"Saffet Emre Tonguç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Saffet Emre Tonguç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Saffet Emre Tonguç

Saffet Emre Tonguç

Dadaşların şehrinde tarih ve lezzet turu

29 Ocak 2017

ÜÇ KÜMBETLER

Üç Kümbetler, Erzurum’daki en önemli tarihi yapılar arasında. Sekiz köşeli plan üzerine oturtulan ilk kümbetin, Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu düşünülüyor. Diğer iki kümbeti kimlerin yaptırdığı bilinmiyor. Hepsi kesme taşlardan yapılan kümbetler, benzer diğer Türk-İslam yapılarından, kullanılan malzemelerin niteliği ve süslemeleri ile ayrılıyor. Kümbetlerin birinin üzerinde Çin takvim hayvanları desenleri yer alıyor.

HATUNİYE MEDRESESİ

Erzurum’un simgelerinden olan Hatuniye Medresesi, özellikle muhteşem taç kapısı ile ilgi odağı. Dakikalarca bakıp, sanatsal işçiliğini zevkle inceleyebilirsiniz. Taç kapının sağında ve solunda dört kabartma var; sağdaki çift başlı kartala özellikle dikkat edin. Medresenin 1. Alaaddin Keykubat’ın kızı Huvand Hatun için yaptırıldığı, adını da buradan aldığı düşünülüyor. Ama 1285-1290 yılları arasında İlhanlılar tarafından yaptırıldığını söyleyen araştırmacılar da var.

ERZURUM KONGRESİ

Erzurum’un Milli Mücadele tarihi açısından önemi büyük. Ama ne yazık ki Milli Mücadele tarihimizin başlangıç adımlarından olan ve “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz” kararının alındığı kongre binasının orijinali bugüne ulaşamamış. Binanın orijinal hali 1925’te büyük bir yangın atlatmış ve tüm ahşap bölümleri yanmış. Daha sonra geçirdiği onarımla Yapı Sanat Mektebi olarak hizmete girmiş; ardından da Güzel Sanatlar Lisesi’ne dönüştürülmüş. Lisenin giriş katında yer alan temsili Kongre Müzesi ziyaret edilebiliyor; içinde delegelerin fotoğrafları, biyografileri, oturdukları sıralar gibi çeşitli eşyalar var.

ATATÜRK EVİ

Erzurum’da Atatürk’ün 2 ay boyunca kaldığı ve bugün müzeye dönüştürülen evi görülecekler listenize alın. Erzurum Kongresi çalışmalarının sürdürüldüğü evde Atatürk ve arkadaşları 2 ay yaşamış. 19. yüzyıl sonlarında konak olarak inşa edilen ve bir dönem Alman Konsolosluğu olarak da kullanılan ev, 1984’ten bu yana müze olarak hizmet veriyor.

Yazının devamı...

Bembeyaz bir kent: Aşkabat

22 Ocak 2017

Aşkabat, Kara Kum Çölü’nün ortasına kurulan bir başkent. Orta Asya’nın diğer ünlü kentlerine hâkim olan mistik ve eski Doğu kenti havası yok çünkü her şey yeni. 1948’de yaşanan depremden sonra şehri yeniden inşa etmişler. Çelik gövdeli, cam ve mermer binalar sarmış dört bir yanı. Eski Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı vatandaşlarına “Size bembeyaz bir kent inşa edeceğim” diye söz vermiş. O sözü tutmak için süt beyazı mermerlerle inşa edilen binalar var her yerde. İçinde damar bulunmadığı için alacalı renge sahip olmayan mermerler, Türkiye’den ve İtalya’dan getiriliyor. Zaten ülkedeki inşaat sektörü büyük ölçüde Türkiye’ye emanet; hatta ortak yapılan işler öyle çok ki Türkçe Türkmence ve Rusçadan sonra en çok kullanılan 3 dilden biri haline gelmiş. Aslında mermeri dış cephede bu kadar çok kullanmak cesaret işi; şehrin gri bir görünüme bürünmesi birkaç sene bile almayabilir. Ama Türkmenistan doğalgaz zengini bir ülke olmasının etkisiyle temiz enerji kullanıyor. Araç sayısı da oldukça az. Hal böyle olunca mermerin beyazlığına gölge düşmüyor.

TARAFSIZLIK ANITI

Dünyanın birçok yerinde kahramanlık ve bağımsızlık vurgusunun simgeleştirilmesinin ilk yolu aynı; dev anıtlar dikilmesi. Aşkabat da bir anıtlar şehri. En ünlüsü, ülkenin bağımsızlığının simgesi olan ‘Tarafsızlık Anıtı’.  Türkmenlerin ‘tagan’ adını verdiği ve sağlamlığı simgeleyen üç ayaklı ocaktan esinlenerek tasarlanmış. Anıt, Türkmenistan’ın 12 Aralık 1995’te Birleşmiş Milletler nezdinde kabul edilen tarafsızlık statüsünü ölümsüzleştirmek için yapılmış. Yüksekliği 95 metre. Tarafsızlık Müzesi’nin ve seyir terasının yer aldığı anıtın tepe noktasına içerideki asansör ile çıkılabiliyor.

Kent, 1919-1927 arasında Poltorazk olarak anılmış. Bugünkü adı ‘Aşkın Şehri’ anlamına geliyor. Her ne kadar şehrin kendisinde romantik bir atmosfer olmasa da Farsça aşk anlamına gelen eshq ve yerleşim yeri anlamına gelen abad kelimelerinin birleşiminden türemiş. 

ANAYASA ANITI

Türkmenistan’ın bağımsızlığının 20. yılı için inşa edilen ‘Anayasa Anıtı’ ise yaklaşık 129 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Süs havuzlarının yer aldığı yeşil alanlarla çevrili bir girişi var. Üzerindeki Türkmen yıldızları bölümü toplam 27 metre, kulesi ise 91 metre. Bu yükseklikler özellikle seçilmiş çünkü bağımsızlığın ilan edildiği 27.10.1991 tarihini simgeliyor. Anıtın toplam yüksekliği ise 185 metre; bu da anayasanın kabul edildiği 18.05.1992 tarihine işaret ediyor. İçinde toplantı ve konferans salonları, dinlenme bölümleri, müze kısmı ve seyir terasları var.

Türkmenistan kültüründe

Yazının devamı...

2017’de 4 mevsime 4 öneri

1 Ocak 2017

KIŞ BİTMEDEN BUZ OTELDE KALIN

Stockholm’den 90 dakikalık bir uçuşla Jukkasjarvi’ye varıp, oradan kar otomobilleri ya da kızaklarla gideceğiniz Buz Otel’de geçireceğiniz zamanı başka bir tatille kıyaslamak mümkün değil. 1990’dan beri her yıl kasım ayında inşa edilen otel için 4 bin ton buz kullanılıyor. İlkbaharda eriyen otel Torne Nehri’ne  karışıyor. Her yıl yeniden yapıldığı için tasarımı da değişiyor. Bu da yapacağınız tatili biricik kılan özellik. Otelde yataktan bardağa kadar her şey buzdan. Donmamanın tek yolu ise özel giysiler! O yüzden daha adımınızı attığınızda uzay mekiğine girermiş gibi kalın bir paltoyla sarmalıyorlar. Özel uyku tulumlarına girip, rengeyiği postu serilmiş yatakta uyuyorsunuz. Gündüzleri donmuş gölde balık tutup Lapland köylerini gezebilirsiniz. Aklınızda bulunsun, banyo ve tuvaletler otel erimesin diye dışarıda. Otelde sinema salonu, tiyatro salonu, balayı dairesi ve kilise var. Ve eğer ocak ayı içinde giderseniz meşhur kuzey ışıklarını izlemenin eşsiz keyfini yaşayabilirsiniz.

İLKBAHARDA KANGURU DÜNYASINA ZİYARET

Burada ilkbahar olsa da Tazmanya’da sizi sonbahar karşılayacak. Topraklarının 30 bin kilometrekaresi koruma altına alınan tam bir doğa harikasının sonbahar renklerine büründüğü hallere bayılacaksınız. Bass Geçidi’yle Avustralya’dan ayrılan Tazmanya’nın toplam büyüklüğü 70 bin kilometrekare. Güneyinde Antarktika’ya, batısında ise Afrika’ya kadar hiçbir kara parçası yok. Başkent Hobart, tarihi binaları, renkli ufak dükkânları ve lokantalarıyla keyifli adreslerden biri. Kült çizgi film karakterlerinden Tazmanya Canavarı’nı bilmeyen yoktur. Tamamen hayal ürünü olduğunu zannedenler varsa yanılıyor çünkü gerçek. Sadece çizgi sinemadaki haline pek benzemiyor o kadar. Gerçeği; domuzun ufağı gibi görünen, stres altında kötü bir koku yayan, kemikleri çatır çutur parçalayan, simsiyah bir hayvan... Hem Tazmanya Canavarı’nı hem de kanguru ve koala başta olmak üzere birçok hayvanı Bonorong Vahşi Doğa Parkı’nda görebilirsiniz.

YAZA ST. PETERSBURG’DA BEYAZ GECELERLE GİRİN

Şehirde, 25 Mayıs - 16 Temmuz arasındaki yaklaşık iki aylık süre boyunca ‘Beyaz Geceler’ yaşanıyor. Gündüz süresi 20 saate kadar çıkıyor; beyaz geceler adı da buradan geliyor. Haziran ayına plan yaparsanız, Beyaz Geceler Festivali’ni kaçırmayın. Aziz Isaac’a adanan meydan şehrin merkezi. Göreceğiniz en önemli yapı ise aynı adı taşıyan katedral. Yapımı tam 40 yıl sürmüş. Kubbesinde 100 kilo altın kullanılan katedralde her biri 114 ton ağırlığa sahip 48 sütun bulunuyor. Dünyanın en büyük müzelerinden biri de St. Petersburg’da yer alıyor; Ermitaj. Beş binadan oluşan komplekste 3 milyondan fazla eser var. Her eseri incelemeye 1 dakika ayırsanız bile müzenin tamamını gezmek için 10 yıldan fazla zamana ihtiyacınız var. 74 kilometrelik Neva Nehri’nin 30 kilometresi şehirden geçiyor. Manzarasının tadını çıkarmak için nehrin ikiye ayrıldığı Vasilevsky Adası’nı tercih edebilirsiniz. Sanki bir masal kitabından fırlamış gibi duran 5 kubbeli Sıçramış  Kanlar (Yeniden Diriliş) Kilisesi’nin yapımında yüzlerce metrekare mozaik kullanılmış; uzun süre incelemek isteyeceksiniz. Bir de St. Petersburg’a gitmişken mutlaka opera ve bale programlarına göz atın ve bence en az birini izlemeden dönmeyin.

SONBAHARDA YENİ ZELANDA’DA TREKKİNG

Bizde sonbahar yaşanırken yeşil cennet Yeni Zelanda ilkbaharı karşılıyor. Trekking için en güzel zamanlar... Yeni Zelanda, iki büyük kara parçası Kuzey ve Güney adası ile arada kalan yüzlerce küçük adadan oluşuyor. Büyük adaların yüzölçümü, İngiltere kadar! Dünyanın en fazla yağış alan bölgelerinden olan Yeni Zelanda çok uzak bir alternatif belki ama kesinlikle kat ettiğiniz yola değecek bir coğrafya çıkacak karşınıza. Rahatlıkla söyleyebilirim ki; Norveç, Şili ve Alaska’ya giderken geçilen Inside Passage’dakilerden çok daha güzel fiyortları var. 20 bin yıl önce buzulların erimesiyle oluşan 14 fiyorda dünyanın dört bir yanından trekking yapmak için geliyorlar. Fiordland adı verilen Milli Park içindeki en geniş fiyort Dusky, en popüler olansa Milford. Milford Fiyordu’nda yer alan Bowen Şelaleleri tek kelimeyle muhteşem. Ülkenin toplam alanının yüzde 5’ini oluşturan fiyortlar, UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası listesinde yer alıyor. Ülkenin en yağışlı bölgesi olan fiyortları doyasıya izlemek için lüks yolcu gemilerinden birine atlayıp tura da çıkabilirsiniz.

Yazının devamı...

Yeni yıla yurtdışında girmek için 10 şehir 10 neden

17 Aralık 2016

 Herkese kalbindekinin gerçek olduğu bir yıl ve tabii ki keyifli seyahatler diliyorum. İşte benden 10 öneri...

 

EN GÖRKEMLİ NEW YORK

 

Frank Sinatra’nın ‘uyumayan şehir’ dediği New York’ta yılbaşı kutlamak için sayısız seçenek var. Binlerce dolar ödeyerek parçası olacağınız etkinliklerden sıfır maliyetli sokak kutlamalarına kadar alternatif çok.  Öncelikle Rockefeller Meydanı’na gidin derim; dünyanın en görkemli Noel ağaçlarından biri burada. Üstelik  bu ağacın meydana dikilmesi 83 yıldır süren bir gelenek. Süslemesinde  30 binden fazla ampul, bir o kadar da kristal kullanılıyor. Yılbaşı akşamı New Yorklular Times Meydanı’na koşuyor. Hep birlikte 10’dan geriye doğru saymak ve yeni yıla burada girmek şehrin bir diğer geleneği. Ben de bir kez parçası oldum; -17 derecelik soğuğu ve buna rağmen iğne atsan yere düşmez kalabalığı unutamam.

 

EN EĞLENCELİ BUENOS AIRES

 

Yazının devamı...

7 asırlık düğün

16 Aralık 2016

HİTİTLERDEN SELÇUKLU’NUN BAŞKENTLİĞİNE

 

Yaklaşık 4 bin yıl önce Hititlerin vatanı olan ve o dönemde ‘Kuwanna’ olarak adlandırılan Konya, zengin bir kültür mirasına sahip. Bu mirasın etkisiyle de asırlar boyu birçok farklı ad almış. ‘İkonların şehri’ anlamında ‘Iconium’ denmiş; Bizans İmparatorluğu döneminde ise ‘Tokonion, Conia, Cogna, Konien’ gibi farklı isimler verilmiş. AraplarKuniya’ demeyi seçmişler. Şehir geçmiş adlarına çok benzeyen şimdiki ismini ise Selçuklu döneminde almış, Osmanlı da aynı adı kullanarak Konya demiş.

 

MÖ 7 binlerden bu yana yerleşimin olduğu Konya, yüzyıllar boyunca ev sahipliği yaptığı uygarlıklarla bir ‘Medeniyetler ve dinler beşiği’ haline gelmiş. Hitit, Lidya, Pers gibi büyük uygarlıkların yaşadığı Konya, Selçuklu’ya da 2 asırdan fazla başkentlik yapmış. Hıristiyanlığın önemli azizelerinden Tekla’yı ve en önemli azizlerden Pavlus ve Barnabas’ı konuk etmiş. Misafir değil ev sahibi olan Mevlana ise şehre hâkim olan manevi ve huzurlu atmosferin en önemli sebebi.

 

MOĞOL İSTİLASINDAN KAÇIŞLA BAŞLAYAN ÖYKÜ

 

Yazının devamı...

Mistik ve lezzetli bir yolculuk

3 Aralık 2016

SOKAKLARDA ‘1001 GECE MASALLARI’NI HATIRLAYARAK YÜRÜYÜN

 

Urfa’yla tanışmak için en doğru yer olan kalesine çıkıp şehri kuşbakışı izleyin. Aşağı baktığınızda en dikkat çeken detay Balıklı Göl ve hemen yanında yükselen Rizvaniye Camii olacak. Kazzaz Han’a uğrayıp Ortadoğu ve İran esintisi şallara, Urfa’ya özgü rengârenk, allı pullu elbiselere göz atın. Halı, kilim, battaniye gibi ürünler için hemen yanındaki Sipahi Çarşısı’na geçin. Hüseyniye Çarşısı’nda, ustaların dövdüğü bakırlardan yankılanan sese kulak verin. 


BALIKLI GÖL’DE PEYGAMBERLER TARİHİNİ DÜŞÜNÜN

 

Balıklıgöl, Urfa’nın simgelerinden biri. Kutsal kabul edilen balıklarını ve Rizvaniye Camii’nin suyun üstüne düşen muhteşem aksini izlemenin mistik bir büyüsü var. Bulunduğu yerde iki göl, Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman yer alıyor. İnanışa göre Nemrut’un putlarına savaş açıp tektanrı inancını yaymaya uğraşan İbrahim Peygamber’in ateşe atıldığı yer bir göle dönüşmüş, odunlar da balık olmuş. Peygamber de hemen yanındaki bir gül bahçesine düşmüş. Hz. İbrahim’in hemen arkasından kendini ateşe atan Nemrut’un kızı Zeliha’nın düştüğü yer  de bir başka göl olup Aynzeliha adını almış.

 

Yazının devamı...

10 adımda Amsterdam

26 Kasım 2016

 

DAM MEYDANI

 

Kentin kalbindesiniz... Gördüğünüz bu muhteşem yapı Kraliyet Sarayı ve 1655 yılından beri burada. Bina aslında Belediye Sarayı olarak Jacob van Campen tarafından tasarlanmış. Napolyon’un kardeşi Louis Bonaparte tarafından bir saraya yakışır şekilde yeniden düzenlenmiş. O dönemden beri de saray olarak kullanılmış. Meydanda Nieuwe Kerk (Yeni Kilise) ve beyazlığı ile öne çıkan II. Dünya Savaşı anısına yapılmış Ulusal Anıt’ı  da görüyorsunuz.

 

 

AMSTERDAM CENTRAAL STATION

 

Yazının devamı...

Damla damla sağlık

12 Kasım 2016

SPA NE DEMEK?

 

‘Selus Per Aqua’ Latince bir tanım; ‘sudan gelen sağlık, su ile gelen sağlık’ gibi anlamları var. SPA kelimesinin de bu tanımın başharflerinden oluştuğu kabul ediliyor. Su ile yapılan terapilerin kökeni Roma İmparatorluğu’na kadar uzanıyor. Akıtarak, damlatılarak, püskürtülerek suyun sıcak ya da soğuk uygulamalarını içeren bu SPA terapileri, doğal taşlar, aromatik yağlar ve vücudun farklı bölgelerine sağlık kazandırmayı amaçlayan özel masajlarla birleştiriliyor. Bu hafta Türkiye’de ve yurtdışında denediğim sıradışı SPA’lardan bazılarını paylaşmak istedim.

 

HOTEL CAELİ, ECEABAT

 

Vinero Bağcılık tarafından kısa süre önce açılan Hotel Caeli, Eceabat’a bağlı Kumköy’de yer alıyor. Son zamanlarda gördüğüm en güzel tesislerden biri. Bağ, orman ve göl manzaralı odaları zevkle döşenmiş. Sadece SPA’ya gitmek yetmez, şehirden de uzaklaşmam lazım derseniz doğru adres. 700 metrekarelik SPA merkezinde; kapalı havuz, Türk hamamı, sauna, buhar banyosu, macera duşları, şok havuzu ve masaj odaları var. İçinde üzüm bağları da yer alan otel, salkımlardan süzülen sağlığı terapilere dönüştürüyor.

 

Yazının devamı...