"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Ayşegül Domaniç Yelçe

Renkli Kampüs

1 Ekim 2018

Renkli Kampüs; katılımcılarının yarısı fiziksel engelli gençlerden oluşan, çeşitlilikten ve farklılıklardan güç alan, ezber bozan bir gençlik programı. Ya da birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan Beş Kadın’ın “hayallerinin yolculuğunun” adı…

Bu Beş Kadın başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermeyi amaçlıyorlar. ‘Dünyayı değiştirmek için önce dünyanı değiştir’ demişler ve üniversiteli gençlerin yer aldığı bir sorumlu liderlik ve farkındalık programı olan Renkli Kampüs’ü tasarlamışlar. Arzu Güneşli, İdil Ander Dede, Kristina Steinbüchel, Pınar Gökpınar ve Suna Özpar adlı bu olağanüstü kadınlar farklı şirketlerde ve farklı sektörlerde çalışıyorlar.

Arzu, Boyner’de Kurumsal Gelişim ve Yatırım Direktörü olarak görev yapıyor. İdil’in, sürdürülebilirlik üzerine danışmanlık veren “Köprü Danışmanlık” adlı bir şirketi, Kristina’nın da “The Big House” adlı bir mimarlık şirketi var. Pınar, BP’de Finansman Muhasebe ve Raporlama Müdürü. Suna da, insan kaynakları konusunda danışmanlık veriyor. Beşli’nin yolları Ortak İdealler Derneği’nce yöneticilere yönelik olarak düzenlenen “Yetkinin Ötesinde Liderlik” programı ile kesişmiş.

Bu beş kadın, tanışmalarının akabinde, engelli ve engelsiz üniversite öğrencisi gençlere yönelik fırsat eşitliğini hedefleyen, farklı düşünmeyi destekleyen, gençleri sivil toplumda aktifleşme konusunda motive eden bir liderlik programı oluşturmaya karar vermişler. Bu fikri projenin paydaşları olarak gördükleri üniversitelerdeki engelsiz kampüs koordinatörlerine, farklı kurumlardaki insan kaynakları yöneticilerine, benzer konularda çalışan çevrelerindeki bilgi sahibi uzmanlara danışmışlar. 2012 yılının başından 2015 yılının başına kadar süren hazırlık sürecinin ardından, ilk dönemlerini 21 Şubat 2015’te 17 değişik üniversiteden 33 katılımcı ile başlatmışlar.

İstanbul'daki üniversitelerde okuyan engelli ve engelsiz gençlerin 3 ay boyunca Cumartesi günleri yarım gün katıldıkları, iş dünyasından, STK'lardan konuşmacıların gençlere liderlik deneyimlerini, başarılarını/başarısızlıklarını aktardıkları 9 modülden oluşan bu program, gençleri kendi kabuklarını kırıp 1 adım daha atarak "sorumlu liderlik" yapmaya teşvik ediyor.

Katılımcılar, her dönem için, farklı üniversitelerden engelli-engelsiz, kadın-erkek, farklı bölümler ve farklı sınıflar dengesi gözetilerek seçiliyorlar. Şirketlerin IK yöneticileri ile gerçekleştirilen kariyer günlerinde ise gençlere staj ve kariyer yapma imkânı tanınıyor.

Yazının devamı...

Türkiye Kas Hastalıkları Derneği

28 Eylül 2018

Türkiye Kas Hastalıkları Derneği,  ülkemizde yaşayan kas hastalarının daha kaliteli yaşamaları için gerekli koşulları sağlamak üzere, 1978 yılında Prof. Dr. Coşkun Özdemir’in öncülüğünde kurulmuş bulunuyor.   Dernek, kurulduğu günden bu yana kas hastalarına ve topluma rehber olmak, çözüm önerileri geliştirerek uygulanmasını sağlamak amacıyla sürdürüyor çalışmalarını. Vizyonunda kas hastalığı ile yaşayan bireylerin sağlıklı bireyler ile aynı standartlarda yaşayabileceği bir Türkiye var.

Türkiye Kas Hastalıkları Derneği misyonunu

- Uluslararası engelli hakları doğrultusunda kas hastalarının sosyal yaşama tam ve etkin katılımını sağlamak,

- Kas hastalarını doğru bir şekilde bilgilendirmek ve yönlendirmek, fiziksel, sosyal ve ruhsal olarak mümkün olan en iyi duruma getirmek,

- Neromüsküler hastalıkların nedenlerine ve tedavilerine yönelik araştırmaları bilimin ve etik kuralların rehberliğinde desteklemek,

- Toplumu neromüsküler hastalıklar konusunda bilgilendirmek,

- Kas hastalarının yaşam kalitesini yükseltecek çalışmalar yapmak

olarak belirlemiş bulunuyor.

Yazının devamı...

Toplum yararına programlar

10 Eylül 2018

İŞKUR’un Türkiye genelinde uyguladığı, büyük ilgiyle karşılanan Toplum Yararına Programlar (TYP) projesi devam ediyor. Bu programlarla işsizliğin yoğun olduğu dönemlerde veya yerlerde, özellikle istihdamında zorluk çekilen işsizlerin çalışma alışkanlık ve disiplininden uzaklaşmaları engellenmeye çalışılıyor.

Toplum Yararına Programlar;

alanlarında uygulanıyor.

TYP uygulama süresi, her bir program için en fazla 9 ay; haftalık çalışma süresi ise en fazla 45 saat.

“Güvenli Okul, Güvenli Gelecek” Projesini hayata geçirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında bir işbirliği protokolü imzalanacak. Protokol gereğince Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulların temizlik, bakım ve onarımı için Toplum Yararına Programlar (TYP) kapsamındaki 60,000 kişilik ödemeyi İŞKUR kanalıyla İl Müdürlükleri’ne aktaracak.

Ayrıca okullarda yine TYP üzerinden görevlendirilecek yaklaşık 20,000 Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlisi; okul yönetimleri ve okul aile birlikleri aracılığıyla gelişmeleri takip edecek ve olası sorunlar karşısında gereken tedbirlerin hızla alınmasını sağlayacak. Böylece toplamda 80,000 kişi TYP’ den yararlanmış olacak.

TYP’ ye ilişkin başvurular İŞKUR üzerinden alınırken, program okulların açılmasıyla başlayacak ve eğitim öğretim yılı süresince devam edecek. Okullarda TYP kapsamında görev alacak katılımcılara her ay asgari ücret tutarında ödeme yapılacak.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk “Yürütülen çalışmalar ile çocuklarımızın ve gençlerimizin daha sağlıklı ve güvenli bir ortamda eğitim almasının kaliteli eğitimin olmazsa olmaz bir parçası olduğunun bilinciyle, hem ailelerin gözünün arkada kalmaması hem de evlâtlarımızın sağlığa uygun şartlarda eğitim alması için Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlıkları ile beraber önemli bir adım atıyoruz.” diyor. 

Yazının devamı...

Eğitime Uzanan Yol Projesi kapsamındaki eğitimler sürdürülüyor

7 Eylül 2018

Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi, kısaca TANAP, Hazar Denizi’ndeki sahalarda üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasını hedefleyen büyük bir altyapı projesi. TANAP, Güney Kafkasya Boru Hattı (SCP) ve Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile birleşerek Güney Doğal Gaz Koridoru’nu oluşturuyor. Yani yaşadığımız coğrafyanın ve komşularımızın enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir rolü var. 

Sanırım okuyanlarınız hatırlayacaktır; bu konudan 16 Şubat 2018 tarihinde yayımlanan köşe yazımda söz etmiştim. Yine aynı yazıda, TANAP’ın Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları kapsamında fon sağladığı altı projeden birinin Tohum Otizm Vakfı tarafından yürütülen “Eğitime Uzanan Yol” projesi olduğunu da söylemiştim.

“Eğitime Uzanan Yol” projesinin amacı; özel eğitim uygulama merkezleri, özel eğitim sınıfları ve kaynaştırmada öğrenim gören otizmli çocukların nitelikli özel eğitim hizmetlerine kavuşmalarının sağlanması. 2017–2019 yılları arasında bu proje ile öncelikle, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı güzergâhı üzerinde yer alan 11 ilde toplam 33 özel eğitim sınıfının eğitim materyalleri ile donanımı hedeflenmiş durumda.

Otizm konusunda öğretmenlere ve ailelere yönelik eğitim programları geliştirilerek eğitim atölyeleri düzenlenmesi; bölge halkına, yerel karar alıcılara yönelik farkındalık seminerleri verilmesi de “Eğitime Uzanan Yol” projesi kapsamında yer alıyor. Tohum Otizm Vakfı, işte bu kapsamda, Büyük Erzincan Oteli’nde 10 Eylül tarihinde düzenlenecek Aile ve Farkındalık Semineri, 11-12-13-14 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek öğretmen seminerleri ile Erzincanlılarla buluşacak ve otizm konusunda eğitim verecek.

Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer; “Eğitime Uzanan Yol” projesi ile özel eğitim uygulama merkezleri, özel eğitim sınıfları ve kaynaştırmada öğrenim gören otizmli çocukların nitelikli özel eğitim hizmetlerine kavuşmalarını hedeflediklerini söylüyor. Mayıs ayı itibariyle 11 ilde toplam 33 özel eğitim sınıfına Milli Eğitim Bakanlığı standartlarına uygun şekilde eğitim materyalleri dağıtıldığını, gerçekleştirilecek uygulamalı eğitimlerle öğretmenlerin otizm konusundaki bilgi ve beceri düzeylerinde artış sağlanacağına inandıklarını ifade ediyor. Betül Selcen Özer, Projenin otizm alanında çalışan uzmanlara yol gösterici olurken, otizmli çocuklar ve ailelerinin de projeden nihai faydalanıcı olarak yararlanacaklarını söylüyor.

Ben ülkemizde en büyük yatırımın eğitim konusunda yapılması gerektiğine inananlardanım. Zira eğitim düzeyi yükseldikçe insan bilginin önemini daha iyi kavrıyor, bildiklerini yeterli görmüyor, sürekli büyütmeye uğraşıyor dağarcığını. Ve anlıyor ki, öğrenmenin sınırı yok…

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

Yazının devamı...

Çocuklarımıza öğretelim

3 Eylül 2018

Jessica Grono iki çocuk annesi bir özel eğitim öğretmeni. Kendisi de Serebral Palsili olan Jessica’nın yazılarına ara sıra bazı bloglarda rastlıyorum. Kendi deneyimlerinden ve uzmanlık alanından yola çıkarak annelere ve babalara, öğretmenlere ve bazen de öğrencilere tavsiyelerde bulunarak farkındalık yaratmaya çabalıyor.

Jessica 1980 yılında ilkokula başladığında engelli çocukların hepsinin diğer çocuklardan uzak bir sınıfta toplandıklarını, dersleri orada gördüklerini, diğer çocukların “moralini bozmamaları” için okulun yemekhanesine bile alınmadıklarını anlatmış bir yazısında. Ancak 11 yaşına geldiğinde akranı olan diğer öğrencilerle aynı sınıfta eğitim almaya başlayabilmiş. Daha önce engelli arkadaşı olmayan öğrenciler ve kimi zaman da öğretmenler Jessica’nın durumunu yadırgayıp başlarda ondan uzak durmuşlar. Jessica küsmemiş ve eğitim hayatını başarıyla tamamlamış.

Yaz tatilinin sonuna yaklaşıp okul hazırlıklarına başladığımız şu günlerde Jessica’nın bir yazısı özellikle dikkatimi çekti. “Okullar açılırken, çocuklarınızla engellilik hakkında konuşun lütfen” diyor Jessica. Velilere; engellilik durumunun korkutucu ya da utanılacak bir şey olmadığını, engelli çocukların sadece bazı şeyleri biraz daha farklı yaptıklarını, onlarla arkadaş olmakta hiçbir sakınca bulunmadığını çocuklarına anlatmalarını öneriyor.

Jessica, kendi çocukluğunda sınıf arkadaşları tarafından dışlanmanın ona verdiği üzüntüyü şöyle dile getiriyor:

“Doğum günü partisine, engelli çocuklar da dâhil olmak üzere, herkesi davet etmeyi unutmayın lütfen. Sınıf arkadaşlarım okulda hafta sonu gittikleri doğum günü partisi hakkında keyifle konuşurlarken benim için acırdı; zira o partilere hiç davet edilmezdim. Ve Serebral Palsili olduğum için davet edilmediğimi bilirdim.”

Peki, çocuklara engellilik durumunu nasıl anlatacağız? Bu konuda uzmanların yazdıklarını okuyabilirsiniz. Ben de sizlerle iki deneyimli annenin konu ile ilgili önerilerini paylaşmak istiyorum:

Pınar ve Melike, yurtdışında yaşayan, şehir ve bölge planlama diplomalı, mekânsal teknoloji uzmanı iki anne. “Çocuklarının daha güzel bir dünyada yaşayabilmeleri için değişim” isteğiyle yola çıkan bu iki genç hanım, ‘onlineanne.com’ adlı blogda çeşitli konularda, özellikle de farklılıklara saygı gösterilmesi ve özel ihtiyacı olan bireylerin seslerinin duyulması gibi konularda deneyimlerini ve düşüncelerini paylaşıyorlar.

Pınar ve Melike, çocuklara engellilik durumunu anlatmanın bir yolunun, farklılıklarımız ve benzerliklerimiz üzerinde konuşmak olduğunu belirtiyorlar. “Yani, çocuğunuza; herkesin farklı yetenek ve özellikleri olduğunu, bu yetenek ve özelliklerin bizi başkalarından ayırarak benzersiz kıldığını anlatabilirsiniz. Farklılıklarımız olsa da, hepimizin başkaları tarafından anlaşılmayı istediğimizi hatırlatabilirsiniz.” diyorlar.

Yazının devamı...

Engelli avukatların istihdam sorunları

31 Ağustos 2018

Bugün, bana ayrılan bu sütunlarda, okurlarımdan Av. Esen Öztoprak Yılmaz’dan aldığım bir mesajı paylaşmak istiyorum sizlerle. Tüm engelli avukatlar adına yazdığını ifade eden Öztoprak, şunları söylüyor:

“Yüksek lisans mezunu, 15 yıllık deneyimi olan, %40 ortopedik engelli bir avukatım. Birçok kurumsal firmada, banka genel müdürlüğü başta olmak üzere çeşitli pozisyonlarda görev yaptım. Ancak, neredeyse 2 senedir işsizim. Bir iş bulabilmek için genel engelli alım ilanlarına ve normal kategoride yayınlanan avukat ilanlarına sürekli başvuru yapmama rağmen işe alınmıyorum. Avukat ilanlarında, ne yazık ki, “engelli” kontenjanına yer yok. Artık başvurmadığım yer, çalmadığım kapı kalmadı. İŞKUR’da da kaydım var.

2 senedir işsiz olmamın en büyük sebebi üniversite mezunu kalifiye engellilerin özel sektörde çok az istihdam edilmesi. Hatta lise mezunları bizlerden çok daha kolay iş buluyor. Şöyle ki; özel sektör engelli kadrolarını beden işçisi, büro memuru, ofis boy gibi az ücret vereceği pozisyonlarla doldurmakta; bizim gibi kalifiye engellileri tercih etmemekte. İŞKUR’da ya da özel kariyer sitelerinde engelli avukat iş ilanı bulunmamakta. Çok iyi bir özgeçmişe sahip olmama rağmen engelli olduğum için maalesef önyargı nedeniyle normal kategoride açılan avukat kadrolarına da alınmıyorum. Engelli olmasaydım bu kıdem ve eğitimimle, eminim ki, çok kısa bir sürede bir iş bulabilirdim.

Ben sadece bir örneğim, ama tek değilim. Engelli avukatların büyük çoğunluğu benim gibi işsizlik problemleri, önyargılar ve maddi sorunlarla boğuşmaktalar.

Özel sektör bu durumdayken; kamuda da engelli avukatlar için tablo pek parlak değil. Kamu kurumlarının çoğunda yıl içerisinde KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) puanı ile dışarıdan avukat alımı yapılırken, EKPSS (Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı) geçerli sayılmamakta. Bilindiği gibi engelliler sadece EKPSS ile kamuya atanmakta. Ancak; 2012 yılından bu yana gerçekleştirilen EKPSS’ler sonucunda –yani 6 yıldır- lisans bazında toplamda 14.570 kişi kamuya yerleştirilirken, istihdam edilen engelli avukat sayısı 80 kişi ile sınırlı kalmış durumda.

EKPSS ile kamuda istihdam bekleyen engelli avukat sayısı azımsanamayacak kadar çok.

6 yıl boyunca toplamda 1000’i aşkın avukatın bu sınava girmesine karşın sadece 80 kişilik kadro açılmış olması, içinde bulunduğumuz ve anlatmaya çalıştığım müşkül durumu ispat ediyor.

Oysa aynı süreçte 992 engelli mühendis, 127 engelli psikolog, 111 engelli veteriner, 94 engelli sosyolog alınmış; ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı 3451 engelli öğretmen istihdam etmiş bulunuyor. Kaldı ki tüm kurumlar bazında, KPSS merkezi atama ve KPSS puanı ile açıktan alımla istihdam edilen engelsiz avukat sayısı da 4797. Ancak; 2016/II. Atamada EKPSS ile kamuda sadece 1 adet engelli avukat istihdam edilmiş; bazı yıllarda alım dahi olmamıştır. Oysa engeli olmayan meslektaşlarımız özel sektörde zaten kolaylıkla iş bulabilmektedirler. Bu noktada biz engelli avukatlara negatif ayrımcılık değil pozitif ayrımcılık yapılarak kamuda istihdamımız için kadro sayılarının arttırılması gerektiği açıktır.  

Yazının devamı...

Bir bayram daha geçti

27 Ağustos 2018

2018 yılının ikinci dini bayramını da geride bıraktık. Kimilerimiz tatil yaparak değerlendirirken bu zaman dilimini, kimilerimiz de büyüklerimizi sevindirmek için kullandık.

Ben bu bayramda gençler tarafından sevindirilmeyi bekleyen büyükler tarafındaydım. Ne mutlu ki, kızım benimle aynı apartmanda oturduğu için onu her gün görebildim. Hayatta olan tek kardeşim ise yazlarını İstanbul dışında geçirdiğinden ona ve ailesine hasret kaldım.

Bilmem nedendir, çocukluğumu hatırlamadan ve o günleri özlemeden geçiremez oldum bayramları. Bayram gelmeden günler öncesinden bir hüzün kaplıyor içimi. Belki de annem, babam, kardeşim, amcam, yengem, kuzenim ve sevgili eşim artık bu dünyayı bizimle paylaşmadıkları için…

Kızım, genç yaşına rağmen geleneklerine bağlı bir yapıya sahip. Çocukluğundaki bayram günlerini canlandırmak, tam anlamıyla olamasa da o günleri yeniden yaşamak istiyor. Örneğin; evimizde mutlaka bayram sofrası kuruluyor. Bazen bir misafirimiz oluyor bu sofrada, bazen de kızımla ben iki yardımcımızla paylaşıyoruz soframızı.

Bu bayram oldukça şanslıydım. Zira kuzenimin küçük kızı Esma ve manevi oğlum Burak İstanbul’da geçiriyorlardı bayramlarını. Her ikisi de, tesadüfen aynı yaşta olan kızları ile birlikte ziyaretime geldiler. Biri beni ‘anneanne’, diğeri ise ‘babaanne’ diye çağıran bu tatlı kızlar beni en fazla sevindiren ziyaretçilerim oldular.

Ailenin en büyüğü olarak bayram boyunca evden hiç çıkmadım. Her gün birkaç ziyaretçim oldu; onları büyük bir mutlulukla ağırladım. Bazılarını uzun süredir görmemiş olduğum dostlarla birlikte zaman geçirmek bana çok iyi geldi.

Ne yazık ki bu bayram kurban kesme olanağım yoktu. Oysa Eyüp Sultan’da bir kurban kestirebilmeyi ve etini oradaki imarethaneye bağışlamayı çok isterdim.

Yazının devamı...

'Pes etme'

24 Ağustos 2018

Üç sene önce bugünlerde Adrianne Haslet-Davis adlı bir profesyonel dansçıdan söz etmiştim sizlere. Adrianne, 15 Nisan 2013’de ABD’de yapılan Boston Maratonu sırasında bitiş çizgisi yakınlarında meydana gelen patlamalarda yaralanan 200’den fazla kişiden biriydi. Saldırıda sol bacağını kaybeden dansçının teknolojinin de yardımıyla, büyük bir azimle yeniden sahneye dönüşünün hikâyesini aktarmıştım

Aynı saldırıda bacaklarını kaybeden diğer bir kişi de Jeff Bauman. Bazılarınız onu ülkemizde Aralık 2017’de vizyona giren “Pes Etme” adlı filmden hatırlıyor olabilirsiniz. David Gordon Green’in yönettiği, başrolünü Jake Gyllenhaal’ın üstlendiği film Jeff Bauman’ın saldırıdan kurtulmasını, saldırganı teşhis etmedeki rolünü, tedavi ve rehabilitasyon sürecini, bu süreçte verdiği fiziksel ve duygusal mücadeleyi anlatıyor.


Jeff artık çeşitli yerlerde konuşmalar yaparak benzer durumdaki kişilere yol göstermek için çalışıyor.   

Film, Jeff Bauman’ın yazar Brett Witter ile birlikte kaleme aldığı, Grand Central Yayınevi tarafından 2014 yılının Nisan ayında yayınlanan Stronger adlı otobiyografisinden uyarlanmış. Kitabın haftalarca New York Times Çok Satanlar Listesi’nde kaldığını da hatırlatalım. Witter, Jeff’in fiziksel ve psikolojik olarak verdiği mücadelede yaşadığı ikilemi şöyle dile getiriyor kendi web sitesinde:

“Ünlü olmak istemiyordu, ama insanlar ona gözlerini dikip aralarında fısıldaşıyorlardı. Tanımadığı insanların kendisiyle ilgilenmelerini istemiyordu, ama onlardan gelen mektuplardan ilham alıyordu. İnsanlar onun korktuğunu ve acı çektiğini bilsinler istemiyordu, ama saklanmak da istemiyordu. Kahraman addedilmekten nefret ediyordu, çünkü hiç de kahraman gibi hissetmiyordu.”

Jeff Bauman o gün maratona kız arkadaşı Erin’i desteklemek için gitmişti. Bitiş çizgisinin yakınında Erin’in koşuyu bitireceği anı bekliyordu. Arkasında tuhaf bir adamın durduğunu fark etmişti. Tedirgin ve çekingen duran bu adam Jeff’in dikkatini çekmişti. Jeff tekrar arkasına döndüğünde adamı göremedi, ama ayağının dibindeki sırt çantasını fark etti. Havalimanlarında hep yapılan anonslar aklına geldi; sahipsiz çantalar tehlikeliydi. Ne yazık ki Jeff görevlilere haber verecek fırsatı bulamadan çanta patlamıştı.

Yazının devamı...