"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök

Evet çıkarsa ne, hayır çıkarsa ne yapacağız

24 Mart 2017

Adam 92 yaşında ve Latin Amerika turnesinden döndü.

İki yıl önce bir mülakatında şöyle diyordu:

“Herkes konserlerime her an ölebilir, bu son konseri diye geliyor. İyi ama benden önce ölmeyeceğinizi nereden biliyorsunuz...”

Johnny Hallyday 73 yaşında...

Aylarca komada kaldı.

Kalktı 60 bin kişilik statları doldurup konserler yaptı.

Geçenlerde arkadaşları ile Fransa’da 3 bin kilometrelik bir motosiklet turuna çıkacaktı.

Kanser olduğunu öğrendi...

Vazgeçmiyor.



8 Nisan günü 70 yaşıma gireceğim...

Tansu’yla baş başa kutlayacağız.

Hepinize şunu söylemek istiyorum.

70 yıllık hayatım boyunca bu ülkenin çalkantılarını yaşadım...

Siyasilerini gördüm... 3 askeri darbe, 3 ara dönem yönetimi gördüm...

Gencecik insanların asılmasına tanık oldum.

Ama hayat giderek uzuyor ve buna hazır olmalıyız...

16 Nisan günü “Evet” mi çıkacak, yoksa “Hayır” mı...

Ülkemin nereye gittiği konusunda hepiniz gibi benim de derin endişelerim, korkularım var.

Söyleyeceğim şey şudur... Önümüzde bir hayat var.

Siyasiler geçici... Rejimler kalıcı değil... Böyle bir hayat var...

Kendi kendinize sorun: Bizi, bu hayatı yaşamaktan, bu saçma sapan referandumdan evet veya hayır çıkması mı vazgeçirecek...

Vazgeçmek yok... Yaşayacağız...

Bildiğimiz gibi yaşamaya devam edeceğiz...

Unutmayın bu hayatta en iyi bildiğimiz şey o...


SONUNDA BUGÜN FRIDA KAHLO'NUN EVİNDEYİM
KIZIM Gülümsün, geçen gün Meksikalı ressam Frida Kahlo görünümlü bir fotoğrafını göndermiş.

Snapchat o gün insanı ona benzeten bir uygulamasını koymuş.

Çok hoşuma gitti.

Bugün inşallah, Mexico City’de Frida Kahlo’nun evine gideceğim.

Hikâyesi, efsanesi, çılgınlığı, meydan okuyuşu olan bir kadın.

Hayatını anlatan filmi seyrettiğimden beri bu kadını merak ediyorum.

Sonunda orada olacağım inşallah...


MEKSİKA'YA GİDİYORUM DEYİNCE SİNAN ALİ NE DEDİ
BİLİYORSUNUZ Sinan Ali benim torunum...

Önceki gün evden çıkarken odasının önünden geçiyordum, “Sinan ben Meksika’ya gidiyorum” dedim...

Gayet cool biçimde, “Sanki İzmir’e gidiyorum der gibisin” dedi...

Dünyanın ne kadar küçüldüğünü anladım.

“Getirmemi istediğin bir şey var mı” deyince, gözünü playstation’dan ayırmadın “Tako getir” dedi.

Bir tür Meksika yiyeceği yani...

“Sen de git bakkaldan al der gibisin” dedim.

Sohbetimiz bu kadardı... 


KADINLAR ARTIK İNCELİTİCİ KREMDEN NİYE VAZGEÇİYOR
21 Mart 2017 günü, akşam saatlerine kadar Instagram’da 2 milyon 303 bin “Body positivism” hashtag’ı geçti.

Manası “Gövde iyimserliği...”

“Body positivism” kavramı 1997 yılında iki Amerikalı tarafından ortaya atıldı ama son 2 yıldır çok yayıldı.

Ben de son yıllarda hep “Her gün boy aynasına bakın ve kendinizi beğenmeğe çalışın” diyorum..

Bu bir tür “kendinden hoşnut olma sanatı”dır.

Dün Meksika yolunda Figaro gazetesinde bir yazı okudum. Fransa’da vücut inceltici kremlerin satışında yüzde 30 düşüş varmış.

Kadınlar bunun yerine nemlendirici ve sıkılaştırıcı kremleri tercih ediyorlarmış.

Bu arada Fransız kadınlarının yüzde 25.3’ü aşırı kiloluymuş. Yüzde 15.6’sı obez olarak niteleniyormuş.

Kadınların bundan sonraki eğilimi “kendin gibi olmak”mış.

Bu arada ilginç bir kitaptan söz edeyim. Sonia Sieff adlı bir kadın, arkadaşlarının çırılçıplak fotoğraflarını çekti ve hepsini hiç bir rötuş veya photoshop yapmadan yayınladı.

Hepsi de bunu kabul etti.

“Kırk7” adlı kitabımdan itibaren, hem erkeklere hem kadınlara bunu anlatmaya çalışıyorum.

Beden pozitivizmini yani...

Ama siyasetten bunalmış, grileşmiş kafalara bunu anlatmak mümkün değil maalesef.


ROL MODELİ KENDİMİZ OLUYORUZ
DOVE cilt bakımı ürünlerinin Pazarlama Müdürü Cecile Bernini, “2004 yılında mankenlerimiz arasında sadece 10 sıradan insan vardı. Bugün bunun sayısı 1000’e çıktı” diyor...

Ermenegildo Zegna yeni yüzü olarak Robert de Niro’yu kullanıyor...

Peki o sıradan bir insan mı diyeceksiniz...

Adını kaldırın, öyle bakın...

Her gün yolda en az 200 tanesine rastlayacağınız bir erkek tipi...

Modada da artık “Kendimizi keşfediyoruz...”

Bilinki “Biz, yani her birimiz önemliyiz...”


Yazının devamı...

Avrupa masasından kalkıp ötekine geçmek

23 Mart 2017

Türkiye, Mısır, Ürdün, Fas, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt.

* * *

Bu listeye bakarken geçen hafta, Cansu Çamlıbel’in Hürriyet Daily News’teki yazısı aklıma geldi.

* * *

Cansu Çamlıbel özetle diyordu ki:

ABD’nin Ulusal Güvenlik Konseyi’nde bazı kişiler, bir süre önce, dışişleri ve diplomaside Türkiye’nin hangi coğrafyada yer alması gerektiği konusunda bir zihin egzersizi yapmaya başladılar.

* * * 

Şimdi sıkı durun...

Bunların başında Trump’ın istifa eden güvenlik danışmanı Michael Flynn vardı.

Yani Türkiye’nin 500 bin dolar para ödeyip PR yaptırdığı kişi...

* * *

Tezleri şuydu: ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye “Avrupa masası”nda yer alıyordu.

Şimdi diyorlarmış ki:

“Son yıllarda Türkiye ile ilişkimiz, sadece Suriye ve Irak konusunda. Dolayısıyla Türkiye’yi ‘Ortadoğu masası’na almak daha pratik bir şey olacak.”

Türkiye, ABD Dışişleri’nde “Avrupa masası”na Kissinger döneminde girmişti.

Çünkü o zamanlar Türkiye ve Yunanistan ile ilişkilerini dengelemek istiyordu.

* * *

Son günlerde Türk Dışişleri’nin girişimi ile bu kararın durdurulduğu söylentileri vardı.

Ama, ABD’nin laptop’lı uçuş yasağına aldığı ülkelerin listesine bakınca kafam karıştı.

“Acaba bu karar Ortadoğu masası fikrinin ilk adımı mı...”

* * *

Osmanlı, Avrupa’ya ilk defa 1352 yılında ayak bastı.

665 yıl sonra şimdi o masadan çekiliyor muyuz yani...

 

‘KAPIDAKİ ABLALAR’ LAFINA FENA TAKTIM

ÖNCE şunu belirteyim.

Bu yazıyı sadece bir şüpheyi gidermek için yazıyorum. Çünkü bu haberi dün Odatv’de okudum.

Ne kadar doğru bilemiyorum, o nedenle çekinceyle yazıyorum, siz de öyle okuyun.

Önce gün Manisa’da bazı okullardan çocuklar toplanıp hiçbir şey söylenmeden TÜRGEV tarafından düzenlenen siyasi nitelikli bir toplantıya götürülmüşler.

Toplantıya giden çocukların bir bölümü işin siyasi boyutunu öğrenince salonu terk etmek istemiş.

Onlardan birinin söylediği şu cümle dikkatimi çekti:

“Çoğumuz çıktık fakat öğretmenlerimizin büyük tepkileri ile karşılaştık. Kapıdaki görevli ablalar bizi çıkarmak istemedi.”

Bu, “kapıdaki abla” lafını görünce antenlerim dikildi. “Eyvah” dedim tam FETÖ yurtlarındaki “ablalardan” kurtulmuştuk, şimdi TÜRGEV yurtlarında ve okullarında da mı “abla” olayı başladı?

 

TAYFUN TALİPOĞLU İLE İLGİLİ EN GÜZEL İKİ BAŞLIK

- SÖZCÜ: “Bir yol hikâyesi gözyaşı ile bitti.”

- CUMHURİYET: “Bam telimize dokunup gitti.”

 

UZMAN UYARIYOR: DİKKAT HIRSIZLIKLAR ARTABİLİR

BANA göre “Kokpit” yazarı Uğur Cebeci rahatlıkla dünyanın en iyi 10 havacılık uzmanı arasına girer. İnsanı delirtecek kadar ayrıntıcıdır.

Dün ona ABD’nin uyguladığı laptop yasağını sordum. İşte onun 5 maddelik itirazı.

* * *

- BİR: GÖSTERMELİK: “Göstermelik bir engellemeden başka bir şey değil. Bir laptop, CD sürücüsü olmak ve harddiskinin küçültülmesi kaydıyla yaklaşık 40-50 gram C4 patlayıcı alabiliyor. Ama bunlar cihazların çalışması kaydıyla harekete geçebiliyor.

* * * 

- İKİ: TAM AKSİ ETKİ: Türkiye havaalanlarında çift X-Ray sistemi var. Artı, bilgisayarlar çantadan çıkarılıp çalıştırılıyor. Bu işlemleri kargo bölümünde yapmaya kalkarsanız çok vakit alacak.

- ÜÇ: HAKSIZLIK: Böyle bir yasaktan en çok Amerika yönüne direkt uçan Türk Hava Yolları, Emirates, Katar,
Etihad gibi yolcu tatmini ve servis kalitesi yüksek havayolu şirketleri etkilenecek. Bu da giderek rekabette geri kalan Batılı havayollarına kıyak geçme anlamına geliyor.

* * * 

- DÖRT: DAHA TEHLİKELİ: Çoğunda lityum pil bulunan cihazların kargo kısmında hepsinin bir arada olması başka tehlikeler yaratacaktır.

* * * 

- BEŞ: HIRSIZLIK: Yolcuların bilgisayarlarının, tabletlerinin bavula konulup uçak altında taşınması havalimanlarında hırsızlık olaylarını da arttıracak. Bu konuda ABD havalimanlarının kötü bir şöhreti var.

PORTRE

BAYRAMPAŞA’DAN HÜRRİYET’E İKİNCİ AYŞE’NİN BAŞARI HİKÂYESİ

BİR kız düşünün...

Bayrampaşa’da doğmuş, büyümüş.

* * * 

Muhafazakâr bir annenin ve erken kaybedilmiş bir babanın evinde büyümüş.

İkiz kardeşi ile birlikte çalışıyor çabalıyor.

* * *

Sonra kardeşlerden biri Hürriyet Sosyal başladığı günlerde, orada kendine bir sayfa açıyor.

Öyle ilginç yazılar yazıyor ki, Hürriyet Web yöneticilerinin dikkatini çekiyor ve onu ana sayfa yazarları arasına alıyorlar.

Sonra CNN Türk’ün dikkatini çekiyor, onu tartışma programlarına davet ediyorlar.

*  ** 

Muhafazakâr dünyanın olağanüstü hoşgörülü yüzünü temsil ediyor. Samimi... Sıcak... Önyargılı değil... Değerlerine sahip...

Hiçbir kompleksi yok...

Önceki akşamüzeri Hürriyet Facebook canlı yayınına katıldı. Harika bir performansı vardı.

Bu sadece Hürriyet’in değil, Türkiye’nin bir başarı hikâyesi... Kendi kendine başaran bir kızın öyküsü bu...

* * * 

Ne olur önyargılarla, komplo teorileri ile yıpratmaya çalışmayın...

Bir zamanlar çok modaydı... Laik kesimin genel yayın yönetmenlerine hep şu soru sorulurdu:

“Başörtülü bir yazar alır mısınız?”

İşte cevabı... Hürriyet bugüne kadar almamıştı, ama o bir kapı buldu girdi...

* * * 

Sanıldığının aksine gelene kucağını açan bir kurumdur Hürriyet...

Böylece ikinci Ayşemiz de oldu...

 

YENİDEN KEŞİF

"Dr. Strange” filmi sayesinde Chuck Mangione’nin harika trompetini ve “Feels so Good” adlı şarkısını yıllar sonra yeniden keşfettik.

 

TUHAF BİR DERGİDE SELAHATTİN DUMAN

SELAHATTİN Duman’ın mizahını özlemişim. Bugün Türk medyasında ona en ihtiyacımız olan dönemdi ve o Bodrum’daki evinde köşesine çekilmişti. “Tuhaf” adlı yeni bir dergi çıkıyor. Onun yazar kadrosunda adını görünce çok sevindim. Bence yazacak bir yer bulamıyorsa mutlaka bir YouTube kanalı açıp oradan konuşarak günlük mizah yapmalı diye düşünüyorum.

Bu arada, benim 2011’de çıkan bir kitabımın adı “Tuhaf” ve o kitap çok tutmuştu.

Şimdi bu adla bir dergi görünce sevindim.

 

Yazının devamı...

Bunların hepsi bir haftada oldu iyi mi

22 Mart 2017

Zaten biz duymadıysak dünya duydu.

O yüzden sadece alt alta yazacağım.

Ekonomi: Dünyanın en önemli reyting şirketi Moody’s ekonomimizin görünümünü durağandan negatife indirdi.
Anlamı şu: Artık yatırım yapılacak ülke değiliz.

Ekonomi: İşsizlik oranları açıklandı. Son 10 yılın zirvesinde.
Anlamı şu: Fiilen 4 milyon işsiz insanımız var. Aileleriyle birlikte hesap ederseniz dramı görebilirsiniz.

Kırmızı çizgi: Barzani, Kerkük’e Kürt bayrağını çekti.
Anlamı şu: Dış politikada en kalın çizgilerimizden biri Kerkük’tü. Yıllardır orasının bir Kürt şehri olmadığını savunduk. Kırmızı çizgi yok oldu gitti.

Rusya: Afrin’de YPG ile üs kurdu.
Anlamı şu: Suriye’de YPG’nin varlığı uluslararası planda tescilleniyor.

Amerika: Menbiç ve Rakka konusunda anlaştı. Her ikisi de hem Menbiç’te hem Rakka operasyonunda YPG ile birlikte hareket edecek.
Anlamı şu: YPG politikamız tamamen çöktü.

Amerika: Türkiye’den gelecek uçaklarda laptop, iPad gibi cihazların yolcu yanına alınmasını yasakladı.
Anlamı şu: Türkiye’den turizm, iş toplantısı için gelecekler için caydırıcı bir sinyal.

Avrupa Birliği: Merkel giderek sertleşiyor. Almanya ve Hollanda ile kavgaya girdik, ama bütün Avrupa karşımıza dikildi.
Bulgaristan: Türkiye’nin seçimlerine müdahale ettiği iddiasıyla Büyükelçisini geri çağırdı. Ulusal güvenliğini tehdit etme gerekçesiyle Edirne Valiliği Özel Kalem Müdürü’nü sınır dışı etti.

Biz görmesek de, bize göstermeseler de ülkemizin zavallı hali budur.

Biz sille tokat “Evet” kampanyası yaparken bir hafta içinde başımıza bunlar geldi.

Peki biz ne yaptık...

Sadece şu hurafeye inandık...

Bütün dünya bir üst akıl...

Biz de altta kalmamak için abuk sabuk şeyler yapan bir alt akıl...


LAPTOP'SIZ BİR AMERİKA UÇUŞU MU
AMERİKA’nın İstanbul’dan kalkan uçaklara koyduğu laptop, iPad yasağı beni mahvetti.

Düşünün bir...

Türk Hava Yolları’nın harika internet servisinin hiçbir anlamı kalmadı.

Amerika uçuşlarında acayip çalışırdım. Laptopsuz çalışmam mümkün değil.

Spotify vs gibi streaming sistemlerinden müzik dinlemek hayal oldu.

Benim için hayati derecede önemli darbe oldu...

Bu yasak, en çok İstanbul üzerinden aktarmalı ABD uçuşu yapan Luhthansa, Air France, British Airways’in işine yarar.


MUTLULUK: OLMAZ DİYENLER, İŞTE İSPATI, DÖRT GÜNDE TAM 3.5 KİLO VERDİM
BİR arkadaşım “İnanılmayacak kadar mükemmel” dedi.

Dün 4 günde 3 kilo verilir mi diye yazmıştım.

Dün Şile’nin Kumbaba plajında hocam Can Madencioğlu’nun koçluğunda yaptığım yürüyüşten sonra ölçümlerim yapıldı.

Sonuç şu:

CUMARTESİ günü saat 11 civarında yapılan ölçümde...
Kilom: 82.9, yağ miktarım: 21 kiloydu.

SALI günü yani, 3.5 gün sonra, dün sabah yürüyüşünden sonra saat 08.00’de yapılan ölçümde...
Kilom: 79, yağ miktarım 18 kiloydu.

Demek ki mümkünmüş.

Sabah yürüyüşünde de 500 gram gittiğini düşürsek,
Bu demektir ki normal kiloma 1.5 kilo kaldı...

Bu hesapla 3.5 kilo kaybetmişim demektir.

Ancak şimdi yazacaklarıma dikkat.


UYARI: OSMAN HOCA 'AMA BİR DAKİKA' DİYOR
Verdiğim bu kilonun 1.9 kilosu ödemlerden dolayı atılan su.

Üç kilo yağ yakmışım, ama onunla birlikte 1 kilo da kas gitmiş.

Osman Müftüoğlu şunu söylüyor:

“Çok iyi kilo verdin ama şunu da bilmen lazım. Burada bir hafta daha kalsaydın artı olarak en fazla 2 kilo daha verirdin. Ancak bu programın sonunda kendini daha fit hissederdin.”


ÜZÜNTÜ: KİLO VERDİM AMA GÖBEK TAM GİTMEDİ
YENİ nesil diyeti deneyen bir insan olarak gözlemlerim.

Evet 4.5 kilo verdim ama göbeğim tam gitmedi.

Nedeni şu: Son iki aydır sporu çok ihmal ettim. Yediğime ve içtiğime dikkat etmedim. O nedenle yerleşik hale geçen göbeği indirmek vakit alacak.

Burada öğrendiğim: İnsan aç kalmadan, açlık ve tatlı hissi duymadan diyet yapabilir. O nedenle burada bir de mutfak okulları var. Her hafta cuma günü isteyen bu yemek tarzını öğrenebiliyor.


ŞİLE'Yİ YENİ KEŞFETTİM
İstanbul’a 45 dakika, bilemedin 1 saat mesafede okyanus kıyısı gibi bir belde.

Los Angeles’ın Santa Monica plajı gibi geniş bir plaj. Kışın dere de aktığı için, dere boyu yürüyüşü de yapıyorsunuz.

Tesislerin çoğu deniz kenarına yakın olduğu için orman parkurunun tek dezavantajı, İstanbul otoyolunu yürüyerek geçmek zorunda kalmanız.

Şehre çok yakın olduğu için işadamları için de çok iyi bir yer. Sabah gelip programları yapabilir, isterlerse boş zamanlarında toplantılarını da burada düzenleyebilirler. Ben 4 gün boyunca harika çalıştım.


DEVEKUŞU PARKURU
KALDIĞIM otelin bahçesinde küçük dağkeçileri, tavus kuşları ve 2 tane de devekuşu vardı.

Kumbaba plaj parkuru üzerinde ise bir devekuşu çiftliği var.

Yürürken her gün yanından geçiyorduk. İnsana çok güzel duygular veriyor.


YOLCULUK: BEKLE BENİ MEHİKO
MEXİCO yazılıyor ama İspanyollar “Mehiko” diye okuyor.



O nedenle şimdiden egzersiz yapıyorum, “Mehiko” diyorum.

Bugün siz bu yazıyı okurken ben Meksika yolunda olacağım.

Kiloları attık, artık rahatlıkla fotoğraf çektirebilirim.

Yazının devamı...

Millet ‘gerekirse silah’ diyene haddini bildirir

21 Mart 2017

Ülkücü kardeş, nedir bu hiddet, bu şiddet...

***

- Nedir bu durup dururken “Gerekirse silah kullanırız” efelenmesi...

***

- Kime çekiliyor o silah, dış düşmana mı...

Yoksa “Hayır” diyecek iç düşmana mı...

***

- Kimdir bu durup dururken denize dökülecek ahali...

Ülkenin öteki yarısı mı yani...

***

- Ne demek şimdi bu laf...

Yani sandıktan hayır çıkarsa, sen de elde silah sokağa çıkıp hayırcı avına mı başlayacaksın...

***

- Bak aslanım, bak koçum, bil ki ‘evet’e değil, gizliden gizliye ‘hayır’a çalışıyorsun.

***

- Bak ülkücü kardeşim, ben bu “Gerekirse silah kullanırız” lafını bir yerden hatırlıyorum.

O lafı son defa asker söylemişti... Söylemişti de bu millet o lafın bedelini fena ödetmişti...

***

- Şimdi de sana söylüyorum...

Böyle ele silah almak, tabanca sıkmak, sokakta adam vurmak, dövmek 12 Eylül öncesi işiydi...

Bu millet o günde eline silah alanın da hakkını helaliyle vermişti...

Böyle gidersen, sana da haddini bildirir.

SAYIN BAHÇELİ BİZ SİZİ NE İÇİN TAKDİR ETTİK

RAHMETLİ Alpaslan Türkeş 12 Eylül sonrası hepimizi şaşırtan olağanüstü bir devlet adamlığı profili sergiledi.

Hayırla anıyoruz...

Devlet Bahçeli ondan aldığı bayrağı daha da ileri götürdü.

Önce “ülkücü mafya” denilen pisliği söküp attı MHP’nin içinden.

Sonra MHP’li genci, ülkücü genci hep sokaktan uzak tuttu.

Onu da hep takdir ediyoruz.

O yüzden merak ediyorum, hep saygı duyduğum Devlet Bey, “Elimize silah alırız” diye ‘hayır’ verecek insanları tehdit eden bu yeni ülkücü zat hakkında ne düşünüyor...

AAA BARZANİ KERKÜK’E BAYRAK ÇEKMİŞ İYİ Mİ

DİYORLAR ki, “Evetçi Barzani Kerkük’e bayrak çekmiş, ne düşünüyorsun...”

Hiçbir şey düşünmüyorum.

Hiç şaşırmadım.

Beş yıldır yazıyorum.

Ahmet Davutoğlu’nun bizi içine soktuğu bu bataklık bir felakettir, bu dış politika yanlış değil, felaket üstü bir şeydir...

Ve geleceği nokta işte buydu.

Kırmızı diye çizdiğin o çizgiler kapkara bir hezimet hududu haline geliverir.

Size söylüyorum... Türkiye kendi eliyle muazzam bir Kürt coğrafyası yaratmıştır.

Peki Kerkük?

Kardeşim ‘evet’ demenin de bir bedeli olacak elbette...

Ne olmuş yani Kerkük bir Kürt vilayeti olduysa...

DİYET GÜNLÜĞÜ

DÖRT GÜNDE ÜÇ KİLO VERİLİR Mİ

PAZAR günü yazdığım diyet yazısından sonra bana en çok sorulan soru bu oldu.

Cevap vereyim.

Benim gibi akşamları içki içen biriyseniz “Evet verilir”.

Zaten ödemleri atıyorsunuz ve 2 kilosu su olarak gidiyor.

Ben bütün diyetlerimde 5 gün içinde 3-4 kilo veriyorum.

Bunu eve dönüp üç-beş gün daha devam ettirebilirsem kendimi hissettiğim kiloya iniyorum.

O da 78 kilo... Boyum da 1.81.

DÜZELTME

İÇKİ KONUSUNDA BİR YANLIŞ ANLAMA

PAZAR günkü yazımda Osman Müftüoğlu’na içki konusunu da sorduğumu yazmıştım.

O da bir kadeh viski, bir buçuk kadeh şarap demişti.

Ancak bunu normal günlerim için söyledi.

Yani buradaki diyet sırasında içki yok.

Ayrıca içki aldığım günler yemeği de çok az yemeliymişim.

DİYETTE İÇİLEN HARİKA SIVILAR

- Maydanoz, elma, salatalık suyu.

- Kırmızı biber suyu.

- Günlük mayalanmış kefir.

- Rezene.

- Yeşil çay.

- Yatmadan önce pasiflora çayı.

COĞRAFYA

ŞİLE’DE OLMANIN AVANTAJLARI

- Coğrafya harika. Bitki örtüsü çok güzel. Çok sakin.

- Biri orman, öteki sahil olmak üzere farklı çok güzel iki yürüyüş pisti var.

- Kumbaba Plajı, çok büyük ve nehirle birleşiyor. Kumda yürüyüş aynı zamanda müthiş bir meditasyon oluyor.

- İstanbul’a çok yakın ama aynı zamanda çok uzak bir yerde gibisiniz.

- Yediğiniz bütün yiyecekler çok yakın çevreden geliyor. Bu da yeni mutfak trendine çok uygun.

GÜNCE

HARİKA BİR İLK GÜN MÖNÜSÜ

- SABAH: Küçük bir omlet. İçinde sadece sebze var. Yanında salatalık ve küçük domates.

- ÖĞLE: Salata (marul, ıspanak, nane, fesleğen, turpotu), pancar çorbası, beğendi üzeri levrek kavurma.

- AKŞAM: Salata, haşlanmış sebzelerden oluşan burger görünümlü harika bir yemek. Üzerinde domates sosu.

DESTEK

BİLEĞİNİZDEKİ SAĞLIK PROGRAMI

BURAYA gelmeden önce Apple’ın Türkiye bölümündeki arkadaşlardan iWatch kullanma brifingi aldım. Çok iyi bir sağlık uygulaması var. Bana bütün ayrıntılarını öğrettiler. Günlük bir hareket planı yaptım. “Hareket”, “Egzersiz” ve “Duruş” diye üç değişkeni izliyor. Kendinize hedef koyuyorsunuz ve her dakika size hedefinizle ilgili gerçekleşmeleri veriyor.

Pazar günü üç değişkenim şöyleydi:

- Hareket: Hedef: 400 kalori. Gerçekleşme: 508 kalori.

- Egzersiz: 30 dakika. Gerçekleşme: 59 dakika

- Duruş: Hedef: 12 saat. Gerçekleşme 12 saat.

Bu arada adım ölçüm de şöyle: 9 bin 700 adım.

Günlük nabız ortalamam da 60.

Apple ekibine teşekkürler.

Tavsiyem: Apple, Samsung, Nike veya zevkinize, beğeninize, bütçenize uygun başka bir marka dijital sağlık programını izleyin.

İTİRAZ

SEN BUNLARI DERSEN BEN DE BUNU DERİM

- SEN: “Türkiye’nin bunca sorunu varken sen neyle uğraşıyorsun” dersen ben de “Kendi sağlığı ile ilgilenmeyen bir insan, ülkenin meseleleri ile de sağlıklı ilgilenemez” derim.

- SEN: “Ama senin imkânların var, yapabiliyorsun” dersen ben de “Hadi oradan yapmamak için bahane arıyorsun” derim. Çünkü insan bunları kendi evinde de, kendi imkânlarıyla da yapabilir.

- SEN: “İyi de bütün bunlardan bize ne” dersen, ben de “Tam aksine bütün bunlar seni de en az benim kadar ilgilendiriyor” derim.

NOT: “Sen” diye hitap ediyorsam, lütfen bunu sizinle samimi konuşma arzusu olarak değerlendirin. Böyle daha rahat oluyor.

Yazının devamı...

Tatlı ve pizzayla yeni nesil ilk diyetim

19 Mart 2017

***

Serdar Turgut demediğini bırakmadı.

Ey beni sevmeyenler mutlu olun... Bana nazar değdi...

***

Bir buçuk aydır spor yapmıyorum.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum yüzünden içkiyi arttırdım.

Yemeğin ucunu bıraktım.

BluTV ve Netflix yüzünden sürekli yataktayım.

Mutsuzum...

***

Sonuç: Son 10 yılın en feci halindeyim.

Şu sırada 4.5 kilo fazlam var.

Dün sabah itibariyle kendimi Osman Müftüoğlu’na emanet ettim.

ALLAHIM

DÜŞMANLARIMI MUTLU EDECEK RAKAMLAR

KİLOM ve yağ dengemle ilgili rapor gelince, dünyanın en iyimser doktoru Osman Hoca’yı bana endişeli gözlerle bakarken gördüm.

Beni şu sözlerle teselli etmeye çalıştı:

“Merak etme hallederiz...”

Aman Allahım, kesinlik ifade bir gelecek zaman kipiyle konuşup “Halledeceğiz” bile demiyor.

Yani sonunda bir “İnşallah” eki eksik...

Moralim sıfır...

Durumum şu: Normalde 78 kilo olan ben dün sabah itibariyle 82.5 kilodayım.

Bunun 22 kilosu yağ... İğrencim yani...

Bir yağ fıçısıyım.

YENİ DİYET

KİLOLARINI BAKTERİYLE MİKROPLA İNDİRECEĞİZ

FELAKETLER tek başına gelmez diye bir laf vardır.

Benimki şimdilik tek başına geldi.

Çünkü diyetisyenim elinde bir tabak tatlıyla gelip “İlk yemeğiniz bu” dedi.

Yanında bir sebze suyu ve bir de baz dengesini sağlamak üzere hap.

Hadi bakalım başlıyoruz.

İkinci iyi haber....

Bu rejimde lahmacun var... Pizza da var...

Adana kebap da var... Hatta yanında bulgur pilavı bile veriyorlar.

Peki nasıl oluyor böyle “ocakbaşı diyeti...”

Osman Müftüoğlu profesör cübbesini giyip bana ilk dersi veriyor.

“Diyetin mantığını değiştiriyoruz... Seni bakterilerle zayıflatacağız...”

BAKTERİ

HOCAM O ADANA YİYOR BENSE SU İÇSEM YARIYOR

OSMAN Müftüoğlu, “Kilo konsepti artık baştan sona değişiyor” diyor.

Anladığıma göre, eğer bağırsaklarınızdaki bakteri dengesi bozuksa...

Biz bakteri diyoruz ama yeni diyet bilimi “Probiyotikler” diyor...

Bağırsaklarımızdaki faydalı bakteriler azalırsa, zararlı bakteriler çoğalıyor.

Bu denge bozulunca, vücuda bağırsaklardan giren kalori farklı oluyor.

Kiloyu da bu yapıyor...

Yani aynı işyerinde çalışan arkadaşınız adana kebap yediğinde kilo almıyor, sizse alıyorsanız...

Bilin ki bağırsaklarınızdaki probiyotik dengesinde bir arıza var.

Öyleyse diyete ve tedaviye oradan başlayacağız.

HOCAM HEM VİSKİ HEM ŞARAP OLACAK MI

İLK gün brifinginde konu en hassas noktaya geliyor.

Hocam bu Japon viskileri beni mahvetti. 20 yıl sonra yine viskiye başladım.

“Aman dikkat...”

Klasik laf... “Bir kadehi geçme...”

Yahu bir kadeh diye bir şey var mı... Tık diye gidiyor.

Tamam ikinciye de evet.

Ama o gün egzersizi kesinlikle arttıracaksın.

Bu arada kilo almamın asıl sebebini de söylüyor.

Son 2 ayda sporu çok ihmal ettim.

Bana özel bir çözüm de şu: Bir kadeh viski, bir buçuk kadeh şarap.

Ama burada geçireceğim 4 günde içki yok.

4 GÜN BOYUNCA BANA NE YAPACAKLAR

- BİR: Asit baz dengemi kuracaklar.

- İKİ: Probiyotik dengemi kuracaklar.

Yani yediklerimden daha çok sindirdiklerimle ilgilenecekler.

DEVRİM

YENİ NESİL DİYETTE AÇ KALMAK YOK

- OSMAN Müftüoğlu “Detoksun ve diyetin mantığını tamamen değiştiriyoruz” diyor.

Yeni nesil diyetin 3 temel kuralı var:

- BİR: Kesinlikle açlık hissetmeyeceksin.

- İKİ: Kesinlikle tatlı ihtiyacı hissetmeyeceksin.

- ÜÇ: Kesinlikle sırf sıvı içerek detoks yok.

MÖNÜ

İLK gün diyete tatlı ile başladım.

Mandalina suyu, kayısı, kolojen, yoğurt ve tahinden oluşan bir tatlı.

Kalorisi 15.

- Öğle yemeğinde rulo salatalık içinde kıyılmış sebzeler ve hardal sos, çok lezzetli bir çorba ile sebze üzerinde et ızgara.

Peki çeşitli yemeklere dağıtılabilen yemeklerin kalorileri ne?

HESAP

GÜNLÜK 600 KALORİLİK OCAKBAŞI MÖNÜSÜNDE PİZZA VE ADANA NE KADAR

DİYETİSYENİM bana 600 kalorilik bir rejim hazırladı.

Bu mönüde çeşitli günlere dağıtabileceğim ocakbaşı ürünlerin kalori değerleri şöyle:

- Lahmacun: 185 kalori.

- Pizza: 135 kalori.

- Adana ve bulgur pilavı: 110 kalori.

MİKROP HERİF

TARTTILAR VÜCUDUMDA 2 KİLO BAKTERİ VARMIŞ

TABİİ tartmak kelimesi yanlış. “Ölçtüler” demem lazım.

Vücudumda 2 kilo bakteri var.

Bakteri nüfusuma gelince, bu da 100 trilyon bakteri ediyor.

Oysa yine benim vücudumdaki bütün öteki hücrelerin sayısı sadece
10 trilyon.

BAKTERİLER BİR TÜR ÇEŞNİCİBAŞI

Müftüoğlu diyor ki: “Bakteriler mi bizi besliyor, yoksa biz mi bakterileri bilmiyoruz...”

Ama bildiğimiz bir şey var...

Bir şeyler yediğimiz zaman bağırsaklarımızda bunu önce bakteriler yiyor.

İçindeki toksik maddeleri, kanserojen maddeler ve alerjik maddeleri bunlar nötralize ediyor.

Tabii bağırsaklarınızdaki bakteri sayısı yeterli değilse, bu toksik maddeler kana geçiyor ve vücuda dağılıyor.

Yani bunlar padişahın zehirlenmesini önleyen çeşnicibaşılar gibi.

BİR BİLGİ

-   BUGÜN doğan çocukların vücudundaki yağ oranı, 50 yıl önceki çocuklardan yüzde 30 daha fazlaymış.

Nedeni de anne sütünde çok toksik madde bulunmasıymış.

VÜCUDUMA GİREN 80 BİN YENİ KİMYASAL MADDE

- 1947 doğumluyum.

O yıllardan bugüne hayatımıza 80 bin yeni kimyasal madde girmiş.

Anlayacağınız vücudum, İzmir Namık Kemal Lisesi’ndeki kimya laboratuvarından çok daha zengin.

NEDEN BEN

NELER OLUYOR DA BÖYLE KİLO ALDIM

OSMAN Hoca vücudumda neler oldu da böyle 4.5 kilo aldığımı bana şöyle anlattı:

Modern hayat bizden şunları götürüyor:

- D vitamini götürüyor: Kapalı yerlerde yaşıyor, çalışıyor, hatta spor yapıyoruz ondan.

- Probiyotiklerimizi götürüyor: Yılda en az 2 kere antibiyotik alıyoruz. Zararlıları öldürürken faydalıları da öldürüyor.

- Omegayı götürüyor: Omega 3 vitamini balıklarda var. Yeterince alg yiyemedikleri için omega 3 azalıyor, omega 6 artıyor ve böylece omega dengemiz bozuluyor.

- Baz fakiri olduk: Vücudumuz asit çöplüğüne dönüştü.

TUZ ODASINDA BRİFİNG

OSMAN Hoca’yla tuz odasına girip yataklara uzanıyoruz.

Burası resmen tuz odası... Duvarları, tavanı, yerleri, zemini hepsi tuz.

Solunum sistemine yararlı geliyormuş.

Fotoğrafı da beyaz zemin üzerine pembe ışıklı odada yapıyoruz.

ÇEVRE

İLK İZLENİM: Şile’nin girişindeki Best Western Hotel’in bir katı Osman Müftüoğlu’nun “Yaşasın Hayat” misafirlerine ayrılmış.

Otelin bahçesi çok güzel. Yüzme havuzunu çok sevdim.

Cilt bakımı, SPA ve özel diyet restoranı birinci sınıf.

Şimdi izninizle ruh halime dip yaptıran bu 4 kiloyu atmak için işe başlıyorum.

Dualarınız benimle olsun...

Meksika öncesi bu 4 kiloyu vermem gerek...

Yazının devamı...

Referandumda hem iktidar hem Türkiye kazanır mı

18 Mart 2017

27 Mayıs darbesinden sonra hazırlanan yeni anayasa halkın oylamasına sunulmuş ve yüzde 61.7’si “Evet” demişti.

* * * 

- İkinci referandum 1982 Anayasası için yapıldı.

Askerlerin hazırlattığı anayasaya yüzde 91.4 “Evet” oyu çıktı.

* * * 

- Üçüncü referandum, 12 Eylül’den sonra, 1987’de yapıldı.

Özal, darbeyle uzaklaştırılan siyasilere yeniden siyasi hak verilmesini halkoyuna sundu.

Yüzde 50.16 “Evet”  dedi.

Özal kaybetti, Türkiye kazandı.

- Dördüncü referandum 1988 yılında seçimlerin bir yıl öne alınması için yapıldı.

Gereksiz bir referandumdu ve hayır çıktı.

Özal, yine kaybetti, karizması ikinci defa çizildi, Türkiye yine kazandı.

- Beşinci referandum 2010 yılında esas itibariyle yargının yapısını değiştirmek için yapıldı.

Evet kazandı, ama Türkiye kaybetti...

Yargı, darmadağın oldu, FETÖ’cüler her tarafa sızdı.

* * * 

Yani bu kısa Türkiye tarihine baktığınızda görünen gerçek şu ki, hem iktidarın hem Türkiye’nin kazandığı referandum yok gibi...

* * * 

Bakalım bu referandumda gerçekten kim kazanacak, kim kaybedecek...

 

OLAĞANÜSTÜ BİR TÜRK KADINI YOK MU

KİTABIN adını çok sevdim. “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler...”

Elena Favilli ve Francesca Cavallo yazmış. Dünyadaki olağanüstü kadınların kısa portrelerini yazmışlar.

100 kadın seçmişler...

Amerikalı var, Latin Amerikalı var, Avrupalı var, Yunan’ı, Arap’ı var, Lübnanlı, Çinli, Pakistanlı, Afrikalı var...

Ama bir tek Türk veya Kürt yok...

Oysa listeye baktım ve dedim ki...

- Listede Maya Angelou varsa Elif Şafak niye yok...

- Florence Nightingale varsa lepraya karşı mücadeleye hayatını vakfeden Türkan Saylan rahatlıkla o listede olabilir...

- Pakistanlı Malala Yusufzay varsa Güldünya da olamaz mı...

- Rosa Parks varsa Leyla Zana niye yok...

- Maria Callas’ın olduğu yerde Leyla Gencer de olmalıydı...

Bu kitabın Türkçesini yayınlayan Hep Kitap hemen bir de “Asi Türk Kızlarına Uykudan Önce Hikâyeler” kitabı hazırlatmalı.

 

MAÇTAN SONRA SİRTAKİYİ SEVDİM

TEBRİKLER Beşiktaş...

Tebrikler Şenol Hoca...

Ama en çok sana tebrikler büyük Beşiktaş taraftarı...

Keyifle izledik.

Sondaki sirtaki harikaydı...

Vodafone Arena’da harika bir Ege rüzgârı esiyordu o akşam.

Bir Yunan takımı ile bir Türk takımı oynadıysa...

Taraftar kötü propaganda yapmadan maçın keyfini çıkarırsa...

Maç büyük bir Ege bayramına dönüşüyor...

Olympiakos’a da tebrikler...

Bir Yunan takımı ile oynamak her zaman keyiflidir...

 

BİR KADIN DAHA

DÜN bir dostum hatırlattı. Manisalı Anemon Otelleri’nin sahibi İsmail Akçura’nın ürettiği “Yanık Ülke” şaraplarının başında da kendini bu işe vakfetmiş bir kadın olan Çağrı Kurucu var. Unutmuşum, ekliyorum.

 

O ADAM HOLLANDA İNEĞİNİ KESERSE ALİ AĞA NE YAPAR

ÖNCEKİ günden beri internette montaj bir fotoğraf dönüyor.

Ali Ağaoğlu şöminesinin önüne oturmuş, Van Gogh’un en ünlü tablosunu keyifle yakıyor...

Ben çok güldüm...

Ayrıca Hollanda ineğini kesmeye kalkan belediyeyi başkan yardımcısına, sırf Hollanda Milli Takımı’na ‘Portakal’ dendiği için, Finike portakalını şişleyen adama bundan daha güzel nanik yapılamazdı.

Fotoğrafı Ali Ağaoğlu’na gönderdim.

Biraz sonra aradı.

“Ne diyorsun” dedim...

“Böyle bir tabloyu yakacak kadar enayi değilim” dedi ve ekledi:

“Sanat eseri yakmanın şakası bile ağır.”

Yine de komikti...

Ben güldüm...


 

BU FOTOĞRAFTA ÇOK GÜZEL BİR ŞEYLER VAR

FERZAN Özpetek’in Tuba Büyüküstün’le çekilmiş bu fotoğrafını şundan dolayı çok sevdim:

* * *

- DOKUNUŞ: Büyüküstün’ün sol elinin Ferzan Özpetek’in yanağına dokunuşu tüy gibi... Sağ el ise omza çok belirgin bir şekilde dostça dokunuyor. Hissedilir bir özen var.

* * *

- SARILIŞ: Ferzan Özpetek’in Büyüküstün’ün bel üstünde birleşen iki eli fotoğrafın merkezi haline gelmiş. Sol el, bir kadınına sevgiyi gösterme coğrafyasının en hissedilir merkezine dokunmuş. Bir bedenin en zonalı yeri... Sağ el, onun üzerine sarılışı kilitleyen bir işlev görüyor.

* * *

- BAKIŞ: İkisinin bakışı da hesaplı. Ama bu hesap asla hesapçılığa dönüşmemiş. Aşk değil, sevgi, zorakilik değil saygı hâkim.

* * * 

-AKSESUVAR: Özpetek’in saati ve kemer tokası sınırda bir maskülenlik veriyor. Modernite ile gelenek hafifçe birbirine dokunmuş.

Tuba Büyüküstün’ün hiçbir aksesuvar takmaması insana güzel bir sürpriz yapıyor. Böylece bütün dikkat, gözlerine ve bakışına kayıyor.

 

BİR ANNEDEN GELEN EN HARİKA SABAH TELEFONU

FERZAN Özpetek anlatıyor: 

“Bir sabah çok erken saatte sete gidiyorum. Bir baktım evden arıyorlar, annemin bakıcısı.

Saat altı buçuk. ‘Anneniz size bir şey söylemek istedi’ dedi.

‘Ne oldu anne sana bir şey oldu zannettim çok korktum’ dedim.

‘Yok oğlum bu gece çok zor uyudum, aşkın hayatımızda ne kadar önemli olduğunu düşündüm, aşk hayattaki en önemli şey, onu söylemek istedim sadece.”

Sabahın köründe bir anneden daha güzel ne gelebilir ki... Ferzan işte bu güzel annesini geçen aralık ayının 21’inde kaybetti... Geride hepimizin kulağını çınlatacak bu harika cümleler kaldı...

- NOT: Bu anekdotu ve yandaki fotoğrafı Milliyet Sanat dergisinin son sayısından aldım.

 

Yazının devamı...

Hollanda'da evetçi mi hayırcı mı kazandı

17 Mart 2017

Yani, başlıktaki soru saçma gibi oldu ama bir dakika...

* * * 

Meseleye şöyle bakalım.

Irkçı parti ne istiyordu?

* * * 

- Müslümanlar Hollanda’dan yollansın.

- Hollanda Avrupa Birliği’nden çıksın.

- Türban yasaklansın.

* * * 

Peki Hollanda seçmeni buna ne dedi?

“Hayır...”

* * * 

Soruyu bir de şöyle soralım...

Hollanda halkı oylarıyla demokratik değerleri savunan partilere ne dedi?

Evet mi, hayır mı...

Bence “Evet” dedi...

* * * 

Yani halkın oyuna başvurduğunuzda ülkesini düşünen insanlar, evet mi hayır mı diyeceğine karar verirken soruya bakıyorlar.

* * * 

Bir parti, ırkçı söylemi, nefreti, bölücülüğü, kutuplaştırmayı, antidemokrat, totaliter fikirleri mi savunuyor....

Ona “Hayır” diyorlar.

* * * 

Bir parti kutuplaştırmayı değil barışmayı, nefreti değil kucaklamayı, totaliterliği değil demokratlığı, ırkçılığı değil eşitliği, düşünceyi hapse atmayı değil özgürleştirmeyi savunuyorsa...

Ona “Evet” diyorlar...

* * * 

Diyeceğim...

Bir referandumda hayır demek de evet demek de şerefli bir iştir.

* *  *

Yeter ki hangi soruya evet, hani soruya hayır diyebilecek özgürlüğe ve şuura sahip olalım...

AH ŞU ASLAN YANIM

YETER ki vicdanımızdan, kalbimizden, yüreğimizden gelecek şu küçücük soruya cevap verebilelim: Elinde güç olmayana aslanlar gibi “Cahil” diyebiliyorken, elinde güç olana da aslanlar gibi “Cahil” diyebiliyor muyuz...

Ben aslan değilim...

Daha doğrusu aslan bir yanım var da, onun hep aynı istikamete bakıp kükremesini bir türlü içime sindiremiyorum. Referandum konusunda kükreyemeyen farecik olmayı tercih etmemin nedeni de budur...

Ah ah sevgili dostum... Dertliyim... Çok dertli...

Diyecek lafım vardır da, diyeceğim tarafa diyemediğim için, hep öte yanım sızlar...

Hıncımı da sızlayan yanımdan çıkarayım desem...

O da uymuyor şu fare yüreğime...

 

 

TÜRK ŞARABI KADIN SEKTÖRÜ HALİNE GELİYOR

 

GEÇEN yılı sonunda dünyanın en önemli şarap dergilerinden Decanter’in Londra’daki şarap fuarını gezdim.

Fuarda iki büyük Türk şarap üreticisinin standları vardı. İki standa da şarapları Türk kadınları anlatıyordu.

Kavaklıdere’ninkinde, ailenin ikinci kuşağından Ali Başman’ın iki kızı oturuyordu...

Kayra grubununkileri ise şirketin şarap dalında çalışan iki kadın yöneticisi sunuyordu.

O kadar gurur verici bir tabloydu ki...

Ayrıca iki üretici de özellikle “Öküzgözü” üzümleri üzerine yoğunlaşmıştı.

Fuarı Türkiye’nin 1 numaralı şarap uzmanı ve bana göre dünyanın önde gelen yazarlarından biri olan Mehmet Yalçın’la gezdik.

Onun bilgisi sayesinde dünyanın birçok üreticisinin hikâyesini dinledim, şaraplarını tattım. Onun da, benim de inancımız şu: Türk şarapçıları giderek çok güzel şeyler yapıyor.

BU KADINLAR TÜRK ŞARABINI DÜNYAYA ANLATACAK

- Çok beğendiğim Pamukkale şaraplarının pazarlama biriminin başında Selda Tokat var...

- Doluca’nın başındaki Kutman ailesinin ikinci kuşak yöneticisi iki kardeşten biri
Sibel Kutman.

Onun Türk şarapçılığının gelişmesindeki katkısını kimse unutamaz.

- İzmir’de Urla Şarapçılık’ın yönetici kadrosunun yarıya  yakını kadın.

- Vinkara şaraplarının başında Ardıç Gürsel var...

Hepsi heyecanlı, hepsi başarılı, ihtiraslı kadınlar.

İşte o yüzden diyorum ki, bir gün gelecek...

Elbet gelecek ve bu Türk kadınları bütün dünyaya Türk şarabının ne olduğunu anlatacak...

 

 

İKİ KİŞİLİK JÜRİNİN SEÇİMİ

GEÇENLERDE Ata Demirer’le Suvla’nın Reserve Petit Verdot-Karasakız’ını denedik.

İkimizin görüşü de şu: Çok iyi şarap...

Suvla’nın Decanter’den beyaz Roussan-Mersanne ile aldığı ödülü hak ettiği bu şaraptan da anlaşılıyor.

 

SEVİLEN’İN ALDIĞI BU ÖDÜLE ÇOK SEVİNDİM

SEVİLEN’in 2011 Centum’u Berlin Şarap Yarışması’nda en büyük ödülü aldı.

Buna çok sevindim.

Çünkü Pamuk-kale’nin güney platosundan üretilen Cabarnet Franc üzümü ile yapılan bu şarap beni hiç şaşırtmadı.

O yüzden ödül alması da şaşırtmadı, ama çok sevindirdi.

Sevilen’in üçüncü kuşağından Enis Güner işini aşkla yapan bir üretici.

Ayrıca Sevilen 900 Fume Blanc’ı (2015) da bu yıl Dünya Sauvignon Yarışması’nda altın madalya aldı.

Benim beyazda tercihim “İsabey”.

 

Yazının devamı...

Biz Astana'da o masadayken Şanlıurfa'daki masada ne oldu

16 Mart 2017

Etrafında 5 ülkenin temsilcileri var.

Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İran, Türkiye ve Suriye devleti...

Yani Şam’daki Esad yönetimi...

Bana sorarsanız... 

Gerçekten Suriye’nin toprak bütünlüğünü istiyorsak...

Gerçekten orada bir Kürt bölgesinin oluşmasına engel olmak istiyorsak...

Gerçekten IŞİD’in sınırlarımızdan uzaklaştırılmasını istiyorsak...

Türkiye açısından bugüne kadar kurulan en yararlı masa bu.

Yani, toprak bütünlüğünü yeniden sağlamak isteyen bir Şam yönetimi...

Ne IŞİD’ci... Ne de Kürtçü...Ancaakkk...

Aynı saatlerde Şanlıurfa’da bir başka masa kurulmuş.

Masanın etrafında Suriyeli 50 aşiretin temsilcileri...

Gerçi masada görünen erkek sayısı bir avuç ama “50 aşireti temsil ettiklerini” söylüyorlar.

Masada aldıkları karar da şu:

“IŞİD’i ve YPG’yi bölgeden temizlemek için El Cezire ve Fırat orduları” diye iki ordu kurmuşlar.

Bir de, Suriye’nin Rakka, Haseke ve Deyrizor bölgelerinde yaşayan Kürt, Arap, Sünni ve Şii kanaat önderlerine şu çağrıyı yapıyorlar:

“Hep birlikte çabalarımızı Esed-Rus-İran ve Hizbullah ile IŞİD ve PYD işgalini bitirmek için birleştirelim.”

Güleyim mi... Ağlayayım mı...

Allah aşkına Dışişleri Bakanlığı binasında, şu yapılanın yararına inanan tek Allah’ın kulu var mı...

Varsa bileklerimi keserim.

Dış politikamız kündeye gelmiş, sırtı yere yapışmış...

Bizse hâlâ yenilen pehlivan havasındayız.


İŞSİZLİK YÜZÜNDEN EVET RÜZGÂRI TERSİNE DÖNER Mİ
TÜRKİYE’de işsizlik tavan yaptı... 4 milyon kişi işsiz.

Büyük bölümü gençler...

Şimdi bir araştırmacı çıkar “Evet rüzgârı tersine döndü. Bunda işsizliğin büyük rolü var” derse cevabım şu olur:

Kardeşim ne o, bunu rüzgârgülüyle mi ölçtün...

Evet oyu için bundan medet umanlara kötü bir haberim var.

Evet işsiz sayısı 4 milyona çıktı.

Ama bu ülkede işsizlik maaşı alan kaç kişi var biliyor musunuz?

En düşük işsizlik maaşı 710 lira...

Diyeceğim, bu ülkede işsizlik arttıkça kahvehanelerden, okey masalarından gelen evet de artabilir...

Unutma... Burası Türkiye...

Ve Allah için işin sosyal yardım tarafını AKP iyi yapıyor...


ABDULKADİR SELVİ'YE RÜZGÂRGÜLÜ MÜ DEDİM
DÜN Abdulkadir Selvi’ye şu mesajı attım:

“Sevgili Abdulkadir, bugün yazımda ‘Rüzgârgülüyle mi araştırma yapılmış’ sorusunu sormuştum.

Kastettiğim bu araştırmayı yapanlardı.

Umarım üzerine alınmamışsındır.”

Abdulkadir Selvi’nin Hürriyet’e gelmesine en çok sevinenlerdenim.

İşini iyi yapıyor ve iyi okunuyor.

O da bana çok zarif bir mesaj attı.

Sonra biraz gerilere gittim.

Geçmişte Hürriyet’e musallat olmuş, tartışmayı hakaret etmek, iftira atmak, tehdit etmek, gammazlamak olarak gören bir köşe vardı.

Ama o zihniyet aramızdan ayrıldı.

Artık tartışmalarımız dostluğa, saygıya, arkadaşlığa ve düşünce hürriyetine hiç zarar vermeyecek bir çizgide yapılıyor.

Aynısını giderek trolleşen iktidar yanlısı medyaya da tavsiye ederim.

Hayat çok kısa ve bu kadar kırıcı, acımasız olmaya hiç değmez.


ARKADAŞ REFERANDUMU YAZMIYORSAM BİL Kİ ŞU SAHNE YÜZÜNDENDİR
CANIM ne zaman sıkılsa Yılmaz Erdoğan’ın o harika filmi “Organize İşler”i bir kere daha seyrederim.

Masum olmayan işlerin tiye alındığı bu film, nedense bana masumiyeti hatırlatır hep.

En çok da geçen yıl kaybettiğimiz Erdal Tosun’un filmdeki o cümlesinin geçtiği sahneyi severim.



Süpermen sorar:

“Üzeyir Abi neden hiç konuşmuyorsun.”

Filmin Üzeyir Abisi Erdal Tosun cevap verir:

“Bir zamanlar çok konuştum, hiç faydasını görmedim. Sustum...”

Şu yaşadıklarımızı, şu konuşmaları, şu kavgaları görünce bu sahne gözümde en büyük hayat bilgisi dersi haline dönüşüyor.

Arkadaşlar, bilin ki eğer şu referandum konusunda ağzımı açıp tek kelime söylemiyorsam nedeni işte budur:

Bir zamanlar çok konuştum, faydasını görmedim. Sustum...

Yani başka bir şey sanmayın, onu demek istiyorum.


DEVELİ'NİN MASASINDA GÖRDÜĞÜM EN GÜZEL MÖNÜ
ÖNCEKİ akşam Develi’nin Nişantaşı’ndaki restoranındaydım.

Türkiye’nin geleneksel yemek mekânları güzel bir dönüşümden geçiyor.

Buraları artık bildiğimiz kebapçı dükkânları değil.

Çok keyifli bir yemek yedik. Ama masada keyfimi daha da arttıran bir şey vardı.

Mönü kartlarının yanına bir de küçük kart koymuşlar.

Üzerinde çok şirin bir kedi ve köpek var.

Kartın bir tarafı Türkçe, öteki tarafı İngilizce yazılmış.

“Biz paylaşıyoruz” diye başlıyor.

“Lütfen tabağınızın içine kürdan atmayın” diye devam ediyor.

Develi’nin bütün restoranlarında artan yemekler hayvan barınaklarına gönderiliyormuş. Hayvanların boğazına takılmasın diye bu uyarıyı yapıyorlar.

İşte benim yalnız ve güzel ülkem...


İHANETİ NİYE BU KADAR SEVDİK
ÇEVREMDEN, oradan buradan gelen yorumlara bakıyorum.

Sezen Aksu’nun son CD’sinden en çok konuştuğumuz şarkı “İhanetten Geri Kalan” olmuş.

Niye acaba?

Çok ihanet ettiğimiz için mi...

Çok ihanete uğradığımız için mi... Yoksa biz ihanetin ihtimalinden çok korkuyoruz da ondan mı... Bence şarkının ilk cümlesi her şeyi anlatıyor:

“Duydum ki el koynunda ne çok çabuk çözülmüşsün...”

Jack Nicholson sevgilisi tarafından terk edildiğinde çok acı çekmiş ve şunu söylemişti:

“Dayanamadığım şey, beni terk etmesi değil, başka bir erkeğe gitmesiydi...”

İlginç bir hayat bilgisi dersi...


RAFET VE HÜLYA
BU haftanın başından beri banko şarkım, Rafet El Roman’ın, Hülya Avşar’la birlikte söylediği “Sen Olmasan” adlı parçası...

Dönüp dolaşıp dinliyorum. Bugünlerde halim tam budur arkadaşlar...

Şarkı yıkılıyor...



<iframe src='http://www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=40396334&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allowfullscreen></iframe>



Yazının devamı...