"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök

Karakter harabesinde şahsiyetli bir hareket

4 Şubat 2017

Ahlaken, siyaseten, sokağa inmeyen, genç bir duygu ayaklanmasında...

Karakter harabesine dönmüş ülkemde, hepimize şahsiyet dersi verecek bir şeyler...

***

Öyle devasa, muazzam bir şey değil beklediğim...

Öyle kefen giyip sokağa fırlama, “Canım sana feda” falan gibi riya ve yalakalık kokan bir şey de değil...

***

Küçük... Bugünün yeni kalantorunun gözünde sinekten bile küçük bir şey...

Genç bir ruhun, delikanlı bir şahsiyetin, ta şurasından kopup gelen bir meydan okuma...

Budur beklediğim...

Geldi...

***

Son zamanlarda ilgiyle izlediğim “Bavul” dergisi, şubat ayı sayısının kapağını İkinci Yeni’nin büyük şairi Turgut Uyar’a ayırmış.

Ancak dergi basılıp dağıtıldıktan sonra yayınladıkları şiirin Turgut Uyar’a ait olmadığını öğrenmişler.

Dağıtıma verdikleri 35 bin dergiyi toplayıp, düzeltip, çok net ve samimi bir özür yazısıyla yeniden bastırıp dağıtmışlar.

En az 50-60 bin liralık bir hareket.

***

Kalantor adam, zamane güçlüsü... Senin gözünde bir akşam yemeği olabilir...

Ey okur, o bilmez, anlamaz ama sen bil ki, bu para genç yayıncının cebinde bir servet...

***

O serveti kaybeder de, kazandığı ne...

Okuruna saygı... Turgut Uyar’a saygı...

Bir de sırtlarında milyonlarca dolarlık rüşvet bohçası ile sırıtarak hâlâ aramızda dolaşan o tipe, ona ses çıkarmayan tiplere çağrı:

“Yeni bir ahlak anayasası için ben varım... Sen de var mısın...”

HATA BÜYÜKTÜ CEZA DA BÜYÜK OLSUN DEDİK

BAVUL dergisinin genel yayın yönetmeni Önder Abayı arayıp sohbet ettim.

- Neden böyle bir yanlışlık oldu?

“Bu, kimin yazdığı belli olmayan bir şiir. Bazı kaynaklarda Turgut Uyar’a ait olduğu iddiası vardı. Yanılmışız.”

- Hatayı yapan kimdi?

“Bir editörlük hatası. Bu hata sonrası gerekli değişiklik yapıldı.”

- Yeni sayı basıldı mı?

“Şu an baskıda. Ama hafta sonuna kadar eskisi piyasada. Hatalı baskıyı alanlara da parasını iade etmeye hazırız.”

- Kaça mal oldu bu sayıyı toplayıp yenisini yapmak?

“45-50 bin lira. Tabii yeniden dağıtma masrafları buna dahil değil.”

(*) Bu sizin bütçenizde çok büyük bir para. Eski sayıyı bırakıp gelecek sayıda bir özür yayınlayabilirdiniz.

“Yok öyle bakamadık. Hata büyüktü, cezası da büyük olsun dedik. Geleceğe, çocuklarımıza hatalı bilgiler, yanlış dizeler kalmaması önemlidir.”

YOKSA GENELKURMAY BAŞKANI YALÇIN KÜÇÜK’E DE Mİ HAYRAN

SONER Yalçın dün Sözcü gazetesinde şöyle bir Nuri Pakdil portresi yayınladı:

***

- “Muhafazakâr” ve “sağcı” denilmesini kabul etmez. Kendisini “Devrimciyim” diye tanımlar.

***

- Kendini “Kurşun yemiş bir gerilla” göğsüne benzeterek, “Hiç dönmemiş partizanım” diye tanımlar.

***

- Kendini “Anamalcı (kapitalizm), emperyalizm, faşizm, karşıtı “Sosyalist çizginin en ileri ucunda” olarak tarif eder.

***

- Eşitlikçidir, emeğin kutsallığına inanır.

***

- Ona göre “Mülkiyet kirlidir ve kanlıdır.”

***

- Siyaseti “Kara” bulur...

***

- Sıklıkla “Yabancılaşma” kavramını kullanır.

***

Okurken gözümün önüne Yalçın Küçük geldi...

İster misiniz önümüzdeki günlerde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı da alıp Yalçın Küçük’ü ziyarete gitsinler...

Vallahi şaşırmam.

İZMİR BELEDİYESİ KAHRAMANINI UNUTMADI

DÜNKÜ gazetelerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu ilanı vardı:

“İzmir ve İzmirliler kahramanını unutmadı...”

Hayatı pahasına büyük bir terör saldırısını önleyen şehit polis Fethi Sekin’in adı yaşadığı Bayraklı’da yemyeşil harika bir parka verildi...

Elazığlı kahramanımız, ikinci şehrinin kalbine gömüldü... Elazığ’a da, İzmir’e yakışan kardeşlik parkı bu... 

İZMİRLİ KADINLARIN ‘EVET’ ŞARKISINI NEDEN SEVDİM

İZMİRLİ kadınların “Evet” için yaptığı şarkıyı beğendim.

- Saldırgan ve buyurucu değil.

- Tonu yumuşak.

- Seçilen kadınlar İzmir imajına uygun.

- Müzik sade.

- Her birinin mesajı net.

“Şeytan” ve “Nihat” faciasından sonra ilk iyi adım.

TÜRKİYE’NİN ALLEN IVERSON’U DIXON

BEN, NBA’in efsane oyuncusu Allen Iverson’ın hayranıyım.

Önceki akşam televizyonda Fenerbahçe-CSKA maçının tekrarını izlerken bir kere daha farkına vardım.

Bizim Iverson’ımız da Bobby Dixon...

Oyun kuruculuğu ile, görüntüsü, hali tavrı ile bana aynı keyfi veriyor.

Ama bir farkı var...

Önünde oynadığı seyirci...

Ülker Arena seyircisinin yarattığı ambiyans, hiçbir NBA salonunda bulunamaz.

CSKA maçı, Fenerbahçeliliğimin keyfini sonuna kadar çıkardığım bir akşam oldu.

GİTSEYDİM BAŞKANA ŞUNU DİYECEKTİM 

CSKA maçını, Başkan Aziz Yıldırım ve Önder Fıratla birlikte izleyecektik.

Son anda çıkan önemli bir işim nedeniyle salonun kapısından döndüm.

Ama orada olsaydım, başkana söyleyeceğim bir sözü burada hepinizin önünde söylemek istiyorum.

“Başkan, mali sınırları zorlayarak Fenerbahçe basket takımına yaptığınız bu yatırım ve takımı devler liginde başarıdan başarıya koşturan bu harika ekibi kurduğunuz için teşekkürler...”

Yazının devamı...

Dolduruşa getirmek deyince al laiki vur muhafazakârına

3 Şubat 2017

AKP sözcüsüne açıklama yaptırıp, Trump’ı “ırkçılık”la suçlattılar...

Laik yazarı ile muhafazakârı, milliyetçisiyle Cumhuriyetçisi...

Hepsi el ele verdiler...

Hepsi kazmayı küreği ele alıp Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, AKP’ye verdiler gazı...

“Vayy Müslümanlara bu yapılıyor da, sizin gıkınız çıkmıyor” diye diye AKP’yi dolduruşa getirip, o çok ağır açıklamayı yaptırdılar...

Mutlu musunuz şimdi...

Bir büyük ülkeyle daha maraza çıkacak diye yaptığınızla övünüyor, “Vayy bee ne güçlü lobiymişiz” diye göğsünüzü yumrukluyor musunuz?

Bak kardeşim...

Önceki gün, yani 1 Şubat 2017 günü itibariyle manzara-i umumiyemiz neydi sana bir anlatayım...

Sonra içinde ülke sevgisi varsa bir kere daha düşün...


EY DOLDURUŞ LOBİSİ GAZAN MÜBAREK OLSUN
1 Şubat 2017 günü vaziyetimiz şöyleydi:

Suriye’de YPG’ye zırhlı araç verilmişti... Tank bile verildiği dedikodusu ayyuka çıkmıştı.

Suriye’deki birliğimiz, El Bab kapısında, ÖSO denilen adamlar tek tek toz olmuş, benim aslanım, benim yiğidim, tek başına destan yazmaya çalışıyordu.

Yunanistan’la durup dururken ikinci Kardak savaşına girişmiştik.

Rusya mı...
Sakın ha...

Unutma rahmetli İnönü’nün sözünü...
Büyüklerle yatağa girerken iki defa düşünmek lazım...

Almanya’yla meselemiz büyük...
Tornado uçaklarının topladığı YPG görüntülerini bize vermiyor...

İran pusuda... Sanma ki Irak’la meselen halledildi...

Ve sen burada babalanmaya başladığın sırada, Arap ülkelerinin çoğu sessiz pusuya yatmış, sayenizde yine “İslam’ın aslanı” olmaya hazırlanan yalnız ve hüzünlü ülkemi, “Bravo kapitano” diye alkışlamaya hazırlanıyordu.

Tebrik ederim, hepinizi kutlarım...

Türkiye’nin en güçlü dolduruş lobisini oluşturup, ülkemize savaşmak için bir cephe daha açtırdınız...

Gazanız mübarek olsun...


UMARIM
Umarım Cumhurbaşkanı da bu dolduruş ittifakına uyup Trump’la savaşa girmez.
Umarım hükümet, Başbakan, Dışişleri Bakanı da gaza gelip “Ya bismillah” deyip dalmaz sille tokat Amerika’ya...
Umarım Mısır’la aramızı düzeltirken, Amerika ile açık bir harbe girmeyiz.


BÜYÜK BİR RESSAM EŞİNİ VE SEVGİLİSİNİ HANGİ GÖZLE GÖRÜR
ÖNCEKİ akşam, Macar asıllı ünlü ressam Victor Vasarely’nin sergisinin açılışındaydım.

Optik sanatın en büyüğü, ilk döneminden sonuna kadar karşınızda...

Turizmin dibe düştüğü, sanatçıların tek tek konserlerini iptal ettiği bir günde böyle uluslararası bir sergi...

Arkas Holding finansal kaynağını, lojistiğini, girişimini yapmış.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) ev sahipliği yapıyor.
Anadolu Ajansı, global iletişim ortağı olmuş...

Harika bir imece olmuş....



Victor Vasarely, eşinin ve uzun yıllar sevgilisi olan galeri sahibi bir kadının da resimlerini yapmış.

Sergide o tabloları da gördüm...

Bir erkek eşini ve sevgilisini nasıl bir gözle görür...

Vasarely böyle görüyor...

Acaba hangisini hangi duyguyla ve tutkuyla çizdi...

Psikologlara güzel bir konu olabilir.


ISMARLAMA ELBİSE İLE İLGİLİ İLK İZLENİMLERİM
BEN hazır elbiseciyim...

50 bedeni giydim mi tak oturur...

İlk defa Kiton’un bir ustası bana hazırlama diktiğinde çok sevmiştim...

Ama hazır giyime ihanet etmedim.

Son zamanlarda kruvaze takıma ilgim arttı. Ne yazık ki ısmarlamada yeterince çeşit bulamıyorum.

O nedenle gidip Milimetrik’in usta terzisine bir kruvaze diktirdim.

İlk defa önceki akşam giydim.

Netice:

Etraftan gelen izlenimler “10 points...”

Herkes çok beğendi...

Ama ben bir şeyi beğenmedim...

Bel çevremdeki hafif kalınlaşma...

Usta terzim onu harika bir şekilde örtmüştü, ama içindeki ben var ya...

O fark etti.

Neyse diyetteydim...

Son 1 kilo kaldı...


TÜRKİYE'NİN YÜKSELEN 10 YAZARINI HİÇ OKUMAMIŞIM
HÜRRİYET’in bugün bütün okurlarına verdiği KitapSanat dergisini büyük bir merakla okumaya başladım ve daha kapağında kendimden utandım.

Türkiye’nin önde gelen edebiyatçılarından oluşan jüri, Türkiye’nin geleceği olacak 10 yazarını seçmiş...

Ben ki fena okumayan adamım...

Hiçbirini okumamışım...

Ama içeride hayranı olduğum Thomas Mann’ın “Aldanan Kadın” adlı novellası ile ilgili bir yazı var ki büyük ilgiyle okudum.


SELİM İLERİ KEŞKE O HARİKA DEDİKODUCULUĞA DÖNSE
ÇOK yakınlarım bilir, ben, Selim İleri’nin 1970’li yıllarda Dünya gazetesinde yönettiği sanat sayfasını ve yazdığı yazıları çok severdim.

Gazetecilik anlayışımda epey etkisi olmuştur.

Hürriyet KitapSanat dergisinde onun yazısını görünce de çok sevindim.

Ama keşke o yıllardaki ısırgan, tırmalayıcı, hafif dedikoducu Selim İleri’ye dönse...

Yazının devamı...

Ne o torun-u sultanım padişah mı seçiyoruz

2 Şubat 2017

Nilhan Osmanoğlu...

Abdülhamid’in beşinci kuşaktan torunuymuş...

Galiba “Büyük dedemgil geri geliyor” sanıp güya evet kampanyasına katılmış. O coşkuyla vermiş gazı:

“Canımıza yetti bu parlamenter sistem...”

AKP’nin aklını peynirle yemiş şuursuz trolü de elleri patlayıncaya kadar alkışlıyor bu lafı...

Yahu be şuursuz, hiç mi okumazsın, hiç mi dinlemez, hiç mi seyretmezsin...

Ne diyor “Hayır”cı kesim...

“Bunlar parlamentoyu ortadan kaldırıp padişahlık getirmek istiyor...”

Senin aklı başında, şuurlu AKP’lilerin ne cevap veriyor?

“Hayır biz parlamentoyu daha da güçlendiriyoruz, padişahlık falan da getirmiyoruz...”

Buyur padişahın torununun bir “Evet padişahlık istiyorum” demediği kalmış...

Padişah torunu şimdi neyi savunuyor?

Kılığına kıyafetine, duruşuna, aldığı eğitime, konuşmasına, tarzına bakıyorum...

Tam bir Cumhuriyet kadını olarak yetişmiş...

Bence kesin “Hayır”ı savunuyor.


AKP'NİN EVET KAMPANYASI BUMERANGA DÖNÜŞÜYOR
AHH Erol Olçok ahh...

Bu kahpe 15 Temmuz darbesi seni çok erken aldı aramızdan...

Seninle birlikte siyasi deha, stratejik akıl da hicret etti. Şu kampanya açılışına bak...

Bumeranga dönmüş bir “şeytan” kampanyası...
Felaket bir Nihat Doğan klasiği...
Bir de üstüne mehtersiz bir “Padişahım sen çok yaşa” gafı...


AHMET TAKAN ASTANA'DA GİZLİ KALMIŞ BİR OLAYA FENA TAKTI
AYLAR önce size demedim mi bu Ahmet Takan ilginç bir yazar diye...

Abdullah Gül’ün eski danışmanı, dün Yeniçağ gazetesinde öyle bir şey yazdı ki, içimden “Vay canına Astana’da gerçekten bu sahne yaşandı mı” demek geldi...

Astana’da Suriye görüşmeleri devam ederken Rusların hazırladığı anayasa taslağı gündeme gelmiş.

Bizim heyet anında, “Ama bu demokratik değil. Esad’a çok büyük yetkiler veriyor” diye itiraz edince, Rus heyeti ne yapmış biliyor musunuz?

TBMM’nin kabul ettiği yeni Türk Anayasa değişikliğini masanın üzerine koyuvermiş...

Bence kötü gol yemişiz...

Aklımdan şu geçmedi değil.

Biz mi eski Suriye Baas rejimine benzeyeceğiz...

Yoksa eski Suriye mi yeni Türkiye’ye...


ERDOĞAN'I TRUMP'LA KAPIŞTIRMAK HANGİMİZİN MENFAATİNE OLABİLİR
ÖNCEKİ akşam Fatih Altaylı’nın programında Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın’ı dinledim.

Diyor ki:

“Trump içeride herkese ayar vererek liderliğini pekiştiremez. Ona uluslararası bir hasım lazım. Şimdi İslam karşıtı söylemi ile ona tepki gösteren ilk ülke hangisi ise bakacak ve 4 yıl boyunca onu hedef yapacak. Bırakalım başkasıyla kapışsın.”

Yüzde 100 katılıyorum. Bir süredir Ahmet Davutoğlu’nun sürreal Osmanlıcı, İhvan’cı politikalarından uzaklaşıp, ülke menfaatine bakan bir dış politikaya yöneldik.

Bence fena da gitmiyoruz.

Yani şu sırada Trump’ı Türkiye ile kapıştıracak bir akılsızlığın kimseye yararı olmaz...

* Bu açıklamayı AKP sözcüsünün açıklamasından önce yazdım ama o açıklamaya rağmen görüşüm değişmedi.


CHP'Lİ ARKADAŞIM, SEÇİME DEĞİL REFERANDUMA GİDİYORUZ
AKP’nin trolleri şuursuz da, CHP’ninkiler çok mu şuurlu...

Referanduma 3 ay kalmış, ha babam Kılıçdaroğlu’na çakıyorlar... Yahu arkadaşlar...

BİR: Seçime gitmiyoruz, referanduma gidiyoruz.
İKİ: CHP’nin alacağı oy değil, evet veya hayırların alacağı oy önemli.
ÜÇ: Farkında mısınız, oyladığımız şey rejim....

Parlamenter bir sistemden başkanı çok güçlü kılan bir başka sisteme geçiyoruz.

Siz işi gücü bırakmışsınız Kılıçdaroğlu ile uğraşıyorsunuz...


GÜLSE TOPU BANA ATTI BEN DE AHMET'E ATIYORUM
HÜRRİYET’in yükselen yazarı Gülse Birsel, “Sen de var mısın” çağrılarına dün köşesinden cevabı verdi, “Varım” dedi ve o da topu bana attı:

Şöyle dedi:

“Safım Türkiye...

Demokratik, laik, hukuk devleti, birlik, beraberlik içinde, vatandaşların birbirini saflara ayırmadığı, Türkiye Cumhuriyeti için... Sen de var mısın kardeşim...”

Cevabımı veriyorum Gülse...

Ben de varım...

Ve topu medya höyüklerinde arkeolojik kazıya çıkmış Ahmet Kekeç kardeşime atıyorum: Sen de var mısın Ahmet...


DERİN HÜRRİYET'TEN VOOOAAV DEDİRTEN ACAİP BİR KULİS ALDIM
BU cuma Hürriyet’ten müthiş bir “Kitap Sanat” dergisi geliyor...

Aldığım ilk sızdırma bilgileri aktarayım:

“Ek” demiyorum, çünkü bu apayrı bir dergi.
İlk sayısında 20’yi aşkın kitap tanıtımı yapılmış.
Genç bir ekip hazırlıyor, sanat ve kitabı, az satanı da, çok satanı da ciddiye almışlar.
Cimrilik etmemişler... Böyle ekler genellikle sadece İstanbul’a veya birkaç büyük şehre verilirdi, bütün Türkiye’ye verecekler.
Klasik müziği de ciddiye almışlar, popu da...

Yani hepimize “Medyada ve ülkede her şey kötüye giderken, güzel şeyler de oluyor” dedirtecek bir dergi bu...


İLK SAYIDAN BENİ DELİRTEN TÜYOLAR
BENDEN duymuş olmayın, zaten bana da söylemediler ama küçük bazı tüyolar aldım.

“Edebiyatın parlayan 10 genç yazarı”nı seçmişler. Merak ediyorum benim beğendiğim isimler de var mı.

Küçük bir tüyo: Galiba yüzde 70’i kadınmış.

Yine benden duymuş olmayın. Nuri Bilge Ceylan babasının bavulunu açmış. İçinden çıkanları merakla bekliyorum.

En büyük yenilik. Doğan Hızlan kitap tanıtım yazısı yazmayacakmış.

Ama daha ilginç bir şey yapacakmış. Onun yıllardır gizlice çalıştığı bir “İnsanlar Ansiklopedisi” projesi vardı. Galiba onun ilk adımını atacakmış. Kulise yansıyanlara bakılırsa ilk sayıda Attilâ İlhan’la ilgili çok ilginç bazı anılar varmış.

Yazının devamı...

Sizce Recep İvedik şeytana uyar mı

1 Şubat 2017

Acaba Recep İvedik referandumda oy kullansa evet mi derdi hayır mı...

***

- Bazı tavırlarına bakıyorum... Topa dalış tarzını izliyorum.

“Bu adam kesin evetçi” diyorum...

Kesinlikle Arda’nın, Rıdvan’ın, Nihat’ın yanında yer alır, kameranın karşısına geçip, elindeki topu kamyonculara fırlatır ve “Aha ben varım, siz de var mısınız” diye bağırırdı...

***

- Sonra başka bir sahne geliyor...

Güçlü başkana, kudretli patrona kafa tutuşuna, oradaki hali tavrına, duruşuna, pantolonunu düzeltişine, Azeri boksörü ringin ucuna fırlatışına bakıyorum...

Sanki bu defa onlara, eliyle işaret yapıp, “Nah varım...” diye bağırdığını işitir gibi oluyorum...

Recep İvedik referandumda ne oy verir bilmiyorum...

Etrafta, evet ve hayır diye bağıran bazı adamlara, kadınlara bakıyorum...

Recep İvedik onların yanında bir monşer...

***

Ya, kıllı işaretparmağını gözümüze sokarak sallıyorlar ve “Evet demezsen gör bak ne yaparım sana” der gibi, “Sen de var mısın lan” diye bağırıyorlar...

***

Ya da iki parmağının arasına sıkıştırdığı başparmağını burnumuza dayayıp, “Nah varım” diye haykırıyorlar...

O yüzden referandum sürecini de daha şimdiden, Recep İvedik filmlerindeki kamyoncular derneğine kabul yarışmasına çevirdiler.

BENİ VE EMİN’İ BU ÜLKENİN BAŞINA KİM MUSALLAT ETTİ

SORUNUN cevabı şu: “Rahmi Abi.”

Sözcü yazarı Rahmi Turan’a çok vefa borcum vardır.

Beni Hürriyet’te o yazar yaptı.

Emin Çölaşan da Rahmi Turan’ın genel yayın yönetmenliği sırasında Hürriyet’e yazar oldu. Rahmi Turan’ın yanında çalışan Mehmet Türker’i de kaybettik. Dün Sözcü’de Soner Yalçın’ın Rahmi Turan ekibi üzerine yazdığı yazıdan şunları öğrendim.

- Çoğunluğu işçi ailelerinden geliyormuş. Rahmi Turan’ın babası, Devlet Demiryolları’nda çalışıyormuş.

- Sevgiyle ve rahmetle andığım Mehmet Türker, 1968 ve 1971’de işçi sendikalarından ödüller almış.

- Necati Doğru sendika yazarlığından gelmiş...

Aynı yazıdan öğrendiğime göre, meğer Emin Çölaşan DİSK üyesiymiş...

BAŞKAN BEY VAR YA YENİ ANAYASA İLE SİZİ BİR DE BAŞKAN SEÇSELER

BU ülkede herkes küçük bir “Reis”, “Başbuğ”, “Baba” kesildi...

Mersin’in Anamur İlçe Belediye Başkanı MHP’li Mehmet Türe, Mahsun Kırmızıgül’ün “Vezir Parmağı” filminin ilçedeki sinemada oynatılmasına izin vermeyeceğini açıkladı.

Emekli bir yüzbaşıymış...

Belediye başkanlığını garnizon komutanlığı gibi görüyor herhalde...

Filmi yasaklamakla kalmıyor, bir de yönetmenin yapması gereken filmi, yazması gereken senaryoyu anlatıyor. Oylayacağımız Anayasa var ya, maazallah Mehmet başkan, aldığı yetkilerle ülkenin başkanı seçilse.... Görün siz demokratik sistem nasıl olurmuş.

BEĞENDİĞİM 2 DİZİ

KUZEY Amerika ve İngiltere yapımları Amerika kıtasını yeniden keşfediyor.

- TABU: Digiturk’teki “Tabu” dizisinin ilk 2 bölümü harika başladı. Tom Hardy hem yapımcı hem de filmde çok vurucu bir karakteri oynuyor.

- SINIR: Netflix’teki “Frontier”... Kanada Discovery ile ortak yapım.

Amerika’da İngiliz, Amerikan, Fransız ve yerli halk çatışmasını müthiş bir gerilim içinde anlatıyor.

İlk 5 bölümünü izledim. Çok iyi gidiyor.

SEVGİLİ BEKİR, EVET ÇIKSIN İSTİYORSAN DEVAM DERİM

BEKİR Coşkun arkadaşım...

Canım kardeşim....

Biliyorum, eminim referandumdan “Hayır” çıksın istiyorsun...

Samimiysen, gerçekten samimiysen, aman ha girme yine bu “göbeğini kaşıma” işine...

Açma o unutulmuş dosyayı yeniden...

Ama bakıyorum duramıyorsun....

Dün yine saydırıyorsun “Evet” oyu verecek insanlara...

Yine etmedik hakaret, yapmadık aşağılama bırakmamışsın...

Bil ki, sen hayır diye bunu yazdıkça, yazıların evete hizmet edecek...

Emin ol, evet oyu verecekleri övmeye başlasan, hayıra daha çok hizmet etmiş olursun...

AHMET KARDEŞ DUR Bİ YA DAHA OYUMU SÖYLEMEDİM

STAR yazarı dostum sevgili Ahmet Kekeç bu sözüm de sana... Kafaya koymuşsun... Döveceksin beni...

Demişsin ki...

“Nasıl olsa bu Ertuğrul hayır diyecek. Ben şimdiden çakayım bir ona...”

Sonra kolları sıvayıp, arkeolojik kazılara başlamış, bulmuşsun bir höyükte 20 yıl önce yazdığım bir yazıyı... Ben o yazıda “Başkanlık sistemini isterim” demişim... Madem başladın, gel el ele verelim, derinleştirelim şu kazıyı birlikte...

Bakalım toprağın birkaç alttaki katmanında kim ne demiş...

Mesela sevgili arkadaşın, yoldaşın Şamil Tayyar ne yazmış geçmişte başkanlık hakkında...

Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişte başkanlık için ne demiş...

Eyalet sistemi için düşünceleri neymiş bir bakalım mı...

Ben varım, sen de var mısın Ahmet...

Ah Ahmetçiğim yapalım bu kazıları yapalım da...

Bilelim ki her kazmanın altından, harika bir “Zeugma” mozaiği çıkmaz...

SİGARA İÇEN, VİNİL PLAK DİNLEYEN GENÇ BİR PAPA

BLUTV merakla beklediğim “Young Pope” (Genç Papa) dizisinin ilk sezonunun tamamını platformuna koydu.

 “Büyük Güzellik” filminin yönetmeni Paolo Sorrentino’nun İtalyan’dan çok Amerikan gözlüğü ile yaptığı ilginç bir papa hikâyesi.

Büyük ve yaşlı kardinallerin aralarındaki çekişmelerden sıyrılıp seçilen papayı anlatıyor.

Vatikan’da durmadan sigara içen, 45’lik vinil plaklardan İtalyan şarkıları dinleyen, papalığın müesses nizamını yıkıp, yardımcılığına kadın bir kardinali getiren, günah çıkarma mekanizmalarını sorgulayan bir papa hikâyesi.

İlgiyle izliyorum.

Yazının devamı...

Referandum duası mı yoksa hayır duası mı

31 Ocak 2017

Dua da şöyleymiş:

“Kâfirlere karşı evet diyoruz Ya Rabbi

***

Ahmet Hakan’la umreye gitmeden önce Ali Bulaç’tan güzel bir brifing almıştık.

Oradaki rehber hocamız da bize umre sırasında okunacak duaları söylemişti.

***

Onlar arasında “referandum duası” diye bir dua yoktu. Bilebildiğim kadarı ile İslam’da da yok.

***

Ama İslam’da “Hayır duası” diye bir şey var.

Araştırdım, o da şöyleymiş:

“Allah’ım... Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, sevabın hayırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum...”

***

Duaları referandumda kullanmak isteyenlere şunu söylemek isterim.

“Evet duası” yok ama “Hayır duası” var...

Onun da referandumdaki “Hayır” oyuyla yakından uzaktan alakası yok.

***

En iyisi Kâbe’ye referandumu, camiye siyaseti, siyasete İslamı sokmamak, alet etmemek...

KARDAK’TAKİ MÜTEBESSİM SELFİE KİME MESAJDI

KARDAK kayalıkları önündeki o pozu pek anlamadım...

Ortada bir sınır marazası yok, epeydir it dalaşı, sınır ihlali, göçmen kavgası falan da duymuyoruz...

***

Bildiğimiz bir tek sorun, iade edilmeyen darbeciler...

Genelkurmay Başkanımızın, silah arkadaşlarıyla birlikte Kardak önünde verdiği o pozun belli ki bir anlamı var...

***

Yunanistan’a bir şeyler demek istiyoruz da...

Herhalde o, “Sen darbecileri iade etmezsen ben de Kardak’a çıkarım” mesajı değil...

***

Ama o kare güzeldi ve komutanlarımızı böyle mutlu, mütebessim gösteren kare bana şu mesajı verdi:

Ülkemiz emin ellerde, her şey yolunda ve biz de kendimizi güvende hissedebiliriz...

KOMUTANIM, AYNI SELFİE’Yİ EL BAB’DAN DA BEKLİYORUZ

O güven verici mütebessim fotoğrafa bakarken, içimden küçücük bir dilek de geçmedi değil...

Aynı pozu “El Bab cephesinden” bekliyorum...

***

Çocuklarımız, komutanlarımız aslanlar gibi savaşıyor orada barbar bir terör örgütüne karşı...

Bugüne kadar 56 yiğidimizi, aslanımızı şehit verdik...

O nedenle, şimdi aynı komutanlarımızdan, aynı selfie’yi, El Bab’dan bekliyorum.

***

Sonra da Başika’da, her gece parmakları tetikte bekleyen kahraman birliğimizin önünden de aynı poz....

***

İnanın bu milli selfie hepimize, Kardak’takinden çok daha fazla güven ve huzur verecektir.

ACABA SEBEBİ ZİYARET EDEBİ BİR HAYRANLIK MI

GENELKURMAY Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, İslamcı çevrelerin sevilen yazarı Nuri Pakdil’i evinde ziyarete gitmişler.

Bir de çektirdikleri fotoğrafları servis etmişler...

Giderek ilgi çekici bir ikili haline geliyorlar.

Darbe günü beraberler ve biz hâlâ ne konuştuklarını bilmiyoruz.

Meclis’teki Darbe Komisyonu onları dinlemek istiyor ama gelmiyorlar...

Sonra darbe komisyonu apar topar işini bitiriyor...

Ve şimdi, “kimseye bir şey açıklamama” alışkanlıkları yüzünden muhtemelen sebebini yine bilemeyeceğimiz bir ziyaret...

Yanlış anlaşılmasın, Nuri Pakdil benim de okuduğum bir yazar...

Yanlarında çok takdir ettiğim bir yazar olan Rasim Özdenören de varmış.

Ziyaretin nedeni sadece entelektüel bir edebi hayranlık ise, hiç olmazsa onu söylesinler...

Söz... İlk kutlayan ben olacağım.

GÜLBEN’LE ERHAN ÇELİK ARASINDA HAKEMLİĞE TALİBİM

GÜLBEN Ergen Hürriyet Pazar’da Ayşe Arman’a verdiği mülakatta, boşanma nedenini şu cümleyle açıkladı:

“Erhan ile 2 yıl evli kaldım. Mutsuz oldum boşandım.”

***

Eski eşi Erhan Çelik üzülmüş ki şöyle dolaylı ama okkalı bir cevap verdi:

“Edebim el vermez edepsizlik edene... Susmak en güzel cevap edebi elden gidene...”

***

İkisiyle de aram çok iyi.

Beni hakem tayin ederlerse araya girip şunları söylerim:

- Gülben’in söylediği söz edepsiz mi?

Bence değil.

Ama ille de söylenmesi gerekir miydi?

Hayır gerekmezdi.

Ben olsam şöyle derdim:

“Ne yapalım, yürümedi...”

***

- Erhan’ın verdiği cevap gerekir miydi?

Bence gereğinden ağırdı.

Ben olsam şöyle cevap verirdim:

“Gülben doğru söylemiş. İkimiz de mutlu olamadık...”

ZEKİCE BİR KISKANÇLIK CEVABI

- “SENSE 8” dizisinde genç adam, sevgilisinin cep telefonunda bir başka erkeğin mesajını görünce soruyor: “Onu kıskanmalı mıyım...”

Zeki sevgilisi cevap veriyor: “Beni daha çok arzulamana yol açacaksa evet...”

MUHAFAZAKÂR MEDYADA YENİ BİR SİTCOM BAŞLIYOR

TÜRKİYE gazetesinin eski genel yayın yönetmeni ve köşe yazarı Fuat Bol dün bir veda yazısı ile gazetesinden ayrıldı.

Belli ki ayrılığında, gazeteye “yeni gelenlerle” arasındaki ciddi bir anlaşmazlık rol oynamış.

“Bu da geçer ya hu” deyip, ayrılık nedenini Necip Fazıl’ın şu sözleri ile anlatıyor:

“Önüne gelenle değil, bizimle ölüme gelenle birlikte olduk” ve tarihe not düştük: “O irtifa, o yükseklik çıkılmaz bir nokta mıydı; bilmem! Lakin, bu inhitat, bu çöküş inilmez, dipsiz bir kuyu gibidir!”

Benim bildiğim Fuat Bol, “FETÖ’cülere” Said Nursi üzerinden bile epey dokundurmuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tam bağlı bir yazar.

Merak ettim... Kim bu gazeteye “sonradan gelip” de çukurun dibine kadar düşenler...

SAVAŞTA İLK KURŞUN

- FUAT Bol, trollere tepkisini dile getirdiği veda yazısını ozan Rahmi Karatay’ın, şiirinin kurşun gibi son dizeleriyle bitiriyor:

“Biz batakta köprü olduk, başkaları geçti nehri,

İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Kutlu olsun gelenlere bu uğursuz konuk yeri,

İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.”

Yazının devamı...

Biz Türkler ‘beyaz ayı sendromu’na mı kapıldık

29 Ocak 2017

“Şu köşede ayakta dur ve beyaz ayıyı hiç aklına getirme...”

***

Kardeşi ayakta durup beyaz ayıyı aklına getirmemek için büyük çaba harcamış ama sonunda pes etmiş.

“Yok aklıma getirmeden edemiyorum” demiş.

***

Çok sevdiğim “Psikart” dergisi son sayısını “Obsesyon, saplantı ve takıntı” konusuna ayırmış.

Orada okudum.

***

Klinik psikologlar, “insanın bir türlü denetleyemediği, kendi kendine durmadan ortaya çıkan rahatsız edici saplantılar” için “Beyaz ayı sendromu” kavramını kullanıyormuş...

***

Bundan bir süre önce klinik psikolog bir arkadaşım, benim durumum için “Öğretilmiş çaresizlik” teşhisini koymuştu.

Psikart dergisi de ikinci teşhisi koydu:

“Beyaz ayı sendromu...”

***

Ülkemin haline bakıyorum da...

Nereye baksak aynı şeyi görüyor, nereye gitsek aynı şeyi konuşuyor, ne zaman yalnız başımıza kalsak o aynı şeyi hatırlıyoruz...

***

“Neler oluyor bize, güzel ülkemize neler oluyor...”

Bu soru, “beyaz bir ayı” gibi hiç aklından çıkmıyor...

İSTİKLAL SAVAŞI MI İSTİKRAR SAVAŞI MI

Haziran seçiminin sabahında ne denmişti bize...

AKP tek başına iktidar olursa, terör biter, ekonomik sorun, işsizlik biter, dış politika düzelir...

1 Kasım’da milletin yarısı “Peki” dedi ve AKP’yi tek başına iktidar yaptı.

Sonuç ortada...

Terör içeride, dışarıda durmadan vuruyor...

Dış politika malum....

Ve dün dünyanın en önemli reyting kuruluşlarından Fitch de ekonomi notumuzu düşürdü...

Şimdi düşünelim...

Artık gerçek savaşımızın adı nedir?

“Üst akıl”a karşı istiklal savaşı mı...

Yoksa, alt aklın yarattığı bu bunalıma karşı “istikrar savaşı” mı...

BÖYLE BİR KADIN ‘BEN AŞKTA ŞANSSIZIM’ DERSE

ZİYNET Sali, Yunan şarkıcı Anna Vissi’nin çok sevdiğim şarkısı “Treno”yu Rumca-Türkçe karışık yeniden yorumladı...

İki gündür dinliyorum...

Vallahi Türk olduğum için mi bilmiyorum ama Ziynet Sali’ninki daha çok hoşuma gitti.

Daha damardan...

YouTube’da seyredin ne demek istediğimi anlarsınız...

Bu şarkıyı böyle söyleyen bir kadının Sözcü gazetesinin dünkü sayısında, “Uzun süredir depresyondayım. Aşktan yana şansım yok, hayata küskünüm” demesini anlamadım...

Böyle şarkı söylemeyi bilen bir kadın aşkta nasıl şanssız olur yahu...

Asıl şanssız onu bulamayan erkek takımında...

TURİSTLERİ ÖLDÜRMEK SEVAPTIR DİYEN BİR HOCANIN RAHLESİNDEN

MAHSUN Kırmızıgül’ün “Mucize”sini çok sevmiştim...

Çok güzel ve dürüst bir filmdi...

Türk’e de, Kürt’e de, Ordu’ya da, Anadolu’ya da sevgiyle ve hoşgörüyle bakan bir filmdi...

***

Geçen akşam onun yeni filmi “Vezir Parmağı”nı bu duygularla seyrettim.

Film fanatik İslamcı bir gazetenin neredeyse lince varan kampanyası ile karşı karşı karşıya.

***

Mahsun Kırmızıgül Diyarbakır’ın Sur ilçesinde mutaassıplıktan öte Müslüman bir ailede doğdu.

Küçüklüğü Kuran kurslarında geçti.

Orada kendisine “Turistleri öldürmek sevaptır” diyen yobaz hocaların da, İslam’ın en hoşgörülü yüzünü anlatan hocaların da Kuran kurslarına gitti...

Yani İslam’ı içinden yaşamış bir insan Mahsun...

***

“Vezir Parmağı” işte İslam’ın yobaz hocalarını, fanatiklerini tiye alan bir film.

Ama filmde İslam’ın çok güzel yüzünü de aynı güler yüzlülükle anlatıyor.

Yani kimse çıkıp “Bu film İslam karşıtı” diyemez...

***

Ama “Yobaz karşıtı” derseniz, ben şunu derim:

“Woody Allen nasıl Yahudi fanatizmini tiye almışsa, bazı filmler nasıl Hıristiyan yobazları tiye almışsa, Mahsun da onu yapmış...”

***

Film sinematografik açıdan “Mucize”nin seviyesinde değil...

Ama anlatmak istediğini en az onun kadar iyi anlatmış.

YOBAZLIĞI ANKARA SANAT GELENEĞİ İLE TİYE ALMAK

MAHSUN’un filmini şundan sevdim:

- Küçüklüğümün “Yedi Kardeşe Yedi Gelin” adlı efsane müzikalini hatırlattığı için...

***

- Yobazlıkla, gençliğimin efsanesi Ankara Sanat Tiyatrosu’nun geleneğini sürdürerek tatlı tatlı dalga geçtiği için...

***

- Başta Rana Cabbar olmak üzere, Ankara Sanat Tiyatrosu’nun 7 oyuncusuna rol verdiği için.

***

- Çok güzel anonim türküleri, çağdaş bir müzikale uygun biçimde yeniden düzenlediği için.

***

- Filmin yönetmeni kendisi olduğu halde, kendini ön plana çıkarmayan bir rolü yüklendiği için...

***

- İçinde bulunduğumuz dönemde bu cesareti gösterdiği için...

SONRADAN KADIN OLAN 2 KARDEŞİN GAY’LERE VE LEZBİYENLERE BAKIŞI

HİÇ şüphesiz yeni yılın başında seyrettiğim en çarpıcı dizi “Sense 8” oldu...

Diziyi, Matrix gibi bir 20’nci yüzyıl filmini yöneten, “V For Vendetta” gibi bir “karanlığa, ezilmişliğe, otoriteye isyan” filminin senaryosunu yazan Wachowski kardeşler yönetmiş...

Dünyanın 8 ayrı ülkesinde yaşayan 8 ayrı karakteri anlatıyor.

Bunlar aynı gün doğmuşlar ve aralarında bir “empati bağı” var...

Hepsi zor zamanlarda birbirinin yardımına koşuyor.

Bana göre bir 21’nci yüzyıl şaheseri...

İnsanlar arasındaki ilişkilerin her düzeyini, her türünü ele almış...

Karakterlerden ikisi gay, ikisi lezbiyen, ikisi, aralarında kast farkı olan bir Hintli kızla oğlan ve aralarında kan davası olan biri kız öteki erkek Koreli 2 kardeş...

Her bir ilişki muazzam bir hikâye ile, muazzam bir ahlak anlayışı ile ama aynı zamanda şiddetle işleniyor.

Wachowski kardeşler Polonyalı bir aileden geliyor.

Kardeşlerden biri 2006 yılında evliyken ameliyatla kadın oldu...

Öteki kardeş de geçtiğimiz yıllarda aynı ameliyatı geçirdi...

Yani artık onlar iki kadın ve bu dizi, onların kadınlık dönemlerinde yaptıkları film...

O yüzden yeni insan ilişkilerini onların gözüyle seyretmek çok ilginç...

UYARI NOTU

DİZİNİN gay ve lezbiyen ilişkilerin anlatıldığı bazı sahneler çok sert... Seyredecekseniz hazırlıklı olun.

 DİZİDE NELERİ SEVDİM

SENSE 8 dizisini...

- Hem bazı insanların gay ve lezbiyenlere bakışındaki acımasızlık ve hoşgörüsüzlüğü, hem de üçüncü türden evlatlarını büyük bir anlayışla seven anne ve babaları aynı ölçüde güzel anlattığı için...

- Şiddetin ve romantizmin insan doğasındaki yerini çok iyi anlattığı için...

- Yaş günü, yılbaşı gibi özel günleri anlatışındaki olağanüstü romantizmi için...

- Romantik anlarımızın müziğini olağanüstü bir güzellikle seçtiği için.

- Sinema sanatında kurgu denilen şeyin ne muhteşem sonuçlar ortaya çıkarabileceğini gösterdiği için çok sevdim.

3 ÇOCUKLU, 2 AY ÖNCE BOŞANMIŞ BİR KADIN KAÇ GÜN SONRA ÂŞIK OLUR

INSTAGRAM hesabına “Vezir Parmağı” filminden koyduğu küçük bir video, 160 bin görüntüleme aldı...

Bu, Amerika’nın sosyal medya fenomenleri ‘Kardashian’ları falan geride bırakan bir performans...

Gülben Ergen gerçek bir sosyal medya fenomeni...

Hürriyet’te yaptığı söyleşilerde harikalar yaratıyor...

Ve her geçen gün şahsiyeti, giyimi, saç modeli, yardımlaşması ile müthiş bir rol modeli oluyor...

Bugün Hürriyet Pazar’da Ayşe Arman’a verdiği mülakattaki şu sözüne dikkat:

“Yeniden âşık olmazsam kendime ayıp ederim...”

3 çocuk annesi bir kadın...

Boşanalı daha 2 ay olmadı...

Ama yaşamaya azimli...

Helal olsun Gülben...

GÜNÜN SORUSU

YARIŞTA ATA MI JOKEYE Mİ OYNAMALI

FİLMLERDE gördüğümüz tablo şudur.

Bahisçiler genellikle atlara ve onların performansına bakarlar.

Neticede kazanan diye de bir atın adı verilir.

Ancak ekonomide durum farklı...

Harvard Business Review dergisine göre, 885 kurumsal “Venture Capital” şirketinde yapılan bir araştırma, insanların şirketlerden çok, başlarındaki yönetici takımlarının performansına göre karar verdiklerini ortaya koymuş.

Acaba siyasette de durum böyle mi...

Yazının devamı...

Müzik savaşında ikisinden hangisi ayakta kalacak

29 Ocak 2017

27 Ocak 2017 Cuma... Stockholm

Genç adam, kulaklığını taktı, Spotify ekranını açtı ve arama tuşundan şarkısını seçti.

Trey Songz’un “Neighbors Know My Name” çalıyordu.

Yani “Komşular benim adımı biliyor...”

Adı Daniel Ek’ti ve Spotify’ın 3 kurucusundan biriydi...

O gün, adını çok iyi bilen bazı insanlarla ciddi bir meselesi vardı.

Spotify CEO’su Daniel Ek (solda), Apple CEO’su Tim Cook (sağda)

AYNI SAATLERDE İSTANBUL’DA 2 KİŞİ

27 Ocak 2017... İstanbul

Aynı saatlerde Türkiye’de, sinema sanatçısı Gonca Vuslateri, Katy Perry’nin “Dark House” şarkısını dinliyordu.

Karanlığa gömüldüğünü düşünen herkes gibi onun da ülkesi ile meselesi vardı...

Aynı saatlerde, gazetesini baskıya gönderen Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin ise, Charlie Haden’ın ağır bir caz parçasına bağlanmıştı...

Spotify, 27 Ocak 2017 günü öğleden sonra, milyonlarca insanı, kendi ruh hallerinden oluşan muazzam bir müzik ağı ile birbirine bağlamıştı...

Sanki Wachowski kardeşlerin “Sense 8” dizisindeki gibi küresel bir empati şebekesiydi bu...

Daniel Ek’in meselesi ise, 2006 yılında kurduğu ve müziğin en büyük devrimlerinden biri sayılan bu paylaşım sitesini nasıl yaşatacağıydı...

Çünkü 2006 yılından beri hiç para kazanamamış, hep kaybetmişti...

AYNI SAATLERDE BİR TÜRK’ÜN SOUNDCLOUD’DA YAZDIĞI ŞEY

Dijital âlem sonu hazin çöküşlerle biten bir başarı hikâyesi çöplüğüydü...

Yahoo gibi bir dev gözünün önünde çatır çatır çöküyordu...

Apple’dan önceki en büyük rakibi SoundCloud perişan haldeydi ve artık kendini satın alacak birini arıyordu...

Daniel Ek laptopundaki Spotify sayfasının en sağındaki listelere baktı...

Kurduğu sistem sayesinde, her üyenin, takip ettiği insanların o an dinlediğini görme imkânı vardı.

O bunları düşünürken, SoundCloud’un sayfasına Türkiye’den bir kadın şunu yazıyordu:

“Buraya gelip Spotify’ı öven geri zekâlıdır...”

Evet... SoundCloud’da öyle bir şeyler vardı ki, Daniel Ek’e, “Eğer Apple’la mücadele etmek istiyorsan, bu platformu mutlaka almalısın” dedirtiyordu...

Ama ne yazık ki o defter 8 Aralık 2016’da kapanmıştı...

BİR MÜZİK DEVİ ÖTEKİNİ YUTMAK İÇİN MASADA

28 Eylül 2016... Londra

Financial Times gazetesinin web sitesinin o gün yayınladığı bir haber, hem dijital hem analog müzik dünyasına bomba gibi düştü.

“Spotify, dünyada en fazla abonesi bulunan SoundCloud’u satın almak için görüşmelere başlamıştı...”

Üstelik görüşmeler oldukça ileri bir aşamaya gelmişti...

SoundCloud 2007 yılında, yani Spotify’dan bir yıl sonra kurulmuş bir müzik streaming (akım) sistemiydi.

Alexander Ljung, Eric Wahlforss ve David Noel adlı 3 genç tarafından kurulmuş Berlin merkezli bir startup şirketti.

Ancak çok hızlı bir gelişme göstermişti.

2010 yılında 1 milyon kullanıcı çizgisini geçmiş, 2016 yılına geldiğinde ise ayda 175 milyon tekil dinleyici seviyesine ulaşmıştı.

Ama bu sayısal başarının altında muazzam bir finansal hezimet hikâyesi vardı.

Stream müzik alanındaki savaş artık, para ödeyen kullanıcılar cephesine taşınmıştı ve pazarda da savaş artık Spotify ile Apple arasında yaşanıyordu...

2016 yılında streaming müzik sektöründe “paralı abonelik” pazarı yüzde 50 büyümüştü.

Pazara geç gelen Apple Music’in paralı kullanıcı sayısı 20 milyona, Spotify’ınki ise 40 milyona ulaşmıştı.

SoundCloud bir yıl önce bu pazara çok büyük bir iddiayla girmişti.

İddiası şuydu:

“İki dev abonelerine ayda 10 dolar ödetirken ben sadece 4 dolardan abonelik yapacağım...”

Ancak bu strateji tam bir felaketle sona ermişti. SoundCloud’un paralı abone sayısı 250 binde kalmıştı.

2014 yılı SoundCloud için tam bir felaketle kapanmıştı.

Şirket 17.5 milyon Euro gelire karşılık 39 milyon Euro zarar yazmıştı.

SoundCloud’ın kurucu CEO’su Alexander Ljung’la masaya otururken, Apple Music’in CEO’su da başka biriyle masaya oturuyordu...

Ve o anlaşma, dijital ve analog müzik pazarının kanunlarını yeniden yazabilirdi...

ÜNLÜ ŞARKICI FRANK OCEAN APPLE’LA MASAYA OTURUNCA

2016 başı... Cupertino

Ünlü şarkıcı Frank Ocaen Apple’la görüşmeye başlamıştı.

Yeni albümü “Blonde”u sadece Apple Music’te çıkaracaktı.

Bu haber sadece Spotify’ın değil, şarkıcının bağlı olduğu Universal Müzik şirketinin de devreden çıkması anlamına geliyordu.

Frank Ocean, “Pink and White” gibi eski şarkıları sadece Spotify’da 50 milyon kere dinlenmiş bir şarkıcıydı ve oyunun kurallarını bozabilirdi.

Universal, kendisine bağlı şarkıcıların müzik paylaşım platformlarına özel anlaşmalar yapmasına izin vermeyeceğini açıklarken, Spotify başka bir noktadan savaşa giriyordu.

SoundCloud’u alarak, Apple karşısında sayısal bir ağırlık kazanmak istiyordu.

Şirketin 175 milyon tekil kullanıcısının büyük bölümü çok gençti.

Ayrıca, ellerinde, başka hiçbir müzik platformunda bulunmayan genç ve bağımsız şarkıcılar ve şirketler vardı.

Bu kütüphane Spotify için büyük bir ‘asset’ olabilirdi.

Ancak ortada büyük bir sorun vardı.

Alacağı şirketin fiyatı ne olacaktı?

Değerlendirme şirketleri 700 milyon dolarla 2 milyar dolar arasında değişen rakamlar veriyordu...

Bloomberg’in şirket içinden sızdırdığı bilgiye göre, SoundCloud’un kurucularının kafasındaki para 1 milyar dolardı.

Bu rakam tabii ki Daniel Ek’e hiç uymuyordu...

Halka açılmadan önce, çeşitli yatırımcılardan 1 milyar dolara yakın bir fon toplamıştı.

500 milyon dolara anlaşsa bile bu halka açılmaya hazırlanan Spotify için ağır bir yüktü. Topladığı fonun tamamını oraya yatırmak akıllıca bir iş gibi görünmüyordu.

Ayrıca, yılı 39 milyon Euro zararla kapatmış bir şirketi satın almak acaba halka açılırken yatırımcıya nasıl görünecekti?

DEVLER KÜÇÜKLERİ YUTMAKİÇİN KESEYİ AÇIYOR

8 Aralık 2016...

2016 yılının bitmesine 23 gün kala, yine Financial Times gazetesi Spotify ile SoundCloud arasındaki görüşmelerin kesildiğini duyurdu.

Spotify, konsolidasyon sürecinin başladığı bir anda, dev rakipleri Apple ve Google karşısında bir adım geride kalmıştı...

Apple çok daha önce bir hiphop müzik paylaşım sitesi olan Beast’i ve aynı marka altında kulaklık üreten şirketi satın alarak konsolidasyona başlamıştı.

Ayrıca geçen yıl haziran ayında ünlü rap’çi Jay-Z’nin stream müzik kanalı Tidel’ı almak için masaya oturmuştu.

Bir başka müzik kanalı olan Pandora, 75 milyon dolar verip “Rdio” adlı kanalı satın almıştı.

DAHA KAÇ YIL AYDA 10 DOLARA MÜZİK DİNLEYEBİLECEĞİZ

2017 yılı başladığında, streaming (akım) müzik pazarında sorulan soru şuydu:

“Bu sektör ayakta kalabilecek mi? Kullanıcılar daha kaç yıl bu müzik devriminden yararlanabilecekler?”

Bu soru haklıydı...

Çünkü bugüne kadar bu sektörden para kazanan yoktu. Sanayi analizleriyle ünlü Media Research’ün, eski bir DJ’i olan kurucusu Mark Mulligan’ın kesin inancı şuydu:

“Stream müzik pazarını kârlı bir iş haline getirmek mümkün değildir...”

HER ŞARKI İÇİN SANATÇIYAKAÇ PARA ÖDENİYOR

Rakamlar onu haklı çıkaracak gibi görünüyordu.

Apple, Spotify gibi şirketlerin, abonelerinden gelen paranın yüzde 70’i eser sahibi şirket ve sanatçılara gidiyordu.

Çalınan her parça için yayıncı şirkete 0.25 cent (1 Türk Lirası) ödeniyordu. Bunun yüzde 15’i sanatçıya ödeniyordu...

Bu bile eser sahiplerini tatmin etmiyordu.

Öyleyse ne olacaktı?

İnsanlar bu müzik devrimine alıştı. Artık geriye dönüş mümkün değil.

DİNOZORLAR SAVAŞINDA KİM AYAKTA KALIR

O nedenle dayanabilen dayanacak ve ötekini pazardan silecekti.

Pazarın lideri hiç tartışmasız Spotify’dı ama bu rekabete dayanabilir miydi?

- Apple sadece 2016 yılının üçüncü çeyreğinde 47 milyar dolar gelir, 16 milyar dolar nakit elde etmişti...

- Google’ın 2015 geliri ise 74 milyar dolardı. Şirket 16 milyar dolar net kâr elde etmişti.

- Aynı yılı Spotify ise 194 milyon dolar zararla kapatmıştı...

TIM COOK’UN İNTİKAM SAATİ NE ZAMAN ÇALAR

Üstelik bir de Apple Ceo’su Tim Cook’un içinde bilenen intikam duygusu vardı.

Apple, Spotify yüzünden 1 dolara tek şarkı sattığı ITunes Music gibi altın yumurtlayan bir tavuğu kendi elleriyle öldürmek zorunda kalmıştı.

Artık ayda 10 dolara insanlara 30 milyondan fazla bir şarkı kütüphanesi satıyordu.

27 Ocak 2017 günü, Daniel Ek, kendi kurduğu kanalda “Bütün komşularım beni tanıyor” şarkısını dinliyordu...

Evet pazardaki komşuları onu çok iyi tanıyordu...

Ama bu onu sevdikleri anlamına gelmiyordu...

Stream müzik pazarı artık son hesaplaşmaya doğru gidiyordu...

Ve kasalarında milyarlarca dolar nakit parası bulunan 2 dinozor, İsveçli gencin beyaz bayrak çekmesini umutla bekliyordu.

Yazının devamı...

Bak şeytan kardeş orada uymam sana

28 Ocak 2017

Yoksa ifrit mi olurum...

* * *

Rıdvan’ın videosunu seyredip “Şeytana mı uyarım...”

Yoksa etrafımdan gelen “Şeytana uyma” çağrılarına mı kulak veririm...

* *  *

Ne Arda’ya kızarım, ne de Şeytan’la masaya otururum...

Her vatandaş gibi bir tane oyum var...

* * * 

Onu da...

Arda veya Şeytana değil, vicdanıma, aklıma, yaşadıklarıma, çektiklerime, çekenlere bakarım...

Sonra gider, ona göre sandığa atarım...

* * *

Arda’ya yüklenenler arasına katılmam. Tam aksine onu koruyanların safında olurum.

* * * 

Rıdvan’ı şeytanlaştıran kalabalıkla da işim olmaz.

* * * 

Yok mu be adam senin bu konuda söyleyecek tek lafın diye yakama yapışırsanız eğer...

O da var derim...

* * * 

Derim ki...

“Bak Arda... Bak Şeytan kardeş...”

Oyunu, fikrini,
içinden geçeni serbestçe söylemen için elimden geleni yaparım.

Verdiğin oya da, açıkladığın görüşüne de eyvallah derim, saygı duyarım.

* * * 

Ama sondaki o soru var ya...

Hani o “Abdullah sen de var mısın” sorusu...

İşte orada dur derim. Hiçbirimizin, hiçbirimizin yakasına yapışıp
“Hadi sen de oyunu açıkla” deme hakkımız yok...

* * * 

Bak işte o noktada şeytana uymam...

 

EROL OLÇOK’UN EKSİKLİĞİ İLK GÜNDEN BELLİ OLDU KAMPANYA TERS TEPTİ

İdüşünülmüş, iyi hazırlanmış bir kampanya değildi “Arda-Rıdvan kampanyası...”

O nedenle ters tepti...

- Tek elden ve dışarıdan yönlendirildiği çok belliydi.

- Aşırı empoze edici bir karakteri vardı, antipatik oldu.

- “Şeytana uyma” gibi çok etkileyici bir slogana zemin hazırladığı için inisiyatifi kaptırdı.

- Eminim bir seçim stratejisi dâhisi olan rahmetli Erol Olçok yaşasaydı, bu kampanya asla böyle başlamazdı.

 

İŞTE A330 MÜRETTEBATININ ÇOK KONUŞTUĞU FOTOĞRAF

HİÇ alçakgönüllülük yapmayacağım.

Şurası kesin...

“Çok sıkıcı” diye diye, Cumhurbaşkanı’nın uçağı A330 mürettebatını etkiledim...

* * * 

O uçaktan da renkli izlenimler gelmeye başladı. Yan yana çekilmiş kuru resimler, bir kişinin çoğaltıp dağıttığı tıpkıbasım kuru haberlerin yanında renkli şeyler okumaya başladık.

* * * 

Star gazetesi yazarı Ersoy Dede dün, Cumhurbaşkanı’yla giden gazeteciler hakkında keyifle okuduğum çok renkli bir yazı kaleme aldı.

* * * 

Gezinin en ilgi çekici olayı, Hürriyet Ankara Temsilcisi Hande Fırat ile CNN Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’in Madagaskar’da sokak çalgıcıları eşliğinde ettikleri dans olmuş.

* * * 

Onlar bu sitcom topu kaldırır, ben, şu kökten sitkom’cu dalmam mı... Anında Hakan’ı arayıp o fotoğrafı istedim.

* * * 

Ohh be...

O uçakta da hayat varmış...

O kasvet gitmiş...

* * * 

Tebrikler Ersoy Dede...

A330’da, bir tabuyu yıkıp sitcom yolunu açtın ya...

Eminim bundan sonra çok renkli yazılar okuyacağız...

A330’DA BIYIK BIRAKMA KARARI ALAN 2 GAZETECİ

Klima nerede bulundu: Güneş Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Turgay Güler, gittikleri yerlerin isimleri konusunda uydurduğu açıklamalarla herkesi güldürmüş. Mesela, “Klima”nın ilk olarak ‘Kilimanjaro’da bulunduğunu, adını oradan aldığını anlatmış.

Uçakta kim bıyık bırakmaya karar verdi: Sabah gazetesi yazarı Burhanettin Duran ile Yeni Akit yazarı Kadir Demirel, sinekkaydı tıraştan vazgeçip bıyık bırakmaya karar vermiş.

A330’DA KİMİN ALDATMA DEDİKODUSU KONUŞULDU

UÇAKTA en çok konuşulan konu, Türkiye gazetesi yazarı İsmail Kapan’ın anlattığı aldatma dedikodusu olmuş. Bir uçak kazası sonucu hayatını kaybeden Mozambik Devlet Başkanı Samora Machel öldükten sonra eşi Graça, Nelson Mandela ile evlenmişti... Kapan’a göre bu aşk, Samora Machel daha hayattayken başlamış.

A330’UN DERİN KARAKTER TAHLİLİ

Erdal Şafak (Sabah): Vejetaryen.

Hande Fırat (Hürriyet): Resim tutkunu. m Serdar Karagöz (Sabah): Çok pratik. m Murat Akgün (A Haber): Sıkı pazarlıkçı. m Selçuk Tepeli (Haber Türk): Her yabancı dili anında çözüyor. 

 

Hakan Çelik (CNN Türk): Çok titiz.

Fatih Er (TRT World): Teşkilatçı.

Fahrettin Altun (Sabah): Gurme.

CUMARTESİ ŞARKISI

BU defa kıştan fena sıkıldım. Ülkenin kâbus hali de bastı. Bugün için 2015 yılından kalma harika bir Mabel Matiz şarkısı... “Ahu...”

Acayip iyi geliyor.

YARINA

- Yedi Kardeşe Yedi Gelin” filmini hatırlatan, fanatikliği ve yobazlığı “Ankara Sanat Tiyatrosu” geleneği ile tiye alan filmi seyrederken neler hissettim.

- Gay ve lezbiyen Matrix’ler dönemi mi başlıyor.

- Bütün Türkiye “Beyaz Ayı Sendromu”ndan mı mustarip...

Yazının devamı...