"Dursun Gündoğdu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dursun Gündoğdu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Dursun Gündoğdu

Yaşananlar

23 Şubat 2001





Dursun GÜNDOĞDU

Tarık amca

TARIK Akıltopu telefon ediyor; ‘‘Dursun oğlum, seni çok özledim. Ama, taa uzaklardasın. Ben şehirden oralara nasıl geleyim? Evin şoförü bizim hanımdır, fakat o da, ‘Bulamam' diye getirmiyor.’’

Antalya’nın Tarık amcası, kentin ilk mimarlarından... Önümüzdeki Mart ayında 83 yaşına girecek... Ne zaman yaş meselesini açsa, ‘‘Aman Tarık amca, yaşını söyleme nazar değecek’’ diyorum. Çünkü, o yaşına rağmen, benim diyen gençlere taş çıkaracak güçte, kuvvette... Yine o yaşına rağmen, tüm işi gücü Antalya... Bir yerde çukur mu var, belediyeden önce Tarık amca telaşlanır... ‘‘Sana ne?’’ diyene çok kızar. Cevabı içten, duygusaldır; ‘‘Yahu, biri düşecek diye korkuyorum.’’

Bazen, o çukur yapılana kadar başından ayrılmaz veya gelirken giderken, yapılmış mı diye bakar...

TRAMVAYDA SEÇİM OLSA

İddia ediyorum, tramvaya seçim sandığı konulsa, Tarık amca, bırakın belediye başkanlığını, milletvekilliğini falan parti genel başkanı bile seçilir. En çok oyu o alır. Çünkü, tramvay, Işıklar'dan, Cumhuriyet Meydanı'na gelinceye kadar nutuk atar. Belediye sorunlarını ondan iyi bilen yoktur. Öyle ki, milleti kalbinden fetheder. Hanımlara karşı çok naziktir. O yaşına rağmen, ayakta genç bir hanım görse, kalkar yerini verir. ‘‘Tramvay Parlamentosu’’nun lideridir. Bilinki, ne zaman tramvay yolcuları birini alkışlıyorsa, içeride mutlaka o vardır.

Tarık amcanın son günlerdeki takıntısı cadde ve

sokak isimleri... ‘‘Postacı bile şaşkın’’ diyor anlatırken... Misal olarak Selekler'in önünden Varyant'a uzanan caddeyi veriyor. Diyor ki; ‘‘Önce Konyaaltı Caddesi'ydi adı... Sonra Kenan Evren Bulvarı oldu. Şimdi de Akdeniz... Yarın ne yaparlar bilmem.’’

İSİMLERİ DEĞİŞTİRMEYİN

İkinci misali, Şarampol... Bakın ne diyor Tarık Akıltopu; ‘‘Koskoca 2'nci Abdülhamit'in damgası var orada... Girit'ten gelenleri yerleştirmiş oraya... O tarihten bu yana adı da Şarampol... Geçenlerde sordum buranın adı ne diye... Kazım Özalp Caddesi'ymiş...’’

Tarık amca misalleri çoğaltıyor... Değirmenönü Caddesi'nin adının Recep Peker, Fener Caddesi'nin adının Fevzi Çakmak olduğunu söylüyor.

Kolay değil...

83 yıllık yaşamda sık sık değişen cadde ve sokak isimlerine hemen adapte olmak... Çocuklarının isimleri değiştiriliyormuş gibi geliyor...

Peki, ne yapmak lazım...

Bunun tek yolu; Antalya ile özdeşleşmiş isimleri değiştirmemek... Çünkü, siz istediğiniz kadar değiştirin, hep gönüllerdeki isimler kalıyor. Tıpkı, Şarampol gibi, Konyaaltı Caddesi gibi, Değirmenönü gibi...

Geçenlerde Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen ziyaretime geldi... Her belediye gibi o da kaynak arayışında... Cadde, sokak, park isimlerini satın dedim... Bunu da, Atatürk Caddesi, İnönü Caddesi gibi cumhuriyetle özdeşleşmiş, Şarampol, Konyaaltı, Değirmenönü gibi Antalya denilince akla gelen isimleri hariç tutarak yapın sözünün altını çizerek söyledim...

KAPANIN ELİNDE KALIR

Kimler oturduğu cadde ve sokağa adını vermek için paraya kıymaz ki... Kimbilir, adının yaşamasını isteyen ne gizli zenginler vardır. Hep Tarık amca değil ya, bu konuda bir misal de ben vereyim... Falez ve Sheraton otellerinin önündeki caddenin ismini bilen var mı?.. İnanın ben bilmiyorum. Bu oteller, o caddeye kendi adlarını vermek için neler yapmaz... Falez Otel, yazışmalarında, ‘‘Sheraton Caddesi/ANTALYA’’ adresini kullanmak ister mi?.. Veya tam tersini düşünün... Cadde, sokak ve park isimleri kapanın elinde kalır...

İşte, size nefis bir kaynak...

Bunu yapın, Tarık amca adına ben söz veriyorum, sesimizi çıkarmayız. Çünkü, işin ucunda belediyeye gelir kaynağı yaratmak varsa, kim ne diyebilir ki?..

Haksız mıyım Tarık amca?..

Film gibi film

Radikal'den film eleştirmeni Tunca Arslan, dünkü yazısında Komser Şekspir filmi için buyurmuş; film gibi bile değil...

Eleştirmen ya... Mutlaka eksik bir yanını bulacak... ‘‘Harika’’ demek eleştirmenlere neden zul gelir anlamıyorum. Oysa, filmler eleştirmenler için değil, halk için yapılıyor. Ben de, bir halk gözüyle gittim izledim. Ve, sonuçta şu karara vardım; Komser Şekspir, Tunca Arslan'ın dediğinin aksine, film gibi film...

Vizontele mi, Komser Şekspir mi?.. En iyisi hangisi derseniz, hiç düşünmeden Komser Şekspir derim.

Fragmanını izlediğim zaman gülmekten kırılacağımızı sanmıştım, aksine ağlamaktan bir hal olduk. Sinan Çetin'in göründüğü sahneden sonra seyirci koptu... Mendil getirmeyenler bin pişmandı. Baştan sonra dram olan filmlerde bile böyle ağlayan seyirci görmedim.

MENDİL DAYANMIYOR

Aslında film, komedi ve dramı birlikte içeriyor. Filmin ilk yarısı tamamen ince esprilerle bezenmiş... Arslan'ın dediği gibi çocukça değil... İkinci yarısından sonra komediden drama ince bir geçiş var. Filmin son 15 dakikası ise tamamen hüngür vaziyetleri...

Helal olsun yönetmen Sinan Çetin'e...

Çetin'in şansızlığı, Komser Şekspir'i, Vizontele gibi sunumu iyi yapılan bir filmden sonra vizyona sokması... Ama, benim gibi seyirciler, kulaktan kulağa reklamını yaparsa, Vizontele'nin gişe rekorlarını kırmasa bile, kalplerde taht kurar.

Bir önemli ayrıntı da, filmi Meltem'deki Megapol'de izledim. Seyirciler çoğunlukla genç ve çocuk yaştaydı. Ancak, film onlara olduğu kadar, ileri yaş gruplarına da hitap eden bir film... Bu da, sinema ve televizyondaki fragmanların yanlışlığından... Hep komedi yönünü tanıtırsan olacağı bu...

Bu filme gidin, gülün ve bol bol ağlayın...

Ağlamaktan büyük zevk aldığını söyleyen Antalya Vali Yardımcısı Tahsin Çiftçioğlu'na hararetle tavsiye ederim.

Ünlü sözler

‘‘İyimser, her felakette bir fırsat, kötümser de her fırsatta bir felaket görür.’’ Anonim

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...

Yaşananlar

13 Şubat 2001





Dursun GÜNDOĞDU

Kara mizah

Pazar günkü Haftanın Sohbeti'nde, Fikret Otyam'ın Gazipaşa Havaalanı'nın açılmadan kapatılma kararına tepkisi şöyle olmuştu;

‘‘Bu kadar Antalya milletvekili var. Nerede bu adamlar, niye bunun hesabını sormazlar.’’

Sonra eklemişti; ‘‘Bu tam kara mizah.’’

Fikret Baba, ‘‘Kara mizah’’ derken, demek ki bir bildiği varmış. Bakın anlatayım.

Gazipaşa Turizm Tanıtma ve Çevre Derneği Başkanı Bülent Kocabaş, ziyaretime geldi. Elinde iki sayfa fotokopi...

Biri; Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın yazılı soru önergesi... Diğeri, Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz'ün buna verdiği cevap... İkisi de hükümet ortağı iki partinin milletvekili...

Aydoğan'ın önergesi 22 Şubat 2000 tarihli... Aydoğan şöyle diyor önergesinde;

‘‘Yapılan Gazipaşa Havaalanı ile;

- Alanya, Gazipaşa, Anamur, Sarıveliler, Ermenek ve Karaman'a hizmet verilecek, buraların ekonomisine ve turizme büyük ekonomik katkılar sağlanacak,

- Bölgenin ulaşım problemi çözülecek, D 400 (Ölüm yolu) Karayolu'nun yükü hafifletilecek.

Bu havaalanı bir türlü tamamlanamadı. Malzemelerinin bir bölümünün başka havaalanı inşaatlarına aktarıldığı, bazı teknik mahzurlarının olduğu söylentileri halkı endişelendirmektedir.’’

Aydoğan önergesini şu sorularla bitiriyor;

1- Bu söylentiler doğru mu?

2- Teknik mahzurlar var mı, varsa giderilebilir mi?

3- Başka havaalanlarına aktarılan malzemeler varsa geri alınacak mı?

4- Havaalanı ne zaman hizmete girecek?

Sorular bunlar...

Gelelim, bakanın cevabına... Cevap, 8 Mart 2000 tarihli...

‘‘Gazipaşa Havaalanı ikmal inşaatı, DHMİ Genel Müdürlüğü'nün 2000 yılı yatırım programında 500 milyar TL. yıl ödeneği ile yer almakta olup, 2001 yılında tamamlanması planlanmıştır.

Havaalanından emniyet amacı ile sökülen makine-teçhizat ve cihazlar, Antalya Havalimanı'nda muhafaza altına alınmıştır.’’

Bu ne demek?..

Bu şu demek; ‘‘Gazipaşa Havaalanı inşaatına yatırım devam ediyor. 2001'de tamamen bitecek. Sökülen ve muhafaza altına alınan cihazlar getirilip takılacak.’’

Aradan yaklaşık bir yıl geçiyor.

Ne ses var, ne soluk...

Ve, nihayet gazeteler, televizyonlar, THY'nin Gazipaşa'ya uçak indirmeyeceğini, çünkü pistin küçük olduğunu yazıyor. Pas geçen uçakların Beyobası Dağı'na çarpacağından söz ediyor.

Ki, bunu Hürriyet Akdeniz, 1999 yılında yazmış, meseleyi günlerce gündemde tutmuştu. Yani, milletvekilinin, ‘‘Söylenti’’ bakanın, ‘‘2001'de tamamlanacak’’ dediği tarihten bir yıl önce...

Gazipaşalı dernek başkanı Kocabaş, haklı olarak şunları söylüyor;

‘‘Sayın bakan, yazdıklarından bi haber, şimdi çıkmış, havaalanı açılmayacak diyor. Peki, soru önergesine cevap verdiği tarihte, bunu niye açıkça söylemedi?.. Yoksa, bürokratları mı onu yanılttı?’’

Kocabaş'ın bir sorusu da, milletvekili Aydoğan'a;

‘‘Havaalanı açılmayacak diyen bakana, ‘Peki, 2001'de tamamlanacak diyen siz değil miydiniz?.. Madem açılmayacaktı, niçin yatırıma devam ettiniz' diye sormuyorsunuz.’’

Sevgili Kocabaş, nefesini boşuna tüketme... Politikacıların işi bu... Sorunu çözmek değil, insanları umutlandırmak... O umutları da, seçimler geldiğinde oya tahvil etmek...

Ben hep şunu merak etmişimdir. Bu havaalanı projesini hazırlayan, buna onay veren, temelini atan bürokrat, bakan kim varsa, acaba hesap vermiş midir, verecek midir?..

Türkiye’yi batırmak illa banka soymakla olmuyor. Ben şimdiki bakandan havalanını açmasını değil, birilerini zengin etmek için trilyonları toprağa gömenlerden hesap sormasını bekliyorum.

Tabi cesareti varsa...

Büyük gazete

Rezan Kulaksız, amatörlere kucak açmamıza o kadar çok sevinmiş ki... ‘‘Büyük gazete kolay olunmuyor’’ diyor, geçtiği mesajda...

Kulaksız, Talya Otel'in genel müdürü ve Talyaspor'un da başkanı... Hürriyet Akdeniz'de anonsu görür görmez, kalemi kağıdı eline alıp duygularını yazmış.

Birinci lig takımlarında, amatörlerin top koşturduğu sahaların tozunu yutmadan, çamuruna bulanmadan yıldız olmuş futbolcu yoktur. Dün ilk kez bizim gazetenin sayfasında tanıştım geleceğin yıldızlarıyla... Yenikapıspor'dan Cem'in, Çallıspor'dan Ümit'in, Yeşilbayır'dan Menderes'in adını ilk kez duydum. Cimbom'un Yolspor'lu Hüsnü'yü renklerine katmak istediğini oradan öğrendim.

Zaman geçecek, çoğu birer yıldız olarak karşımıza çıkacak.

Ve, biz Hürriyet Akdeniz ailesi olarak, onlarla hep gurur duyacağız...

Hayırlı olsun...

Ünlü sözler

‘‘Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır.’’Schiller

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...

Yaşananlar

9 Şubat 2001





Dursun GÜNDOĞDU

GİZLİ KAMERA

Orhan Tolunay, bizim meslektendir. Gazetesi vardır, kuyumculuk yapar. Ama, herkes onu Antalya Esnaf Odaları Birliği Başkanı sıfatıyla tanır. Aynı zamanda, Antalya Ticaret Odası Meclis Başkanı'dır.

Dost acı söyler misali, en çok eleştirdiğim insanlardan biridir Tolunay... Bakan, genel müdür, kimi görse ağlar... Kendisine, sorun değil, çözüm üretmesi gerektiğini söylemekten dilimde tüy bitmiştir.

Geçenlerde ziyaretime geldi. Konuştukça açıldı, açıldıkça ağzından bal damladı. İnanın, birara, ‘‘Yahu, bu Tolunay kılığına girmiş başka biri olabilir mi?’’ diye tereddüt bile ettim. Çünkü, artık ağlamıyor, gülüyordu... Mendili bırakmıştı... Sorun değil, çözüm getiriyordu. ‘‘Çözüm, çözüm diyordun, al sana istemediğin kadar çözüm’’ der gibiydi...

İlk çözümü hanutçulara karşı geliştirmiş sevgili Tolunay... Hani, turistleri yaka paça dükkanlara sokup, esnaftan komisyon alanlar var ya, işte, onlara karşı bir çözüm üretmiş. Sisteme göre, önümüzdeki nisan ayından itibaren Antalya sokaklarında gizli kameralı, sivil zabıta ekipleri dolaşacak. Tıpkı Alanya'da, Kemer'de yapılan türden... Kamera, turisti rahatsız eden, onları zorla alış verişe zorlayanları tek tek tespit edecek. Hanutçuların komisyon aldığı esnaf, yandı gülüm, keten helva vaziyeti yapılacak. Dükkanı en az bir hafta kapanacak.

Tolunay, ‘‘Bu işi sürekli yapan bildiğimiz 50 esnaf var’’ diyor. ‘‘Biliyorsanız gereğini neden yapmıyorsunuz?’’ diye soruyorum. Cevabı şöyle oluyor; ‘‘İyi de, bizim oda olarak bunu belgelememiz zor. Belgelesek bile yaptırım gücümüz yok. Onun için Muratpaşa Belediyesi'nden yardım istedik. Kamera ile tespit edip, onlara bir anlamda suçüstü yapacağız.’’

Hanutçu işi tamam... Sıra geliyor, fiyat karmaşasına... Üç kuruşluk malı, beş kuruşa satan, turistte güvensizlik yaratan meseleye... Onun çözümünü de bulmuşlar. Birlik ve oda olarak, fiyat etiketleri bastırmışlar. Esnafa bu etiketleri dağıtacaklar. ‘‘Etiketim yok, onun için koyamadım’’ hikayesi bitecek. Amaaa, ben bu konuda, Tolunay kadar pek iyimser değilim. Bu fiyat işi esnafın vicdanıyla doğru orantılı... Esnaf, etikete üç kuruş yazdığı malı, içeride beş kuruşa satar, turist alırsa, kim ne yapabilir?..

Diğer bir çözüm de, tanıtım için üretmişler. Anlaşılan, benim, ‘‘Esnaf odaları olarak, tanıtım için ne yapıyorsunuz ki, ne bekliyorsunuz?’’ çıkışlarımdan bıkmışlar. Ve, 3-4 milyon kadar mini broşür hazırlamışlar. Onları, Antalya'ya gelen her turistin pasaportunun arasına koyacaklar. Ücretsiz, ‘‘Alo turist’’ hattı numaralarının bulunduğu bu broşürde, bir de şehir planı var. Kısaca; mini, şık ve sevimli bir broşür...

Demek ki, esnafa sahip çıkmanın yolu, çözüm üretmekten geçiyormuş.

Elde mendil, iki göz, iki çeşme ağlamaktan değil...

Çalma zevki

Hürrİyet'in internet sayfasında bir haber gördüm. Ertesi gün gazetelere baktım, tek satır yok. Ya, haberi atlamışlar, ya önemsememişler. Ama, hikaye bana ilginç geldi.

Haber aynen şöyleydi;

‘‘Dört kez üstüste süpermarketlerde hırsızlık yaparken yakalanan bir kadın, her alışverişe gittiğinde yakasına, ‘Ben bir süpermarket hırsızıyım' yazılı bir kart takmaya mahkum edildi.’’

Hangi ülkede olmuş derseniz, bilmiyorum. Çünkü haberde yazmamışlar. Büyük olasılıkla Amerika’dır...

Neyse, bu haberi okuyunca, aklıma, bizim Gültekin Gencer'in anlattığı benzer bir olay geldi. Gencer, GENPA süpermarketler zincirinin sahibi... Süpermarketleri, sadece Antalya değil, çevre il ve ilçelerde konuşlanmış durumda... Sayılarını tam hatırlamıyorum ama 20'ye yakındır sanırım...

VERDİĞİ İPUCU

Sevgili Gültekin, bir sohbetimizde, Antalya'da çok zengin bir işadamının eşinin çalma hastalığından bahsetti. İsim, cisim, eşkal vermeden anlattı. Verdiği tek ipucu, adamın süper zengin, eşinin de son model göze kamaştıracak kadar güzel bir arabası olduğu... Fakat, gelgelelim kadın çalma hastası... Cebindeki paranın haddi hesabı yok ama, süpermarketten bir ciklet veya bir gofret yürüttüğünde dünyalar onun oluyor. Bir kaç kez yakalanmış güvenliğe... Konu, kocasına kadar gitmiş. Sonra bir anlaşmaya varılmış... O kadın süpermarkete geldiğinde, güvenlik onu adım adım takip ediyor, ne yürüttüğü tespit ediliyor, parası ise kocadan alınıyormuş. Tabi, tüm operasyon kadına çaktırılmadan yapılıyormuş. Biliyorlar ki, kadın vaziyeti çaksa, o işten zevk almayacak.

Her koca, bu kadar anlayışlı olmuyor. Bazıları, bu yüzden yuva bile yıkıyor. Bunlardan biri de bir turizmci... İ.H.Ş adındaki bu turizmci, 1995 yılında evlendiği kadının çalma hastalığını bir yıl sonra farkedebilmiş. Bir, iki, üç derken, işin boyutları tahammül sınırlarını aşmış. Sonunda, boşanmışlar. Kadının şimdi, nerede, ne yaptığını bilmiyorum. Ama, zavallı adam, bir kaç gün önce, elinde sigara ile uyuyunca yangın çıkmış. Kurtulmak için dördüncü kattan atlayınca da kırılmadık yeri kalmamış. Şimdi hastanede...

BELKİ BOŞANMAYACAKTI

Eşinin çalma hastalığı olmasaydı, belki de boşanmayacaklardı. Eşi de, sigarayla uyumasına izin vermeyeceği için adam bu durumlara düşmeyecekti.

Bu da işin başka bir boyutu...

Dil kursu

İngilizce bilmiyor musunuz?.. O zaman öğretelim... Tek yapacağınız aşağıdaki ingilizce kelimeleri yüksek sesle okumanız.

Haydi, başlayın...

I run each teen me?

A wet each team

Catch bar duck each teen?

On bar duck each team

Wyh high one why!

Nasıl ama?..

Bülbül gibi ingilizce konuşuyorsunuz değil mi?.. Bunun için, bana değil, e-mail'i geçen sevgili Arzu Arat'a teşekkür edin...

Ünlü sözler

‘‘Bir bugün, iki yarına bedeldir.’’Franklin

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...

Yaşananlar

6 Şubat 2001





Dursun GÜNDOĞDU

Burdur’daki maskeli

BAZILARI işi gücü bırakıp, basını kaşıyor. Ulusal ve yerel diye kamplara bölmeye çalışıyor. Bunu yapanların amaçları başka... Gündeme gelmek, gündemi değiştirmek veya birilerine yaranmak... Ya da, bir şeyleri gizlemek. Çoğu da bunda başarılı oluyor. Tıpkı Burdur Tüketiciyi Koruma Derneği Başkanı Ferruh Akıncı gibi...

Bu zat-ı muhteremi tanımam etmem... Adını da ilk kez duyuyorum. Durup dururken, bir açıklama yapmış... Demiş ki; ‘‘Burdur hakkında olumsuz haber yayınlayan ulusal gazeteleri olduğu gibi geri göndeririz.’’ Ve, cümlenin sonunu şöyle bağlamış; ‘‘Bu bir uyarıdır.’’

Önce, bu muhterem kim, onu bir tanıyalım. Hem Tüketiciyi Koruma Derneği Başkanı, hem de Ticaret Sanayi Müdürlüğü'nde şube müdürü... Yani, 4077 sayılı Tüketiciyi Koruma Kanunu'nun uygulayıcısı bir kurumda etkili, yetkili bir kişi... Vatandaşın şikayetini müdürlüğe ileten de, o şikayetçi değerlendiren de kendisi... Anlayacağınız hem hakim, hem savcı vaziyeti...

HEM HAKİM HEM SAVCI

Üstelik en önemlisi, ortada yasaya aykırı bir durum var.

Neden mi?..

Yasaya göre, ticaret sanayi il müdürlüklerinde, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti bulunur. Bu heyet, tüketiciden gelen şikayetleri değerlendirip karar verir. Heyet, il müdürü, baro, ticaret odası, belediye ve TÜKODER yetkilisinden oluşur. Yasa, ilk müdürlüklerine beşte bir oranında temsil yetkisi verir.

Ama, gelin görün, Burdur'da iş farklıdır. Heyete, il müdürünün yanısıra bir de şube müdürü girer. Çünkü, onun iki maskesi vardır.

Bağımsız olması gereken bir tüketici örgütünün başında, bir memurun olması ne kadar doğrudur ona siz karar verin.

Neyse... Biz gelelim, bu iki maskeli muhteremin basını kaşıma meselesine...

Beyefendi açıklamasında ulusal basında ve onların bölge ilavelerinde Burdur haberlerinin çıkmamasını eleştiriyormuş. Gazete arşivlerini karıştırırsa, Burdur'daki yerel basında yer almayan ama ulusal basında veya eklerinde yankı bulan şu haberleri görür;

İŞTE HABERLER

Eski vali Süleyman Oğuz'un siyasete girmek için bol keseden silah ruhsatı dağıttığını...

Özel Özkargöz İlköğretim Okulu öğrencilerinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde kravatsız yürüdüklerini... Ki, bu haber sonrası müdür görevden alındı...

Fırat Öğrenci Yurdu'nda Fettullah Gülen'in propaganda kasetlerinin bulunduğunu...

Başkasının karnesiyle hasta yatırmaktan tutun, rüşvet almaya kadar onlarca şaibesi bulunan Dr. Halit Kocabıyık'ın, sırf Osman Durmuş'un arkadaşı olduğunu için başhekim yapıldığını...

Bir tarikata ait sarı cübbenin sahibinin arandığını...

Ve, arşivler, daha mürekkebi kurumamış bu tür Burdur haberleriyle doludur.

Şimdi muhtereme soruyorum; Burdur hakkında olumsuz haber yayınlıyorlar derken, bunları mı kastediyorsun?..

Bu ani çıkışın, tehdidin nedeni, Burdur halkının gerçekleri öğrenmesini engellemekse o biraz zor...

Amaaaa... Yok, amacım şöhret olmak, adımdan söz ettirmek diyorsan, iyi yoldasın...

Devam et...

Kaleiçi nasıl kurtulur?

Baro Dergisi'nde mini bir haber;

‘‘Antalya'nın çekirdek kenti Kaleiçi bağımsız bir belediye olmalı mı?’’

Bana sorarsanız olmamalı...

Ben, Antalya'nın erken Büyükşehir yapıldığına inananlardanım. Böl, parçala, yönet taktiği tutmadı. Her kafadan bir ses çıktığı için, seçimlerde verilen sözler yerine gelmedi veya gecikti. Birinin ak dediğine, diğeri kara dediğinden, Antalya gri tonlarla idare edilir hale geldi.

Bence, Konyaaltı'ndan tutun Pınarlı, Aksu ve Serik, Kuzeyde Yeniköy, Yeşilbayır, Varsak tümü mücavir alan kabul edilip planlar buna göre yapılmalı... Kepez'in yaptığı bulvar çalışması, Varsak sınırında gecekonduya dayanınca durmamalı...

Kaleiçi, Antalya'nın gözbebeği, daha doğrusu kalbi...

Oradaki esnaf seçim değil, geçim derdinde...

Turizm sezonu başladı, başlayacak... Bir an önce, vali, belediye başkanı, turizmci oturup çözüm aramalı...

Kalbi tekleyen Kaleiçi'nin acil by-pass'a ihtiyacı var, by-başkan'a değil...

Patron dediğin

Evet, patron dediğin böyle olur... Sera Otel'in personel gecesinde gördüğüm Özer Saraçoğlu, bana böyle dedirtti.

O ne alçak gönüllülük, o ne mütevazılık... O, kendinden yaşça büyük çalışanlarına, ‘‘Ahmet abi’’, ‘‘Ayşe teyze’’ dedikçe, onlarla pistte göbek attıkça, gözümde büyüdü de, büyüdü...

Onu o haliyle görünce, burnu kaf dağında nice otel patronları aklıma geldi... Hatta, bırakın patronu, kraldan çok kralcı olan yöneticileri geçti gitti gözümün önünden...

Sera Otel, 15 yıl önce açıldığında, Özer'de çocukluktan daha yeni yeni çıkmıştı. Mutfaktaki aşçıya, resepiyondaki görevliye abi, teyze diyerek büyüdü... Otelciliğin inceliklerini onlardan öğrendi. Şimdi, tek yetkili yönetimde...

Paranın şımartmadığı ender insanlardan biri...

Helal olsun...

Ünlü sözler

‘‘Eğlence gençlikte günah, yaşlılıkta çılgınlıktır.’’Samuel Daniel

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...

Yaşananlar

2 Şubat 2001





Dursun GÜNDOĞDU

Sarıkız'ın intikamı

Aşağıda bir hikayeden bahsedeceğim... Beni arayıp kahramanımızın kim olduğunu sormayın. Baştan söyleyeyim ser verip sır vermem... Nefesinizi boşuna tüketmeyin diye bunu baştan yazıyorum...

Bu böyle biline...

Gelelim sadede... Milliyet Gazetesi'nin bir Sarıkız'ı var... İstanbul'da oturur, gazetenin Cumartesi ekinde, ‘‘Sarıkız'ın anıları’’ başlığıyla köşe yazar... Kim olduğu, yakın çevresi ve gazete yönetimi dışında bilinmez...

Geçenlerde, Antalya'yı yazmış. Medya dünyasının yakından tanıdığı Antalyalı bir gazeteciyi diline dolamış. Deyim yerindeyse aklına geleni kaleminden esirgememiş.

YAZININ ÖZETİ

Neler mi yazmış?..

Efendim, kıssadan hisse, yazının özeti şu;

Antalya'da, adı son günlerde Halk Bankası ile anılan bir şirket varmış. Bu şirketin de bir TV kanalı bulunuyormuş. Kahramanımız da o kanalın başındaki kişiymiş... Amacım; Sarıkız gibi, isim cisim verip bu kişiyi deşifre etmek değil... Onun için, hikayede ben gazeteciden kısaca, ‘‘Kamera’’ diye bahsedeceğim.

Ve, şimdi dönüp Sarıkız'ın yazdıklarına göz gezdirelim;

‘‘Adamın (Yani Kamera'nın) üç asli görevi var; Kumarhaneler açılsın diye baskı yapmak (Çalıştığı şirketin otelleri var çünkü), Antalyalı yeni yetme kızların, ‘Seni sunucu yapacağım' diye peşinde koşmak ve Turizm Bakanlığı'nda müsteşar yardımcısı Kurtuluş ve İbrahim Gürdal'la, ‘Çay' içmek.

SARIKIZ KÖYE NEDEN GİTTİ

.. Bütün bu dostlukları sonucunda Antalya ve çevresinde bir karış toprak kalmadı parsellenmeyen... Bir tek, Kamera'nın dağ köşkü hariç. Köşkü nereden mi biliyorum? Bana da program müdürlüğü teklif etmişti çünkü...’’

Vay be...

Demek ki, Sarıkız, ucuz kurtulmuş çapkın Kamera'nın elinden...

Şimdi soruyorum?..

Kahramanımız, Sarıkız'ı dağ köşküne niçin götürmüş olabilir?..

Cevabı gayet basit; gizli kamerasını gösterecekti herhalde...

Mumcu yorumları

Isparta'dan bir dostum aradı. Söylediği şu; ‘‘Ne o, Erkan Mumcu haberleri... Isparta milletvekili ama ağzından Antalya'dan başka bir şey çıkmıyor. Anlaşılan Mumcu, Antalya'dan aday olacak.’’

Bu söylentinin nereden çıktığını sordum. Isparta, hemşerileri Mumcu'nun son günlerdeki açıklamalarına bakıp bu yorumu yapıyorlarmış.

Bakın...

Turizm Bakanı Mumcu ile benim ilişkilerimi bilen bilir... Antalya yüzünden az tartışmadık. Darıldık, birbirimize kırıldık ama sonuçta birbirimizi anladık. Doğruya doğru prensibinden hareketle, benden çok övgüler aldığı zaman da oldu.

Seçim dönemini bir hatırlayın... Mesut Yılmaz, Isparta yerine, seçilmesi yüzde yüz garanti olan Antalya'dan aday yapmaya kalkıştı, Mumcu kabul etmedi. Kendini riske attı, ‘‘Isparta'dan başka yer olmaz’’ dedi. Şimdi, Isparta'daki son yorumlar, böyle düşünen biriyle örtüşmüyor.

BENDEN SÖYLEMESİ

Bir Turizm Bakanı'nın, ‘‘Antalya’’ ağırlıklı konuşmasından, Antalya ile ilgili haberlerle manşetlere çıkmasından doğal ne olabilir. Zaten işi o... Alınganlığı bırakıp, Antalya ile Isparta'yı elele tutuşturmanın çaresine bakalım.

HERŞEY ANTALYA İÇİN

Isparta'da, kendisini güller diyarını tanıtmaya adamış bir vali, Antalya'da da Isparta'yı bilen tanıyan bir meslektaşı var.

Gün, dedikodu günü değil, omuz omuza verme günüdür...

Haaa, şunu da söyleyeyim...

Mumcu'yu Isparta istemezse, Antalya'da, kapanın elinde kalır.

Benden söylemesi...

Hafiye Hamdi

Milli Eğitim Müdürlüğü'ne/ANTALYA...

Konu; Çiş...

Sayın baylar...

İşte, böyle başlayan bir dilekçe ulaştı elime... Hamdi Tülü adında bir Antalyalı vatandaş, kültür ve milli eğitim müdürlüklerine göndermiş... Bir kopyası da bende...

Konu, ‘‘Çiş’’ üzerine olduğu için ilginç geldi bana... Kültür Bakanlığı'na bağlı Tekelioğlu İl Halk Kütüphanesi'nin tuvaletlerindeki pisuarlar kaldırılmış. Kütüphane müdavimleri alaturkaya mahkum olmuş. Hamdi bey de merak etmiş sormuş... Gerekçe olarak, ‘‘Pisuarlar sürekli tıkanıyor’’ cevabını alınca da, dilekçesinde şunları sıralamış; ‘‘Diğer devlet daireleri, oteller, belediyeler, pasajlar, iş hanlarındakiler tıkanmıyor da, neden onlar tıkanıyor?’’

Aldığı cevaptan tatmin olmamış ki, kendi çapında bir araştırmaya girişmiş Hafiye Hamdi...

SEBEP BAŞKA

Kütüphanede konuşmadığı etkili, yetkili bırakmamış ve bir karara varmış; Ayakta çiş dinimizce günahmış...

Yaniiii...

Tıkanıklık hikaye, sebep başka...

İnanılır gibi değil...

Eğer, hafiyemizin tesbiti doğruysa...

Ünlü sözler

‘‘Ancak bir aptal suyun derinliğini iki ayağı ile ölçer.’’

Afrika Atasözü

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...

Yaşananlar

30 Ocak 2001





Dursun GÜNDOĞDU

AYAR’DAKİ ÇOCUK

İŞTE bu kadar... Ayar, doğrusunu yaptı... ‘‘Bir meyhane klasiği’’ sloganı ile yola çıkan Ayar'a da bu yakışırdı zaten...

Efendim, meseleyi geçenlerde yazmıştım. Ayar'da, iki yaşlı başlı adam, yanlarında da bir çocuk, fasıl yapıyorlardı. O çocuğu orada görünce içim cız etmişti. ‘‘Yazık’’ demiştim masadakilere... Sonra oturup yazdım... ‘‘Bu olmaz’’ diye... O saatte, uyuması gereken bir çocuğun, meyhanede rakı sofrasındakileri eğlendirmesi garibime gitmişti.

Neyse, sonuçta Ayar'ın işletmecileri yanlışın farkına vardı. Demek ki, benim yazmamı bekliyorlarmış. Zeki Özen, bir faks gönderip, uyarım için teşekkür etti. Yazının devamı şöyle;

YANLIŞTAN DÖNÜLDÜ

‘‘İşletmemize fasıl yapan müzisyenlerin torunu olarak ve meslek öğrenmesi amacıyla babası ve dedesi tarafından birkaç kez getirilmiş. Belirttiğiniz bu noktayı sizin yazınızla birlikte derhal düzelterek, böyle bir olaya işletmemizde asla izin vermeyeceğimizi sizin nezdinizde kamuoyunun bilgisine sunarız. Konuya olan hassas yaklaşımınızdan ve nazik uyarınızdan dolayı teşekkür ederiz.’’

Ne demek Zeki bey... Önemli olan yanlış yapmak değil... Önemli olan yanlışı kabullenmek ve doğruyu bulmak.

Dediğim dedik, çaldığım düdükçülere duyurulur...

Bir film bir dram

Balalayka... Müthiş bir film... Daha birinci haftasında gittim. Film şimdi beşinci haftasında...

Senaryo, görüntü, sanatçıların seçimi hepsi dört dörtlük... Geçenlerde bir dostum da izlemiş, sonra bana sinema salonundaki bir gözlemini aktardı.

Film, Türkler'in olduğu kadar Antalya'da yaşayan Ruslar'ın da büyük ilgisini çekiyormuş. Özellikle de Rus kadınların... Çünkü, film, Nataşa dediğimiz o kadınların hayatından bir kesit sunuyor. Daha doğrusu, Türkiye'ye gelişlerini, kimlere nasıl pazarlandıklarını, kısaca dramlarını yansıtıyor.

İşte, o film, o yüzden bu tür kadınların daha çok ilgi alanına giriyor. Gruplar halinde gelip izliyorlarmış. Eğer, filmi izlerken, başı önüne eğik, hüngür hüngür ağlayan bir Rus kadınına şahit olursanız, bilin ki, gerçek hayatta, ‘‘Balalayka’’ devam ediyor.

ABD'nin Muhtar'ları

Reha Muhtar'a kızıyoruz ama, Amerika'da hakim, avukat ve savcıların ondan farkı yok.

Nasıl mı?..

İşte, size Amerikan mahkemelerinde tutanaklara yansımış abuk sabuk sorular;

Şu 20 yaşında olan oğlunuz, kaç yaşındaydı?

Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi, yoksa siz miydiniz?

Merdivenler alt bodruma iniyor değil mi?

Evet

Peki, bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?

İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?

Ölüm sebebiyle

Kim ölmüştü?

Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mı? Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?

Sözlü

8 Ağustos'ta mı hamile kaldınız?

Evet

Peki, o anda siz ne yapıyordunuz?

Otopsiye başlamadan önce nabzına baktınız mı doktor bey?

Hayır, çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozun içindeydi?

Yine de yaşıyor olamaz mıydı?

Evet, hatta şu anda bir mahkeme salonunda avukatlık yapıyor olabilir.

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...

Yasananlar

12 Ocak 2001
Dursun GUNDOGDU

Bir vali hikayesi

ANTALYA Valisi Ertugrul Dokuzoglu, genc biri... Bizim memlekette, genc biriysen, hele hele valiysen isin zor. Cunku, vali deyince milletin aklina, kelli felli, yasli basli biri geliyor. Hala, yasina basina, giyimine, kusamina gore, insanlara makam, mevki bicen bir toplum olmaktan kurtulamadik.

Neyse...

Ispartali, genc vali Dokuzoglu'na zaman icinde alismisti. Daha sonra geldigi Antalya'da vatandasin valiyi tanimasi biraz uzun zaman aldi, aliyor da... Hatirlar misiniz bilmem?.. Dokuzoglu'nun ilk geldigi gunlerdi... Yat Limani'na gitmis, balikcilardan biri, etrafindaki korumalari falan gorunce, bu olsa olsa, belediye baskani olur diye dusunup, ‘‘Baskanim’’ demisti. Vali de, ‘‘Ne baskani, ben valiyim’’ demek zorunda kalmisti.

Aradan epey zaman gecti. Peki, durum degisti mi?..

Anlatayim...

Gecenlerde, vali makam aracinin arka koltuguna kurulmus, caddelerden birinde etrafi seyrede seyrede giderken, basina yukardakine benzer bir olay gelmis. Adamin biri, arabasini, carpti carpacak sekilde valinin makam aracina paralel suruyor, ustelik klaksona basip, bir de el salliyormus. Selektor yapmasi da isin cabasi... Bu kadar isi ayni anda nasil yapiyor sasirmamak mumkun degil. Ama yapiyormus iste...

ILGINC BIR OLAY

Vali, tehlikeli arac kullanan, durmadan selektor yapan, ellerini son hiz ayarina getirilmis araba silecegi gibi sallayan, kendisine bakip siritan adami gorunce, soforune talimat vermis; ‘‘Kenara cek.’’

Makam araci durunca, siritan adamda arabasini kenara cekip durmus. Vali, bir hisimla inip, kasla goz arasi direksiyondaki adamin yakasina yapismis. Adam saskin, gozlerini faltasi gibi acmis valiye bakiyor. Vali, yakasini birakinca basliyor kekeleyerek konusmaya;

OZURU KABAHATINDEN BUYUK

‘‘Ku-ku kusura bak-ma mayin... Be-ben sizi, Mehmet Atay sandim. Ye-yegeni olurum da...’’

Mehmet Atay dedigi, Kepez Belediye Baskani... Adam, siyah makam arabasini gorunce, arka koltukta oturani da, artik amcasi mi, dayisi mi bilmem ama Mehmet Atay sanmis...

Valinin sakali da yok ki, adama, ‘‘Her gordugun sakalliyi, deden sanma?’’ desin... ‘‘Peki, kardesim’’ deyip yoluna devam etmis.

Haaa... Unutmadan, adamin ne ehliyeti varmis, ne de ruhsati...

Anlayacaginiz yaptigi, tam cami duvari meselesi...

Ise bak...

Cok iyi yaaa

e-mail, bizim Arzu Arat'tan... Yazinin basligi da oyle...

Almanya'da yapilan bir ankette sorulan, ‘‘Ulkenizde yasayan yabancilari cok buluyor musunuz’’ sorusuna verilen cevaplarin yuzdesi;

Yuzde 10 Nein (Hayir)

Yuzde 20 Ja (Evet)

Yuzde 70 Si...r lan

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...

Yaşananlar

12 Ocak 2001
Dursun GÜNDOĞDU

Bir vali hikayesi

ANTALYA Valisi Ertuğrul Dokuzoğlu, genç biri... Bizim memlekette, genç biriysen, hele hele valiysen işin zor. Çünkü, vali deyince milletin aklına, kelli felli, yaşlı başlı biri geliyor. Hala, yaşına başına, giyimine, kuşamına göre, insanlara makam, mevki biçen bir toplum olmaktan kurtulamadık.

Neyse...

Ispartalı, genç vali Dokuzoğlu'na zaman içinde alışmıştı. Daha sonra geldiği Antalya'da vatandaşın valiyi tanıması biraz uzun zaman aldı, alıyor da... Hatırlar mısınız bilmem?.. Dokuzoğlu'nun ilk geldiği günlerdi... Yat Limanı'na gitmiş, balıkçılardan biri, etrafındaki korumaları falan görünce, bu olsa olsa, belediye başkanı olur diye düşünüp, ‘‘Başkanım’’ demişti. Vali de, ‘‘Ne başkanı, ben valiyim’’ demek zorunda kalmıştı.

Aradan epey zaman geçti. Peki, durum değişti mi?..

Anlatayım...

Geçenlerde, vali makam aracının arka koltuğuna kurulmuş, caddelerden birinde etrafı seyrede seyrede giderken, başına yukardakine benzer bir olay gelmiş. Adamın biri, arabasını, çarptı çarpacak şekilde valinin makam aracına paralel sürüyor, üstelik klaksona basıp, bir de el sallıyormuş. Selektör yapması da işin cabası... Bu kadar işi aynı anda nasıl yapıyor şaşırmamak mümkün değil. Ama yapıyormuş işte...

İLGİNÇ BİR OLAY

Vali, tehlikeli araç kullanan, durmadan selektör yapan, ellerini son hız ayarına getirilmiş araba sileceği gibi sallayan, kendisine bakıp sırıtan adamı görünce, şoförüne talimat vermiş; ‘‘Kenara çek.’’

Makam aracı durunca, sırıtan adamda arabasını kenara çekip durmuş. Vali, bir hışımla inip, kaşla göz arası direksiyondaki adamın yakasına yapışmış. Adam şaşkın, gözlerini faltaşı gibi açmış valiye bakıyor. Vali, yakasını bırakınca başlıyor kekeleyerek konuşmaya;

ÖZÜRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK

‘‘Ku-ku kusura bak-ma mayın... Be-ben sizi, Mehmet Atay sandım. Ye-yeğeni olurum da...’’

Mehmet Atay dediği, Kepez Belediye Başkanı... Adam, siyah makam arabasını görünce, arka koltukta oturanı da, artık amcası mı, dayısı mı bilmem ama Mehmet Atay sanmış...

Valinin sakalı da yok ki, adama, ‘‘Her gördüğün sakallıyı, deden sanma?’’ desin... ‘‘Peki, kardeşim’’ deyip yoluna devam etmiş.

Haaa... Unutmadan, adamın ne ehliyeti varmış, ne de ruhsatı...

Anlayacağınız yaptığı, tam cami duvarı meselesi...

İşe bak...

Çok iyi yaaa

e-mail, bizim Arzu Arat'tan... Yazının başlığı da öyle...

Almanya'da yapılan bir ankette sorulan, ‘‘Ülkenizde yaşayan yabancıları çok buluyor musunuz’’ sorusuna verilen cevapların yüzdesi;

Yüzde 10 Nein (Hayır)

Yüzde 20 Ja (Evet)

Yüzde 70 Si...r lan

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

Yazının devamı...