"Mustafa Denizli" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mustafa Denizli" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Mustafa Denizli

Barça'nın korku pasları ve Modric!

4 Aralık 2016

Esasında tribünlerde gözlemlediğim bir milli maç, saha içerisinde ise El Clasico. Katalonya marşıyla başlayan seremoni içerdeki mücadeleyle devam etti.

Benim beklentim ikinci yarıda Arda ve Iniesta ile coşacak bir Barcelona’ydı. Tabi yıllardır Barcelona’yı büyüten, mükemmel yapan bir orta sahası vardı.

Hâlbuki dün Barcelona’nın en fazla sıkıntı yaşadığı yer oldu orta sahası. Sadece bu maçta değil bundan öncekilerde de bu kadar gereksiz, korku dolu paslar yapan, yana oynayan, dünyanın belki de en etkili hücumcularının aynı takımda olduğunu düşünürseniz, ortaya nasıl bir tablo çıktığını kafanızda canlandırabilirsiniz.

Önünde Messi, Suarez, Neymar gibi olağanüstü hücumcuların olduğu takımda Rakitic, Busquets ve Gomes gibi bir orta saha ile etkili olamayacağınızı yaşamanız kadar doğal bir şey olamaz.

Barcelona aynı kadro içerisinde yukardakileri ve aşağıdakileri barındırıyor. Esasında iki takım arasındaki en önemli fark Modric’ten kaynaklanıyor dersek yalan olmaz. Bence Barcelona’nın hücumcuları mı, Modric mi yanlış takımdalar hakikaten bu zor bir soru olur.

90 dakikada tek hatayla oynadı diyebilirim Modric için. Modric ne kadar öne oynuyorsa, Barcelona orta sahası bu görüntüden bir o kadar uzaktı.


HENÜZ LİGDEN KOPMADI


İkinci yarıda Barcelona golü buldu ama oyundaki mutlak hâkimiyeti, Iniesta’nın girişiyle sağladı. Iniesta nasıl bir virtüöz nasıl mükemmel bir futbolcu olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Zaten oyuna girerken tribünler onunla ilgili düşüncelerini net bir şekilde ortaya koymuştu. Ondan sonra Arda’nın da girişiyle Barcelona oyunun mutlaka hakimi oldu.


Arda oldukça istekli ve canlı başladı. Maç bir anda 3-0’a gidebilirdi. Messi, Neymar, Suarez öyle goller kaçırdılar ki… Özellikle Messi ve Neymar’ın pozisyonları gol dışında bir vuruş beklenmeyecek vuruşlardı. Hal böyle olunca bir kafa topu Real Madrid’i hayata döndürdü. Puan farkını korudu. Son dakika gollerinin artıları ve eksileri çok önemlidir. Real’e ne artı getirdiyse Barcelona’ya o kadar eksi getirir.
Sonuç Barça’yı ligden koparmadı. Kaybetseydi bu kopuşu yaşardı.


Ama ayağına gelmiş kısmeti resmen tepti. 80 binin üzerindeki seyirci ikinci yarıda oyuna girdi. Takımının yanında oldu. Takım tribüne aynen uyum gösterdi. İkinci yarıda hem tribünler hem de takım gerçek manada Barcelona görüntüsü verdi. Ama maçı kazanma şansını onlara vermedi.


FUTBOL OLARAK SINIFTA KALDILAR


Barcelona’nın ilk yarıda en büyük hatası korkak pasları ve etkisiz oyunuydu. İkinci yarıda böyle bir takımın gol vuruşları eksikti. Iniesta olmadan Barcelona’nın bu orta sahayla sonuca gitmesi gerçekten çok zor. Barcelona büyük takım olduğunu ne kendisi ne de rakipleri unutur. Ama son haftalarda bir bocalama yaşadığı kesin.

Bundan sonraki oyunlarda Iniesta’nın ve Arda’nın yer alacağını var sayarsak ki Gomes’in bir Barça oyuncusu olmadığı kesin. Kendini bulan bir Barcelona ile Real arasındaki 6 puan bir fark değildir. El Clasico, yaşanması gereken maçlardan birisi. Biz de bunu yaşadık. Bu benim üçüncü El Clasico karşılaşmam. Futbol olarak diğerlerinin bir hayli gerisinde kaldı.

Yazının devamı...

Kendini arayan adam

8 Kasım 2015

İlk Yarı:

 

İlk yarıda topa sahip ama temposuz bir F.Bahçe vardı. Sizce bu tespit doğru mu?

 

Doğru. Genel görüntü o. Fakat ben maçtan ziyade ilk 45 dakika başka bir şeye baktım. Baktığım da direk olarak Robin van Persie’ydi. Bu kadar büyük bir isim, bu kadar büyük bir kariyer... Maçı izlerken, onun futbol adına bir şeyler yapıp başarmasını istiyorum. Çalışıyor; çabalıyor ama kim olduğunu, nasıl oynadığını bulamıyor. Belki beklentilerin altında eziliyor. Bir gerçek ki RVP bu değil. Yoksa hakikaten gazetede çıkan Barcelona haberlerinin doğruluk payı mı var? Bu görüntüsünde ya bu söylediklerim ya da aklının karışık olduğu gibi bir çıkarımım var.
Maça gelince 45 dakikanın aşağı yukarı tamamını F.Bahçe baskısı altında geçirdik dersek, yeridir. Maç başladı, taraftar başladı. Fener bastırdı, taraftar bastırdı... Sağdan geliyor, soldan geliyor ama sadece geliyor. Bir tek net pozisyonu yok. Ve dakikalar 45’i gösterirken skorboard da yerinde duruyordu.

 

Aykut Kocaman’ın Konya’sını nasıl buldunuz?

 

Konya baskı altında pas yaparak, top oynayarak çıkmaya çalışıyor ama kabul etmek lazım ki önde çok becerikli oyunculara sahip değiller. Orta sahada çok pas yapıyorlar, bunu yaparken de hata yapıyor. Atak buluyor, deniyorlar da aslında. Ama Fenerbahçe kalesinde ‘Bu pozisyonları nasıl kaçırdım’ diyecekleri bir fırsat da yok. Mücadele edip, oynamaya çalışıyorlar.

 

GÜÇ FARKI

 

Şunu kabul etmek lazım. İki takım arasında bir güç farkı var. İlk 45 dakika değerlendirildiğinde ‘Konya başarısızdır’ diyemeyiz. Ama bunu Fenerbahçe için kullanabiliriz. F.Bahçe pozisyon üretmekte ciddi anlamda sıkıntı yaşadı.

 

F.Bahçe’nin ve Konya’nın ikinci yarı hamleleri ne olmalı?

 

Burada hamleye, denemeye ihtiyacı olan Fenerbahçe. Muhtemelen, üzerine bu kadar kalem oynattığımız Van Persie oyundan alınabilir. Halbuki Nani ve Volkan’dan biri ya da ikisi birden oyuna alınacaksa, Van Persie’ye onlarla birlikte bir şans tanınması lazım. Mehmet Topal’ın yanından 1 kişiyi almak doğru olabilir. Van Persie’yi böyle kanatlarla izlemek lazım. Ama bunu yapar mı Fenerbahçe? Bilemiyorum. Şunu da belirtmek lazım. Şartlar ne olursa olsun, öyle ya da böyle Fenerbahçe büyük ihtimalle kalitesi ve gücüyle oyunu çevirecek diye düşünüyorum.

 

ZAMAN LEHİNE ÇALIŞIYOR

 

İkinci yarı:

 

Galibiyeti Nani ve Volkan’ın oyuna katılmasına bağlayabilir miyiz?

 

Volkan ve Nani’den ziyade Gökhan ve Hasan Ali ön plana çıktı. Muhtemelen ikinci yarıda onlarla devam edileceğini öngörmüştük. Bu ikili girince F.Bahçe’nin kanatları kullanma şansı, önlü arkalı daha fazla oluyor. Alper ve Van Persie’den ziyade Volkan ve Nani’nin daha etkili olduğu bir gerçek. Oyunun kısa özetini yapmak gerekirse, Türkçede bir laf vardır ‘Bu sıcağa kar dayanmaz.’ Karşısında gole gidemeyen bir takım olunca senin pozisyon üretme, oyuna hakim olma şansın artıyor. Futbolda antrenmanda bazen bir çalışma vardır. Sadece pas oyunu üzerine kurulu, hedefi olmayan. Konya’nın dünkü oyunu aşağı yukarı buna benzer bir oyundu. Neticede bir yerde güç, kalite ortaya çıkacaktı. Çıktı da.

 

Eleştirilse de F.Bahçe hala zirvede. Nasıl yorumlamak lazım?

 

1-0, 1-0, 1-0, 1-0... F.Bahçe böyle böyle kazanıyor. Ve zaman da F.Bahçe’nin lehine çalışıyor. En problemli günleri kazanarak geçen bir takım var neticede. Son maçlarda Fenerbahçe takım savunmasını iyi yapıyor. Gol yemiyorlar ama bunun yanında üretmede de zorluk çekiyorlar. Dün için avantajları karşılarında doğru dürüst gol girişimi yapamayan bir takımın oluşuydu. F.Bahçe bundan sonra tempolu ve sonuca gidecek oyun oynamak istiyorsa, De Souza’nın bu oyunda yeri yok.

 

Yazının devamı...

Kazansaydı bitirmişti

6 Kasım 2015

Kaybedilen 2 puanı nasıl yorumlamak lazım?

 

Kazanamamak Beşiktaş’ı puan hesaplarının içine soktu. Kendi maçından sonra Sporting ne yapacak diye beklemek durumunda kaldı. Ama istediği haber de Arnavutluk’tan geldi. Skenderbeu, sürpriz bir sonuca imza atıp Sporting’i yendi. Sporting, 4 puanda kalırken Beşiktaş ise puanını 6’ya taşıdı. Beşiktaş, gelecek hafta Skenderbeu’yu yenerse puanını 9’a çıkaracak. Ve son hafta Portekiz’de sadece kaybetmemesi gerekecek.
Dün Arnavutluk’ta yenilen Sporting gelecek hafta Lokomotiv’i, Moskova’da yenebilir. Fakat ipler yine de Beşiktaş’ın elinde olacak. Şunu da belirtmekte fayda var. Beşiktaş, Olimpiyat’ta kazansaydı, işini son haftaya bırakmayacak ve Portekiz’de kaybetme/kazanma endişesi taşımayacaktı.


Beşiktaş neyi eksik yaptı?


Beşiktaş, ilk yarıda pozisyon üretemedi desek yeridir. Olcay, Gökhan ve Gomez çok etkisizdi. 2. yarıya Quaresma ile başlamak ayrı bir hava ve aktivite getirdi Beşiktaş’a. Hem Gökhan hem de Quaresma oyuna katkı sağlamaya başladılar. Beşiktaş mutlak bir hakimiyet kurdu. Bunun da baş aktörü Sosa’ydı. Bütün etkili ataklarda başlangıç noktası Arjantinliydi. Attığı muhteşem paslar tehlike yarattı. Ve golü de buldu Beşiktaş.
Ondan sonra işi daha kolay götürür düşüncesi varken bunu yapamadılar. Beşiktaş pozisyona giremedi mi?


ŞANSSIZLIK ERSAN


Bunu söyleyemeyiz. Beşiktaş’ın şanssızlığı girdiği 2 önemli pozisyonun da aktörünün Ersan olmasıydı. Ersan, ilkinde kaleciden dönen topta bir adım geride kaldı. İkincisinde ise uzatma dakikalarında, çok etkili kullandığı kafayla çok kötü ve zayıf bir vuruş yaptı. Hani derler ya nereye vursa gol olurdu. Olmadı. Ve o top neredeyse gidip Beşiktaş’a maç kaybettirecekti. Tolga son anda ayağıyla belki de mağlubiyeti önledi. Beşiktaş adına Quaresma, Sosa, Atiba, Beck ve İsmail iyiler arasındaydı. Ama Gomez dün etkisizdi.


Kırılma anı neydi sizce?


Beşiktaş eğer Necip’i kullanmak istiyorsa kenara gelen oyuncu Sosa olmamalıydı. Beşiktaş adına kırılma anlarına baktığımızda 2 gol pozisyonu ve 2 oyuncu değişikliğinden bahsetmek lazım. İki pozisyon Ersan’la girilen ve değerlendirilemeyenlerdi. İki oyuncu değişikliği ise Sosa’nın ve Fernandes’in çıkmasıydı. Fernandes, resmen Lokomotiv’in el freniydi. O çıkınca Moskova temsilcisi çok daha hızlı hücuma çıktı ve Beşiktaş kalesi tehlike yaşamaya başladı. Kısacası Beşiktaş’ın yarattığı tehlikelerin başlangıcı Sosa’nın çıkışı ve rakibin el freni Fernandes’in kenara gelişi, skor üstünde çok etkili oldu.

 

Skenderbeu iyiliği

 

Beşiktaş’ın gruptan çıkma şansını nasıl değerlendirirsiniz?


Beşiktaş, Lokomotiv beraberliğine rağmen, grubun diğer maçından çıkan sonuçla ipleri yine de elinde tutmuş oldu. Artık bütün hesaplar, gelecek hafta Skenderbeu maçında 3 puanın garanti olduğu üzerine yapılacak. Sporting eğer Moskova’da kazanamazsa zaten Beşiktaş, gruptan çıkmayı garantileyecek. Eğer Sporting, Moskova’da kazanırsa o zaman tek bir sonuç düşünülecek: Portekiz’de kaybetmemek. Zira gelecek hafta iki takımın da kazanması halinde son hafta maçında Sporting’e Beşiktaş’a karşı mutlak galibiyet gerekecek.


YAZIK OLDU


İplerin elimizden kaydığını düşündüğümüz grupta Skenderbeu, bir iyilik yaptı. Yine de Beşiktaş, Lokomotiv’i yenseydi, bütün bu hesapları yapmasına da gerek kalmayacaktı. Kısacası yazık oldu. Beşiktaş kazanacak pozisyonlar da bulmuştu aslında.

 

İKİ PENALTI VERİLEBİLİRDİ

 

Hakemi nasıl buldunuz?

 

Hakem genelde vasattı. Çok kritik verip vermediği karar var. İki penaltıyı çalsa kimse ‘Neden çaldı’ diyemez. İki anda da kollar doğal görüntüsü içinde değil. Birini Beşiktaş’ın lehine, diğerini de aleyhine verebilirdi.

Yazının devamı...

Yazık, çok yazık oldu

4 Kasım 2015

İlk yarı:

Maça Benfica atak başladı, sonrasında G.Saray dengeledi. İlk 45’i nasıl yorumlarsınız?

Maçın bu şekilde başlaması doğaldı. Bu bir sürpriz değil. İstanbul’da da maç böyle başlamıştı. Fakat, G.Saray, Benfica’yı yakalayabileceği en güzel dönemde yakaladı. Dolayısıyla G.Saray’ın oyuna ortak olması da son derece doğal. İki takımı kıyasladığın zaman bireysel olarak G.Saray’ın sahip olduğu yıldızlara Benfica sahip değil. Onlarda bir Sneijder, Podolski, Burak ve Selçuk tipinde hücumcu yok.Tabii ilk yarıda oyunun başında Benfica’nın bir kaç tehlikesi oldu ama ondan sonra G.Saray oyunu dengeledi, hatta daha hakim oldu. İlerleyen süreç G.Saray’ın lehine. 

BURAK RİSKLİ

Diğer yandan iki takım da ilk 45’te “Bu oyun kırmızı kart çıkmadan zor biter” görüntüsü verdi bana. Burak’ın ikinci sarı kartı görebileceği pozisyon da oldu. Burak, G.Saray’ın en büyük gol silahı. Bence 2. yarıya devam etmemeli. Bir sonraki maçta olmayacak ama ben bu maç için endişeliyim. En ufak hareketinde dahi hakem onu kollar ki kolla oynadığı pozisyonda 2. sarıyı görebilirdi. Burak, kötü oynamıyor ama sarı karttan dolayı, zor bir karar olsa da, devam etmesinde risk görüyorum...

GEÇ GİTTİ

G.Saray, ikinci devre beraberliğe rıza mı göstermeli yoksa galibiyete mi oynamalı?

G.Saray, bu maçı kazanırım görüntüsünü ilk yarıda ortaya koydu. Peki Hamzaoğlu, ne tür hamleler yapabilir?Burak çıkarsa büyük ihtimalle Umut girebilir. İlerleyen süreçte de Yasin hamlesi olabilir. Oyundan düşerse Bilal’in yerine de Jem Paul Karacan oyuna alınabilir. Şunu da unutmamalı: G.Saray, maçtan bir gün önce çok uzun bir yolculuk yaptı. Oy kullanmak için bunu yaptı ama futbolcular pazar günü sabahtan oylarını kullanıp bir gün önceden Lizbon’a götürülebilirdi. Bu daha sağlıklı olurdu. İlk yarı bir yorgunluk hissetmedim. İnşallah 2. yarı da olmaz. Sonuçta maç ilk 45’te tam ortada göründü. Benfica’da da 2. sarıdan kırmızıyı görebilecek oyuncular var.

İkinci yarı:

G.Saray, iki karambol golle teslim oldu. Bu seviyeye yakışmayan hatalardı...

Oyun şuraya geldi. Bir frikik topunu kafayla kalenin önüne oynuyorlar ve Chedjou ıskalıyor! “Bir büyük takım bu golü nasıl yer” derken, beraberlik golü geliyor. Bu dakikadan sonra her şey G.Saray lehine olmalı fakat olmuyor.Sanki G.Saray, baskı kurmak için önce gol yemeyi bekliyor ve o golü de yiyor. Ve belki ilkinden de beter şekilde yiyor. Bir korner atışında kale sahası içinde 7 G.Saraylı ve arkada bomboş bir Luisao... Sonra Burak oyundan çıkıyor. Ve 74’te çıkıncaya kadar topla herhangi bir buluşması yok, arkadaşlarının da onunla herhangi bir alışverişi yok. Çünkü sarı kartı olan Burak da arkadaşları da tedirgin. O yüzden de onunla oynayamıyorlar.G.Saray kalesinde bir kaç tehlike daha yaşıyor. En büyük tehkileyi Umut ve Muslera birlikte önlüyor. G.Saray’da o pazisyonun içinde olması düşünülen en son adam, takımın en gerisinde rakibine gol vuruşunu rahat yaptırtmıyor ve Muslera’ya büyük bir yardımcı oluyor! Neresinden bakarsan bak, yazık bir maç. G.Saray tekrar yükleniyor, tekrar arıyor ve en sonunda da beraberlik şansını Yasin ile yakalıyor. Ancak inanılmaz bir şekilde bu da gol olmuyor. Bu pozisyonla beraber sanki kader de ağlarını örüyor.Maçla birlikte G.Saray, bir sonraki maçın en önemli silahlarını da kaybediyor. Çok uzak da olsa bugün aldığı bir puanla Astana da artık bir yerde G.Saray’ın aklını meşgul eder pozisyona geliyor. Kısacası hem G.Saray hem de Türk futbolu için yazık bir gündü...

Yazının devamı...

Futbol kötü, 3 puan iyi

29 Ekim 2015

İLK YARI:

Nani’siz F.Bahçe’yi ilk yarıda nasıl buldunuz?

 

Nanili F.Bahçe nasıldı onu bir hatırlayalım. Bir de dünkü F.Bahçe’ye bakalım. Arada çok bir fark yok. Nani gerçekten çok kaliteli ve yaratıcı bir futbolcu. Ama bunları takım adına kullanırsa büyük futbolcu olur. Bildiğim kadarıyla bir sakatlığı yok. Daha sezon başı, kadroda olmamasının bir sebebi olmalı. Büyük bir ihtimalle fazlasıyla ferdi oyunu tercih ettiği için kadroya alınmadı. Nani, kalite ve yeteneklerini kendisi için değil takım için ön plana çıkardığı gün, Nani de Fenerbahçe de çok farklı bir yer edinir.

 

Fener’in üretkenlik sorunu devam etti mi?

 

Ediyor zaten. Fenerbahçe’nin önde bir 5’lisi var. Bu 5’liden 2 tanesi futbolu çok iyi bilen ama temposu diğerlerine nazaran daha düşük olan 2’li. Van Persie ve Diego. Yanlarında bir 2’li daha var. Markovic ve Alper. Bunlar son derece aktif ama futbol ve oyun bilgileri bu ikiliden eksik. 5.’si de De Souza. Peki, De Souza’dan ne bekleniyor? Bir orta sahadan gole gitmesi, şutlar atması, asist yapması, oyunu organize etmesi beklenir.  Bunların hiçbiri De Souza’da yok. De Souza orta sahayı hakikaten orta saha diye algılıyor. Neredeyse oyunun tamamında sahanın tam ortasındaydı. Topla buluştuğunda da öne 1 pas yapabiliyorsa, yana ve geriye 4 pas yapıyor. O zaman nasıl üretken olacak bu takım? Halbuki bu futbolcuları bir araya koyunca insan buradan çok gol ve pozisyon çıkar diye düşünüyor ama çıkmıyor.

 

Markovic’in sık sakatlanmasının sebebi nedir?

 

Her futbolcu darbe alıyor alıyor ama futbolcunun bir direnci vardır. Sanki Markovic’te hem darbeye hem de oyun direncine dayanıklılığı eksik. Ama zannediyorum sadece F.Bahçe’de yaşadığı bir durum değil bu.  Markovic’in sakatlığı sonr asında Fernandao girdi. Fernandao büyük futbolcu sınıfına girmez ama her şeye rağmen F.Bahçe’nin kadrosunda bulunan hücum etkinliği en yüksek ve de skora en yakın futbolcusu. Ama oyuna başlamama nedeni, sonradan girse de problem olmayışı. Olay bu. Her şeye rağmen F.Bahçe’nin kadrosundaki yetenekler, skoru belirlemede öne çıkabilir. Aradaki fark bu. Tabii ilk yarının 0-0 bitmesinde F.Bahçe’nin saydığımız faktörleri kadar Osmanlı’nın da iyi direnci ve akıllı oyunu vardı.

 

HOCAYA GÖRE MEİRELES 

 

İkinci yarı nasıl bir hamle bekliyorsunuz?

 

Ben hamleyi De Souza’nın yerine Ozan ya da Uygar olarak değerlendiriyorum. Ama hoca için Meireles bu iki ismin önünde olabilir..

 

İKİNCİ YARI:

 

OYUN SIKINTISI DEVAM EDİYOR

 

F.Bahçe yine iyi futbolla değil yıldızı ile kazandı diyebilir miyiz?

 

Maçın değerlendirmesini yaparken böyle güçlü bir ihtimalden bahsetmiştik.

 

F.Bahçe’nin 1 tane gol pozisyonu var maçta.

 

O da ilk yarıda Van Persie’nin pası ve Alper’in kaleciyle karşı karşıya kalışıydı.

 

F.Bahçe’nin mahkum oynadığı 2. devrede Alper’in harika bir golü, oyunun belki de en önemli lezzetiydi.

 

Zaten oyuna başlayan hücum hattından Markovic, Van Persie ve daha sonra Alper oyundan çıktıktan sonra Fernandao tek başına ileride bir şey yapamadı.

 

En sonunda defans bloğunun içine kadar geldi.

 

Burada Osmanlıspor’un oyuna baskılı görüntüsü var ama sonucu değiştirecek futbolcusu yok gibi.

 

Torje’ye ümit bağlamışlar ama Torje oyunda sadece frikik ve korner kullanmak için var gibi.

 

Kısacası F.Bahçe, büyük takım olmanın avantajın öyle ya da böyle sonuca çevirdi.

 

Ama oyun sıkıntısı devam ediyor.

 

İkinci 45 dakikada benim söylemediğim ama var olan bir pozisyon var mı diye düşünüyorum ama bulamıyorum.

 

Son derece futbolsuz bir maç oldu.

 

O kadar. 

Yazının devamı...

Birer devrelik derbi

25 Ekim 2015

İLK YARI

Baskılı başlayan bir F.Bahçe vardı ilk devrede. Siz nasıl yorumlarsınız?

Genelde Kadıköy’de zaten Fenerbahçe-Galatasaray maçlarının başlangıcı böyle oluyor. Bizim derbiden önce Manchester derbisi vardı. Oradaki heyecan, pozisyon üretme, kaleyle ilgili ataklar Fenerbahçe-Galatasaray maçının çok gerisinde kaldı. Tribün coşkusu da öyle. İlk yarıda G.Saray ’ın büyük mücadelesi, Fenerbahçe’ye cevap verme, karşı koyma isteği vardı ama F.Bahçe kalesinde yarattığı bir tehlike yoktu. G.Saray ilk yarıda F.Bahçe ceza sahası çevresine kadar geldi ama oradan bir tehlike yaratamadan ayrıldı. Peki, F.Bahçe’nin net pozisyonları var mıydı? Tehlikeli fırsatlar yarattı ama bunlar net bir pozisyona dönüşmedi. Sadece belirgin bir F.Bahçe baskısı vardı. Muslera’nın çeldiği toplar vardı mesela. Ve sonunda da çelip gol olan top. Gol anında bir tek şu tartışılabilir. Van Persie aktif alan içinde mi, Muslera’nın hareketine mani oluyor mu? İlk yarıda akılda kalan pozisyon buydu. Benim gördüğüm, orta yapıldığı anda Van Persie aktif alanda ve ofsayttı.

Carole’un sakatlığı ve Olcan tercihi için ne dersiniz?

Ben Carole sakatlanınca Semih’in oyuna dahil olacağını düşündüm. Semih’in oyuna girmesi, olası Fernandao hamlesi için bir ön tedbir olacaktı. Hakan’la birlikte hava toplarında bir avantaj sağlayabilirdi. Ayrıca defansif olarak Hakan, Olcan’a göre daha tecrübeli, bu sebeple tercih edilebilirdi. Yani akla ilk gelen Semih’in oyuna katılımıydı. 

İlk devredeki oyun sizi derbi anlamında tatmin etti mi?

Beklediğim futbol kalitesinde değil ama Fenerbahçe’nin oyunda daha hakim ve etkili olduğunu söylemek mümkün.

Nasıl bir 2. yarı ve hocalardan nasıl hamleler bekliyorsunuz?

İlk gözüken Galatasaray’ın Burak’la oyuna devam etmesi. Fenerbahçe ikinci yarıya başlarken değişiklik yapmaz gibi düşünüyorum. Ama olası bir ihtiyaç halinde F.Bahçe’nin kullanabileceği Fernandao ve Ozan hamleleri var. Hatta Meireles hamlesi var. Yapar mı bilmiyorum. Ama iki takımdan da devre başında önemli bir değişiklik beklemiyorum. Muhtemelen bir Burak hamlesi görürüz ama o da ikinci yarını başında olmaz diye düşünüyorum. Burak dışında G.Saray’ın elinde bir hamle daha kalıyor. Ya Semih ya da Denayer ve ya Rodriguez.

İleri uç pasif kaldı

G.Saray’ın kontrol oyununda 16 yıldır kazanamamanın baskı var mıydı?
Her şey var. Esasında Yasin Podolski ve Umut, çok pasif kaldılar. Onların oyuna herhangi bir ofansif katkısı olmadı desek yanlış olmaz.

İKİNCİ YARI: TRT’DEKİ STADYUM PROGRAMINDAKİ YORUMLARINDAN DERLENMİŞTİR

OLCAN VARLIĞINI GÖSTERDİ

BİR yarı F.Bahçe, bir yarı G.Saray oynadı. Ortaya çıkan sonuç da normal. F.Bahçe çok pozisyona girmedi ama ilk yarıda bariz üstünlüğü vardı. İkinci yarı da Galatasaray aradı.

Maça bakıldığında Fenerbahçe, 60-65’ten sonra üretkenliğini kaybetti.

G.Saray ise ikinci yarıya geride başlamasına rağmen sakin kaldı. Sadece topa sahip olmadı. Pozitif olarak oyundaydı. G.Saray’ın golü, Sneijder’dan gelecek bir frikik, duran topla gelecekti. Öyle de oldu. G.Saray’ın golünde, en az önlem alınacak isim Olcan’dı. O da çok net bir kafa vuruşu yaptı ve varlığını ortaya koydu. Olcan bu golleri Trabzon’da da Antep’te de attı. Umut kendi çizgisinin de gerisindeydi.

Bu tansiyonda normal

Türkiye’de F.Bahçe-G.Saray maçlarında hakemin işi her zaman herkesten daha zor. Aydınus da ilk yarıda bu zorluğu yaşadı ama mümkün mertebe doğru kararları vermeye çalıştı. Yanlışlar yok muydu vardı. Ama bu tansiyon için normal addedebiliriz.

 

Yazının devamı...

Avrupa'ya döndü

22 Ekim 2015

Alınan 3 puan, Galatasaray’ın Avrupa’da kalışının bir garantisi, Şampiyonlar Ligi’nde de umudun devam etmesi anlamını taşıyor.


İLK YARI


MAÇA 1-0 geride başlamasına rağmen çabuk toparlanan bir Galatasaray vardı. İlk yarıyı nasıl değerlendirirsiniz?
Gerçekten 1-0 geride başladı Galatasaray. Zor bir başlangıç. Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi karnesi kötü. Böyle bir başlangıç, bir umutsuzluğu da beraberinde getirir mi, benzeri çağrışımlar saha içinde ve dışında olabilirdi.


KABULLENMEDİ


Ama maç ilerledikçe Galatasaray, ‘Kabullenmiyorum’ diye bir görüntü ortaya koydu. Sahada görev yapan tüm futbolcular, bu başlangıca isyan etti. Ve isyan etmekle kalmadı, önce dengeyi kurdu, sonra da öne geçti. Daha da üretebilir miydi? Evet, üretebilirdi. Benim için Podolski, attığından daha kolayını gol yapamadı.


Bilal için ayrı bir parantez açmak gerekir mi?


Oyunun başında ‘Orta saha zafiyeti yaşanır mı’ diye düşündüm. Oyun ilerledikçe, hiç öyle bir şeyin olmadığını gördük.
Bilal de Selçuk da Sneijder da, tam bir orta saha görüntüsünü, çift yönlü olarak ortaya koydu ilk 45 dakika itibarıyla. Yani , oyun olarak da, mücadele olarak da iyi bir ilk yarı geçirdi.


İLK YARI İYİ BİTTİ


Nasıl bir ikinci yarı öngörüyorsunuz?


İlk yarıda şunu gördük. Galatasaray, bu Benfica’ya karşı pozisyon bulabiliyor. Bulmaya devam eder mi? Bu görüntüsü ve inancıyla devam eder diye düşünüyorum. Belki de şunu da göz ardı etmemek lazım: Benfica, grupta oynanan 2 maça bakarak ‘Buradan rahat çıkabilirim’ düşüncesindeydi. Ama neticede rakibi Galatasaray’dı. Bu tür maçlarda Galatasaray’ın kolay pes edebilir bir takım olmadığını da görebilmeliydi. Kısacası ilk yarı böyle bir başlangıçtan sonra çok çok iyi bitti diyebiliriz.

 

GERİ DÖNÜŞ VE 90 DAKİKA HIRS

 

iKiNCi YARI:

İkinci yarıyı Galatasaray rölanti oyun tercih etti diyebilir miyiz?


Bu tercihten ziyade baskıyı kabullenmekle açıklanabilir. Tabii bir de ikinci yarının hemen başında Galatasaray’ın bulduğu iki pozisyon var. İlkinde top direkten döndü, ikincisinde Umut, müsait anda golü yapamadı. Bunlardan sonra Galatasaray, bir bocalama yaşadı. Ki bu son derece normal. Neticede oyunu bir bütün olarak değerlendirmek lazım. Şok bir başlangıç, çok iyi bir geri dönüş ve 90 dakika kazanama hırsının öne çıkması. Bunlar bir takım için artı puanlar.


2 yıl sonra Avrupa’da gelen galibiyetin morali ligi ve Avrupa’yı nasıl etkiler?


Bu her bakımdan çok önemli bir galibiyet. Bu 3 puan, Galatasaray’ın Avrupa’da kalışının bir garantisi, Şampiyonlar Ligi’nde de umudun devam etmesi anlamını taşıyor. Şimdi önümüzdeki 3 maç, değişik bir tablo ortaya çıkaracak. Bu maçla Galatasaray, Atletico Madrid’le Benfica’ya ‘Yalnız değilsiniz’ mesajını verdi. Galatasaray’ın buradaki talihsizliği iki takımla da deplasmanda oynayacak olması.
Ama ne olursa olsun, G.Saray’ın uzun süre sonra Şampiyonlar Ligi’nde gelen galibiyeti hem ülkenin kazandığı puanlar hem de Galatasaray’ın kazandığı puanlar açısında son derece önemliydi. Bütünüyle değerlendirirsek olursak Galatasaray, sıkıntılı anlar yaşadı ama kazanmaya azmetti ve kazandı. Maçın özeti bu.

Yazının devamı...

Yazık bir şehir

4 Ekim 2015

Kolay giden zora dönen maçın röntgenini çekseniz...
BEŞİKTAŞ maça rakibinden çok iyi ve hakim başladı. İlk yarı oyuna baktığımı zaman tamamen Beşiktaş’ın kontrolündeydi. İstediği zaman gol atar, istediği zaman top tutar görüntüsü vardı. Beşiktaş bir antrenman maçı yapsa, yapacaklarını denemek istese karşısına böyle bir takım koyar. Neler yapabileceğini görsün diye. Maçın genel görüntüsü buydu. Kısacası Beşiktaş’ın vites yükseltip, vites küçülttüğü, 85. dakikaya kadar kalesinde sadece bir tehlike hissettiği bir maç. Bu maçı iki bölümde yazmayacağım için, oyunun başından sonuna bir analiz yapsak Beşiktaş’tan ziyade Eskişehir’i konuşabiliriz.

Eskişehir’in temel hatası neydi?

Temel hatadan ziyade şunu söylemek lazım. Eskişehir yazık bir şehir. Bu taraftar, bu şehir böyle bir takımı hak etmiyor. Kuvvetli bir PAF takımı gibi. Ve Eskişehir, bu görüntü devam ederse ligde kalıcı olması tesadüf olur. Bir zavallı Gekas. Derler ya kuş uçmaz kervan geçmez diye. Gekas’ın oynadığı bölge Eskişehir için tam olarak böyle. Bir tane top geçse gol olur. Eskişehir’in elle tutulacak bir yanı yok. 3-4 oyuncu var ‘Ben bu ligde oynayamam’ diye bağırıyor. Onlar ısrarla ‘Oynarsın’ diye destekliyor.
İlk yarının 1-0 bitmesi tesadüf. İkinci yarıda 2-0 öne geçtikten sonra 6-7 olmaması da bence futbolun ne kadar ciddi bir oyun olduğunu Beşiktaşlı futbolcuların yaşamamasından kaynaklandı.

Beşiktaş savunması yine hata yaptı. Sıkıntı nedir?

Eskişehir ancak Gekas’ın attığı gibi bir gol atabilirdi. Bugün Beşiktaş savunması, bireysel bir hata yaptı. Ceza alanı çevresinde baskı yiyip Rhodolfo’nun pasında gol geldi. Oyun son bölümünde de bir şişirme top, neredeyse Beşiktaş’ın 2 puanını götürüyordu. Bir takım böyle bir rakibe böyle bir şişirme top yolluyorsa savunma sorgulanmalı. Beşiktaş savunması ilk kez Eskişehir karşısında zorlanıp hata yapmadı. Her maçta Beşiktaş savunmasının hataları var.

Yani hücuma daha fazla iş düşüyor.

Evet, Beşiktaş yediğinde fazlasını atmak zorunda. Onu da şimdiye kadar başardı. 2-0’dan sonra Eskişehir, zaten yoktu, hiç olmamaya başladı. Beşiktaş 2’eye 4, 3’e 5 gidiyor, asist yapacağı yerde yapmıyor, şut atacağı yerde atmıyor... Beşiktaş 3 puanı kazandı ama şu oyunun son 5 dakikası futbolun ne olduğunu Beşiktaş’a gösterdi.

BEN VARSAM GOL VAR

Milli maç arasına lider girmek oyuncuları nasıl etkiler?

Bu bir takım için çok pozitif bir şey. Ama Beşiktaş bundan önceki oynadığı maçlarda, puan kaybettikleri de dahil böyle bir görüntü vermedi. Dün işini çok hissederek yapan Atiba, oynadığı sürede biraz Sos, biraz Oğuzhan ve tabii ki Gomez vardı. Her şeye rağmen ‘Ben varsam gol var’ diyor. Bunun dışında Beşiktaş böyle bir maç yaşar mı bilemiyorum. Eskişehir 90 dakikada 3 atak yaptı 1’i Rhodolfo’nun asistiyle gol oldu, bir tanesi karşı karşıya da Tolga’nın göğsünden, bir diğeri de direkten döndü. Bu yüzdelere bakarsan Beşiktaş 30 ataktan 2 gol, Eskişehir 2.5 ataktan bir gol, bir direk çıkarmış. Böyle garip bir maçtı.

Umursamazlıkta rakibin etkisizliğinin payı var mıydı?

Büyük ihtimalle. Çünkü istediğin anda pozisyona giriyorsun. ‘Bunu atmasak 2 dakika sonra diğer gelir’, ‘O da olmazda 2 dakika sonra bir diğeri gelir’ diyorsun ve geliyor da. Beşiktaş bugün 7-8 gol atsa, deplasmandan böyle bir galibiyet alsa bu nasıl skor diye kimse sorgulamazdı.

Hakemleri nasıl buldunuz?

BU hafta hakem ‘Beni tartışmayın’ dedi. ‘Ben maç yönettim, sahadaydım, futbol oynanmasına müsaade ettim ve bu şekilde oyunun daha zevkli geçmesine katkı sundum’ dedi. Biz de kendisine teşekkür ettik.

Yazının devamı...