"Meriç Tunca" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Meriç Tunca" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Meriç Tunca

Turgay Demirel nasıl fark attı?

19 Eylül 2012

Basketbolun duayen isimleri Ahmet Kurt ile Ünal Özüak'a selam olsun..

 

Hem de bundan 3 hafta önce..

 

Aslında 4 yıl öncesinde Turgay Demirel'in, Selam Gökçe'yi hezimete uğratarak (85'e 51 oy) 5'inci kez seçim kazandığı kongrede yine bu sütunlarda ''Turgay Demirel'i yenmek, onu devirmek istiyorsanız, seçimlerden bir yıl önce çalışmaya başlayacaksınız.. Bir vizyonunuz, sağlam bir programınız, iyi işler yapacağı sinyalini veren bir ekibiniz olacak'' diye yazmıştım..

 

Şimdi ''Turgay Demirel neden bir kez daha kazandı?'' sorusunu irdeleme yerine, ''Ali Doğan neden kaybetti?'' sorusuna cevaplar bulalım..

 

TURGAY DEMİREL, 4 BÜYÜKLERE RAĞMEN KAZANDI

 

Bir kere seçimi Ali Doğan değil, Lütfi Arıboğan kaybetti..

 

Ve Arıboğan'ın Demirel'e karşı ikinci yenilgisi bu. (Bilindiği gibi 2005'in hemen başında yapılan seçimlerde Turgay Demirel 85, Lütfi Arıboğan 82 oy almıştı).

 

Tabii Arıboğan ile birlikte Beşiktaş, Galatasaray ve Anadolu Efes de bu seçimden yenik çıktı.

 

''Fenerbahçe de Ali Doğan'ı destekliyordu, o yenilmedi mi?'' derseniz, ''İşte işin o kısmı biraz karışık..

 

Örneğin 4 büyük kulübün oy kullandığı (Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Anadolu Efes'in toplam oyu 21'di) birinci sandıkta Turgay Demirel'e 21, Ali Doğan'a 13 oy çıktı..

 

Yani 21 oyu bulunan 4 büyükler, Doğan'a sadece 13 oy vermeyi uygun buldular..

 

Seçimden önce bana gelen bilgiler şuydu;

 

-''Ali Doğan'a gerçek desteği sadece Beşiktaş ve Efes veriyor.. Galatasaray, Ülker'den olması nedeniyle Ali Doğan'a sıcak bakmıyor. Fenerbahçe ise sponsorları Ülker Grubu'na ve Murat Ülker'e ayıp olmasın diye 'Destekleyeceğiz' demesine rağmen, Turgay Demirel'den yana. Göreceksiniz Fenerbahçe'nin 6 oyu ve Galatasaray'ın en az 2 oyu Demirel'e gidecek..''

 

Bunu bana söyleyenler, şunu da dile getiriyorlardı;

 

-''Galatasaray, Beşiktaş ve Efes Ali Doğan'ı resmi olarak desteklediklerini deklare ettiler. Bir tek Fenerbahçe resmi açıklamayı yapmadı. Sadece yönetici Semih Özsoy 'Demirel'e hizmetleri için teşekkür ederiz, biz Ali Doğan'ı destekliyoruz' açıklaması yaptı. Bu bile Fenerbahçe'nin Ali Doğan'ın yanında değil, Turgay Demirel'in yanında olduğunu gösterir..''

 

Şimdi birinci sandığın oylarına bakarsak bu durum aynen gerçekleşmiş gözüküyor..

 

Ali Doğan'a çıkan 13 oyun 6'sı Beşiktaş'tan, 3'ü Efes'ten, 4'ü Galatasaray'dan geldi.(Galatasaray'ın 4 oyunun 1'i Lütfi Arıboğan'dan). Fenerbahçe ise oylarının tamamını Turgay Demirel'e verdi..

 

Bu küçük bilgilendirmeden sonra esas konuya geleyim;

 

Yani Ali Doğan neden kaybetti? sorusuna;

 

Madde madde gidelim:

 

1) Ali Doğan aslında başkan adaylığı için uygun bir isim değildi.. Her şeyden önce yaklaşık 6 yıldan bu yana, yani Fenerbahçe-Ülker birleşmesinden bu yana basketboldan uzaktı. (Birleşme öncesi Ülkerspor'un başkanıydı)

 

2) Bu işe birileri tarafından (Ki bu isimler Galatasaray Kulübünün CEO'su Lütfi Arıboğan ve Fenerbahçe'nin basketbol şube direktörü Nedim Karakaş oluyor) resmen itildi. Yani hazırlıksız yakalandı..

 

3) Ortaya aniden çıktığında ne planı, ne programı, ne de ekibi belliydi. Ve bunu uzun süre de açıklayamadı.

 

4) Hazırlıksız olunca uzun süre medyaya konuşacak bir şey bulamadı. Sadece ''Adayım'' demekle yetindi..

 

5) Röportaj vermek için seçtiği televizyon kanalları ve programları yanlıştı. Örneğin geçen pazar günü TRT'de futbolun konuşulduğu PTT 1.Lig programına çıkarak adeta intihar etti.

 

6) Konuşmaya başlayınca söylemleri de daha çok Turgay Demirel'in 20 yıllık görev süresi ile ilgili oldu. Burada net bir tavır koyamadığı gibi, doğru örnekler de veremedi.

 

7) Turgay Demirel gitsin de, kim gelirse gelsinciler bile onun konuşmalarından etkilenmedi.

 

8) Kongre çalışmalarını sadece ve sadece Lütfi Arıboğan ile Nedim Karakaş'ın ellerine bıraktı.. Kendisi hemen hemen hiç bir kulüp yöneticisini aramadığı gibi dün akşam delegelerin toplandığı Ankara Rixos Otel'de bile bire bir temasa girmedi.

 

9) Listesini kendi yapmadı. Sürekli olarak 'Aydın Örs, Yalçın Granit, Hakan Artış benimle birlikte' dedi ama bu isimlerden hiç birini yönetim listesine almayı başaramadı. Kaldı ki yönetim listesi de çok zayıftı.

 

10) Kongrede ondan önce konuşma yapan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın devleti suçlayan sözleri de aslında Ali Doğan için sonun başlangıcı oldu..

 

11) Yaptığı sert ve suçlayıcı konuşma delegeler arasında tüyler ürpertici bir şekilde karşılandı. ''Bir dakika durun yahu biz kime oy veriyoruz'' yaklaşımıyla algılandı.

 

12) Kongrede Anadolu'nun 61 oyu vardı.. Bu oylarda Turgay Demirel'in çok büyük etkisinin olduğu biliniyordu. Buna rağmen, 61 oyun en azından yarısını kazanmak adına da ne ekibi, ne de kendisi bir çalışma yapmadı.

 

13) Genel müdürün olduğu bir salonda devletin (17 oyu var) ve delegelerin pazarlıkla oy verdiği suçlaması ise her şeyin üstüne tuz biber ekti.

 

Kısacası Ali Doğan ''Millet Turgay Demirel'den bıktı. 20 yıldır başkan. Artık ona oy vermezler. Karşısına kimi koysak seçilir'' diyenlerin ve onu bu işe itenlerin kurbanı oldu..

 

Bu arada bir başka dedikoyu da aktarayım;

 

AK Parti İstanbul Milletvekili Hakan Şükür dün akşam Ankara'da Turgay Demirel'in yeniden seçilmesi için kulis yaparken, ''Ali Doğan'ı CHP destekliyor'' iddiası da seçim öncesi Demirel'e karşı olan ''Devletin'' 17 oyunun da şimdiki başkana gitmesinde etken oldu. Diğer yandan Telekom yöneticisi ve TFF eski başkanı M.Ali Aydınlar'ın adamı  M.Akif Üstündağ'ın Ali Doğan'ın listesinde olması da devlet oylarının Turgay Demirel'e gitmesini sağladı..

 

Sonuca gelirsek;

 

En başta yazdığımı, bir kez daha belirteyim:

 

1) Turgay Demirel'e karşı seçim kazanmak için öncelikle genç, dinamik, basketbol camiasının sevdiği, saydığı bir aday bulacaksınız.

 

2) Seçim çalışmalarına, kongreden en az 1 yıl önce başlayacaksınız.

 

3) Delege listesi belirlenirken gerekirse noter huzurunda yapılacak kura çekimi için federasyonda bulunacaksınız. (Ki sonradan bunlar da nereden çıktı. O niye var, bu niye yok dememek için)

 

4) Söylemleriniz geleceğe dönük olacak..

 

5) Yönetim listenizi iş yapacak isimlerden oluşturacaksınız..

 

Bunları yapmazsanız Demirel seçimlere girdiği sürece kazanma şansınız yok..

 

Düşünün ki, 4 yıl önce 3 günde karar verip seçime giren Selam Gökçe bile Turgay Demirel'den sadece 34 oy fark yemişti.. 1 aydır hazırlanan Ali Doğan ise 38 oy fark yedi.

 

Aslında benim dışımda bu seçimi Demirel'in kazanacağını duayen Ahmet Kurt da görmüş, 2 gün önce ''Seçime girme Turgay'' diye yazmıştı..

 

Ama Turgay Demirel girdi ve beklenildiği gibi kazandı..

 

Bundan sonra neler olur, bilemem..

 

Ama bildiğim bir şey var;

 

Ahmet Kurt ve Ünal Özüak'a selam 2016'ya kadar devam..

 

NOT: Az önce Turgay Demirel’le konuştum. Kendisini tebrik ettim. İbrahim Kutluay’ın Milli Takım’ın Sorumlusu olacağı yönündeki haberleri sordum. Bana şu cevabı verdi: “Bu doğru değil, milli takım sorumlusu Harun Erdenay ve Barbaros Akkaş’tır. Aynen devam edecekler. Aslında ben İbrahim Kutluay’ı Yönetim Kurulu’na almak istedim ancak kendisi bana ‘Ben NTV’den ayda 40 bin TL kazanıyorum. Hem benim Ferit Şahenk Bey’le basketbol okullarını Türkiye’ye yayma çalışmalarımız var. Bu nedenle çok yoğun olacağım’ deyip görevi kabul etmedi.”

Yazının devamı...

Abdullah söyle, Selçuk nerede!!!

11 Eylül 2012

Aykut Kocaman...
Bogdan Tanjeviç..
Abdullah Avcı..
Birinin Alex ile başı dertte..
Diğerinin Hidayet, Ersan, Ömer, Enes problemi var..
Sonuncusu ise Selçuk'tan dolayı sıkıntıda...

Biri Fenerbahçe'nin..
Öbürü Basketbol Milli Takımı'nın..
Bir diğeri A Milli Futbol Takımı'nın hocası..
Fenerbahçe şampiyon olamazsa Kocaman'ın..
12 Dev Adam 2013 Avrupa Şampiyonası Finalleri'ne gidemezse Tanjeviç'in..
A Milli Futbol Takımı 2014 Dünya Kupası vizesi alamazsa Avcı'nın kellelerinin isteneceği çok açık..
Bu ülkede 75 milyon futbolcu, 75 milyon hakem, 75 milyon teknik direktör var..
Ayrıca 75 milyon da basketboldan anlayan..
Belli ki Alex, Aykut Kocaman'ın..
Enes, Hidayet, Ömer ve Ersan Tanjeviç'in..
Selçuk da Abdullah Avcı'nın başını yiyecek..

Bugün ki Estonya maçının Kadıköy'de olduğu düşünülürse...
''Aykut söyle Alex nerede?'' tezahüratlarının yerini...
''Abdullah söyle Selçuk nerede?'' tezahüratı alır mı?..
Veee. Yıldırım Demirören eline mikrofonu alır mı?..

Ben beklemedeyim...

 

Yazının devamı...

İbo federasyon başkanı olsun

12 Eylül 2011

Yok. Yok. Yetmez..

Hidayet'in yerine kaptan da olsun!!!.

Olmadı mı?..

İbo, en iyisi ''Coach'' olsun!!!

Hatta şimdi ki coach Orhun Ene, İbrahim Kutluay'ın yanında staj görsün!!!..

Bu da mı olmadı?..

O zaman kovalım Harun Erdenay ile Barbaros Akkaş'ı..

İbo'yu Milli Takım'a menacer yapalım..

Hem idari işleri, hem takımla ilgili olayları o halletsin!!!

Hayır.. Onun gözü daha yükseklerde diyorsanız..

O zaman İbrahim, Turgay Demirel'in yerine Basketbol Federasyonu Başkanı olsun!!!

''Yetmez ama evet'' diyenler, İbo'yu omuzlara alsın.. Abdi İpekçi'nin etrafında 5 tur atsınlar..

İbo da havaya girsin..

Şimdi ekranlara çıkıp ona-buna salladığı gibi, assın, kessin, yırtsın, parçalasın..

Nasıl olsa dilin kemiği yok..

Hidayet'e ''Kağıttan kaplan'' yakıştırması yapmayı sürdürsün..

Ersan'a bozuk atsın..

Emir'i ''Devşirme'' diye elinin tersiyle itsin..

Ömer Aşık'a ''İyi oyuncu ama, bu kadar faul kaçırması olacak şey değil'' diye, geçirsin..

Kerem'i överken, yerin dibine soksun..

Ömer Onan'ı çok 3'lük kullandığı için fırçalasın..

Hatta bugün yaptığı gibi, ortada olmayan Tanjeviç'e bile ''Faturayı ona da kesmek lazım'' ifadesiyle eleştirsin..

Her şeyi bir yana bıraktım..

İbo tüm bunları yaparken o ''Elalemin NBA oyuncusu maç alıyor, Hidayet ne yapıyor?.. Sorumluluktan kaçıyor'' diye eleştirdiği Hido'nun NBA'de neden 10 yıldır kesintisiz oynadığını... NBA'de 10 bin sayı barajını geçen 300, aktif oyuncular arasında da 50 oyuncu arasına girdiğini de unutmasın..

 

Ve şunu da hiç unutmasın;

 

Cebinden 1.5 milyon dolar ödeyip, 22 Eylül 2004'te NBA'in sıra takımlarından Seattle SuperSonics'e gidip, sezon boyunca sadece 5 maçta oyuna giren, toplam 12 dakika süre alıp, 1 isabetsiz şut, 1 top kaybı ve 1 ribauntla Amerika macerasını tamamlayan kimdi acaba?..    

Yazının devamı...

Orhun Ene'yi kovun gitsin!

24 Ağustos 2011

''Sen sen ol, Litvanya'ya sakın Orhun Ene ile gitme!!!..''
Milli Takım başantrenörümüzü, malzemeci kadrosundan mı oraya götürürsün, ya da masör olarak mı?, orası senin bileceğin iş!!!..
Belki de istatistikçi yaparsın!!! olur biter..
Sana ne Orhun Ene'nin özbeöz Türk olmasından!!!
Sana mı kalmış, Orhun'un 202 kez milli formayı giymesi!!!
Sana mı sormuşlar Orhun 1993, 1995, 1997 ve 2001yıllarında Avrupa Şampiyonası Finalleri'nde mücadele eden takımın oyun kuruculuğunu yaparken!!!
Senden mi izin almışlar Orhun Ene 2001'de Milli Takım kaptanı olarak gümüş madalyayı boynuna takarken!!!
Sana danışmışlar mı Orhun 1988, 1989 ve 1995'te basketbol liginde şampiyonluk yaşarken!!!
Neymiş..
Orhun Ene tecrübesizmiş!!!
Çok haklılar!!!
Orhun Ene çok tecrübesiz!!
6 seneden bu yana Tanjeviç'in yardımcılığını yapan o değil!!!
Beko Basketbol Ligi'nde takım çalıştıran, devlerle yarıştıran zaten değil!!!
Aslına bakarsan Orhun basketboldan gelme de değil!!!
Voleybolcu o!!!
Ya da ne bileyim belki de futbolcu!!!
İlla bir kulp takılacaksa;
''Orhun Ene adam da değil'' deyin, olsun bitsin..
Siz her turnuva, her şampiyona öncesi böyle yapıyorsunuz..
Önce sallıyor, sonra övüyorsunuz..
Sonra bir daha sallıyorsunuz..
Varsın Orhun Ene sizin o hiç tutmayan müthiş ön görünüzle başarısız olsun!!!
Varsın Orhun Ene'li 12 Dev Adam Litvanya'da gruptan çıkamasın!!!
Varsın Orhun Ene iyi hocalık yapamasın!!!
Varsın takım başarılı olursa oyuncudan, olamazsa Orhun Ene'den bilinsin!!!
Biz onu yine seveceğiz, yine sayacağız...
Turgay Demirel'i, Harun Erdenay'ı, Barbaros Akkaş'ı, Hidayet'i, Ömer Onan'ı, Ersan'ı, diğer oyuncuları ve milli takıma emeği geçen malzemecisinden, masörüne kadar herkesi sevdiğimiz kadar...
Bizim sevgimiz sizinki gibi pazara kadar değil, mezara kadar...

Yazının devamı...

F.Bahçeliler bu utancı silmeli (!)

22 Temmuz 2011

Erman Toroğlu’nu tanırsınız da…

Mesela;

Süleyman Arat’ı tanır mısınız?..

Örneğin..

Altan Tanrıkulu’nu bilirsiniz de…

Eser Erenler’i bilir misiniz?..

Ziya Şengül, Selçuk Yula, Gürcan Bilgiç, Mehmet Demirkol, Uğur Meleke gözünüze aşinadır da…

Yusuf Dursun, Önder Gülen, Mustafa Alkaç, Vedat Yangın, Gökhan Kılınçer, Oktay Çilesiz, Tolga Adanalı, Aykut Akıcı, Şafak Kayarlar gözünüze aşina mıdır?..

 

Mesela;

 

Şansal Büyüka, Selim Soydan, Ömer Üründül, Ercan Saatçi, Ercan Güven, Alaettin Metin, Kemal Belgin hep bir şekilde gözünüze batar da…

 

Fehmi Özgüler, Mehmet Topaloğlu, Mustafa Nacar, Fatih Erdoğdu, Ziya Sandıkçıoğlu, Ufuk Tuncaelli, Uğur Onur Urhan, Saygınhan Çelik, Selahattin Güldürmez, Tolga Ovalı, Mahmut Ürküç göze batar mı?..

 

İlk bölümdeki ‘’İsim olmuşları’’ bir şekilde tanırsınız da, ikinci bölümde adlarını yazdığım ‘’İsimsiz kahramanları’’ tanır mısınız?..

 

Tanımazsınız..

 

Ama ben size tanıtayım..

 

O isimsiz kahramanlar, yağmur, çamur, kar, fırtına demeden sırtlarında eşek ölüsü ağırlığında çantalar, ellerinde kilolarca ağırlıktaki fotoğraf makineleriyle oradan oraya koşturup dururlar, Fenerbahçe’yi takip ederler..

Her türlü iş onlardan beklenir..

Her türlü hakarete onlar maruz kalırlar..

Her türlü olayda günah keçisi ilk onlar ilan edilirler..

Emekçidir onlar..

Kimi evli bile değildir..

Kimi yeni evli eşini evinde bırakıp, göreve koşmuştur..

Kiminin daha yeni çocuğu olmuştur..

Kiminin annesi hastadır, kiminin babası.. Kiminin bebeği, çocuğu..

Kimi de kendi hastadır..

Kimi sinema nedir bilmez..

Kimi tiyatro..

Kimi konser..

Tatile bile zor giderler..

Çünkü hem görev aşkı ön plandadır, hem aldığı maaş yetmez..

Ama hiç biri bunu söylemez..

Şikayet etmez..

En iyi haberi o getirmeye çalışır..

En iyi fotoğrafı o çekmek ister..

En iyi röportaj ondan istenir..

Çünkü bunları getiremediği an, ilk fırçayı o yer..

Bunları nereden mi biliyorum;

Çünkü bu isimleri geçen arkadaşları bir çoğuyla çalıştım, aynı ortamda bulundum..

 

* * *

 

Ey siz kendini Fenerbahçeli sanan taraftar!

Siz işte dün akşam Kadıköy’de bu isimsiz kahramanları taşladınız..

Kafalarına çakmak, pet şişe, bozuk para attınız..

Hatta daha da ileri gidip, suratlarına tükürdünüz, sahadan çıkartılmasını sağladınız..

Açık söyleyeyim çok ayıp ettiniz..

Kimi başına darbe aldı..

Kiminin kolu şişti..

Kiminin üstü başı tükürük içinde kaldı..

Hiç biri de dönüp size bir tek hareket yapmadı..

Çünkü onlar için bu da "Hayatın cilvelerinden" biriydi..

Şimdi siz…

Gerçek Fenerbahçeliyseniz..

Bu arkadaşlardan, takımınızın en küçük bir haberini bile binbir zahmetle size ulaştıranlardan özür dileyeceksiniz..

Bu ilk antrenman mı olur..

Ya da Fenerbahçe’nin ilk özel maçı mı?..

Ama bunu yapacaksınız..

Yapmazsanız..

Gerçek Fenerbahçeli değilsiniz..

Benim gözümde bir avuç çapulcusunuz..

Bunu görüntüyü değiştirmek sizin elinizde..

Karar sizin..

Yazının devamı...

Metris'te magazin başkadır!!!

20 Temmuz 2011

- Aziz Yıldırım barbunya pilaki yedi..

- Serdal Adalı ve Mecnun Odyakmaz odasına klima istedi, ancak cezaevi yönetimi ''Klima olmaz, kantinde vantilatör satılıyor, yanıyorsanız alın onunla serinleyin'' dedi..
- Mecnun Başkan koğuş ağası..

- Bülent Uygun yatak sorumlusu..

- Ümit Karan çaycı oldu..

En komiği de Sivasspor kalecisi Korcan için ''Meydancı yapıldı'' haberiydi..

Çocuğun yaşı küçük ve çömez ya, ''Diğerlerine göre bunun kıdemi çok düşük. Bundan olsa olsa meydancı olur. Getir-götür işlerine bakar'' deyip, haberi öyle uydurmuşlar..

Bitmedi..

Devam ediyorum;

- Aziz Yıldırım tek kişilik koğuşta kalıyor..

- Aziz Yıldırım biri Cemil Turan olmak üzere 2 kişi ile aynı koğuşta kalıyor..

- Aziz Yıldırım 15 kişilik koğuşta kalıyor..

Allah'tan avukatı, Taraf Gazetesi'ne röportaj verdi de oradan öğrendik;

Meğerse Aziz Yıldırım içeri girdiğinden bu yana Metris'in revirinde bir odada tek başına kalıp, tedavi görüyormuş..   

Bitti sanmayın.. Aynen devam;

- Serdal Adalı, “Şikeyi itiraf eden” İbrahim Akın'ı ''Sen bana nasıl iftira edersin. Ben sana at mı hediye ettim ulaaannnn'' diyerek dövmüş..

- Tayfur için için ağlayıp ''Artık dışarı çıkmak istemiyorum, ömrümün sonuna kadar burada kalacağım'' demiş..

- ''Olmayan'' pişmanlık yasasından faydalanmak için ''Her şeyi anlatmaya'' karar veren Şekip Mosturoğlu, Aziz Yıldırım ile bir araya gelmekten korkuyormuş..

- Bugünkü bir habere göre ise Aziz Yıldırım ve Şekip Mosturoğlu sarmaş-dolaş olmuş..

- Bülent Uygun'un ''Cep telefonu bulabilir miyiz'' diye yan koğuşa gönderdiği pusula gardiyanlar tarafından bulunmuş..

 

* * *

Dedim ya.. Artık bunları okuyorum.. Kasıklarıma ağrılar girinceye kadar gülüyorum..

Leman'a, Penguen'e, Uykusuz'a, Gırgır'a para vermiyorum..

Size de tavsiye ederim..

Yazının devamı...

Rıdvan nerede?

16 Temmuz 2011

74 milyonluk ülke, 3 Temmuz Pazar gününden bu yana ''Şike'' ile yatıyor, ''Şike'' ile kalkıyor..

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım başta olmak üzere, Türk futbolunun ünlü isimleri ya tutuklanıyor, ya gözaltına alınıp, soruşturuluyor..

Televizyonlar bangır bangır şike programları yapıyor..

Gazeteler çarşaf çarşaf şike olayları belgeleri yayınlayıp, teknik takibe takılan yönetici, futbolcu ve menajerlerin konuşmalarını ortaya seriyor..

Futbolla ilgisi olan ya da olmayan şike konusunda görüş belirtiyor..

Liglerin sona ermesi ile birlikte tatile giren televizyonlardaki spor programları yeniden zorunlu olarak mesaiye başlıyor..

Erman Hoca tatil yaptığı Bodrum'dan canlı yayınlara katılıp, görüş beyan ediyor..

Amerika'da bulunan Ahmet Çakar, saat farkı gözetmeksizin her fırsatta gerek haberlere, gerekse spor programlarına bağlanıp fikirlerini ortaya koyuyor..

Kısacası toz duman olmuş Türkiye'de her kafadan bir ses çıkıyor..

Ancak gözler NTV Spor'daki ''Yüzde yüz futbol''un yorumcusu ve Sabah Gazetesi'nin yazarı Rıdvan Dilmen'i arıyor..

Ama Rıdvan ortada yok..

Ne programa katılıyor, ne telefonla bağlanıyor, ne de yazı yazdığı gazetede yorum yapıyor..

Şimdi biraz geriye gidiyoruz:

Tarih; 23 Haziran 2011..

Günlerden; Perşembe..

Saat; 18:30..

Yer; Dolmabahçe'deki Başbakanlık çalışma ofisi..

Futbol Federasyonu Başkanlığına aday olan (29 Haziran'da seçildi) Mehmet Ali Aydınlar ile Rıdvan Dilmen, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ı ziyarete geliyorlar.

Aydınlar Başbakan'la 2 saat görüştükten sonra ofisten ayrılıyor..

Rıdvan 1 saat daha kalıyor..

O da Erdoğan'la görüştükten sonra Başbakanlık çalışma ofisini terkediyor..

İşte Rıdvan İstanbul'da son kez o günlerde görüntüleniyor..

Ondan sonra ortadan yok oluyor..

Yani haklı olarak tatile çıkıyor..

Bilindiği gibi 3 Temmuz'da ise şike operasyonu başlıyor..

Ortalık toz duman..

Ama her fırsatta görüş belirten Rıdvan Dilmen, tatilini sürdürüyor..

NTV'ye ''Rıdvan nerede?. Neden hiç ortalıkta yok?. Millet Rıdvan'ın şu son olaylarda görüşünü merak ediyor'' diye sorduk..

Bize şu cevabı verdiler;

-''Rıdvan Hoca tatilde.. Muhtemelen Datça'da.. Bizde spor programları ve diğer programlar lig bitiminde tatile girdi. Mesela Hıncal Uluç'la Mehmet Aslan'ın programı da şu an yok.. Bunun altında bir şey aramak gereksiz.. Rıdvan Dilmen tatilde olduğu için program yapmıyor.. Ya da telefonla bile olsa bağlanmıyor..''

Cevap bu..

Ama spor kamuoyu, en başta da Rıdvan'ı taparcasına seven Fenerbahçeliler yine de soruyor;

-''Rıdvan hoca ortalığın karıştığı, iddiaların havaya uçuştuğu şu günlerde nerede?. Neden çıkıp görüşlerini söylemiyor?''

Bu tartışma böyle sürüp gidecek gibi gözüküyor..

Peki hakikaten Rıdvan Hoca nerede?..

Gören biri varsa, söylesin..

 

Yazının devamı...

Uçağı Işıl indirdi (!)

4 Temmuz 2011

Belki bugün Türk basınının hemen hemen hemen tüm gazetelerini okudunuz, belki bir fırsatını buldunuz televizyonları da izlediniz..

Ancak eminim bu bilgileri hiç bir yerde göremediniz..

O zaman başlayalım;

2 Temmuz cumartesi günü Basketbol Milli Takım Menaceri Barbaros Akkaş aradı;

-''Abi yarın Potanın Perileri'nin final maçını izlemeye gidiyoruz.. Sende geliyorsun..''

Polonya uçakla 2 saatlik bir yer..

''Evet'' dedim, ve ekledim;

-''Ama yalnız gelmiyorum.. Haber koordinatörümüz Oğuz Güven de geliyor..''

Ertesi gün, yani final maçının oynanacağı pazar günü sabah bir kalktım..

Kalkmaz olaydım;

Haber patladı;

-''Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile bazı yönetici ve futbolcular şike yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alındı..''

Gel de şimdi Polonya'ya git..

Konuyu Yayın Yönetmenimiz Fatih Çekirge ile paylaştık..

O da bize ''Siz işinize bakın.. Çocuklar gayet güzel halleder'' deyince, Oğuz Güven ile birlikte saat 11.00'de havaalanında olduk..

Uçağa bindik, 2 saat sonra Lodz'a indik..

Soluğu direkt Kadın Milli Takımımız'ın kamp yaptığı otelde aldık..

Size otel anılarını anlatmadan önce kısa bir not vereyim ki, bizim ülkemizin kıymetini bilelim..

BURANIN İNEKLERİ ÇOK ŞANSLI!

Polonya'nın Lodz kenti bildiğin Bolu (!)

Küçücük, yemyeşil bir yer..

Hareket, sadece şehrin orta yerinde, milli takımın da kamp yaptığı otelin orada var..

Gerisi fasa fiso..

Hatta ben otobüsle hava alanından otele giderken minik de bir espri yaptım;

-''Buranın inekleri çok şanslıdır.. Baksana her taraf yemyeşil..''

İşin kötüsü bu espriye fazla gülen de çıkmadı.

Neyse. Otele geldik.. Bakan Faruk Özak, Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül, Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel başta olmak üzere önemli bir kalabalık orada.

Ama konuşulan konu farklı..

Milli Takımın Rusya ile oynayacağı maçtan çok, Türkiye'deki şike operasyonu konuşuluyor.

Ve herkesin merak ettiği konu şu;

-''Fenerbahçe küme düşürülür mü?..''

FENERLİ OYUNCULAR ETKİLENDİ

Şimdi burada bir gerçeğe parmak basmak istiyorum..

Bence Türkiye'de yapılan bu operasyon dün gece Kadın Basketbol Milli Takımımız'ı da yakından etkiledi..

Özellikle de takımın Fenerbahçe patentli oyuncularını.

Size bir örnek vereyim;

Şampiyona boyunca üstün bir başarı gösteren Birsel, Fransa ile oynanan tarihi yarı final maçında 14 sayı 3 ribaunt, 3 asist, Nevriye 17 sayı, 11 ribaunt ve 3 asist, Nevin Nevlin ise 23 sayı, 8 ribaunt ile sahada boy göstermişti.. Yani 3 oyuncu uzatmaya giden maçta 68 sayımızın 54'üne imza atmıştı..

Gelelim dünkü Rusya maçına;

Bakalım bu 3 Fenerli oyuncu ne yapmış?.

Birsel; 10 sayı, 3 ribaunt, 3 asist..

Nevin Nevlin: 5 sayı, 2 ribaunt..

Nevriye; 6 sayı, 5 ribaunt..

Milli Takım Rusya'ya 42 sayı atabilmiş, bu 3 oyuncu 21 sayıda kalmış..

Ribauntları Fransa karşılaşmasıyla kıyaslamıyorum bile..

Bu tabii benim gözlemim..

NE BİRSEL, NE DE NEVRİYE

Gelelim bir başka önemli nota..

Kim ne derse desin, gerek saç tipiyle, gerekse hareketleriyle ve cool havasıyla bu takımın yıldızı Işıl Alben.

Ne Nevriye, ne Birsel, ne de başka biri..

Işıl Alben..

Tamam bütün önemli işleri belki başkaları yapıyor ama, alkışı da Işıl alıyor, ilgiyi de Işıl görüyor..

Dün gece seromonide oyuncuların isimleri okunurken en büyük alkışı Işıl Alben aldı..

Maç bitti, hemen alana gittik..

Bizi Lodz'a götüren Balıkesir isimli Airbus 310 tipi uçakla İstanbul'a dönüyoruz..

Işıl uçağa bir bindi, muhteşem bir alkış tufanı koptu.

Işıl uçağın içinde bir o yana, bir bu yana giderken hep çağrılan, arkasından seslenilen, en çok forma imzalatılan da isimdi..

Kısacası dönüş uçağının da yıldızı Işıl'dı..

Gecenin starı Işıl, yolculuğun büyük bir bölümünü kokpitte gerçekleştirdi..

Ama yolculuğu öyle büyük bir finalle noktaladı ki, bu özel haberi de yazmak bana nasip oldu..

UÇAKTA IŞIL ALBEN ŞOV

İstanbul'a indik, bizi terminale götürecek otobüse bindik. O sırada Işıl da geldi..

Başkan Turgay Demirel, Işıl'a ''Sen hep kokpitteydin'' dedi..

Milli oyuncu, ''O da bir şey mi, uçağı da piste ben indirdim'' cevabını verdi..

Demirel'in şaşkınlığı biraz daha arttı..

Işıl devam etti;

-''Kaptan inerken kolu bana çektirdi.. Hem de 2 kez.. Uçağı piste ben indirdim'' diye ekledi..

Turgay Demirel son noktayı koydu;

-''Allah'tan şansına hava da karanlıktı.. Uçağın gece inmesi daha güzel oluyor..''

Işıl ''Evet muhteşemdi'. Ben bunu ikinci kez deniyorum' diyerek mutluluğunu pekiştirdi..

Bu haberi daha sonra Haber Koordinatörümüz Oğuz Güven'e de anlattım..

Onun da cevabı şu oldu;

-''Tevekkeli değil, uçak piste inerken sarsıldı..''

İşte size 11 saatlik Lodz yolculuğunun perde arkası..

Sanırım aklınızda kalan tek olay, uçağı Işıl'ın İstanbul'a indirmesiydi..

Nasıl yaptı, anlayamadık..

IŞIL BENCE KAFA YAPMIŞ!

O yüzden bu olayı bir havacılık uzmanına sormaya karar verdim..

O da bana şunları söyledi;

-''Böyle bir şey mümkün değil.. Herhalde kız orada kafa yapmaya çalıştı. Çünkü böyle bir durumda uçağın pilotları hakkında soruşturma açılabileceği gibi, yolcuların hayatını tehlikeye atmaktan, haklarında soruşturma da açılır. Kolay değil. 100 milyon dolarlık uçaklar bunlar.. Bir aletine bile zarar gelemez..''

Yazının devamı...