"Ali Can Yaycılı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ali Can Yaycılı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ali Can Yaycılı

Sakızların efendisine veda

9 Mayıs 2013

· Kupa Canavarı...
· Futbolcu Fabrikatörü...
· Pes etmeyen Adam...
· Korkusuz...
· Ve daha niceleri...
BU adama o kadar lakap takıldı ki saymak imkansız... 26 yıllık Manchester United kariyerini, büyük başarısını yazmaya kalksak her halde ödüllük bir roman haline getirebiliriz. Ama az da olsa bu gerçek efsaneden biraz bahsedelim... Gerçek adı: Alexander Chapman Ferguson. 1941 doğumlu. 16 yaşında amatör Queen’s Park takımında forvet oyuncusu olarak futbola başladı ve ilk maçında golünü attı. 1960’ta kariyerinin ilk transferini yaparak St. Johnstone’a gitti. 1967’de nihayet Glasgow Rangers ile söz kesti. Her gittiği takımda iyice piştikten sonra 1974’te futbolculuk yaşantısına nokta koydu.
Dünya futboluna damga vuran bir futbolcu olamadı ama 1977 yılı bir efsanenin doğuşunu simgeledi. Ülkesinin Stirlingshire takımında menajerliğe başladı 40 sterlinlik maaşla (112 TL). Ve yıl 1986. Ferguson’un ManU kariyeri başladı. İngiltere’de 19 yıldır şampiyonluk sevinci yaşayamayan bir United vardı. Old Trafford’daki ağır yenilgiler, peş peşe gelen kötü sonuçlar İskoç hocanın üzerindeki baskıyı giderek artırmaya başlamıştı. Lig, 11. sırada bitirilse de yönetimin ‘arkandayız’ dedi.

ACIMASIZDI

1992-93’e kadar inişli-çıkışlı bir grafik sergileyen United, transferlerde de tam isabet sağlanınca takımın altın çağı başladı. Eric Cantona da bu sezonun başında transfer edildi. O sezon takım şampiyonluk sevinci yaşarken, Ferguson yılın teknik direktörü seçildi. Roy Keane’i kadrosuna katan ManU, Beckham ve Scholes gibi oyuncuların da takıma dahil etti. 2003’e kadar tam 8 kez lig şampiyonluğu kupası kaldırdı. Bu yıllarda Fergie da 6 defa yılın teknik adamı unvanını aldı. Manchester’ın en başarılı sezonu ise 1998-1999 idi. Premier Lig ve Federasyon Kupası şampiyonluğu kazanan takım, Şampiyonlar Ligi’ni de final maçında Bayern Münih’i yenerek Avrupa’nın en büyüğü oldu. Aynı yıl Ferguson’a ‘Sir’ unvanı verildi.
Ferguson, başarılı olduğu gibi acımasızdı da. Stam, Beckham, Yorke ve Van Nistelrooy, Ferguson’la birtakım tatsızlıklar yaşayınca takımdan gönderildi. Hatta Ferguson’un Beckham’a krampon fırlatması yıllarca konuşuldu.
Ve tarih 08.05.2013...
Sir’ün 26 yıllık kupa dolu, başarı dolu Manchester United kariyeri sona erdi. Hem de kendi ağzından en güzel cümle ile: “United’ı olabilecek en iyi pozisyonda bıraktım”

Yazının devamı...

Hoşçakal şampiyon

7 Mayıs 2013

Galatasaray Kulübü'nün ve Türk futbolunun nam-ı değer beyefendisiydi...
Efsane Başkan, 22 Mart 2010'da yaşadığı rahatsızlık nedeniyle Bursa Acıbadem hastanesinde hayatını kaybetmişti.

* * *

Üzerinden tam 3 yıl geçti.
Tarih: 7 Mayıs 2013
Türk futbolunun beyefendiliği ile ön plana çıkan bir başka ismi,
Bursaspor Kulübü'ne tarihi bir başarı yaşatıp Süper Lig şampiyonluğu yaşatan,
Yeşil beyazlı bayrağın Şampiyonlar Ligi'nde dalgalandıran,
Tüm dünyanın 'Timsah Yürüyüşü'nü tanımasını sağlayan isim İbrahim Yazıcı, tıpkı Özhan ağabeyi gibi Bursa'da aynı hastanede hayata gözlerini yumdu...

* * *

Bir dönem milletvekilliği de yapan Yazıcı, yaptıkları ile Bursaspor'a olan borcunu sonuna kadar ödedi...
Şimdi sıra Bursa'nın İbrahim Yazıcı'ya olan 'vefa' borcunu ödemeye geldi.

* * *

Hem de bu borcu ödemek o kadar da zor değil.
Bursa'da yapımı süren ve kısa zaman sonra tamamlanacak olan yeni stadın adı 'İbrahim Yazıcı Stadı' yapılmalı.

* * *

Yazıcı'nın vefatından sonra sosyal medyada taraflı tarafsız herkes organize oldu...
Herkes, yeni stadının adının 'İbrahim Yazıcı Stadı' yapılmasını istiyor.

* * *

Umarım bu borç en iyi şekilde ödenir...

* * *

Artık İbrahim Yazıcı da 'Efsane Başkan' oldu.
Herkes onu 'Bursaspor'u şampiyon yapan adam' olarak hatırlayacak...

Hoşçakal ŞAMPİYON...

 

Yazının devamı...

Beşiktaş'ın teknik direktörünü tanıyor musunuz?

29 Eylül 2011

Carlos Carvalhal, Beşiktaş'a gelmeden önce ben adını sadece bir kere duydum.

 

O da, 2001 yılında Portekiz'in 3. Lig takımlarından Leixoes ile Avrupa Ligi'ne katılınca UEFA.com'un attığı manşet hala aklımda: "MUCİZE ADAM"

 

O zaman fazla araştırmamıştım.

 

Ancak, Beşiktaş'a geldikten sonra özellikle maç sonrasında Ömer Güvenç ile girdiği hoş sohbetler nedeniyle oldukça sempatik geldi.

 

Neyse bu işin duygusal tarafı. Biz işimize gelelim.

 

Belki de birçoğunuz (Buna Beşiktaşlılar dahil) Carvalhal'ın adını Türkiye'ye gelmeden önce duymamıştınız. Ki zaten öyle.

 

Beşiktaş, 'şike soruşturması'nda tutuklanan teknik direktör Tayfur Havutçu'nun yerine Portekizli teknik adamla anlaştığını açıkladığında hepimizin kafasında tek bir ampul yandı: "Takımdaki Portekizlilerin çokluğundan dolayı getirildi".

 

Aslında hiç de öyle değil.

 

Beşiktaş, Portekizli çalıştırıcı ile anlaşmakla çok ama çok iyi bir iş gerçekleştirdi. (Bunu ilerleyen günler hepimiz anlayacağız.)

 

Gelin size "Mucize adam"ın bazı mucizelerinden bahsedeyim.  

 

- Carvalhal’in çalıştırdığı 3. Lig takımı Leixoes Portekiz Kupası finaline kadar çıkıp Sporting Lizbon ile mücadele etti. Finali kaybettiler ama Sporting'in o sezon lig şampiyonu olduğu için 3. Lig takımıyla UEFA'ya katıldı.

- 2. Lig takımı Vitorio'yu lig ikincisi yaparak, 1. Lig'e yükseltti.

 

Şimdi bunları yazdım diye "Bu adam Mourinho'dan bile iyi" dediğimi falan sanmayın. Tabii ki başarısızlıkları da var.

 

- İlk teknik direktörlük tecrübesi felaketle sonuçlandı ve sezon ortasında kovuldu.

-  2008'de Yunanistan'ın Asteras Tripolis takımının başında çıktığı 15 maçta 2 galibiyet alınca yine kovuldu.

 

Şimdi ben bunları neden anlattım ve bu yazıyı neden yazdım.

 

Esprili, bilgili, zeki, heyecanlı, cesur tavırları ile geldiği ilk günden bu yana herkesin sempatisini kazanan Portekizli teknik adam, Tayfur hocanın da gelmesiyle siyah-beyazlı takımda çok önemli işler yapacak.

 

DEMEDİ DEMEYİN…

Yazının devamı...

Orhun Ene’den cevap bekliyorum

4 Eylül 2011

Milliler zor bir grupta mücadele ediyor, kötü düşünüp, kötü yazmak istemiyorum ama kusura bakmayın “benim sabrım taştı”.

 

Daha A Milli Takım kadrosu açıklandığı ilk gün söylemiştim “Tutku Açık’ın kadroya alınmaması büyük hata” diye.

 

Maalesef ki ben haklı çıktım. Aslında maalesef de değil. Tutku’nun milli takıma nasıl katkı sağlayabileceğini geçen yıl Galatasaray maçlarını izleyen herkes görebilirdi.

 

Ancak sen gidip de Ender Arslan’ı, Kerem Tunçeri’nin alternatifi olarak alırsan işte böyle ruhsuz oynamaya devam edersin.

 

XxXxX

 

Sorun yaşadığımız yerlerden biri hangisiydi?

Ribaunt…

 

Peki biz kadroya kimi almadık?

Temmuz ayında İspanya’daki Ümitler Avrupa Şampiyonası’nda “bir maçta 25 ribaunt” alarak turnuvanın tarihine geçen Furkan Aldemir’i..

 

Onun yerine kimi aldık?

2010-2011 sezonunda “16 maçta sadece 26 ribaunt” alan İzzet Türkyılmaz’ı…

(Ki, Polonya maçının ilk yarısının sonunda oyuna faul yapması ya da ribaunt alması için alınan İzzet, sayı yememize neden oldu)

 

Yorum sizin…

 

XxXxX

 

Tüm bunlardan yola çıkarak Orhun Ene’ye soruyorum…

 

Neden Ender de Doğuş değil?

Neden İzzet de Furkan değil?

Neden Polonya maçı biterken son topu Kerem’in yerine içeriye en iyi yüklenen Emir kullanmadı?
Neden Enes, Emir ve Ersan tam eli ısındığında kenara geliyordu?

 

Neden hocam neden?

 

Son olarak da bir soru Turgay Demirel’e…

NEDEN ORHUN ENE?

Yazının devamı...

Bu kafayla Seyrantepe ye gitmeyin

6 Ocak 2011

O söyledi bu cümleyi, ben de ondan çalıyorum. 

"Biz zamanında futbolu ruhumuzla oynuyorduk, şimdikiler para için oynuyor". 

Çok güzel bir laf değil mi? 

Galatasaray'daki son durumu tamamen açıklayan, her şeyi ortaya koyan bir cümle.

 Adnan Polat geçtiğimiz gün basın toplantısında açıkladı. 

"15 Ocak'ta Seyrantepe'de açılışımızı yapacağız" dedi. 

Yapma Başkan (!) 

Eğer bu takım böyle oynamaya devam edecekse;

 Eğer oraya gidildiğinde hala bazı 'ruhsuz para babaları' da gelecekse;

 Eğer taraftarın canı yanmaya devam edecekse;

 Eğer Seyrantepe'ye taşındığınız zaman yönetimdeki 'yetkisiz yetkililer' (!) de gelecekse;

 Eğer hala ‘göz boyama transferleri’ yapılacaksa gitmeyin o stada.

 O stada Gençlerbirliği maçındaki ruhsuz (!) oyuncular;

 O stada 'yetkisiz yetkililer' (!) yakışmaz.

 Benim bir fikrim var...

 

Siz en iyisi TT Arena'ya giderken birkaç kişiyi Ali Sami Yen'de bırakın.

Yazının devamı...

Adnan Polat istifa etmesin

29 Kasım 2010

Belki bu maçı kazanırız da bir şeyler düzelir diye bekliyorlardı.

Maçta istenilen olmadı ama statda beklenen oldu.

Kırılan koltuklar, "Adnan'lar istifa edin" sesleri ve daha fazlası..

Adnan Sezgin için bir şey diyemem ama Adnan Polat istifa etmesin...

Ne olursa olsun o Galatasaray Kulübü Başkanı..

Takım ne durumda olursa olsun onun omuzlarında Galatasaray ismi var.

Galatasaray'ın başına bir başkan seçimle geldiyse seçimle gitmeli..

Ancak Polat'ın bir an önce bir seçime giderek güven oyu tazelemesi gerekir.

Gerekli adaylar da varsa ortaya çıkar, gereken her şey olur.

HAGI EN BÜYÜK HATA

Sarı-kırmızılı yönetimin yaptığı en büyük hatalardan biri Hagi'nin tekrar takıma başına gelmesi.

Rumen hocanın futbolculuk kariyerini kimse tartışamaz.

O ve Alex Türkiye'ye gelmiş en iyi 2 yabancı. (Hani şimdi Quaresma Türkiye'nin en iyisi diyenler; zamanında Hagi'nin istatistiklerine şimdi de Alex'in yaptıklarına baksınlar ondan sonra konuşsunlar)

İyi futbolcudan iyi anrenör olacak diye bir kural yok, olamaz da.

Türk futbolu bunun örneklerini her zaman yaşadı.

Yaşayacak da.

Adnan Polat, Galatasaray'da yapılması gereken köklü değişimleri yapacak tek antrenörün Fatih Terim olduğunu da çok iyi biliyor.

Rijkaard'ın sonrasında teklif götürüldü ama Fatih hoca kabul etmedi.

Bu takımın bu hallere gelmesini engellemek için tek yoldu Fatih Terim'in takıma geri dönmesi.

O yeter ki geri gelsin, gerekirse yönetim kurulu bile değişirdi.

Ancak yapmadılar..

Şimdi ne mi olacak?

Galatasaray Yönetimi, bu düşüncelerini değiştirmezse Hagi seneye de bu takımda kalır.

Yine çılgın paralarla "çıldırtıcı" oyuncular alınır(!)

Galatasaray taraftarı, Mayıs'a kadar Hagi ile saç baş yolmaya, daha nice 3 puanlar kaybetmeye devam eder(!)

Ancak bunu kimse unutmasın(!)

Hagi ile devam edildiği sürece çok olay olur.

Yazının devamı...

Sercan Manchester'a gidecek(miş)

3 Kasım 2010

Önce feribot sonra kara ulaşımı...  

 

Güzel bir yemek ardından futbol keyfi...  

 

Bekledik, çok istedik ama olmadı...  

 

Bursa'nın kaybetmesinin, hatta berabere kalamamasının yanında bir başka bir şey daha var...  

 

Sir Alex Ferguson ikinci kez Sercan'ı izledi... (!)

 

Bizde izledik, tüm Türkiye izledi, hatta maçı takip eden dünyadaki herkes izledi...

 

Sercan mükemmel düz koşularıyla gönülleri fethetti... (!)

 

Takımının tüm hücumlarında (!) ve topsuz driplinglerle (!) kendini Sir'e gösterdi (!)...

 

Hani sezon başında söyleniyordu ya " Sercan Manchester yolcusu" diye eminim en kısa zamanda gider (!)...

 

YOK BÖYLE ZEVK

 

Bana göre futbolun en keyif verici yanıdır tribünler...

 

Çoğu maç, sahadaki oyunu bırakıp tribünlerde o heyecanlı tezahüratları ve hareketleri izlerim...

 

Ancak Bursa tribünü bir kez daha gösterdi takımlarına olan bağlılığını, aşkını, sevgisini...

 

Özellikle 73. dakikada gelen ikinci golden sonra maçı bırakıp muhteşem bir koreografiye imza atan Bursa tribünlerini izlemek büyük keyif...

 

Bursaspor - Manchester United maçının asıl kazananı yeşil-beyazlı renklere bürünen tribünler oldu.

Yazının devamı...

Derbinin kaybedeni Yıldırım oldu

25 Ekim 2010

Türk futbolunun da en büyük aşklarındandır Fenerbahçe - Galatasaray derbisi...

 

Oynandı ama bitmedi...

 

Gündemde Pino var, Yobo var, Volkan'ın maç sonrası açıklaması var ve tabii ki yıllar sonra Kadıköy'de alınan puan var...

 

Maç sonrası her şey "her zamanki gibi" konuşuluyor...

 

Ancak neden Bülent Yıldırım konuşulmuyor...

 

Neden Neill'e bu kadar fazla sabretti?

 

Neden Sabri'nin "Jackie Chan" tarzı uçusunda düdük dahi yok...

 

Neden Lugano'nun "ellerini bağlayarak" ettiği itirazlara ceza yok...

 

Uzun zaman sonra bir Fenerbahçe - Galatasaray derbisinde olay çıkmadı...

 

Bu bakımdan iki takıma da teşekkürler...

 

Ancak bir derbide kırmızı kart çıkması için ille de olay mı olması gerekiyor?

 

HAGI'Yİ NEDEN TEBRİK EDİYORLAR Kİ

 

Derbi öncesinde Hollandalı çalıştırıcı Frank Rijkaard ve ekibi ile tüm bağlantılar koparıldı...

 

Takımın başına efsane 10 numara Hagi getirildi...

 

"Hagi bu zamanda takıma sahip çıktı, tebrikler" yorumları yapılıyor...

 

Neden?

 

Bu durumda hangi hocayla görüşülürse görüşülsün bu teklif kabul görürdü zaten...

 

Fatih Terim'e ayrı bir parantez açalım.. O konu çok farklı...

 

Hakan Şükür mü?

 

Kral'a teknik direktörlük teklifi gelmedi ki...

 

Ona "gel takıma sportif direktör ol" dendi...

 

Ancak Hakan'ın da kendine göre haklı sebepleri var...

 

Hagi ilk geldiğinde ligde 3. oldu. Türkiye Kupası'nı aldı. Ancak Şampiyonlar Ligi'ne kalamadı... Harcandı...

 

Gerets geldi, şampiyon yaptı… Harcandı…

Bülent Korkmaz geldi... Harcandı...

 

Rijkaard geldi... Harcandı...

 

Kral'ın zaten Galatasaray'a karşı bir kırgınlığı var... Takımdan gönderiliş şeklinden dolayı...

 

"Gelirim, başarılı olamam ben de harcanırım" düşüncesi yüzünden gelmiyor...

 

Hakan başarılı olamaz mı olur...

 

Sonuçta Florya'yı ezberlemiş biri... Takımın içini dışını, her şeyini en iyi bilenlerden biri...

 

Ancak yönetim takım içinde "bazı şeyleri başarmadan" Hakan'ı geri getirmemeli.

Yazının devamı...