Uğur Yılmaz

Ekonomi ısınıyor

30 Ağustos 2022
Geçen haftadan devam edelim. Ağustos başında İtalyan dostlarımızı ziyaret etmiştik. Sohbetlerimizi, kültürel benzerlikler ve farklılıkların yanı sıra ekonomi ve dünyadaki siyasi iklim konuları domine etti.

Tüm dünyada olduğu gibi İtalya’da da ekonomik sıkıntı kendisini hissettirmeye başlamış durumda. Enflasyon yüzde 2’lerden 8’lere çıkmış. Avrupa’da bazı ülkeler iki haneli rakamlara çıkmış bile. Türkiye’deki durumu mazur göstermek için değil, aksine ihracat ile büyümek ve döviz bulmak üzerine kurguladığımız “Türkiye Modeli”nin Avrupa’da ayak seslerini duyduğumuz durgunlukla birlikte, çok da iyi sonuç vermeyebileceğini düşünmemiz için bir parantez açmak istedim.
*
Henüz tüketimde bir durgunluk gözle görülmüyor. İnsanlar tatile gitmeye devam ediyor. Ancak sonbahar ve kış aylarında, enerji krizinin de yaşanmasıyla önce durgunluk, ardından da zaten artan enflasyonla, bir stagflasyon ortamında kendimizi bulmamız işten bile değil.
*
Biz ne kadar hazırız peki? Enflasyon konusunda biraz şerbetliyiz galiba. Ama orada da karşımıza enflasyon oranında artmayan gelir karşımıza çıkıyor. Bu durum toplumsal dengesizlik getirirken, ekonomi çarklarının da bir süre sonra yavaşlamasına neden olacaktır. Az önce belirttiğimiz gibi önemli bir pazarımız olan AB’de de talep azalması olursa işte o zaman üretim daralır, bir süredir artan istihdam geriler ve sıkıntı katmerlenerek karşımıza çıkıverir.
Artan enflasyon ve daha da artacağı beklentisiyle yapılan harcamalar, bir süre sonra gerilemeye başlar. Gayrimenkulde giderek tırmanan fiyatların seyri ise bir süre daha böyle devam edebilir. Ama sonra...
Riskler giderek büyüyor. Hem ülkemiz, hem de dünya için. Gündem de hızla değişiyor.

Yazının Devamını Oku

Yenişehir niye Bergamo olmasın

22 Ağustos 2022
İki hafta önce İtalya’nın kuzeyinde bulundum. Daha önce turist olarak bulunduğum İtalya’da, bu kez hayatın içinde yer alma şansı buldum. İtalya’dan değişim öğrencisi olarak gelen ve 2021’de 10 ay bizimle birlikte yaşayan, İtalyan kızımız Martina Bussacchini’nin Brescia’daki ailesiyle tanışma amacıyla gerçekleşen gezimizde bazı gözlemler yapma şansı da edindim.

Birinci gözlemim kuzey İtalya’daki aile yapısının bizim Anadolu’daki yapıya çok benzediğini söyleyerek başlayayım. Dedeler, büyükanneler, dayılar, teyzeler, amcalar ve torunlar aynı masaya oturuyor haftada bir kez hiç olmazsa.
Bizde büyük şehirlerde bu iş giderek zorlaşıyor. En önemli gördüğüm ve bana anlatılan özellik ise kuzey İtalya’da insanların doğduğu yerde yaşamaya devam etmesi. Martina’nın babası Nicola, “Burada doğanlar, iş bulmak gibi bir dertleri olmadığı için burada yaşamaya devam ediyorlar. Güneyde ise ABD, Avrupa’nın başka ülkeleri ve İtalya içinde başka yerlere gidiyorlar” dedi. Yani doğduğu yerde doyduğu için oradan ayrılmıyor insanlar ve köklü bir yapı kendisini her alanda gösteriyor. Brescia, metal tesisleri olan bir kent ve ünlü Beretta’nın da merkezi. Nicola, babası hep Brescia’da doğmuş ve yaşamış. Evlerinin yakınındaki kilisenin üzerinde bile 1730 tarihini görüyorsunuz.
Yani ilk dikkatimi çeken aile ilişkisi, ikincisi göçebeliğin azlığı ve üçüncüsü de trafik. Özellikle döner kavşakta kavşağa giren araca yol verilmesi pek de alışık olmadığımız bir durum. Heyecanlı İtalyanlar trafikte saygılı. Hal böyle olunca özel dikkat kesildim ve günlerce kaldığım İtalya’da 3-4 araçta küçük ezikler gördüm. Arabalar inanılmaz bakımlıydı.
*
Asıl üzüldüğüm ve yıllardır üzerinde ara ara yazdığım konu ise havaalanı meselesi oldu.
Yıllar önce gittiğim Danimarka’nın Billund kasabasındaki havaalanı bana Yenişehir Havaalanı neden böyle olmasın dedirtmişti. Ryanair ve easy jet’in kullandığı ucuz havaalanın bir benzeri de Milan yakınlarındaki Bergamo’da. Biz de o havaalanını kullandık. Çevresindeki kentlere tren ve otobüs ağlarıyla bağlı. Hal böyle olunca bir ulaşım üssü haline gelmiş. İşte biz bunu Yenişehir’de yapabilirdik ama bir türlü başaramadık. Umalım ki hızlı trenden sonra ucuz hava yolları Yenişehir’i değerlendirsin.
Bu arada İtalya’da da enflasyon kendisini hissettirmeye başlamış. Dünyanın gidişinden onlar da kaygılı. Bir de bizi görseler...

Yazının Devamını Oku

Winter is coming

8 Ağustos 2022
WINTER is coming, Game of Thrones dizisinin ilk bölümü ve orada kullanılan bir sözdür.

Aslında çok da yabancısı değiliz, yaşı 40’ın üstünde olanlar bu söze. Çünkü yazın son günleri ve sonbaharda evlerde kışa hazırlık yapılırdı. Patates soğan çuvalla alınır, konserveler hazırlanır, turşular kurulur, köylerde meyve ve sebzeler kurutulurdu.
Tüketim toplumu ve şehirleşme bu yeteneklerimize sekte vurdu. Ama sanki işin rengi yeniden değişiyor. Dünya kritik bir eşikte. Yıllardır tırmanan ABD ile Rusya ve Çin arasındaki gerginlik artık kendisini çok sıcak olarak hissettiriyor.
*
Eskiden Rusya ve Çin’e daha uzak olan coğrafyalarda vekalet savaşları şeklinde süren gerginlikler gittikçe daha az örtülü hale geldi. ABD Başkanı Biden’ın oğlu Hunter Biden’ın Ukrayna’da söz sahibi haline geldiği de bilinen bir gerçek. Rusya’yı Ukrayna üzerinden sıkıştırma planı ve şimdi de Tayvan’da ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin provokatif eylemi. ABD, Çin’in ne kadar ileri gidebileceğini görmek istiyor. Ancak büyük riskler barındıran bu hareket 3. Dünya Savaşı’nın fitilini de ateşleyebilir.
Bölgesel savaşlarla, birbirlerine el ense çeken büyük güçler, artık doğrudan peşreve başladı bile. Kimin sırtının yere geleceğini öngörmek için erken elbette. Farklı argümanlarla tahminler yapabilir ama olan dünya halklarına olacak kuşkusuz.
*
Başta Türkiye ekonomisi olmak üzere, dünyadaki ekonomik gidiş hiç de iyi değil. Gelinen noktada ABD, dünyada yeniden süper güç olmak için bir hamle yapıyor. Ancak yaptığı hamle tarihin çarklarını geri döndürecek güçte mi? Sanmam. ABD 1990’lardan itibaren elde ettiği süper güç unvanını hoyratça kullandı.

Yazının Devamını Oku

Özgürlük ve sorumluluk

2 Ağustos 2022
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Bursa için güzel bir kazanım.

Farklı sanat yönetmenleri, farklı oyunlar sahneye koyarak 8 yıldır, Nilüferlilere çok özel duygular yaşattılar, düşünmeye sevk ettiler.
2014’ten beri 6-7 tane oyunlarını izleme şansım oldu. Her oyunlarını sevdim diyemem ama bazılarının çok iyi kotarıldığına da tanıklık ettim.
*
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu ödenekli bir tiyatro. Ödeneğin kaynağı da, belediye sınırları içinde halkın vergileri. Ödenekli de olsa tiyatronun, özgürlükçü bir anlayışla, insanların, kendilerini, toplumu ve dünyayı anlama çabalarına katkı yapması çok kıymetli. Kuşkusuz özgürlüğün sorumluluktan bağımsız olmadığını da unutmadan.
DOT’tan bildiğimiz Murat Daltaban’ın Nilüfer Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği’nde izlediğim Gençlik Tiyatrosu oyunu Punk Rock, beni, tüm bu söylediklerim açısından çok rahatsız etti.
50 yaşına merdiven dayamış birisi olarak, bir gençlik oyununa ilişkin yorum yapmaktan çok, özgürlük ve sorumluluk ilişkisini bir kez daha hatırlatmak ve ödenekli tiyatro ile özel tiyatro arasındaki farklılaşmaya da dikkat çekmek istedim.
*

Yazının Devamını Oku

Damdan düşen uyarması

25 Temmuz 2022
2020’nin Mart ayında ülkemiz COVID-19 virüsüyle tanıştı.Önce anlamadık ne olduğunu ölümler geldikçe keyfimiz kaçtı. Sonra hayatımızda ilk kez kapanmanın ne olduğunu anladık (Benim yaşlarımda ve daha büyük olanlar 12 Eylül Darbesi’nin ardından gece sokağa çıkma yasaklarını hatırlar).

Ardından işler kızıştı. Fabrikalar bile kapılarına kilit vurdu. İflaslar geldi. Ama can kayıpları durmadı.
2020 yazında biraz nefes aldık. Ama 2020 sonbaharı hastane yükü açısından kabus oldu. O dönem kabusu yaşayanlardan biriyim.
*
2020 Kasım sonunda yakalandığım COVID’den kurtulmam bir hayli zor oldu.
Hastane kapısından döndüm adeta.
Etkilerini de 3-5 ayda atamadım. Sonra aşı ile birlikte umut da doğdu elbette. Hemen aşılara koştuk.
Yaşadığım çileyi bir kez daha yaşamak istemedim. Sonra rahat bir yaz geçti 2021’de ve 17 günlük kapanma son kapanmamız oldu. Ardından virüsün etkinliğini yitirdiği düşüncesi, aşı ve hastaneye yatış oranındaki düşüş ile toplumsal bağışıklığa doğru hızla ilerlememiz umut oldu.

Yazının Devamını Oku

Yurttan sesler

11 Temmuz 2022
Malum derdimiz pahalılık.Hele bir de okuyan çocuğunuz varsa bugünler bütçe hesaplarını hepten içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Üniversite sınav sonuçları açıklanacak ve evlerde önce bir sevinç ardından da anne babalarda nasıl yapacağız bu işi düşüncesi başlayacak.
Bahsettiğim durum her 5-6 haneden birinin sorunu üstelik.
Üniversite öğrencisi uzaktan öğrenimle birlikte 8 milyonu aşkın. Örgün öğrenimde ise 4 milyona yakın.
*
Hal böyle olunca kendi şehrinde okumayanlar için durum çok da parlak değil.
Özellikle İstanbul gibi bir şehire öğrenci gönderen orta direğin vay haline. Özellikle orta direk diyorum çünkü gelir durumu çok düşük olanlara Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) yurdu çıkma ihtimali var. Ekonomik durumu yüksek olan zaten durumu o kadar da dert etmez ama orta direk bir yaşama alışmış gencin, İstanbul’da öğrenci olunca aynı hayatı sürdürmesi neredeyse imkansız.
*

Yazının Devamını Oku

Güle güle

4 Temmuz 2022
Bütün ölümler acıdır. Ölen sadece tabuttaki beden değildir. Ölen aslında yaşanmışlıklar, geçmişinizdir. Ölen aynı zamanda yaşamayacaklarınızdır. Ne güzel demiş büyük şair Orhan Veli Kanık, Kitabe-i Seng-i Mezar şiirinde, “Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı”.


Bir sanatçının ölümü de salt bir bedenin yaşamsal faaliyetlerinin durmasının çok ötesindedir. Bir sanatçı bir devri, bir duruşu, geçmişi, aşkları, özlemleri, yaşanmışlıkları, sizden bir şeyleri de temsil eder. Hele bu sanatçı, 300’ü aşan film geçmişiyle Cüneyt Arkın gibi bir dev olursa, kendinizi biraz daha eksik biraz daha yalnız ve yaşlanmış hissedersiniz.
O güzel insanların güzel atlara binip gittiğine bir kez daha kanaat getirirsiniz. Ve bir an düşünürsünüz neden böyle diye.
Gidenler toplumsal değerleri ifade ederlerdi de o yüzden dersiniz kendi kendinize. Çağı sorgulayacak değiliz. O bizim dışımızda da akıp gidiyor. Ancak, geriye doğru baktığınızda kaybedilen sanatçıların eserlerindeki toplumcu yapıyı tüm yalınlığıyla görürsünüz. Bugün öyle mi der hayıflanırsınız. Eee bu da sizi biraz daha yaş almışlar kategorisine sokar.
*
Cüneyt Arkın özelinde bakalım geçmişe şöyle bir uzanıp.
Bir dönem salon erkeği Cüneyt Arkın; bir dönem Battal Gazi, Kara Murat ve Malkoçoğlu ile tarihi karakter, Dünyayı Kurtaran Adam ile fantastik bir tipleme, Komiser Murat, Baba Kartal gibi polis ve mafya filmleri ve Öğretmen Kemal, Maden, İki Arkadaş ve Gülün Bittiği Yer gibi toplumcu filmlerle hayatımıza renk kattı Cüneyt Arkın.

Yazının Devamını Oku

Türkiye son sırada

27 Haziran 2022
Türkiye İstatistik Kurumu geçen hafta bir bülten yayınladı. Satınalma Gücü Paritesi (Hanehalkı Nihai Tüketim Harcamaları), 2021 başlıklı bülten, Türkiye’nin, 37 Avrupa ülkesi arasında en ucuz ülke olduğunu tescilledi.

Gelin bültendeki ifadelere kulak verelim: “Fiyat düzeyi endeksi, ülkelerin ulusal para birimlerinin karşılaştırmalı olarak döviz kuruna göre alım gücünün göstergesidir. Bir ülkenin fiyat düzeyi endeksi, 100’den büyük ise bu ülke karşılaştırıldığı ülke grubu ortalamasına göre “pahalı”, 100’den küçük ise bu ülke karşılaştırıldığı ülke grubu ortalamasına göre “ucuz” olarak ifade edilmektedir. Türkiye’nin 2021 yılı sonuçlarına göre tüketim mal ve hizmetlerine ilişkin fiyat düzeyi endeksi 40 oldu.

Bu değer, 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesi genelinde 100 Euro karşılığı satın alınan aynı mal ve hizmet sepetinin, Türkiye’de 40 Euro karşılığı Türk Lirası ile satın alınabileceğini gösterdi. Karşılaştırmalarda, 27 AB üyesi ülke, 3 Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkesi (İsviçre, İzlanda ve Norveç), 5 aday ülke (Türkiye, Kuzey Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk) ve 1 potansiyel aday ülke (Bosna-Hersek) kapsandı.

Ülkeler itibariyle karşılaştırıldığında 36 ülke arasında tüketim mal ve hizmetlerine ilişkin fiyat düzeyi endeksi en yüksek ülke 167 ile İsviçre, en düşük ülke ise 40 ile Türkiye oldu.”
Yani, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, 40 Euro karşılığında aldığı şeyleri, İsviçre’de alması için 4 katından fazla ödemesi gerekiyor. Bunu kabaca 4 ay fazla çalışması gerekiyor diye tanımlarsak durumun vehametini de anlarız.

İşler tüm dünyada olumsuz gidiyor ama biz biraz daha olumsuz ayrışıyoruz. Toparlanma gücüne sahip miyiz? Kesinlikle evet. Gerekenlerin yapılması için beklemek işi biraz daha zorlaştırıyor. Artık orta gelir tuzağı dedikleri yere tutunmakta da zorlanıyoruz. Hepimiz bir araya gelip çözüm üretmeliyiz. Bu ekonomik durum sadece kısa süreli bir durum olmanın ötesinde.

Bunu anlamalı ve harekete geçmeliyiz.
Stok yapan ülkeler, birbirine sopa gösterenler ve değişen ekonomik yapı içinde kendimizi hak ettiğimiz yere taşımak için hep birlikte hareket etmeliyiz.

Yazının Devamını Oku