına bile bakamaz hallere düşüyoruz toplum olarak.
Bu hanemizin yaşadıkları. Bir de bunun üretimdeki boyutu var ki, daha da korkutucu. Bugün özel bir alandaki duruma bakalım istedim. Yemek sanayi.
Evet, milyonlarca insan fabrikalarda, ofislerde yaşamın ihtiyaçlarını karşılarken, onların yemek ihtiyaçları da yemek sanayi tarafından, şirketlerin altı aylık anlaşmalarıyla karşılanıyor.
Örneğin yılbaşında X şirketiyle 500 kişi için günlük 9 liralık bir yemek anlaşması yaptınız. Anlaşmanızı 6. Ayda yenilemek için masaya oturdunuz. Kurumsal bir yemek şirketi olduğunu ve maliyet hesaplarını doğru yaptığını farz edelim. 9 liralık fiyatın içine, yemek yaptığınız ürünlerin maliyeti (et 40 liranın üstünde) enerji, işçilik, nakliye vs. koyup bir fiyat belirliyorsunuz ama geçen 12 ayda gıdada enflasyon yüzde 18’leri buluyor. Karşınızdaki muhatabınız ise size TEFE-ya da TÜFE’den sözleşme imzalatmak istiyor. Ama gıda TÜFE’nin en az 3 puan üstünde. Mazotu söylemiyoruz bile. Siz yüzde 3 ile 10 arasında karla çalışırken, geriye dönüp bir bakıyorsunuz borca gömülmüşsünüz. Büyük bir müşterinizle yeniden masaya oturup enflasyonu telafi edeceğim diye sevinirken, o daha uygun fiyat veren bir şirketle anlaşmaya varıp sizi sorunlarınızla baş başa bırakıyor. Böyle olunca ya batan firmalar sırasına giriyorsunuz ya da kaliteden ödün vermek zorunda kalıyorsunuz.

DEĞİŞEN ANLAŞMA TAKVİMİ...

Bu arada ciddi bir iki hatırlatma yapayım. Normalde yemek anlaşmaları 5-6 yıl öncesine kadar yıllık yapılırmış. Güvensizlik ortamı, şirketleri 6 aya döndürmüş. Hatta 3 aylık anlaşma yapmanın yollarını arıyorlar. Yemek şirketleri mercimek, nohut pirinç gibi ürünleri ithal kullanmaya, daha önce ürün depolamazken, durmayan fiyatlar karşısında yağ, salça gibi ürünleri toptan almaya başlamış bile.

Yazının devamı...

Kuzey ve Kuzeybatı’nın cazibesi

23 Temmuz 2018

 Bunu kentin hızla büyümesinden de anlayabiliyoruz. Bursa’nın büyük bir değeri olan Uludağ, kentin güneyini kapladığı için trafik ve büyüme ancak batı-doğu ve kuzey yönlerinde olabiliyor. Kentin batısı herkesin malumu. En hızlı büyüyen yönü. Ancak şimdi kuzey ve kuzeybatı yönleri de atağa kalktı.
 Adı birkaç yıl önce Yeni Yalova Yolu’ndan, İstanbul Caddesi’ne değiştirilen kentin kuzeyinde yoğun bir hareketlilik var. Yıllardır istenilen canlılığı yakalayamayan Yeni Yalova Yolu’nda harıl harıl inşaat faaliyetleri sürüyor. Tramvay hattı devam ederken, yeni adliye binasının istinaf mahkemeleri bölümü yükselmiş durumda. Hukukçular, ilk kademe mahkemelerinin bitmesinin ise plan değişikliklerinden dolayı-4-5 yılı bulabileceğini belirtiyor. Buradaki adliye binalarının tamamen bitmesiyle 10-15 bin kişiden az olmayacak bir yoğunluğun buraya kayacağı tahmin ediliyor.
 Ayrıca BTSO’nun da finansman desteğiyle devam eden, Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi bünyesindeki 200 milyon liralık Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi’nin (GUHEM) inşaatı da artık çok belirgin bir şekilde bölgenin havasını değiştirmiş durumda.
Bölgede 17 tane gökdelen için ruhsat alındığı konuşuluyor. Bazılarının inşaatı başlamış durumda. Bir de içime sinmeyen Orman Bölge Müdürlüğü’nün taşınması konusu var. Buradaki yeşil alanın Uluslararası Fuar Merkezi’ne dahil edilip fuar alanın yeniden inşası gündemde.

MUDANYA YOLU...

 Gelelim kuzeybatıya, yani Mudanya Yolu’na. Burası Balat ve Bademli’de konutlar, Geçit ve Emek’te ise iş merkezleriyle yeni bir cazibe alanı. Yolu cazip kılan unsurları arka arkaya sıralarsak, İstanbul-İzmir Otobanı Mudanya çıkışının burada olması, organize sanayi bölgeleri, şehir hastanesinin yakınlığı, Korupark, Endülüspark ve Özdilek AVM gibi büyük alışveriş merkezleri, İDO ve BUDO ile İstanbul’a deniz ulaşımının Mudanya’dan sağlanması ve yakın gelecekte hızlı tren istasyonun bölgede faaliyete geçecek olması. Arda arda yükselen binalardan buradaki czibenin hayata geçtiğini görebiliyorsunuz, ancak şu an bile özellikle hafta sonu yoğunluğunu kaldıramayan yolun, gelecekteki halini düşününce afakanlar basıyor.
 Ne diyelim. Bu cazibe merkezlerinin gelişimine öyle ya da böyle katkısı olanlar, umarım şehrin genel çıkarlarını da düşünmüşlerdir. Aksi halde Bursa yaşanır bir kent olmaktan iyiden iyiye çıkacak gibi.

Yazının devamı...

Karşıyım, ısrarlıyım

16 Temmuz 2018

Biri tüm sohbetlerin ayrılmaz parçası nitelikli iş gücü. Bunu zaman zaman gündeme getirmiştim. Diğeri ise tezat gibi görünse de Bursa’nın gelişiminin sürdürülebilir olması. Bursa’yı yeşil ve yaşanılır bir kent olarak tanıyan iş insanları, geldiğimiz noktadan kaygılı. Genç sırım gibi bir delikanlının obez olmasına tanıklık ediyorlar ve üzülüyorlar.
Buna da, son günlerde gündeme gelen Yunuseli Havaalanı’nın yapılaşmaya açılacağı, Paşa Çiftliği’ne TOKİ’nin gireceği dedikoduları ve Yalova Yolundaki Orman fidanlığının yapılaşacağı iddiaları neden oluyor.
Yunuseli konusu benim açımdan önemli o nedenle ona değinmek isterim. Yunuseli konusunda eski Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin büyük bir arzusu vardı. Yıllarca burayı tekrar hava ulaşımına açmak istedi ve başardı. Bazı dostlarım tepki gösterdi ama eminim son gelinen noktada keşke havaalanı olarak kalsaydı diyorlardır.
O süreci yakından takip ettim, yazılar yazdım. İstanbul’da meydan ücretleri çok pahalı olduğu için uçuş okulları burayı çok istiyor demiştim. Hatta bazı okulların yöneticileriyle görüşmüş ve çekincelerine rağmen açılışın onları heyecanlandırdığını yazmıştım.

GÖKMEN...

Bazı hatırlatmalar yapayım. Bursa, Türkiye’nin ilk uzay insanı Gökmen’i yetiştirmek için projeler geliştiriyor. BTSO, Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi’nin (GUHEM) inşaatına başladı hatta bitmek üzere. Yaklaşık 200 milyonluk yatırımla Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi bünyesinde faaliyete geçecek merkezin bir yerlere altyapı oluşturması gerekmiyor mu?
Uçmayı özendirecek çalışmalardan etkilenen çocuklar devamını İstanbul’da mı getirecek? Ya da göklere çıkan kişi olacak olan Gökmen sadece gökleri izleyen mi olacak? Yazık çok yazık. Oysa, İstanbul merkezli AFA (Atlantik Flight Academy) Genel Müdürü Sermed Temizkan, yine İstanbul merkezli Ayjet Uçuş Okulu Genel Müdürü Celal Cingöz ile yaptığım görüşmelerde, Bursa’da uçuş eğitimi vermeyi çok istediklerini Şubat 2017’de Yunuseli açılırken dile getirmişlerdi. Ayrıca Altepe’nin ısrarıyla Almanya’daki Aquila uçak fabrikasını satın alan Celal Gökçen de uçuş okulu açmayı planlıyordu.

Yazının devamı...

Savulun Karaoğlan geliyor!

9 Temmuz 2018

Özellikle tarım ve sanayi üretiminin artırılması, hem sanayi de hem tarımda nitelikli ürün üretilmesinin öneminden bahsedip duruyoruz. Hollanda ve İsviçre gibi toprakları bizden küçük olmasına rağmen sadece sanayi ile değil tarımla da ismini duyuran ülkelere öykünüyoruz. Onların sağladığı başarıları görüyor ama bir türlü ders çıkaramıyoruz.
Bursa’da bunun için küçük ama örnek bir adım atılıyor. BEBKA’nın finansal desteği, Orman Su İşleri Bakanlığı II. Bölge Müdürlüğü’nün planlama ve finansal desteği ve Mustafakemalpaşa Belediyesi’nin de katkılarıyla Uluabat Gölü’nün güneyinde Mustafakemalpaşa’ya bağlı Karaoğlan Mahallesi’nde bir proje hayat buluyor.
“Bursa İli Tabiat Turizmi Uygulama Eylem Planı 2016-2019” kapsamında geliştirilen projeyle, bölgenin en büyük manda popülasyonuna sahip mahallesinde bu yönde bir kalkınma öngörülüyor. Göle nazır yemyeşil doğasıyla insanı kendine çeken Karaoğlan’da bu projenin uygulanmasıyla, olumlu bir değişimin yaşanması bekleniyor.
Büyükşehir yasasıyla, mahalle deme durumunda kaldığımız Karaoğlan Köyü’nün sıcak insanlarıyla yaptığımız sohbetlerde, en büyük sorunlarının köye ulaşımı ciddi anlamda kısaltacak olan yolun yapımının bir türlü bitirilememesi olduğunu öğreniyoruz. Bu projenin yolun da yapılmasını sağlayacağı umuluyor.

MANDA EVİ...

Peki projede neler var? Orman Su İşleri Bakanlığı Bursa İl Müdür Ekrem Terzioğlu ile Planlama ve Koordinasyon Şube Müdürü Erol Hançer’in büyük katkılarıyla gerçekleştirilecek olan projede, öncelikle, bir “Manda Evi” yapımı var. Burada, manda sütünden yapılan lezzetlerin tadılacağı ve satın alınabileceği bölümler inşa edilecek. Köy halkı örgütlenecek, eğitilecek. Yaklaşık 3 bin civarında olan mandalardan elde edilen ve kıymeti çokça bilinen sütten, yoğurt, kaymak ve süt ürünlerinin üretileceği ve markalaşacağı bir sürece girilecek. Ardından bir festivalle yapılan çalışmalar Bursa’ya duyurulacak.
Böylece köyde eko-agro turizmin de temelleri atılmış olacak. Eko turizm artık bilinir oldu. Ekolojiden geliyor. Çevreci doğal anlamında kullanılıyor. Agro ise tarımsal turizmi ifade ediyor ki, bu projede tam karşılığını buluyor. Artık köye gittiğinizde manda sütü lezzetlerini tadabileceksiniz.

Yazının devamı...

Önce değerler eğitimi

2 Temmuz 2018

Yine günlük telaşlarımızın, ekmeğimizin, dertlerimizin, sevinçlerimizin ve tabi ki tatil planlarımızın peşine takıldık. Seçim sonrası geçen bir haftada bulunduğum ortamlarda (Ki bunlar sanayiciler ve iş insanları ortamıydı) hep istihdam konusu gündeme geldi. Türkiye’nin yakından tanıdığı işadamlarını, işgücünün kalitesinin çok düşük olduğundan, psikolojik olarak emekle çalışmak yerine, bir an önce köşe değilse bile bir kenarı dönüp daha rahat hayat sürme peşinde olan genç nesillerden bahseder buldum. Onlar tırnaklarıyla belli yerlere geldikleri için (Bütün işinsanları için geçerli olmasa da) emek harcamadan bir şeyler sahibi olmak isteyenleri anlayamıyorlar tabi.
Tarım ve sanayideki işgücünün düşmesini görüyorlar ve kaygılılar. Hizmet sektöründe bulunanların kaygısı da başka. Onlar da niteliksizlerin hizmet sektörünü tercih etmesinden yakınıyor. İşlerine bağlı olmayan, sebatsız, ellerinde bir meslek olmadığı halde sanki çok zenginmiş gibi yaşamak isteyen gençler onları korkutuyor.
Ne yapmak gerekli? Bu soru iş dünyası bir araya gelince en çok konuşulan konu oluveriyor. Eğitimin (Teknik bilgiler anlamında) yetersiz olduğunu sözlerine yansıtıyorlar. Önce değerler eğitimi vermek gerektiğini ise bu ifadelerle olmasa da dile getiriyorlar.
Çalışmaktan, öğrenmekten, kendisine ve ülkesine değer katan bir birey olmaktan mutlu olacak nesillere ihtiyaç olduğunu ısrarla vurguluyorlar.
“Eleman bulamıyoruz” diyorlar. “İşsizlik aslında yok” çalışmaya gönüllü ya da aranan nitelikte eleman bulamamaktan yakınıyorlar. Ücretleri de sanıldığı kadar dert etmediklerini, ülkenin gelir düzeyini artırdıkça ücretlerin de artmasının kendileri için sorun olmadığını, aslında kendilerinin değil tüketicinin patron olduğunu vurgulayarak, “Asgari ücret isterse 3 bin lira olsun. Bu parayı verecek olan tüketici. Eğer, toplumun geliri yükselirse biz zaten maliyet üzerine karımızı koyar satarız. Bizim için çok fark etmez. Mühim olan alım gücünün yükselmesi. O nedenle de üreten bir ülke olmalıyız” diyorlar.

TOPLUMSAL YAŞAM...

Duyduklarımı keşke herkes duyabilse. Gerçekten bu toplumun en üst tabakası bile sadece kendilerinin kurtuluşunun olmadığını ve toplumda birlikte yaşadıklarının bilincinde. Asıl zenginliğin insani değerler olduğu tanımlamasını da yapıyorlar. Ancak bu toplumda gelir dağılımı öylesine bozulmuş ki, İstanbul’da hem Danimarka, hem Bangladeş vatandaşları bir arada yaşayabiliyor (Gelirler açısından).

Yazının devamı...
Uğur YILMAZ Kimdir?

.