"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Ayşegül Domaniç Yelçe

“Bilgi Noktası” Yarışması

9 Temmuz 2018

Türkiye genelindeki tüm görme engellileri buluşturan platformun kullanıcıları finali izlemek üzere Sarıyer Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde bir araya geldiler. Finalde, internet üzerinde 64 kişinin katılımıyla gerçekleşen yarışmada son dörde kalmış bulunan Hikmet Karadeniz, Mehmet Bekâr, Rahim Ezgi ve Şahin Acar adlı katılımcılar yarıştı. Yarışmanın birincisi, kendilerine yöneltilen 15 sorunun 9’una doğru cevap vererek 90 puan alan Şahin Acar oldu.  

Kıyasıya bir mücadele içinde geçen bu yarışmanın izleyicileri arasındaydım. Katılımcılara yöneltilen soruların oldukça zor olduğunu söyleyebilirim. Ve yine söyleyebilirim ki, katılımcıların bilgi düzeyleri ortalamanın çok üzerindeydi. Dağarcığıma yeni bilgiler ekleyen bu yarışmayı izlemek büyük bir keyif verdi bana.

Bilgi Noktası Yarışması’nın finaline katılmaya hak kazanan katılımcılara verilecek hediyelerin sponsoru Arçelik A.Ş. idi. Final yarışmasının birincisine akıllı televizyon, ikincisine akıllı çamaşır makinesi, üçüncüsüne akıllı bulaşık makinesi, dördüncüsüne ise akıllı ütü hediye edildi.

Arçelik A.Ş. 2016 yılının ikinci yarısında, Altı Nokta Körler Derneği ile birlikte yola çıktığı  ‘Engelsiz Ürünler’ Projesi kapsamında, görme engellilerin ev aletlerini daha rahat kullanmalarını sağlayacak çözüm ve uygulamalar üretmeye başlamış bulunuyor.

Görme engelli tüketiciler için, ilk aşamada, iki ayrı alanda çözüm ve uygulamalar geliştirilmiş durumda: Beyaz eşyaları kontrol eden HomeWhiz ve televizyon için geliştirilen akıllı kumanda uygulamaları. Ayrıca, ürünlerde; özel işaretlemeler, sesli ikazlar, Braille Alfabeli kullanma panoları ve sesli kullanım kitapçıklarıyla farklı çözümler sunuluyor. Bu kapsamda ürüne rahatça yapıştırılabilen şeffaf çıkartmalar üretilmiş bulunuyor. Bu çıkartmalar tüketiciler tarafından ürünün kurulumu sırasında ya da daha sonra çağrı merkezleri aracılığıyla temin edilebiliyor.

‘Engelsiz Ürünler’ Projesi dâhilindeki çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın ve gazlı ocaklarda Braille Alfabeli pano çözümü ile kullanıcıların sıcaklığı ayarlamaları kolaylaşmış bulunuyor. Buzdolaplarında ısı ayarlarının, tatil modu ve hızlı soğutma fonksiyon seçimlerinin yapılabildiği kontrol düğmeleri Braille Alfabesi ile yeniden tasarlanmış ve ürünlere sesli geri bildirim verme özelliği eklenmiş durumda.

Aynı proje kapsamında üretilen elektrik süpürgesi, toz torbası dolduğunda sesli uyarı veriyor. Ayar gerektirmeyen akıllı ütü de tüm kumaşlarda hem güvenli hem kolay kullanım olanağı sağlıyor. Ütü tabanına eklenen özel bir parça ise, tabana erişimi kısıtlayarak elin zarar görme riskini azaltıyor. Ayrıca, ürünlerin kullanım kılavuzlarında yer alan görseller de sesli hale getirilmiş bulunuyor. Kullanıcılar, internet sitesine yüklenen sesli içeriğe kılavuzlarının arka kapağına yerleştirilen QR kod uygulaması ile kolayca ulaşabiliyorlar. Televizyon için geliştirilen akıllı kumanda uygulaması sayesinde de ses ve kanal ayarları yapılabiliyor.

Yazının devamı...

Görengöz Projesi

6 Temmuz 2018

“Görengöz” adı verilen bu sosyal proje görme engellilerin sosyal yaşamda daha fazla yer alabilmelerini sağlıyor.

 

“Görengöz”, görme engelli vatandaşların kullanımına uygun olarak, son teknoloji akıllı telefonlar üzerinde geliştirilmiş uygulamaları içeriyor. Kullanıcılar cihazdan sesli olarak yararlanabiliyor, navigasyon özelliği ile istedikleri yere ulaşabiliyor, konumlarını mesaj olarak atabiliyor ve akıllı telefon özelliklerinden faydalanabiliyorlar. Gören Göz Yazılımı, GPS alıcısı bulunan güncel akıllı telefonlara yüklenerek görme engelli kişinin ulaşmak istediği yere sesli komutlar yardımıyla yürüyerek ve/ya otobüs, metro gibi toplu taşıma araçlarını kullanarak ulaşabilmesini sağlıyor.

 

“Görengöz” Projesi üç aşamalı bir proje:

 

Görengöz Projesi Faz 1 ile 2012 yılında Ankara ve İstanbul’da yaşayan 5000 görme engelli bireye HTC telefon üzerinde Görengöz uygulaması dağıtılmış bulunuyor.

 

Yazının devamı...

“Hiçbir kadın ve kız çocuk geride kalmasın”

2 Temmuz 2018

Bu çerçevede, 11. Taraf Devletler Konferansı 12–14 Haziran 2018 tarihlerinde Birleşmiş Milletler ’in New York’ta bulunan merkezinde gerçekleştirildi. Konferansın ana teması “EHİS ’in tam olarak uygulamaya geçmesiyle kimseyi geride bırakmamak” olarak belirlenmişti. Konferansta ayrıca, engelli bireylerin haklarını tam olarak alabilmeleri için, engel durumuna göre sağlam veri istatistikleri oluşturulmasının önemi üzerinde duruldu. Konferans boyunca çeşitli dillerde simültane çevirmenlerin yanı sıra işaret dili tercümanları da görev aldı.

Konferansta ele alınan diğer konular ise üç alt başlık altında toplanmıştı:

1- Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin uygulanmasını desteklemek üzere ulusal bütçeden pay ayrılması, kamu-özel sektör ortaklıkları ve uluslararası işbirliği

2- Engelli kadınlar ve kız çocuklar

3- Siyasete katılım ve yasalar önünde eşitlik

11. Taraf Devletler Konferansı’na Bulgaristan BM Daimi Elçisi Georgi Panayotov başkanlık etti. Konferansta ülkemizi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Mehmet Karabay başkanlığında bir heyet temsil etti. Konferans, “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme ’yi tam uygulayarak kimseyi arkada bırakmamak” ana teması ile gerçekleştirildi.

Ülkemizi temsil eden heyet üyelerinden Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ayşe Kardaş, “Engelli Kadınlar ve Kız Çocuklar” konulu ikinci oturumda yaptığı konuşmada, engelli kadınların toplumsal yaşama katılımda hem engelli olmaktan hem de kadın olmaktan dolayı çifte ayrımcılığa maruz kaldığının altını çizerek çok önemli bir konuya parmak bastı. Kardaş, engelli kadınların güçlendirilmesine yönelik olarak ülkemizde, özellikle son yıllarda, önemli çalışmalar başlatıldığını ifade etti. Konuşmasında hak temelli yaklaşımın ortak bir yol haritası ile engelliler açısından anaakımlaştırıIarak tüm sektörlerde hayata geçirilmek üzere Ulusal Engelli Hakları Stratejisi Belgesi ve Eylem Planı hazırlıklarının başlatıldığını dile getirdi. Kardaş. 2018–2023 yıllarında uygulanmak üzere Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nın engelli kadın ve kız çocuklarını kapsayıcı bir anlayışla oluşturulmasının amacının da; ülkemizde kadınların güçlendirilerek insan onuruna yaraşır bir hayat sürmeleri, eğitim, bilim, siyaset, ekonomi ve çalışma hayatı başta olmak üzere her alanda etkin bir şekilde yer almaları olduğunu anlattı.

Taraf devletlerin sayısı 177’yi bulmuş durumda, bu da Birleşmiş Milletler’ e üye devletlerin tamamına yakınının engelli haklarına büyük önem verdiğini gösteriyor. Bu konferansa her yıl devlet temsilcilerinin yanı sıra dünyanın dört bir yanından sivil toplum kuruluşlarından da temsilciler katılıyor. Bazı konuşmalara göz atarken, Çin’de engelli kadınlar ve kız çocuklar konusunda faaliyet gösteren One Plus One (Bir Artı Bir) adlı sivil toplum kuruluşunun temsilcisinin konuşması dikkatimi çekti. Kendisi de engelli olan bu kadın araştırmacı, Müsteşar Ayşe Kardaş’ın altını çizdiği konuların dünya genelinde sorunlar olduğunu ve benzer çözümler gerektirdiğini bir kez daha ortaya koyuyordu. Çin’de engelli kadınlar ve kız çocukları hakkında verinin çok kısıtlı olması; engelli kadınların eğitim düzeylerinin, istihdam oranlarının ve sosyo-ekonomik seviyelerinin engelsiz nüfusa ve engelli erkek nüfusuna oranla çok daha düşük kalması; engelli kadınların aile içi şiddetin ve cinsiyete dayalı şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalmaları gibi konuların genellikle göz ardı edilmesi aslında dünyanın her yerinde, özellikle de kırsal ve dar imkânlı bölgelerde yaşanan sorunlar. One Plus One da bu sorunların ancak hak temelli yaklaşımlar ve güçlü kamu- özel sektör -STK işbirliği ile çözülebileceği görüşünde. Tıpkı bizim gibi onlar da Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin tam olarak uygulamaya geçmesini istiyorlar ki “hiçbir kadın ve kız çocuk geride kalmasın!”

Yazının devamı...

“Oğluş”

29 Haziran 2018

Mart 2018’de ailemize yeni bir birey katıldı. O günden beri onu sizinle tanıştırmak istiyorum. Ancak, ne yazık ki, bir türlü fırsat olmadı.

 

Sözünü ettiğim birey güzel mi güzel, tatlı mı tatlı, şirin mi şirin bir kedi. Ağustos ayında bir yaşında olacak. Yani evimize geldiğinde yedi aylıktı. Nasıl olup da yolumuzun kesişmiş olduğunu soracak olursanız, “kızımın sayesinde” diyerek cevap vereceğim.

 

Haziran 2016’da sevgili kedimiz Chianti’yi kaybetmemizin ardından, kızım her gün bana yeni bir kedi resmi göstererek sahiplenmemizi istiyordu. Bense yeni bir kedi fikrine hiç sıcak bakmıyordum. Ta ki Oğluş’u görünceye kadar…

 

 

Yazının devamı...

“Sesler, Yüzler, İzler”

25 Haziran 2018

Çoğunuzun bildiği gibi yakın zamana kadar iki büklüm olmuş bir vücutla sürdürüyordum yaşamımı. 2015 yazının sonlarına doğru, tamamen bir tesadüf sonucunda yeniden dik bir vücuda kavuşabileceğimi öğrendim.

 

Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’nin bir toplantısında tanıştığım Prof. Dr. Hülya Kayserili idi hayatımda yeni bir pencere açan kişi. Beni görevli olduğu Koç Üniversitesi Hastanesi’nin nörolog ve ortopedistleri ile tanıştırdı. Neticede, yaşamımı olumlu yönde etkileyen büyük bir operasyon geçirdim. Sırtıma üç adet platin destek konularak vücudumun dik durması sağlandı. Artık daha rahat nefes alıyorum ve iç organlarım daha iyi çalışıyor.

 

Ameliyatımın ardından eve geri döndüğümde yaşadıklarımı yazmaya karar verdim. Kararımı 2016 yılı başında uygulamaya koydum. Rehber Köpekler Derneği Kurucusu, Sevgili Dostum Avukat Nur Deniz Tuncer bana yazma yolculuğumda eşlik edecek bir isim önerdi. O dönemde Boğaziçi Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi olan Cansu Altunsu işte böyle girdi hayatıma.

 

“Sesler, Yüzler, İzler” isimli kitabımın temelini Cansu ile birlikte attık ve O Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oluncaya kadar birlikte çalıştık. Ancak ne yazık ki, Cansu mezun olur olmaz İzmir’e, evine döndü. Bir süre çalışmalarımızı Skype ya da Facetime üzerinden devam ettirmeye çalıştık ancak, pek verimli olamadık. İşte o günlerde Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden sınıf arkadaşım Neşe Can Uçar bana yardımcı olmayı teklif etti. Bu teklifi memnuniyetle kabul ettim ve yazma yolculuğum Neşe ile birlikte devam etti.

 

Yazının devamı...

“Rüzgâr saçlarınıza, özgürlük ruhunuza karışsın”

22 Haziran 2018

Bir yıl önce bu zamanlarda bir imza kampanyası dikkatimi çekmişti. Özellikle turistik bölgelerde faytonları çeken atların yaşadıkları zorlu şartlara dayanamayıp öldüklerine değinen kampanyanın amacı, “bu güzel hayvanların çektiği acıları dindirmek için fayton kullanımının ülke genelinde yasaklanmasını sağlamak” idi.

Söz konusu kampanya sosyal medyada epey ses getirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi birkaç gün önce bu konuyu gündemine aldığına ve konuya bir çözüm getirileceğine dair açıklama yaptı. Açıklamada, öncelikle Kınalıada’da olmak üzere; her biri en fazla 12 kişilik elektrikli araçlarla toplu taşımacılık yapılmasının amaçlandığı, ilk aracın önümüzdeki günlerde hizmet vermeye başlayacağı ifade ediliyor. Bu uygulamanın test edilmesinin ardından tüm adalardaki toplu taşıma hizmetinin elektrikli araçlarla yapılması planlanıyor. Bu benim gibi hayvan severler için güzel bir haber.

Atlar, insanlar için her açıdan dost hayvanlar. Engelliler için ise kimi zaman dosttan da öte, hatta terapist oluyorlar.

At eşliğinde terapi, yani hippoterapi, adını Yunanca’da at anlamına gelen “hippos” sözcüğünden alıyor. At binme ile insan sağlığı arasındaki ilişki antik çağlardan beri bilinse de, modern anlamda at eşliğinde terapi 1952 Helsinki Olimpiyatları’nda atlı sporlarda gümüş madalya alan Danimarkalı binici Liz Hartel’in biniciliğin çocuk felcinden kurtulmasını nasıl sağladığını anlatmasıyla gündeme gelmişti. Bunun ardından 1960’larda Avrupa, Kanada ve ABD’de birbiri ardına terapi merkezleri kurulmaya başlandı. Yine o yıllarda Almanya, İsviçre ve Avusturya’da fizik tedavi programlarına atlar dâhil edildi ve bu tedavi biçimine “hippoterapi” adı verildi. Hippoterapi son yıllarda ülkemizde de sıklıkla uygulanan bir terapi yöntemi olmaya başladı.

Bu uygulamalardan biri de Sarıyer Belediyesi ile Atlıtur Doğal Yaşam Derneği’nin “Ata Binmeyen Çocuk Kalmasın” sloganıyla birlikte yola çıktıkları etkinlik. Bu etkinliğin ilk misafirleri olan EÇADEM (Engelli Çocuk ve Ailelerine Destek Merkezi) öğrencileri adaptif binicilik programına katılarak doğayla iç içe bir gün geçirdiler. Adaptif binicilikte bireye engeline göre ata binmek öğretiliyor. Amaç; engeli olmayan birey nasıl ata biniyorsa, engelli bireylere de aynı şekilde ata binme beceresi kazandırmak. Engelsiz Sarıyer vizyonu kapsamında Sarıyer Belediyesi ile işbirliği yapan Atlıtur Doğal Yaşam Derneği Başkanı Alp Arslan atın iyileştirici özelliğine vurgu yaparak “Rüzgâr saçlarınıza, özgürlük ruhunuza karışsın” diyor ve biniciliğin engelli çocuklara faydasına dikkat çekiyor.

Türkiye Sağlık Vakfı (TSV) hippoterapiyi “fiziksel, zihinsel veya duysal bozukluğu olan hasta gruplarında fonksiyonel açıdan iyileşme ve gelişme sağlamak amacıyla atın hareketlerinden yararlanan bir tedavi stratejisi” olarak tanımlıyor. Atın hareketlerinin değişken, ritmik, tekrarlayıcı ve çok yönlü olması terapi için uygun şartları sağlıyor. Bu hareketlilik denge, postural kuvvet ve dayanıklılığın geliştirilmesine katkıda bulunuyor. Hippoterapi esneklik, denge ve kas kuvvet kaybı gibi problemleri olan kişilerin yanı sıra fiziksel engelliler, zihinsel engelliler ve duygu durum bozuklukları yaşayan bireyler için de yarar sağlayan bir terapi yöntemi.

Sarıyer Belediyesi ile Atlıtur Doğal Yaşam Derneği’nin “Ata Binmeyen Çocuk Kalmasın” sloganı ile birlikte yola çıktıkları etkinlik engelli çocuklar açısından oldukça büyük bir önem taşıyor.

Yazının devamı...

Nasıl oy vereceğiz

18 Haziran 2018

24 Haziran Pazar günü cumhurbaşkanımızı ve milletvekillerimizi seçmek için oy vereceğiz. Oy vermek her vatandaşın hem hakkı hem de yükümlülüğü. Engellilerin seçim günlerinde yaşadıkları fiziksel sorunlar son yıllarda sıklıkla gündeme geldi. Bu sayede, engellilerin oylarını fiziksel engellerle karşılaşmadan kullanabilmeleri için çeşitli önlemler alındı. Bugün kısaca bunları hatırlatmak istiyorum.

Engellilerin oy verme usulleri Yüksek Seçim Kurulu’nun Sandık Kurullarının Oluşumu ile Görev ve Yetkileri hususundaki 135 sayılı genelgesi ile belirlenmiş durumda. Seçmen listesinde engelli olduğunuza dair ibare olduğu sürece, oyunuzu hiçbir engelle karşılaşmadan rahatlıkla verebileceksiniz. Hatta bu seçimlerde seyyar sandık uygulaması da hayata geçiyor. Yani, sandık oy verilecek binaya gidemeyecek durumda olduğunu süresi içinde beyan eden engelli seçmenin evine geliyor.

Diyelim ki sandığa gidebilecek durumdasınız ve seyyar sandık talebinde bulunmadınız. Engelli seçmenlerin kayıtlı olduğu sandık seçmen listelerine ait sandıkların rahatlıkla ve kolaylıkla oy kullanabileceğiniz uygun bir yerlere konulduğunu göreceksiniz. Bu da genellikle binanın giriş katında bir oda oluyor. Seçim mekânı olarak kullanılan okulların bir kısmında ana girişte merdiven görebilirsiniz; genellikle rampalı veya düzayak başka bir giriş bulunur. Göremezseniz görevlilere sorun.

Oy vereceğiniz sandığa ulaştığınızda uzun bir kuyrukla karşılaşırsanız, gözünüz korkmasın. 135 sayılı genelge uyarınca gebeler, hastalar ve engelliler sıra ile bekletilmeden oylarını verirler. Bu seçmenlere yardım eden seçmenlerin de öncelikle oy kullanmalarına izin verilebildiği gibi yaşlıların da oylarını sıra bekletilmeden kullanmalarına izin verilebilir.

Görme engelliler, felçliler, elleri eksik olanlar veya bu gibi bedeni engelleri açıkça belli olanlar o seçim çevresi seçmeni olan ve o sırada sandık çevresinde bulunan akrabalarından birinin yardımı ile oylarını kullanabilirler. Seçim çevresi bulunduğunuz il ya da bölgedir. Mesela, Kütahya’da oy kullanıyorsanız, Manisa’da kayıtlı yeğeniniz size yardımcı olamaz. Ya da İstanbul’da Bakırköy’de oy kullanıyorsanız, Kadıköy’de oy veren kardeşiniz size yardımcı olamaz. Yanınızda bir akrabanız yoksa orada bulunan herhangi bir seçmenden yardım alabilirsiniz. Bir seçmen birden fazla engelliye yardım edemez. Sandık kurulu başkan veya üyelerinden ise yardım alamazsınız çünkü bu görevliler engelli seçmenlere yardım etmek amacıyla oy verme kabinine giremez, oy kullanma sırasında yardım edemez. Oyunuzu kullandıktan sonra imzanınızı vermeyi de unutmayınız.

Bir de seyyar sandık uygulamasına kısaca bakalım. Talepte bulunduysanız, seyyar sandık kurulu ve müşahitler sizi evinizde ziyaret edecektir. Seyyar sandık kurulu da diğer sandık kurulları gibi sandık başkanı ve üç ila altı üyeden oluşur. Bu görevliler sizin hastalığınızı veya rahatsızlığınızı dikkate alarak oy kullanma sırasında gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Yanınızda maske takılması, galoş giyilmesi gibi gereksinimleriniz varsa belirtmekten çekinmeyiniz. Kurul oyunuzun gizliliğini sağlamak amacıyla seyyar oy kabini uygun bir yere yerleştirecek ve oyunuzu rahat kullanmanızı sağlayacak tedbirleri alacaktır.

Vereceğiniz oy hakkında hiçbir kimse size müdahale, telkin veya tavsiyede bulunamaz. Fiziksel olarak oy kullanamayacak durumda iseniz oyunuzun gizliliğini ihlâl etmeyecek şekilde bir yakınınızın yardımı ile oy kullanabilirsiniz. Ancak seyyar sandık kurulu başkan veya üyeleri ile adreste hazır bulunanlar, oy verme sırasında size yardım etmek amacıyla seyyar oy kabinine oyun gizliliğini ihlâl edecek şekilde müdahale edemez.

Yazının devamı...

Bayramınız kutlu olsun

15 Haziran 2018

Bugün bayram. “Nerede o eski bayramlar” diye dertleniyor değilim. Ama çocukluğumdaki bayramların heyecanını, tatlı telaşınını ve neşesini hatırlamadan da edemiyorum.

Bayramdan günler önce hazırlıklar başlardı. Hepimize bayramlık elbiseler dikilir, ayakkabılar alınırdı. 1950’lerin şartlarında zaten çoğu ailede yeni giysiler bayramdan bayrama alınırdı. Arefe gecesi cici elbiselerimizi bir askıyla dolabın üzerine asar, gece boyunca uyanıp uyanıp seyrederdik. Cici ayakkabılarıma sarılıp uyumuşluğum bile vardır.

Bayramın ilk sabahı ezandan önce kalkar bayramlıklarımızı giyer, babamızı bayram namazına uğurlardık. Babam dönene kadar bayram kahvaltısını hazır ederdik. Babamız namazdan döndüğünde el öpme ve bahşiş alma faslına geçilirdi.

Bayramın ilk günü aile büyüklerini ziyaret ederdik. Dedeler, anneanneler, babaanneler, dayılar, amcalar, teyzeler, halalar… Büyüklerden birinin evinde kocaman bir sofra hazırlanır, mutlaka ailece nefis bir bayram yemeği yenirdi. Her birinin ellerini öper, bize hazırladıkları oyalı mendiller için teşekkür eder, bol bol şeker yerdik. Ramazan’ın ardından gelen bu bayramın adı belki de bu yüzden Şeker Bayramı oldu yıllarca.

Bayramın ikinci ve üçüncü günleri bizim evde ikramlar hazırlanırdı. Eş, dost, akraba, komşu ziyaretleri beklenirdi. Biz çocuklar için bunlar hep çok eğlenceli anlardı. Dostluk, sevgi ve neşe içinde geçen ziyaretlerdi zira.

Dedim ya, “nerede o eski bayramlar” diye dertlenecek değilim. Hayat şartları değişti… Hal böyle olunca, bayramlar da aynı kalamazdı. Çok yoğun iş temposundan ve dahası şehrin günlük sıkıntılarından bunalan birçok kişi için bayram şehirden uzaklaşmak ve dinlenmek için bir fırsata dönüştü. Onları anlayabiliyorum. Ama bir yandan da benim yaşadığım coşkuyu ve heyecanı tatmadıkları için onlar adına biraz üzülüyorum.

Sizlere sağlıklı, neşeli ve bereketli bir bayram diliyorum.

Yazının devamı...