"Bülent Boğ" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Boğ" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Bülent Boğ

Kanlı zafer

20 Nisan 2009
45. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nu Barloworld takımından Güney Afrikalı Daryl Impey kazandı. Turun dünkü 166 km’lik Antalya-Alanya etabını Alman Sebastian Siedler 3 saat 24 dakika 54 saniyelik derecesi ile birinci bitirirken, finişe 500 metre kala arkasındaki yarışçının çekmesiyle düşen Impey, 29 saat 19 dakika 32 saniye ile turda birinciliği elde etti.

150 binEuro ödül dağıtıldı

160 bisikletçi ile başlayan, 8 etapta 8 gün boyunca 1212 km pedal basılan 150 bin Euro para ödüllü turun dünkü son etabında 112 bisikletçi start aldı. Yüksek tempoda pedal çeviren sporcular arasında 15’li bir grup öne çıktı. Bu grup ile peleton arasındaki fark bir ara 2 dakika 34 saniyeye kadar çıksa da, bitime 4 km kala fark kapandı. Etabın son 500 metresine girilirken sarı mayonun sahibi Dayrl Impey, Rabobank takımından Theo Bos’un kendisini çekmesiyle bariyerlere çarparak feci şekilde yere düştü. Impey’in ardından Bos ve bir bisikletçi daha düştü. Yaklaşık 10 metre sonra ise aralarında Eyüp Karagöbek’in de olduğu 8 bisikletçi düştü. Güçlükle kalkan Impey, takım arkadaşı Gian Paolo Cheulo’nun yardımıyla bisikletine bindi.

Ödül törenine katılamadı

Yine Cheulo’nun yardımıyla pedal basmadan, kafasında kaskı ve boyunluk takılarak bisikletin üstünde yarışın bitiminden 8 dakika 18 saniye sonra finiş noktasını geçen Impey daha sonra hemen hastaneye kaldırıldı. Kurallar gereği bitime 3 km’den az kala düştüğü için, birinci bitiren ile aynı zamanı aldığı kabul edilen Impey, turu kazanan isim oldu. Dişi kırılan, damağı yarılan ve yüzünde kesikler olan Daryl Impey’in, 3 omurunda problem olduğu için bugün Alanya’dan sedye eşliğinde ayrılarak ülkesinin yolunu tutacağı öğrenildi. 166 km’lik etabı son metrelerdeki sprinti ile Vorarlberg takımından Alman Siedler 3 saat 24 dakika 54 saniye ile kazandı. Rabobank’tan Belçikalı van Staeyen ikinciliği, PSK Whirlpool’dan da Alman Schulze üçüncülüğü elde etti. Bisikletçilerimizden Miraç Kal etabı 9., Uğur Marmara da 18. bitirdi.

En iyi takım Barloworld

Impey Cumhurbaşkanlığı 45. Türkiye Turu’nu kazanırken, formasını taşıdığı Barloworld turun en iyi takımı oldu. Dağ performansını temsil eden kırmızı mayo ödülünü Xacobeo Galicia takımındanRabunal, sprinti temsil eden yeşil mayo ödülünü Impey, Türkiye Güzellikleri’ni temsil eden turkuaz mayo ödülünü de Acqua Sapone takımından İtalyan Fantini aldı. Impey hastanede olduğu için, kazandığı turun şampiyonluk ve sprint ödüllerini takım arkadaşları aldı. Bu arada düşen son gruptaki Eyüp Karagöbek’in ise köprücük kemiğinde kırık olduğu belirtildi. Yarış sonrası toplanan teknik kurul, Impey’i çeken Bos’u ihraç etti.
Yazının devamı...

Bir sakatlık var

15 Ağustos 2008
TÜRK Olimpiyat Takımı sporcuları, Beijing 2008’e ya sakat geldi, ya idmanda, ya da yarışmada sakatlandı. Sonuçta da madalya konusunda hüsranlar peş peşe geldi. 68 kişilik Türk Olimpiyat Takımı’nda madalya umudu bağladığımız, hatta altın alacağını bile kesin gözüyle baktığımız sporcular tel tel dökülüyor. Yarışmaya çıkan sporcumuz başarılı olamıyor, ardından da ya "sakatım" ya da "sakatlandım" diyor.

Müzmin sıkıntı

Beijing’e sakatlık sorunu ile gelen sporcularımız hem kendilerinden madalya bekleyen Türk halkını, hem de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nü hayal kırıklığına uğrattı. Bugüne kadar yarışan 34 sporcumuzdan 8’i sakatlıktan sıkıntısını dile getirdi. Kimisi sakatlık bahanesine sığınıp arzulanan mücadeleyi göstermedi, kimisi ise daha ağır sakatlıkları göze alıp sonuna kadar mücadele etmeye çalıştı.

Halterde 6 sporcu ile Beijing’e geldik. Atina 2004 şampiyonu Nurcan Taylan sıfır çekti "Sakattım, mucize beklediler" dedi. Sedat Artuç, sıfır çekince "Sakatlığım vardı" açıklaması yaptı. 4 yıl öncenin olimpiyat şampiyonu Taner Sağır’dan mutlak madalya bekliyor, halterdeki sıkıntıları biraz olsun unuttursun isteniyordu. Belinden müzmin sıkıntısı vardı, ama bu kez yarışmada dirseğinden sakatlandı, o da sıfır çekti. Şu ana kadar yarışan 4 halterciden bir tek gümüş alan Sibel Özkan sağlam çıktı. Halterde yarışan 4 sporcudan 3’ü sakattı.

Judoda Sezer Huysuz, elenirken sakatlağından yakındı. Boksta 5 sporcudan Adem Kılıççı ilk turda, dün Bahram Muzaffer ikinci turda elenirken sakatlıklarının bulunduğunu, bu sorunun gerçek performanslarını göstermesini engellediğini söylediler. Ringe çıkan 4 boksörümüzden 2’si sakatlık kurbanı. Grekoromen minderine 6 sporcumuz çıktı. Şeref Eroğlu Akdeniz anemisi ve ona bir tedavi programı uygulanıyor, elenenler kervanına katıldı. Nazmi Avluca bronz kazandı, ama o da madalyaya uzanırken sakatlanıp, o haliyle mücadele etmeye çalıştı.

Beijing 2008’de bugün atletizm yarışmaları başlıyor. 3 bin metre engellide umutlu olduğumuz Halil Akkaş’ın ayak tabanından hafif bir sakatlığı var. 400 metre engellideki sporcumuz Özgü Güler ise ayağındaki stres kırığı yüzünden sakatlık problemi yaşıyor.
Yazının devamı...

Madalya için 50 milyon YTL

14 Ağustos 2008
BÜYÜK umutlarla gelinen 29.Yaz Olimpiyat Oyunları Türk Olimpiyat Takımı için tam bir hayal kırıklığı ile sürüyor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün sadece olimpiyatlara hazırlanan sporcular için bu yıl için yaklaşık 50 milyon YTL’lik bütçe ayırdığı göz önüne alınınca, milyonlarca liranın şu ana kadar karşılığının sadece 1 gümüş madalya olması, 68 kişilik Türk Olimpiyat Takımı’nda büyük bir çöküş olduğunu gözler önüne seriyor. Türk Olimpiyat Takımı’nın Beijing 2008’e hazırlanması için ayrılan bu 50 milyon YTL göz önüne alındığında 68 kişilik kafilemizde sadece bir sporcunun maliyeti yaklaşık 735 bin YTL. Bu rakama bir de sponsorların harcamaları ile federasyonların özel giderlerini ekleyince sadece bir sporcuya yapılan yatırımın karşılığı 1 milyon YTL’ye ulaşıyor.

22’si yarıştı...

Tabii bu sadece 2008 için geçerli. Sporcularımızın 4 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bugüne geldiğini düşündüğümüzde bu rakam katlanarak büyüyor. Bu arada Beijing’e gelen her sporcumuz 47 ABD Dolar’ı harcırah alıyor. Oyunların başından sonuna kadar kalan bir sporcu yaklaşık 1200 dolar alıyor. Yarışması biten isterse hemen, isterse birkaç gün sonra gönderiliyor. Bunun maliyeti için her sporcunun ortalama 10 gün kaldığını göz önüne alsak, yaklaşık 32 bin dolar. Her şey sonunda gelecek rengi ne olursa olsun bir madalya için. Peki Beijing 2008’de bugüne kadar ne elde ettik?

12 spor dalında 68 kişilik sporcu ile geldiğimiz oyunlarda 8 dalda mücadeleye başladık. Bu dallardaki 45 sporcumuzdan 22’si yarıştı. En büyük beklentimiz halterdi. Atina 2004 olimpiyat şampiyonu rekortmenimiz Nurcan Taylan’la sıfır çekerek başladık. Ona Sedat Artuç eklendi ve dün yine bir olimpiyat şampiyonumuz Taner Sağır’ın sıfır çekmesiyle sürdü.

Hedef 15’ti...

Atıcılıktaki tek sporcumuz elemeleri geçemedi. İki okçumuz başarılı olamadı. Boksta ringe çıkan 4 boksörümüzden biri turu geçebildi. Judodaki tek sporcumuz elendi. Güreş minderinde Şeref Eroğlu, Şeref Tüfenk diyorduk, 13 sporcumuzdan 3’ü elendi. Havuzda 11 sporcu ile geldik, 8’i yarışmalarına çıktı elemeleri geçemedi, sonlarda yer aldı. 6 yelkencimiz sıralamalarda gerilerde. Beijing’de geride kalan 5 yarışma gününde sakatlıkların arkasına sığınılan açıklamalar ve 8 dalda 28 sporcudan sadece Sibel Özkan ile kadınlar halterde gelen bir gümüş madalya tesellimiz var. Oysa bu takım Beijing’e görkemli törenler, büyük umutlarla uğurlandı, özel kıyafetler hazırlatıldı. Sakat sporcumuz yok dendi, sonra eskiden de sakatlığım vardı, yarışmadan önce sakatlandım açıklamaları geldi. 5 altın, 5 gümüş, 5 bronz toplam 15 madalya dileğiyle gelinen Beijing 2008’de yarışan takımımızın yarısına yakınının eli boş kaldı. Madalya sıralamasında sadece 1 gümüşle 35. sıradayız. Peki, bizden daha küçük sporcu kafileleriyle gelen ülkeler nerede?

13 sporcuyla gelen Zimbabwe, 34 sporcuyla gelen Gürcistan, 44 sporcu ile gelen Azerbaycan, 25 sporcuyla gelen Ermenistan 3’er madalya ile toplam madalya sıralamasında 16. sırada yer alıyorlar. 20 sporcuyla oyunlarda temsil edilen Kırgızistan, 24 sporcuyla mücadele eden Endonezya 2 madalya ile 23. sıradalar. 4 sporcu, 1 yöneticiyle Beijing’e gelen Togo 1 madalya aldı.
Yazının devamı...

Lejyoner finali

10 Haziran 2005
59. şampiyonu belirleyecek final serisi NBA'de ender yaşanan unsurları da beraberinde getiriyor. 4 galibiyet alanın mutlu sona ulaşacağı, son şampiyon Detroit Pistons ile 2003'ün şampiyonu San Antonio Spurs'un 7 maçlık maratonu, 18 yıl sonra NBA'de bir ilke imza attı. 1987'den bu yana ilk kez son iki yılın şampiyonu finalde karşı karşıya geliyor. En son 18 yıl önce yaşanan böyle bir eşleşmede Los Angeles Lakers, son şampiyonu yenerek mutlu sona ulaştı.

Yine sezon boyunca 34 ülkeden 76 yabancının mücadele ettiği ve her geçen yıl biraz daha dışa açılan NBA'de final serisinde ilk kez ABD dışından 7 basketbolcu yer alıyor. Bunlardan beşi, Tim Duncan (Virgin Adaları), Tony Parker (Fransa), Rasho Nesterovic ve Beno Udrih (Slovenya), Manu Ginobili (Arjantin) San Antonio'da yer alıyor. İkisi ise Darko Milicic (Sırbistan&Karadağ) ve Carlos Arroyo (Porto Riko) Detroit'te.

Horry için rekor

Final serisinin San Antonio'daki Robert Horry ile koç Gregg Popovich için anlamı daha da farklı. Horry, kariyeri boyunca 5 NBA şampiyonluk yüzüğü kazandı. Bunlardan ikisi Houston Rockets, üçü de Los Angeles Lakers'laydı. Horry şimdi 6. şampiyonluğu San Antonio ile kovalıyor. Ve eğer mutlu sona ulaşırlarsa, 34 yaşındaki tecrübeli basketbolcu, Michael Jordan, Scottie Pippen ve Kareem Abdul-Jabbar ile birlikte Boston'la 11 şampiyonluk yaşayan efsane Bill Russell'ın ardından en çok şampiyonluk yaşayan 4 basketbolcudan biri olacak. Bununla da kalmayacak, 1989 ve 90'da Detroit, 1996'da Chicago Bulls, 2000'de LA Lakers ile mutlu sona ulaşan John Salley'in ardından üç farklı takımla şampiyonluk yüzüğü kazanan ikinci basketbolcu unvanı alacak.

Popovich mi? Takımı için mutlu son gerçekleşirse, o da üç kezle NBA'de en çok şampiyonluk yaşayan beşinci koç unvanını alacak. NBA'de bu dalda rekoru 9'ar kezle Red Auerbach ile Phil Jackson elinde bulunduruyor. Bu ikiliyi 5 kezle John Kundla ve 4 kezle Pat Riley izliyor.

Savunmacılar çarpışıyor

Ve finale gelirsek. NBA'de sezonun en iyi savunma yapan takımları arasındaki iki ekibin mücadelesi olacak. Detroit sezon boyu 54 galibiyet, 28 yenilgi aldı. Play-off'ta ise 18 maçta 6 yenilgi yaşadı. San Antonio normal sezondaki 59 galibiyet, 23 yenilgi performansına karşı Play-Off'ta final kapısını 16 maçta açıp, 12 galibiyet aldı. Normal sezonda 93.3 sayı ortalaması ile oynayıp, rakiplerine ortalama 89.5 sayı şansı veren koç Larry Brown'ın Detroit'i, Play-off'ta attığı sayı ortalamasını 91.7'e düşürürken, yediği sayı ortalamasını da 85.9'a çekti. Normal sezonda ortalama 96.2 sayı atıp, 88.4 sayı yiyen San Antonio ise Play-off'ta 102.2 sayı atarken, 95.1 sayı yedi.

İki takım normal sezonda iki kez karşı karşıya geldiler.

Duncan ve iki Wallace

San Antonio 3 Aralık'ta evinde oynadığı maçı 80-77 kazanırken, 20 Mart'ta Detroit'teki maçı, büyük kozu 2003'ün MVP'si Duncan'ın daha ilk dakikalarda sakatlanması sonrası 110-101 kaybetti. Bu arada Duncan'lı San Antonio'nun 1997'den beri Detroit'le yaptığı 15 maçta 11 galibiyet 4 yenilgi aldığını ve o tarihten bu yana evinde yenilmediğini de unutmamak gerek. Duncan bu maçlarda 20.3 sayı, 12.2 ribaund ve 2.3 blok ortalamaları ile oynadı. Ünlü power forvete ile Detroit'in Play-off'ta 9.8 sayı, 11.7 ribaund, 2.1 blok ortalaması ile oynayan yılın en iyi defans oyuncusu Ben Wallace ve 14.7 sayı, 7.4 ribaund ve 1.5 blok ortalamaları ile oynayan Rasheed Wallace'ın mücadeleleri finalin kaderini belirleyecek.

Yine Detroit'te Play-off'ta 18 sayı, 6.6 asistle oynayan point guard Chauncey Billups ile 21.3 sayı, 4.9 asistle oynayan Richard Hamilton ile San Antonio'lu 18.7 sayı, 4.8 asistle oynayan Parker ile 21.8 sayı, 5.8 ribaund, 4.3 asist ortalamalarıyla Ginobili finalin yıldızları olmaya aday. İki takımın arasındaki dev randevuyu 3.1 milyar kişinin izlemesi bekleniyor.

FiNAL PROGRAMI

13 Haziran (04.00)

San Antonio-Detroit

15 Haziran (04.00)

Detroit-San Antonio

17 Haziran (04.00)

Detroit-San Antonio

20 Haziran (04.00)

Detroit-San Antonio *

22 Haziran (04.00)

San Antonio-Detroit*

24 Haziran (04.00)

San Antonio-Detroit*

* Gerekirse oynanacak
Yazının devamı...

Erkek gibi vuruyor

19 Mayıs 2005
İSTANBUL Cup'ta herkesin gözü Venus Williams'ın üzerinde. Turnuvanın 1 numaralı seribaşı ve dünya sıralamasının eski 1 numarası ABD'li tenisçiye ise Türkiye'nin erkeklerdeki 1 numarası Barış Ergün antrenman yaptırıyor. 30 yaşında Barış, "Vücudum el verdiğince, 3-4 sene daha tenis oynarım" diyor.

Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans 3. sınıf öğrencisi ve şimdi başka bir üniversiteye geçip okulunu bitirmeyi düşünüyor. İstanbul Cup'ta Venus ile o da tenis hayatında ilginç deneyimlerinden birini yaşıyor. "TED Kulübü'nde oynuyorum ve kulübümden büyük destek görüyorum. Sponsorlarım Ellese ve Head'in bana katkıları büyük. Tenisten keyif alıyorum. Keyif bittiğinde herhalde tenis de bitecek. Tenis sayesinde Venus Williams ile de tanışıyorum" diyor Barış ve bakın dünya tenisinin yıldızlarından Venus'u nasıl anlatıyor...

- Venus kişilik olarak nasıl birisi?

- İlk görüşte soğuk zannediyordum. İlk başta biraz resmiydik. Sohbet etmeye başladığınız da sıcak kanlı. Kortun içinde sevimli. Çift elle oynadığımı görünce şaşırdı, şakalaştık. Kortun dışına çıktığı zaman biraz daha ciddi olmak zorunda.

- Tenisçi olarak özelliği ve diğer kızlardan farkı nedir?

- Çok iyi bir fiziğe sahip. 1.85 boyundayım, benden uzun duruyor. Diğer kızlara göre daha erkeksi vuruyor. Topları daha ağır geliyor. Dünyada ilk 200'ün içinde başka kızlarla da oynadım. Erkek tenisi ile eş değerde oynayabiliyor. Vuruşları çok iyi.

- Vuruşlarının ne gibi özelliği var?

- Base line oyunu çok iyi. İyi vuruyor, derin vuruyor. Kız gibi oynamıyor. Genelden farklı. Mesela erkeklerde ilk 10'u bambaşka oynar, 10-50 arası başka, 50 ile 100 başka oynar. 100'den sonra herkes birbirini yenebilir derler. Ama kadınlarda ilk 10 veya 20 ile diğerleri arasında oldukça açık bir fark var demek ki.

- Venus ile diğer tenisçiler arasında davranış açısından bir fark hissediliyor mu?

- Organizasyondan çok memnun. Ben de olsam memnun olurdum, onun için hayat güzel gidiyor, kraliçe gibi davranılıyor. Böyle de davranılması lazım zaten. Çünkü o bir dünya yıldızı, ayrıcalığı olmalı.

- Ne gibi bir ayrıcalık?

- Bütün tenisçilere sorarlar belki ama mesela WTA sorumlusu vardı geçen gün geldi, 'Saat kaçta oynamak istiyorsun' diye sordu.

- Bu farklılık diğer tenisçiler için psikolojik bir baskı unsuru değil mi?

- Onları olumsuz etkileyebilir. Ama bu normal, o 1 numara olmuş bir sporcu. Eğer başka biri de kendi ülkesinde en iyi ise, vatanında düzenlenen turnuvada da o el üstünde tutulur.

- Yeniden dünya sıralamasında 1 numaraya çıkabilir mi?

- Neden olmasın. Teniste her şey olabilir.

- Turnuvadaki favorin kim?

- Umarım Venus Williams kazanır.

Kimseyle oynamadı

Barış: "Pazar gününden beri düzenli çalışıyoruz. Bir gün önceki antrenmanı iptal edince bir daha haberleşemedik. Ertesi sabah 09.00'da korta gelmiş, ama ben yokum. 'Başka oyuncu getirelim demişler' istememiş. Saat 10.00'da geleyim dedim, istemedi. Annesiyle idman yapmış. Biz de öğleden sonra çalıştık. Annesi antrenör gibi. Annesine göre program yapıyoruz."
Yazının devamı...

Buz hayatını değiştirdi

28 Ocak 2005
ARTİSTİK patinajda adını Avrupa Şampiyonası'na katılan ilk Türk olarak olarak duyurdu Tuğba Karademir. Aslında o ilk değildi, ancak elemeleri kademe kademe geçip şampiyonaya katılan ve geçen yıl ilk 24'e kalan ilk sporcumuzdu. 2004'te Avrupa Şampiyonası'nda 23'üncülüğü elde eden Tuğba, bugün İtalya'nın Torino kentinde Avrupa Şampiyonası'nda yeniden buz üstünde ülkemizi temsil edecek. 19 yaşındaki Tuğba, bu onura erişen bir elin parmaklarını geçmeyecek sporculardan biri.

6 yaşında başladı

Ülkemizde yeni yeni popülerlik kazanan artistik patinaj için hem Tuğba, hem de ailesi hayatlarını değiştiriyor. Ankara'da yaşayan ve 6 yaşındayken buz pataniyle tanışan Tuğba, zamanla bu sporun büyüsüne iyice kapılıyor. Ancak yıllar ilerledikçe buz pateninin Türkiye'de çok yeni olmasının sıkıntısını yaşıyor. Yeterince buz sahasının olmaması, bu spora karşı ilgisizlik, deneyimli antrenörlerin olmayışı onu yeni bir çıkış arayışına yöneltiyor.

Çaylaklık döneminde Belgrad ve Sofya'daki Balkan Oyunları'nda ikincilik kazanıyor, sürekli üst düzey sporcularla yarışıp motivasyon kazanmak istiyor, ama olmuyor. Türkiye ona yetmiyor. Ve çözüm bulunuyor. Karademir ailesi kızlarının geleceğini göz önüne alarak, başka bir amaç olmadan Kanada'ya göçmen olarak gitme kararı veriyor. Ailesi işini gücünü bırakıyor ve Kanada'ya yerleşiyorlar.

Saat 13.15'te başlıyor

Yaklaşık 8 yıldır Kanada'da yaşayan Tuğba, hem eğitimini, hem de buz üstündeki kariyerini geliştiriyor. Barrie'de antrenör Robert Tebby yönetiminde haftada 16 ile 24 saat arasında değişen çalışma programı uygulayan genç patencimiz bir çok yarışmaya katıldı.

Geçen yıl Avusturya'nın başkenti Viyana'daki Karl Schafer Memorial Yarışması'nda uluslararası en iyi derecesi olan dördüncülük elde etti. Son 2 yılda 2 de Dünya Şampiyonası'nda piste çıktı Tuğba. Genç patencimiz, bugün 4. kez katılacağı Avrupa Şampiyonası'na saat 13.15'te başlayacak kısa programla iyi bir giriş yapmayı ve geçmiş yıllardan daha iyi bir derece elde etmeyi hedefliyor.


KİM KİMDİR


TUĞBA KARADEMİR

Doğum Yeri : Ankara

Doğum tarihi : 17.03.1985

Boyu : 1.62

Kilosu : 65

Yaşadığı Yer : Barrie,Kanada

Hobileri : Müzik,okumak,paten



Dereceleri: Dünya Şampiyonası 2003'te 30., 2004'te 35., Avrupa Şampiyonası, 2002 ve 2003'te 27., 2004'te 23., Balkan Oyunları 1996 ve 1997'de 2., Nebelhom Troph 2002'de 11.,

Golden Spin 2002'de 7., 2003'te 17., 2004'te 9., Karl Schafer Memoral 2003'te 9., 2004'te 4.
Yazının devamı...

Potaya can verdi

18 Ocak 2005
Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.

TÜRKİYE Basketbol Ligi bir devrim yaşıyor. Beşiktaş ile Fenerbahçe tabuları birer birer yıkıyor. Son dönemde bir gelenek vardı; Efes Pilsen ile Ülker rakiplerinden kopar, sezonu başabaş götürür, sonunda da biri şampiyon olurdu. Ancak geçen yıldan bu yana TBL değişmeye başladı. Bu değişimin başrolünü de Beşiktaş üstlendi. Beşiktaş, Türk basketboluna yeni bir soluk ve yeni bir canlılık getirdi. Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.

Büyük hamle

Beşiktaş eski başkanı Serdar Bilgili’nin, menajer Zeki Can’la basketbol şubesinde geçen yıl başlattığı atılıma, siyah beyazlı kulüpte başkanlık koltuğunun yeni sahibi Yıldırım Demirerön, şube sorumlusu Kemal Gencer’le birlikte büyük destek verdi. Amatör şubelerine kilit vurma noktasına gelen üç büyükler içinde geçen yıl Beşiktaş en çarpıcı kararı alıp, basketbola yeni yatırımlar yaptı. Güçlü bir kadro oluşturdu. Geçen yıl spor kulübü olarak TBL’nin en göze batan takımı oldu, iki müessese kulübüne kafa tuttu. En büyük hamleyi de BJK Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’ni hem kulübe hem de Türk sporuna kazandırarak yaptı.

Spor şöleni

Önceki gün Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’nde Beşiktaş voleybol ve basketbol takımlarının maçları sırasında dolu tribünler önünde büyük bir spor şölenine imza atıldı. Bu maçlarda Beşiktaş rakiplerini yenerken en anlamlı galibiyeti erkek basketbol takımı aldı. Beşiktaş, Ülkerspor gibi son döneme damga vuran bir müessese takımı karşısında aldığı galibiyetle, neler yapabileceğini gözler önüne serdi.

Beşiktaş bugün, TBL’de kendisiyle aynı puana sahip lider Efes Pilsen’in ardından sadece 2 yenilgi ve averajla ikinci sırada. 13 haftalık ligin ilk yarısı sonunda lider Efes Pilsen’in de, üçüncü sıradaki Ülkerspor’un da 2’şer yenilgileri var. Bu tablo Beşiktaş’ın basketbolda geldiği nokta ve yakaladığı başarının bir kanıtı.

Neler kazandırdı?

İşte Beşiktaş’ın basketbol hamlesi ve hem kendine hem de Türk basketboluna kazandırdıklarının özeti...

1- Lige çekişme, heyecan geldi.

2- Rekabet kaliteyi yükseltti.

3- Yeni salon kazanıldı.

4- Tribünler dolmaya başladı ve renklendi.

5- Sporseverlerin basketbola ilgisi arttı.

6- TV ve reklam geliri yükseldi.

Gurur tablosu

Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’i hasta yatağından basketbol heyecanı kaldırdı. Doktoru tarafından evinde 1 hafta dinlenmesi ön görülen Demirören, önceki gün eşi Revna ve çocuklarını yanına alarak Akatlar Spor Kompleksi’ne geldi. Yıldırım Demirören, Ülker galibiyeti sonrası menajer Zeki Can, antrenör İhsan Bayülken ve basketbolcuların sevincine ortak oldu. Demirören, ‘Basketbol takımı ile gurur duyuyorum’ dedi.
Yazının devamı...

Potaya can verdi

18 Ocak 2005
Siyah beyazlı kulüp, oluşturduğu iddialı kadro, Türk sporuna kazandırdığı BJK Akatlar Spor ve Kültür Merkezi ile büyük bir hamle yaptı.Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.TÜRKİYE Basketbol Ligi bir devrim yaşıyor. Beşiktaş ile Fenerbahçe tabuları birer birer yıkıyor. Son dönemde bir gelenek vardı; Efes Pilsen ile Ülker rakiplerinden kopar, sezonu başabaş götürür, sonunda da biri şampiyon olurdu. Ancak geçen yıldan bu yana TBL değişmeye başladı. Bu değişimin başrolünü de Beşiktaş üstlendi. Beşiktaş, Türk basketboluna yeni bir soluk ve yeni bir canlılık getirdi. Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.Büyük hamleBeşiktaş eski başkanı Serdar Bilgili’nin, menajer Zeki Can’la basketbol şubesinde geçen yıl başlattığı atılıma, siyah beyazlı kulüpte başkanlık koltuğunun yeni sahibi Yıldırım Demirerön, şube sorumlusu Kemal Gencer’le birlikte büyük destek verdi. Amatör şubelerine kilit vurma noktasına gelen üç büyükler içinde geçen yıl Beşiktaş en çarpıcı kararı alıp, basketbola yeni yatırımlar yaptı. Güçlü bir kadro oluşturdu. Geçen yıl spor kulübü olarak TBL’nin en göze batan takımı oldu, iki müessese kulübüne kafa tuttu. En büyük hamleyi de BJK Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’ni hem kulübe hem de Türk sporuna kazandırarak yaptı.Spor şöleniÖnceki gün Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’nde Beşiktaş voleybol ve basketbol takımlarının maçları sırasında dolu tribünler önünde büyük bir spor şölenine imza atıldı. Bu maçlarda Beşiktaş rakiplerini yenerken en anlamlı galibiyeti erkek basketbol takımı aldı. Beşiktaş, Ülkerspor gibi son döneme damga vuran bir müessese takımı karşısında aldığı galibiyetle, neler yapabileceğini gözler önüne serdi.Beşiktaş bugün, TBL’de kendisiyle aynı puana sahip lider Efes Pilsen’in ardından sadece 2 yenilgi ve averajla ikinci sırada. 13 haftalık ligin ilk yarısı sonunda lider Efes Pilsen’in de, üçüncü sıradaki Ülkerspor’un da 2’şer yenilgileri var. Bu tablo Beşiktaş’ın basketbolda geldiği nokta ve yakaladığı başarının bir kanıtı. Neler kazandırdı?İşte Beşiktaş’ın basketbol hamlesi ve hem kendine hem de Türk basketboluna kazandırdıklarının özeti...1- Lige çekişme, heyecan geldi.2- Rekabet kaliteyi yükseltti. 3- Yeni salon kazanıldı.4- Tribünler dolmaya başladı ve renklendi.5- Sporseverlerin basketbola ilgisi arttı.6- TV ve reklam geliri yükseldi.Gurur tablosuBeşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’i hasta yatağından basketbol heyecanı kaldırdı. Doktoru tarafından evinde 1 hafta dinlenmesi ön görülen Demirören, önceki gün eşi Revna ve çocuklarını yanına alarak Akatlar Spor Kompleksi’ne geldi. Yıldırım Demirören, Ülker galibiyeti sonrası menajer Zeki Can, antrenör İhsan Bayülken ve basketbolcuların sevincine ortak oldu. Demirören, ‘Basketbol takımı ile gurur duyuyorum’ dedi.
Yazının devamı...