"Bülent Boğ" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Boğ" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Bülent Boğ

Küçük krallar

20 Ocak 2003
NE Michael Jordan, ne Shaquille O'Neal, ne Kobe Bryant, ne de Yao Ming, şimdi ABD'li basketbolseverlerin gözü liseli iki gencin üzerinde. Daha 18'indeki LeBron James ve Maureece Rice, liselerarası basketbol mücadelesini ABD'de ön plana çıkardı. İki genç, basketbolları, kırdıkları rekorlar yanında, yaşantıları ve yaptıklarıyla da NBA'in ünlü yıldızlarını bir anlamda gölgede bıraktı. Geleceğin Michael Jordan'ı olarak gösterilen LeBron ve Maureece daha şimdiden şöhretin büyülü dünyasına kapılmış ve kendilerini diğerlerinden farklı görüyor.

Philadelphia'nın 1 numarası

Strawberry Mansion takımında oynayan 18 yaşındaki Rice geçtiğimiz günlerde NBA'in efsane isimlerinden Wilt Chamberlain'in bir rekorunu tarihe gömdü. Chamberlain 1955'te, daha Maureece'nin babası doğmamışken, Overbrook Lisesi'nde 2.206 sayı ile Philadelphia'da liselerarasında en çok sayıya ulaşan sporcu olmuştu. 32.1 sayı ortalamasıyla oynayan Maureece, 44 sayı attığı Olney maçında 2.209 sayıya ulaşıp, Chamberlain'i geride bıraktı.

Chamberlain'in arkadaşı ve hayranı, adını taşıyan amatör basketbol liginin başındaki Sony Hill, Maureece'i şöyle tarif ediyor: ‘‘Chamberlain içeriyi domine ederdi, Maureece hem içeriden hem dışarıdan, sahanın her yerinden atıyor.’’ 1.83'lük Maureece, Philadelphia'nın 1 numaralı liseli basketbolcusu.

Ekrana ambargo...

Ve son dönemin sansasyonal liseli yıldızı LeBron. Daha geçen ayın son günlerinde 18'ine giren St Vincent-St Mary lisesinin 2.03 boyundaki guardı Amerikalıların gözbebeği. ESPN2, LeBron'un maçlarını yayınlarken reyting rekorlarına koşuyor. LeBron'un bu sezon NBA'de ilk sırada darft edilmesi bekleniyor.

Liseden alınamaz kuralı olmasa geçen sezon draftta kapışılacak olan LeBron müthiş bir yetenek. Onun bu başarısının altındaki sır ise içindeki büyük basketbol tutkusu. Bakın 33 yaşındaki anne Gloria James oğlunu nasıl anlatıyor: ‘‘Maçtan eve gelse bile yerinde duramaz. Bir şeyler atıştırır, biraz TV seyreder. Ardından ben idman yapacağım diyerek çalışmaya başlar.’’

800 şut atıyor

Takım arkadaşlarıyla yaptığı idmanın dışında hergün ağır bir idman yaparak 800 tane şut atıyor LeBron. Zaten bu özel çalışmasının da yararını görmüş. 2000'de 18.1 olan sayı ortalamasını, 2001'de 25.3, 2002'de 28.8'e taşımış. Birkaç gün önce bir maçta 50 sayı atarak okul rekoru kırdı LeBron. 25 dakikadan az bir sürede 11 üç sayı atıp, 9 ribaund aldı, 4 blok yaptı.

NBA'e lise ve kolejden bir çok yıldız yetiştiren Morgan Wooten, ‘‘LeBron'u görene kadar Kareem Abdul-Jabbar benim için müthiş bir oyuncuydu’’ diyor.

Şöhret başlarını döndürdü...

Maureece geçen yaz LeBron'un parlamasına yol açan Adidas ABCD Kampını

‘‘Yeterince top alamıyorum’’ diyerek daha ilk günde terk etti. LeBron, altında 80.000 dolarlık Hummer H2 jiple dolaşıyor, kendisiyle röportaj yapmak isteyen büyük bir gazetenin ünlü ismini geri çeviriyor.

James'i geleceğin büyük yıldızı olarak gören Adidas, Nike gibi firmalar onunla anlaşabilmek için kıyasıya yarışıyor. Hergün gazete sayfalarında NBA haberleri kadar James'in haberleri yer alıyor. Genç basketbolcu da zaten ‘‘Bütün dergi ve gazetelerde yer almak istiyorum. Spotlar benim üzerimde olmalı’’ diyor.

Ancak James'in son dönemde başı biraz dertte. Yakın çevresinin annesinin James'e doğum gününde banka kredisiyle aldığını belirttiği Hummer H2 jip yeni bir tartışmayı ve soruşturmayı beraberinde getirdi. Kurallar gereği amatör ruhu zedelememek için liseliler, pahallı hediyeler ve yüksek paralar alamıyor. Bu yüzden de Hummer H2'yi gerçekte James'e kimin aldığı Ohio Liseler Sporcu Birliği tarafından araştırılıyor.

Seçilmiş...

LeBron James'in büyük hayran kitlesi var. Posterleri ve isminin yazılı olduğu ürünler kapışılıyor. Hayranları üzerlerinden 'King James' yazılı tişörtleri çıkarmıyor. LeBron da maçlara ayağında 'Chosen One' (Seçilmiş biri) yazılı bandajla çıkıyor.

İdmanı bile parayla izleniyor

LeBron James bu sezon liselerarası maçların fiyatlarında da patlamaya yol açtı. Geçen sezon 3-4 dolar olan maçların bilet fiyatları 10-15 dolara çıktı. LeBron'un takımının idmanları bile parayla izleniyor.

Yıldızların tercihi

Anne Gloria James'in LeBron'a 30 Aralık'taki doğum gününde hediye ettiği belirtilen Hummer H2 jipin normal değeri 50.000 dolar. Ancak LeBron'un jipinde televizyonlar yanında özel ses ve görüntü tesisatı bulunuyor. Koltuklarının başına da 'King James' (Kral James) yazan bu jipin fiyatının 70.000 ila 80.000 doları bulduğu ifade ediliyor. Türkiye'de çok az sayıda bulunan bu jipi Amerika'da Hollywood yıldızları ile profesyonel sporcular tercih ediyor. Darius Miles, Ricky Davis, Warren Sapp, Kobe Bryant, Kevin Garnett, Gary Payton ve Antonie Walker'ın da Hummer H2'leri var.
Yazının devamı...

Son lezbiyen

6 Ocak 2003
YUGOSLAV tenisçi Jelena Dokiç'in babası Damir, biraz huysuz. Önce Avustralya'da tenis federasyonu yetkilileriyle tartışıp bu ülkeyi terk etti, ardından da isteklerine yanıt alamayınca döndüğü vatanında barınamadı ve İngiltere'nin yolunu tuttu. Bu kez yanında kızı da yoktu. Damir, herhalde Dokiç ismini daha medyatik hale getirmek için geçtiğimiz günlerde tenis dünyasının bayanlarına laf attı. Dedi ki, ‘‘Tenisteki bayanların yüzde 40’ı lezbiyen. Kızım Jelena lezbiyen olsa intihar ederdim.’’

Şu ana kadar Jelena'nın lezbiyen olup olmadığı yolunda kesin bir kanı yok! Damir'in bayan tenisçiler hakkında söylediklerinde ise gerçeklik payı var, ama yüzde o kadar yüksek değil. Tenis dünyasının unutulmazları arasında iki büyük lezbiyen isim var. Bunlardan ilki 1960 ve 70'li yıllarda feministlerin idolü konumuna da gelen Billie Jean King. ABD'li tenisçi, bu sporda bayanlarda devrim yapan isim. Onun sayesinde bugün başta iki büyük Grand Slam turnuvasında bayanlar erkeklerle eşit para ödülü alıyorlar.

Kadınlar neden yapamasın...

Bugün 60'ına gelen King, patates soymak ve sadece yemek yapmakla yetinmek yerine kendini kanıtlamak için sporu seçti. İşçi sınıfı bir ailenin çocuğu King için tenis kariyeri zorluklarla başladı. Annesinin diktiği elbiseyle tenis oynayan King, kariyerinin belki de en trajik anını Güney California Gençler Şampiyonası'nda yaşadı. Los Angeles Tenis Kulübü toplu fotoğraf çektirirken, o kıyafeti nedeniyle objektifin önüne geçmekten mahrum bırakıldı. Bu olaydan sonrası ise onun için bir çıkış oldu.

King, kadınların da erkekler gibi bazı sporlarda başarılı olabileceğine inanıyordu. Tabii her spor dalı için değil, ama en azından teniste. Avustralyalı bir antrenörle fiziki güçlenme çalışmaları yaptı. King, kariyerinde zirveye vurduğu dönemde eski şampiyonlardan Bobby Riggs ile oynadığı 1973'teki ‘‘Battle of the sexes’’ maçıyla büyük sükse yaptı. Bir kadının erkeği yenebileceğini gösterdiği bu 3 setlik maç King'e sorulduğunda verdiği yanıt şu: ‘‘En büyük sorunum, Bobby de dahil bu maçtan diğer insanların benden daha fazla keyif almasıydı.’’

Kafalardaki kimlik...

Aslında King için bir erkekle yaptığı maçın ilgi çekici bir yanı yoktu. Ancak çevresindeki insanların onu görmek istedikleri yer ve kafalarındaki kimliği açısından önemliydi. Bayan arkadaşıyla lezbiyen ilişkisinin ortaya çıkması, çevresindekiler hariç onun açısında fazla şey değiştirmedi.

Tenis dünyasının diğer büyük ismi ise Çek asıllı Amerikalı Martina Navratilova. King gibi o da lezbiyen. Navratilova bugün 168 kezle teklerde, 165 kezle çiftlerde en çok şampiyonluk kazanan tenisçi olmak gibi rekorları elinde bulunduruyor. 1980 ve 90'lı yıllara damgasını vurdu. Bu yıl korta kesin olarak veda edecek. Kariyeri boyunca 20 milyon dolar para ödülü kazandı.

Cesur Mauresmo

King ile başlayıp, Navratilova ile süren erkeksi kadın tenisçi kuşağının son dönemdeki ismi Fransız Amelie Mauresmo. O, önceki iki isimden farklı, sevgilisini herkesin önünde öpüp lezbiyenliğini kendisi açıkladı. Lindsay Davenport, Martina Hingis gibi yıldızlar ‘‘Yarı erkek’’ diyerek ona bakışlarını ortaya koydular.

Lezbiyen veya değil, bugün tenis de dahil bazı bireysel sporlarda bayanlar geliştirdikleri fiziksel yapılarıyla erkeklere rakip olabilecek düzeyde. Kadınların adaleli vücutlarıyla erkeksi görünümü ve tavırları zaman zaman karşı cins kadar hemcinsleri için de itici. Ama sporcuların görünümünden ve cinsel tercihlerinden çok elde ettikleri başarılar ön planda.

Üniversitedeki ilk yılımda hazırlık sınıfı öğretmenlerimizden biri İngilizdi ve ‘‘gay’’di. Eğitmenliği dört dörtlüktü. Kişisel cinsel tercih ise ona aitti. İnsanları yaptığı işlerle taktir edip, hatırlamak lazım. İstismar yoksa lezbiyen veya gay diye eleştirip, sınıflara ayırmak yanlış. Bugün Türk sporunda da hemcinsleriyle ilişki kuranlardan söz ediliyor.

Billie Jean King

22 Kasım 1943'te doğdu. Kortlarda 12'si Grand Slam, 71 şampiyonluk yaşadı. 20 Wimbledon birinciliği elde etti. Bir sezon da 100.000 dolar para ödülü kazanan ilk bayan tenisçiydi. Bayanlar Tenis Birliği'nin kurucularından biri King. 1966-72 arasında dünya sıralamasında 5 yıl 1 numaraya çıktı.

Martina Navratilova

18 Ekim 1956'da Prag'da doğdu. Çekoslovak asıllı, ABD'li. 168 tekler, 165 çiftler şampiyonluğu kazandı. 18 Grand Slam, 9 Wimbledon tekler şampiyonluğu elde etti. 31 kez çiftlerde, 7 kez karışık çiftlerde Grand Slam şampiyonluğu sevinci yaşadı. 1978-87 arasında 9 yıl dünya sıralamasında 1 numaraya yükselme başarısı gösterdi.

Amelie Mauresmo

5 Temmuz 1979'da doğdu. 1997'de profesyonel oldu. Dünya sıralamasında 4 numaraya kadar yükseldi. 8 tekler, 1 çiftler şampiyonluğu kazandı. Bugüne kadar 177 maç kazandı.
Yazının devamı...

Cepten yiyor

29 Aralık 2002
NBA'in efsane ismi Michael Jordan, salonlarda eski günlerinden uzak kalsa da reklam dünyasının yine en güvendiği isimlerden biri. En azından yıllardır onu reklamlarında kullanan Gatorade firması için. 1 Ocak 2003'te yayınına başlanacak reklam kampanyası ile ‘‘Be Like Mike’’ (Mike gibi ol) imajı farklı bir tarzla yeniden gündeme getirilecek. Peki, Jordan 90'lı yıllarda NBA'i kasıp kavuran, rekorlara imza atan Jordan mı? Hayır.

Sezon sonunda Washington Wizards'ta basketbol kariyerini kesin olarak noktalayacak olan 39 yaşındaki Jordan, Gatorade reklamında bu kez farklı bir anlayışla boy gösterecek. Sakatlıklar nedeniyle zaman zaman takımdan uzak kalan Jordan, benchte de yansıtılacak. Reklamın sloganı ‘‘23 vs 39’’ (23-39 maçı). 1987'de 23 yaşındaki Jordan'la (MJ) -Chicago Bulls'taki forma numarası da 23'tü- bugünkü 39 yaşındaki Jordan karşı karşıya getiriliyor.

Ne yapabiliyorsun görelim

Reklam, Jordan salonda atış yaparken yanına doğru yaklaşan 1987'nin Bulls formalı MJ'nin görüntüsüyle başlıyor. MJ tehditkar ‘‘Güzel atış’’ diyor. Jordan topu uzatıyor: ‘‘Şimdi sen ne yapabiliyorsun, görelim.’’ Ardından ikili arasında birebir maç başlıyor. Bu arada Jordan'ın kariyerinin belli kesitlerindeki hali karşı karşıya getiriliyor.

Jordan, ‘‘Bir daha atamayacaksın’’ diyen MJ'ye ‘‘Bir daha atamayacak mıyım?’’ karşılığını veriyor. Topu da kafasının üzerinden yollayıp, ‘‘Bu gökkuşağını sever misin?’’ diye bitiriyor.

Reklam firması, bu kampanyanın çok tutacağına inanıyor. Bunu zaman gösterecek. Bugün Jordan, Kobe Bryant veya Shaquille O'Neal desem, ya da ‘‘Be like Kobe’’, ‘‘Be like Shaq.’’ Kimi tercih edersiniz?

Bir gerçek var, Jordan basketbola 2. kez dönüş yaptığı son 2 sezonda eski havasını bulamadı. Bunun en büyük kanıtı da istatistikleri. Belki o da bu sezon devam ettiğine pişmandır. Basketbola dönmeseydi, hep efsane olarak kalacaktı. Artık onu bugünkü sıradan haliyle de hatırlayacağız.

Geçen yıl Orhun Ene, Milli Takıma veda etti, bu yıl da Harun Erdenay. İkisi de basketbolumuzun unutulmayacak yıldızları. Tadında ve zirvede bırakmak en doğrusu...

Hangisi kazanır?

ABD
'de reklam kampanyasıyla birlikte şu soru da gündemde: ‘‘Acaba, Jordan kendisine karşı birebir maçı yapsa hangi döneminki kazanır?’’ İnternetteki ankette durum şöyle:

Y1990'lardaki Jordan : % 82

Y1980'lerdeki Jordan : % 16.2

YBugünkü Jordan : % 1.2

YKolej yıllarındaki Jordan : % 0.5
Yazının devamı...

Gol hakemi geliyor

21 Aralık 2002
FIFA, gelecek yıl Mart ve Nisan aylarında Birleşik Arap Emirlikleri'nde deneyeceği yeni uygulamaya geçmiş olsaydı, Denizli-Beşiktaş maçının son dakikasındaki kaosu belki de yaşamayacaktık. Yeni uygulama ne mi? Kale arkalarında da birer çizgi hakeminin görev yapması.

Sahada 5 hakem

Evet, FIFA gelecek yılın ilk aylarındaki Dünya Gençler Kupası'ndaki maçlarda iki fazla hakeme daha görev verecek. Kale arkalarında görev yapacak bu hakemler, ceza alanı içinde oluşan pozisyonları değerlendirecek. Tabii en önemlisi, topun gol olarak çizgiyi geçip geçmediği konusundaki karara ışık tutacaklar.

FIFA, yıllar önce videodan görüntü ile karar verme olgusuna karşı çıktı. Önce gündeme getirip denedi, sonra ‘‘Bizim için öncelik hakemin kararı. Futbol insanın duygu ve hislerinin oyunu’’ diyerek vazgeçti. FIFA Başkanı Joseph Blatter bu görüşte hala ısrar ediyor. Oysa bugün NBA bile anında tekrar uygulamasıyla kritik anlarda video görüntülerine başvuruyor. Böylece en doğru karara da ulaşıyor.

Tartışma bitmez

Futbol tüm dünyada büyük ilgi uyandıran, herkesin kendince bildiğine emin olduğu ve karar verdiği bir oyun. Ancak

bugün TV'de defalarca izlemelerine karşın hakemlik yapmış yorumcular bile kararlarında birbirleriyle çelişiyor. Yani, FIFA'nın belki de gözönüne aldığı ‘‘Hakemin kararı doğrudur’’ olgusu gerçek.

Tabii bu da bir yere kadar. Bir faul pozisyonu için farklı görüş olabilir, ama topun çizgiyi geçip geçmediği konusunda eğer görüntülü bir kanıt varsa, hüküm tektir. Kale arkasında görev yapacak hakemlerin kararları konusunda da tartışmalar olacaktır. Ama bunun için video görüntüsü kullanılsa, gerçek tüm çıplaklığıyla herkes tarafından görülecek.

Bunlar yaşanmayacak

30.07.1966 İngiltere Dünya Kupası finali. İngiltere'nin Wembley'deki finalde Almanya'yı uzatmada 4-2 yenerek kupayı kazanırken Geoff Hurst'ün attığı 101. dakikadaki gol çok tartışıldı. Top üst direğe vurup çizgiye düştü. Yan hakem golü işaret etti.

16.11.1991 yer Kadıköy. Beşiktaş, bitime 3 dakika kala bulduğu golle sahadan 2-2 beraberlikle ayrıldı. Bu golde F.Bahçeli Semih, topu çizgiden çıkardı. Ancak yan hakem Çetin Oktuner'in işaretiyle hakem Ahmet Çakar golü verdi. Bu beraberlik F.Bahçe'yi şampiyonluk yarışından uzaklaştırdı.

31.10.2002 yer Kadıköy, F.Bahçe-Panathinaikos UEFA Kupası 2. tur maçı. 1-1 biten maçta Fatih son dakikada vurdu. Panathinaikos kalecisi topu çizgiyi geçtikten sonra kontrol etti, ama hakem ‘‘devam’’ dedi.

Çıplak cimnastikçiler

OLİMPİYAT ve dünya şampiyonluklarına imza atmış, emekli 3 Rumen cimnastikçi, Lavinia Milosovici, Claudia Presecan ve Corina Ungureanu soyundu. Tabii Romanya ve cimnastik dünyasında yer yerinden oynadı. Önce bir kitaba çıplak pozlar verdiler. Japonya'nın Shukan Gendai isimli dergisi bu fotoğrafları 120 bin dolara satın alıp yayınladı. Ardından bu üçlünün yer aldığı ve çıplak cimnastik yaptıkları erotik bir film geçen hafta başında Japonya'da yayınlandı. Romanya federasyonu da 3 sporcuya 5 yıl süreyle hakemlik ve antrenörlük yapamama cezası verdi. Tepki ve cezanın gerekçesi, ülke imajının tahrip edilmesi.

İlk değiller

Onlar soyunan ilk sporcular değil. Eski ünlü buz patenci Katarina Witt, Avustralya Bayan Futbol Takımı da çıplak pozlar vermişti. Inter'in yıldızı Christian Vieri'nin kız arkadaşı Elisabetta Canalis de aynısını yaptı. Normal karşılandı. Sinema dünyasının bir çok ünlüsü soyunduğunda olay oluyor, ama ülke imajını zedelemiyorlar. Yaklaşım, onların ki sanat. Sanat soyunmadan icra edilemez mi? Edilir, ama prim yapanı o.

Bu üçlünün ekonomik şartların belli olduğu Romanya'da, bu pozları için aldıkları söylenen 40 bin dolar iyi rakam. Hele bir de iş sıkıntısı çekiyorsanız, ala. Ülkemizde de bir çok ünlü isim magazin dergilerine estetiklik kılıfı altında benzer pozlar veriyor. Ama soyunan sporcu henüz çıkmadı. Çıkarsa neler olacak göreceğiz. Erotik yazılar da, fotoğraflar da her zaman iş yapar. Görürsüzün bizde de bu tür fotoğraflara milyarlar akıtılır.

Bir bardak soğuk su

Romanya'da olayı kabullenemeyenler yanında yumuşak bakanlar da var. Yazar Cornel Nistorescu biraz abartsa da şu yorumu yapmış: ‘‘Ne ülkemiz ne de bayrağımız, bir parça tatmin duygusunun yanında bir bardak soğuk sudan başka bir şey veremez. Bu kızlar bundan fazlasını istemiş. Gerçek olan bir şey var; güzeller. Ayrıca ülkemizden çıkarak Japonların gözdesi olmuşlar.’’

Fotoğrafları merak edenler internette şu adreste bulabilir: www.jurnalul.ro/modules.php?op=modload&name=News&file=article&sid=17256.

Az daha unutuyordum. Aldıkları 5 yıllık cezadan sonra zaten bu kızların bundan sonra da soyunmaktan başka çareleri pek kalmadı... Yani erotizm dünyası 3 yıldız daha kazandı.

Eline sağlık Luca

BİR
Rumen çıkıyor, herkesin gözlerini dolmasına yol açan anlamlı hareketi yapıyor. Yaptığı bir can kurtarmak değil. Bir keşif değil. Sadece röportaj yaparken üşümesin diye futbolcusunun üzerine bir palto atıyor. Aslında Tümer'in üzerine atılan palto, bugün kendini kaybetmiş milyonların yüzüne atılan bir tokat. Belki bu tokatı daha sık ve kamuoyunun önündeki bizden birilerinden yesek, içinde bulunduğumuz kültürel yozlaşmanın önünü kesebiliriz. Yitip giden değerleri geri getirebiliriz. Eline sağlık Lucescu, eline sağlık... Keşke her tokat, bu kadar gerçekci ve öğretici olsa...

Mutfaktaki golfçü

DÜNYANIN
en iyi bayan golfçülerinden Annika Sorenstam, mutfakta da en iyilerden biri olmayı kafasına koymuş. Bu yıl 13 LPGA turnuvası kazanan Sorenstam, günde yaklaşık 8 saat Orlando'daki Lake Nona Golf Kulübü'nün mutfağında çalışıyor. 2.8 milyon dolarla bu sezon golfte en çok para ödülü kazanan sporcu olan Sorenstam, ikinci kariyerini aşçılıkta yapmakta iddialı olduğunu söylüyor.
Yazının devamı...

Sporda düşünce devrimi

14 Aralık 2002
Futbolda, gurbetçilerimiz de dahil, Avrupa'lı bir çok gencin peşindeler. Mustafa Doğan'ı milli takımlarına dahil ettiler. Yıldıray Baştürk için ellerini çabuk tutamamışlardı. Erdal Kılıçarslan'ı ümit milli takım kadrolarına kattılar. Son Dünya Kupası'nda 5 gol atan Polonyalı forvet Miroslav Klose'yi geçen yıl milli yaptılar. NBA takımlarından Dallas'ta forma giyen bir başka Polonya asıllı basketbolcu Dirk Nowitzki, Alman Milli Takımı'nda.

Poewe de ithal

Almanya'nın son yıldız ithali Güney Afrikalı yüzücü Sarah Poewe. Evsahipliği yaptıkları ve süren Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası'nda Poewe ilk kez Almanya adına kulaç atıyor. Önceki gün 50 metre kurbağalamada gümüşü de boynuna taktı.

19 yaşındaki Sarah, Cape Town doğumlu, ama uzun süredir Almanya'da yaşıyor ve öğrenim görüyor. Geçtiğimiz ay FINA'dan Almanya adına yarışma izni alan Sarah'ın kurbağalama stilinde G.Afrika bayrağı altında dünya şampiyonlukları ve madalyaları var. Afrika rekortmeni. Hem yaşı genç, hem de elde ettiği başarılarla gelecek için umut vaadediyor. Almanya'da son dönemin Franziska van Almsick ve Sandra Voelker (İkisi de Avrupa Şampiyonası'nda yok) gibi büyük isimlerinin yerini alacak bir sporcu.

Zirveye nasıl çıkarım?

Sporcu ithalini yapan sadece Almanya da değil. Son Dünya Kupası'nda Polonya'da forma giyen Olisadebe de Nijerya asıllı. Hatırlayın, 1998 ve 2000'in dünya ve Avrupa şampiyonu Fransa'nın ilk 11'inde 9 devşirme futbolcu forma giyiyordu. Örnekler çoğalıp gidiyor.

Türkiye'de devşirme sporculara hep ayrı bir gözle bakılır. Atletizmde Nora Güner, Ebru Kavaklıoğlu, Elvan Can gibi sonradan Türkleştirip, adımıza yarıştırdığımız sporcuları aslında bir türlü benimseyemez ve içimize sindiremeyiz. Bunun örneklerine, Akın Kuloğlu, Selim Tataroğlu, Adem Bereket, Nathalia Hanikoğlu gibi boks, judo, güreş ve boksta da isimler ekleyebiliriz.

Spor dünyası artık genel anlamda bir globalleşme içinde. Katı milliyetçilik anlayışı yerini başarı için sporcu ihtaline bıraktı. Sporcular da kendi geleceğini gördüğü ülke adına yarışmayı tercih ediyor. Yani milli ruh, yerini başarı için ‘‘Zirveye en çabuk, nerede ve nasıl çıkarım’’ hesaplarına bıraktı.

Devlerin mücevher tutkusu


NBA'in yıldızları son dönemde büyük bir mücevher tutkusu içine girdi. 18 ayar beyaz altın veya büyük elmaslı platin düşkünü oldular. NBA'in genç milyarderleri üzerlerinde çaylak bir oyuncunun transfer ücreti değerinde mücevherle dolaşıyor.

Mark Engel, Chicago'nun ünlü mücevhercilerinden birisi. Engel, NBA yıldızları için 500 bin ile 1 milyon dolar arasında değişen fiyatlarla özel mücevherler sattıklarını söylüyor. Bunların kimisi, küpe, zincir, bilezik, saat... NBA yıldızlarının mücevher aşkı, lüks bir iş sektörü oluşturmuş.

Engel'in müşterileri arasında Eddy Curry, Eddie Robinsson gibi bir çok Chicago Bulls'lu var. Robinson'ın küpe, zincir ve bileziğinin 250 bin dolar olduğu belirtiliyor. Yıldızlar öyle bir hale gelmiş ki, biri diğerinde gördüğü mücevheri ertesi gün kendisi için sipariş ediyor. Bunun için de özel modeller geliştiriliyormuş.
Yazının devamı...

Köye dönüş

23 Kasım 2002
NBA yıldızlarından kurulu Milli Takımının Dünya Şampiyonası 6'ncılığını bir türlü içine sindiremeyen ABD basketbolu yeni arayış ve tedbirler içinde. Takım eğer gelecek yaz yapılacak olimpiyat elemelerini geçerse, 5 yıldızlı otel yerine Atina'da Olimpiyat Köyü'nde kalacak.

Bu takım, NBA yıldızlarından oluşturulmaya başlandığı 1992 yılından beri katıldığı her organizasyonda diğer kafilelerden ayrı, 5 yıldızlı otellerde, krallar gibi konuk ediliyordu. Kendilerini diğer sporculardan farklı görüyorlardı. Hadi diyelim onlar görmüyor olsa bile, diğerlerinin gözünde farklı bir yere koyuluyorlardı. Peki, onlar mı özeldi, yoksa katıldıkları organizasyonlar mı? Elbette ki, organizasyonlar.

Aslında bu ayrımın zamanla en büyük zararını gören yine kendileri oldu. Çünkü, takım ruhu yok edildi. Odalarına çekilen, çoğu zaman sadece idman ve maçlarda biraraya gelen bu yıldızlar arasındaki uyum kayboldu. Sonuçta da yerle bir olan 'Dream Team' olgusu. ABD, basketbolcularını sıkı çalıştırıp, daha fazla birarada olmalarını sağlayarak bu imajı yeniden canlandırmanın hazırlığını yapıyor.

Aslında bize baktığınızda da durum farklı değil. G.Saray, Avrupa'da zirveye vurduğu dönemde futbolcular ve teknik ekip arasında mükemmel bir uyum vardı. Saha içinde kalmayan birliktelik ve her yönüyle bir takım olma anlayışı büyük başarıları beraberinde getirdi.

Bundan sonra da yola NBA oyuncularından kurulu bir kadroyla devam etme kararı alan ABD, kadrosunun ilk 6 ismini önümüzdeki ayın sonunda seçecek. Diğerleri ise şubatta belirleyecek. Tracy McGrady, Tim Duncan, Ray Allen, Jason Kidd bu takımda olabileceklerini açıkladılar. Kobe Bryant henüz yanıt vermedi, 'Phil Jackson varsa varım' diyen Shaquille O'Neal de sessiz. Yani bazıları, Phil Jackson (LA Lakers), Larry Brown (Philadelphia), Pat Riley (Miami) ve Jerry Sloan'un (Utah) aday olduğu coachluk görevini bu ay sonunda kimin alacağını bekliyor.

MM'ler gerçeği

''GİRDİM sınıfa. Şahane gençler. Tahtaya iki M harfi yazdım, oturdum. Üç saat konuştum. Acayip sıkı sohbetti. Sorular soruyorlar, cevap veriyorum. Bitti. Hıncal abinizin bir tavsiyesi var: Kendinize başka meslek edinin. Hiçbirinizden gazeteci olmaz! İçinizden biri bile ‘‘M'leri niye yazdın’’ demedi. M'lerin birinci merak, ikincisi mantık.''

Ayşe Arman, Hıncal Uluç'un röportajındaki kendisi için balık olarak tanımladığı anektodu böyle anlatıyor. Adı geçen sınıf, Erol Simavi Özel İletişim ve Eğitim Merkezi'ndeki 20 kişilik grup. Gruptakilerden biri de benim. 1990'daki sohbet, o şekildeki mi bitmiştir, ben bulunmadığım için birşey söyleyemeyeceğim. Arkadaşlarım, M'lerin sorulduğu konusunda emin. Uluç yerleri yanlış anımsıyor da olabilir, Arman'ın somut dediği şey ise soyuttan da hafif. Anektodu bir kez daha okursa, sorular ile üç saatlik sohbet M'lerin ilkinin yanıtını veriyor. İkincisi, bunu okurken zaten aşikar.

Arman'ın bir kalemde silinmesinden kendine balık ziyafeti çektiği o gruptakilerin dörtte üçü bugün medya sektöründe. Bazıları yazar, büro şefi, temsilci ya da muhabir. Acaba Arman, ‘‘Onların kaçı bugün gazeteci olabilir?’’ diye düşündü mü? Evet, balık yemek keyiftir, ancak seçimi iyi yapılıp, iyi pişirilirse. Yoksa...

Kafa vururken DİKKAT

KAFA
vuruşlarının futbolcuların sağlığıyla ilgili bir sorun yaratıp yaratmadığı sürekli tartışılır. İngiltere'de geçen kış hayatını kaybeden 59 yaşındaki ünlü futbolcu Jeff Astle'nin ölüm nedeni bu konuya ışık tutuyor. Doktor Derek Robson, boksörlerde olduğu gibi futbolcuların kafa vuruşlarıyla sürekli tekrarlanan küçük travmalar alan beyinlerinin zarar gördüğünü belirtti ve Astle'nin de bu yüzden öldüğünü açıkladı. Astle özellikle uzun mesafeli kafa vuruşlarıyla biliniyordu. 174 gol atmış ve bunların bir çoğunu da kafa vuruşlarıyla kaydetmişti.
Yazının devamı...

Rüyada ikinci perde

9 Kasım 2002
Başarısıyla, kadrosuyla, oyunuyla onlar bu ‘‘Dream Team’’ unvanına layık olmuştu. Ancak son Dünya Şampiyonası'na gelirken ‘‘acabalar’’ başlamıştı, çünkü takımın tadı yoktu. Ve 58 maçlık galibiyet serisi Arjantin maçıyla noktalandı. Ardından gelen yenilgiler, 6'ncılık ve hayal kırıklığıyla biten bir şampiyona. Dream Team imajı tükendi.

Bir F.Bahçeli olarak benim için de G.Saray, Rüya Takım'dı. 1996'dan beri Türk futboluna getirdiği anlayış ve seyir zevki yüzünden onları gıptayla izliyordum. Taa ki, bu sezona kadar. Ancak, G.Saray artık eski havasında değil. Kendini yenileyemezsen, çağa ayak uyduramazsan tükenmek kaçınılmaz oluyor.

Eskisi gibi değil

G.Saray'da Fatih Terim, ‘‘Eski G.Saray'ı geri getireceğim’’ dedi. Ancak şu ana kadar yaptığı sadece, G.Saray'a 2000'de UEFA Kupası'nı kucaklayan kadrodan ayrılan bir kaç kişiyi takıma döndürmek oldu ki, onlar da eskisi gibi değil. G.Saray bugün büyük bir düşüş yaşıyor. Bu düşüş, öncelikle sahadaki futbolda.

Neredeyse son 10 yılda her teknik adam, Terim ile kantara kondu. Milli Takıma Avrupa Şampiyonası'nda çeyrek final oynatan Mustafa Denizli, dünya üçüncüsü yapan Şenol Güneş'in başarıları ‘‘Terim'in mirası’’ denilerek, hep gölgede bırakıldı. Karizma tartışmaları başlatıldı. Kimin, neyin karizması...

Düşünce zenginliği

Ya G.Saray'da. Lucescu, Avrupa şampiyonu olan 9 futbolcusu gitmiş takıma ilk geldiği günlerde eleştiri bombardımanına tutuldu. Ama Şampiyonlar Ligi'nde bir çeyrek final oynattı ve şampiyon bir kadro bıraktı. Peki, kim, kime, ne mirası bıraktı. Bir yanda Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final yaşayan, diğer yanda Avrupa defterini erken kapatmakla yüzyüze bir takım. Başarı, mirasla biryere kadar, sonrası herkesin kendi becerisi ve düşünce zenginliğine kalmış.

Tarih olmak

Evet, Türk futbolunda Terim bir dönem başlattı. Bir tarih oldu. Ama adı üzerinde herşey bir zaman sonra tarih oluyor. Tıpkı, 1978'de Arjantin'e ilk Dünya Şampiyonluğu'nu yaşatan Cesar Menotti gibi. Menotti de takımı Rosario Central'ın geçen hafta sonunda Estudiantes'e 2-1 yenilmesiyle görevinden alındı. Yani, futbolda dün yok, hep bugün var.

G.Saray'ın 6-0'lık tarihi F.Bahçe yenilgisi, rüyanın kabusa dönüşmesiydi. Ve asıl önemlisi, G.Saray'da 1. Fatih Terim döneminin gerçek sonudur. Çünkü, eskiyi arayan Terim, şimdi çıkış için kendini ve takımını yenilemek isteyecektir. Ve Terim'in takımın başına ikinci kez geldiği gün yapması gereken buydu.
Yazının devamı...

ABD'nin kurtarıcısı Jackson ve Lakers

4 Kasım 2002
NBA'de en çok şampiyonluk yaşayan 2 coachtan biri olan Jackson ve her ne kadar sezona iyi bir başlangıç yapamasa da Lakers'ın gelecek yıl yapılacak 2004 elemelerinde ABD'yi temsil etmesi güçlü bir olasılık.

Daha önce de gündeme gelen bu fikre, o günlerde Jackson vakti olmadığı gerekçesiyle sıcak bakmamıştı. Ancak eylül ayında Chicago’da yapılan coachlar toplantısı sonrası o da değişmeye başladı. Kobe Bryant ve Shaquille O'Neal'ın da ‘‘Eğer takımı sen çalıştırırsan, kadroda biz de oluruz’’ dedikleri Jackson yumuşuyor. Bunda diğer coachlar kadar Lakers kulübünün baskısı da etkili olmuşa benziyor.

Takviyeli Lakers

ABD'yi Lakers'ın temsil etmesi fikri konusu tabii Jackson'ı daha yakından ilgilendiriyor. Takım sadece Lakerslılar'dan kurulu olmayacak. NBA'in diğer yıldızlarından da bir kaç takviye yapılacak. Jackson'a göre, ABD'nin takım oyunu yerine yıldızların bireysel becerisine dayalı oyunu Dünya Şampiyonası'nda hayal kırıklığını hazırlayan en önemli faktör. Onun felsefesinde de takım oyunu oynamayan bir ekibin başarılı olması mümkün değil. Jackson, bu arada George Carl'a da gönderme yapıyor ve ‘‘Benden yardım istenseydi, elimden geleni yapardım’’ diyor.

Görünen o ki, gelecek yıl olimpiyat elemelerinde Jackson'ın başında olduğu ve Lakers'ın temsil ettiği bir ABD Milli Takımı izleyeceğiz. Eğer bu gerçekleşirse, Jackson veya Lakers ABD'yi içine girdiği bunalımdan kurtarabilecek mi, bunu da hep birlikte göreceğiz.

Kortta yıldız nasıl yaratılır?

Teniste son dönemde dünya vitrinine 1 numaraya kadar çıkan Lleyton Hewitt gibi bir yıldızı sunan Avustralya, teknoloji ile antrenörlük kavramını birleştiren bir programla çalışıyor. Avustralya'da antrenör sadece kort kenarında çıplak gözle oyuncuyu izleyip, yeteneklerini ele almıyor. Sadece basma kalıp teorilerden yola çıkmıyor.

Tenisin önde gelen yıldızlarının teknikleri bilgisayarlar yardımıyla analiz ediliyor. Ancak bu analiz başlı başına bir şey ifade etmiyor. Avustralya Tenis Federasyonu'nun ele aldığı çalışma metoduna göre; yıldız adayı olarak görülen erkek ve bayan 30'ar tenisçinin video kayıtları ele alınıyor. Bir çok antrenörün yanı sıra, aileler, mentörler bir dev ekranın önünde buluşuyor. Sporcunun herşeyi gerektiğinde dondurulan karelerle tek tek ele alınıp, değerlendiriliyor. Hep birlikte neler yapılabilir ve bu sporcu nasıl kendini geliştirebilir kararı veriliyor.

Bunun son örneği Todd Reid üzerinde yapılan çalışma. Mart ayında bir turnuvada ilk turda elenen Reid'in sorunu kötü servis atışlarıydı. Bir haftalık bir video çalışması yapıldı. Kalça hareketlerinden, adımı ve vuruşuna herşey tek tek analiz edildi. Sonuç mu? Reid, Wimbledon'da gençlerde şampiyon oldu.

Buzun aktrist kraliçesi

Tara Lipinski, ABD'nin son dönemde artistik patinajda piste sürdüğü en büyük yıldızlardan biriydi. 14 yaşındayken 1997'de Lozan'da en genç Dünya Şampiyonu, bir yıl sonra da Nagano'da Kış Olimpiyat Oyunları'nda altın madalya kazanan en genç bayan sporcu olarak tarihe geçti. Ardından profesyonelliği tercih etti. Lipinski, sakatlıklar nedeniyle pistte zaman zaman sıkıntı yaşasa da, TV dizileri ve rol aldığı filmlerle aktrist olarak da hayranlarının karşısına çıkıyor. Türkiye'de ‘‘Yalan Rüzgarı’’ olarak yayınlanan ‘‘Young and the Restless’’ dizisinde ve özellikle Tom Cruise ve Cameron Diaz'la rol aldığı beyaz perdedeki ‘‘Vanilla Sky’’ filmiyle dikkat çeken Lipinski, çocuk programlarının da vazgeçilmez isimlerinden biri.
Yazının devamı...