"Tolga Akyıldız" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Akyıldız" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tolga Akyıldız

Tolga Akyıldız

İzlanda yolculuğuna açık bilet

16 Haziran 2018

Masal ülke İzlanda’nın Sigur Rós’u, müzikal varlığını evrilme üzerine kurmuş; müziğini de, dünyadaki diğer sanat alanlarıyla oluşturduğu kesişim kümeleri üzerinden tanımlamış bir grup. Tıpkı zamanında Pink Floyd’un, Radiohead’in, memleketlisi Björk’ün doğal olarak başardığı gibi hep birkaç adım ilerde; bizi saplandığımız uyuşturucu nitelikli pop çamurundan çıkarmak için elini uzatmış bekler gibi Sigur Rós.
Sigur RósRoute One (XL-Ess Err)

Bu nedenle Sigur Rós’u tanımlarken ‘post rock’ ve kısa süre önce dijital platformlarda yerini alan ‘Route One’ adlı yeni albümüne de ‘ambient-elektronik’ denmesinden hazzetmiyorum. Sebebi açık: Bazı şeyleri tanımlamaya çalışmak beyhudedir. Sürekli arayan, dönüşen bir şeye siz hangi aralıkta etiket yapıştırırsanız yapıştırın yanlış olur. Bunun yerine akışa uyum sağlarsanız; dinleyici rolünden Sigur Rós’un bir parçası olmaya doğru gelişen pozisyonunuz güçlenebilir.

Mutabıksak ‘Route One’dan söz edelim... 2016 yazının en uzun gününde Sigur Rós, İzlanda’yı dairesel olarak kat eden 24 saat ve 1332 km’lik bir yolculuk yaptı. Bu yolculuğu da ‘Slow TV’ adıyla YouTube üzerinden canlı olarak yayımladı. Serüvenin bir de müziği vardı elbette. Önce 24 saatten 40 dakikaya indi. Sonra 2017 sonunda plak formatında sınırlı sayıda yayımlandı. Şimdiyse dijital platformlardaki yerini alarak tarafımıza ulaştı. 8 parçalık ‘Route One’ esasen grubun ‘Óveður’ parçasının çeşitli hallerinden oluşuyor. Teknik olarak bir ‘tekli’ ancak ruh olarak kesinlikle remix ya da versiyon içerikli değil, konsept bir albüm. En önemli özelliği bir bilgisayar programı aracılığıyla ve neredeyse sıfır insan müdahalesiyle kendiliğinden oluşmuş olması. Bu tavrın altmetninde bambaşka bir mesele var: Öncelikle bir Sigur Rós şarkısının özgür bırakıldığında teknolojik bir rastlantısallıkla ne kadar derinlere gidebildiğini gösteriyor. İkinci olaraksa; belki de sanatçının sanat üzerindeki ‘yaratıcılık’ hegemonyasını sorguluyor; sanatsal yaratıcılık söz konusuysa insanın önce egosundan kurtulması gerektiğini vurguluyor. Her bir parçasının adı; yolculukta verilen molaların coğrafi koordinatları olan ‘Route One’ teknolojik haline karşın; huzurlu atmosferi, duygusallığı, sükûneti ile İzlanda’ya dilediğiniz zaman yapacağınız zihinsel yolculuğa açık bilet gibi. 1, 2 ve 4’üncü şarkılara dikkat.

Evrencan Gündüz

Mevsim Çiçekleri Evrencan Gündüz; canlı performans video’ları ve eşlikleri ile olduğu gibi tüm samimiyetiyle yaptığı canlı sosyal medya yayınları ve videoları sayesinde güçlü bir bağ kurdu sevenleriyle. Aslında mevcut Türk pop ya da rock kalıplarından birine sığışmak yerine potansiyel kitlesi için yepyeni bir temel attı. İlk EP’si ‘Evrencan ve Uzaylılar’ çıktığında ‘Ben Asım Can Gündüz’ün iyi cover söyleyen oğlundan çok daha fazlasıyım’ demiş oldu. ‘Seni Sevecek Kadar’ ve ‘Sen Beni Yine’nin öne çıktığı EP’de Evrencan; rock, soul, reggae, blues gibi ummanlardan beslenen sound’unu küçük küçük parlattı. Geçen günlerde yayımladığı altı parçalık ilk albümü ‘Mevsim Çiçekleri’ bu açıdan baktığımızda aynı müzikal kaynaklardan yola çıkan ama daha olgun, Akdenizli ve ruhen zengin bir pop rock albümü olmuş. Evrencan; samimi ve orijinal bir tavırla bir yandan kendi kitlesini oluştururken diğer yandan popülerlik kaygısı duymadan kendini günbegün sevdireceğe benziyor. Albüme adını veren parça, ticari açıdan lokomotif olabilir ancak siz ‘Kadının Teki’, ‘La La La’ ve ‘Yeni Bir Şarkı’dan başlayarak tamamını dinleyin. Henüz Evrencan’ı sahnede izlemediyseniz bu albümün bir konserine gitmeyi de ihmal etmeyin.  

 

Yazının devamı...

‘Yalnız Çiçek’ bize ne gösterdi?

9 Haziran 2018

Türk popüler müziğinin yaşayan en kıymetli şarkı yazarı ve seslerinden Yıldız Tilbe’ye saygı nitelikli iki CD’lik ‘Yıldız Tilbe’nin Yıldızlı Şarkıları’ albümünde 41 isim bir araya geldi, Tilbe hit’lerini kendi üsluplarıyla icra etti. Aleyna Tilki’nin bu albümde yer alan ve sözleri Yıldız Tilbe, müziği Tarık Sezer’e ait ‘Yalnız Çiçek’ yorumu için çekilen klip bir günde yedi milyon kez izlendi. Öncelikle Tilki’yi; sadece bir eşlik (‘Cevapsız Çınlama’), bir şarkı (‘Sen Olsan Bari’) yapmışken yakaladığı başarıyla bu albümün de bir parçası olmasından ötürü tebrik ederim. Eğer doğru güzergâhı takip ederse çok daha büyük işler yapacağına en çok inananlardan biriyim.

Öte yandan ‘Yalnız Çiçek’ yorumu kariyerinin geri kalanında ne yapmaması gerektiğine dair iki önemli ipucu veriyor bize: İlki asla merkez pop eksenine kayarak ablaları, ağabeyleriyle şarkı formu ve düzenleme açısından benzeşmemesi gerektiği. İkincisiyse; ne kadar iyi dost da olsalar Emrah Karaduman’la müzikal birlikteliğinin çerçevesini daraltma zorunluluğu. Karaduman; ‘Cevapsız Çınlama’ ile Aleyna’nın kariyer kapılarını aralamış olsa da Aleyna’yı Aleyna yapan şeyin ‘Sen Olsan Bari’ ve Ozan Çolakoğlu’nun dünya ‘teen pop’ kodlarını çok iyi okuyan düzenleme anlayışı olduğu apaçık. Aleyna’nın yapması gereken bu yolu takip etmek; Ersay Üner’in yaptığı gibi iyi şarkılar bulmak ve onları Çolakoğlu’na teslim etmek. Bana sorarsanız ‘Yalnız Çiçek’te Emrah Karaduman’ın düzenlemesi; yorumun bütünündeki en zayıf halka olmuş. Aleyna, Emrah’la müzikal yolculuğuna onun parçalarının bazılarına eşlik ederek ya da kendi şarkılarının remix’lerinde buluşarak devam ederse daha iyi sonuç alacaktır.

Kanye West’in burnu sürtmüş hali...Kanye West’in, Kim Kardashian’la evlilik ortaklığının bütçesi yedi kuşak torunlarını doyuracak boyutta olabilir. Ancak West, 40’larının başında taşın üstüne taş koyan albümler yaparken diğer yandan prodüktör tarafını öne çıkararak efsaneleşmeye doğru gitmeyi seçmedi. Onun yerine duygusal manada ergen gibi davranmayı tercih eden; bencil, küfürbaz, hizipçi, kaba saba bir adama dönüştü. Bu durumdan müzikal bir çıktı beklemesi üzücü. Kendisine bir süre önce koyulan bipolar bozukluk teşhisi olan biteni biraz açıklıyor gibi görünüyor. Bir süre önce kendi yarattığı kaostan uzaklaşmak için yine kendi kendisini sürgün ettiği ABD’nin dağlık Wyoming eyaletinden sekizinci albümü ‘ye’ ile döndü West. Albüm için; dağın tepesinde akıl sağlığını, evliliğin manasını ve bağımlılığı sorgulayan bir sayıklama demek mümkün. Büyük eşlikler de içermeyen (Nicki Minaj, Kid Cudi gibi isimlerin küçük katkılarını saymazsak) ‘ye’; bir bakış açısıyla naif ve samimi, bir başka bakış açısıyla West kariyerinin en düşük profilli albümü. Ama ben haklı nedenlerle dışlanmış bir popüler müzik ikonunun bu gardını düşürmüş, burnunu sürtmüş halini sevdim, itiraf edeyim.

 

Yazının devamı...

İki albüm arasındaki tek ortak nokta ikisinin üstünde de adımın yazıyor olması

2 Haziran 2018

Hep Teoman’la anılmak seni rahatsız etti mi?
- Etmedi ama kendimi sorgulamamı sağladı. ”Düetçi oldum ben” diye dalga geçiyordum kendimle. Sonra kendi müziğime yöneldim.
İlk albüm ‘Erik Ağacı’ndan ‘Gül ile Akide’ye kadar geçen beş yılda neler değişti hayatında?
- İki albüm arasındaki tek ortak nokta, ikisinin üstünde de adımın yazıyor olması. Çünkü o günden bugüne hayatımdaki insanlar, dinlediğim müzikler, yaralarım, hayallerim tamamen değişti. Ruhum hallerden hallere geçti ve şu anda en mutlu olduğum ‘kendim’e evrildim. Bunun müzikal çıktısı da oluyor elbette.


Nasıl hatırlıyorsun ilk albümdeki kızı?

Yazının devamı...

Hey! Douglas: Göksel’le 70’ler yolculuğu

12 Mayıs 2018


Beş üzerinden 3.5 yıldızHEY! DOUGLAS & GÖKSEL
DURUYOR DÜNYA
(FFW Records)

Yasin Vural yani bilinen adıyla ‘Veyasin’in; ünlü yan projesi Hey! Douglas özel ilgiyi hak ediyor. Yaklaşık iki yıldır üniversitelilerin en çok ilgi gösterdiği isimlerden olmasının yanı sıra ‘bağımsız’ ruhunu koruduğu için gayet ‘cool’ algılanıyor. Daha da önemlisi kendisi; hem Türk popüler müzik tarihini hem hiphop’ı hem de elektronik müziği biliyor.

Hey! Douglas’da yapılan iş; Veyasin’in cümlesiyle, “Sadri Alışık; Geleceğe Dönüş filminde oynasaydı ne olurdu?” sorusunun cevabı. Belki de bu nedenle proje logosunda kendininkini değil, Alışık’ın fesli bir fotoğrafını kullanıyor. Peki, ne yapıyor Hey! Douglas? DJ’likten müzik prodüktörlüğüne; küçük partilerden açık hava festivallerine uzanan başarı yolculuğunda 70’lerin psikedelik, funk ve soul ruha sahip şahane Türkçe şarkılarını elektronik bir bakışla yeniden kurgulayıp düzenliyor. Sahnedeyse grubu, altyapılarla birlikte enstrümanları da hakkını vererek dâhil ediyor canlı performansa.

Geçen yıl yayımlanan Selda Bağcan Remix albümündeki ‘İnce İnce’yi saymazsak Spotify, Apple Music gibi platformlarda yer almayan, fiziksel bir albüm sahibi de olmayan Hey! Douglas bir canlı performans projesi olarak Youtube’dan ya da meraklıları tarafından Soundcloud platformundan takip edilmekteydi. Proje ün sahibi olup bir ekonomi üretince kimi yapımcılar ve edisyon şirketleri 70’lerin şarkılarının kullanımına ilişkin problem çıkarmaya yani ilgili parçaların özellikle Youtube’dan kaldırılmasını talep etmeye başladılar. Veyasin de ‘kendi türküleri’ni yazmaya karar verdi. Bu fikrin ilk meyvesi ise Göksel’le birlikte yazıp icra ettikleri ‘Duruyor Dünya’ oldu.

Yazının devamı...

Bu yazın şarkısı

5 Mayıs 2018

Anaakımın son iki yılına en hızlı ve sağlam şekilde damga vurmayı başaran ve halihazırda büyük potansiyelini koruyan kişi kim deseniz tereddütsüz Dua Lipa derim. Orijinal, serin ve seksi olmasının yanı sıra kolayca ayrımsanan vokali, şarkıları ve attığı doğru adımlarla Rihanna’nın ve hatta Madonna’nın kulvarından hedefe yürüyor demekten de geri kalmam. Kuşkusuz sıradaki büyük star olmaya en yakın isimlerden biri o.

Henüz 23’ünde olmasına karşın hem YouTube hem de Spotify’daki başarılarıyla adeta şov yapıyor. Birkaç küçük rakam vermek gerekirse; onu starlık mertebesine koşar adım yaklaştıran ‘New Rules’, dokuz ayda yasal olarak 1.2 milyar izlenme ve 796 milyon dinlenme rakamına dayanmış durumda. ‘IDGAF’ ise; dört ayda yaklaşık 240 milyon kez izlenip 368 milyon kez dinlendi. Teklileri ve geçen yıl yayımlanıp kendi adını taşıyan ilk albümüyle ününe ün kattı. Bruno Mars gibi bir isimle çıktığı kapalı gişe turnesi büyük ses getirdi. 14 yaşındaki YouTube fenomenliğinden dijital çağın starlığına giden yolda, uzun boşluklar bırakmamak gerektiğinin de bilincindeydi. Remix albümleri, canlı akustik EP’si, eşlikler (Özellikle Sean Paul’lü ‘No Lie’) derken yerini geçen her gün sağlamlaştırdı. Dua Lipa artık başlı başına bir trend belirleyici.

2018’in en hızlı yükselen teklisi

Giyimi kuşamı, hali tavrı, şarkı sözü derken sadece genç kız ikonu olma durumunu çoktan aştı. Bir şarkısıyla çoksatan bir kişisel gelişim kitabının yapamayacağını yapıp ‘kendini sevmek’ temalı bir trend bile yarattı.

Onun için belki de en doğru adımlardan biri olacak ‘One Kiss’. Her şeyden önce Calvin Harris gibi liste garantili bir prodüktörle ortak işe girişmesi onu bu anlamda daha önce Harris’le birlikte çalışıp başarı kazanmış Rihanna, Katy Perry, Frank Ocean’dan oluşan önemli bir isim listesine soktu.
Deep house zeminli, melodik, tanıdık bir yaz şarkısı olan ‘One Kiss’e vokaliyle güç veren Dua Lipa attığı bu adımın meyvelerini toplamakta gecikmedi. Parça, sadece iki haftada bir numara olarak 2018’in en hızlı yükselen teklisi unvanını da kaptı. Yani sadece Calvin Harris markasından faydalanmadı Dua Lipa, o markanın değerine değer kattı. ‘One Kiss’in şarkı sözü videosu şimdiden 46 milyon izlenmeyi aşmış durumda.

Bu yaz kulüplere, barlara, beach’lere damga vuracak ‘One Kiss’in sözlerinde “Bana âşık olman için bir öpücük yeter’” diyen Dua Lipa’ya şöyle bir katkıda bulunmak isterim: Ne demek istediğini anlamak için onu bir kez dinlemeniz yeter.

Yazının devamı...

maNga: Kendimizi özlemiştik

28 Nisan 2018


maNga geçtiğimiz hafta, ekim ayında yayımlanacak yeni albümlerinin üç şarkılık fragmanıyla yaza giriş yaptı. Neden tek şarkı değil de albümden üç şarkı? Dinleyince sebebini anladım. maNga; tek bir şarkıyla albümün hissiyatını anlatmakta zorlanacağını düşünmüştü. ‘X’ adındaki maksi teklide yer alan üç parçanın, maNga’nın ‘dönüş’ albümü için ayrı ayrı işlevleri vardı. Yaz boyunca Demir Demirkan’la birlikte kaydedecekleri sekiz parça daha var.

Tek tek gidecek olursak ‘Yad Eller’, maNga’nın popüler zeminde ürettiği, elektronik soslu ama standardı yüksek bir şarkı. Hem grubun enstrümanistliği hem de kayıt seviyesi açısından... ‘Gel-Bu Son El’, maNga’yı maNga yapan ilk yıllarında çıkış noktası olan nu-metal’e göz kırpan bir parça. İlk dinleyişte aşk şarkısı gibi görünüyor ancak sonradan hiç de öyle olmadığını anlıyorsunuz. ‘1000 Parça’ ise grubun rap ve rock’ı buluşturma misyonu açısından baktığımızda olgun bir örnek. Her iki sound’un da Türkiye’de yeniden yükselişe geçtiği düşünülürse, maNga’nın bu misyonu hatırlaması, üstelik bunu yanına Kamufle, Joker, Fate Fat, Tankurt Manas, Dj Hırs gibi değerli isimleri alarak yapması sonuç vermiş. Rap’i özledikleri, sahnedeyken 10 tane adamın hoplayıp zıplamasından yeniden keyif aldıkları belli. Her üç parçaya da video çekildi.
Bugüne kadar çeşitli bahanelerle “maNga bitti, dağıldı, dağılıyor” denmiş olmasını anlayışla karşılayamıyorum. Çünkü maNga elemanlarının yaptıkları işe ve gruba dair aşklarını iyi bilenlerdenim. Öte yandan bu gibi eleştirilere verilecek en güzel cevap da ‘X’in görevini yerine getirmesi olduğundan memnunum. Bu konuda ne düşündüklerini maNga’nın solisti Ferman Akgül’e de sordum:
“Henüz 14 senelik bir kariyerde bu gibi yorumlara muhatap olmak tabii ki enteresan. Ama hemen ardından “İşte geri döndüler!” denmesi de çok güzel. Biz aslında sürekli üreten ama ürettiğini hemen paylaşmayan, yani biraz içine kapanık bir grubuz. Dışarda da çok görünmediğimiz için ara sıra kayıp olduğumuz düşünülüyor. Doğruya doğru, deneysel ve fazla içimize kapandığımız bir dört sene geçirdik. Bizim dışımızda gelişen ama bizi ilgilendiren yanlışlar da oldu. Az konser verdik, seyircimizle bağımız azaldı. Bu içe kapanma döneminde benim solo albüm çıkarmam da belki kafaları karıştırdı. Öte yandan bu albümün kayıtlarına 40 şarkımızdan eleyerek başladık. Ardından festivallerde yer alıp seyircimizle tekrar bütünleşmek çok iyi geldi. Türkiye’de bizim dışımızda kimsenin üretmediği sesleri, sözleri neden azalttığımızı sorguladık. Kısacası kendimizi özlemiştik. X’i seçme nedenimiz hem ‘maNga+’ albümüne atıfta bulunmak, hem de Ömer Hayyam’ın mucidi olduğu X’e... Asi tarafımızın sanırım canı sıkıldı ve biraz gezmek istiyor.”
maNga bu akşam Köln’de, yarınsa IF Zürih’te olacak. 4 Mayıs’taki İstanbul Özyeğin ve Galatasaray Üniversitesi konserlerinden sonra 5 Mayıs’ta Eskişehir Milyonfest’te sahne alacak. 

Üç buçuk yıldız - maNga, X (maksi tekli), DMC

Yazının devamı...

Sahnenin sultanları

21 Nisan 2018

Selda Bağcan’ın yeri onda ayrı

İngiliz müzik medyasının yere göğe koyamadığı; BBC’de canlı konser veren; ses rengiyle Nina Simone’a benzetilip; ‘Small Crimes’ ve ‘Plant Feed’in ardından ‘Do You Like Pain’ EP’sini henüz yayımlayan Nilüfer Yanya; babasının sazından yayılan ezgilerle büyüdü. Nilüfer’le önümüzdeki çarşamba İstanbul Babylon’da vereceği konser öncesi konuştuk.
 Genç yaşta kendine has bir sound yaratmayı başardın; ayrıca özel bir sese sahipsin...
- Çok teşekkürler. Yaptığım, yeni şarkılar yazmaya devam etmekten ibaret. Bence şarkı yazarlığım geliştikçe vokalim de olgunlaşıyor.
Türk müzik geleneğinden etkilendin mi?
- Birçok Türk müzisyeni severek dinliyorum ancak Selda Bağcan’ın bende özel bir yeri var.
Çalma listende şu sıra kimler var desem?

Yazının devamı...

Şebnem Ferah bize hiç yalan söylemedi

14 Nisan 2018

Şebnem Ferah 22 yıldır müzikli hikâyesini büyük bir samimiyetle anlatıyor. Bazı şarkılarını yazarken mutluydu, bazılarını yazarken acı çekiyordu. Ancak bir gerçek varsa, o da birçok şarkısıyla kalbimize dokunduğu ve o şarkıların artık bizim şarkımız olduğu... Şebnem Ferah şarkılarından, dinlerken elimde olmadan gözlerimin kapanmasına vesile olanları seviyorum en çok. İlle de balad olsun dediğimi sanmayın; sizi sorgusuz sualsiz tutup içine çekenlerden söz ediyorum.

Geçmişiyle el sıkışıyor

Şebnem bir şarkı yazarı olarak, hep itinayla kontrol ettiği kızgınlıklarından ve hüznünden ya da aşktan söz ederken dokunur size. En sevdiğiniz şarkılarını bir de bu bilgiyle dinleyin; bana hak vereceksiniz. Çünkü Şebnem Ferah külliyatını dönemsel olarak incelediğinizde, çok gerçek acı ve mutluluklara denk gelirsiniz. Hangi albümün şarkılarını yazarken hangi duyguların yoğunluğunu yaşadığını kolayca anlarsınız. Geçen perşembe, tam da hayata 40’larının ortasından baktığı doğum gününde yayımlanan yeni albümünün adının ‘Parmak İzi’ oluşu tesadüf değil. Bir şarkı yazarının tekâmülü böyle oluyor işte. O acılar, öfkeler, mutluluklar birikiyor ve parmak izin oluyor. Seni en çok onlardan tanıyoruz artık. Ve artık onlardan söz etmek için içlerinde kaybolmana gerek yok. Daha yukarılarda bir yerdesin. ‘Parmak İzi’nin bütününü incelediğimizde; yazarının şarkılarla kurduğu bağ açısından, bu kâmil duruşu yani kabulleniş ve isyanı aynı anda görüyor oluşumuzun nedeni bu. ‘Parmak İzi’ geçmişle el sıkışma albümü Şebnem Ferah açısından. El sıkışman barışmanı gerektirmez. Ama geride bırakıp kendine sarılırsın ve yaşamana bakarsın.

Yasla yaşamaktan, tek gerçek olan aşk için gemileri limanıyla birlikte yakmaktan, o yangının küllerinden, dilinin ucunda sakladığı ve haykıramadıklarından, dengeyi bulmak için yorgun düşmekten, birinden giderken geçilen koridorun ıssızlığından, artık kırılmayan kalbinden, vicdanla yaşamanın erdeminden ve inadına umuttan, devrimden söz ediyor Ferah.  


ŞEBNEM FERAH/ PARMAK İZİ (Pasaj) 4.5 YILDIZ

Şarkı kalitesi açısından baktığınızda, 10 şarkı arasından bazılarını öne çıkarmakta zorlanıyorsunuz. Duygusu, hikâyesi, nakaratı, matematiği, baladı, hızlısı, çok bütünlüklü ve “Single da single” diye tutturan prodüktörlere bir müzik albümünün neden yapıldığını hatırlatacak ders niteliğinde.

Açılışı yapan ‘Şarkılar Yalan Söylemez’, albümün önsözü gibi.

Yazının devamı...