"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Ayşegül Domaniç Yelçe

“Kısa Film Uzun Etki”

25 Ocak 2020

Kültür-sanat faaliyetleri, bütün bireylerin haklardan eşit yararlandığı bir toplum amaçlayan Sabancı Vakfı’nın çalışmaları arasında önemli bir yer tutuyor. Toplumsal gelişmenin bireylerin potansiyelinin ortaya çıkarılması ve ilham veren hikâyelerin toplumla paylaşılması sonucunda mümkün olacağına inanan Vakıf, toplumsal sorunların sanat aracılığıyla ele alınmasını desteklemek amacıyla, dört yıldan bu yana “Kısa Film Yarışması” düzenliyor. 

 

“Kısa Film Uzun Etki” sloganıyla düzenlenen Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması ile sinemanın yaratıcı bakış açısından ve etki gücünden yararlanılarak toplumsal konularda farkındalık yaratılması hedefleniyor. İlk yılında “Mülteci Kadınlar”, ikinci yılında “Çocuk İşçiler”, üçüncü yılında “Ayrımcılık” teması ile gerçekleştirilen yarışmanın bu yılki teması ise “Dijital Yalnızlık”. 

 

Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’na bugüne kadar Türkiye’nin her bölgesinden ve Avusturya, Belçika, Fransa, Hindistan ve Kanada’nın da aralarında bulunduğu pek çok ülkeden 1227 film başvurmuş bulunuyor. Bu yıl toplam 490 film ile rekor başvuru alan yarışmada 13 eser finale kaldı. Ödül almaya hak kazananlar; yönetmen-senarist Mahmut Fazıl Coşkun, oyuncu Hazar Ergüçlü, dünyaca ünlü Filistinli çağdaş yönetmen Naijwa Najjar, Makedonya’dan ünlü yapımcı ve oyuncu Labina Mitevska ve İtalya’dan Venedik Film Festivali programcısı Teresa Cavina’dan oluşan jürinin değerlendirilmesi ile belirlendi. Ödüller ise 15 Ocak 2020 akşamı, Sabancı Center’da, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen törende sahiplerini buldu. 

 

Güler Sabancı törende yaptığı konuşmada; sanatın insanın gelişimine hizmet ettiğine, insandan başlayarak toplumu değiştirme ve dönüştürme gücüne inandıklarını ifade etti. Sabancı, bu yılın teması olan ‘Dijital Yalnızlık’ temasına da değinerek, günümüzde teknolojinin hayatımıza getirdiği kolaylaştırıcılığı ve gelişmemize yaptığı katkıları asla unutmamamız gerektiğini söyledi. Teknolojiyi ihtiyaçtan ziyade bir amaca dönüştürdüğümüzde ise özellikle gençleri tehdit eden dijital bir bağımlılığın ortaya çıktığını belirten Sabancı; bu bağımlılığın bireyleri sosyal ve psikolojik yalnızlığa ittiğine ve önemli sorunlara yol açtığına dikkat çekti. Sayın Sabancı sözlerini Manchester Üniversitesi 

‘Yalnızlık Çalışması’ sonuçları ile destekledi. Söz konusu araştırma 16-24 yaşları arasındaki gençlerin dijital bağımlılık nedeniyle büyük ölçüde güçlü yalnızlık duygusuna sahip olduklarını gösteriyor. Güçlü yalnızlık duygusu ise birçok sosyal sorunu da beraberinde getiriyor. 

Yazının devamı...

Engelli Hakları Örgütleri

17 Ocak 2020

Engellilerin toplumsal hayata katılımları ve sorunlarının çözümü için eşitlikçi ve hak temelli bir yaklaşım benimsenmesi gereğini her fırsatta vurguluyorum. 21. yüzyılın üçüncü on yılına girdiğimiz bu günlerde özellikle gençlerin bu konuya hassasiyetle yaklaşması beni umutlandırıyor.

Sabancı Üniversitesi öğrencilerinden bir grup seçtikleri proje dersinde dünyadaki hak temelli engelli örgütlerini araştırıyor. Dersin asıl amacı; bir projeyi teklif aşamasından başlayarak sonuç raporuna kadar adım adım yürütmeyi, bir proje esnasında karşılarına çıkabilecek sorunları çözebilmeyi, çalışmalarını sunmayı ve elde ettikleri verilerden sonuç çıkarmayı öğrenmek. “Dünyada Engelli Hakları Örgütleri” başlıklı projede 15 öğrenci görev alıyor.

Engelli hakları hareketi engelli bireylerin deneyimlerinin görülür ve duyulur hale gelmesini sağlamak, ötekileştirilmelerinin ve dışlanmalarının kökünde yatan sebepleri incelemek ve yurttaşlık haklarını savunmak amacıyla 1980’lerden itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’den başlamış olsa da yıllar içinde bütün dünyaya dalga dalga yayılan bir hareket oldu. Engelli hakları savunucularının öncülüğünde ilerleyen engelli hakları hareketi engellilik durumunu düzeltilmesi gereken bir kusur ya da tıbbi mesele olmaktan ziyade toplumsal farklılığın bir parçası olduğunu, engelli bireylerin her türlü hizmet ve fırsata eşit koşullarda ve vatandaşlık hakları neticesinde erişebilmesi için mücadele etmekte.

Öğrenciler, danışmanlarının rehberliğinde, çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren engelli hakları örgütlerini inceleyerek hem engelli hakları hakkında bilgi ve farkındalık kazanıyorlar hem de sivil toplum kuruluşlarının işleyişine dair fikir sahibi olma fırsatı buluyorlar. Bir yandan da toplumsal farklılıklar konusunda farkındalık ve eleştirel bir bakış açısı kazanıyorlar. Projenin ilk döneminde incelenen örgütler şöyle:

Birleşmiş Milletler Engellilik Programı: Birleşmiş Milletlerin küresel kapsamlı oluşumu.

Global Disability Rights Now (Küresel Engelli Hakları Hemen): Ermenistan, Guatemala, Kenya, Meksika, Peru ve Vietnam’ı kapsayan uluslararası bir örgüt.

Disability Rights Watch (Engelli Hakları İzleme): Zambia merkezli bir örgüt.

Everyone Everywhere (Herkes Her Yerde): Kanada’da faaliyet gösteren bir oluşum.

Yazının devamı...

Akdeniz Anemisi

14 Ocak 2020

Talasemi, genellikle Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne ve babasından “Beta Talasemi” geninin geçişiyle oluşan bir çeşit kalıtsal hastalık türü. Akdeniz Anemisi olarak da adlandırılan bu hastalık, hemoglobinin (kemik iliği tarafından üretilen ve kırmızı kan hücrelerinde depolanarak oksijeni vücuda taşıyan protein) yapısındaki bozukluk sonucu ortaya çıkıyor. 

 

Hastalığın; “Talasemi Minör”, “Talasemi Majör” ve “Talasemi Intermedia” adı verilen türleri klinik ortamda yapılan çeşitli tetkikler sonucunda belirleniyor: 

 

Talasemi otozomal resesif geçişli bir hastalık. Yani baskın özellikte olmayan (çekinik) genlerle aktarılıyor. Hastalık, anne ve babadan alınan genlerden ikisinin de hastalıklı olması sonucunda ortaya çıkıyor. 

bulunuyor.

 

Talasemi önlenebilir bir hastalık. Ülkemizde “Hemoglobinopati Kontrol Programı” 1 Kasım 2018 tarihinden beri “Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı” adıyla 81 ilimizde de uygulanmakta. Evlilik öncesi rapor almak için aile hekimliğine başvuran eş adaylarına danışmanlık hizmeti sunuluyor. Ardından erkek eş adayından tarama için kan örneği alınarak ildeki ya da ilin anlaşmalı olduğu Halk Sağlığı Laboratuvarına kan örnekleri gönderilerek tarama testleri yapılıyor. Erkek eş adayının Hemoglobinopati açısından taşıyıcı ya da şüpheli çıkması durumunda kadın eş adayına da tarama testi uygulanıyor. Her ikisi de taşıyıcı olan çiftler, sağlıklı bebek sahibi olabilmeleri için, mutlaka, genetik danışmanlık alabilecekleri merkezlere yönlendiriliyorlar.

Yazının devamı...

“Moni ve Bobo”

10 Ocak 2020

İşitme engellilerin kendi aralarında iletişim kurarken el hareketlerini ve yüz mimiklerini kullanarak oluşturdukları görsel dil, “işaret dili” olarak adlandırılıyor. Doğal olarak gelişen bu özel dil kültürel aktarım yoluyla nesilden nesile geçiyor. 

 

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, 2015 yılında, işitme engelli bireylerin aralarında ortak bir dil oluşturmalarına katkı sağlamak amacıyla Türk İşaret Dili Sözlüğü’ nü hazırlamış bulunuyor. Sözlükte; işitme engelli bireylerin günlük konuşmalarında en sık kullandıkları 2607 kelime ve bu 2607 kelimeden her birinin işaretini anlatan bir ya da birkaç görsel, elin ayrıntıları ve işaretin sözel anlamı mevcut. Ayrıca görseller ve çizimler yoluyla her bir işaretin şekli, konumu ve simetrisine ayrı ayrı yer verilmiş durumda. 

 

Çocuk Eğitim Derneği, işitme engelli bireylerin kaliteli eğitim almalarını sağlamayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşu. Dernek; uluslararası vizyon ve standartlarda, toplumsal yaşamın tüm alanlarında yenilikçi ve sürdürülebilir projeler üreten ve uygulayan bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor. 

 

Çocuk Eğitim Derneği’ nin hedefleri; “ülkedeki standartları engelliler lehine değiştirmek, engelli ve engeli olmayan, muhtaç, öksüz, yetim çocuklar ve gençlerin sorunlarına kalıcı çözümler üretmek, toplumun her kesiminde farkındalık ve bilinç oluşturmak, yaşamın tüm alanlarında aktif ve tam katılan bir çoğunluğun var olmasını sağlamak” olarak belirlenmiş bulunuyor.

 

Yazının devamı...

15 yaş grubundaki öğrencilerimiz ne kadar başarılı

7 Ocak 2020

İlk kez 2000 yılında uygulamaya konulan ve üç yılda bir tekrarlanan PISA’nın temel amacı, öğrencilerin okulda öğrendikleri bilgileri günlük yaşamda kullanma becerilerini ölçmek. Ayrıca ilgili yaş grubundaki öğrencileri daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymak bu sınavın hedefleri arasında yer alıyor.

 

PISA’da zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubu içindeki öğrencilerin matematik okuryazarlığı, fen bilimleri okuryazarlığı ve okuma becerileri ölçülüyor; ayrıca öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanıyor. Üç yılda bir verilen sınavlar belli bir derse yoğunlaşıyor ancak öğrenciler diğer ana derslerden de sınanıyor. PİSA araştırmasında kullanılan “okuryazarlık” kavramı; öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanıyor. 

 

PISA Projesi ile zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubu öğrencilerin öğretim programlarında ele alınan konuları (matematik, fen bilimleri ve okuma becerileri) ne dereceye kadar öğrendiklerinin değil, günümüz bilgi toplumunda karşılaşabilecekleri durumlar karşısında sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneklerinin ölçülmesi amaçlanıyor. 

 

Küreselleşen dünyamızda eğitim alanında yapılan ulusal değerlendirme çalışmalarının yanı sıra uluslararası düzeydeki konumumuzu belirleyebilmek için eğitim göstergelerine ihtiyaç duyuluyor. Bir OECD üyesi olarak Türkiye; belirli referans noktalarına göre ülkemizin hangi düzeyde olduğunun, giderilmesi gereken eksikliklerin ve alınması gereken tedbirlerin belirlenerek eğitim düzeyinin yükseltilmesi amacıyla, PISA araştırmasına ilk kez 2003 yılında katılmış bulunuyor. PISA araştırmasından elde edilen sonuçlar ulusal bir rapor halinde düzenleniyor. Bu rapor eğitim-öğretim programlarının geliştirilmesinde karşılaşılan eksikliklerin tamamlanmasında ve eğitim alanında yapılan araştırmalara kaynak olarak kullanılıyor. 

 

Yazının devamı...

Kalıtsal bir hastalık

4 Ocak 2020

 

Sıklıkla 14-17 yaşları arasında başlayan bu nadir hastalık, ilk kez 1863 yılında Alman Nörolog Nikolaus Friedreich tarafından tanımlanmış bulunuyor.

 

Birçok farklı hastalıkta ve durumda gözlenen hareket becerisinde azalma ve ayakta duramama gibi koordinasyon bozuklukları “Ataksi” olarak tanımlanıyor. Friedreich’s Ataksi’de görülen ataksi, özellikle el ve ayakların hareketlerini beyincikle yaptıkları bağlantılar yoluyla kontrol eden sinir hücreleri başta olmak üzere, omurilikteki sinir dokusunun bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Omurilik giderek inceliyor ve bazı sinir hücreleri mielin kılıflarını (sinir hücrelerini çevreleyerek izole eden ve sinir uyarılarının hızlı bir şekilde aktarılmasını sağlayan koruyucu kılıflar) kaybediyorlar. 

 

Friedreich’s Ataksi dokuzuncu kromozom çiftinde yer alan ve X25 olarak adlandırılan bir gendeki anormallik nedeniyle ortaya çıkan bir hastalık. Genlerimiz; hücreler içerisinde yer alan kromozomlar üzerinde kodlanmış olan, hücrelere yaşamsal işlevlerini yürütebilmeleri için gereksinim duydukları proteinleri üretmek üzere gereken bilgiyi sağlayan ve nesiller boyunca aktarılarak yaşamın devamını mümkün kılan bilgi paketçikleri. Herhangi bir kimsenin göz renginden sinir sistemi organizasyonuna varıncaya kadar tüm özellikleri genler tarafından belirleniyor. 

 

İnsan hücrelerinde, kalıtım yoluyla bir yarısı anneden diğer yarısı ise babadan gelen toplamda 46 olmak üzere 23 çift kromozom bulunuyor. Yani hücre, içerisinde aynı genleri taşıyan her bir kromozomdan bir çift barındırıyor. 

Yazının devamı...

Birbirimize nefretle değil, sevgiyle bakalım!

31 Aralık 2019

 

 

 

 

Türkiye’de de kadına yönelik şiddet hiç azalmadığı gibi daha da kötüleşmiş durumda. “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”’ verilerine göre, erkekler tarafından öldürülen kadınların sayısı 2012’den beri giderek artıyor. Platformun verilerine göre; 2012 yılında 210, 2013 yılında 237, 2014 yılında 294, 2015 yılında 303, 2016 yılında 328, 2017 yılında 409, 2018 yılında 440 ve 2019 yılının ilk on bir ayında 424 kadın öldürülmüş bulunuyor. 

 

Erkekler tarafından işlenen kadın cinayetleri açısından 2019 yılına genel olarak bakacak olursak:

 

Yazının devamı...

Kanda karbondioksit oranı yükselince

27 Aralık 2019

Karbondioksit (CO2) kanda mevcut bulunan bir gaz. Vücudumuz nefes aldığımızda oksijen kullanıyor, atık olarak da karbondioksit üretiyor. Karbondioksitin normal seviyelerde solunması hiçbir zarar vermezken,, büyük miktarlarda solunması kalıcı hasarlara, hattâ ölüme neden olabiliyor.

Vücudumuzdaki tüm hücreler canlılıkları devam ettikçe karbondioksit üretiyorlar. Üretilen karbondioksit solunum havası ile dışarı atılamaz ise kan dolaşımındaki karbondioksit seviyesi artış gösteriyor. Akciğerlerin vücudun ihtiyacı olan oksijeni almada veya vücudun ürettiği karbondioksiti dışarı vermede yetersiz kalması solunum yetmezliği ile sonuçlanıyor. Solunum yetmezliği iki farklı şekilde kendini gösterebiliyor: TipI (Hipoksemik) solunum yetmezliği, kan dolaşımındaki oksijen eksikliğini ifade ediyor. TipII (Hiperkapnik) solunum yetmezliği, kan dolaşımındaki fazla karbondioksit nedeniyle ortaya çıkıyor. Beraber de görülebilen bu durumların her ikisi de ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Kanda karbondioksit oranının yükselmesi benim son yıllardaki en önemli sağlık sorunum. Bu nedenle pek çok kez bilincim kapalı olarak hastaneye kaldırıldım. Ancak her seferinde, tedavisinde olduğum doktorların doğru teşhis ve tedavileri ile yeniden sağlığıma kavuştum.

İki hafta kadar önce, her zaman olduğu gibi, Koç Üniversitesi Hastanesi’ne kontrole gittim. Yapılan ölçümlerde kanımdaki karbondioksit oranı oldukça yüksek çıktığından tetkiklerimi ve tedavimi yatarak sürdürmemi uygun gördüler. Böylece, yeniden, ikinci evim saydığım Koç Üniversitesi Hastanesine misafir oldum. O gece kanımdaki karbondioksit oranı biraz daha yükselmiş ve ben yine bilincimi kaybetmişim. Yardımcım Mercan’ın anlattığına göre ilgili tüm doktorlar bilincimin açılması için uğraşmışlar.

Uğraşları boşa çıkmadı. Ertesi gün tam beni yoğun bakım servisine göndermeye hazırlandıkları sırada kendime geldim. Bunun nasıl bir his olduğunu anlatmaya yeterli kelime bulamıyorum. Sanki ölmüştüm ve yeniden doğmuştum. Bu yeniden doğuş hissini bana yaşatan tüm Koç Üniversitesi Hastanesi Doktorlarına, hemşirelerine ve tüm diğer sağlık personeline yürekten teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürüm ise, her zaman olduğu gibi, ülkemize böylesi güvenilir bir sağlık kurumu kazandıran Koç Topluluğu’na.

Umarım önümüzdeki yıl kanımdaki karbondioksit oranını sabit tutmayı başarabilirim.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile

Yazının devamı...