"Saffet Emre Tonguç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Saffet Emre Tonguç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Saffet Emre Tonguç

Saffet Emre Tonguç

Dadaşların şehrinde tarih ve lezzet turu

29 Ocak 2017

ÜÇ KÜMBETLER

Üç Kümbetler, Erzurum’daki en önemli tarihi yapılar arasında. Sekiz köşeli plan üzerine oturtulan ilk kümbetin, Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu düşünülüyor. Diğer iki kümbeti kimlerin yaptırdığı bilinmiyor. Hepsi kesme taşlardan yapılan kümbetler, benzer diğer Türk-İslam yapılarından, kullanılan malzemelerin niteliği ve süslemeleri ile ayrılıyor. Kümbetlerin birinin üzerinde Çin takvim hayvanları desenleri yer alıyor.

HATUNİYE MEDRESESİ

Erzurum’un simgelerinden olan Hatuniye Medresesi, özellikle muhteşem taç kapısı ile ilgi odağı. Dakikalarca bakıp, sanatsal işçiliğini zevkle inceleyebilirsiniz. Taç kapının sağında ve solunda dört kabartma var; sağdaki çift başlı kartala özellikle dikkat edin. Medresenin 1. Alaaddin Keykubat’ın kızı Huvand Hatun için yaptırıldığı, adını da buradan aldığı düşünülüyor. Ama 1285-1290 yılları arasında İlhanlılar tarafından yaptırıldığını söyleyen araştırmacılar da var.

ERZURUM KONGRESİ

Erzurum’un Milli Mücadele tarihi açısından önemi büyük. Ama ne yazık ki Milli Mücadele tarihimizin başlangıç adımlarından olan ve “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz” kararının alındığı kongre binasının orijinali bugüne ulaşamamış. Binanın orijinal hali 1925’te büyük bir yangın atlatmış ve tüm ahşap bölümleri yanmış. Daha sonra geçirdiği onarımla Yapı Sanat Mektebi olarak hizmete girmiş; ardından da Güzel Sanatlar Lisesi’ne dönüştürülmüş. Lisenin giriş katında yer alan temsili Kongre Müzesi ziyaret edilebiliyor; içinde delegelerin fotoğrafları, biyografileri, oturdukları sıralar gibi çeşitli eşyalar var.

ATATÜRK EVİ

Erzurum’da Atatürk’ün 2 ay boyunca kaldığı ve bugün müzeye dönüştürülen evi görülecekler listenize alın. Erzurum Kongresi çalışmalarının sürdürüldüğü evde Atatürk ve arkadaşları 2 ay yaşamış. 19. yüzyıl sonlarında konak olarak inşa edilen ve bir dönem Alman Konsolosluğu olarak da kullanılan ev, 1984’ten bu yana müze olarak hizmet veriyor.

ERZURUM KALESİ

Eğer kale tipi yapılara meraklıysanız, Erzurum’da iki adresiniz olacak. İlki şehri kuşbakışı izleyebileceğiniz ve Palandöken’e bir selam yollayabileceğiniz Erzurum Kalesi. Yapım tarihi kesin olarak bilinmese de MS. 5. yüzyıldan günümüze ulaştığı öngörülüyor. Diğer adresiniz ise Urartu’dan Pers’e, Roma’dan Selçuklu’ya kadar uzanan geniş bir yelpazede 14 ayrı devletin kullandığı İspir Kalesi olsun.

YAKUTİYE MEDRESESİ

1994 yılından bu yana İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılan Yakutiye Medresesi, İlhanlılardan kalan nadir eserler arasında. 1310’a tarihlenen medrese, İlhanlı Hükümdarı Sultan Olcayto zamanında Gazanhan ve Bulgan Hatun adına yaptırılmış.

ÇOBANDEDE KÖPRÜSÜ

Erzurum – Kars karayolu üzerinde muhteşem bir köprü yer alıyor. Tam Bingöl Çayı ile Hasankale Çayı’nın birleşme noktasına inşa edilmiş. 1297’den günümüze ulaşan köprüyü, İlhanlı Hükümdarı Gazan Han’ın veziri Çoban Salduz yaptırmış; adı da buradan yadigâr Çobandede Köprüsü olmuş. Aslında 7 gözlü ve 200 metre uzunluğundaymış ve ama bugün 130 metresi ve 6 kemer gözü ayakta.

TORTUM GÖLÜ

Tortum Gölü ve Şelalesi, Erzurum’un sakladığı doğa harikaları. Sakladığı diyorum çünkü eğer görmek isterseniz, merkezden 120 kilometre yol kat etmeyi göze almanız gerek. Ama gittiğinize değecek, özellikle de ilkbahar aylarındaysanız. Etrafı saran yemyeşil manzara da gölün sonunda karşınıza çıkacak 48 metreden aşağı dökülen Tortum Şelalesi’nin güzelliği de doyumsuz.

KAPLICA TURİZMİ

Erzurum’un çok öne çıkmayan yanı kaplıcaları. Aslında sağlık turizmi için önemli bir potansiyele sahip. Özellikle Pasinler, Ilıca ve Köprüköy ilçelerindeki kaplıcalar ilgi çekiyor. Başta romatizma ve sindirim sistemi hastalıkları olmak üzere birçok hastalığın şifasını arayanların tercihi. Üstelik sadece doğal suyundan değil şifalı bulunan çamurundan da faydalanılıyor.

 PALANDÖKEN

Aslında Erzurum denince akla gelen ilk şey kış turizmi ve Palandöken. Şehrin doğası ve iklimi, kış turizminin doğal yıldızı olması için gerekli zemini sağlıyor. Sadece Türkiye için değil uluslararası arenada da kış turizminin yükselen değerlerinden olan Palandöken, dünyanın en uzun ve en dik pistlerine sahip. Zaten 2017 Avrupa Gençlik Olimpik Kış Festivali’nin de ev sahibi. Palandöken’in tadını kaliteli bir konaklama ile birleştirebileceğiniz için önereceğim adres ise Sway Otel. Hem keyifle kayak yapabilmeyi hem de ruhunuzun ihtiyacı olan huzurlu molayı verebilmeyi sağlıyor. Gece aydınlatmasına sahip pistleri, kapalı havuzu ve SPA’sı ile ailecek seveceğiniz bir adres olabilir. Otel, yarıyıl tatili döneminde çocukların keyif aldığı bir adres olmayı da özellikle önemsiyor. Hatta açık büfede çocukların seveceği lezzetleri öne çıkarıyorlar. Çocuklar için özel kayak hocaları, sadece çocuklara ayrılmış pistleri, kapalı havuzu da artıları. 

NE YEMELİ?

- Erzurum’un en meşhur lezzeti cağ kebabı. Kuzu etiyle hazırlanan kebabın alameti farikası bir gün içinde bekletildiği özel terbiyesi. Çınar Cağ Kebap (0442 243 44 74 - 242 91 91) en başarılı adreslerden biri.

- Kadayıf dolması Erzurum mutfağının özgün lezzetleri arasında. En sevilen adreslerden biri Muammer Usta; 3 şubesi var. (0442 233 62 82)

- Neredeyse her şehirde mutlaka döner yenmeli denen adresler vardır. Erzurumluların da döner için sıklıkla önerdiği adreslerden biri Hacı Baba. (0442 234 40 33)

- Den çorbası, kesme çorbası, çiriş, şalgam dolması, yumurta pilavı da Erzurum mutfağının özgün yemekleri arasında.

Yazının devamı...

Bembeyaz bir kent: Aşkabat

22 Ocak 2017

Aşkabat, Kara Kum Çölü’nün ortasına kurulan bir başkent. Orta Asya’nın diğer ünlü kentlerine hâkim olan mistik ve eski Doğu kenti havası yok çünkü her şey yeni. 1948’de yaşanan depremden sonra şehri yeniden inşa etmişler. Çelik gövdeli, cam ve mermer binalar sarmış dört bir yanı. Eski Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı vatandaşlarına “Size bembeyaz bir kent inşa edeceğim” diye söz vermiş. O sözü tutmak için süt beyazı mermerlerle inşa edilen binalar var her yerde. İçinde damar bulunmadığı için alacalı renge sahip olmayan mermerler, Türkiye’den ve İtalya’dan getiriliyor. Zaten ülkedeki inşaat sektörü büyük ölçüde Türkiye’ye emanet; hatta ortak yapılan işler öyle çok ki Türkçe Türkmence ve Rusçadan sonra en çok kullanılan 3 dilden biri haline gelmiş. Aslında mermeri dış cephede bu kadar çok kullanmak cesaret işi; şehrin gri bir görünüme bürünmesi birkaç sene bile almayabilir. Ama Türkmenistan doğalgaz zengini bir ülke olmasının etkisiyle temiz enerji kullanıyor. Araç sayısı da oldukça az. Hal böyle olunca mermerin beyazlığına gölge düşmüyor.

TARAFSIZLIK ANITI

Dünyanın birçok yerinde kahramanlık ve bağımsızlık vurgusunun simgeleştirilmesinin ilk yolu aynı; dev anıtlar dikilmesi. Aşkabat da bir anıtlar şehri. En ünlüsü, ülkenin bağımsızlığının simgesi olan ‘Tarafsızlık Anıtı’.  Türkmenlerin ‘tagan’ adını verdiği ve sağlamlığı simgeleyen üç ayaklı ocaktan esinlenerek tasarlanmış. Anıt, Türkmenistan’ın 12 Aralık 1995’te Birleşmiş Milletler nezdinde kabul edilen tarafsızlık statüsünü ölümsüzleştirmek için yapılmış. Yüksekliği 95 metre. Tarafsızlık Müzesi’nin ve seyir terasının yer aldığı anıtın tepe noktasına içerideki asansör ile çıkılabiliyor.

Kent, 1919-1927 arasında Poltorazk olarak anılmış. Bugünkü adı ‘Aşkın Şehri’ anlamına geliyor. Her ne kadar şehrin kendisinde romantik bir atmosfer olmasa da Farsça aşk anlamına gelen eshq ve yerleşim yeri anlamına gelen abad kelimelerinin birleşiminden türemiş. 

ANAYASA ANITI

Türkmenistan’ın bağımsızlığının 20. yılı için inşa edilen ‘Anayasa Anıtı’ ise yaklaşık 129 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Süs havuzlarının yer aldığı yeşil alanlarla çevrili bir girişi var. Üzerindeki Türkmen yıldızları bölümü toplam 27 metre, kulesi ise 91 metre. Bu yükseklikler özellikle seçilmiş çünkü bağımsızlığın ilan edildiği 27.10.1991 tarihini simgeliyor. Anıtın toplam yüksekliği ise 185 metre; bu da anayasanın kabul edildiği 18.05.1992 tarihine işaret ediyor. İçinde toplantı ve konferans salonları, dinlenme bölümleri, müze kısmı ve seyir terasları var.

Türkmenistan kültüründe önemli yere sahip olan Ahalteke atları için de bir anıt yapılmış. Ahalteke muhteşem güzelliğe sahip bir at türü; bugünkü İngiliz atlarının üç soy atasından biri kabul ediliyor. İpeksi görünüşe sahip tüyleri, dik duruşu ve güzel gözleriyle sanki bir peri masalından çıkmışa benziyorlar. Hatta bu at türü Avrupa’ya ilk gittiğinde tüylerini boya zannedip zımparayla çıkarmaya çalışmışlar. Özellikle sarı atlar altın bir heykele benziyor. İlk kez Türkmenistan’da görülen ve yaklaşık 3 bin yıl önce evcilleştirilen ahalteke atları, Manas Destanı’nda ve Dede Korkut hikâyelerinde de geçiyor. Aşkabat’taki ‘10 Ahal Teke’ anıtı da ülkenin simgesi olan bu özel türe atıfla dikilmiş.

ORTA ASYA’NIN EN BÜYÜK CAMİİ

Orta Asya’nın en büyük camii Aşkabat’taki Kıpçak Köyü’nde yer alıyor. Saparmurat Türkmenbaşı bu köyde doğmuş; 1948’deki depremde annesini bu köyde kaybetmiş. Cami de onun anısına yaptırılmış. Her bir minaresi 91 metre yüksekliğe sahip; ülkenin bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılına atfen özellikle bu ölçü seçilmiş. Yaklaşık 10 bin kişilik kapasiteye sahip ancak bulunduğu konum itibariyle cemaat sayısı birkaç yüzde kalıyor. İlginç olan bir detay da caminin içindeki duvarlara Türkmenbaşı’na ait vecizlerin işlenmiş olması. 

TÜRKMENİSTAN HAKKINDA

- Kara Kum Çölü Türkmenistan topraklarının yüzde 80’ini oluşturuyor.

- En önemli günleri 27– 28 Ekim’de kutlanan Bağımsızlık Bayramı ile 12 Aralık’ta kutlanan Tarafsızlık Bayramı. Ayrıca her yıl ocak ayında İpek Yolu Rally’si yapılıyor.

- Yemek kültüründe pirincin kutsal bir önemi var. Hem pirinç yemeklerini tüketmeyi çok seviyorlar hem de perşembe ve cuma
günleri ölülerinin ruhları için pilav pişiriyorlar.

- Kavunun vatanı kabul ediliyor. Ülkeye özgü çok lezzetli ve oldukça büyük boyda kavunları meşhur.

- Ulaşım otobüslerle ve taksilerle sağlanıyor. Neredeyse her özel araç taksi olarak da hizmet veriyor.

- Aşkabat’ın 18 km. batısında yer alan Nissa görülecekler listesinde olmalı. Bu bölgede yer alan 3. yüzyıldan kalma Parfiyallılar Krallığı Sarayı ziyaret edilecek tarihi mirasların başında geliyor.

- Aşkabat’ta kurulan çöl pazarında takılardan baharata, rengârenk kıyafetlerden el işi eşyalara kadar birçok yöresel ürün satılıyor. Hem Türkmen kültürünü yakından tanımak hem de ülkeden hediyelik eşya alarak dönmek için bu pazara mutlaka uğramak gerek.

Yazının devamı...

2017’de 4 mevsime 4 öneri

1 Ocak 2017

KIŞ BİTMEDEN BUZ OTELDE KALIN

Stockholm’den 90 dakikalık bir uçuşla Jukkasjarvi’ye varıp, oradan kar otomobilleri ya da kızaklarla gideceğiniz Buz Otel’de geçireceğiniz zamanı başka bir tatille kıyaslamak mümkün değil. 1990’dan beri her yıl kasım ayında inşa edilen otel için 4 bin ton buz kullanılıyor. İlkbaharda eriyen otel Torne Nehri’ne  karışıyor. Her yıl yeniden yapıldığı için tasarımı da değişiyor. Bu da yapacağınız tatili biricik kılan özellik. Otelde yataktan bardağa kadar her şey buzdan. Donmamanın tek yolu ise özel giysiler! O yüzden daha adımınızı attığınızda uzay mekiğine girermiş gibi kalın bir paltoyla sarmalıyorlar. Özel uyku tulumlarına girip, rengeyiği postu serilmiş yatakta uyuyorsunuz. Gündüzleri donmuş gölde balık tutup Lapland köylerini gezebilirsiniz. Aklınızda bulunsun, banyo ve tuvaletler otel erimesin diye dışarıda. Otelde sinema salonu, tiyatro salonu, balayı dairesi ve kilise var. Ve eğer ocak ayı içinde giderseniz meşhur kuzey ışıklarını izlemenin eşsiz keyfini yaşayabilirsiniz.

İLKBAHARDA KANGURU DÜNYASINA ZİYARET

Burada ilkbahar olsa da Tazmanya’da sizi sonbahar karşılayacak. Topraklarının 30 bin kilometrekaresi koruma altına alınan tam bir doğa harikasının sonbahar renklerine büründüğü hallere bayılacaksınız. Bass Geçidi’yle Avustralya’dan ayrılan Tazmanya’nın toplam büyüklüğü 70 bin kilometrekare. Güneyinde Antarktika’ya, batısında ise Afrika’ya kadar hiçbir kara parçası yok. Başkent Hobart, tarihi binaları, renkli ufak dükkânları ve lokantalarıyla keyifli adreslerden biri. Kült çizgi film karakterlerinden Tazmanya Canavarı’nı bilmeyen yoktur. Tamamen hayal ürünü olduğunu zannedenler varsa yanılıyor çünkü gerçek. Sadece çizgi sinemadaki haline pek benzemiyor o kadar. Gerçeği; domuzun ufağı gibi görünen, stres altında kötü bir koku yayan, kemikleri çatır çutur parçalayan, simsiyah bir hayvan... Hem Tazmanya Canavarı’nı hem de kanguru ve koala başta olmak üzere birçok hayvanı Bonorong Vahşi Doğa Parkı’nda görebilirsiniz.

YAZA ST. PETERSBURG’DA BEYAZ GECELERLE GİRİN

Şehirde, 25 Mayıs - 16 Temmuz arasındaki yaklaşık iki aylık süre boyunca ‘Beyaz Geceler’ yaşanıyor. Gündüz süresi 20 saate kadar çıkıyor; beyaz geceler adı da buradan geliyor. Haziran ayına plan yaparsanız, Beyaz Geceler Festivali’ni kaçırmayın. Aziz Isaac’a adanan meydan şehrin merkezi. Göreceğiniz en önemli yapı ise aynı adı taşıyan katedral. Yapımı tam 40 yıl sürmüş. Kubbesinde 100 kilo altın kullanılan katedralde her biri 114 ton ağırlığa sahip 48 sütun bulunuyor. Dünyanın en büyük müzelerinden biri de St. Petersburg’da yer alıyor; Ermitaj. Beş binadan oluşan komplekste 3 milyondan fazla eser var. Her eseri incelemeye 1 dakika ayırsanız bile müzenin tamamını gezmek için 10 yıldan fazla zamana ihtiyacınız var. 74 kilometrelik Neva Nehri’nin 30 kilometresi şehirden geçiyor. Manzarasının tadını çıkarmak için nehrin ikiye ayrıldığı Vasilevsky Adası’nı tercih edebilirsiniz. Sanki bir masal kitabından fırlamış gibi duran 5 kubbeli Sıçramış  Kanlar (Yeniden Diriliş) Kilisesi’nin yapımında yüzlerce metrekare mozaik kullanılmış; uzun süre incelemek isteyeceksiniz. Bir de St. Petersburg’a gitmişken mutlaka opera ve bale programlarına göz atın ve bence en az birini izlemeden dönmeyin.

SONBAHARDA YENİ ZELANDA’DA TREKKİNG

Bizde sonbahar yaşanırken yeşil cennet Yeni Zelanda ilkbaharı karşılıyor. Trekking için en güzel zamanlar... Yeni Zelanda, iki büyük kara parçası Kuzey ve Güney adası ile arada kalan yüzlerce küçük adadan oluşuyor. Büyük adaların yüzölçümü, İngiltere kadar! Dünyanın en fazla yağış alan bölgelerinden olan Yeni Zelanda çok uzak bir alternatif belki ama kesinlikle kat ettiğiniz yola değecek bir coğrafya çıkacak karşınıza. Rahatlıkla söyleyebilirim ki; Norveç, Şili ve Alaska’ya giderken geçilen Inside Passage’dakilerden çok daha güzel fiyortları var. 20 bin yıl önce buzulların erimesiyle oluşan 14 fiyorda dünyanın dört bir yanından trekking yapmak için geliyorlar. Fiordland adı verilen Milli Park içindeki en geniş fiyort Dusky, en popüler olansa Milford. Milford Fiyordu’nda yer alan Bowen Şelaleleri tek kelimeyle muhteşem. Ülkenin toplam alanının yüzde 5’ini oluşturan fiyortlar, UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası listesinde yer alıyor. Ülkenin en yağışlı bölgesi olan fiyortları doyasıya izlemek için lüks yolcu gemilerinden birine atlayıp tura da çıkabilirsiniz.

Yazının devamı...

Yeni yıla yurtdışında girmek için 10 şehir 10 neden

17 Aralık 2016

 Herkese kalbindekinin gerçek olduğu bir yıl ve tabii ki keyifli seyahatler diliyorum. İşte benden 10 öneri...

 

EN GÖRKEMLİ NEW YORK

 

Frank Sinatra’nın ‘uyumayan şehir’ dediği New York’ta yılbaşı kutlamak için sayısız seçenek var. Binlerce dolar ödeyerek parçası olacağınız etkinliklerden sıfır maliyetli sokak kutlamalarına kadar alternatif çok.  Öncelikle Rockefeller Meydanı’na gidin derim; dünyanın en görkemli Noel ağaçlarından biri burada. Üstelik  bu ağacın meydana dikilmesi 83 yıldır süren bir gelenek. Süslemesinde  30 binden fazla ampul, bir o kadar da kristal kullanılıyor. Yılbaşı akşamı New Yorklular Times Meydanı’na koşuyor. Hep birlikte 10’dan geriye doğru saymak ve yeni yıla burada girmek şehrin bir diğer geleneği. Ben de bir kez parçası oldum; -17 derecelik soğuğu ve buna rağmen iğne atsan yere düşmez kalabalığı unutamam.

 

EN EĞLENCELİ BUENOS AIRES

 

Türkçesi ‘Güzel havaların şehri’ olan Buenos Aires, aralıkta yazı yaşayan güney yarımkürenin sunduğu güzel havanın etkisiyle yeniyılı sokak partileriyle kutluyor. Özellikle tango sevenler için düzenlenen şovları takip edebilirsiniz. Bu satırları yazarken Puerto Madero’da dans ederek yeni yılı karşıladığım seyahat geçiyor aklımdan... Yılbaşı akşamı için opera binası olan Tetra Colon’un programına  da göz atabilirsiniz. Burası dünyanın akustiği en iyi ilk 5 salonu arasında. Dünyada yiyebileceğiniz en güzel etler bu şehirde; bifteğin âlâsı, pirzolanın en lezzetlisi... Recoleta ile Puerto Madero birbirinden şık restoranlarla dolu ve fiyatları da  gayet makul.

 

EN ROMANTİK ST. PETERSBURG

 

25 Mayıs’tan 16 Temmuz’a kadar yaklaşık 50 gün süreyle ‘Beyaz Geceler’in yaşandığı, gündüzün neredeyse 20 saat sürdüğü günlerin aksine yılbaşı dönemi şehrin en kısa gün ışığı aldığı zaman dilimi. Şehir sadece 6-7 saat aydınlık kalıyor. St. Petersburglular için yılbaşı çok önemli. Zaten görkemli olan şehri daha da ilgi çekici hale getirmek için özenli bir telaş içindeler. Kutlama için Hermitaj Meydanı seçilecek en güzel yerlerden biri. Havai fişeklerin aydınlattığı gökyüzünün altında, buz pistlerinde kayan insanlar, sokakları dolduran müzikle birleşince karşılaşabileceğiniz en romantik yılbaşı görüntüleri çıkıyor ortaya.

 

EN SPORTİF MAVROVO

 

Hem spor hem yeni yıl kutlaması isteyenler için popüler rotaların dışında bir önerim var. Kayak yapmak ve doğayla baş başa bir yılbaşı tatili geçirmek için Makedonya’nın başkenti Üsküp’e 1.5 saatlik mesafedeki Mavrovo’yu tercih edebilirsiniz. Pistlerinin uzunluğu 15 kilometreyi buluyor. 1949 yılından beri milli park olan Mavrovo, zengin bir bitki örtüsüne sahip. Zirvesi 2.385 metre olan milli parkın en çok tanınan köyleri Mavrovo ve Galiçnik. Kayak merkezinin bulunduğu Bistra Dağı’nın en yüksek noktası 2160 metre ve oteller de dağın 1255. metresine kurulmuş. Pistlere çok yakın olan oteller hem dağ hem de Mavrovo Gölü manzaralı.

 

EN SOĞUK JUKKASJARVI

 

“Yılbaşı demek kar demek” diyenlerden ve soğuk havayı severseniz, en sıradışı alternatif Stockholm’den 90 dakikalık bir uçuşla gideceğiniz Jukkasjarvi’de yer alan ünlü Buz Hotel (www.icehotel.com) olur. Havaalanından kar otomobili veya köpeklerin çektikleri kızaklarla ulaşıyorsunuz. Otelin tamamı ve içindeki eşyaların tümü buzdan yapılma; buzdan bir sinema salonu da var. Girişte uzay kıyafeti gibi özel bir palto giyiyorsunuz, geceleri teknoloji harikası tulumlarla rengeyiği postu serilmiş yatakların üzerinde uyuyorsunuz.

 

EN MASALSI LAPONYA

 

Laponya, Finlandiya’da 188 bin gölün oluşturduğu Göller Bölgesi’nde dağların üzerine kurulan bölgenin adı. Huş ve çam ağaçlarının donattığı olağanüstü güzelliği bembeyaz kar örtüsü ve yılbaşı ışıkları tamamlıyor. Kuzeyyıldızını ve tan vaktinde kutup ışıklarını seyretmek yılbaşı hediyesi gibi... Noel Baba efsanesinin en nostaljik haline de burada şahit olabilirsiniz. Çünkü teknoloji dünyasında mektup yazma geleneğinin sürdürüldüğü yegane yerler arasında. Noel Baba’nın köyü olarak geçen Rovaniemi’deki postaneye her yıl yaklaşık 600 bin mektup geliyor ve bunların üçte birine cevap yazılıyor; parayı veren Noel Baba imzalı mektubu kapıyor!

 

EN LÜKS ASPEN

 

65 milli park, orman ve eyalet parkından oluşan, 26 ünlü kayak merkezine sahip Kolorado’nun gözdesi Aspen en lüks yılbaşı alternatiflerinden biri. Jet sosyetenin akın ettiği dünyanın en pahalı kayak merkezi. Rocky Dağları arasına saklanmış bu doğa harikası, yeryüzüne yaklaşık 1350 metre yüksekten bakmanızı sağlıyor. Otelleri ve gece kulüpleriyle sadece kayağın değil eğlencenin de merkezi. Ayrıca Wheeler Opera Binası’ndaki sanat etkinliklerine katılmak, White River Ulusal Ormanları’nda yürümek, çağdaş sanat örneklerinin yer aldığı Aspen Müzesi’ni gezmek de tatil programınıza ekleyebileceğiniz alternatifler. Dünyaca ünlü moda markalarının bir araya geldiği Aspen’de sokakta her köşe başında bir Hollywood yıldızıyla karşılaşabilirsiniz.

 

EN MAVİ BARBADOS

 

Barbados Karayipler’deki en gözde adalar arasında. Turkuvaz denizi, beyaz kumsallar ve palmiye ağaçları tamamlıyor. 3 asırdan fazla İngiliz kolonisi olarak yaşadıkları için bu kültürün izleri hâlâ baskın biçimde görülüyor; 5 çayları, kriket oynayanlar, İngiliz aksanıyla konuşanlar... Beyaz değil sarı-mavi bir yılbaşı istiyorum diyenler için ideal rotalar arasında. Güneş ışınları cömertçe palmiyelerin ve beyaz kumların üzerine saçılırken, yılbaşı heyecanı yaşamak yerine yaz tatiline çıkmış gibi hissetmek olası. Hava sıcaklığı yıl boyunca 21-30 derece arasında değişiyor. Adanın özellikle kuzey sahillerinde birbirinden şık otel ve restoranlar var; hepsi de yabancı turistlerle dolup taşıyor.

 

EN HESAPLI BATUM

 

Gürcistan’la sınır kapımız Sarp, Hopa’ya dolmuşla yaklaşık 20 dakika. Bizdeki Karadeniz şehirlerini andıran Batum ise sınır kapısından sonra yarım saat sürüyor. Batum, yurtdışında yılbaşı geçirmek için en uygun fiyatlı seçenekler arasında. SSCB döneminde ülkenin riviera’sı sayılan bölgede zengin bir mutfak var. Yeni yılı Avrupa, Asya ve Ortadoğu mutfaklarının harmanlandığı lezzetlerden oluşan bir ziyafet sofrasında karşılayabilirsiniz. Gürcülerin misafirperverliği de eklenince, sıcacık bir kutlama programı sizi bekliyor.

 

EN ERKEN SYDNEY

 

Sydney dünyada yeni yılı ilk karşılayan şehirlerden biri. Yılbaşı gecesi limanda yapılan ışık gösterisi dünyaca meşhur. Akrobasi gösterisi, Aborjinlerin bir önceki yılın kötü ruhlarını yok etmek için yaptıkları tören geceyi renklendiren etkinlikler arasında. Sydney, kentin bağrına girinti ve çıkıntılarla sokulan körfezi sayesinde, sabah işe gitmeden önce evinizin önünden denize girebileceğiniz, sörf yapabileceğiniz bir şehir. Şehrin çok sayıdaki plajından en ünlüsü Bondi, yılbaşı eğlencelerinde de ön plana çıkıyor. Darling Harbour’da da eğlence sabaha kadar sürüyor. Yılbaşı kutlamalarının başrol oyuncusu ise etrafından havai fişeklerin atıldığı Sydney Limanı Köprüsü.

Yazının devamı...

7 asırlık düğün

16 Aralık 2016

HİTİTLERDEN SELÇUKLU’NUN BAŞKENTLİĞİNE

 

Yaklaşık 4 bin yıl önce Hititlerin vatanı olan ve o dönemde ‘Kuwanna’ olarak adlandırılan Konya, zengin bir kültür mirasına sahip. Bu mirasın etkisiyle de asırlar boyu birçok farklı ad almış. ‘İkonların şehri’ anlamında ‘Iconium’ denmiş; Bizans İmparatorluğu döneminde ise ‘Tokonion, Conia, Cogna, Konien’ gibi farklı isimler verilmiş. AraplarKuniya’ demeyi seçmişler. Şehir geçmiş adlarına çok benzeyen şimdiki ismini ise Selçuklu döneminde almış, Osmanlı da aynı adı kullanarak Konya demiş.

 

MÖ 7 binlerden bu yana yerleşimin olduğu Konya, yüzyıllar boyunca ev sahipliği yaptığı uygarlıklarla bir ‘Medeniyetler ve dinler beşiği’ haline gelmiş. Hitit, Lidya, Pers gibi büyük uygarlıkların yaşadığı Konya, Selçuklu’ya da 2 asırdan fazla başkentlik yapmış. Hıristiyanlığın önemli azizelerinden Tekla’yı ve en önemli azizlerden Pavlus ve Barnabas’ı konuk etmiş. Misafir değil ev sahibi olan Mevlana ise şehre hâkim olan manevi ve huzurlu atmosferin en önemli sebebi.

 

MOĞOL İSTİLASINDAN KAÇIŞLA BAŞLAYAN ÖYKÜ

 

Mevlana 1207 yılında bugünkü Afganistan’da doğmuş. Ailesi Moğol istilasından kaçarak Konya’ya sığınmış. Esas adı Muhammed, Celaleddin ise tıpkı babası ve dedesi gibi kendisine verilen lakap. Mevlana ‘Efendi, önder, rehber’ anlamlarına geliyor. Özellikle Batı dünyasının onu anmak için kullandığı ‘Rumi’ lakabı ise ‘Rum ülkesinden, Anadolulu’  manasını taşıyor. Ömrünü Konya’da geçirdiği için bu isimle anılmış. Konyalı demek olan ‘Konevî’ ile ‘Hüdavendigâr, Hünkâr, Hazret-i Mevlâna, Şeyh, Molla-yı Rumi ve Hazret-i Pir’ de onu anmak için kullanılan sıfatlar arasında.

 

Mevlana hep çok sevilen ve sayılan bir İslam âlimiymiş. Fakat bugün tanıdığımız kimliğine bürünmesini sağlayan yani hamlıktan yanmaya giden yolda ışığı olan Tebrizli Şems’miş. Onu tanıdığı gün değişen hayatı, bir daha asla eskisi gibi olmamış. İslamiyeti yaşamaya bakışındaki derinleşmeyi sığlaşma olarak gören müritleri, özellikle tüm zamanını Şems ile geçirmesinden rahatsızlık duymaya başlamış. Hiç hoşa gitmeyen bu durum, çok geçmeden şehirde ciddi bir huzursuzluğa neden olmuş ve Şems’i Konya’dan ayrılmaya zorlamışlar. Şems’in gidişiyle kahrolan Mevlana ise değil eskiye dönmek, adeta hayata küsmüş. Yaptıklarından pişman olan müritleri Mevlana’dan af dileyip Şems’i tekrar getirmeye karar vermişler. Görevi üstlenen Mevlana’nın oğlu Sultan Veled, uzun bir yolculuk sonunda Şems’i bularak Konya’ya dönmeye ikna etmiş.

 

“Gel, ne olursan ol yine de gel” diyen hoşgörünün timsali Mevlana’nın türbesi, Ayasofya ve Topkapı’nın ardından Türkiye’nin en çok ziyaret edilen 3. müzesi konumunda.  

 

ŞEMS’İN İKİNCİ GİDİŞİNDEKİ GİZEM

 

Ne var ki bu geri dönüş uzun sürmemiş ve Şems birkaç ay sonra sonsuza dek gitmiş. Bu gidişe dair görüşler ikiye ayrılıyor. Bir kısım tarihçiler ve İslam bilginleri Mevlana’nın müritlerinin Şems’i öldürdüğünü düşünüyor. Bu görüşe katılmayanlar ise Şems’in bir kez daha Konya’yı terk ettiğini ve izini kaybettirdiğini anlatıyor. Nasıl gittiğine ilişkin görüşler ayrılsa da gidişinin etkisi konusunda herkes hemfikir. Şems’i bir daha yitirmek Mevlana’nın hayatını tamamen değiştirmiş. Her şeyden elini eteğini çekip kendini şiirlerine adamış ve 25 bin beyitten oluşanMesnevi’yi yazarak asırlardır insanlara ışık tutan muhteşem bir eser bırakmış ardında.

 

ÖLÜM DEĞİL DÜĞÜN

 

Mevlana için gerçek aşkın anlamı Allah’a duyulan aşk; Onu sevgili olarak anması da bu yüzden. Ölümü üzüntü değil sevinç olarak görmüş hep; Allah’a kavuşacağı günü hasretle bekleyip bu bekleyişi eserlerine yansıtmış. Şiirlerini okuyanların hasret ve vuslat vurgusunu fark etmemesi mümkün değil. İşte bu yüzden onun ölüm yıldönümü, bir yas günü olarak görülmüyor, kutlama törenleriyle yâd ediliyor. Anısına düzenlenen ‘Şeb-i Arus’ törenleri de ‘düğün gecesi’ anlamına geliyor.

 

Mevlana, ölümü, Allah’a kavuşacağı gün olarak üzüntü değil sevinçle karşıladığından, ölüm yıldönümünde ‘Düğün Gecesi’ anlamına gelen ‘Şeb-i Arus’ törenleriyle anılıyor. 

 

KONYA’DA 10 GÜNLÜK PROGRAM

 

Şeb-i Arus törenlerinin merkezi Konya. 7 Aralık’ta başlayan geniş bir program 10 gün boyunca sürüyor ve 17 Aralık’ta kapanışı yapılıyor. İç turizm için de önemli bir hareketlilik anlamına gelen bu tarihlerde sadece Türkiye’den değil dünyanın birçok yerinden Mevlana ve Şems hayranı Konya’nın yolunu tutuyor. Bu yıl ‘743. Vuslat Yıldönümü’ adıyla düzenlenecek tören, yine geleneksel Kandil Uyandırma Merasimi ile 7 Aralık’ta başlayacak. Tiyatro, panel, sergi, konferans, mesnevi dersleri, tasavvuf konserleri, sema ayinleri gibi birçok etkinliğin yer aldığı program, 17 Aralık Cumartesi günü sema ayinleri ve tasavvuf müziği konseriyle sona erecek. İstanbul’da da her yıl büyük bir tören düzenleniyor. Bu yıl Ataşehir’deki Ülker Sports Arena’da yapılacak kutlama programı 17 Aralık Cumartesi günü saat 19.30’da başlayacak. Tasavvuf konserleri, Mevlevi ayini ve sema ayini yapılacak. 

Yazının devamı...

Mistik ve lezzetli bir yolculuk

3 Aralık 2016

SOKAKLARDA ‘1001 GECE MASALLARI’NI HATIRLAYARAK YÜRÜYÜN

 

Urfa’yla tanışmak için en doğru yer olan kalesine çıkıp şehri kuşbakışı izleyin. Aşağı baktığınızda en dikkat çeken detay Balıklı Göl ve hemen yanında yükselen Rizvaniye Camii olacak. Kazzaz Han’a uğrayıp Ortadoğu ve İran esintisi şallara, Urfa’ya özgü rengârenk, allı pullu elbiselere göz atın. Halı, kilim, battaniye gibi ürünler için hemen yanındaki Sipahi Çarşısı’na geçin. Hüseyniye Çarşısı’nda, ustaların dövdüğü bakırlardan yankılanan sese kulak verin. 


BALIKLI GÖL’DE PEYGAMBERLER TARİHİNİ DÜŞÜNÜN

 

Balıklıgöl, Urfa’nın simgelerinden biri. Kutsal kabul edilen balıklarını ve Rizvaniye Camii’nin suyun üstüne düşen muhteşem aksini izlemenin mistik bir büyüsü var. Bulunduğu yerde iki göl, Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman yer alıyor. İnanışa göre Nemrut’un putlarına savaş açıp tektanrı inancını yaymaya uğraşan İbrahim Peygamber’in ateşe atıldığı yer bir göle dönüşmüş, odunlar da balık olmuş. Peygamber de hemen yanındaki bir gül bahçesine düşmüş. Hz. İbrahim’in hemen arkasından kendini ateşe atan Nemrut’un kızı Zeliha’nın düştüğü yer  de bir başka göl olup Aynzeliha adını almış.

 

Yaklaşık 12 bin yıllık tarihe sahip kentte Âdem, Eyyüp, İbrahim, Şuayip ve İlyas peygamberlerin yaşadığına inanılıyor.

 

AMAZON MOZAİKLERİNİ GÖRÜN

 

Balıklıgöl’ün yanı başında yer alan Halepli Bahçe’deki Amazon mozaikleri, bu anlatıya dair dünyadaki ilk örnekler. Üç bin yıl önce, Ege’den Karadeniz’e ve Anadolu’nun içlerine uzanan kültür havzasında erkek egemenliğine karşı duran savaşçı kadınların av sahnesi mozaiği dikkat çekici. Mozaiklerde geometrik motifler, bitki desenleri, kanatsız Eros ile birçok hayvan figürü yer alıyor. Troya’dan bir sahne ile Aşil de mozaiklerde karşınıza çıkıyor. Halepli Bahçe Mozaikleri; tekniği, sanatı ve Fırat Nehri’nin orijinal taşlarından yapılması gibi nedenlerle dünyanın en kıymetli mozaikleri arasında.

 

ARKEOLOJİ MÜZESİ’NE ÇOK VAKİT AYIRIN

 

Türkiye’nin en fazla arkeolojik kazı yapılan şehri olan Şanlıurfa’daki arkeoloji ve mozaik müzesinde 74 bin eser var. Büyük bölümü kazılardan çıkarılmış, bir kısmını da yöre halkı tesadüfen bulup bağışlamış. Türkiye’nin en büyük müzelerinden biri. Giriş katındaki ilk salon Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait taş eserlere ayrılmış. Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç dönemlerine ait çok önemli buluntular sergileniyor. 

 

BİRECİK’E UĞRAYIN

 

Şanlıurfa’dan Gaziantep’e giderken Birecik’te Fırat Nehri kıyısında kelaynak üreme çiftliği yer alıyor. Leylekler ile aynı sülaleden gelen bu kuşların soyu maalesef tükenmek üzere. Birecik, kalesi ve evleriyle görülmeye değer.

 

HALFETİ’DE TEKNE TURU YAPIN

 

‘Eşkiya’ filminin açılış sahnesini gözünüzde canlandırarak sular altındaki Halfeti’de tekne turu yapın. Halfeti’den tekneyle yarım saat uzaklıkta yer alan Rumkale ise sıradışı bir zenginlik. Kalede Roma, Bizans ve Haçlıların izleri var. Ermenilerin en üst düzey ruhani liderleri 1200’lü yıllarda burada yaşamış. Mutlaka görülmesi gereken Rumkale sürrealist bir yapı, gerçek olduğunu idrak etmek zaman alıyor...

 

HARRAN’DA KONİK EVLER ARASINDA DOLAŞIN

 

Harran, geçmişte dünyanın ilk üniversitelerinden birine ev sahipliği yapan bir ilim merkeziymiş. Moğolların kurbanı olan üniversiteden geriye, âlimlerin adları ve yaptıkları çalışmalar kalmış. Harran’daki en ilgi çekici şey arı kovanını andıran evleri; Fransa’daki Avignon ve İtalya’daki Alberobello’nun kubbeli evlerine benziyor. Doğal klimaya sahipler; yazın serin, kışın sıcacıklar. Kümbet biçimli bu evlerin çoğunun günümüzde ahır olması, sahip olduğumuz turizm potansiyelini nasıl kullanamadığımızın örneklerinden biri.

 

GÖBEKLİTEPE’YE GİTMEDEN “URFA’DAYDIM” DEMEYİN

 

Şanlıurfa merkeze 17 km. uzaklıkta yer alan Göbeklitepe, ‘Dünyanın En Eski Arkeolojik Tapınağı’ unvanına sahip. Çoktanrılı döneme ait ilk dini yapı, MÖ 5.000 yılına tarihlenen Malta Adası’ndaki tapınak olarak biliniyordu. Ancak Göbeklitepe’nin keşfi ezberleri bozdu. 2005’te 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen örenyerinin büyüklüğü 80 dönüm. Neolitik dönemde avcılık ve toplayıcılık ile birlikte insanların ilk kez tarıma yöneldiği buradaki kazılarda ortaya çıkarılmış. Göbeklitepe’de bulunanlar yaklaşık 12 bin yıl önce yerleşik hayata geçen eski insanların inançlarını ve yaşamlarını yansıtan önemli belgeler niteliğinde.

 

YÖRESEL MUTFAĞIN TADINI ÇIKARIN

 

Urfa’nın çok dinli ve kültürlü yapısı mutfağına da yansımış. Tirit, Yahudi köftesi, kübü lebeni, borani bu geniş yelpazaden örnekler. Kendi adını verdiği kebabı, meşhur çiğköftesi, sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi olan ciğer kebabı ve en çok tüketilen yiyecek olan lahmacunu ile öne çıkıyor kent. Kırmızı et, başta isot olmak üzere birçok baharat, bulgur ve salça ise Urfa mutfağının vazgeçilmez malzemeleri. ‘Ciğer Kebabı’nı Ali Baba’nın Yeri’nde ya da Sevgi Ciğer’de deneyebilirsiniz. Hacıbaba ve Altınşiş de lezzetli kebaplar tadabileceğiniz adresler.

 

SIRA GECESİNE GİDİN

 

Yüzyıllardır devam eden sıra gecesi geleneği, aslında arkadaşların her hafta birinin evinde toplanarak yaptığı bir eğlence; adı da o yüzden sıra gecesi. Sıra geceleri artık profesyonel eğlence anlayışına dönüşmüş durumda, birçok yer rutin programlar düzenliyor. Önerim Cevahir Han; haftanın 3 günü herkese açık sıra geceleri yapıyorlar, diğer günler de gruplara özel sıra gecesi organize ediyorlar. Restoranında ise sadece Urfa mutfağı değil çok zengin bir lezzet yelpazesi var.

 

Yazının devamı...

10 adımda Amsterdam

26 Kasım 2016

 

DAM MEYDANI

 

Kentin kalbindesiniz... Gördüğünüz bu muhteşem yapı Kraliyet Sarayı ve 1655 yılından beri burada. Bina aslında Belediye Sarayı olarak Jacob van Campen tarafından tasarlanmış. Napolyon’un kardeşi Louis Bonaparte tarafından bir saraya yakışır şekilde yeniden düzenlenmiş. O dönemden beri de saray olarak kullanılmış. Meydanda Nieuwe Kerk (Yeni Kilise) ve beyazlığı ile öne çıkan II. Dünya Savaşı anısına yapılmış Ulusal Anıt’ı  da görüyorsunuz.

 

 

AMSTERDAM CENTRAAL STATION

 

İstasyon 1889 yılında açılmış ve şehrin en önemli simgesi olan eski limanın yerini almış, deniz ulaşımının yükünü tamamiyle ortadan kaldırmış. Amsterdam’ın uluslararası tren bağlantısı bu istasyondan başlıyor. Tren istasyonu olmasının yanı sıra bina, 19. yüzyıl mimarisinin en güzel örneklerinden biri olma özelliğine sahip. 8600’den fazla ahşap kazık ile desteklenmiş, üç yapay ada üzerindeki istasyonun ikiz kuleleri ile orta bölümündeki muhteşem tasarım bir zafer takı gibi görünüyor.

 

Venedik’tekinden daha fazla sayıda 100 km’yi aşan, 100’den fazla kanalıyla, Paris’ten fazla sayıda (1200) köprüsüyle, Avrupa’nın en çekici ve heyecanlı şehirlerinden biridir Amsterdam. Kanallar birbirlerine köprü ve taş yollarla bağlıdır. Küçük bir şehir olduğu için her yere yürüyerek gidebilirsiniz.

 

 

RIJKMUSEUM

 

Labirent misali iç içe geçen odalarda binlerce nadide eser göreceksiniz. 15. ve 17. yüzyıl Flaman sanatçılarının eserlerinin yanı sıra başka efsane sanatçılar da müzenin birçok salonunda eserleriyle ağırlanmaktalar. Müze bir günde gezilemeyecek kadar büyük. Dünyanın en büyük Hollanda sanat koleksiyonuna sahip. İlk dinsel eserlerden Altın Çağ’ın  en önemli eserlerine kadar  geniş bir koleksiyon var burada.

 

 

VAN GOGH MUSEUM

 

Müze 1973 yılında açılmış. Bina oldukça modern. Ana bina Gerrit Rietveld, büyük dairesel kanat ise Kisho Kurokawa  tarafından tasarlanmış. Müzede Van Gogh’un eserleri  ve kardeşi Theo’ya yazılmış 800 mektup sergileniyor. Eserleri dikkatle incelerseniz Van Gogh’un manik depresif hayatından kesitler göreceksiniz. Müzede Van Gogh’un ünlü ‘Patates Yiyenler’,  ‘Günebakanlı Vazo’, ‘Arles’teki Yatak Odası’, ‘Buğday Tarlasındaki Kargalar’ gibi eserleri sergileniyor.

 

 

HERMITAGE  AMSTERDAM

 

St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nin Amsterdam  şubesi olarak hizmet veren müze, Rus Çarlığı’nın zenginliklerini, saltanatını, görkemli sanatlarını anlatmak amacıyla oluşturulmuş. Müzenin hikâyesi 1764’te Saint Petersburg’da başlamış. Rus Çariçesi Büyük Katerina, Berlin’de bir müzayededen 200 tane tablo birden satın alınca bir koleksiyon oluşturmaya karar vermiş. Kışlık sarayının yanında bir ek bina yaptırmış ve bütün sanat eserlerini buraya yerleştirmiş.

 

 

KIRMIZI FENER MAHALLESİ

 

Adı denizcilere hizmet eden hayat kadınlarının evlerinin dışına astıkları kırmızı fenerlerden geliyor.  1478’den itibaren hayat kadınlığı o kadar yaygınlaşmış ki bu konuda önlemler almaya gerek duyulmuş. Belirlenmiş olan alanların dışına çıkan kadınlar trampet ve düdükle uyarılarak geri yollanıyormuş. Bu bölge aynı zamanda  mağazalar, restoranlar ve işyerlerine de ev sahipliği yapıyor. Akşamları daha çok yetişkinlere yönelik eğlence ve şovlarla mahalle çok renkli bir hale geliyor.

 

 

REMBRANDTPLEIN

 

Amsterdam’ın en hareketli meydanlarından birindesiniz. 1878’de meydan tereyağı pazarı olarak kullanıldığı için adı Botermarkt’mış ama daha sonraları Rembrant’ın heykeli dikilmiş, adı da Rembrandtplein olmuş. Meydan çok sayıda bar, restoran ve  gece kulübü ile renkli bir görüntü sergiliyor. Burası sadece günümüzde değil, 1890’lı yıllardan beri halkın çok sevdiği bir bölge.

 

 

PLANTAGE

 

Hollanda’nın lale çılgınlığı döneminin temeli Osmanlı’dan getirilen laleler ile başlamış. Lale, 1562’de İstanbul’dan kumaş getirip Anvers Limanı’na yanaşan bir gemideki kumaş balyalarının içinde gelmiş. Balyaların içindeki lale soğanlarını Osmanlı soğanı zanneden Anvers’li tüccar, soğanların çoğunu yemekte kullanıp kalanlarını da bahçesine ekmiş. Bahar geldiğinde bahçedeki sebzelerin arasından göz alıcı laleler fışkırmış. Doğu ticaretinden zenginleşen Hollandalılar lüks evlerinin bahçelerini lalelerle  süslemeye başlamışlar o dönemlerde. Plantage şehrin kültür bahçesi olarak geçiyor, özellikle nisanda çok güzel.

 

 

DE WAAG

 

Bu bina Amsterdam’daki en eski sınır evi. De Waag 1450 büyük yangınından sonra yapılan duvarlarla birlikte şehrin doğudaki sınırlarını belirlemiş ve 1488’de kullanılmaya başlamış. Kuleleri ve mimarisiyle çok hoş görünse de 16. yüzyılda halka açık idamların yapıldığı yer olarak tarihe geçmiş. Mahkûmlar kulelerde akıbetlerini beklerlermiş. 1691’de binanın orta taraflarındaki büyük sekizgen kule eklenmiş. Binanın üst katı ise loncalara toplantı amaçlı açılmış.

 

 

OUDEKERK

 

Amsterdam’ın en eski cemaat kilisesinin yapımına 13. yüzyılda başlanmış. 300 yıl boyunca da ek şapellerle bina büyütülmüş, yoksulların sığındığı, tüccarların bir araya geldiği çok süslü bir kilise olmuş. John Westerman’ın meşe ağacından  yapılmış  muhteşem orgunun 8 körüğü ve 54 tane de etkileyici borusu var. Binanın yaldızlı tavanındaki tonoz resimleri 15. yüzyıldan kalma. 

Yazının devamı...

Damla damla sağlık

12 Kasım 2016

SPA NE DEMEK?

 

‘Selus Per Aqua’ Latince bir tanım; ‘sudan gelen sağlık, su ile gelen sağlık’ gibi anlamları var. SPA kelimesinin de bu tanımın başharflerinden oluştuğu kabul ediliyor. Su ile yapılan terapilerin kökeni Roma İmparatorluğu’na kadar uzanıyor. Akıtarak, damlatılarak, püskürtülerek suyun sıcak ya da soğuk uygulamalarını içeren bu SPA terapileri, doğal taşlar, aromatik yağlar ve vücudun farklı bölgelerine sağlık kazandırmayı amaçlayan özel masajlarla birleştiriliyor. Bu hafta Türkiye’de ve yurtdışında denediğim sıradışı SPA’lardan bazılarını paylaşmak istedim.

 

HOTEL CAELİ, ECEABAT

 

Vinero Bağcılık tarafından kısa süre önce açılan Hotel Caeli, Eceabat’a bağlı Kumköy’de yer alıyor. Son zamanlarda gördüğüm en güzel tesislerden biri. Bağ, orman ve göl manzaralı odaları zevkle döşenmiş. Sadece SPA’ya gitmek yetmez, şehirden de uzaklaşmam lazım derseniz doğru adres. 700 metrekarelik SPA merkezinde; kapalı havuz, Türk hamamı, sauna, buhar banyosu, macera duşları, şok havuzu ve masaj odaları var. İçinde üzüm bağları da yer alan otel, salkımlardan süzülen sağlığı terapilere dönüştürüyor.

 

LİFECO, BODRUM

 

The LifeCo, 360 derece sağlık hizmeti sunan bir merkez. Benzerleri yurtdışında çok olsa da ülkemiz için bu tür merkezlerin sayısı sınırlı. Detoks kamplarından sağlıklı beslenme reçetelerine birçok açıdan faydalanabilirsiniz. Sağlıklı yaşamın sadece kilo vermek olmadığını hatırlatması ve hayat kalitesini yükseltmesi açısından uyguladıkları programlar çok önemli. Antalya, Ankara, Bodrum ve Phuket olmak üzere 4 ayrı yerdeler. Bir de mavi yolculukla ‘denizde detoks’ modelleri bulunuyor; hem tatil hem bakım arayanlar için biçilmiş kaftan. 24 farklı masaj uyguluyorlar; ek olarak ayurvedik masaj terapileri ve aromaterapileri var.

 

FOUR SEASONS BOSPHORUS, İSTANBUL

 

İstanbul’dan ayrılacak vakti olmayan ama kendine bir iyilik yapmak isteyenler Four Seasons Bosphorus Otel’in SPA merkezini değerlendirebilir. Şehrin merkezinde, 2 bin 100 metrekarelik oldukça büyük bir SPA. Erkek, kadın ve çiftler olmak üzere 3 tür hamam da var. Hamam ile SPA’yı birleştiren adeta törensel uygulamalarla sudaki sağlığı keşfetmek mümkün. VIP SPA Süit otelin sunduğu ayrıcalıklar arasında. Tasarımı da dikkat çekiyor; modern ve minimal hatları geleneksel Türk banyo kültürüne ilişkin detaylarla birleştirip güzel bir harman çıkarmışlar ortaya. Four Seasons Bosphorus SPA Merkezi, 2010-2012 arasında 3 yıl üst üste Türkiye’nin En İyi SPA’sı seçildi; 2013 yılında da biri Travel + Leisure, diğeri de World SPA Travel Magazine tarafından verilen iki ödül daha aldı.

 

MARİA WÖRTH, AVUSTURYA

 

‘Sağlık ve Detoks Alanında Dünyanın En İyi Netice Veren Merkezi’ seçilen VIVAMAYR, kapsamlı bir yenilenme geçirdi. Avusturya’nın güneyindeki Wörthersee Gölü’nün kenarında yer alan Maria Wörth, tam donanımlı bir hastane ile 5 yıldızlı otel konforunun birleştirildiği bir adres. Tek kelimeyle müthiş bir doğanın ortasında yer alıyor. Göl ve dağ manzarasının birleşimini izlemek bile başlı başına mutluluk ve tazelenme nedeni. Alpler’in tertemiz atmosferinden faydalanılarak, açık havada spor terapileri uygulanıyor. Tuz ve oksijen terapilerinin de öncüsü olan merkez, aslında daha uzun ve sağlıklı yaşamaya yönelik terapiler bütününden oluşan bir tedavi uyguluyor.

 

SHA WELLNESS KLİNİK, İSPANYA

 

Dünyanın en ünlü sağlıklı yaşam komplekslerinden SHA Wellness, Valencia’da yer alıyor. Uzakdoğu öğretileriyle Batı tekniklerini harmanlayarak, sağlıklı yaşamın anahtarını veriyor. Hatta SHA Academy adıyla yürüttüğü bir programı da var. Kliniğin ünlü müdavimleri arasında Bruce Willis, Kylie Minogue, Donna Karan ve Barbara Streisand gibi isimler bulunuyor. Bu yıl Condé Nast Traveller Johansens tarafından ‘En İyi SPA Destinasyonu’ seçildi.

 

 

DÜNYANIN EN İYİ 10 SPA MERKEZİ

 

Lüks ve marka denince akla gelen en başarılı internet sitelerinden biri olan oggusto.com dünyanın en kaliteli SPA merkezlerini derlemiş. Sahibi Özlem Güsar’ın gözüyle  en başarılı SPA adresleri şöyle:

 

1-FOUR SEASONS LANDAA GİRAAVARU, MALDİVLER: Ayurveda tedavileri uygulanıyor. Yerçekimsiz yoga, ağrıları dindirmede yardımcı. www.fourseasons.com/maldiveslg

 

2-GSTAAD PALACE, İSVİÇRE: Brezilya’da efsane olan Ivo Pitanguy’nin keşfettiği oksijen tedavisinin uygulandığı SPA, yüz bakımında öne çıkıyor. www.palace.ch

 

3-SİX SENSES EVASON MA’IN SPA, ÜRDÜN: Kanyon eteğindeki bir vahada, sıcak su kaynağıyla beslenen bir havuzun etrafında kurulu. www.sixsenses.com/evason-resorts/ma-in/destination

 

4-COMO SHAMBHALA ESTATE, BALİ: Tirta Empul su tapınağında su saflaştırma seremonisini de deneyebilirsiniz. www.comohotels.com/comoshambhalaestate/

 

5-BORGO EGNAZİA, VAİR SPA, İTALYA: SPA’sındaki her detay ve her bir tedavi Güney İtalya’nın, özellikle de otantik şehir Apulia’nın ruhundan ilham alıyor. www.borgoegnazia.com

 

6-BUCHİNGER WİLHELMİ KLİNİK, ÜBERLİNGEN, ALMANYA: Klinik, son bilimsel gelişmelere göre tıbbi yöntemler geliştiren üçüncü nesil doktorlar tarafından yönetiliyor. www.buchinger-wilhelmi.com

 

7-HAYMAN SPA, QUEENSLAND, AVUSTRALYA:Uçsuz bucaksız bir okyanusun ortasında masaj yaptırmak her yerde yaşayabileceğiniz bir deneyim değil.

 

8-ROYAL MANSOUR MARRAKECH SPA, FAS: Hamam ve SPA’larıyla meşhur olan mistik şehir Marakeş’in en ünlü SPA’sı, tamamen beyaz mermerle döşeli. 

 

9-BULGARİ HOTEL LONDON, LONDRA: Şehrin en stil sahibi SPA’sı. Hyde Park’a da oldukça yakın.

 

10-THE DOLDER GRAND, ZÜRİH: Avrupa’nın en iyi SPA’ları arasında. 

Yazının devamı...