"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök

Ülkemin Başbakanı 'çoğunlukçu' değil 'çoğulcu' diyorsa

4 Ocak 2017

Ülkemin Başbakanı Reina’da katledilenler için “Savunmasız ve masum insanlar” diyorsa...
İçim ısınır.

Ülkemin Başbakanı, yılbaşını kutlayan insanların yaptığı şey için “Mutlu ve güzel anları” diyorsa...
İçim daha da ısınır.

Ülkemin Başbakanı yılbaşı katliamcıları için “Bu katilleri aramıza salanlar, bu alçakça eylemleriyle farklı yaşam tarzı üzerinden, inançlar üzerinden ayrışacağımızı bekliyorlarsa boşuna hevesleniyor” diyorsa...
Birlik ve beraberliğe güvenim ve umudum yeniden artar.

Ülkemin Başbakanı, Reina katliamından sonra “Türkiye bir hukuk devletidir. Bu ülkede bütün hayat tarzları, bütün inançlar, bütün düşünceler devletin güvencesindedir” diyorsa...
Devletime karşı azalan umudum yeniden canlanır.

Ülkemin Başbakanı, Reina katliamından sonra “Bizler çoğulcu, demokratik hukuk düzenimizi ve sağlam toplumsal dokumuzu özenle muhafaza edeceğiz” diyorsa....

Yani “çoğunlukçu” bir rejimden değil, “çoğulcu” bir demokrasiden söz ediyorsa...
Tamamen kaybolmuş o saf umudum, bir kere daha gözlerini açar.

Safiyane olsa da umutlanır ve şu en içten temenniyi dile getiririm:
“İnşallah Sayın Başbakan...”

İnşallah başarırsınız ve hepimiz bu cümleleri söz kabul eder, bu temenni etrafında kenetleniriz.


6 AY ÖNCE IŞİD SALDIRISINA UĞRAYAN BİR HAVAALANINDA BU ADAMLAR NASIL ÇALIŞIYOR
TAMAM, Barbaros Şansal şuursuz bir trol...
Tamam, attığı tweet savunulacak bir şey değil... Tamam hepimiz elbirliğiyle, ağız birliğiyle bunu eleştirmeliyiz... Eleştiriyoruz...
Tamam, bu bir suçsa adalet yakasına yapışacak...

İyi de en gurur duyduğumuz yerlerden biri olan bu havaalanında, onu linç etmek için uçağın merdivenine kadar gelen o adamlara ne diyeceğiz...

Bu linç girişimini, “Kışkırtılmış öfkeli çalışanlar” deyip hafifletici nedenlerle geçiştirecek miyiz?

Beyler, demek ki artık o havaalanının uluslararası bölümünde bile hiçbirimiz güvende değiliz...

Yazdığımız bir yazıya, söylediğimiz bir söze sinirlenen “öfkeli çalışanlar” bizi uçağın kapısında sille tokat dövmeye, hatta linç etmeye kalkışabilirler.

Allah aşkına şu an dünyanın en ünlü havaalanını inşa etmekle övünen ülkemizin, “airport kalitesi” bu mudur...


MUHAFAZAKÂR BİR KADIN YAZARIN YAZASINI NİYE PAYLAŞIYORUM
YAZAN Haber Türk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca...

İktidarı destekleyen bir yazar...

Dünkü yazısı “vahşet trollerine” karşı bir “medeniyet ve insanlık cephesinin” mümkün olabileceğini anlatan bir yazıydı.

Kısaltarak sizinle paylaşıyorum.

Çünkü nefret ve vahşet trollerine karşı bu cephenin genişlemesini istiyorum.



O YAZIDAN: TANIDIĞIM DİNDARLAR O GECE KENDİ AKRABASI ÖLMÜŞ KADAR ACI ÇEKTİ
NİHAL Bengisu Karaca diyor ki:

(Reina katliamında) “Allah’tan ölenlere rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Katil ya da katilleri nefretle kınıyorum.”

“Yalnız da değilim, benim tanıdığım, itibar ettiğim bütün dindarlar o gece akrabaları ölmüş kadar acı çekti.”

“Kınıyoruz, bir yandan da ‘geç kaldığımız’ için kınanıyoruz, böyle uzayıp gidiyor.”

“Doğrudur. Üç otuz para için Noel Baba taklidi yapan gariban adam tartaklanırken daha çok muhafazakâr ve dindar kanaat önderi, daha yüksek sesle karşı çıkmalıydı.”

“Bazı gazeteler, ‘Bugün son gün. Bu uyarı son uyarı: Kutlama!’ diye manşet attığında, ‘Sana ne yahu, işine bak’ diye terslemek o kadar zor olmasa gerekti.”

“...Şu bir gerçek ki; Reina katliamını düzenleyen akıl, toplumun ‘yaşam tarzı’ çatlağının farkında. Bu saldırı o çatlaktan bir yarık çıkarmayı amaçlıyordu.”

Bengisu Karaca bunları söyledikten sonra bu çatlağın yarığa dönüşmemesi için bizlerin, siyasilerin, sivil toplumda liderlik konumu bulunanların yapması gereken şeyi de yazıyor.

Ben çok sevdim. Mutlaka bulup okuyun.


VURULAN ORTAKÖY'E YAKIŞAN FOTOĞRAF
BAZI gece yarıları pide yemek için oradaki Kırçiçeği’ne giderim...

Her defasında mutlu kalkarım... Her defasında, onun yanı başındaki, muhafazakâr insanların gittiği nargile içilen mekânları seyrederim.

Renklidir... Cıvıl cıvıldır...

Başı örtülü kadınlar, örtüsüz kadınlar kamu meydanının en güzel fotoğrafını çekerler orada...

Dünyada, bir cami ile kilisenin ve sinagogun birbirine en yaklaştığı semttir orası...

İçki içilen Reina da doludur, üç adım ötesinde, içki içilmeyen Huqqa da...

Bir birlikte yaşama “Disneyland”ıdır Ortaköy...

İşte o yüzden dün turizmciler ve restoran sahipleri Reina önünde yürürken, CHP’li Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar’ın yanında, AKP’li Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve AKP’li Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in de yürümesi, hem onlara, hem Ortaköy’e, hem bütün Türkiye’ye çok yakışan bir fotoğraftı...


TERÖRİST DIŞARIDA 'TROLİST' UÇAKTA
BİR gazete ki, her gün nefret kusuyor...

Halkın bir bölümünde, alenen beyanen öteki kesimine karşı nefret uyandırmaya çalışıyor. İnsani bir açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanı’nı bile hedef haline getiriyor.

Hedef gösteriyor... Gösterdiği hedefler vuruluyor... Trollere kızıyoruz... Hükümet onlara gerekenin yapılacağını açıklıyor.

Asla “Kapatılsın”, “Kayyum atansın”, “İçeri alınsın” demiyorum...

Ama soracağım bir soru var:

Nasıl oluyor da nefret kusan bu “trolist” gazetenin temsilcileri hâlâ devletin uçaklarına davet ediliyor...

Yazının devamı...

Biz birer koyduk o ise hepsini aldı

3 Ocak 2017

* * * 

Bu ülkenin en ücra güneydoğu köşesinde bir işçi...

En doğu ucunda, en kuzeyinde, ortasında bir memur..

Yılbaşı gecesi evine gelirken mesela...

Hiçbir şey alamazsa birkaç kestane alırdı...

* * * 

Çünkü özel bir manası vardı onun için...

Devletimizin resmi takvimine göre başlayacak yeni yılı kutlarlar, aileleri ve ülkelerine iyilik ve mutluluk dilerlerdi.

* * * 

Eşi çocukları için içliköfte yapardı o gece...

* * *

En batısında... Mesela matbaa işçisi Şükrü Özkök’ün evinde...

Ki annesi Fatma, kayınvalidesi Fatma ve kayınpederi Mümin hacıdır...

* * *

O da yılın son günü evine gelirken çerezi ihmal etmezdi.

* * * 

Bir de biri eşi Hafize ve 5’i çocukları için 6 tane bencikli Alanya muzunu ihmal etmezdi...

* * * 

Parası ancak ona yeterdi...

* * *

Devlet... Ki, o zamanlar devlet anaydı... Devlet babaydı...

Radyosundaki özel programlarıyla, Zeki Müren’i ile ve insanlara hayal vaat ettiği özel Milli Piyango’su ile eğlenceye o da katılırdı.

* * *

Bir de tombalamız vardı... İkinci çinkoya bile fit olduğumuz oyunumuz...

* * *

Sonra gecenin kralı gelirdi...

Başparmakla ortaparmağımızın arasında çevirdiğimiz fırdöndü...

* * * 

Bir gün masum yıllar bitti...

Ve uğursuz bir yıl geldi ki, sırtında kapkara pelerini, elinde bilenmiş uzun bıçağı ile Azrail de masamıza oturtuldu.

* * *

Fırdöndüyü önce biz çevirdik.

“Birer koyunuz” geldi...

Anladık ki, aslında “Birer birer koyunuz” demekmiş...

* * *

Özgürlüklerimizi, hayat tarzlarımızı, insan olan yanlarımızı, vicdanlarımızı... Bizi biz yapan benliklerimizi...

Birer birer koyduk...

* * *

Sonra sıra teröriste, Azrail’e geldi...

* * *

Çevirdi... Baktık... “Hepsini al” yazıyor...

* * *

Biz birer birer koyduk...

* * * 

PKK’sıyla IŞİD’iyle El Nusra’sıyla o alçak katiller, o vahşi sürüsü... O kalleş terör...

* * * 

Her şeyimizi birer birer aldı...

* * * 

Geriye, işte şu paramparça ruhlar kaldı...

* * * 

Bizi yenebilecek mi...

Asla...

Bu millet, hepimiz... El ele... Bir gün o fırdöndüyü yine çevireceğiz...

Bu defa bize gelecek o emir kipi...

“Hepsini al...”

* * *

Hepsini birer birer geri alacağız...

 

BU VAHŞET TROLLERİ HEPİMİZİN SONU OLACAK


ADAM Reina katliamından sonra tweet atmış.

Diyor ki, “Noel Baba hep hediye mi getirecek sandınız...”

* * * 

Üstelik bu nefreti kusan vicdansız kim biliyor musunuz...

Bu ülkenin Futbol Federasyonu’na kayıtlı bir hakem...

* * * 

Hakemliği işte bu...

Sırf yılbaşını kutladığı için hunharca katledilen insanlar ve onların kaybetmenin ıstırabını yaşayan yakınları ve bizlerle alay etmek...

* * * 

Be vicdansız, ahlaksız adam... Hangi kitapta yazıyor bu...

* * * 

Allah belanı versin diyeceğim ama...

Bela bizim başımızda...

O yüzden kendimize, hepimize konuşacağım.

* * * 

AKP’ye oy veren kardeşim şunu bil...

CHP’ye, MHP’ye, HDP’ye oy veren kardeşim sen de bil...

Şehittepe’de can veren gencecik polislerimizin arkasından o iğrenç tweet’leri atan kafa neyse...

Onun ırkı, cibiliyeti neyse bununki de aynı...

* * * 

Bu ülkede bir kardeşlik ortamı kuracaksak eğer...

Önce hep birlikte, el ele, gönül gönüle bu vahşi ve vicdansız trol sürülerini ülkemizden, ruhumuzdan söküp atalım.

* *  *

İstiklal savaşıysa bu eğer, emin olun ilk adımı, insanlığımıza musallat olan bu vahşilerden kurtulmaktır.

 

HANİ ÖSO’CULAR YAPACAKTI BU İŞİ

ARALIK ayının son günlerinden aklımda kalan fotoğraflardan biri, Suriye sınırına tankların nakliydi...

Belli ki, bu savaşın içine giderek daha fazla giriyoruz...

Bize ne denmişti? Bu işin asıl yükünü ÖSO denen Suriyeli muhalifler taşımayacak mıydı...

Ne demiştim o zaman...

ÖSO’dan bir şey olmaz... İş yine benim Mehmedime, benim komutanlarıma kaldı...

Yeni kehanetim de şu:

ÖSO dediğiniz bu elemanların bazıları yakında verdiğimiz silahlar ve üniformalarla Esad safına geçerse hiç şaşırmayın...

Hiç olmazsa IŞİD saflarına geçmediler diye sevinmekle kalırız...

 

FETÖ TAMAM DA GECÖ NE OLACAK

- On kişi bir AVM önüne gelip, bağırıp çağırıp, tehdit edip korkutup, oraya konulan sanat eserini kaldırtan adı konmamış terör örgütü...

- Üç-beş kişi bir araya gelip, her yılbaşı oraya buraya saldıran, yılbaşını kutlamak isteyen insanları sindirmeye çalışıp da sindiren adı konmamış terör örgütü...

- Ya o troller...

Bir sanatçının en küçük itirazına karşı en büyük iftiralar, en galiz küfürler, en ağır tehditlere saldırıya geçip konser salonlarını bile onlara dar eden adı konmamış terör örgütü...

Yani gecelerimizi kâbusa çeviren o pis teşkilatlar...

Paralel GECÖ terör örgütleri.. Onlara bir şey söylemeyecek miyiz...

 

BU YAZININ BAŞLIĞINI DEĞİŞTİREN GÜZEL AÇIKLAMA

TOPLUMUN bir tarafında şu duygu giderek güçleniyordu. AKP tarafına saldıran trol, hatta en küçük eleştiriyi yapan tweet... Anında cezalandırılıyor...

Ama toplumun bir başka tarafının canına kasteden, vicdanını paramparça eden trol müsamaha görüyor.

Evet bu duygu ne yazık ki iyice yerleşiyordu...

O nedenle ilk yazımın başlığı şuydu: “Açık konuşalım iktidar kendi yanlısı trollere müsamaha gösteriyor.”

Ancak dünkü hükümet açıklamasını gördükten sonra bu görüşüm değişti.

Artık daha umutla bakıyorum...

 

 

 

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NIN SÖZLERİ DEVLETİMİZİN DE RESMİ GÖRÜŞÜYSE EĞER

UZUN zamandır işittiğimiz en açık, en net ve en doğru tavırdı...

İbadet yerine saldırmakla, eğlence yerine, pazara saldırmak aynı şeydir...”

Merak ediyorum...

Acaba bu duygu, bu anlayış devletimizin yönetim katında oturanların da ortak görüşü müdür...

Eğer öyleyse, bunu aynı açıklıkla duymak istiyoruz.

 

Yazının devamı...

Bak kardeşim, bil ki onlar da kahraman

2 Ocak 2017

Ankara’daki siyasetçi arkadaş...

Sen de bak...

***

Dün sabaha karşı Reina’da katledilen kardeşlerimiz kimdi biliyor musun?

Anlatayım sana...

***

On biri, ülkenin vatandaşıydı...

Her hafta bombaların patladığı bir ülkenin insanıydı onlar...

***

- Herkes, “Aman oraya gitme, buraya gitme” derken, hâlâ ülkesine güvenen, hâlâ polisine güvenen, hayatı devam ettiren insanlardı.

***

Kimdi onlar biliyor musun...

- Bütün Dünya “Türkiye Suudileşti, İranlaştı” derken...

Hayat tarzlarıyla, eğlenceleriyle, “Hayır, biz de varız bu ülkede” mesajı veren insanlardı...

***

O yüzden her biri kahramandır onların...

Fatiha’yı hak etmişlerdir...

***

Yirmi dördü yabancı ülke vatandaşıydı...

Onlar da kimdi biliyor musun?

***

- Ülkeleri, devletleri ‘Sakın o ülkeye gitmeyin” derken bu ülkeye gelmiş insanlardı.

Bir kısmı yılbaşını geçirmeye gelmiş, bir kısmı bu ülkede çalışmayı, yılbaşını bu ülkede eğlenerek geçirmeyi seçen insanlardı...

***

Onlar da birer kahramandır...

***

İşte kardeşim... Yılbaşı canileri bu insanları katletti...

***

Ülkesini savunan, hayat tarzını savunan, bu ülkeye hâlâ güvenen insanları...

***

Beşiktaş’ta katledilen polisimizi iyi tanıdın...

Kayseri’de katledilen Mehmetçiğimizi iyi tanıdın...

***

Bunları da iyi tanı...

***

En az onlar kadar kahramandırlar...

O FİLM FETÖ’CÜLERİN PEKİ YA O PANKART

BAKTIM, yine o malum televizyon dizisi tedavülde.

Samanyolu TV’nin o malum dizisinde, terörist Noel Baba da varmış...

İyi de arkadaş, daha 3 gün önce sahibi olduğu binanın tepesinden o sakil devasa Noel Baba pankartını sallandıranlar kim?

Hani Noel Baba’ya yumruk atan o sakallı adam posterini...

Ya AVM’lerde o Noel Baba müsamerelerini yapanlar...

Bakın bir bakalım yahu...

Aralarında kripto FETÖ’cüler de var mı?

Bir de şuna bakın...

Tamam, bu Allah’ın belası FETÖ’cüler hâlâ çok güçlü ve her tür melaneti yapar...

İyi de devletimiz de bu kadar güçsüz mü ki, bu melanetlerin hiçbirini önleyemiyor?

‘MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARINDAKİ ASİL KANDA’ VE İŞTE BU CÜMLEDE MEVCUTTUR

CUMHURBAŞKANI Erdoğan yeni yıl mesajında, durumumuzu ‘milli seferberlikten’ ‘istiklal savaşına’ yükseltti...

Bir ülke istiklal savaşını, ülkenin bütün insanlarının kalplerini tek yürek haline getirerek kazanabilir.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Reina katliamından sonra hepimizin gönlüne oturan şu açıklamayı yaptı:

“Bu insanlık dışı katliamın bir pazarda ve bir mabette yapılmasıyla eğlence yerinde yapılmasının  herhangi bir farkı yoktur.”

Atatürk Milli Kurtuluş Savaşımıza başlarken, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” demişti.

İhtiyacımız olan ruh da işte bu küçücük cümlede mevcuttur.

Yazının devamı...

2017 dünyayı gezme rehberim

1 Ocak 2017

‘DIA DE: MUERTOS’ (ÖLÜLER GÜNÜ): MEKSİKA

“Ölüler yaşıyor...” Son James Bond filmi ‘Spectre’ bu yazı ve kurukafa veya iskelet elbisesi giymiş ‘Killing’ kıyafetli insanların geçit töreni ile başlıyor.

O gün Meksika’da ‘Ölüler Bayramı’ günüdür. Herhalde dünyanın en ilginç bayramlarından biri olan ‘Dia de Muertos’ 1980’li yıllarda Malcolm Lowry’nin ‘Under the Volcano’ (Yanardağın Altında) romanını okuduğumda öğrenmiştim. Roman, alkolik bir İngiliz konsolosunun Meksika’nın Cuernavaca şehrinde bir Ölüler Bayramı günü yaşadıklarını anlatıyordu.

Bu yıl hedefim bu bayram gününde Meksika’nın bir şehrinde olmak.

GİTMEDEN ÖNCE YAPILACAK ÜÇ ŞEY:

1- Malcolm Lowry’nin Türkçeye “Yanardağın Altında” adıyla çevrilen romanını okumak.

2- John Huston’ın 1984 yapımı “Under the Volcano” filmini seyredin. Albert Finney ve Jacqueline Bisset oynuyor.

3- Kanadalı yönetmenler Donald Britain ve John Kramer’in “Life and Death of Malcolm Lowry” adlı 1976 yapımı belgeselini izleyin.

TEOTIHUACAN YERALTI YOLU: MEXICO CITY 

“2003, Latin Amerika tarihine, ‘El Nino’ yıllarından biri olarak geçti. Orta ve Güney Amerika’nın doğu sahillerini vuran iklim değişikliğine bağlı şiddetli yağmur, o yıl da şubat, mart, nisan aylarında ortalığı kastı kavurdu.

Mezarlardaki tabutların topraktan dışarı fırladığı bir yıldı...

O yıl, toprak ana, insanlık tarihinde çok önemli bir şeyi daha dışarı fırlattı.

Sergio Gomez Chavez, o mart sabahı, her zamanki işyerine geldiğinde  çok garip bir şeyle karşılaştı. Önünde bir metre genişliğinde bir çukur duruyordu. Hafızasını yokladı. Bir akşam önce oradan ayrıldığında böyle bir şey yoktu. Yıllardır üzerinden yürüyerek geçtiği yerde bir metre genişliğinde bir çukur açılmıştı.

Bir anlam veremedi.” Önümüzdeki yıllarda yayımlayacağım “Ertuğrul Özkök’ün İnanç Atlası” adlı kitap büyük bir ihtimalle bu paragrafla başlayacak.

Meksikalı arkeolog Sergio Gomez Chavez’in 2003 yılında Teotihuacan Maya şehrinde tesadüfen keşfettiği yeraltı yolu hem Maya kültüründe yeni bir dönem başlattı hem de bir ucu Türkiye’de Göbeklitepe’ye uzanan inanç tarihi üzerine yepyeni açılımlar getirdi.

Bu yıl kültür destinasyonumda ilk 3’te...

YÜKSELEN DESTİNASYON ETİYOPYA-LALİBELA

Benim için burası yeni Katmandu. Ama şehri kuranlar için Yeni Kudüs’tü...Ne Butan’ın “Tiger’s Nest’i” ne Aynaroz manastırları beni bu kadar etkiledi.

12’nci Yüzyıl’da kayalar tek parça oyularak inşa edilen kiliseler bir araya gelerek dünyanın en büyük inanç labirentini oluşturuyor.

Ortodoks kiliseleri ama hem Yahudiliği, hem Hristiyanlığı hem İslamı içinde barındırıyor. Kiliselere ayakkabı çıkarılarak giriliyor. Kadın erkek ayrı yerlerde oturuyor. Hristiyanlar ama erkekler sünnetli. 12’nci Yüzyıldan kalmış kiliseler hâlâ ibadete açık. Ölmekte olan insanlar buraya getiriliyor ve orada rahiplerin nezaretinde ölüyor. Gitmeden önce kendinizi havaya sokun. Sandalet ayakkabılar alın. Bol beyaz pantalonlar ve tişörtler giyin. Yanınıza mutlaka kuvvetli el lambaları alın. Bazı mağara kiliselerin arkasındaki mumya tarlalarını görmek ve fotoğrafını çekmek için gerekli. Akşam üzeri içki merakınız varsa yanınızda bir şişe viski veya başka içki götürün. 

ÇOCUKLARA EĞLENCELİ HAFTA SONU 

(*) İzmir ve Gaziantep hayvanat bahçeleri... Hayvanat bahçesi görmek için kalkıp bir başka şehre gidilir mi demeyin. Gidilir. Türkiye’nin safari tarzı iki açık hava hayvanat bahçesi var. Biri İzmir, öteki Gaziantep.  İkisi de kendi türlerinde son derece başarılı. Geniş alanlara yayılmış. Yırtıcı olmayan hayvanlarla direkt temasa izin veriyor.

(*) Antalya Land of Legends, İstanbul Vialand, İzmir NASA tema parkları. Çocuğunuz hem eğlensin, hem öğrensin. 

URLA ENGİNAR FESTİVALİ’NDE 2 GÜN

Giderek yükselen bir kasaba: Urla...

Giderek onunla özdeşleşen bir  ürün... Enginar...

Giderek baharın gelişini ilan eden Pagan bir ayine dönüşen Nisan Urla Enginar Festivali...

Her türlü el sanatına, her türlü kafa ürününe açık festival yolu...Her köşede şeflerin kurduğu yemek kültürü atölyeleri... Güzel ve modern bir kalabalık... Şarap üreticilerini birbirine bağlayan üzüm bağları yolu... Sokaklara kurulmuş konser sahneleri...

Ve giderek Türkiye’nin özgürlük gettosu haline gelen Urla...

Bu yıl banko güzergâhlarımdan biri...

PARASI OLANLARA YÜKSELEN BİR DESTİNASYON ANTARKTİKA

Bu yıl Antarktika’yı düşünme yılı. Antarktika’nın keşfi ile ilgili belgeseller, küresel ısınma nedeniyle buzların erimesi hikâyeleri, keşif ve macera ruhu insanı bu bölgeye davet ediyor.

Yaz aylarında ancak 45 günlük bir dönemde ve sadece Yeni Zelanda veya Şili üzerinden gidiliyor. Macellan Boğazını da görmüş olursunuz.

Antarktika’yı geç keşfettik, erken kaybetmeyelim. Ayrıca burası bir meteor tarlası. Yani uzay bilginize de yardımcı olabilir.

(*) Okunacak yazı: Antarktika’ya Gitmek için 20 Neden - Radikal, 29 Ekim 2014

ÇOCUKLAR İÇİN TÜRKİYE ARKEOLOJİSİ

Tarih yükseliyor... İnançların tarihine ve kökenine ilgi artıyor... Arkeoloji yükseliyor. Tam, çocuklara “Gezerek öğrenelim” yılı.

Göbeklitepe: MÖ 12.000 yılından başlıyoruz. Dinler, insanoğlu yerleşik düzene geçtikten sonra mı oluştu, önce mi sorusuna yanıt arıyoruz.

Şanlıurfa: Tektanrılı dinlerin doğuşu. İlk peygamber  Hz. İbrahim’in hikâyesi.

 Gaziantep Zeugma: Çocuklara hem mozaik sanatının geçmişini, hem de bugün mozaik yapma sanatını anlatıyoruz.

Efes turu: Filmlerde, dizilerde antikçağa ilgi büyük. Efes, sanal dünyada bile göremeyeceğimiz bir zenginlik ve gerçeklikle karşımızda. Dünyanın en geniş ve iyi biçimde ayağa kaldırılmış antik şehrinin içinde dolaşarak tarih dersi.

CAKA SATMAK İÇİN İKİ İDEAL YERCOACHELLA VE BURNING MAN

Yükselen coğrafyalardan biri de çöl. Los Angeles yakınındaki Coachella Müzik Festivali çok gözde. Palm Springs veya çöldeki yakın bir kasabada otele yerleşmek ve oradan konserlerin yapıldığı Indio kasabasına gidip gelmek bile bir ritüel haline geldi.

Geçen yılki efsane Desert Trip konserlerinden sonra Coachella kültür turizmini sevenler için bir “Must be there” oldu.

Arizona Çölü’ndeki Burning Man Sanat Festivali ise, sadece zenginler ve şöhretler kulübünün imtiyazlı insanlarına ait gibi  görünse de gitmek mümkün.

Arkadaş çevresine snopluk ve ukalalık yapmak istiyorsanız, “Ben de oradaydım” demek için ideal yer.

İNANÇ TURUNU TAMAMLAMA NOKTASI: GALAPAGOS ADALARI

Önümüzdeki yıllarda çıkacak “Ertuğrul Özkök’ün İnanç Atlası” kitabım, Machu Picchu’da başlayıp, Galapagos Adaları’nda bitecek turla sonlanacak. Galapagos Adaları’nın inançla ne ilgisi var derseniz şu var. Darwin... Türlerin Kökeni... İnanç alanında en çok tartışılan kitap. Ve o kitabın anlattığı türler. Yani bilinmezliğin başladığı noktanın hemen iki adım ötesi.

Bu yıl bir güzergâhım da bu olacak.

68’İN 50’NCİ YILINA HAZIRLIK MANCHESTER- LIVERPOOL

Bizim nesil 70 yaşına, 68 Mayıs olayları 50 yaşına giriyor...

Şimdi bir hayat retrospektifi yapma zamanı. Benim tercihim Liverpool’da Beatles, Manchester’da ‘Post Punk’ gezileri.

Liverpool’da John Lennon ve Paul McCartney’in doğduğu evler, ikisinin tanıştığı kilise, ilk konserlerin verdikleri kulüp...

Manchester’da Joy Division’, ‘Happy Monday’ gruplarının dolaştığı mahalleler, 1980’lerin efsane gece kulübü Hacienda ve Factory...

Bunlara bir de Londra’da Carnaby Street turu eklerseniz, damardan 60’lar nostaljisi olur.

(*) Seyredilecek filmler: “Beatles: A Hard Day’s Night” ve “24 Hours Party People...”

(*) Okunacak kitap: Ertuğrul Özkök: “Bir Beyaz Türk’ün Hafıza Defteri” Doğan Kitap.

John Lennon, 1940’ta Liverpool’da doğdu. 

 

Yazının devamı...

Yedi derste bu karanlık yılı atlatma kılavuzu

31 Aralık 2016

“Lübnan’da, özellikle Hıristiyan kesiminde insanların en çılgınca yaşadığı dönem iç savaş yıllarıydı...”

***

Aklıma Bob Fosse’un Nazi Almanya’sı yıllarını anlattığı “Kabare” filmi geldi...

Galiba orada da öyleydi.

***

Tarihimizin en kritik yıllarından biri başlıyor.

Sınırımız büyük bir ihtimalle bu yıl da aynı felaketi yaşayacak.

İçeride bizi bekleyen şey, “çoğunlukçu bir tek parti devleti”...

Yani, sırtını yüzde 51 oya dayadığı için, otoriter rejimlerin en baskıcı biçimi...

***

O yüzden önümüzdeki en önemli hedef, yaşayabilmek, ayakta kalabilmek, devam edebilmek...

***

Benim kendimce bulabildiğim 7 çareyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Size de uyar mı bilmem ama bende harika çalışıyor.

KILAVUZ

ROMAN KAHRAMANI OLUP BASKICI REJİMDEN KAÇMAK

1-Haber programlarından, özellikle artık iyice tek yanlı hale gelmiş tartışma programlarından uzak durun. Siyaseti ve özellikle “o konuyu” hiç açmamaya gayret edin.

***

2- Kendinize, içinde iyi hissedeceğiniz manevi ve psikolojik gettolar yaratın.

***

3- “Biz çok azız” gibi duygulardan arının. Bilin ki, hiç de az değilsiniz, en az 4 Türk’ten birisiniz.

Sadece otoriter bir rejimin mağdurusunuz...

Mutlaka geçecektir.

***

4- Kendinize mutlaka güzel ilgi alanları yaratın.

Müzik listeleri hazırlayın, güzel kitaplar okuyun, filmler seyredin.

***

5- Gastronomi ve yemek kültürü, yükselen değerler.

İyi bir şef olmak, güzel yemekler yapmak için ille de çok paranız olması gerekmiyor.

***

6- Kendinizi bir film veya roman kahramanı haline getirin. Âşık olun, aşk acısı çekin, kahramanlık yapın, mağduru oynayın, komiği oynayın, ciddiyi oynayın.

Ama asla zalimi oynamayın.

***

7- İmkânınız varsa kendinize güzel, eğlenceli ve macerası olan geziler düzenleyin.

 DERDİMİZİ KAÇ KİŞİYE ANLATABİLİRSEK ORTAK DERT HALİNE GELEBİLİR

BİR yazıyı, müziği veya işareti kaç kişiye anlatabilirsek, ortak bir dil yaratmış oluruz?

Bunun herkes için geçerli bir algoritması veya matematiği olduğunu sanmıyorum.

Philippe Starck’ın hesabı şöyle:

“Her sabah yeni bir fikir bulmak için uyanırım. Ama aynı zamanda bu fikri başkalarına da iletmek ve paylaşmak isterim. Bunu yapmak için en açık
görsel dili yaratmam gerekir. Sadece 12 kişinin anlayabileceği bir dil yaratabilirsem, geriye kalanların anlayıp anlamaması önemli değil.”

DÜNYANIN EN ETKİLİ İŞARETİ HANGİSİDİR

ECONOMIST’in çıkardığı “1843” dergisinin bir bölümü var.

Bazı insanlara “Keşke bunu ben yapsaydım” dediği şeyleri soruyor.

***

Son sayısında ünlü tasarımcı Philippe Starck’a sormuşlar.

Matematikte kullanılan sembolleri anlatmış.

***

- “+”, yani artı işaretini, 1360 yılında Nicole Oresme bulmuş.

***

- “x”, yani çarpı işaretini 1618’de William Oughtred bulmuş.

***

- “÷”, yani bölme işaretini 1659’da Johann Rann bulmuş...

***

“Ancak” diyor Philippe Starck, “Bana göre bütün işaretlerin tanrısı sonsuzluk işaretidir. İşte onu bulmuş olmak isterdim.”

Onu da 1655’de İngiliz matematikçi John Wallace bulmuş.

***

Şunu düşündüm...

Acaba hangisi daha etkilidir?

Gamalı haç mı, yoksa sonsuzluk mu...

***

Sonsuzluk işareti son defa Koç Grubu’nun o harika Atatürk ilanlarında kullanılmıştı.

O zaman bu işaretin gücünü çok daha iyi kavramıştım.

Zaten gamalı haçla farkı da burada...

***

Biri, gelip, insani felaketler yaratıp, sonra insanlık vicdanında en müebbet cezaya çarptırılan siyasetin ifadesi...

***

Öteki ise adı üstünde...

***

Sonsuzluk... Ebedi olan...

***

Atatürk’e çok yakışıyor...

YILIN İLK OYUNU: ‘BUNU KEŞKE BEN YAPSAYDIM’

soruyu ben de sordum kendime ve cevabını verdim.

***

- Çetin Altan’ın ölmeden önce söylediği “Hayal ettiğimiz ülke bu değildi” cümlesini ben kurmuş olmak isterdim.

***

- Mahler’in “Beşinci Senfonisi”nin Addagiato bölümünü ben bestelemiş olmak isterdim.

***

- Adalet Ağaoğlu’nun romanındaki “İntihar etmeyeceksek içelim bari” cümlesini ben yazmış olmak isterdim.

***

- Ülkü Tamer’in “İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür” dizesinin yazarı ben olmak isterdim.

***

- “Joker” ve “Harley Quinn” karakterlerinin yaratıcısı ben olmak isterdim.

***

- Tiananmen Meydanı’nda tankın önüne dikilen çocuk, Portekiz devriminde, askerin silahının namlusuna çiçek koyan insan olmak isterdim.

***

Olamadım... Iskaladım...

BUGÜN ‘THE DAY AFTER’ KEYFİ YOK

- Yılbaşı ertesidir demeyeceğim, bu sabahtan itibaren 6 gün diyete giriyorum.

- Sadece 2 Ocak günü hariç, içki yok... Ekmek, hamura paydos.

- Master detoks değil ama sıvı yiyeceklerle idare edeceğim.

- Hedef 7 Ocak gününe kadar 4 kilo atmak.

- Bir buçuk aydır ihmal ettiğim spora kesin dönüş yapıyorum.

YILIN İLK TAVSİYESİ: BU ÇOCUĞA DİKKAT

AHMET Şık siyasetçiler ve yargı mensupları için çok tekin biri değil...

Onun içeri girişi ile bir dönem başlıyor, dışarı çıkışı ile o dönemin bu defa sonu başlıyor.

- Çünkü içeri alınanların en öfkesizi...

- En mücadelecisi...

- En müdanasızı...

- En haklı çıkanı...

YENİ YILIN FASHİON MOTTOSU ‘PİCK AND MİX’

YİRMİ yıl boyunca Jimmy Choo’nun yaratıcı direktörlüğünü yapan Sandra Choi bu dönemin giyinme mottosunu şöyle tarif ediyor:

“Pick and mix..”

Yani “Seç ve karıştır...”

Her şeyin her şeyle gittiği acayip yaratıcı bir moda dönemini yaşıyoruz.

Kural yok... Renk uyumu denen bağlayıcı kurallar yıkıldı...

GEÇEN YIL EN DİKKATİMİ ÇEKEN HÜRRİYET YAZARI

DİJİTAL Hürriyet yazarı Ayşe Baykal’ın en iyi takipçilerinden biriyim.

Çok iyi yazıyor, çok hınzır bakıyor.

Spotify’a girmiş ve onu anlatan harika bir yazı yazmış.

Mutlaka okuyun.

Başlığı “Spotify Beyaz Türk İşi Değilmiş...”

Şöyle anlatıyor:

“Sadece şarkı mı var peki? Diyanet radyonun o çok sevdiğim ezgileri var. Yine de en büyük sürpriz Kâbe İmamı Şeyh Mahir’in ismini görmem oldu. Mekke’ye gidenlerin yüzde 90’ının Kuran okuyuşuna–sesine âşık olduğu adamdır kendisi.

Tanışmayı çok istemiştim ama korumaları izin vermemişti. Suudi polisler, henüz bir kadının bir erkekle tanışmak istemesini mantıklarına oturtamadıkları için bu isteğimi gerçekleştiremedim maalesef.

Neyse, Şeyh Mahir’i de indirdim. Benim gibi Hafız olanlar için harika bir şey bu.”

BU YIL BENİ KÖTÜ YOLA DÜŞÜRECEK KİTAP ÖNÜMDE

BEN ona bakıyorum, o bana... O, “Gel beni oku” diyor, içimdeki “Al şunu oku...”

Kitabın adı “A Brief History of Vice”.

Kötü davranışların kısa tarihi...

Alt başlığına bakınca ellerim uyuşuyor:

“Kötü alışkanlıklar nasıl medeniyeti yarattı...”

Kapağında şarap içen bir bonobo maymunu...

Tam benlik ama bir hafta sonra okumaya başlıyorum.

Rejimden sonra...

YENİ YILDA EN COOL TREND TÜRK TASARIMCIDAN GİYMEK

HAFTA sonu eklerinde en yakından izlediğim sayfalardan biri “sokak modası”.

Ünlü kişilerin sokakta çekilmiş fotoğraflarının üzerine ne giydiklerini ve fiyatlarının ne olduğunu yazıyorlar. Dikkat ediyorum hep yabancı markalar...

Oysa Türk konfeksiyoncuları son yıllarda harikalar yaratıyorlar.

Ben son 2 yıldır ceket, gömlek ve pantolonlarımı Mudo’dan giyiyorum.

Jean ve tişörtte Mavi en sık giydiğim giysiler.

Özellikle dar V yaka tişörtler...

Kiğılı, Coton...

Sadece vitrinlerine bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız.

İç giyimde Damat yıllardır vazgeçemediğim marka...

Lütfen fotoğrafını çektiğiniz şöhretlere bunu bir hatırlatın...

Türk markaları...

Ve içine bir tane signe ayakkabı, mesela bir Varvatos gömlek...

Çok cool...

Yazının devamı...

İmam Hatipler sivil toplum hareketidir demeyi amaçlamıştım

31 Aralık 2016

“İmam hatip okulları ile ilgili yazınıza çok üzüldüm” dedi...

Aramızda şu konuşma geçti:

* * * 

BAKAN: “Siz herhalde yaptığım konuşmanın tam metnini görmediniz...”

BEN: “Gazetelerde çıkan bölümü okudum...”

* * * 

BAKAN: “Konuşmamın devamında kendimin de normal devlet lisesinden mezun olduğumu söyledim. Kendimin de içinden çıktığı okullar hakkında kötü bir şey düşünmem mümkün olabilir mi...”

BEN: “Halk hareketidir denince, öteki okullarda okuyan, çocuklarını okutan insanlar ‘Biz halk değil miyiz’ diye soruyor.”

* * *

BAKAN: “Belki ‘İmam hatipler halk hareketidir’ demek yerine ‘Bir sivil toplum hareketidir’ deseydim derdimi daha iyi anlatabilirdim.”

BEN: “Sivil toplum hareketi denirse, ne benim ne kimsenin itirazı olmaz sanırım. Bir de şu mesele var. Bu okulların çok teşvik edildiği, çocukların zorlama ile oralara yönlendirildiği eleştirileri var.”

* * * 

BAKAN: “Bunları ben de okuyorum ve üzülüyorum. Bu okulların çoğunu biz yaptırmıyoruz. İmam hatip okullarının dernekleri veya hayırsever iş insanları yapıyor. Doğrudur biraz da büyük ve gösterişli binalar yapılıyor. Biz kendilerine elimizdeki tip okul projelerini veriyoruz, bakın bu parayla bunlardan iki tane meslek sanat okulu yaptırabilirsiniz diyoruz. Ama çoğu ‘Annemizin babamızın vasiyeti’ deyip imam hatip okulu yaptırıyor.”

BEN: “Sayın Bakan normal devlet okulu yaptıran çok sayıda iş insanı da var. Ne yazık ki, devlet erkânı eğitim yılı başında mesaj vermek gerektiğinde hep imam hatip okullarından veriyor bu mesajı. Sayın Cumhurbaşkanı, sizler normal liselerden, meslek sanat okullarından da verseniz onlar da sevinir.”

* * * 

BAKAN: “Öteki okullara da aynı ilgiyi gösteriyoruz. Ben daha iki ay önce mezun olduğum okulun mezunlar gecesi vardı gittim katıldım...”

* * * 

Nabi Avcı hepimizin tanıdığı, takdir ettiği bir bakan.

Sözlerini aynen aktarıyorum.

 

BAKIN SURİYE’DE DEMOKRATİK MUHALEFETİ KİM TEMSİL EDİYORMUŞ

DÜN Murat Yetkin’in yazısından öğrendik.

Suriye’de ateşkes görüşmelerinde güya “demokrasi mücadelesi veren muhalefeti” temsil edecek kişi önceki gece gizlice Ankara’ya gelmiş.

Astana’da yapılacak görüşmelerde de muhalefeti o temsil edecekmiş.

Adı Riyad Hicab...

Kim mi...

Eski bir Baasçı...

Rejime karşı savaşanları bir düşünün artık...

İkisi zaten terörist listesinde 1 ve 2 numara...

IŞİD ve El Nusra...

Terör listesinde olmayanı da eski Baasçı...

Allah gerçek Suriyeli demokratlara yardım etsin...

OTUZ YIL PLAKETİMİ ALIRKEN GELEN MESAJ

ÖNCEKİ akşam Hürriyet binasında tam bir aile gecesi yaptık.

Yönetim Kurulu Başkanımız Vuslat Doğan Sabancı Hürriyet’te 20’nci yılını doldurdu.

Arkadaşları onun 20 yılını anlatan harika bir film yapmış.

Sonra benim 30’uncu yıl plaketim verildi.

39 yaşında, üniversite öğretim üyeliğini bırakıp Hürriyet’e başlamıştım.

Törenden sonra sohbet ederken arkadaşım Kai Diekmann’dan bir mesaj geldi.

Otuz yılımı kutluyor sandım, meğer beni çok şaşırtan bir haberi vermek istiyormuş.

“Sevgili arkadaşım yarın saat 11.00 itibariyle Bild’den ayrılıyorum” yazmıştı...

Çok şaşırdım...

Kai, bugüne kadar gördüğüm en başarılı, en yaratıcı genel yayın yönetmenlerinden biriydi...

Henüz 52 yaşında... Bild’in genel yayın yönetmenliğinden ayrılmasına şaşırmıştım.

Şimdi Springer grubundan da ayrılmasına üzüldüm.

Ama medya dünyasında daha çok güzel işler yapacağına eminim.

 

 

BU GECE İÇİN HER RUH HALİNE UYGUN ŞARKI

BERBAT YILA VEDA: Orhan Gencebay: “Batsın Bu Dünya”

ALIN YAZISINI KABULLENENLER: Erkin Koray: “Fesupanallah”

EN UMUTSUZLAR İÇİN: Nazan Öncel: “Gidelim Buralardan”

BİRAZ UMUTLULAR İÇİN: Nazan Öncel: “Gitme Kal Bu Şehirde”

EN AZİMLİLER İÇİN: Yonca Lodi: “Düştüysek Kalkarız”

‘YENİ NORMAL’E UYUM SAĞLAMA: İlhan Şeşen: “Ellerimde Çiçekler”

İNADINA YAŞAMA ANDI İÇENLER: Ajda Pekkan: “Hoşgör Sen...” (Gezeceğim, göreceğim..)

 

MUTSUZ YILIN SON GÜNÜ İÇİN MUTLU SPOTİFY ÖNERİSİ

SABAH BAŞLAMAK İÇİN: “Voyage bleue morning classical” listem... Özellikle Haydn: Cello Concertos 1 in C tabii ki Jacqueline du Pre çalıyor.

ÖĞLE SAATLERİ: “Italia Amore” listem... Amedeo Minghi’nin “Cantare d’Amore” şarkısı ile başlayacak.

ÖĞLEDEN SONRA: “Afternoon Jazz” listem... Akşamüzerine hafiften hazırlık. Michel Camilo’nun “Oye Como Va” parçası ile başlıyoruz.

AKŞAM BAŞLANGICI: “DJ Ert Top 50” listesi... Banko Nial Horan’ın “This Town” şarkısının Tiesto remiksi ile başlıyoruz.

AKŞAM YEMEK MASASI: “En Romantik Türk Şarkıları” listem... Ferdi Özbeğen’in “Büklüm Büklüm”ü ile başlıyoruz.

PİYANGO SAATİ: Tabii ki “Turks on Fire” listem... Serdar Ortaç’ın “Gıybet”i ile başlıyoruz.

PİYANGO SONRASI: “Yerli Deep Turkey”... “Derin Türkiye”, biz yani.

SABAHA KARŞI 3 ALTERNATİF: 1. “DJ Ert Silent Night” listesi. 2. “DJ Ert Jazz in Midnight” listesi. 3. “Voyage Bleue Midngiht Classical”

 

EN GÜZEL HASTA SİEMPRE

BUGÜNE kadar dinlediğim en güzel “Hasta Siempre” şarkısı banko Los Machucambos yorumu..

Yılın son günü için iyi gider.

Yazının devamı...

Alperen kardeşim o kelimeyi sen öğret bu 'Noel Baba yiğidi'ne

30 Aralık 2016

“Yiğit, cesur, yürekli kimse...”

* * * 

Bir bu kelimeye bak...

Bir de o harika kelimenin altına saklanmış çakma Alperen’in eylemine...

* * * 

Elinde çakma bir tabanca...

Alışveriş merkezine girmiş...

Noel Baba kıyafetindeki bir adamın başına dayamış o çakaralmaz çakma tabancayı...

Güya yiğitlik yapıyor arkadaş iyi mi...

* * * 

Gerçek Alperen kardeşim...

Sözüm bu çakmalara değil, sana...

* * * 

Akranın El Bab’da kahramanca göğüs göğüse savaşacak...

Seninki AVM’de, Noel Baba yiğitliği yapacak...

Yakıştı mı şimdi bu Alperenliğe

* * * 

Bir yandan Milli Mücadele diyoruz...

Var olma savaşı diyoruz...

Ondan sonra, Milli Mücadele diye yaptığımız şey bu AVM müsameresi mi olacaktı...

* * * 

Allah aşkına o güzelim Alperen kelimesi, Noel Baba’ya babalanma eylemine kadar mı düşecekti yani...

* * * 

Gerçek Alperen kardeşim, bari sen öğret bu kelimenin gerçek manasını bu AVM babayiğitlerine...

SEVİYORSANIZ AMA İFRİT OLUYORSANIZ İŞTE ONA GÖNDERECEĞİNİZ ŞARKI

ÖYLE biri ki...

* * * 

- Çok seviyorsunuz...

Ama çok da ifrit oluyorsunuz...

* * * 

- Elinizden geleni yapıyorsunuz..

Ama o geri zekâlı bir türlü anlamıyor...

* * * 

- Harika bir şeyler yaşıyorsunuz..

Ama o geri zekâlı durmadan berbat ediyor...

* * * 

- Bırakmak istiyorsunuz...

Ama o geri zekâlıdan bir türlü kopamıyorsunuz...

* * * 

Yeni yıl mesajı atacaksınız...

Ama eliniz gitmiyor...

* * * 

Çaresi var... Kolay...

Buyurun şu harika şarkıyı gönderin...

* * *

Zena söylüyor...

“Geri zekâlısın...”


 

ŞARKIDAKİ FAVORİLERİM

- Amip, terliksi hayvan.

-  iPhone şarjörü.

- Ulan kahveye gitsen seni okey masasına almazlar.

- Çakma çanta.

- Tahtakale işi.

- Pratik İngilizce konuşma kılavuzu.

- Şok geri zekâlı.

- Yılmaz Morgül’ün kankası.

- WhatsApp kız grubu üyesi.

- Niteliksiz eleman.

- Burak Özçivit fan klüp başkanı. 

- Skolastik beyinsiz.

 

SEVGİLİ AHMET TAMAM O HAKSIZ AMA YA BU SÖZ 

AHMET Hakan, Hürriyet’i eleştiriyor:

“‘Katil Nurettin Yılmaz’ın vaazını dinlemiş’ diye başlık atmak, Nurettin Yıldız’a yapılmış büyük haksızlıktır.”

Haklısın... Olmamış...

Ama “Katil Anadolu Lisesi’nde okumuş” diye özellikle altını çize çize konuşmak da, milyonlarca insanın gittiği, bu ülkeye cumhurbaşkanları, başbakanlar çıkarmış okullara haksızlık olmuyor mu...

Yani biri çıkıp “Katil imam hatip lisesinde okumuş” deseydi ne hissederdin...

Bence haksızlık listeni biraz genişletirsen daha haklı olursun.

 

AHMET ŞIK GİRERKEN AHMET ŞIK ÇIKARKEN YENİDEN GİRERKEN

ERGENEKON zulüm günlerinde Ahmet Şık içeri alındığında, “Bu davalar amacından saptırılıyor” diye düşünmüştüm.

Bir de şunu düşünmüştüm.

“Birileri bu davaları sulandırmak istiyor...”

Ahmet Şık dün sabah evinden alınıp götürülürken, Odatv davasını hatırladım...

Bugün de aynı şeyi düşünüyorum.

Bunlar iyiye alamet şeyler değil...

 

ŞU BERBAT YILA ‘YIKIL GİT ARTIK’ DİYEN ŞARKI

- ÇAĞATAY AKMAN: “Gece Gölgenin Rahatına Bak”.

Çok güzel bir müzik. Türk rap’i ile balad arasında. Sözler müthiş eleştirel.

Eypio’nun “Günah Benim” şarkısı tarzında.

* * * 

“Gece gölgenin rahatına bak

Bir de dön dön kaderimin bahtına yar.

Seni düşlerin anlayacak da

Bir de dön memleketin haline bak

Aldı dünya çantasını gidiyor

Bıraktı bize fazlasını...”

* * *

Berbat bir 2016’ya “Hadi yıkıl git artık” demenin en güzel yolu.

YILBAŞI GECESİ İÇİN BİR REMİKS

- HABİB GALBİ: “A-Wa” (Feat. Pitbull) (Mr. Worldwide Remix.)

Arap kültürü Amerika’yı da sarıyor. Önde kıvrak bir Arap şarkısı. Harika bir ritim. Arkasında Pitbull Amerika’sı...

Yılbaşı gecesi için mükemmel bir terkip.

Hemen arkasından da Orkesta Mendoza’dan “Cumbia Volcadora” çok iyi gider.

Onun arkasından da Niall Horan-Tiesto Remix: “This Town”

 

 

Yazının devamı...

Sayın Bakan, onlar halk çocuğu da bizler neyiz

29 Aralık 2016

Afyonkarahisar devlet lisesinden mezundu...

Bu ülkenin başbakanlığını ve cumhurbaşkanlığını yapmış Turgut Özal...

Ortaokulu Mardin devlet lisesinde okudu.

Liseye Konya devlet lisesinde başladı, Kayseri devlet lisesinde bitirdi.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer...

Afyon Lisesi’nden mezundu...

Milli Görüş hareketinden gelip devletin başbakanlık koltuğuna kadar yükselmiş Necmettin Erbakan...

İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirmişti...

AKP saflarından çıkıp bu ülkenin başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı koltuğuna kadar yükselmiş Abdullah Gül, Kayseri devlet lisesi mezunuydu...

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı çıkmış ve diyor ki:

“İmam hatip halk hareketidir... Halkın eğitime kendi adına sahip çıkma hareketidir..”

Sayın Bakan... Sormakta haklı değiller mi...

İmam hatip okulları halk hareketiydi de...

Bu ülkenin, Tayyip Erdoğan dışındaki bütün cumhurbaşkanlarını, başbakanlarını yetiştiren bu okullar ne hareketidir...

Çocuklarını imam hatip okullarına gönderenler halk da, normal devlet okullarına gönderenler halk değil mi...

Onların iradesi, onların oyları hiç mi sayılmıyor bu ülkede...

Unutmayın... Sayıları daha fazla...

İşte o yüzden diyorum ki... Büyük Cumhuriyet’in milyonlarca kahraman, başarılı iş, sanat, spor insanını, devlet insanını ve iyi vatandaşlarını yetiştirmiş bu irfan yuvalarına haksızlık etmeyin.

Unutmayın, o devlet okullardan mezun binlerce polisimiz ve çocuğumuz bu ülke için savaşıyor, canını veriyor...

Lütfen, zaten paramparça olmuş ülkemizi, halkımızı bir de gittiği okullarla birbirinden ayırmayın, bu ayrımcı sözlerle kalbimizi kırmayın...


ANAHTAR KELİME KALPLERİ KIRMAK
YENİ Şafak gazetesi yazarı Salih Tuna dünkü yazısında Rize Belediye Başkanı’na diyor ki...

“Atatürk’ün heykelini Rize meydanından kaldırmak nedir Allah aşkına? Hangi niyetle olursa olsun, isterseniz daha uygun bir yere o heykeli dikin, ‘bozgunculara’ malzeme vermenin, hele hele Atatürkçülerin kalbini kırmanın ne âlemi var?”

“Kalbini kırmak...”

İşte anahtar kelime budur...

Böyle bir günde, kalplerimiz hep birlikte El Bab’daki aslanlarımızın yanında atarken, bu kalpleri kırmak niye...

Salih Tuna diyor ki...

“FETÖ soruşturmasını sulandırmak değilse niyetiniz, Cumhuriyet gazetesi çaycısını (hakaretten falan) tutuklamak da ne oluyor?”

Salih Tuna diyor ki...

“FETÖ’den yargılanan Ali Bulaç dahil 54 gazetecinin mal varlığına el koyma kararı da nedir?”

Arkasından ekliyor:

“Yapmayın...”

“Kalpleri kırmak...”

Ve “Yapmayın...”

Üç kelime... Yetiyor da artıyor bile...

Kutuplaşmış, parçalanmış, bölünmüş ülkemizde, iki taraftan da yükselecek vicdan...

Ve o vicdanın sesini yükseltmek...

İnanın siyasetçilerin başaramadığını işte bu başarır...

Yeter ki vicdanımızı dinleyelim...
Yeter ki trollerin esiri olmayalım...
Yeter ki hassas olduğumuz konularda kalplerimizi kırmayalım...

2017 için daha güzel bir temenni ne olabilir Allah aşkına...

Teşekkürler Salih kardeşim...

Bu üç kelime bile yeter... 


KISACIK BİR KONUŞMADA SEVDİĞİM DÖRT ŞEY ÇIKARDIĞIM DÖRT DERS
ŞENER Şen’e devlet ödülünün verildiği törenden 4 gözlem:



BİR: O fotoğrafı çok sevdim.

Herkesin ön sıraları kapma yarışında olduğu bir karede ülkenin Cumhurbaşkanı, arka sıralarda, ülkenin sanatçısı ile yan yana oturuyor.

Ders: Bazen en önemli mesajlar, en arka sıralardan verilir.

İKİ: Şener Şen’in konuşmasını çok sevdim.

Kısa, net, direkt ve her şeyi anlatan bir konuşmaydı.

Ders: Bazen değil, her zaman en önemli mesajlar büyük nutuklarla değil, böyle kısa ve öz cümlelerle verilir.

ÜÇ: Neden her rolü kabul etmediğini çok güzel açıkladı.

Meslekte intihar sayılabilecek bir sürü “beklenen rolü beklemenin” erdemini çok güzel anlattı.

Ders: Bazen kenarda sessizce beklemek, en büyük cesarettir.

DÖRT: Bu kadar kısa bir konuşmanın, en büyük bölümünü kendine değil de, “toplumsal barışa” ayırmasını çok sevdim.

Ders: Bazen, size verilen ödülü bir temenniye devretmek en büyük erdemdir.


'DARBE KARADELİĞİNDE ŞUNLARI KAYDA GEÇİRİN'
DÜN yazdığım “15 Temmuz Darbe Komisyonu’nun bıraktığı karadelik” yazımdan sonra, komisyonun CHP’li üyesi Aytun Çıray aradı ve “Lütfen şu sözlerimi kayda geçirin” diyerek şunları söyledi:

“Bu rapor ve sorular, bizim bilgimiz dışında, muhalefetimize rağmen AKP’li komisyon üyelerinin tutumlarını yansıtıyor.”

“Biz CHP’liler, olayın şahitlerine yazılı soru sormama kararı aldık.”

“Çünkü bu komisyonun kuruluş ruhuna aykırı ve karartmaya hizmet edecek bir tutumdu.”

“Bu komisyon, bizim de talep ettiğimiz gibi, Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı, Genelkurmay Başkanı’nı ve MİT Müsteşarı’nı dinlemeden sonlandırılırsa, görevini yapmamış olacaktır.”


YILIN BANKO ÜÇ KADIN OYUNCUSU
BANKO: “Kocan Kadar Konuş 2” filmindeki Efsun rolüyle Ezgi Mola...


EZGİ MOLA

BANKO:
“Ekşi Elmalar”daki Safiye rolüyle Farah Zeynep Abdullah.

BANKO: “Dünyanın En Güzel Kokusu” filmindeki Derya rolüyle Tuba Ünsal.

Yazının devamı...