"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök

27 dakikalık ihmal 62 ölüme mal oldu

12 Ocak 2017

Katar’daki üslerinden kalkan Amerikan uçakları, IŞİD mevzileri yerine yanlışlıkla Esad’a bağlı birliklerin bulunduğu yeri vurmuştu.

ABD Savunma Bakanı bu olayı 18 Eylül günü doğrulamıştı....

Doğrularken de, “Ruslar uyarır uyarmaz durdurduk” demişti.

İşte bu olayın perde arkası önceki gün belli oldu...

Ve bütün dünya 27 dakikalık bir ihmalin “IŞİD’e karşı dost birliklerde” 27 askerin ölümüne yol açtığını öğrendi.

Yaşadığımız bölgede, her an bizim birliklerimizin ve uçaklarımızın başına neler gelebileceğini bütün açıklığı ile anlatan bu olayı, askerlerin de okumasını çok isterim.

AMERİKALI PİLOT GÜNEYE, RUS KUZEYE DÖNÜNCE NE OLDU

Önce çok çarpıcı bir bilgi vereyim...

Herhangi bir günde, sınırımızın dibindeki Rakka semalarında insanlı ve insansız kaç uçak dolaşıyor biliyor musunuz?

50 ile 75 arasında...

Musul üzerinde dolaşan uçak sayısı ise 150’yi buluyor.

Bu hengâme içinde kamuoyuna ulaşmayan çok sayıda tehlike de atlatılıyor.

Mesela geçen sonbaharda bizim sınırımızın biraz ilerisinde uçan bir Amerikan jeti, bir Rus uçağından sinyal alıyor.

Hemen uluslararası açık bir kanaldan uyarı sinyali gönderiyor. Ancak Rus pilotlar cevap vermiyor.

Bunun üzerine Amerikan uçağı güney istikametine dönüyor. Aynı anda Rus uçağı da kuzeye doğru dönünce Amerikan bir süre Rus SU-35’inin yaydığı türbülans dalgalarına gidiyor.

Bu da hassas bazı elektronik araçları etkiliyor.

RUS YARBAY KATAR’DAKİ YARBAYI ARIYOR ANCAK

Ancak 62 Suriye rejim askerinin ölümüne yol açan olayın perde arkasında çok daha vahim bir insani hata var...

Suriye’deki koalisyon kuvvetleri arasında sık sık bu tür olaylar meydana geldiği için 2015 yılında ABD ve Rus genelkurmayları arasında bir anlaşma imzalandı.

Buna göre Suriye’deki Rus üssünden bir yarbay ile Katar’daki ABD üssünden bir yarbay karşılıklı olarak görevlendirildi ve aralarında bir kırmızı hat oluşturuldu.

Olay günü Amerikan uçakları bombardımana başlayınca, Rus yarbay Katar’daki üssü aradı.

Ancak görevli yarbay o gün üs dışında olduğu için ulaşamadı.

Bunun üzerine üste tanıdığı bir başka yarbay ile temas kurmak istedi.

Ne var ki o da müsait değildi.

Böylece 27 dakika kaybedildi ve o arada Amerikan uçakları yanlış hedefi vurmaya devam etti. Suriye bugün işte böyle kim kime dum duma bir yer haline geldi.

Allah bizim El Bab’daki ve Başika’daki birliklerimizi bu tür yanlışlıklardan korusun...

RUS PİLOTLAR SADECE KADIN KULE GÖREVLİSİ OLUNCA MI KONUŞUYOR

ABD ve Rus uçakları arasında “Üçler Kuralı” diye bir anlaşma var.

Bunu göre iki ülkenin uçakları, yatay mesafede 3 deniz milinden, dikey mesafede ise 3 bin feet’ten fazla birbirlerine yaklaşamıyorlar.

Ancak ortada bir sorun var.

Rus pilotlar genellikle yapılan çağrılara cevap vermiyor.

Bir iddiaya göre de kulede sadece kadın görevli konuşursa cevaplıyorlar. Geçen eylül ayı başında Amerikan üssü kulesinde bir kadın hava trafik kontrolörü Rus uçağının pilotunu “Tehlikeli ölçüde yaklaştınız” diye uyarınca, Rus pilot ağır bir Rus aksanı ile şunu söylemiş:

“Günaydın bayan. Ne güzel sesiniz var...”

NOT: Bu yazılardaki bilgileri önceki günkü Wall Street Journal gazetesinden aktarıyorum.

UÇAĞA BİNERKEN 136 TL SERGİYE GİRERKEN 140 TL

GEÇEN yılın en merak ettiğim kültür olaylarından biri Londra’da Saatchi Gallery’de açılan Rolling Stones sergisiydi.

Londra’dakine gidemedim. Sergi geçen yılın sonunda New York’ta açıldı ve bu yıl mart başına kadar da açık kalacak.

Önceki gün gittim ama giremedim. Çünkü önceden randevulu bilet almak gerekiyormuş.

Bugünlük sadece kapısında fotoğraf çektirdim.

Artık alışveriş yaparken Türk parasına çeviriyorum ve psikolojik olarak da maddi olarak işim zorlaştı.

Giriş bileti 37 dolar.

Sabah uçağa binerken dolar 3.70’ti. İndiğimde 3.80’e çıkmıştı. Yani bileti İstanbul’da alsaydım 136 TL ödeyecektim. Önceki gün girseydim 140 TL ödeyecektim.

Bu yazıyı bir gün önceden yazdım.

Yarın sergiyi hangi kur üzerinden gezdiğimi yazarım.

BU YIL DÜNYANIN EN BÜYÜK RİSKLERİNDEN BİRİ TÜRKİYE Mİ

TIME dergisine bakarsanız evet... Hem de riski nasıl tarif ediyor biliyor musunuz?

“Türkiye’nin devam eden çöküşü...”

Demek ki geçen yıla kadar “kriz” olarak görünen durumumuz, “çökme” derecesine indirilmiş.

Öteki risklerin bazıları da şunlar:

- Ne olacağı belli olmayan ABD.

- Avrupa’da güç boşluğu...

- Merkez bankalarının siyasallaşması.

- Ekonomik gelişmenin durması.

- Teknolojik gelişmelerin Ortadoğu’yu paramparça etmesi.

YENİ MUHAFAZAKÂR ZENGİNE ŞIMARIK ÇOCUK TAVSİYESİ

- Güney Kore’nin en büyük şirketlerinden biri olan Hanwha’nın yönetim kurulu başkanının oğlu Seul’de bir bar çalışanına saldırdığı için tutuklandı.

***

- Erkek kardeşi 2007’de bir araba kazası yapıp kaçtığı için gözaltına alınmış ama kurtarılmıştı.

***

- Güney Kore Hava Yolları’nın yönetim kurulu başkanının kızı iki yıl önce New York’tan kalkan uçağı geri döndürmeye kalkmıştı.

Sebep, babasının şirketinde kendisine servis edilen fındık fıstığın sıcak olmaması.

***

- Onun, şirketin CEO’su olan erkek kardeşi ise geçen cuma, arabasına çarpan yaşlı bir kadına saldırdığı için hakkında soruşturma başlatıldı.

***

Güney Kore halkında bu üçüncü nesil şımarık zengin çocuklarına karşı ciddi bir tepki başladı.

***

Türkiye’nin yeni dönem muhafazakâr zenginine tavsiyem.

Sakın ola “Bizimkiler daha ikinci nesil çocuk” deyip dikkatsiz davranmayın.

Dünyanın neresinde olursa olsun, yeni zengin âleminde “şımarık çocuk sehdromu”, viral, yani çok bulaşıcı bir şey...

Yazının devamı...

OHAL döneminde Anayasa yapılır mı Eee yapılıyor işte

11 Ocak 2017

“OHAL’de -ki açık yazılışı ‘Olağanüstü Hal’dir- anayasa yapılabilir...”

* *  *

Bazıları da saf saf itiraz ediyor ve soruyor...

“Gerçekten yapılabilir mi...”

* *  *

Ben de “En eski, eski ve yeni Türkiye gerçekçiliği” ile cevap veriyorum...

Yahu siz de olağanüstü saf mısınız....

* * *

Bu ülkede 27 Mayıs askeri darbesinden sonra anayasa yapıldı...

Oylandı ve millet kabul etti.

* * * 

12 Eylül askeri darbesinden sonra anayasa yapıldı.

Millet gitti yüzde
92 oyunu verdi.

* * * 

Ve biriyle 20, öteki ile 36 yıl paşa paşa yönetildik.

* * * 

Yani... OHAL’de de yapılır...

Millet yine oyunu verir...

* *  *

Geçerse ne olur...

Ben size ne olur söyleyeyim.

En az 20 yıl bu anayasa ile yönetiliriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan gidip, yerine bu anayasaya karşı çıkıp, “OHAL’siz gerçek bir sivil anayasa yapacağız” vaadiyle gelen başkan da o koltuğa oturunca, “Yahu bu yetkiler çok güzelmiş” deyip yönetmeye devam eder.

“YÖK”e karşıyız, yüzde 10 barajına karşıyız” deyip gelen, sonra bunlardan hiç vazgeçmeyen iktidarlar görmedik mi...

* * * 

Anlayacağınız OHAL’de de, bu halde de bir şey fark etmez...

 

BRONX RİMİNİ, YÖNETMEN AMERİKALI FELLİNİ OLURSA

SABAHA karşı “Get Down” dizisine başladım.

İlk bölümü çok sevdim.

1970’li yıllarda New York’un Bronx bölgesinde hiphop kültürünün doğuşunu anlatıyor.

“Hiphop Batı Yakası Hikâyesi” gibi...

Dizi bana Fellini’nin “Amarcord” filmini hatırlattı.

Bronx sanki İtalya’nın Rimini kasabası gibi... Hele hele üzeri graffiti dolu trenlerin geçişini seyretmeleri tam “Amarcord”daki gemi sahnesi gibiydi.

 

NEW YORK TİMES TÜRKİYE İLE İLGİLİ NİTELEMESİNİ YUMUŞATTI MI

DÜNKÜ New York Times’ta dikkatimi çeken bir şey vardı...

Hindistan’da da Rusya ve Türkiye’ye benzer gelişmeler yaşanıyormuş.

Gazete “Putin’den Erdoğan’a” diyerek özetlediği bu yeni yönetim zihniyetine “Otoriter” demek yerine “Illiberal” demiş...

Yani “Liberal olmayan rejimler”...

Merak ettim...

Acaba “zamanın ruhunu” daha iyi anlatan bir üslup değişikliği mi...

Belki de “Trump dönemi”ne alıştırma...

 

 

BİR PSİKOLOĞUN NİLÜFER’İN SEZEN AKSU’YA GÖNDERDİĞİ MESAJI İYİ OKUMASI LAZIM


NİLÜFER Hindistan kaynaklı o mesajı pazar günü Sezen Aksu’ya atmış...

O da Osman Müftüoğlu’na göndermiş...

Doktor da bana yolladı...

Son günlerde bu tür çok mesaj alıyorum.

İnsanlar birbirlerine bir şeyler anlatmaya çalışıyor...

Bu mesajlar bana “mutluluk arayışından” çok “bir şeylere katlanma yolunu aramak” gibi geliyor...

Ama sevinerek şunu da görüyorum.

Yaşadığımız vahşet, aynı dönemde gelen Anayasa değişikliği stresi insanlarda 6 duyguyu ve o duygulara özlemi iyice arttırdı...

O da “sevgi”, “merhamet”, “tevekkül”, “dayanışma”, “umut” ve “saygı”...

Psikologları bilmem ama benim bu mesajlardan çıkardığım anlam bu.

Yani bu döneme ancak bu altı duyguyu güçlendirerek katlanabileceğiz...

 

‘FARGO’ SURATLA SABAHA KADAR SEYRETTİĞİM DİZİ

YAŞADIĞIMIZ günler bende şöyle bir “katlanma” yöntemi geliştirdi.

Netflix’e giriyorum.

Bir diziyi alıyorum...

“Fargo” filminin sonundaki katil gibi, ağzım en açık, suratım en aptal ifadeyle o diziyi bitiriyorum.

Önceki gece “OA” adlı diziyi bitirdim.

Shyamalan’ın “Altıncı His” filmlini sevdiyseniz bunu da seversiniz.

“Strange Things” dizisini sevdiyseniz bunu da seversiniz.

“True  Detective” dizisini sevdiyseniz bunu da seversiniz.

Son bölüm konusunda bazı itirazlar var ama ben sevdim.

 

ŞANSLI YOLCU

 

ŞANSLI yolcuyum...

Dün sabah Atatürk Havalimanı’nın business salonunu görünce bunu hissettim.

Bütün koltuklar doluydu...

İnsanlar yerlerde yatıyordu.

Ve benim uçağım tam saatinde kalktı...

 

Yazının devamı...

Bu ülkenin iyi insanları size iyi haberlerim var

10 Ocak 2017

Bu ülkenin endişeli muhafazakârları...

Karamsar laikleri...

İşçiler, memurlar, iş insanları, ev kadınları, gençler, çocuklar...

***

Karamsar olmakta haklısınız...

Dibine kadar haklısınız...

Ülkeniz son 5 yılda size hiç iyi bir haber veremedi...

***

Ama şunu bilin...

Derinden, Türkiye’nin en derininden sessiz bir iyilik dalgası yükselmeye başladı...

***

Homurdanma değil bu...

Sadece iyiliği isteme, iyiliği dile getirme, birlik beraberlik olmaya doğru bir niyet mektubu....

***

Kutuplaşmış, bölünmüş ülkemizin her tarafından yükselmeye başladı bu ses...

Size bugün 3 sesi aktaracağım...

***

Lütfen siz de çoğaltın bu sesi...

Yayın etrafınıza bu pozitif enerjiyi...

O kötü ruhlu troller, trolleşmiş köşe yazarları bir bağırıyorsa, siz üç bağırın...

Şu veya bu partiye oy versek de, hepimizin içinde aynı duygu var...

Çocuklarımız... Hayatımız... Mutluluğumuz...

Ve aziz anavatanımız...

Kanla, irfanla kurduğumuz bu Cumhuriyet...

YENİDEN BİZ OLACAĞIZ

ŞUNU da unutmayın...

Biz iyiyiz...

O troller kötü...

Biz kötülerden daha çoğuz. Ve biz yeniden “Biz” olarak kıracağız bu makûs talihimizi...

AKP’Lİ BAŞKAN, ELİN DİLİN DERT GÖRMESİN

TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi’nin İnsan Hakları Komisyonu Başkanı AKP’li Mustafa Yeneroğlu...

- O da endişeli:

“Herkes bir üst akıldan bahsediyor. Birbirimizi düşmanlıkla suçluyoruz. İç savaş çığırtkanlıkları yapılıyor. Çok ürkütücü bir tabloyla karşı karşıyayız.”

***

- Yılbaşını şöyle anlatıyor:

“Ben hayatımda yılbaşı kutlamadım. Ama yılbaşını kutlamak isteyenlerin engellenmesine ilk başta ben karşı çıkarım.”

- Barbaros Şansal olayını da eleştiriyor:

“Bu şiddeti kim uyguluyorsa, bunlarla ilgili savcılıklar, emniyet güçleri üzerine düşeni yapmalı” diyor...

***

- Ve siyasetçileri de uyarıyor:

“Siyasetin de dilini, daha makul ve öfkeden uzak bir şeye çevirmesi lazım. Bu dil zihinleri zehirliyor. Dolayısıyla siyasal kültürü de zehirliyor..”

***

Ne diyeyim...

Çok teşekkür başkan... Dilin dert görmesin...

MUHAFAZAKÂR BİR YAZARIN KENDİ MAHALLESİNE SORUSU

EY iyi insanlar...

Derim ki, Ahmet Taşgetiren’in geçen pazar günü Star gazetesinde yazdığı yazıyı mutlaka okuyun...

***

- Başkanlık ve sistem değişikliği tartışılırken AKP’nin bütün üyelerinin de şu soruyu sorması gerektiğini söylüyor:

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde diyelim CHP’nin gösterdiği adayın seçilme ihtimali yüksek olsaydı, AK Parti böyle bir sistem değişikliğine gider miydi?

Bunun ortak cevabının ‘Hayır’ olduğunu, Türkiye’de, AK Parti çevresi de dahil herkes biliyor.” 

***

- Somut bir de örnek getiriyor:

 “Evren gibi birisi iktidara el koyup, bugün AK Parti’nin getirdiği Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullansa ne olur?”

***

- Ve sözünü şöyle tamamlıyor:

“Olmaz olmaz demeyin: Burası Türkiye... Burası Ortadoğu coğrafyası...”

MOR VE ÖTESİ’NE GEÇEN BİR ROCK’ÇININ HARİKA TWEET’İ

HARUN Tekin...

Mor ve Ötesi’nin solisti...

Bu yıl 40 yaşına girdi...

Reina katliamı gecesi attığı tweet’le iyi insanların hem sözcüsü oldu, hem gönüllerine girdi...

- Dedi ki:

“Hepimiz sarsıldık... Hepimiz yaralandık... Hepimiz öfkelendik... Kalanlar ocu bucu demeden birbirimizi affedelim, birbirimize sarılalım...”

- Önceki gün Hürriyet Pazar’da dedi ki:

“Barışmak için önce barışmayı istemek gerek. Her şeyi geride bırakmaktan ziyade ne olup bittiğine dair asgari bir anlayış birliğine varmak lazım.”

- Yapmamız gerekeni de iyi vatandaş olarak anlatıyor:

“İki ya da üç koca mahalle gibi değil de bir toplum olarak yaşamak istiyorsak, derhal siyasetin, demokrasinin alanını genişletmek zorundayız.”

- Ayrıntısını da bir vatandaş beklentisi olarak söylüyor:

“İfade özgürlüğü, adalet dağıtabilen bir hukuk düzeni, laiklik çok mühim kavramlar.”

İYİ İNSAN, İYİ SANATÇI DA BAKIN BUNLARI SÖYLÜYOR

AHMET Mümtaz Taylan... Oyuncu ve yönetmen...

52 yaşında...

O da Reina katliamı gecesi attığı tweet’le, kötü trollerin içimizde açtığı yarayı kapatanlardan.

- Önceki gün Hürriyet Pazar’da diyor ki:

“Kıyım, ziyan ve öfke ikliminde yaşarken ezberinizi bozmayı göze almazsanız, o iklimin önce yerlisi sonra kurbanı olursunuz. Asgari müşterekimiz kurban olmayı reddetmektir.”

- Bir tweet’inde diyor ki:

“Akıl yangın yeri. Kurtarılacak ne varsa küle kesmiş. Geriye kalanlar, kör bir öfke, ateşe inat bir katre vicdan hâlâ. Vazgeçmeyelim ‘Biz’den’... Belli ki ne bu kış, ne bir ömür böyle geçecek.”

- Ve bu trol vuvuzelasından medet umanlara sesleniyor:

“Bir tribünün taraftarı olarak elde ettiğiniz sözde menfaatler emanettir. Geldiği hızla gider.”

Bu sağduyu, bu makul duruş için teşekkürler büyük sanatçı arkadaşım...

SILA’YA YAPILANI EGE DE ZERRİN ÖZER’E YAPARSA

PAZAR günü Hürriyet Pazar’da okudum...

Zerrin Özer “Tayyip Erdoğan’ı beğendiğini” söyleyince Ege Bölgesi’ndeki konserleri iptal edilmiş.

Yani 15 Temmuz’dan sonra İstanbul Belediyesi ile AKP’li belediyelerin Sıla’ya yaptığını, Egeli belediyeler de ona yapmış.

İstanbul Belediye Başkanı’na bu kararı için ne yazdıysam, aynısını konserleri iptal eden Egeli belediye başkanları için de söyleyeceğim.

Yaptığınız yanlış... Çağdışı... İnsanlık dışı...

HÜRRİYET PAZAR’A TEŞEKKÜR

İYİ insanlardan gelen bu güzel mesajların üçünü de bu hafta Hürriyet Pazar’da okudum. Bu ekleri hazırlayan ekibin başındaki Çınar Oskay’a seslenmek istiyorum.

“Bu yolda devam Çınar... Lütfen iyi insanların sesine kulak vermeye devam edin...”

Yazının devamı...

Çok gizli en uzun yaşama atlasından sızan ilk bilgiler

8 Ocak 2017

***

Hayranı olduğum yazar Ernest Hemingway’in kaldığı oda burası...

***

Siz de kabul edin kendinden memnun bir adam görüyorsunuz bu fotoğrafta değil mi...

***

Ben de öyle görüyorum ve o nedenle düşündüm.

Acaba bu pozu aynı mutlulukla 20 yıl sonra da verebilir miyim?

***

Alın yazısıdır kimse bilemez... O nedenle alın yazısı dışındakilere bakayım.

***

Bunun için en az babam kadar yaşayıp, üzerine bir de 6-7 yıl eklemem lazım.

***

Tam bunları düşünürken, Hürriyet içinden gelen bir tüyo beni harekete geçirdi.

Bir Hürriyet ekibi, epey bir süredir çok gizli bir proje üzerinde çalışıyormuş.

***

Türkiye’nin hangi şehrinde insanlar 100 yaşına kadar yaşıyor araştırmışlar.

Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü ile birlikte çalışmışlar.

Ve sonunda TÜBİTAK destekli bir “Uzun yaşama atlası” ortaya çıkarmışlar.

***

Gazete içindeki bütün istihbarat kaynaklarımı harekete geçirip bu atlası görmeye çalıştım...

Ama çift aylı “top secret”.

***

Dizi, daha doğrusu belgesel yarın başlıyormuş... Orada Türkiye’nin en uzun yaşanılan şehir ve kasabalarını açıklayacaklarmış.

***

Ama ben birkaç tüyo yakaladım.

Şimdi onları sizinle paylaşıyorum.

GÖLKÖY’DE MEHMET YILMAZDİNAR’DA ÇİZMELİ İBRAHİM 

ATLAS’tan sızdırabildiğim bilgiler şimdilik şunlar:

- Gölköy’de 107 yaşında ATV cihazı ile oradan oraya giden bir adam varmış.

Adı Mehmet Yılmaz’mış...

Hemen sırrını çözdüm. Kesinlikle bizim Mehmet Yılmaz gibi gamsızdır...

***

- Bozdoğan’da bir “Çizmeli İbrahim” varmış, 104 yaşında benim gibi dizini bir vurup kalkarak zeybek oynuyormuş.

***

Şimdilik alabildiğim istihbarat bu kadar.

Yazı dizisinde Türkiye’de insanların en uzun nerelerde yaşadıkları tek tek anlatılıyormuş.

***

Yarını büyük bir merakla bekliyorum...

Biraz sonra anlatacağım “Sarhoş maymun sendromu” ile en uzun nerede yaşayabileceğimi bulacağım.

NÜFUS ARTIŞI İÇİN ÇARE ‘SARHOŞ MAYMUN SENDROMU’ OLABİLİR

"Kötü Alışkanlıklar” kitabı bende iyi bir alışkanlık yaptı.

Kitap elimden düşmüyor.

Onun sayesinde üstümdeki suçluluk duygusunu da atıyorum.

Siz de biliyorsunuz ki, alkol kötü bir alışkanlıktır.

Ayıptır söylemesi bende de var...

Düne kadar, yeryüzündeki tek alkolik canlının insan olduğunu sanıyordum.

Meğer bizden çok önce bu kötü alışkanlığa sahip canlılar varmış. Birçok meyvenin özünde, özellikle biraz olgunlaşmaya bırakılanlarda mutlaka alkol varmış.

Palmiye ağaçlarından elde edilen meyvelerde bu alkol 4 dereceye kadar çıkabiliyormuş...

Yani merak etmiyor değilim...

Acaba şu pazardan aldığımız iyice olgunlaşmış harika hurmalardaki alkol derecesi nedir...

Neyse imanlı insanların kafasına şüphe tohumları ekmeyeyim.

Ağaçlardaki bu tür fermente olmuş meyvelerin asıl müşterisi bazı hayvanlarmış.

Mesela maymunlar...

Kitapta şöyle bir bilgi de var.

Bu meyveleri yiyip kafayı bulan maymunlar daha iyi ve sık sevişiyormuş...

Buna “Sarhoş maymun sendromu” diyorlar.

Neslin üremesinde bu “Sarhoş maymun sendromu”nun büyük etkisi oluyormuş...

Nüfus artış hızının azlığından şikâyet edenlere duyururum...

ACABA BÜTÜN DİNLERİN ALKOL TAKINTISI MI VAR

GEÇEN hafta size söz vermiştim...

Yılın ilk muazzam kitabını okumaya başladım.

Türkçe adı “Kötü Alışkanlıklar Nasıl Medeniyeti Kurdu”.

***

Tabii “kötü alışkanlık” deyince kulaklarım ve gözlerim dikildi...

Tahmin ettiğim gibi kitap bütün kötülüklerin iki anasından başlıyor:

“Seks ve alkol...”

***

Kitaptan anladığım kadarı ile bütün dinlerin şöyle veya böyle bir “alkol takıntısı” var...

Yani alkolle Tanrı arasında direkt veya dolaylı bir ilişki kuruyor.

***

Eski Yunanlılar, “alkolü Tanrı haline getirmişlerdi”...

Hiç böyle bakmak aklıma gelmemişti ama bir açıdan doğru...

Bacchus şarap tanrısı değil mi...

***

Hıristiyanlık ise bir adım geriye giderek, “alkolü Tanrının oğlunun kanı” olarak görüyordu...

Bu da doğru....

Hazreti İsa son yemeğinde havarilerine şarabı uzatıp “Bu benim kanım”, ekmeği uzatıp “Bu benim etim” dememiş miydi...

***

Peki Müslümanlığın durumu?

O da alkolü Deccal olarak görmüyor mu...

Yani, insanları kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan ve şeytanı temsil eden varlık olarak...

MADRİD’DE VE ATİNA’DA İKİ DERBİ, BİR TÜRK MARKASI VE YİNE O APRON FACİASI

ÖNCEKİ gece televizyonda iki ayrı kanalda iki ayrı basketbol maçını seyrediyorum.

Madrid’de Real Madrid-CSKA oynuyor. Atina’da ise Olympiakos-Panathinaikos maçı...

Dördü de güçlü Türk takımlarının rakipleri...

Yavaş yavaş NBA seviyesine doğru giden Euroleague...

Ve her saniye ekranda bir Türk markası...

Türk Hava Yolları...

Ana sponsor...

Ve yine sık sık 6 yan sponsor geliyor...

Onların beşi de Türk markası...

Bu tablo, Türk ekonomisinin de nereye geldiğini çok iyi gösteriyor.

Gece yarısı bu maçlara bakarken aklıma yine aprondaki o kötü tablo geliyor...

“Öfkeli çalışanların” linç girişimi...

Ve tabii soruyorum.

Bu markayı bu noktaya getiren ülke, aprondaki bu görüntüye nasıl izin verir...

SAAT 22.00’DE ‘KİRPİ’DEN YÜKSELEN YANIK TÜRKÜ

ÖNCEKİ akşam birkaç arkadaşla Bebek’teki Lucca’dayız...

Kar, tipi var, sırf destek vermek, bizi yıldıramazsınız demek için oradayız.

Gece saat 22.00’ye doğru oradan ayrılırken, birden çok yüksek sesli bir türkü başlıyor...

Bakıyorum, ses ileride nöbet amacıyla orada duran polise ait bir “Kirpi” aracından geliyor...

Sesi yanlışlıkla dışarı mı bastılar...

Yoksa “Türkülerimizle biz de Bebek’teyiz” türünden bir mesaj mı veriliyor?

Ben anlamadım...

Belki Emniyet yetkilileri anlatabilirler...

ŞEBNEM  FERAH’LA ‘GÜNEŞ  YENİDEN DOĞSUN’ DUASI

BU hafta Şebnem Ferah’ın “Yağmurlar” şarkısına takıldım...

Sözleri herkese biraz bir şey anlatıyor...

Bana bir şeyler diyen dizeleri şunlar:

***

“Sokaklar sakin geceler karabasan

Ellerim titrer

Kim bu ben, kim bu susan

Ne soran var,
ne bilen sebebim
yok

Vazgeçtim rüyalardan

Beni sevmezsen yağmurları sev

Bulutlar ağlasın sen gül güneş doğsun yeniden”.

NİLÜFER’İN ‘HOŞGÖR SEN’İNDETAM BANA UYAN DİZELER

NİLÜFER ’in “Yeniden Yeni Yine” CD’sindeki şarkılar benim de çok sevdiklerim.

***

- “Seni Kimler Aldı”... Sezen’in bu harika şarkısını çok güzel söylüyor.

***

- “Ağlama Anne”... Bu Yunan şarkısını Ajda harika söylüyordu. Nilüfer de çok iyi.

***

- “Ellerimde Çiçekler”... İşte hayatımızdan hiç çıkmayacak bir İlhan Şeşen şarkısı.

***

- Gönül Yareler İçinde”... Bendeniz’in bu şarkısını çok sevmiştim. Yine onunkini tercih ederim Ama Nilüfer de harika söylemiş.

***

- “Memleketim”... Tam zamanında yeniden yorumlanmış bir şarkı. Bugünlerimiz için çok iyi.

***

- “Hoşgör Sen”... Tam bugünlerde avaz avaz söylenecek bir şarkı. Özellikle şu dizeleri için:

“Hoşgör sen affet gitsin aldırma

Büyüklük sende kalsın sonunda

Sen sarıl o sana sarılmazsa

Sen unut unutmazsa

Hangimiz uğramadık sanki haksızlıklara

Dinle beni sakın uyma şeytana

Pişman oluyor herkes sonra yaptıklarına

Esir olma boş yere gururuna”.

BU HAFTA LİSTESİNDE YENİ ŞARKILARDAN

- MAROON 5: “Don’t Wanna Know”, (Fareoh Remix)

- ED SHEERAN: “Shape Of You”

- STANAJ: “Romantic” (NOTD Remix)

- GNARLY GIBBS: “I Need My Girl”

- RASCAL FLATTS: “Yours If You Want It”

Yazının devamı...

Ne yani evimizin kapısına vajina resmi mi asacağız

7 Ocak 2017

“Anlamadım... Vajinaya mı benziyor...”

Önlerinde Twitter’dan atılmış yüzlerce mesaj duruyordu.

Masanın etrafındaki 4 kişiden üçü şirketin kurucu ortakları Brian Chesky, Joe Gebbia ve Nathan Blecharczyk’di...

Dördüncü kişi ise yakın zaman önce Coca-Cola firmasından transfer edilen Pazarlama Müdürü Jonathan Mildenhall’du...

Dünyanın en büyük “ev paylaşım” sitesi olan “airbnb.com”un üst yönetimi, San Francisco’nun Brannan Caddesi’ndeki eski binasında bir araya gelmişti.

Şirketin kuruluşundan bu yana en büyük dönüşümü yapmaya hazırlanıyorlardı.

İşe şirketin eski logosunu değiştirmekle başlayacaklardı.

Londra merkezli bir tasarım şirketi, yeni logoyu hazırlayıp önlerine koymuştu.

Yeni logo çok basitti ve hepsinin hoşuna gitmişti.

Onu tartışmak üzere bir fokus grubu oluşturmuşlar ve değerlendirdikten sonra internet üzerinde tartışmaya açmışlardı.

LISA SIMPSON ORAL SEKS Mİ YAPIYOR

2014 yılında o gün, logonun algılanması ile ilgili mesajları değerlendirmek üzere masaya oturduklarında, gelen ilk algı mesajı bir şok bombası gibi masaya düşmüştü.

Gelen ilk tüketici mesajı şöyleydi:

“Bu ne bir vajina mı...”

İkinci mesaj daha da beterdi:

“Vajinanın önünde iki testis...”

Üstelik bu kelimeler böyle adaplı değil, apaçık en banal halleriyle yazılmıştı.

En kötüsü ve acımasızı ise üçüncü mesajdı:

“Lisa Simpson oral seks yapıyor gibi...”

Lisa Simpson ünlü Simpsons çizgi roman ve filminin karakterlerinden biriydi.

Logoyu vajinaya benzetenler arasında daha sonra New York Times’a geçecek olan Katie Banner gibi insanlar da vardı.

Yüzler allak bullak olmuştu...

Şirket o yıl neredeyse 80 milyonuncu misafirini ağırlamıştı.

Yani arkalarında milyonlarca insan vardı ve bu şekilde algılanan bir logo ile yürümek mümkün değildi.

Kurucu ortak Brian Chesky bir an durdu ve konuştu:

“Geçmişe bakalım. Ne yaptık, şimdi ne yapmak istiyoruz bir daha düşünelim...”

Her şey 2007’de San Francisco’da küçük bir apartman dairesinde başlamıştı...

2- EV SAHİBİ KİRAYI YÜKSELTİNCE AKLA GELEN ÇOK BASİT FİKİR

2007 Ekim San Francisco

Brian Chesky ve Joe Gebbia San Francisco’ya geleli az bir zaman olmuştu.

Sanki kaderlerini bağlayan bir şey vardı. İkisi de 1981 yılının ağustos ayında doğmuşlardı.

Yolları Rhode Island’daki ünlü tasarım okulunda birleşmişti.

Oradan San Francisco’ya gelmişler ve küçük bir daire tutmuşlardı.

Ancak daha üçüncü ayında hiç beklemedikleri bir sorunla karşılaştılar.

Ev sahibi kirayı yükseltmişti ve artık bunu ödemeleri mümkün değildi.

İşte o sırada Joe Gebbia’nın aklına San Francisco’da başlayacak Dünya Tasarım Kongresi geldi.

Soru basitti:

“Otelde yer bulamayan katılımcılara evimizin bir bölümünü kiralayabilir miyiz?”

İLK 3 MÜŞTERİ İLE ŞİŞME YATAK DÖNEMİ BAŞLIYOR

Oteller gerçekten dolmuştu...

Neticede yer bulamayan 3 kişi internet üzerinden kendileriyle temas kurmuş ve bütün konferans boyunca evlerinin bir bölümünü kiraya vermişlerdi.

Evlerinde doğru dürüst yatak yoktu. En kısa sürede yapacak tek şey, “airbed” (şişme yatak) almaktı.

Beş yıl sonra dünya devi haline gelecek şirketin ilk ayağı bu “airbed” kelimesi olacaktı.

İkinci kelime de kendiliğinden gelmişti zaten.

Evlerinde kalan 3 kişiye “breakfast” (kahvaltı) vermeleri gerekiyordu.

Ancak kongre bitmişti ve yüksek ev kirası gerçeği ile yine baş başa kalmışlardı.

OBAMA SEÇİM KAMPANYASI İLE BULUNAN TAHIL MARKASI

Brian’ın gözü, o sırada sürmekte olan Obama kampanyasına takılmıştı.

İlk üç müşteriye verdikleri hizmet “airbed and breakfast”tı (yatak ve kahvaltı...)

Evlerinde kalacak insan bulamıyorlarsa, kahvaltıyı başkalarının ayağına götürme fikri geldi.

Sabah kahvaltısı için Obama kampanyasından yararlanıp 2 tahıl ismi buldular.

“Obama O’s” ve “Caps’n McCain...”

Kendi elleriyle paketlediler ve internet üzerinde pazarlamaya başladılar.

Tanesi 40 dolardan 840 paket sattılar...

Dünyanın en büyük ev paylaşım sitesi “airbnb.com” işte bu satıştan ellerine geçen 30 bin dolarla kuruldu.

Birinci yılın sonunda yanlarında 17 kişi çalışıyordu.

Bu insanlara yer açmak için Brian kendi yatak odasından vazgeçmişti.

3- DEMI MOORE’UN KOCASI HİSSE ALINCA İŞLER AÇILIYOR

Mayıs 2011 San Francisco

2008 yılına geldiklerinde üçüncü bir ortak aralarına katılacaktı.

Üstelik yeni gelen ortak Nathan Blecharczyk bir Harvard mezunuydu.

Hiç kuşkusuz bir Harvard mezunu, bu startup şirkete prestij katacaktı. Nitekim 2010 yılında ilk yatırımcı şirket kapılarını çalmış, 7.2 milyon dolarlık hisse satmışlardı.

25 Mayıs 2011 günü ise ünlü aktör Ashton Kutcher önemli miktarda hisse aldığını ve şirketin marka danışmanlığını yapacağını açıklamıştı.

2012 Haziran’ına gelindiğinde şirket 10 milyon kişiyi misafir olarak ağırlamıştı.

Şirketin “Airbed and Breakfast” olan adı kısaltılmış ve bugün bütün dünyanın tanıdığı “airbnb” haline getirilmişti.

Şirket 2014 yılında San Francisco’nun SoMa bölgesinde yaptırdığı yeni binasına taşınmaya hazırlanıyordu ve artık yeni bir anlalış ve yeni bir logoya ihtiyaç vardı.

Çünkü eski logo bir ev paylaşım sitesinden çok sağlık hizmetleri veren bir şirketin logosunu andırıyordu.

“Airbnb” artık basit bir ev paylaşım sitesi olmaktan çıkıp, bir hayat paylaşım sitesi haline geliyordu.

Aslında bu 2 arkadaşın, 2007’de evlerini ilk 3 kişiyle paylaştıklarında gözlemledikleri bir şeydi.

Onlar gelen 3 kişiye sadece evlerini açmamışlardı.

Aynı zamanda şehirde iyi tako nerede yenir, en iyi bar nerededir, sabah spor için neresi iyidir gibi kendilerine ait bilgileri ve tecrübeleri de paylaşmışlardı.

Brian’ın çok ilginç bir hatırası da vardı.

Airbnb’yi ilk kullanan Hindistanlı bir genç, daha sonra onu ülkesindeki düğününe davet etmişti. Orada gördükleri de ona şirketi hakkında fikir vermişti.

ÜNLÜ OTEL GURUSU MASLOW KANUNU İLE EKİBE KATILIYOR

Hindistan dönüşü ilk yaptığı iş, otelcilik sektörünün gurusu sayılan Chip Conley’in “Peak” adlı kitabını okumak olmuştu.

Conley çok başarılı butik otel kurup sonra bunun büyük bölümünü satmış bir otelciydi.

Kitapta 11 Eylül saldırısı ile başlayan krizi, Maslow kanunları ile nasıl yönettiğini ve aştığını anlatıyordu.

Maslow kanunları, insanların ihtiyaç hiyerarşisini anlatıyordu.

Brian derhal Conley’le buluştu ve ona şirketin danışmanlığını yapmasını teklif etti.

Conley’in otelci olarak “misafir ağırlamaktan” elde etmek istediği sonuç şuydu:

“İnsanlara 3 gün sonunda kendilerini daha iyi hissettirecek bir duygu vermek...”

“Misafir ağırlamanın demokratikleşmesi” kavramını çok seviyordu.

Brian daha o gün kararını vermişti:

Misafir ağırlama kavramının kurumsal ve kişisel dönüşümünü yapacaktı...

4- PEKİ ARKADAŞLAR BU VAJİNAYI NE YAPACAĞIZ

Temmuz 2014 San Francisco

Brian Chesky geride bıraktıkları 7 yılı gözünün önünden geçirdikten sonra sordu:

“Peki bu vajinayı ne yapacağız?”

Coca-Cola’dan gelen deneyimli pazarlamacı, hemen havluyu atacak durumda değildi.

Bu logoyu Londra’daki bir tasarımcı şirkete yaptırmıştı.

Şirket, Alman tasarımcı Kurt Weidmann’nın teorisinden hareket ederek bu logoyu hazırlamıştı.

AYAK PARMAĞI İLE ÇİZİLEN BAŞARILI LOGO

Ona göre, “İyi ve başarılı bir logo, herhangi bir insanın ayak başparmağı ile kuma çizebileceği kadar basit olmalıydı.”

Veya buğulanmış bir cama ortaparmakla çizilecek kadar kolay.

Ancak ortada bir sorun daha vardı.

Bir başka Alman tasarımcı Eric Spiekermann attığı bir tweet’te, bu logonun halen 2 başka şirket tarafından kullanıldığını belirtmişti.

Yani ortada açık bir “fikir hırsızlığı” vardı.

Pazarlama Müdürü ise bu logoda ısrarlıydı.

Logoyu desteklemek üzere bir de kavram geliştirmişti:

“Belo...”

Onu da şöyle izah etmişti:

“Belonging anywhere...”

Herhangi bir yere ait olma....

Brian da bu kavramı çok sevmişti...

Artık “misafir ağırlama tarzını” köklü olarak değiştireceklerdi.

Evini paylaşan insanlar arasındaki ilişkiler yeniden belirlenecekti.

Mesela evini veren kişi “ayakkabıların çıkarılmasını” istiyorsa veya “sigara içilmesini istemiyorsa” bütün bunların kuralları yeniden yazılacaktı.

Brian, “Öyleyse yürüyelim” dedi...

Nathan Blecharczyk,Brian Chesky, Joe Gebbia 

CASTRO DAHA HAYATTAYKEN DEMİR PERDEYİ DELİYORLAR

Ya logodaki vajina?

“Hayır bu bana vajinayı değil, kucaklaşan iki insanı hatırlatıyor” dedi...

Zaten daha sonra gelen geniş kapsamlı anket, çok az sayıda insanın bunu vajina olarak algılamadığını ortaya koymuştu.

2015 yılında yeni logo arabaların ön camlarına ve kiralanan evlerin kapılarına konmuştu.

Dünya otelciliğini köklü biçimde etkileyecek olan “ev paylaşım sistemi” 2016 yılında daha Castro hayattayken Küba’nın demir perdesini delip geçmişti.

Aynı yıl dünyanın büyük otel zincirleri de etraftaki küçük bazı ev paylaşım sitelerini satın almaya başlamıştı.

50 YIL SONRA KÜRESEL KÖY DOĞUYOR

Ünlü Kanadalı iletişim bilimcisi Marshall McLuhan 1960’yı yılların sonunda dünyanın yeni halini şu kavramla anlatmıştı:

“Küresel köy...”

Belo, 21’inci yüzyılın ikinci 10 yılında kendi küresel köyünü kurmuştu...

9 yıl içinde 140 milyon insan bu yolla evini paylaşmış, yepyeni tecrübeler kazanmıştı.

9 yıl önce San Francisco’nun Rausch Sokağı’nda küçük bir apartman dairesinde kurulan şişme yatak ve kahvaltı şirketinin değeri 30 milyar dolar olarak belirlenmişti...

Ve Fortune dergisi yazarı Leigh Gallagher’in, şirketi anlatan ve önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan kitabının adı şu olacaktı:

“Airbnp Hikâyesi: Üç alelade adam dünya sistemini nasıl altüst etti...

------------

NOT: Yazıdaki bilgiler Fortune dergisinin son sayısından, Guardian, New York Times, Wall Street Journal gazetelerindeki haberlerden ve ekonomi konusunda uzmanlaşmış çeşitli internet sitelerinden derlendi. Senaryo her zaman olduğu gibi bana aittir.

 

Yazının devamı...

O iki kahraman adaletin kapısını canı pahasına korudu bizler içini koruyabildik mi

7 Ocak 2017

Bu bir istiklal savaşı değil mi...

***

İzmir’in ilk kurşunu da orada atıldı...

Hem de Elazığlı bir yiğit attı ilk kurşunu...

Yine bir Hasan Tahsin’i çıktı İzmir’in...

***

Kimdir bu kahraman? İyi tanıyalım.

***

Öyle özel harekâtçı falan değil...

Gerilla eğitimi falan da almamış...

Elindeki ise öyle Akrep, Glock falan değil...

***

Bildiğimiz beylik tabanca...

***

Üniformasının altında çelik yeleği de yok...

Karşısındaki alçak, tam teçhizat gelmiş.

Arabalarına bombaları yüklemiş... Bavulunda roketatarları var...

Elinde Kalaşnikof...

İşte o gerilla bozuntusunun karşısına beylik tabancasıyla çıktı benim Elazığlı yiğidim...

***

Kahramanca savaştı...

Bütün İzmir’in, ikinci Hasan Tahsin’i oldu...

Bütün Türkiye’nin kahraman Fethi abisi oldu...

***

Bir de yanında silahsız silah arkadaşı mübaşir Musa Can...

Birlikte korudular adaletin kutsal mabedinin kapısını...

Can verdiler serden geçmediler...

Bak arkadaş...

Sen de, ben de...

O da...

Siz de, biz de, onlar da...

Hepimiz aklımızı başımıza alıp bir düşünelim...

***

Bu iki kahraman, vicdansız alçakları adaletin kapısından içeri sokmadı.

Peki sen.. Siz... Adaleti dağıtanlar, kanunları yapanlar, binanın içini adaletsizliğe karşı aynı tarafsızlıkla, aynı fedakârlıkla koruyabildiniz mi...

***

Bir düşünün Ergenekon davalarını, Silivri mezalimlerini... Düşünün...

***

Eski HSYK mensuplarının bugünlerde söylediklerine bakın...

Ve bugün yapılan uygulamalara bakın...

***

İçiniz, içimiz, Elazığlı yiğidimiz Fethi Sekin, kahraman mübaşirimiz Musa Can kadar rahat mı...

BAYRAKLI’DA FACEBOOK’UN ‘ANITLAŞTIRILMIŞ HESABI’

KARŞIYAKA’dan Alsancak’a giderken, denizin hemen gerisindedir Bayraklı...

Kahraman polisimiz oranın Osmangazi Mahallesi’ndendir...

Dokuz katlı bir apartmanın dördüncü katında otururdu.

Konyalılar gibi, Mardinliler gibi, Yozgatlılar, Kayserililer gibi, o da Elazığ’dan gelmiş, İzmirli olmuştur.

Sekiz çocuklu bir ailenin çocuğu...

Eşinin adı Rabia... Çocukları Burak Tolunay, Nisa, Dila...

Burak Tolunay futbolcudur... Ben çocukluğumda bir dönem İzmirspor’da oynamıştım. O Altınordu altyapısında, sonra da Altay...

Metin Oktay gibi... Mustafa Denizli gibi yani...

Şimdi ona Galatasaray da sahip çıkacak...

İzmir dev bir imeceye dönüştü. Bütün okulları, ilk kurşunu atan ikinci Hasan Tahsin’i için seferber...

Facebook, kahraman polis Fethi Sekin’in şahsi hesabını ‘Anıtlaştırılmış Hesap’ olarak değiştirdi.

ADALET KAPISININ KAHRAMAN MÜBAŞİRİ

ADALETİN kapısının şehit bekçisi mübaşir Musa Can 48 yaşındaydı. Tokat’ın Turhal ilçesine bağlı Musa Hurt köyünde doğdu.

12. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görevli mübaşirdi.

Tekel’in kapatılmasından sonra İzmir Adliyesi’nde görev yapmaya başlamıştı.

Karabağlar’da daha çok orta halli ve yoksul insanların oturduğu bir mahallede, dört katlı bir binanın giriş katında yaşıyordu.

ŞOM AĞIZLI TROL

O şom ağızlı trol ne demişti...

“İzmir’de neden bomba patlamıyor...”

Bomba orada da patladı...

Eminim o kapkara şuursuz ruh yine “Oh olsun” demiştir...

GÜLEN’İN AVUKATLARI BU GÖRÜNTÜLERİ KULLANIRSA

APRONDAKİ “öfkeli çalışanları” korumaya çalışan DHMİ yöneticileri...

KKTC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Serdar Denktaş ne dedi duydunuz mu?

“Barbaros Şansalın sınır dışı kararını gözden geçirmeliyiz...”

Pişman olmuşlar yani gönderdiklerine...

Barbaros Şansal’a avukatı yalvarıyor adeta “Tek kişilik hücreye alın” diyor... Can güvenliği tehlikede...

Ve biz hâlâ “öfkeli çalışanların” verdiği zararın farkında değiliz...

Şimdi yurtdışına kaçmış ne kadar FETÖ’cü, darbeci varsa, avukatları bu görüntüleri o ülke yöneticilerinin önüne koymaz mı...

Bakın daha ilk gün onu Türkiye’ye gönderen KKTC’de “Biz ne yaptık itirazları” başladı...

Allah aşkına bu ülkede şuurlu bir tek insan kalmadı mı...

‘TEMİZ ANADOLU İNSANI’ DİYE BİR İŞE ALMA KRİTERİ Mİ VAR

FETÖ’cülük iddiasıyla tutuklanan, eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur ifadesinde şöyle diyor: “Biz bu insanları Anadolu insanı ve Anadolu çocuğu olarak görüyorduk. Ancak bu yapıya mensup insanların Anadolu insanını ve Anadolu çocuğunu temsil etmediklerini, başka amaç ve saikler içinde olduklarını gördük ve yaşadık. Bu kişilere güvenmekte hata yaptım.”

Bu sözleri, Van Rektörü’nü içeri alan, askerler hakkında soruşturma açan ve o günlerde en aslan savcı diye millete yutturulmaya çalışılan Ferhat Sarıkaya için söylüyor...

Hatırlıyor musunuz, onun içeri attırdığı üniversite görevlilerinden biri intihar etmişti. Biliyorsunuz bu “temiz Anadolu çocuğu” Sarıkaya şimdi FETÖ itirafçısı oldu.

Demek ki, bu ülkede göreve almada, iş vermede “Anadolu çocuğu” diye bir ölçü varmış...

Herhalde, bütün bu insanların hepsi Fetullah Gülen’in peşine de “Temiz Anadolu çocuğudur” diye düştüler...

Yazının devamı...

Her şeyi bütün açıklığı ile anlatan 16 yıllık tablo

6 Ocak 2017

İktidarda kim var?

DSP-ANAP-MHP’den oluşan koalisyon hükümeti.

Yani Başbakanlık koltuğunda rahmetli Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı koltuğunda Devlet Bahçeli oturuyor.

***

O yıl Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Fetullah Gülen hakkında dava açıyor.

***

Hakkındaki iddia şu:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni devirmek...”

***

Aradan geçiyor 5 yıl...

***

- Yıl 2005...

İktidarda kim var...

AKP...

***

Mahkeme Fetullah Gülen’in beraatına karar veriyor.

***

- Yıl 2008...

Yargıtay beraatı onuyor...

Dikkat... Hem de oybirliği ile...

Yani açıkça “Fetullah Gülen suçsuzdur” diyor...

***

Aynı yıl... 2008... Cumhuriyet tarihinin en büyük kumpası olarak kabul edilen Ergenekon davaları başlıyor.

Arkasında FETÖ’ye iman etmiş polisler, savcılar ve hâkimler var...

Amaçlarının devlete hâkim olup, AKP’yi de devirmek olduğu daha o günden belli.

Ama bütün iktidar medyası manşetleriyle, köşe yazarlarıyla o FETÖ’cü savcıların, polis müdürlerinin, hâkimlerinin arkasında.

***

Hürriyet ise daha ilk günden bu haksızlıklara itiraz etmeye başlamış.

Bunların birer kumpas, hukuk skandalı olduğunu belgeleriyle, delilleriyle kamuoyuna sunuyor.

***

- Yıl 2012...

Cumhurbaşkanı Erdoğan Galatasaray Stadı’nda Türkçe Olimpiyatları’nın kapanış törenine katılıyor.

Oradan Fetullah Gülen’e çağrı yapıyor...

“Dön vatana artık... Bu hasret bitsin...”

***

Normal... Çünkü ülkenin en üst yargı organı onun için suçsuz demiş...

***

Aynı yıl... 2012...

Doğan Grubu yürümekte olan davaları ile ilgili olarak, bir avukatlık bürosu ile anlaşma yapıyor.

Anlaşma yaptığı büro ve avukatlar hakkında ne bir suç duyurusu var, ne suç iması... Hukuken çalışmasına engel olan bir durum da yok...

***

- Yıl 2016... 15 Temmuz gecesi...

Hakkında 2008 yılında beraat kararı verilen Fetullah Gülen’e yakın askerler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve seçilmiş hükümeti devirmek için iğrenç bir darbe girişimini başlatıyor.

Başbakan bunun bir kalkışma olduğunu açıklıyor.

Kamuoyu bunu CNN Türk’ten ve Hürriyet İnternet’ten öğreniyor.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan CNN Türk ekranına çıkıp hayatta olduğunu gösteriyor ve halkı meydanlara davet ediyor.

Darbeciler Hürriyet ve CNN Türk binasını basıyor, çalışanları rehin alıyor.

***

O gece kendiliğinden gerçek bir demokrasi cephesi oluşuyor, bir istiklal mücadelesi veriliyor... Sokağa çıkan halkıyla, CNN ve Hürriyet’i ile darbeye karşı çıkış, kahramanca bir demokrasi direnişine dönüşüyor...

Ve darbe bastırılıyor.

***

- Yıl 2016 Aralık ayı...

Önce Doğan Holding’in Ankara Temsilcisi tutuklanıyor.

Dün de Doğan Holding’in eski CEO’su ve Hukuk Başmüşaviri gözaltına alınıyor...

***

İddia: O gün hakkında hiçbir suç iması bile bulunmayan, ama bugün FETÖ’cü olarak suçlanan bir avukatlık bürosu ile anlaşma yapmak...

Üstelik bizzat itirafçının sözleriyle “O davalarda olumlu bir sonuç alınmamışken...”

***

Nedir bu sizce...

- Ergenekon kumpasında uygulanan yöntemlerle FETÖ davasını sulandırmak değil mi...

***

- Bu davaların üzerine şimdiden gölge düşürmek girişimi değil mi...

***

- Türkiye aleyhine oluşan bu uluslararası önyargı cephesinin eline cephane vermek değil mi...

***

Ama en önemlisi...

- Terörle mücadelede istiklal savaşından, birlik ve beraberlikten bahsettiğimiz şu günlerde, 15 Temmuz gecesi oluşan o muazzam ruh ve gönül birliğine suikast değil mi...

***

Arkadaşlar biz gazetecilik yapıyoruz...

15 Temmuz ruhuna bağlı kalmaktan başka hiçbir yolumuz yoktur.

Biz, geçmişte FETÖ güzellemelerinin yapıldığı dönemde Silivri mezaliminde mazlumların yanında yer alırken de bu duyguyla hareket ediyorduk.

***

Her şeye rağmen teröre karşı, ülkemize yapılan saldırılara karşı, demokrasimize kasteden FETÖ-PKK-IŞİD terörüne karşı devletimizin yanında yer almaya devam ediyoruz.

***

Öyleyse söyleyin...

Ülkemizin böyle bir döneminde, hepimize yönelik tehlikelerin doruğuna çıktığı bir günde, bu haksızlıklarla, asıl amacı besbelli FETÖ davasını sulandırmak olan bu uygulamaların sadece FETÖ’cülere yarayacağı açık değil mi...

Yazının devamı...

Üst akıl tamam, bir de kendi aklımıza baksak

5 Ocak 2017

Tamam düvel-i muazzama karşımızda...

PKK-PYD’yi de anladık...

Onlar da çok kötü...

IŞİD desen, zaten DEAŞ...

Çok kötüler...

FETÖ desen baş şeytan...

Onu da anladık da...

Peki arkadaş hiç aklımız yok mu...

Hadi “üst akıl” onlar, bizim orta veya hiç olmazsa alt bir aklımız bile yok mu ki...

Bütün öteki üst akıllar tepemize biniyor...

Eğer birazcık aklımız varsa...

O aklımızla soralım...

Bugünlere gelmemizde bizim hiç mi hatamız yok...

O alt veya orta aklımız şu soruyu sormayacak mı mesela...

Bundan 3 yıl önce ülkemizde terör tamamen durmuştu. Ondan sonra ne oldu da birden patladı...

Kürt politikasında hiç mi yanlışımız olmadı...

Suriye politikamız sütten çıkmış ak kaşık mı...

Eski başbakanımızın “Ortadoğu bizden sorulur” politikasının, Suriyeli muhaliflere ardına kadar açılan kapıların hiç mi etkisi yok bu olup bitende...

Bence artık var olan aklımızı sadece “üst akıl teorileri” yaratmaya ayırmayıp, biraz da kendimize soralım.

Yani ortada bir akılsızlık var mı yok mu onu...


KÖTÜ İNSANLAR BUNU YAPIYORSA İYİ İNSANLARA DÜŞEN NELERDİR
Kötü insanların amacı bizi birbirimize düşürmekse...

O zaman iyi insanların, bizi birbirimize düşürecek bir dilden ve uygulamadan kaçınması gerekir.

Kötü insanlar toplumdaki fay hatlarını derinleştirme çabasında ise...

İyi insanlar, karşılıklı olarak hayat tarzlarına saygıyı sağlayacak bir anlayış ve davranışı geliştirmelidir.

Kötü insanlar, toplumda kutuplaşmayı artırmak istiyorsa...

İyi adamların da kutuplaştırmayı önleyici dilden ve davranıştan kaçınması gerekir.

Kötü insanlar belli...
Peki iyi insanlar kim...

Kötü olmayan herkes... Biz, siz, onlar, ben, sen, o...

Eğer kendimizi iyi insan olarak görüyorsak, başta siyasiler olmak üzere hepimizin iyi insan olmaya çalışması gerekir.


YENİ ÖFKELİ ÇALIŞANLAR DIŞARIDAN GELENDEN DAHA MI AZ TEHLİKELİ
DEVLET Hava Meydanları İşletmesi, Barbaros Şansal’a saldıranlarla ilgili övünerek açıklıyor:

“Aprona girenler arasında dışarıdan gelen yok...”

Bu ne demek?

Merak etmeyin, bunlar sadece “öfkeli çalışanlar”, yani endişe edecek bir şey yok...

Kusura bakmayın, ben asıl böyle öfkesi ile çalışan yer personelinden korkuyorum...

Adamın yakasında kartı var.

Uçakların yanına kadar gitmeye, hatta içine girmeye hakları var...

Demek ki bu arkadaşlar bizlerin söylediği bir söze, yazdığımız bir yazıya da öfkelenirlerse, uçağın dibine gelip, içine girip suratımıza yumruğu patlatabilecek...

Benim Hava Meydanları’na tavsiyem...

Bu olaya en az FETÖ örgütünden sızanlar kadar ciddi bakmaları...

Kusura bakmayın bu ciddiyetle bakmadığınız sürece ben bu “öfkeli çalışanlar”dan çok korkacağım...


TESCİLLİ ALİ KEMALLER
CUMHURBAŞKANI’nın ağzından “Tescilli Ali Kemaller” sözünü işitince, geriye döndüm.

Bir zamanlar bu lafı en çok kendini “Kemalist” zannedenler severdi...

Kimin “Ali Kemal” olduğuna da kendileri karar verirlerdi...

Mesela bazı köşe yazarlarının gözünde Çetin Altan, Ahmet Altan gibi yazarlar “Ali Kemal’di...”

Yani bu kavram geçmişte, “Vatan haini” sözü gibi çok keyfi olarak kullanılmıştı...

O yüzden “Tescilli Ali Kemal” lafını duyunca o günleri hatırladım.

İnşallah bu kelime bugün, geçmişteki kadar keyfi ve sübjektif bir suçlama ifadesi olmaz...

Çünkü elinde güç olanların, kızdığı kişiler için bu ifadeyi kullanması daha da düşündürücü olur.


RECEP İVEDİK'İ SEVMİŞTİM ŞAHAN'I DAHA DA SEVDİM
Aydınımız “Recep İvedik” diye çok küçümsedi onu... Çok yerden yere vurdular...

Oysa millet “Recep İvedik” diye çok sevdi onu...



Sinema salonlarını doldurdu...

Çocuklar çok sevdiler.. Tıpkı 1960’ların başlarında benim, “Yeşşe” diyen Öztürk Serengil’i sevdiğim gibi sevdiler.

Hiç tahmin etmediler ki, bu popüler başarının arkasında, çok sağlam bir vatandaşlık duruşu vardır...

İşte Şahan Gökbakar’ın Atatürk için attığı mesajlar...

Reina’da katledilen insanlar için attığı harika mesajlar...

Eline sağlık Şahan kardeşim...

“Recep İvedik” filmini övmüştüm...

Arkasındaki bu başarılı insanı daha da çok sevdim...

Yazının devamı...