"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Ayşegül Domaniç Yelçe

Uyku Apnesi

13 Ağustos 2018

İnsan, ömrünün ortalama üçte birini uykuda geçiriyor. Uyku sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Ancak sadece uyumak yetmiyor; aynı zamanda uykunun kaliteli olması da gerekiyor. Kalitesiz uyku, gündüz sürekli uyur halde dolaşma, konsantrasyon eksikliği gibi şikâyetlere yol açarken; yüksek tansiyon, kalpte ritim bozuklukları, felç veya ani gece ölümleri neden olabilen uyku apnesi ile de sonuçlanabiliyor.

Horlamanın neden olduğu en önemli hastalıklardan biri olan uyku apnesi “uykuda solunumun durması” olarak ifade ediliyor. Uyku apnesi gece boyunca defalarca tekrarlayabiliyor. Bu esnada üst solunum yolunun açık kalmasını sağlayan kaslarda gevşeme oluyor; dil kökünün, yumuşak damağın ya da aşırı büyümüş bademciklerin hava yolunu tıkaması sonucunda en az on saniye süresince nefes alınamıyor. Fazla kilolu olmak, büyük bademciklere ve geniz etine sahip bulunmak uyku apnesi nedenleri arasında gösteriliyor. Bu sendrom sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da görülebiliyor.

Uyku apnesinden şikâyet eden kişilerde horlama üç-dört kat daha fazla, çok kaba ve gürültülü şekilde gerçekleşiyor. Bu kişiler, horlamanın yanı sıra; nefes darlığından, sık sık iç çekmekten, el-kol hareketleri ile çırpınarak uyanmaya çalışmaktan, sık ve uzun süreli solunum durmalarından ve sabahları yorgun uyanmaktan da şikâyet ediyorlar. Uyku apnesi kadınlara oranla erkeklerde ve kalın boyunlu kişilerde daha sık görülen bir hastalık. Bu hastalığa diyabet, tiroid bezi ve kalp-damar rahatsızlıkları da eşlik edebiliyor. Uyku apnesine sahip olan hastaların % 30-50’sinde hipertansiyon da görülüyor. Yaş ilerledikçe uyku apnesinin görülme sıklığı artıyor.

Uyku apnesinin ‘uykuda solunum durması’ dışındaki belirtileri şöyle sıralanıyor:

- Uyku sırasında huzursuzluk

- Horlama

- Sık sık idrara kalkma

- Terleme

Yazının devamı...

Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi hizmete girdi

10 Ağustos 2018

2018’e ait yıllık iznimin bir bölümünü 30 Temmuz – 7 Ağustos tarihleri arasında kullandım. Tatile gidemeyecek olsam da evde bol bol dinlenecek, televizyonun karşısına geçip vakitsizlikten izlemeye fırsat bulamadığım filmleri seyredecektim.

İznimin ilk birkaç günü gayet iyi geçti. Ancak sonra bir akşam aniden fenalaştım. Beni apar topar Koç Üniversitesi Hastanesi’ne götürdüklerini hayal meyal hatırlıyorum. İlk müdahaleyi acil serviste yaptılar. Yine kanımdaki karbondioksit oranı yükselmişti. Ancak yükselen yalnızca karbondioksit değildi; vücudumuzda bulunan iltihap ve enfeksiyonu belirten değer olan C-reaktif protein (CRP) oranı da normalin üstündeydi.

Bütün günü acil serviste geçirdikten sonra beni tek kişilik bir yoğun bakım odasına aldılar. Geceyi, Bip-Up cihazına bağlı olarak, orada geçirdim. Sabah kanımdaki karbondioksit oranı normale geldiğinden beni beşinci katta bir odaya aldılar. Bu seferki odam hastanenin denize bakan tarafındaydı. Ve ben ilk kez bu yöne bakan bir odada kalıyordum…

Sevgili Doktorum Göğüs Hastalıkları Uzmanı Işıl Uzel her zamanki yakın ilgisini bu kez de esirgemedi benden. Uyguladığı tedavi sonucunda kan değerlerim hızla olması gereken noktaya ulaştı ve hastanede çok uzun bir süre geçirmeme gerek kalmadı. 5 Ağustos Pazar günü akşamüzeri eve döndüm ve o günden beri hastanede başlanan ilaç tedavisine evde devam ediyorum.

Koç Üniversitesi Vehbi Koç Vakfı tarafından 1993 yılında İstanbul’da kurulmuş bulunan bir vakıf üniversitesi. Üniversite, bir Mükemmeliyet Merkezi olma misyonuyla, üstün yetenekli gençler ile değerli öğretim görevlilerini bir araya getirerek, bilime evrensel düzeyde katkıda bulunmayı amaçlıyor. Koç Üniversitesi Hastanesi ise, Eylül 2014’de Koç Üniversitesi’nin eğitim ve araştırma hastanesi olarak faaliyete geçmiş bulunuyor. Hastane, Türk hastaların yanı sıra uluslararası hastalara da hem ayakta hem de yatarak tedavi hizmeti veriyor.

Koç Üniversitesi Hastanesi’nde 3 Haziran 2018 tarihinde yepyeni bir merkez hizmete girmiş bulunuyor: Organ Nakil Merkezi. Prof. Dr. Münci Kalayoğlu mentorluğunda hizmet veren merkez, gelişmiş ülkelerde uygulanan ileri düzeyde organ nakli uygulamalarını ülkemizin hizmetine sunan ayrıcalıklarla öne çıkıyor. Organ nakli cerrahisi eğitimlerini ABD’de tamamlamış bulunan Prof. Dr. Burak Koçak, Böbrek ve Pankreas Nakli Merkezi Sorumlusu; Doç. Dr. Turan Kanmaz ise Karaciğer Nakli Merkezi Sorumlusu olarak uluslararası deneyime sahip uzman bir ekibe liderlik yapıyorlar.

Koç Üniversitesi Hastanesi’ndeki ilk organ nakli 3 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirilmiş, kadavradan alınan karaciğer bir hastaya nakledilmiş ve hasta ameliyat olduktan yedi gün sonra taburcu edilmiş bulunuyor. Hastanede 8 Ağustos 2018 tarihi itibariyle 10. böbrek nakli yapılmış durumda.

Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde;

Yazının devamı...

Kulaçlar Otizmli Çocuklar için

28 Temmuz 2018

Geçtiğimiz günlerde Adım Adım Platformu Otizme dikkat çekmek amacıyla Tohum Otizm Vakfı ile ortak bir projede yer aldı. Platform, Tohum Otizm Vakfı’nda okuyan otizmli çocuklara eğitim desteği sağlayabilmek için gönüllü yüzücüleri ile 30. Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na katıldı.

“Dünyanın En İyi 100 Açık Su Yüzme Yarışı” sıralamasında birinci sıraya yerleşen Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı 22 Temmuz 2018 Pazar günü 30. kez yapıldı. Türkiye’den ve dünyadan her meslekten ve her yaştan insanı buluşturan yarışta binlerce katılımcı Asya’dan Avrupa’ya kulaç atarak, kürek çekerek eşsiz bir deneyim yaşadı. Tohum Otizm Vakfı gönüllü yüzücüleri hem Otizme dikkat çekebilmek hem de otizmli çocukların bağımsız, özgür bireyler olarak yaşayabilmelerine destek vermek amacı ile yüzdüler. Aynı zamanda çocuklar için kampanya da açan gönüllü yüzücüler, topladıkları bağışlarla otizmli çocukların eğitimine katkı sağladılar. 

Günümüzde, dünya genelinde her 68 çocuktan biri otizm riskiyle doğuyor. Üstelik bu rakam her yıl artış eğilimi gösteriyor. Dünyada her 20 dakikada bir çocuk otizm tanısı alıyor. Otizm erkek çocuklarda kızlardan dört kat fazla oranda görülüyor. Ülkemizde 0-18 yaş grubundaki otizm tanılı 352.000 çocuk ve gençten, maalesef, sadece 30.050’si eğitime erişebiliyor.

Oysaki otizmin bilinen tek tedavisi erken tanı ile yoğun ve sürekli özel eğitim. Bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık % 50’sinde otizmin belirtilerinin kontrol altına alınabildiğini, gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşları ile aralarında hiçbir fark kalmadığını gösteriyor.

Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı, 15 Nisan 2003 tarihinden beri kâr amacı gütmeyen ve kamu yararını gözeten bir sağlık ve eğitim vakfı olarak yürütüyor faaliyetlerini. Vakıf, “Otizm Spektrum Bozukluğu” olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitimle topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amaçları ile çalışıyor.

Tohum Otizm Vakfı, hem otizmli çocuklar için kulaç atarak farkındalık yaratan hem de Tohum Otizm Vakfı’nda okuyan otizmli çocukların eğitimi için bağış toplayan tüm gönüllülerine teşekkür ediyor. Vakıf, bağış toplama kampanyasının devam edeceği 5 Ağustos tarihine kadar gönüllülerine bağış desteği bekliyor.

Haydi, gelin bizler de bu çağrıya, imkânlarımız ölçüsünde, cevap verelim. Hem Otizm konusunda bir farkındalık yaratmak hem de otizmli çocukların eğitimine katkı vermek için olanak yaratmış olalım. 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının devamı...

Kulaçlar Otizmli Çocuklar için

27 Temmuz 2018

Adım Adım Platformu, Mart 2008’de, yurtdışında ‘Charity Run’ olarak bilinen kolektif yardımseverlik koşusunu Türkiye’de tanıtmak ve yaygınlaştırmak amacı ile kurulmuş bir oluşum. Platform, başta koşu olmak üzere yüzme, bisiklet, dağcılık gibi dayanıklılık gerektiren sporlar aracılığıyla ülkemizin önemli sosyal sorumluluk projelerine maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlıyor.

Geçtiğimiz günlerde Adım Adım Platformu Otizme dikkat çekmek amacıyla Tohum Otizm Vakfı ile ortak bir projede yer aldı. Platform, Tohum Otizm Vakfı’nda okuyan otizmli çocuklara eğitim desteği sağlayabilmek için gönüllü yüzücüleri ile 30. Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na katıldı.

“Dünyanın En İyi 100 Açık Su Yüzme Yarışı” sıralamasında birinci sıraya yerleşen Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı 22 Temmuz 2018 Pazar günü 30. kez yapıldı. Türkiye’den ve dünyadan her meslekten ve her yaştan insanı buluşturan yarışta binlerce katılımcı Asya’dan Avrupa’ya kulaç atarak, kürek çekerek eşsiz bir deneyim yaşadı. Tohum Otizm Vakfı gönüllü yüzücüleri hem Otizme dikkat çekebilmek hem de otizmli çocukların bağımsız, özgür bireyler olarak yaşayabilmelerine destek vermek amacı ile yüzdüler. Aynı zamanda çocuklar için kampanya da açan gönüllü yüzücüler, topladıkları bağışlarla otizmli çocukların eğitimine katkı sağladılar.

Günümüzde, dünya genelinde her 68 çocuktan biri otizm riskiyle doğuyor. Üstelik bu rakam her yıl artış eğilimi gösteriyor. Dünyada her 20 dakikada bir çocuk otizm tanısı alıyor. Otizm erkek çocuklarda kızlardan dört kat fazla oranda görülüyor. Ülkemizde 0-18 yaş grubundaki otizm tanılı 352.000 çocuk ve gençten, maalesef, sadece 30.050’si eğitime erişebiliyor.

Yazının devamı...

“Engel Olma Destek Ol”

23 Temmuz 2018

Toplumumuzda yaşayan çoğu kişi ne yazık ki engel ve engellilik kavramlarının ne anlama geldiğini bilmiyor, öğrenmek için de pek bir gayret sarf etmiyor. Sabancı Üniversitesi Psikoloji Programı öğrencilerinden Tilbe Nur Minisker de tıpkı diğer akranları gibi pek vakıf değildi konuya. Ta ki Adana’da yerleşik Artı Özel Eğitim Gönüllüleri Derneği ile tanışıncaya kadar…

Tilbe Nur’u engel ve engellilik konusunda bilgilendiren Artı Özel Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından düzenlenen bir etkinlikti. Tilbe Nur konu ile ilgili düşüncelerini bu etkinliğin ardından “Engel Olma Destek Ol” başlığı ile kaleme aldı.

Tilbe Nur’un yazdıkları bana Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan kızım kanalıyla ulaştı. Onun düşüncelerini, yaşıtı gençlere örnek olabileceği düşüncesi ile sizlerle paylaşmak istiyorum:

“İnsan yaşamadan bilemez derler…” diyerek başlıyor Tilbe Nur yazmaya ve şöyle devam ediyor:  “Ben 23 yaşında bir bireyim ve ilk defa bu cümlenin gerçekten ne anlama geldiğini kavradım. Adana’da, “Engel Olma Destek Ol” sloganı altında gerçekleştirilen projeye Artı Özel Eğitim Gönülleri Derneği Kurucu üyesi olan annem Gül Minisker sayesinde dâhil oldum. Peki, bu dernek ne yapar; vizyonu ve misyonu nedir?

Artı Özel Eğitim Derneği 2012 yılında Adana’da kurulmuş bir Sivil Toplum Kuruluşudur. Derneğin kurucu üyeleri Adanalı bir grup iş ve meslek sahibi kadından oluşmaktadır. Derneğin misyonu; Adana’daki çevre il ve ilçelerde yerleşik çeşitli engel gruplarındaki özel gereksinimli bireylerin (özellikle çocukların) ve ailelerinin eğitimlerine katkıda bulunmak, bunun için de konusunda uzman akademisyen veya uzmanlarla bağlantı kurup seminerler/paneller düzenleyerek insanların farkındalığını arttırmaktır.

Artı Özel Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin bu amaçla “Engel Olma Destek Ol” sloganı ile gerçekleştirdiği defilenin bir parçası olmak yazılarla anlatılamayacak kadar güzel bir duyguydu.

Defile konseptinin fikir babası Murat Yıldırım’ın yola çıkış amacı engelli bireylerin dış dünyadaki yaşantılarının çok zor olmasıydı. Günümüzde engelli bireylerin insan olduğunu benimseyemeyen bireyler var; onların ne zorluklarla yaşadıklarını düşünmeden, empati yapmadan davranan ve hatta onları insan yerine koymayan bireyler bunlar. Murat Bey bu proje ile engelli bireyleri engelli olmayan bireylerle kaynaştırmayı amaçlamış ve Artı Özel Eğitim Gönüllüleriyle birlikte koordineli çalışarak projenin başarıya ulaşmasını sağlamış bulunuyor.

 

Yazının devamı...

Engelli çocuk hakları

20 Temmuz 2018

Bugünkü köşemi okurlarımdan Zeynep Karaaslan’ın mektubuna ayırdım. Kendisi engelli çocukların hakları ile çok ilgili önemli bir noktaya parmak basıyor bu mektupta.

“Merhaba Ayşegül Hanım, ben Zeynep Karaaslan. 2014 Ekim doğumlu Down Sendromlu oğlum var, adı Yusuf. Yusuf’un Arda adında bir de ağabeyi var. Eşim özel sektörde çalışıyor. İki oğlum için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışan bir anneyim, diğer anneler gibi… Bizler çocuklarımızla birlikte hayatımızı kolaylaştırmaya çalıştıkça, bir iş için başvurduğumuz kurumlar bizlerin işini zorlaştırdıkça zorlaştırıyor. Çocuklarımız için yazılmış hakları ne yazık ki bazen bürokrasi engeli yüzünden kullanamıyoruz. Şahit olduğum konuşmalardan da anladığım şu ki; bazı çalışanların engellilerin hakları konusunda bilgisi yok ve öğrenmeye de niyetleri yok.

Oğlumla ilgili bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum: Biz haklarımızın ne olduğunu Gülhane Hastanesi Engelli Danışma Birimi’nde görevli Ayşe Sarı’dan öğreniyoruz. Engelli çocukların 2 yaşını doldurduklarında bez ödeneği alma haklarının olduğunu da ondan öğrendim. Oğlumun henüz tuvalet kontrolü yok. Bir gün elbette tuvalet eğitimini tamamlamış olacak. Ancak şimdilik bez kullanıyoruz. 

Oğlum 2 yaşını doldurduğunda Ankara Çocuk Sağlığı Hastalıkları Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi’nden randevu alarak başvuru yaptım. Oradaki doktor, oğlum 3,5 yaşına gelince rapor verebileceğini belirtti. Oğlum 3,5 yaşına geldiğinde tekrar gittim. Başka bir doktor vardı ve “5 yaşından önce bez raporu vermem” dedi. Doktora, bez için 2 yaşın dolması yeterli olduğunun yazılı bir hak olduğunu ısrarla anlatmaya çalıştım. “Kafamıza göre iş yapamayız” diyen doktor beni dinlemek istemedi.

Doktor neden bu raporu istediğimi sormadı bile. Bez raporunu yazdıramadan çıktım odadan. ALO 184 Sağlık Bakanlığı hattını aradım, şikâyetçi oldum. Hastane yönetiminden biri (başhekim yardımcısı) beni aradı ve oğlumda anatomik bir bozukluk olmadığı için bez raporu veremeyeceklerini söyledi. Anatomik bozukluk olup olmadığına dair ürolojik muayene yapılmamıştı oysa. Arayan kişiye 2 yaş konusundan bahsettim. O kişi benden, 2 yaş konusunun yazılı olduğu belgeyi istedi ve faksla gönderebileceğimi belirtti. Hastane yönetimi neden hastadan belge istesin ki? Sağlık Uygulama Tebliği’ni bir hastanın değil doktorun bilmesi gerekmez mi?

Belgeleri, Ayşe Hanım aracılığı ile rapor konusunda karar verecek doktora gönderdim. Hastane yönetiminden bir doktor ve ilgili klinik sorumlusu değerlendirmişler. Yaş sınırının 5 yaş değil de 2 yaş olduğu konusunu dile getirmediler ancak bez raporu yazmamalarını başka bir sebebe bağladılar: “Ürolojik olarak yapılan muayenede herhangi bir anatomik problem bulunmadığı için rapor çıkartma durumlarının olmadığı”… Bunun üzerinde düşünmek gerekir. Engelli çocuğa verilen bez raporu hakkında zaten ürolojik olarak anatomik bozukluk olma şartı yok ki. Üstelik oğlum muayene edilmedi. Çocuğun zihinsel engelli olması başlı başına tuvalet kontrolünün gecikmesine sebep olmaz mı? Bunu tıp eğitimi almamış bir anne olarak ben bile biliyorum.

Aradan uzun zaman geçip beni aramadıklarında ALO 184’ü aradım ve sonucu sordum. Bu telefonumdan sonra şikâyet başvurum, hastanenin hasta haklarından bir yetkilinin beni arayıp sonucu anlattığında tamamlandı. Sonuç: Oğluma bez raporu verilmesi biri doçent iki hekim kararı ile uygun görülmemiş, doktorlar bez raporu için inisiyatif kullanmamışlar. Bana iletilen bunlar.

Oğlumun %70 oranında engelli raporu var. 3 yaş 9 aylık ve tuvalet kontrolü yok. Ama doktorlar, bez raporu vermek için oğlumu uygun görmemişler. Önce 3,5 yaş dediler reddettiler, sonra 5 yaş diyerek geri çevirdiler, şikâyetçi olunca da “anatomik bozukluk yok” diye geri çevrildim. Sağlık Uygulama Tebliği’ni ise kendilerine gönderdiğimizde ise tek hekim kararı ile verilebilen bez raporu için iki doktor; “uygun görmedik” dedikleri için şikâyet konusu ortadan kalktı.

Yazının devamı...

Otizmli bir çocuk erken tanı ve eğitimle yeniden doğabilir

16 Temmuz 2018

Geçtiğimiz günlerde Tohum Otizm Vakfı, Teknosa ve Best FM iş birliği ile gerçekleşen projede Yasemin Şefik’in programında 8 Teknosa reklamı tek bir seferde yayınlandı. Ünlü radyocunun programının yayın akışını değiştiren bu uygulama dinleyicilerde şaşkınlık yarattı. Dinleyicilerin merakları, yine aynı programda, Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer tarafından giderildi. Otizmin en önemli belirtilerinden birinin tekrar eden takıntılı davranışlar olduğunu açıklayan Özer, aynı spotun defalarca tekrarlanma nedeninin Otizm konusunda farkındalık yaratmak olduğunu ifade etti.

Otizm, daha önceki yazılarımda da ifade etmiş olduğum gibi, doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk üç yılında fark edilen gelişimsel bir bozukluk. Bu bozukluğun görülme sıklığı büyük bir hızla artıyor. 1985 yılında her 2500 çocuktan birine Otizm tanısı konmuşken; 2001 yılında 250, 2013 yılında 88 çocuktan biri bu tanıyı almış bulunuyor. Günümüzde ise doğan her 68 çocuktan biri Otizmli olarak dünyaya geliyor. Otizmin erkek çocuklardaki yaygınlığı kızlara oranla dört kat daha yüksek. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AİDS dâhil olmak üzere birçok hastalıktan daha fazla sayıda Otizm teşhisi konuluyor.

Otizm, sebebi henüz tam olarak belirlenememiş bir bozukluk. Diğer pek çok bozukluk gibi Otizmin de tek bir nedeni yok, muhtemelen birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşuyor. Otizmli bireylerin beyinleri farklı çalışıyor. Merkezi sinir sisteminde bir anormallik bulunduğu ve beyinde hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal iletilerde eksiklik ya da fazlalık olduğu; bu gelişimsel bozukluğun oluşumunda genetik nedenlerin yanı sıra çevresel nedenlerin de rol oynadığı düşünülüyor. 

Otizmin temel belirtileri arasında; başkalarıyla göz teması kurmamak, gözlerin bir yere takılıp kalması, ismi söylendiğinde bakmama, sözleri tekrarlamak, istediği şeyi parmağıyla işaret edememek, akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermemek, sallanmak, çırpınmak, parmak üzerinde yürümek, dönen nesnelere karşı aşırı ilgi, takıntılı davranışlar gözlenmekte.

Otizmin günümüzde bilinen tek tedavisi yoğun ve sürekli özel eğitim. Erken tanı ve ardından gelecek haftada en az 20 saat özel eğitimle otizmli çocukların hayatlarında büyük fark yaratmak, onları sağlıklı gelişim gösteren akranları ile birlikte aynı okulda okuyacak seviyeye getirmek mümkün olabiliyor.

Türkiye’de Otizmin yaygınlık oranlarına ilişkin bir çalışma bulunmuyor. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan alınan 2014 verilerine göre zorunlu eğitim çağındaki otizmli çocuk sayısı 16,837. Otizmli bireylere sunulan özel eğitim hizmetleri Milli Eğitim Bakanlığı tarafından veriliyor; konu ile ilgili uygulama hükümleri “Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde yer alıyor. Otizmli bireyler Özel Eğitim İş Uygulama Merkezi’nde, özel eğitim sınıflarında ya da normal gelişim gösteren akranları ile birlikte kaynaştırma sınıflarında eğitim görüyorlar; özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden de destek eğitimleri alıyorlar.

Türkiye’deki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin % 53.2’si özel otizmli bireylere hizmet vermekte. Bunun yanı sıra otizmli bireyler okul öncesi dönemde okul öncesi kurumlara zorunlu ve destek özel eğitim hizmetleri sağlanmasıyla başarılı bir şekilde kaynaştırılabiliyorlar.

Yasemin Şefik’in programının yanı sıra Best FM ve Tohum Otizm Vakfı İnstagram hesaplarından yapılan ortak canlı yayınla Otizme sosyal medyada da farkındalık yaratılmış bulunuyor. Zira erken teşhis için otizm belirtilerini bilmek, otizmin farkında olmak hayati önem taşıyor. Bilimsel araştırmalar erken tanı ve doğru bir yöntem ile yoğun olarak eğitim gören otizmli çocukların yaklaşık % 50’sinde otizm belirtilerinin kontrol altına alınabildiğini, gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde yaşıtları ile aralarında hiçbir fark kalmadığını gösteriyor.

Yazının devamı...

Ben ablaydım, kaybolmazdım

13 Temmuz 2018

Ayla kaybolduğunda 9 yaşındaydım ve çok korkmuştum. Biri Ayla’dan bir yaş büyük, diğeri Ayla’dan iki yaş küçük iki kız kardeşim vardı. Ben ablaydım, kaybolmazdım – ya da öyle sanıyordum – ama ya kardeşlerim kaybolursa, ya ben onları bulamazsam koruyamazsam diye endişelenmiştim en çok.

Ayla İstanbul’da Bahçelievler’de yaşayan 6 yaşında bir kız çocuğuydu. 9 Ekim 1961 günü mahalledeki bakkala gitmişti. Her gün gidip döndüğü hepi topu 100 metrelik mesafeden o gün dönmemişti. Ailesi polise haber vermiş, aramalar başlamış, gazetelerde boy boy manşetler atılmış, adına ödüller konmuş, Ayla’yı arama çalışmaları aylarca sürmüş ama Ayla bulunamamıştı. O yıllarda her gün bir çocuk kaybolmazdı ortadan; bir çocuğun kaybolması ve bulunamaması öylesine sıradışı ve korkutucu bir olaydı ki Ayla’nın kayboluşu zihinlerimize silinmemecesine kazınmıştı.

Son bir ayda bir biri ardına ortadan kaybolan küçük yavrularımızla birlikte Ayla geldi gözümün önüne…

15 Haziran’da Ağrı’nın Bezirhane köyünde bayramlaşmak için ailesiyle birlikte ziyaret ettiği dedesinin evinin önünde oynarken kaybolan, cansız bedeni on sekiz gün sonra bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’i,

22 Haziran’da Ankara’nın Polatlı ilçesinde evlerinin yanındaki sokakta arkadaşlarıyla oynarken kaybolan, cansız bedeni yedi gün sonra bulunan 8 yaşındaki Eylül Yağlıkara’yı,

1 Temmuz’da Hatay'ın Hassa ilçesinde ailesiyle yakınlarını ziyarete gittiğinde kaybolan, cansız bedeni sekiz gün sonra bulunan 6 yaşındaki Ufuk Tatar'ı, 

7 Temmuz’da Bitlis'in Ahlat ilçesi'nde evinin önünde oynarken kaybolan, cansız bedeni ertesi gün bulunan 2 yaşındaki Sami Yusuf Marangoz’u,

gördükçe Ayla’nın yani 6 yaşında bir kız çocuğunun kaybolmasının sıradışı ve korkutucu olduğu günlerin manşetleri, kendi korkum, büyüklerimizin önceleri endişeli ve sonra giderek çaresizliğe dönüşen yüz ifadeleri belirdi zihnimde… tıpkı yaşıtım pek çok kişi gibi.

Yazının devamı...