"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök

Dışarıdan gelen kadın hanedanı yerle bir etti

14 Şubat 2017

***

Bir tarafta Beyonce vardı...

Amerikan müzik piyasasında son yılların en güçlü ismi olarak bilinen Jay Z’nin eşi.

***

Pazarın genç takımı onu “Amerikan yerleşik pop kültür düzeninin yeni Papa’sı” olarak tanıyor.

***

Beyonce Amerikan müzik pazarının en iyi iş yapan kadını.

Jay Z ile evlenince, ortaya sadece bir evlilik değil, aynı zamanda Amerikan müzik piyasasının en güçlü hanedanı çıktı.

***

Beyonce hamile...

Grammy töreninden 2 hafta önce hamilelik fotoğraflarını yayınladı.

Çıkardığı yeni CD konusunda çok iddialıydı.

***

Hem kendisi, hem Grammy’ye şüpheyle bakan gençler bu yıl bütün büyük ödülleri onun Lemonade isimli yeni CD’sinin toplayacağından emindi.

Ayrıca bu yıl Grammy için büyük bir şov hazırlamıştı.

***

Ancak ödülleri Adele topladı...

Böylece Grammy’ye yöneltilen eleştiriler, en azından geçersiz oldu.

Ve Jay Z-Beyonce hanedanı evlerine ellerinde iki ödülle döndüler.

BÜTÜN BU MEGASTARLARI AYNI GECEDE BAŞKA NEREDE GÖREBİLİRSİNİZ

DÜN sabaha karşı Los Angeles’taki LA Lakers basket takımının NBA maçlarını oynadığı Staples arenasında birbiri arkasına sahneye çıkan sanatçıları alt alta yazdığımda hâlâ hayretler içinde kalıyorum.

Düşünebiliyor musunuz...

- Sahneye Beyonce çıkıyor. Arkasından Adele... Onu Katy Perry izliyor.

- Onun arkasından Lady Gaga, Metallica ile birlikte sahneye çıkıyor.

- Bu arada bir zamanlar en sevdiğiniz şarkıcılardan biri olan Neil Diamond, “Sweet Caroline” şarkısını söylüyor.

- Yeni neslin iki devi geliyor.

Daft Punk eşliğinde Weekend ve Bruno Mars...

Dün Türkiye’de sabah olurken, ben Grammy ödül töreninin yapıldığı salondan çok mutlu ayrılıyordum.

3.5 saat süren harika bir festivalde bütün bu insanları art arda dinlemek gerçekten büyük bir şanstı.

JACK NICHOLSON’IN MAÇ SEYRETTİĞİ BU SALONA GİRMEK KAÇA MAL OLUYOR

STAPLES Arena’yı bugüne kadar gece yarıları kaç NBA maçında seyretmişimdir hatırlamıyorum.

O arenadan hafızamda kalan büyük oyuncular var. Shaquille O’Neal... Kobe Bryant...

Ve bir de o maçları sahanın kenarında izleyen Jack Nicholson...

 Grammy ödül töreni bu salonda yapıldı.

Önceki gece salonda 14 bin seyirci vardı.

Peki Grammy’yi izlemek kaça mal oluyor...

Benim oturduğum yerde biletler 2 bin dolar civarındaydı.

Ancak bu tür organizasyonlarda ve dünya kupası, Avrupa finali gibi maçlarda gidip tek başına bilet almak o kadar kolay değil. Genellikle çok büyük şirketler biletleri kapatıyor ve olaya sponsor oluyor ve kendi müşterilerine bunları hediye olarak dağıtıyor.

MUSTAFA SANDAL’A GÖRE ADELE NOTAYI NEDEN ATLADI

TÖREN gecesinin sürpriz olayı Adele’in geçen yıl ölen George Michael’ın şarkısını söylerken “notaları atladığını” söyleyerek şarkıyı yarıda kesip uzun uzun özür dilemesiydi. Bunun nedenini Mustafa Sandal’a sordum.

“Uyarlaması çok zor bir şarkı seçmişler” dedi...

SATURDAY NIGHT FEVER ÜZERİNDEN 40 YIL GEÇMİŞ

GECENİN en büyük sürprizlerinden biri, artık hayatta tek üyesi kalan Bee Gees grubuna yapılan tribute oldu.

Şarkılar “Saturday Night Fever” filminin müziği ile başladı. Sonra birbiri ardına harika Bee Gees şarkıları dinledik.

Grubun hayatta kalan son üyesi Barry Gibb de salondaydı ve mırıldanarak şarkılara eşlik etti.

JOHN TRAVOLTA NEDEN ÖDÜL VERDİ

ÖDÜL verenler arasında şu çok ünlüler vardı:

Celine Dion, Chainsmokers, Nick Jonas, Jennifer Lopez, John Travolta...

John Travolta’nın ne ilgisi var demeyin... Bu yıl onun başrolünü oynadığı “Saturday Night Fever” filminin 40’ıncı yılı... Bu film dünya müzikal tarihinin en önemli filmlerinden biri sayılıyor.

GRAMMY TÖRENİNİN REYTİNGLERİ DÜŞÜYOR

İLK Grammy ödülü 1974 yılında verildi. O gecenin televizyondan naklen yayını 30.2 reyting, 55 share aldı.

1984 yılında 30.8 reyting, 45 share aldı. 52 milyon kişi seyretti.

1978 yılındaki canlı yayın 26.6 reyting, 44 share aldı.

Ancak son yıllarda yarışmanın canlı yayınının reyting ve share’leri düşmeye başladı.

- 2014’te 9.9 reyting, 25 share...

- 2015’te 8.5 reyting, 23 share...

- 2016’da 7.7 reyting, 22 share.

REKLAM FİYATLARI SON 6 YILDA İKİ KATINA ÇIKTI

GRAMMY töreninin canlı yayınında 30 saniye için ödenen reklam fiyatları 1986 yılından beri açıklanıyor.

O yıl 30 saniyesi 205 bin dolar olan reklam fiyatları son 6 yılda 426 bin dolardan 1 milyon 200 bin dolara çıktı.

- 2012: 766 bin

- 2013: 850 bin

- 2014: 850 bin

- 2015: 1 milyon

- 2016: 1 milyon 200 bin.

MÜZİĞİN BABALARI EN ÇOK KİMİN ÖLÜMÜNE ÜZÜLDÜ

GEÇEN yıl müzik dünyası için büyük kayıplar yılı oldu.

Prince, George Michael, Leonard Cohen, Leon Russel gibi dünyaca tanınan dev sanatçılar birbirini ardına öldü.

Gerçi David Bowie de 2016’da öldü ama ölüm tarihi ocak ayı başında olduğu için bir önceki yıla ait sayılıyordu.

Tören öncesi herkesin meraklarından biri Grammy’nin anma programında ağırlığı kime vereceğiydi...

Tahminler Prince üzerineydi...

Yanılmamışız...

Programı hazırlayanlar Prince’i anma konusuna çok daha fazla yer ayırmışlardı.

TÖRENDE TRUMP’A EN AĞIR ELEŞTİRİYİ KİM YAPACAK

TÖREN öncesi hemen herkes aynı fikirdeydi. Golden Globe töreninden sonra Grammy töreninde de siyasi çıkışların olacağı yönündeydi.

Tahminler şöyleydi: Güçlü olacak. Beyonce, Hillary’nin kampanyasına katılmıştı, Adele kendini sevenlerden Trump’a oy vermemelerini istemişti. Lady Gaga muhalifti.

Ancak yanılmışız... Gece boyunca Trump’a direkt seslenen bir sanatçı olmadı.

Doğru dürüst tek eleştiri siyah hiphop’çılardan geldi.

GRAMMY TÜRK MİLLİ TAKIMI

GRAMMY törenini Garanti Bankası’nın davetlisi olarak izledik.

Mihmandarımız Tommy’ye göre töreni izleyenler arasında en iyi görünümlü olanlar bizim Türk grubuymuş.

Törene gitmeden önce smokin ve tuvaletleri giyip bu fotoğrafı çektirdik.

Tasarımı ben yaptım... Ayıptır söylemesi biraz Vanity Fair’deki Annie Leibovitz fotoğraflarına taş çıkaracak bir tablo oldu.

Fotoğraftakiler (soldan sağa): Demet Soley, Burcu Esmersoy, Sermet Severöz, Emina Sandal, Mustafa Sandal, Özlem Sunay ve Ertuğrul Özkök.

GRAMMY’DEKİ TÜRK EKİBİNİN ELBİSELERİNE KAÇ PUAN VERDİK

KIRMIZI halıların geleneği şu.

Yürüyenler elbiselerini kimlerin tasarladığını söylüyor.

Bizim grubun tasarımları şöyleydi:

- Emina Sandal: Raisa Vanessa

- Burcu Esmersoy: Özgür Masur

- Garanti Bankası’nın görevlileri Özlem Sunay ve Demet Soley: Nedret Taciroğlu.

- Mustafa Sandal, Ertuğrul Özkök, Sermet Severöz’ün (Habertürk) smokinleri: Hugo Boss

Elbiselerin hepsi iyiydi. Ama Nedret Taciroğlu’nun Demet Soley’e diktiği tuvalet salona giriş ve çıkışta çok sayıda insanın dikkatini çekti. İçlerinden gelip fotoğraf çekenler oldu.

TÜRK EKİBİNE AİT BAZI GÖZLEMLER

- EMİNA SANDAL: Müzik bilgisi çok iyi. Grammy’ye aday gösterilen şarkıcı ve grupların 10 yıl geçmişe kadarki hikâyelerini biliyor. Amerikan entertainment sisteminin aktörlerini çok iyi tanıyor. Kim Kardashian’ın bir zamanlar Paris Hilton’ın asistanlığını yaptığını ondan öğrendim.

- MUSTAFA SANDAL: Son zamanlarda en sevdiği şarkı Mariza’nın “Alba”sı... Kendi şarkılarına benzemesinin etkili olduğunu sanıyorum. Uzay bilimine ve teorilerine sarmış. Büyük bir hızla dijital startup’lığa doğru gidiyor.

- BURCU ESMERSOY: Instagram’da 3.5 milyon takipçiyle tam bir sosyal medya fenomeni. Adını marka haline getirmiş ve çok iyi yönetiyor.

TÖRENDE EN ÇOK HANGİ ŞOVLARI SEVDİK

BEN ve Mustafa Sandal en çok Katy Perry’nin şovunu sevdik.

Burcu Esmersoy, Beyonce’ninkini birinci sıraya koydu.

En zayıf performans ise Adele’in George Michael’ı anma şarkısıydı.

Ben Metallica ile Lady Gaga’nın şovunu, Bee Gees’i anma şovunu ve Prince’in anma şovunu çok sevdim.

Magazin Videoları için tıklayınız
Yazının devamı...

Dördüncü maymunun dili olsa da anlatsa

12 Şubat 2017

Bu sembolik karakteri  biliyorduk…

***

Ama “İplemeyen…”, “Takmayan”, “Koyver gitsin” diyen dördüncü maymun…

İşte o yeni icat edildi…

***

Bir tarafta “Hayır” diyene “Hain”, “Terörist” diye saydıran…

Öteki tarafta “Evet” diyene “Satılmış”, “Faşist” damgası yapıştıran…

Ancak bu kelimeleri dinlemeye zorlanan kulaklar...

Ancak bir tarafı görmeye izin verilen gözler…

İki tarafta da sessiz, ürkek bir dördüncü maymun sembolü yaratıyor…

***

Duymak istediğimi dinleyemeyeceksem, görmek istediğimi seyredemeyeceksem, demek istediğimi söyleyemeyeceksem…

Ne yapayım ben bu kulağı, bu gözü… Ya şu bir türlü uzayamayan, kısalamayan dilim…

Onu ne yapayım…

***

Semboller dünyamızda, 3 maymun yeterince kalabalık yapıyordu, dördüncü de gelince izdiham başladı.

***

Bilelim ki, üç maymunu oynayanın da, bir dördüncüsünün de ne evetçiye hayrı olur, ne de hayırcıya…

***

O yüzden gelin en iyisi demokratik 21’inci yüzyıl insanına yakışır bir kampanya yapalım…

***

Üç maymunu oynayanlara, bir de dördüncüyü ekleyip referandumun üzerine daha şimdiden tartışma tozları dökmeyelim…

AAA TÜRKİYE İLE RUSYA ARASINDA BÖYLE BİR ANLAŞMA MI VAR

CUMA günkü New York Times gazetesinden bir iddia:

“Türkiye ile Rusya anlaştı.

El Bab’a, muhalif güçler değil, Esad rejimine bağlı birlikler girecek.”

Anladıysam ne olayım...

Günlerdir “El Bab’ı kuşattık, girdik, gireceğiz” haberleri ile yatıp kalkıyoruz.

El Bab’a biz değil de Esad girecekse, niye bunca şehit veriyoruz orada...

BU YÜZYILIN EKONOMİ BAŞYAPITI ‘MİLLETLERİN KISKANÇLIĞI’ MI OLACAK

ALMANYA İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük dış ticaret fazlasını verdi.

Rakam müthiş...

İhracatı ithalatından tam 270 milyar dolar fazla... Aynı yıl Amerika ise tüm tarihinin en büyük ihracat açığını verdi. Ben sadece insanlar arasında kıskançlık olur sanırdım.

Ülkeler arasında da oluyormuş.

Yeni Başkan Trump anında Almanya’ya saydırmaya başladı.

“Onların arabaları bizim pazarı istila ediyor, ama bizim arabalarımız onların pazarına giremiyor” diyor.

18’inci yüzyılda yükselmeye başlayan kapitalizmin baş eserlerinden biri Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği” kitabıydı...

Galiba 21’inci yüzyıl ekonomilerinin başyapıtı “Milletlerin Kıskançlığı” olacak.

 ÜLKEYİ LİDERDEN KURTARMA FORMÜLÜ

Newsweek dergisinde okudum. Başkan Trump’ın çevresindeki insanlar, onun “kontrol dışı olduğunu” görüyor ve bu durumu düzeltmeye çalışıyorlarmış.

Vardıkları sonuç şu olmuş:

“Önce onu kendinden kurtarmak gerekir...”

Lider egoları, ihtirasları ve güç gösterme merakları... Acaba çözüm gerçekten önce lideri kendinden kurtarmakta mı yatıyor...

Neyse ben artık “dördüncü maymun”um ve bu meseleler hem beni aşar hem de ilgilendirmez...

NİYE BU ADAMLARI HÂLÂ KOVMADINIZ

- Başkan Trump’tan bir saptama:

“Bu medya, bu gazeteciler halkı hiç okuyamadı, yeni Amerika’yı göremediler, eski Amerika’da kaldılar...”

- Başkan Trump’tan bir soru:

“Medya patronları seçimde hezimete uğrayan bu başarısız yöneticileri ve gazetecileri niye hâlâ kovmuyor...”

Newsweek dergisinden.

PEMBE, KADINA KUDRET Mİ VERİR YOKSA GENÇ KIZLIK MI

GÜZEL bir bahara hazırlanın... Marc Jacobs, Michael Kors, Bottega Veneta bu bahar vitrinlere bol bol pembe renk koyacak.

Pembe dünyada genç kız rengi olarak biliniyor...

O nedenle “Erkeğin maço çizgilerini silen bir renk” olarak görülür...

Peki kadın için ne ifade eder?

Michael Kors, “Bugünün kadını çok kadınsı ama aynı zamanda çok güçlü görünmek istiyor” diyor.

Onun gözünde pembe, bu yıl kadının bu iki talebini birleştiren renk olacak.

Feminite ve iktidar...

Voaavvv kulağa acayip seksi geliyor...

MUSTAFA CECELİ  AJDA İLE SÖYLERSE

MUSTAFA Ceceli yeni CD’sinde bir şarkıyı Ajda Pekkan ile birlikte söylüyor.

- İkisininki de çok tanıdığımız, bize çok akraba ses...

- İkisinin söyleme tarzı da dominant.

- İkisi de “Söyle Allah’ın yok mu senin” nakaratını aynı tutkuyla söylüyor.

- İkisi de hem çok dişi hem çok erkek...

İyi bir şey olmuş yani...

Ama ben CD’de en çok “İyi ki hayatımdasın” şarkısının sözlerini sevdim.

Bugünlerde “İyi günde kötü günde” lafı bana iyi geliyor...

Bir de sevdiği insana sağ değil de, “Sol yanımsın benim” demesini sevdim.

Müzikal olarak en çok “Aşk Adına” şarkısını beğendim.

70 YAŞ ERKEĞİNİN RUH RENGİ NEDİR

HÜRRİYET Yayın Direktörü Fikret Ercan 70 yaşına girdi...

Geçen gün baktım yazıişlerinde üzerinde mor bir kazakla dolaşıyor.

Aynı gün Hürriyet’in birinci sayfasında mor atkılı, mor kazaklı bir Kadir İnanır fotoğrafı...

O da geldi 68 yaşına...

Şunun şurasında kaldı 2 yıl 70’e...

Şom ağızlılar, “70 yaş, iddialı erkeği mosmor ediyor” diyebilir... Benim gibi iyi niyetliler ise şunu söyler:

“70 yaş erkeği rengarenk yapar...”

 ‘NEREDE ZEYBEK VARSA BEN ORADAYIM. BU DA KIBRIS ZEYBEĞİ’

MUSTAFA KOÇ’UN  EN GÜZEL FOTOĞRAFI

CAROLINE Koç eşi Mustafa Koç’un anısına harika bir kitap hazırlattı.

Mustafa Koç’un dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığı dalışlarda çektiği fotoğrafları bir araya topladı. Bu albüm, sanat konusunda dünyanın en prestijli yayıncılardan biri olan Assouline tarafından “Silent World” (Sessiz Dünya) adı altında yayınlandı.

İki yıl önce Ayşegül Dinçkök’ün çektiği sualtı fotoğraflarından düzenlenen sergiyi gezmiş ve çok sevmiştim.

O gün anlamıştım ki, suyun altında çok zengin bir sanat malzemesi var.

Mustafa Koç’un çektiği fotoğraflardan bazıları sanatın da ötesine geçen bir etki yapıyor insanda...

Bir de kapağa koymak için seçilen fotoğrafı çok sevdim...

Mustafa Koç’u niye bu kadar sevdiğimizi anlatan çok sıcak ve güzel bir fotoğraf...

Nur içinde yatsın...

Yazının devamı...

Cumhurbaşkanı bir ters köşe yapamaz mı

11 Şubat 2017

Veya yüzde 51’i “Hayır” demiş...

Neticede bir askeri darbe anayasasına yüzde 65, ötekine yüzde 92 “Evet” demiş halk, bu defa tam ortasından bölünmüş olacak...

Yani ilk sivil anayasa girişimimiz, böyle ortasından bölünmüş iki millet yaratacak...

Ve biz de bununla, “Demokrasinin zaferi” diye övüneceğiz...

***

“Evet” veya “Hayır”...

Yüzde 50’miz birine, öteki yüzde 50’miz birine sevinebilir veya üzülebilir...

Benim kurduğum hayal hepimizin sevineceği bir sonuç...

Halkın en az yüzde 90’ının “Evet” diyeceği bir gönül referandumu...

***

Dünya artık eski dünya değil...

Bir yanda Trump... Müslüman dünyaya diş biliyor...

Öte yanda Hıristiyan’a, Yahudi’ye, hatta Müslüman’a diş bileyen Müslüman...

***

İnsanların içi kararmış... En gelişmiş ülkede bile bir umutsuzluk, geleceğe güvensizlik...

Üçüncü dünya savaşından bahsedenler var...

***

Diyorum ki... Dünyanın bir ekleme ihtiyacı var...

Hıristiyan’la Müslüman’ı, Yahudi ile Müslüman’ı, Hindu ile Budist ile ateist ile Müslüman’ı birbirine eklemleyecek, birbiriyle barıştıracak pozitif bir güç...

***

Var mı Türkiye’den başka yapabilecek bir ülke bunu?

Daha doğrusu, var mıydı?

Bütün kalbimle söylüyorum...

10 yıl önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişiliğinde bunu görüyor ve umutlanıyordum...

Bugün hâlâ aynı hayali kuruyorum, kendi kendime mırıldanıyorum:

Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan da böyle bir hayal kuramaz mı?

Türkiye’yi, bütün dünyayı, cakası giderek artan otoriter siyasi eliti ters köşeye yatıracak ve kendini dünyanın en önemli lideri haline getirecek bir hayal...

***

Bir gece sihirli bir değnek...

Ülkemize değiyor...

Bir gecede Allah’ın sevgili kulları oluyoruz...

İç barış için adımlar atılıyor...

Birbirimize elimizi uzatıyoruz... Kürt sorunu için yeniden umutlanıyoruz...

Adaletsizlik, vicdansızlık bir gecede yok oluyor...

Hepimiz içimizdeki öfkeli insanı kovuyoruz...

Sabahında bütün kötü kalpli troller kaçacak delik, sığınacak ülke arıyor...

***

Biliyorum, sizin yüzünüzde o alaycı gülümseme, barbar trollerin yüzünde ise o büyük korku...

Yine o aynı terane...

“Geç bunları anam babam... Geç bunları... Hepsi hayal.”

***

Biliyorum da...

Cihana değer bir hayal değil mi?...

AHMET KEKEÇ KARDEŞİM İŞTE REFERANDUM OYUM

“Evet...” demiştim.

1987 yılındaki “Siyasi hakların iadesi” referandumunda, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş, Deniz Baykal gibi siyasetçilerin 12 Eylül’de getirilen siyasi yasaklarının kaldırılması oylanmıştı.

Özal “Yasaklar devam etsin” anlamına gelen “Hayır” oyunu savunuyordu.

Bense yasakların kaldırılmasına “Evet” demiştim.

O referandumda siyasi haklarını elde eden insanlar arasından, 1 cumhurbaşkanı, 2 başbakan, bir başbakan yardımcısı çıkmıştı...

Hayatım boyunca rahmetli Özal’la ters düştüğüm üç-beş konudan en önemlisi buydu...

Fehmi Koru haklı... Özal’ın gerileme dönemi o referandumla başlamıştı.

BUGÜNÜN ‘EVET’İ YARININ TEMİNATI MI

12 Eylül 2010 referandumunda...

- Nazlı Ilıcak “Evet” demişti...

7 aydır hakkında iddianame bile yazılmadan içeride...

- Ahmet Turan Alkan “Evet” oyu vermişti...

7 aydır, hakkında iddianame bile yazılmadan içeride...

- Ali Bulaç “Evet” demişti...

7 aydır hakkında iddianame bile yazılmadan içeride...

- Şahin Alpay “Evet” demişti...

7 aydır hakkında iddianame bile yazılmadan içeride...

- Mümtazer Türköne “Evet” demişti...

7 aydır hakkında iddianame bile yazılmadan içeride...

Yani diyeceğim, bugünün “Evet’i” yarının teminatı değil...

ÖSO İLE İLGİLİ O KÜÇÜCÜK CÜMLENİN BÜYÜK ANLAMI

HÜRRİYET Yazarı Deniz Zeyrek’in dün yaptığı El Bab analizinin sonunda şöyle bir cümle var.

ÖSO’nun IŞİD’e karşı zafer kazanabileceğini yazıyor ve arkasından şunu ekliyor:

“Yeter ki ÖSO içindeki gruplar, zaman zaman TSK komutanlarını da kızdıran dağınıklıklarına son versinler...”

Bu utangaç cümlenin anlamı ne, size anlatayım. Orada bütün işi Türk ordusunun kahraman subay ve erleri yapıyor...

ÖSO diye bir şeyin kendisi yok sadece ismi var... O da ancak diplomatik bir amaca hizmet ediyor.

Hepimiz bilelim...

KIRMIZI HALIYA 250 GRAM KALDI

BUGÜN Los Angeles’tayım...

Allah kısmet ederse, pazar gecesini pazartesiye bağlayan gece dünyanın en önemli müzik ödülü sayılan ‘Grammy Ödülleri’nin kırmızı halısında yürüyeceğim.

Günlerden beri rejim yapıyorum.

Son 500 gram kalmıştı ancak iki günlük Kıbrıs ziyareti makarayı geri sardı.

Osman Müftüğlu’nun koçluğunda, önceki sabah itibariyle hedefe 650 gram kalmıştı.

Dün sabahı 250 gramla açtım.

Grammy sabahı hedefim, kırmızı halıya tam 78 kilo olarak çıkmak.

Kırmızı halıda ‘Türk Milli Takımı’nı gururla temsil edeceğim.

KIRMIZI HALIDAKİ TÜRK MİLLİ TAKIMI

PAZAR gecesi Grammy töreninin kırmızı halısında, benim dışımda Mustafa ve Emina Sandal ile Burcu Esmersoy da olacak.

Bu iki güzel kadının gölgesinde kalmamak için elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz.

HÜRRİYET KİTAP-SANAT SAYESİNDE CAZ KEŞFİ

ÖĞRENMENİN yaşı da yok, zamanı ve yeri de...

“Hürriyet Kitap-Sanat’ın” ikinci sayısında, Sevin Okyay’ın yazısı sayesinde harika bir İtalyan caz sanatçısını keşfettim.

Enrico Rava...

Dün sabahtan beri onu dinliyorum...

Özellikle Mina’nın efsane şarkısı “Il Cielo in una Stanza” yorumunu çok sevdim...

Bu arada YouTube’da Mina’nın bu şarkısının klibini seyrettim.

Bir kadın bir şarkıyı yüzüyle bu kadar mı güzel söyleyebilir...

Çok teşekkürler Sevin...

BİR CÜMLE

“YÜKSEK edebiyat bize alçak geliyor...”

Raskol’un Baltası Yayınevi manifestosu

HOCAM BULMUŞ KAFAYI SALLIYOR DA SALLIYOR

HOCAMIN kafa iyi... Kurudan mıdır, yaştan mıdır bilmem, bulmuş kafayı, işte sallıyor...

“Bu son savaştır, kazanacağız...”

Vay be... Biz referandumda oy atacağız sanıyorduk, meğer o kurşun atacakmış...

Belli ki terfi falan bekliyor...

Belli ki mahallesinde “Evetçi” bir yaranma koşusu başlamış...

Arkadaş kararlı... İpi ilk o göğüsleyecek...

Kendinden geçmiş, unutmuş devletin memuru olduğunu...

Partili Cumhurbaşkanı olacak ya...

Daha şimdiden takmış parti kartını göğsüne... Ahali de tırsmış çıkaramıyor sesini... Diyemiyor ki...

“Huu hocam hayrola... Ne savaşıdır bu, neyin savaşı?

Kim kime silah çekmiş, kim kimin ülkesini fethedecek?

Kim kimi denize döküyor?”

Bak hocam...

Topla efradını, o son savaşını veredur mahallendeki seksek oynayan çocukların yanı başında....

Ve bil ki... Evet de çıksa hayır da çıksa biz buradayız...

Yazının devamı...

Ortada tuhaf bir hava var

10 Şubat 2017

AKP’nin, en kenardaki oyların bile muhabbetine ihtiyacı olduğu bir dönem...

Ama bir bakıyorum... Sanki gizli bir el ‘Evet’e karşı kampanya yapıyor. Sanki kendi ayağına kurşun sıkıyor.

Bir bakıyorsunuz, bir gecede 4 binden fazla insan devletten atılıyor...

Manzara tıpkı tek parti dönemindeki Dil Tarih Coğrafya tasfiyesi, 1951’deki büyük komünist tevkifatı gibi...

Belli ki karar, yandaş vicdanı bile sızlatmış...

AKP yandaşı araştırmacı, AKP yandaşı televizyona çıkıyor ve “Bu defa evet oyları gönülsüz” diye konuşuyor...

Belli ki yandaş araştırmacı bile emin değil...

Bir gün önce ‘hayır diyenlere terörist diyen’ trolleri yerin dibine batıran Başbakan, ertesi gün kendisi aynı temayı kullanıyor.

Belli ki o gece ona bile endişeli bir haber gelmiş.

AKP’nin evet kampanyası hâlâ trollerin elinde ağır bir bumeranga dönüşüyor...

Belli ki AKP örgütünde de öyle iştiyaklı bir hava yok...

Polis-savcı-hâkim üçlüsü Ergenekon’da yapılan hatalardan hiç ders almamış gibi aynı kafada, kuruyla yaşı birlikte yakmaya devam ediyor...

Belli ki orada da hava belirsiz...

Diyeceğim, ortada tuhaf bir hava var...

Çok tuhaf bir hava...


ÜNİVERSİTEDEN ATILAN O BÜYÜK HOCA BAKIN KİM
1945 yılında bir gün Ankara Esenboğa Havaalanı’na inen bir Amerikan askeri uçağı, tek bir kişiyi alarak yeniden havalandı...

İçindeki insan, ilkokulu İzmir’in Ödemiş ilçesinde, liseyi ise İzmir’in Amerikan Koleji’nde okumuştu...

Darülfünun’da Felsefe Bölümü’nü bitirmiş, sonra Harvard’da yüksek lisansını almış, doktorasını ise Columbia Üniversitesi’nde yapmıştı.



Dönüşte Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne gitmişti.

Almanya’da Nazi baskısına direnen Frankfurt Okulu çevresi ile yakın ilişkileri vardı.

Gestalt psikolojisinin Türkiye’deki en büyük temsilcisiydi...

Sonra Nihal Atsız’ın ihbar mektubu üzerine 16 Mart 1944 günü gözaltına alındı...

26 yıl hapis cezası aldı...

Bütün dünyada onu kurtarmak için kampanya başladı.

Ve 1945 yılında bir gün, bir Amerikan uçağına binerek yurtdışına gitti...

Bu kişi, bütün dünyada ‘Sosyal Psikoloji’ bilim dalının kurucusu olarak bilinen Prof. Muzaffer Şerif’ti...

Ondan tam 21 yıl sonra Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda, öğrencisi olmakla gurur duyduğum sevgili hocam Prof. Nermin Abadan Unat, bize onun kitaplarını referans göstererek sosyal psikolojiyi öğretti.

Türkiye’nin kaybıydı...

Amerika’nın ve dünyanın kazancı oldu... Bu olay çok partili hayata geçme hazırlığı yapan CHP’nin onur hanesine yazılmadı.


BİR 'KESİK SAÇLI BAYAN' HİKÂYESİ
26 Ekim 1951 İstanbul Galata Rıhtım Gümrüğü...

Polis, Marsilya’ya hareket edecek olan gemiden bir kadın yolcuyu alır...

Polis kayıtlarına ‘Kesik Saçlı Bayan’ olarak geçen bu kadın, Sevim Tarı’dır...

Türk siyasi tarihine ‘1951 Komünist Tevkifatı’ olarak geçen büyük tasfiye bu tutuklamayla başlar.

Bu tevkifat çok partili hayatın ilk iktidarı olan Adnan Menderes ile partili Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın onur hanesine yazılmamıştır...


SÜRGÜNDE ÖLENLER ANITI
ÜNİVERSİTEDEN tasfiye edilen Doç. Dr. Behice Boran Almanya’da öldü...

‘Türkiye’de Çağdaşlaşma’ kitabının yazarı Prof. Niyazi Berkes İngiltere’de öldü...

‘Sosyal Psikoloji’ biliminin kurucusu Prof. Muzaffer Şerif Amerika’da öldü...

Halk bilimin dünyadaki en önemli temsilcilerinden biri olan Prof. Pertev Naili Boratav Fransa’da öldü...

Kıssadan hisse...

Ne tek partili dönemde ne Demokrat Parti döneminde ne 12 Mart ve 12 Eylül askeri döneminde...

Üniversitelerde tasfiye hiçbir dönemde onu yapanların şanı olmadı...

Siyasi sürgün insanı küçültmez, büyütür...


12 EYLÜL - 7 ŞUBAT KARŞILAŞTIRMASI
BÜTÜN 12 Eylül sürecinde 1402 sayılı Kanun’la işine son verilen akademik personel sayısı 120’ydi...

7 Şubat tasfiyesinde, KHK ile bir gecede işine son verilen akademik personel sayısı 330.

Sadece Ankara Üniversitesi’nden 72 akademisyen uzaklaştırıldı.


BİR CÜMLE
“TÜRKİYE’nin en çok tükettiği şey kendisidir.” Metin MÜNİR


SEVGİLİLER GÜNÜ İÇİN ADINI VERMEDİĞİM 10'UNCU MEKÂN
Gecce.com, ‘Sevgililer Günü’ için 10 restoran tavsiye etmemi istemişti...

Ben 9 restoranlık bir liste verdim...

Sonra baktım, biraz benim yaş grubum işi olmuş...

Anladım ki, bu tür tavsiyelerin pek de manası yok. Neticede çoğumuz sıkça gittiğimiz, alıştığımız yerleri söylüyoruz.

Ama sokakla iç içe, sizin gibi eğlenmeyi seven insanlarla olmak istiyorsanız, mesela Cihangir’deki Hazine gibi canlı müzik de olan bir yerlere gidersiniz.

Diyeceğim, Sevgililer Günü için ne benim ne başkasının tavsiyesine kulak asmayın.

Kalbiniz nerede atacaksa orada olun.

Benimki nerede mi?...

Gecce.com’da adını vermediğim ‘10’uncu’ mekânda...

Hadi onu da siz bulun...

Yüreğinize sorun, başka organlarınıza danışın...

Mutlaka bulacaksınız. 


BAK İMAM EFENDİ ETEĞİMDEN ÇEK ELİNİ, YOKSA CIS OLURSUN
EMEKLİ imamın biri... Geçen gün vaazında pantolon giyen kadınlara saydırırken, sağ olsun bizi de unutmamış ve “İskoç eteği giyen ünlü gazetecimiz medya sürtüğü nasıl ayıp etmişse, böyle erkeklere benzeyen şıkıdım pantolonlu hanım kızımız da kusura bakmasın ama öyle ayıp etmiştir en azından.”



Nesini düzelteyim bu adamın şimdi ben...

Her etek giyeni sürtük olarak gören kafasını mı?...

Pantolon giyen her kadına affederseniz şey gözüyle bakan gözünü mü?...

Yoksa etek giyen her erkeğe takmasına mı?...

Yine de iyilik bende kalsın, tavsiyeyle geçiştireyim.

Aman hocam, bu etek meselesine fazla girme...

Bak, Müslüman Arapları da rencide edersin ha...

Biliyorsun, Peygamber Efendimiz eteğine oturan kediyi uyandırmayacak kadar insancıldı...

O yüzden sen en kısa yoldan bırak bu etek müptezelliğini...

Yazının devamı...

Yabancılara sunduğumuz en iyi ürünümüz demokrasi ve tarafsız, güçlü bir hukuk

9 Şubat 2017

Benim için mesela aynı gün ülkenin hem Cumhurbaşkanı hem Başbakanı ile görüşebilmek büyük bir şanstır.

Şanslı gazeteci olarak güne, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Hüseyin Özgürgün’le başlıyoruz.

Öğle yemeğini ise Cumhurbaşkanı ile yiyeceğiz.

Hürriyet’in şehirlerle buluşmalar programı ilk defa bir başka ülkeyle buluşma modeli altında yapılıyor.

“Kıbrıs’ı Keşfet” mottosu altında, önce bu ülkenin iki sakin güç siyasetçisini keşfediyoruz.



KKTC Başbakanı Özgürgün, çok yumuşak bir üslupla konuşuyor. Ses tonu hep dostça geliyor...

Bize ülkesini anlatırken araya sıkıştırdığı bir cümle var ki, kulağıma çok hoş geliyor.

Şöyle diyor:

“Ülkemize gelen yabancılara sunduğumuz en güzel ürünümüz demokrasi, sağlam bir hukuk ve güçlü bir sivil toplum yapısı...”

Başbakan devam ediyor:

“Yargının aldığı kararlar zaman zaman beni de çıldırtıyor. Ama sonra düşünüyorum ki, aleyhime de olsa, iyi çalışan tarafsız bir yargı hepimizin menfaatinedir.”

Sivil toplum örgütlerinin de zaman zaman işini ağırlaştırdığını söylüyor.

Mesela bir otelin önüne taksi istasyonunun kurulması bile bazen büyük dirençle karşılaşıyormuş. “Ama biz demokrasinin bütün kurumlarından memnunuz” diyor.

Ya Türkiye ile ilişkiler?

“Rum tarafı ile görüşmeler devam ediyor. Biz anavatansız bir KKTC düşünemiyoruz. Şöyle diyebilirim. Türkiye ile yüzde 100 aynı fikirdeyiz.”


BENCE KKTC BAŞBAKANI TRUDEAU'DAN YAKIŞIKLI
KKTC Başbakanı “Kıbrıs’ı Keşfet” toplantısında konuşmaya başladığında, salondaki Hürriyet ekibinde de şu tartışma başlıyor:

Başbakan Hüseyin Özgürgün mü daha yakışıklı yoksa Kanada Başbakanı Justin Trudeau mu...

Adaya giden Hürriyet ekibinde kadın sayısı ağırlıklı.

Mırıltılara kulak veriyorum. Çok sayıda kadın Hüseyin Özgürgün’ü daha yakışıklı buluyor.


Justin Trudeau

Fit bir adam. Slim fit takım elbiseyi çok iyi taşıyor. 52 yaşında ama hiç göstermiyor. Basket ve futbol oynamış.

Ankara’da üniversitede okurken Gençlerbirliği paf takımında “çift santrfor” sisteminde santrfor oynuyormuş. İyi bir NBA seyircisi. Benim gibi o da Euroleague’e giderek daha fazla ilgi duyuyor.

Türkiye’de Ankara Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okumuş. Sedat Ergin, Mehmet Yılmaz ve beni de (yarı) Mülkiyeli sayarsanız, masada Mülkiye ağırlığı var.

Birleşik Krallık’ta Cambridge Üniversitesi Clare College’de İngiliz Dili ve Yönetim Bilimi dalında eğitim görmüş.


SIRF BU ÇOCUKLAR İÇİN ADAYA GİDİLİR
PAZARTESİ akşamının yemekten sonraki late night programını Gülse Birsel yapıyor. İstikamet Girne’deki “The Soulist” kulübü...

Kulüp dediysem, genişçe bir ev salonu...

Burada Gülse ve Kanat Atkaya’nın İstanbul Hayal Kahvesi’nden tanıdığı Soul Stuff’ın üyesi Alper Cengiz çalıyor.

Avustralya doğumlu Kıbrıslı eşi Yeliz’le tanışıp Kıbrıs’a yerleşmiş.

Biz geliyoruz diye Kuzey Kıbrıs’ın genç ve harika müzisyenlerini toplamışlar.

Naim Korudağ, Nafiz Dölek, Eril Cambaz, Uğur Güçlü, Lütfiye Özipek, Ebru Aydın...

Alper Cengiz, gitarist arkadaşı Naim Karadağ ile Bee Gees’in en sevdiğim şarkılarından biri olan “To Love Somebody”yi müthiş bir yorumla söylüyor.

Anlıyorum ki, yıllardır dinlediğim bu şarkının altında ağır bir blues yatıyormuş.

Size bir şey söyleyeyim. Sırf bu çocukları dinlemek için Girne’ye gidilir.

Ben öyle yapacağım.



O GECE TANIDIĞIM ÇOCUK TOP 50 LİSTEMDE

 

SOULIST’teki gece sahneye Oray Eğin’i andıran bir genç çıkıyor.

 

Adı Orçum Benli. Öyle kendi halinde, Chris Isaac’ın “Wicked Game” şarkısını söylemeye başlıyor.

 

Hepimizin fikri aynı. Mükemmel bir ses ve yorum.

 

Biraz sonra kulübün kapısına çıkıyoruz ve sohbet ediyoruz.

 

Kıbrıslıymış. “Strange Union” adlı grupları varmış.

 

Bir CD yapmışlar.

 

Çok sevdim... Spotify, Deezer, Fizzy ve öteki müzik platformlarına da koymuşlar. YouTube’da da bazı parçaları var. “Goodnight Kiss” adlı şarkılarını Spotify Top 50 listeme koydum.

 

Mutlaka onları da dinlemeye gideceğim.

 


TÜRKİYE YORGUNLARINA BİR SAAT ÖTEDE ÜTOPYA
TÜRKİYE’nin karamsar, insanı bezginleştiren ortamından sonra Kıbrıs bana o kadar iyi geldi ki..

TC kimlik kartınızla gittiğiniz bir ütopya...

Bir saat 15 dakika ötenizde...

Üstelik artık Türkiye’nin her yerinden her saat ulaşım imkânı var.

Bir haftada,

Ankara: 31 geliş, 31 gidiş
İstanbul Atatürk: 51 geliş, 50 gidiş
Sabiha Gökçen: 38 geliş, 35 gidiş  
İzmir: 20 geliş, 14 gidiş
Antalya: 14 geliş, 13 gidiş 
Adana: 14 geliş, 18 gidiş
Hatay: 10 geliş, 8 gidiş 
Antep: 14-14  
Ordu: 2-2


GULLIVER ÇOCUKLAR ÜLKESİNDE GİBİYİM
HÜRRİYET ekibi olarak Elexus Otel’de kalıyoruz.

850 odalı 5 yıldızlı mükemmel bir otel...



Otelin dışında çocuklar için bir köy inşa edilmiş... Rengârenk, cıvıl cıvıl bir köy...

Köye gidip meydanında duruyorum. Sağda doktorun binası...

Arkamda pembe, kırmızı, yeşil evler...

Kendimi küçücük çocuklar arasında bir Gulliver gibi hissediyorum. Çocuk köyü harika bir fikir ve harika bir duygu...


BİR PATRON EŞİYLE YOGA SOHBETİ
HÜRRİYET buluşmalarının en büyük destekleyicilerinden biri TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy’dur. Kıbrıs’taki ilk geceye katıldı, ancak ertesi gün Elexus Oteli’nin sahibi Murat Ersoy’la birlikte Tel Aviv’e gittiği için bize katılamadı.

Otelde ev sahipliğini Murat Ersoy’un eşi Nisa Ersoy yaptı.

Yoga ve meditasyon konularında müthiş bilgisi var.

Bu da, Elexus’un harika SPA bölümünün büyüklüğünün, düzenlemesinin ve yüzme havuzlarının kalitesinin kimden kaynaklandığını açıklıyor.

Ayrıca rock’n roll gecesinde müzik zevkini de gördük.


HAYVAN HASTANESİ
LEFKOŞA’dan Girne’ye giderken sağ tarafta Yakın Doğu Üniversitesi’ni görüyorum.

En büyük binalarından birinin üzerinde “Hayvan Hastanesi” yazıyor... İçim ısınıyor.


15 TEMMUZ GECESİ KIBRIS CUMHURBAŞKANLIĞI KÖŞKÜ
ÖĞLE yemeğinde KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın misafiriydik.

Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne son olarak rahmetli Rauf Denktaş hayattayken gitmiştim.

O zamanlar dikkatimi çekmemiş. Meğer salondaki camekânlı dolaplarda bir arkeoloji müzesi saklıymış.

Milattan önce 2500 yılına ait otantik bronz ve toprak eserler var.

Mustafa Akıncı tam “sakin güç” tanımına uygun bir siyasetçi.

Son başkanlık seçiminde halkın yüzde 65 oyunu alarak seçildi.

Size 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını kısaca anlatayım.

O gece Lefkoşa dışındaymış.

Uçakların uçtuğunu ve garip bir şeyler olduğunu duyunca hemen Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne gelip arkadaşlarını toplamış.

“Kısa sürede bunun bir darbe girişimi olduğunu anladık” diyor.

Hemen NTV’ye bağlanıp darbecilere karşı olduğunu açıklamış.

Adadaki Türk birliğinde o gece darbecilere katılma gibi bir şey gözlemlememiş.

“Sadece, Rum kesimi bu durumdan istifade etmeye kalkmasın” diyerek teyakkuzda olmuşlar.

Ancak daha sonra oradan da 75 kişi uzaklaştırılmış.
Cumhurbaşkanı danışmanlarına çok saygılı davranıyor.

Konuşurken sık sık içlerinden birine dönerek “Yanılıyorsam düzelt lütfen” veya “Şu arkadaşım benimle aynı fikirde değil” diyerek düzeltiyor.

İtiraf edeyim, çok ama çok özlediğim bir siyaset anlayışı...

Yavru vatan, ana demokrasi olmuş...


ERCAN HAVALİMANI'NDA ÇILGIN BİR İŞADAMI
HÜRRİYET “Kıbrıs’ı Keşfet” programının ana sponsoru Taşyapı’nın sahibi Emrullah Turanlı kendini Kuzey Kıbrıs’a vakfetmiş.

Ercan Havalimanı’nın işletmesini, 25 yıllığına 100 milyon Euro peşin vererek 350 milyon Euro’ya almış.

Bu arada yeni terminalin inşaatını da yapıyor.

Ercan, şimdiden büyük değişikliğe uğramış.

Böyle bir havalimanı için çok zengin bir free shop yapmışlar. Bir zamanlar devlete durmadan zarar yazan havalimanı için bu yıl 10 milyon Euro da vergi ödemiş.

Emrullah Turanlı çılgın bir işadamı.

Kızı Ece’yle birlikte 48 saat Anadolu enerjisi verdi bize...


BİR AKADEMİK BABİL KULESİ
KUZEY Kıbrıs bir üniversite ülkesi.

12 üniversitesi var. Sadece ikisi devlete ait.

Bu üniversitelerde 84 bin öğrenci okuyor.

47 bini Türkiye’den. 24 bini ise 100’e yakın ülkeden. Her dilin konuşulduğu, her ülkeden çocuğun okuduğu akademik bir Babil kulesi burası.

Girne Limanı’nı dolaşırken gördüğüm gençler ve konuştukları diller bana bunu söylüyor.


KARMİ KÖYÜNÜN GÜZEL KEDİSİ İLE
ADANIN en sevdiğim yerlerinden biri Girne’nin üstünde Beşparmak Dağları’nın eteğindeki Karmi köyü...

Köyde daha çok İngilizler yaşıyor. Henüz bahar gelmemiş ama köyde harika bir kış sessizliği vardı.




Küçük kilisenin kapısında beni karşılayan bu güzel kediyle hatıra fotoğrafı çektirdim.

Bir dahaki sefere inşallah köydeki kafede bir şeyler içeceğim.

Yazının devamı...

"Bu iki mafya bozuntusunun silahlı cakası için mi..."

7 Şubat 2017

***

Daha havaalanında, yer personeli neredeyse onu linç etmeye kalkacak...

Daha havaalanından çıkarken gözaltına alıp savcıya çıkartacak, iki dakika sonra tutuklatacaksın...

***

Hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle içeride tutacak, daha kim bilir kaç ay orada bırakacaksın...

***

- Sonra iki tane mafya bozuntusu serseri, elinde silahla devlet meydanında poz verecek, bu fotoğrafı sosyal medyada yayacak ve altına da en pervasız şekilde, “Hayır veren olursa 15 Temmuz’daki gibi geleceğiz yanınıza” diye yazarak, hem 15 Temmuz ruhuna yapılabilecek en ağır hakareti yapacak...

Hem “Hayır” oyu verecek insanları silahla tehdit edecek...

***

Sonra alacaksın o iki adamı, daha ertesi gün serbest bırakacaksın...

***

Bu mudur senin adaletin...

***

“Evet” oyu vermeyi düşünen arkadaş...

Adalet hepimizin meselesi...

***

Ama bil ki, bu silahlı propaganda çetesi, herkesten önce senin meselen...

***

15 Temmuz gecesi demokrasi için sokağa çıkan arkadaş...

Senin de meselen bu...

Sor bir kendi kendine...

Omuz omuza mücadele ederken yanı başında düşen kardeşin, bu iki mafya bozuntusunun silahlı cakası için mi şehit oldu...

MERAK EDİYORUM

BARBAROS Şansal’ı uçağın merdiveninde linç etmeye kalkan havalimanı personeline bir ceza verildi mi?

Verildiyse ne cezası verildi...

Bundan sonra da hoşlarına gitmeyen insanları linç etmeye kalkışmalarının önüne geçecek hangi tedbir alındı...

Atatürk Havalimanı’nı çok sık kullanan bir müşteri olarak bunu bilmek hakkımdır diye düşünüyorum.

HAY ÇOK YAŞA FATİH TEZCAN KARDEŞİM

DİYORUM, umutlanıyorum...

İktidar kanadında da makul insanlar seslerini yükseltmeye başladı.

O kanatta da trol zihniyetine savaş açılması yakındır.

İşte bir örnek...

İktidara yakın bir televizyon yorumcusu...

Fatih Tezcan...

Diyor ki:

“Hayırcılar salak...

Evetçiler yalaka yobaz.

Yok böyle bir şey kardeşim.

Herkes hür. Bu irite eden, ötekileştiren üslubu bırakmalıyız”

Çok teşekkürler arkadaş...
Hadi herkes kendi mahallesinde büyük bir trol temizliğine...

Herkes özgürce evet veya hayır desin...

Yarın kimse ağzına şaibe kelimesini alamasın...

YAŞASIN, SERDAR TURGUT DÖNDÜ, KALİTELİ MİZAH TEKRAR HAYATIMIZDA

SERDAR Turgut’u özlemişim...

Bana takılmasını, bizlerle gırgır geçip ortamı yumuşatmasını, gülümsetmesini özlemişim.

Haber Türk’te bir haftadır harikalar yaratıyor.

Hürriyet’te Gülsel Birsel ‘Avrupa Yakası’ performansında mizahı ile her geçen gün biraz daha yükseliyor...

Pazar günkü yazısı yıktı geçti...

Çevremde herkes onu konuşuyordu...

Bazıları çok hızla eskiyip püsküyor...

Ve yeni bir mizah, burnundan kıl aldırmayan köşe yazarlığına nanik yaparak yükseliyor...

İyiye işaret bu...

Selahattin Duman’ın da zamanı geldi...

EN GÜZEL DÜĞÜN ŞARKISI HANGİSİDİR

GEÇEN cuma akşamı Ruffles Otel’de Dünya Göz Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Eray Kapıcıoğlu’nun kızının düğününe katıldım.

Başbakan Binali Yıldırım’ın çok sempatik bir konuşma yaptığı düğünün girişinde, Pachelbel’in çok sevdiğim parçası “Canon” çalıyordu.

Düğüne çok yakışmıştı.

Bu parçayı hayatımda ilk defa 23 yaşımdayken, 1970 yılında, Paris observatuvarında, karanlık bir salonda gökyüzündeki yıldızlar anlatılırken dinlemiş ve çok sevmiştim.

Bunu ikinci defa yazıyorum çünkü bu parça düğünlere çok yakışıyor.

Genç çifte gökyüzündeki yıldızlar kadar derin bir mutluluk diliyorum.

DÜĞÜNLERİN YÜKSELEN PARÇASI

PACHELBEL’in “Canon”nu hangi tarihte bestelediği bilinmiyor. 1680’le 1706 arasında bir yıl olduğu tahmin ediliyor.

Döneminde çok popüler bir parçaydı.

Sonra 250 yıl boyunca unutuldu ve 1968 yılında Jean-François Paillard’ın uyarlaması ile yeniden çalındı.

1970 yılından sonra ise giderek çok sevildi.

Son yıllarda Batı ülkelerinde düğünlerde en çok çalınan parça haline geldi.

Cenazelerde de çok çalınıyor.

Böylece nikâh sırasında söylenen “Ölünceye kadar” cümlesi de anlam kazanıyor.

BAŞKOMUTAN SEKS FİLMİNDEN NASIL BİR DERS ÇIKARABİLİR

"GRİNİN 50 Tonu” romanından çekilen ikinci filmin galası geçen gün Los Angeles’taki Ace Oteli sinemasında yapıldı.

Vanity Fair’in internet sitesinde okudum.

Filmde Christian Grey rolünü oynayan Jamie Dornan her soyunduğunda salonda bir “Oooooo” sesi yükseliyormuş.

Vanity Fair, filmin yönetmeni James Foley’e, “Başkan Trump bu filmi seyrederse çıkaracağı dersler var mı” diye sormuş.

Yönetmen de “Başkomutanın bu filmden çıkarabileceği bazı dersler var” demiş.

Dersleri de şöyle sıralamış:

- “Film insan beynini pozitif düşünmeye teşvik ediyor.”

- “Filmi seyrederse, bir kadınla erkek arasında eşitliğe dayalı duygusal ilişkiyi anlayabilir. Hangi inançtan, hangi ırktan, hangi ekonomik sınıftan olursa olsun insanlar arasındaki eşit ilişkileri de benimseyebilir. Buna ihtiyacı var.”

Ve eklemiş, “Bu dersleri çıkarması için ona özel bir gösterim yapmaya hazırım”.

 

Yazının devamı...

Biz ne yaptık bu güzel ülkemize ki

5 Şubat 2017

İKİ gündür Justin Timberlake’in “Can’t Stop The Feeling” şarkısından hazırlanmış video klibini izliyorum.

* * * 

Harika bir şarkı...

Kıpır kıpır....

Dünyanın birçok şehrinde çekilmiş...

Güler yüzlü insanlar şarkının ritmine uyarak ve söyleyerek dans ediyorlar...

* * * 

Klip şu yazıyla başlıyor:

“Birlikte dans edebiliyorsak

Birlikte yaşayabiliriz...”

* *  *

Sonunda da John Lennon’un hepimizin kalbine işleyen “Imagine” kelimesinin etrafında şu yazıyı okuyoruz:

“Hayal edin... Eğer dünyanın her yerindeki bütün bu kötülüklere rağmen hâlâ birlikte dans edebiliyorsak, başka neler yapabiliriz...”

* * * 

Videoda dünyanın 17 ayrı şehrinde Hıristiyan, Yahudi, Budist, Hindu, ateist dans ediyor...

Amsterdam, Tel Aviv, Atina, Singapur, Miami, Auckland, Bali, Paris, Milano, Budapeşte, Londra, New York, Cusco, Santiago de Chile, Sao Paulo...

* * * 

Müslüman şehirlerde de dans edenler var...

Fas’ın Rabat şehri... Ürdün’ün Ram Vadisi...

* * * 

İstanbul da yakışmaz mıydı bu küresel barış ve mutluluk dansına...

Emin olun... Çok değil, 6 yıl öncesinde olsaydık Sultanahmet Meydanı’nda dans eden Türkleri, Kürtleri de görecektik bu harika klipte...

* *  *

Öyleyse bugün niye yok....

Neden insanlar artık ülkemizi böyle küresel danslara davet etmiyor...

Hep birlikte ne yaptık bu güzel ülkemize...

* * * 

Ne yaptık da, dünyanın bütün güzel danslarının, şarkılarının, korolarının dışında kaldık...

AH BE KIZIM... BAK AKILLI BİR AİLE BÜYÜĞÜN SANA NE DİYOR

BÜYÜK dedemgil geri dönüyor” diye, ‘Evet’ kampanyası yapıyorum zannedip aslında ‘Hayır’a çalışan beşinci kuşak torunumuza en güzel cevabı hanedandaki akıllı ve vefa bilir bir büyüğü vermiş.

Dün Cumhuriyet’te Ali Sirmen hatırlattı.

Osmanlı’nın İstanbul’da doğan son şehzadesi, 1994-2009 yılları arasında Osmanlı Hanedanı’nın reisliğini yapmış, Abdülhamid’in torunu Ertuğrul Osmanoğlu şunu demişti:

“Hilafet, saltanat geride kaldı. Cumhuriyet’e ve laikliğe sarılın. Memleketi kurtaran Atatürk’e her bir Türk’ün borcu var.”

FATİH ALTAYLI DİYOR Kİ: ‘HAYATIMDA BİR KERE FENERBAHÇELİ OLDUM’

CUMA sabahı Fatih Altaylı ile sohbet ediyorduk.

Bir gece önceki Fenerbahçe-CSKA maçını seyretmiş.

Maçı da, seyirciyi de, ambiyansı da çok sevmiş.

“Hayatımda ilk defa Fenerbahçeli oldum” dedi...

Ben de dedim ki:

“Fatih ben de hayatımda bir defa Galatasaraylı olmuştum. Kupayı aldığınız yıl, en kritik maçta Leeds United stadındaydım ve kalbim Galatasaray için atıyordu. Böylece ödeştik.”

Cuma gecesi ben de Galatasaray-Panathinaikos maçını seyrettim.

Galatasaray seyircisi de harikaydı.

Benin gönlüm de Galatasaray’dan yanaydı.

Kaybettik ama harika bir seyirci seyrettik...

ÇIKTIK AÇIK ALINLA 10 YILDA HER SAVAŞTAN

BU fotoğrafı bir arkadaşım gönderdi.

11 Kasım 1933 günü Fransa’nın “Miroir du Monde” dergisinde yayınlanmış.

Altında şu yazıyor:

“10 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti...”

Çok güzel bir fotoğraf...

İçim açıldı.

Hiç yorum falan yapmadan sizinle paylaşmak istedim.

NAGEHAN ALÇI ERKEK LİSESİ KOROSUNDAN NİYE ATILDI

330 mürettebatının dans haberinden sonra iktidar yanlısı medyada sitcom gazeteciliği dalga dalga yayılıyor.

Nazlı Ilıcak’ın gelini Meyra’nın “1An TV”de yaptığı programa Nagehan Alçı konuk olmuş.

Canlı yayına Alçı’nın eşi Rasim Ozan Kütahyalı da telefonla bağlanmış ve şunu söylemiş:

“Türkiye’de çok tutulan 15 şarkı var. Cover yaparsan bunlar patlar. Şarkıların isimlerini veririm ama şartım var Nagehan ile düet yapacaksın.”

Eşi Nagehan Alçı ise şunu söylemiş:

“Çok iyi bir öneri, daha piyasalara çıkmadan batar. Ben İstanbul Erkek Lisesi mezunuyum. Okulda az kız vardı ve kızlar otomatik olarak koroya seçilirdi. Okul tarihinde bir tek kişi koroya seçilmedi. O da bendim.”

Odatv’de keyifle okudum.

İktidar yanlısı arkadaşlar bu güzel sitcom’a devam lütfen...

İnanın şeytanvari evet kampanyalarından çok daha güzel oluyor.

ATTİLÂ İLHAN’IN O DİZESİNİ HAFIZASINA YAZAN KIZ BU ŞARKIYI SÖYLER Mİ

EYLÜL, şarkısındaki şu sözlerle feministleri ayağa kaldırdı:

“Beni yak, beni yak

Sonra bir tadıma bak

Seversen al götür senin olsun,

Sevmezsen at bir kenara dursun”.

Oysa ben çok sevdim sözleri...

Güzel ve genç bir meydan okuma var şarkıda...

Şarkıyı da hemen Spotify Top 50 listeme koydum.

Ayşe Arman’ın Hürriyet Cumartesi’nde onunla yaptığı mülakatı okuyunca yanılmadığımı da anladım.

Bu sözleri yazan kız, aynı zamanda bir Attilâ İlhan hayranı.

Onun “Hissettiğin her şey çok gerçek ama o da geçer” dizesini kafasının bir yerine yazmış.

Felsefe okumuş...

Kurduğu her cümlenin farkında...

Gelelim başlıkta sorduğum soruya:

Bu eğitimi almış, Attilâ İlhan’ın şiirlerini ezbere okuyan bir kız bu şarkı sözlerini söyler mi?

Cevabı büyük bir filozofa bırakıyorum.

Bir bulvar gazetesinde yazan İspanyol filozofu Ortega y Gasset yıllar önce şöyle demişti:

“Bu gazetede yazıyorum, çünkü bana kamu meydanında bir aristokrat olarak volta atma imkânı veriyor...”

Pop kültürü entelektüellerin elinde daha da güzel oluyor...

YİNE HARİKA BİR DALARAS

DÜN itibariyle müzik paylaşım platformlarına yeni bir Dalaras şarkısı kondu.

“Tha Allaxoune Gia Mast a Pragmata”

Ben çok sevdim...

BAŞSAĞLIĞI

BEN kutsal bir kadınım. Ben süper bir kadınım. Beni ve içimdekini kaybeden herkese başsağlığı diliyorum.”

“Suicide Squad” filmindeki Gangsta şarkısıyla tanıdığım Kehlani’nin yeni CD’si “Sweet (Sexy) Savage”ın introsundan.

Albümdeki “Thank You” şarkısını sevdim.

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Patron babasına isyan eden bir kız ve kendini kovdurmak isteyen patron

5 Şubat 2017

1- 1990’lı yılların ortasında bir gün...

Otuzlu yaşlarının ortasındaki genç adam “Ben bu işi yapamıyorum. Lütfen kovun beni” dedi...

Bu sözleri şirketin yönetim kurulu üyelerine söylemişti.

Üyeler hayretle yüzüne baktılar.

Konuşan insan, şirketin CEO’suydu ama daha da önemli bir özelliği vardı...

Şirketin kurucusu ve sahibiydi...

Hayatlarında ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlardı...

Şirketin sahibi, yönetim kurulu üyelerine resmen “Beni şirketten kovun” diyordu...

“PureSoftware” adlı şirketi 90’ların başında kurmuştu. Şirket software’lerde ortaya çıkan sorunları gideren bir program geliştirmişti. Yani bir tür “software tamirciliği” yapıyorlardı.

Kurduğu şirketin CEO’luğunu da o yüklenmişti...

Ancak kendisinde yöneticilik kabiliyeti ve özelliklerinin bulunmadığına inanmıştı...

Arkalarında 1985’te Apple’da yaşanan olay vardı.

PureSoftware yönetim kurulu üyeleri “Patronu işten kovmaları” gibi bir fikri kabul etmediler.

Patronun adı Reed Hastings’di...

O gün yöneticiliği öğrenmeye karar verdi.

Öylesine güçlü öğrenecekti ki, yıllar sonra aynı durumla karşılaştığında cevabı çok farklı olacaktı...

KIZIN PATRON BABASINA ‘BEN GİDİYORUM’ DEDİĞİ AN

2- Otuz yaşındaki genç kadın babasına baktı ve son noktayı koydu:2015 yılı sonunda bir gün, Rio de Janeiro...

“Artık senin yazdığın türde televizyon dizilerinde oynamayacağım...”

Kadının adı Bianca Comparato’ydu kariyerinin doruğundaydı. Bir zamanlar Türkiye’de “Köle İsaura” adıyla simgeleşen telenovellarda (Brezilya dizileri) en çok tutulan ve en iyi parayı kazanan oyuncuydu...

Babası ise o en ünlü dizileri yapan şirketlerden birinin sahibiydi.

Ayrıca en ünlü dizilerin senaryolarını da yazıyordu...

Genç kadının oynadığı dizileri yayınlayan televizyon kanalları ise Globo Grubu’nun şirketleriydi.

Brezilya’nın tartışmasız kralıydı Globo...

Genç kadın, işte böyle bir patron babaya ve onun da içinde bulunduğu bir deve kafa tutarak, ayrılacağını söylüyordu.

Bir tür mesleki intihardı yaptığı...

Bianca Comparato, 30 yaşındaydı ve bir süredir bir şeyin farkındaydı.

Çevresindeki gençler artık televizyon seyretmiyordu. Hepsi internetten film izliyordu.

Ayrıca kendisi de artık oynadığı sığ rollerden bıkmıştı.

O günlerde hem Globo yetkililerine hem babasına şunu söylemişti:

Artık daha derinlikli roller istiyorum. Breaking Bad’deki Walter White gibi, ‘Homeland’ dizisinde Claire Danes’in oynadığı Carrie Mathison gibi roller hayal ediyorum.”

Hem şirketi, hem babası hayır demişti.

Ama onun aklında babaya isyanı anlatan Yunan efsanesi vardı...

Bir noktada babayla ilişkiyi kesmeyi bilmek gerekiyordu.

O gün meslek hayatının en büyük kararını aldı ve bir daha geri dönmemek üzere Globo’nun devasa kapılarından çıktı...

Kaderi onu, 20 yıl önce yönetim kuruluna “Beni işten atın” diyen bir patronla buluşturacaktı...

‘APOLLO 13’ KASEDİNİ İADEYE  GİDEN ADAMIN HİKÂYESİ

3- Reed Hastings o gün, Ron Howard’ın “Apollo 13” filminin kasedini iade etmek için film kiralama şirketinin kapısından girerken kendisini bir sürpriz bekliyordu.1995 yılı sonunda bir gün...

Kiraladığı kasedi zamanında iade etmediği için 40 dolar ceza ödeyecekti...

Film hastasıydı ve bu 40 dolar ona fena koymuştu.

Kurduğu PureSoftware şirketini devretmişti ve hayatı bir anda boşalmıştı...

Günlerini film seyrederek geçirirken, geçmişi gözünün önüne geliyordu.

1960’da Boston’da doğmuştu...

Bowdoin Koleji’nde eğitim yaparken, bir yandan da Amerikan deniz piyadesi eğitimine gönderilmişti... Müfreze Komutanlığı eğitimine kadar yükselmiş, oradan Quantico’daki subay adaylığı bölümüne gitmişti...

Koleji bitirdikten sonra, yurtdışındaki Peace Corps’a (Barış Gönüllüleri) katılmıştı.

1983-85 yılları arasında Afrika’nın en güneyindeki Svaziland’da lise matematik öğretmenliği yapmıştı.

Ama dönüşte kafasına koyduğu yere, Stanford Üniversitesi’ne gitmişti...

Silikon Vadisi yıllarının başıydı ve bu üniversite dijital dinin yeni kutsal mekânıydı.

BİR DAHA KASET CEZASI ÖDERSEM NE OLSUN

3- O gün kaset kiralama şirketinin kapısından çıkarken karar vermişti.

Kendi hatasından kaynaklanan 40 dolarlık cezadan karısına hiç söz etmeyecekti.

Ama kafası daha o günden şu soruya takılmıştı:

Bu çağda gecikme için 40 dolar ödemenin mantığı yoktu.

İlk fikir o gün aklına geldi.

İnsanlarda böyle 40 dolarlık ceza şokları yaratmak yerine, ayda 30-40 dolarlık abonelikle istediği kadar kaset kiralamak daha akıllıca bir fikir değil miydi...

O gün böyle bir kiralama şirketi kurmaya karar verdi...

1997 yılında Marc Randolph adlı arkadaşı ile birlikte film kiralama şirketini kuracaktı.

Ama o gün, ileride adı Netflix olacak ve dünya görsel eğlence tarihini değiştirecek fikrin doğduğunun farkında değildi...

Henüz kaset kiralama dönemiydi... DVD’ler henüz ticarileşmenin başındaydı. Streaming (dijital akış) henüz ufukta bile görünmüyordu.

BİR SİNEMA ÖĞRENCİSİNİN YÜZDE 3’LÜK SENARYOSU

4- 2015 yılı ortasında bir gün...

Netflix yöneticisi Erik Barmack önündeki senaryoya ve görüntülere baktı ve “Brezilya projemiz için çok ilginç olabilir” dedi...

Senaryo ve görüntüler, Pedro Aguilera isimli, Brezilyalı bir sinema öğrencisine aitti.

Rio de Jeneiro favellalarında (gecekondu) geçen bir hikâyeydi.

Her yıl düzenlenen bir yarışmaya katılıp kazanan fakir çocukların yüzde 3’ü, hayatlarının geri kalan kısmını yüksek gelirli semtlerde, zengin bir hayatla geçirme imkânı sağlıyordu. Geri kalanlar ise varoşlardaki sefil hayatlarına dönüyordu.

Genç öğrenci bu senaryo ve çektiği bazı görüntülerle devletin düzenlediği bir film yarışmasını kazanmış ve eline biraz para geçmişti.

Bununla dizisinin ilk bölümünü de çekmişti.

Biraz “Açlık Oyunları” filmini hatırlatıyordu, ama Brezilya gibi dev bir pazara girmek isteyen Netflix için çok iyi bir fırsat olabilirdi.

Şirket Brezilya pazarına girmiş ama başarılı olamamıştı.

Bunun üzerine bir yöneticisini Brezilya’ya göndermiş ve onun hazırladığı rapor üzerinde çalışmaya başlamıştı.

Teknik bazı sorunlar vardı ama en önemli sorun başka yerdeydi...

Brezilya’nın “Köle İsaura” alışkanlığına sahip “novella” seyirciyi ikna etmek zor olacaktı.

NARCOS VE ESCOBAR İMDADINA KOŞUYOR

5- 2015 yılı sonunda çok ilginç bir deneyim yaşamışlardı.

O yıl gösterime giren Narcos dizisi ABD gibi Latin Amerika’da da büyük başarı elde etmişti.

Filmde Escobar rolünü oynayan Brezilyalı sanatçı Wagner Moura’nın da bunda başarısı büyüktü.

Bu da gösteriyordu ki, yerel konulara ve yerel kişilere ihtiyaçları vardı.

İşte tam bu sırada, patron babasının yüzüne kapıyı çarparak ayrılan Bianca Comparato kapılarını çaldı...

Çok çabuk anlaştılar...

Ellerinde sinema öğrencisi Pedro Aguilera’nın senaryosu vardı...

Çok kısa süre sonra çekimler başladı...

Şu an bütün dünyada ilgiyle izlenen “Yüzde 3” dizisi doğmuştu...

Netflix 25 Kasım 2016 günü “Yüzde 3” dizisinin ilk 8 bölümünü yayınladı.

Bianca Comparato ertesi gün bir televizyon kanalının canlı yayınından çıkarken kapıda yüzlerce genç kendisini bekliyordu.

Dizi 100’den fazla ülkede daha gösterime çıkmıştı.

KENDİNİ KOVDURMAK İSTEYEN PATRONUN BU DEFAKİ CEVABI

6- O yılın son çeyreğinde Netflix 7 milyon abone daha kazanmış ve dünyadaki toplam abone sayısı 94 milyona yükselmişti... Bunun 44 milyonu ABD dışındaki ülkelerdeydi...

Şirket geçen yıl 6 milyar dolarlık içerik üretmişti.

Bu 1000 saatlik film anlamına geliyordu.

Bir kişinin 41 gün 41 gece 24 saat hiç durmadan film seyrederek bitirebileceği bir miktardı.

Ama şirket hâlâ kâra geçmemişti.

İşte tam o günlerde ilginç bir şey oldu.

Bir yıl önce Netflix, klasik video kiralama şirketini ana şirkettten ayırma operasyonunu yapmış ama bu tam bir felaketle sonuçlanmıştı... Şirketin değeri dibe vurmuştu.

Bunun üzerine Netflix yönetim kurulu, CEO ve kurucu ortağı Reed Hastings’i istifaya davet etmişti...

25 yıl önce kendisi kovulmayı isteyen Hastings’in bu defaki cevabı farklı oldu.

Artık 56 yaşındaydı ve “Kesinlikle hayır” dedi...

İkinci bir Steve Jobs olmayacaktı ve artık yöneticiliği iyi öğrenmişti...

Hesabına göre Netflix bu yıl breakeven (gelir-gider dengesi) durumuna gelecek ve 200 milyon aboneye ulaştığında ise para basan bir makine olarak Google-Facebook kulübüne katılacaktı...

Bir zamanların barış gönüllüsü, henüz kendisiyle barış yapmamıştı...

NOT: Bu yazıdaki bilgiler Business Week, Forbes dergileri, New York Times, Wall Street Journal ve Financial Times gazeteleri ile çeşitli uzman internet sitelerindeki haberlerden derlenmiştir. Senaryo her zamanki gibi bana ait.

Yazının devamı...