"Tolga Akyıldız" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Akyıldız" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tolga Akyıldız

Tolga Akyıldız

Sabıkası duygusal

18 Ağustos 2018

İrem Derici’nin başarılı olmasını sağlayan bazı sırlar var. Bunlardan en önemlisi, bulunduğu noktaya varabilmek için verdiği büyük mücadele. İlgili dönem, ‘şarkıcı’ olma konusunda ailesini ikna edişi ve öyle gerekiyor diyerek güzellik uğruna bıçak altına yatışlarını da kapsadığından, aslında yıpratıcı bir süreçti İrem için. Hayalini kurduğu noktaya ulaştı ama bedelini de ödedi, ödüyor. Yeme bozuklukları, duygusal iniş çıkışları, patlamaları bu nedenle.
İrem’in şöhreti tek şarkılık değil. Kanıtları ortada. Ve belli ki başarıları bu kadarla kalmayacak... Bu yazı, iki-üç tekliyle pekâlâ zirvede geçirebilecekken 13 parçalık bir albüm yapmış olmasından da anlayabilirsiniz ki, dışardan ziyadesiyle standart görünen popçu duruşunun nereye evrileceği pek de tahmin edilebilir değil.
Diğer bir deyişle, amacı hiçbir zaman salt şöhret ya da para olmadı İrem’in. Onun meselesi; severek söylediği şarkıların geniş kitlelerce onaylanması, ona olan sevginin katlanarak çoğalması... Bu da bir ‘popçu’ için en doğru çıkış noktası. Para ve şöhret sonra nasılsa geliyor; geldiği gibi de gitmiyor temel motivasyon onay ve sevgi olursa. Hayranlarının onay ve sevgisi, en az babasınınki kadar önemli İrem için.


Esas olayı dobralık
Gelelim İrem Derici’nin esas olayına: Dobralık. Kendine zarar vereceğini bilse bile, sonradan fikir değiştirme ihtimalini umursamadan kafasındakini söyleme rahatlığı. Bu nedenledir ki İrem Derici, sevenlerinden özür dilemesini gerektirecek bir şey yaptığında affediliyor. Çünkü samimiyetine inanılıyor.

Yazının devamı...

Alicia Keys’in Türk düğünüyle imtihanı

11 Ağustos 2018

batı’da; 60’ların ve 70’lerin ‘aranjman’ furyasına tepki nitelikli ve psikedelik rock etkileşimli Anadolu pop’un keşfedilmesi 2000’lerin ortasına rastlıyor. Dönemin şarkılarının yeniden basım CD’lerde yer alması, plağın küllerinden doğuşu ve koleksiyoner sayısının artışı derken; sound Avrupa’da merak uyandırdı. Selda Bağcan, Time dergisinin ‘Yaşayan Efsane Kadın Şarkıcılar’ listesinde yer aldı. ‘Yüzüklerin Efendisi’ filminin ‘Frodo’su Elijah Wood kendisinin büyük hayranı oldu. Selda; Primavera Sound gibi çok büyük bir Avrupa festivaline davet edildi. Önemli müzik mecraları “70’lerde Türklerin Joan Baez’e cevabı” şeklinde yorumladı kendisini.
70’lerin Anadolu pop sound’undan etkilenenlerden biri de Hollandalı basgitarist Jasper Verhulst’tu. Kendisi Jacco Gardner’ın konserinde çalmak üzere İstanbul’a geldiğinde Selda, Barış Manço, Zafer Dilek, Özdemir Erdoğan, Neşe Karaböcek, Üç Hürel, Mustafa Özkent, Erkin Koray, Edip Akbayram gibi isimlerden büyülendi. Hollanda’ya döndüğünde kararını vermişti; bu sound’un peşinden gidecekti. Gitarist Ben Rider ve davulcu Nic Mauskovic’le birlikte Facebook üzerinden Türk solist arayışına girdiler. Merve Daşdemir ve Erdinç Ecevit Yıldız’da karar kıldılar. Gruba en son perküsyoncu Gino Groeneveld katıldı ve isim arayışına giriştiler. Solist Merve, Türkler için altın gününün manasını açıkladığında işlem tamamlanmıştı.


Sözleri anlayarak dinlemek...
Derhal bir repertuvar oluşturuldu. ‘Goca Dünya’ onların vitrini oldu; ‘Kırşehir’in Gülleri’, ‘Halkalı Şeker’, ‘Şeker Oğlan’, ‘Caney’, ‘Cemalim’, ‘Kaymakamın Kızları’, ‘Tatlı Dile Güler Yüze’, ‘Şad Olup Gülmedim’, ‘Çiçekler Ekiliyor’ derken ‘On’ albümünü oluşturan 10 şarkı ortaya çıkmıştı. Hollanda dışında; İtalya, Fransa, Danimarka, İsveç, Fransa, Portekiz ve Almanya’da birçok konser verip festivallerde yer aldılar. Bu yaza; North Sea Jazz, Open Air Basel, Clandestino, Fusion, Best Kept Secret, Montreal Jazz gibi birçok prestijli festivalde sahneye çıkarak damga vurmaktalar. Yurtdışında söyledikleri Türkçe şarkılardan tek kelime anlamayan ancak onlardan ve dans ettiren sound’larından etkilenen özel bir hayran kitleleri oluştu. Şimdi üçüncü kez İstanbul’a;
23 Kasım’da Salon İKSV’ye gelmeye hazırlanıyorlar. Altın Gün’ü; şarkıları bilerek ve sözleri anlayarak dinlemek bambaşka bir deneyim. Tıpkı Avrupa’da benzetildikleri King Gizzard And The Lizard Wizard gibi KüçükÇiftlik Park’ta konser verebilecek bir potansiyele sahip Altın Gün. Yeter ki burada da yeterince insan farkına varsın.

Yazının devamı...

Teslimiyetim şarkının güzelliğine

4 Ağustos 2018



Sandal çifti; aşk bitti diyerek evliliği noktaladıktan sonra, Mustafa Sandal yanına Eypio’yu alıp her günün sıfırdan başladığına inanarak hayatına ‘Reset’ atmaya karar verdi. Mustafa Sandal yeniden tek başına. Ancak ne 90’lardayız ne de kendisi 20’lerinde. Hedefinin yeniden genç kuşakları yakalamak olduğu düşünülünce (Hem Volga Tamöz’ün düzenlemesi hem de Eypio’nun varlığı buna kanıt) işinin çok kolay olmadığı ortada. ‘Artık şarkı yazamıyorum, benden geçti’ şeklinde bir inancı varsa önce ondan kurtulması ve içindeki cevhere ulaşmasını temenni ediyorum. Yalçın Polat-Eypio imzalı ‘Reset’ gayet güçlü bir hit adayı ancak genç tüketici şarkıyı söyleyen kişiyle şarkısı arasındaki ilişkiyi ne kadar inandırıcı, şarkının video’sundan geçen enerjiyi ne kadar samimi bulacak? Bunun yanıtı; 2010’ların sonuna gelirken daha önemli artık.

Sandal’lardan artık sadece ‘Emina’ olarak anacağımız diğer müzisyen ise genç tüketiciye ulaşmak için çok daha kestirme bir yol seçti. Kendisine Darko Dimitrov’dan düzenlemesiyle gelen parçayı düet için belki de götürebileceği en doğru kişiye; yani yeni kuşağın Tarkan’ı Edis’e götürdü. Edis’in, yükselişteki albümü ‘An’ın videoları, konserleri ile uğraşırken, araya albümde olmayan bir tekli almasının nedeni şarkıyı beğenmesi ve tabii Emina ile düet yapma fikrine ısınması olsa gerek. Türkçe sözleri bizzat yazdı hatta Edis. 

Emina ses rengini azımsamaktan vazgeç!

Parçaya gelecek olursak... Nihat Odabaşı’nın çektiği iddialı videosuyla ‘Güzelliğine’ form olarak Batı armonisine yakın. Sound ve beste itibariyle global pop/R&B listelerinde kendine yer bulacak özelliklere sahip bir şarkı inanın. Ama o işler öyle yürümüyor ne yazık ki.

Şunun da altını çizeyim: Söz konusu dünya listelerinde tutunan şarkıların çoğunun benzeşme nedeni ünlü birileri için aynı endüstriyel formülden üretilmiş bir sound ve şarkı yürüyüşüne sahip olmaları. Bu nedenle bu parçayı başka ünlü şarkılara benzetebilirsiniz; nedeni işte o formül.

‘Güzelliğine’

Yazının devamı...

Drake tarihinin en iddialı albümü

28 Temmuz 2018

Drake’in, dijital platformlar için epeyce uzun olan (25 şarkı-2 CD), beşinci stüdyo albümü ‘Scorpion’dan derinlemesine söz etmeden önce ‘star persona’sından söz etmek gerek. En önemli özelliği, gelmiş geçmiş en otobiyografik karakterlerden oluşu. Ama şarkı sözlerine bakıp duygusal anlamda olgun biri diyemiyoruz kendisi için. Şişkin star egosu bir yanda, duygusal olarak incinmiş ama öfkeli halleri diğer yanda...


Yakın geçmişte herkesten gizlediği bir çocuğu olduğunun ortaya çıkması da tuz biber ekti duruma. Drake’e sorarsanız bunu yapmasının nedeni; çocuğunu dedikodu kazanından, sosyal medyadan, magazin basınından korumaktı. Kendi deyişiyle, çocuğunu dünyadan değil, dünyayı çocuğundan saklamıştı. İlk bakışta veciz gibi görünen gerekçesini sert biçimde ti’ye alansa rap’çi Pusha T oldu. Pusha T; ‘The Story of Adidon’ adlı parçasının sözlerinde (İlgili marka adıyla ses benzerliği kurarak; ‘Add It On -Bunu da çıkar hanesine yaz- demeye getirerek) Drake’in çocuğunu ünlü bir spor giyim firmasından reklam teklifi gelene kadar sakladığını, yani bu olayın da reklam maksatlı olduğunu ‘diss atma’ (rap jargonunda sataşma) yöntemiyle ifade etti. Ve tahmin edebileceğiniz gibi bu durum Drake’i delirtti.


İddiasının hakkını vermiş

Yazının devamı...

Genç kız ikonluğundan orta yaşa geçiş

21 Temmuz 2018


Lily Allen’ın, 2006’da ‘Allright, Still’ adlı ilk ve üç yıl sonrasında yayımladığı ikinci albümü ‘It’s Not Me, It’s You’nun ihtişamlı günlerinin, ödül ve liste başarılarının üstünden epeyce zaman geçti. Bir dönem fırtınalar estiren Lily’nin 2009’dan üçüncü stüdyo albümü ‘Sheezus’ı yayımladığı 2014 yılına kadar olan dönem ve hatta sonrası bir miktar sıkıntılı oldu. Allen’ın bir yandan genç kız ikonluğu durumunu geride bırakıyor oluşu, diğer yandan İngiliz magazincilere bayram ettiren vurdumduymaz davranışları derken işlerin sarpa sarması pek sürpriz değildi aslında.

Lily; alkol problemi, kokain kullanımı, annelik zafiyetleri, eşini aldatması gibi konularla tabloid manşetlerinde yer alırken hayatının zor bir döneminden geçiyordu. Öte yandan bağlı bulunduğu müzik şirketi beş yıldır albüm yapmıyor oluşundan rahatsızdı. Lily, ‘Sheezus’ı içinden gelmeyerek, şarkılarına, sound’una inanmayarak çıkardı. Hatta o dönem verdiği röportajlarda bunu açıkça söyledi. Senin inanmadığın şeye hayranların nasıl inansın, değil mi? Sonuç bana göre Keane cover’ı olan ‘Somewhere Only We Know’ dışında pek iç açıcı olmadı.

Aklını başına toplamış gibi

Ancak ‘Sheezus’tan sonra belli ki dersler çıkardı kendine. Bir sonraki albümünün kariyeri açısından dönüm noktası olacağını; 2018’de, 33 yaşına gelmişken bu son şansı iyi kullanması gerektiğini idrak etti. Ayrıca fiilen bitmiş bir evliliği kâğıt üstünde de sona erdirerek Sam Cooper’la yollarını ayırdığını açıkladı.

Neyse ki ‘No Shame’, müzikal anlamda Lily Allen’ın kendini bulma albümü olmayı başarmış. Bir önceki albüm ‘Sheezus’la kıyaslandığında son derece samimi, şatafatsız, serin bir elektro-pop albümü yapmayı başaran Allen; çok iddialı hit’ler üretme ve sektör beklentileri açısından mükemmel olma kaygısı gütmeyip işin müzik tarafına yaklaşarak doğrusunu yapmış. Ortaya da zekice, özfarkındalığı yüksek; dans, reggae ve konuk rap bölümlü (Giggs ve Burna Boy) ama nihayetinde bütünlüklü, dengeli bir ‘No Shame’ çıkmış. Lokomotif parçası şimdilik ‘Lost My Mind’ olarak görünen albümde Lily aklını başına toplamış gibi.

Her ne kadar ‘Your Choise’, ‘Apples’ gibi parçalarında açıkça ayrıldığı eşine hitaben ve ilişkisinin geneline dair sözler içerse de tamamıyla bir ayrılık albümü demek mümkün değil bunun için.

Yazının devamı...

Vay be Ken!

14 Temmuz 2018

Kulağıma televizyondan Kenan Doğulu’nun şarkıları çalınınca ekran başına geçtim. Kenan, Survivor için Dominik’e gitmiş, kazanan takıma ödül mahiyetinde ezbere bildiğimiz hitlerini söylüyordu. Meğer Kenan, 20 Temmuz’da ‘Ken’ adıyla yayımlayacağı yeni albümü ‘Vay Be’nin çıkış şarkısı ‘Issız Ada’nın videosu için gitmiş Dominik’e. Çekilen video için de Acun Medya’nın teknik ekipmanı kullanılmış. Kazan-kazan üzerine kurulu şahane bir fikir sizin anlayacağınız.


‘Issız Ada’, dün itibariyle dijital platformlara çıktı. Videosunu da izleyince hemen ısınacaksınız. Ada sakini çeşit çeşit hayvanın dansımsı hareketleriyle esas dansçıların tıpkısı koreografisi ekran ikiye bölünerek verilmiş. Tam seyirlik. Bir yaz şarkısı, bir pop şarkısı olarak baktığımızda uluslararası standartlarda bir video. Şarkı olarak baktığımızda hem söz-bestede aranjör olarak işe ruh üfleyen Bora Uzer’in katkısının altını çizelim. Kenan’ın ‘funky’ bir şarkıyla çıkış yaparak ‘Ken’liğini göstermiş olmasını da takdir edelim.
Beren Saat’in gözlerine yazılan şarkı
‘Issız Ada’ ile birlikte lokomotif olacak bir diğer şarkı albüme adını veren ‘Vay Be’. Yedi parçanın beşinin düzenlemesini yapan Ozan Doğulu’nun şarkıların yazın beach’lerde, kışın kulüplerde çalması için gereken düzenleme müdahalesini profesyonelce gerçekleştirdiğini söylemek lazım. ‘Vay Be’ de bu vitrin için uygun. Tıpkı bir sonraki aşamada ‘Yapma’ için geçerli olduğu gibi. Albümün ‘eğlenceli sound’dan ödün vermeden duygusal olabilen iki şarkısına; Beren Saat’in gözlerine yazıldığı aşikâr ‘Yosun’ ve ‘Boğazımdan Geçmiyor’a da dikkat çekelim. Müzisyen Kenan’ı mutlu eden; bizzat yazıp düzenlediği ‘... Al Bu Boş Sayfa Senin, Sensin Benim Mozart’ım Şekspir’im...’ dediği ‘Boş Sayfa’yı da ‘Issız Ada’ gibi bu albümün müzikal kahramanlarından biri ilan edelim.
Ancak bir şarkıya özel ilgi göstermek istiyorum; adı ‘Dansa Kaldır’. Öğrendiğime göre çok uzun süredir beklemekteymiş bu şarkı. Bence bekletmekle hata etmiş Kenan. Özellikle düğünlerde ortalığı darmaduman edeceği kesin.

Yazının devamı...

Eğitimli, yetenekli, iddialı ve dünyalı... İŞTE GELECEĞİN TÜRK KADIN MÜZİSYENİ

7 Temmuz 2018

Fotoğraflar: Selçuk ŞAMİLOĞLU
Amerika’nın en önemli müzik okullarından Berklee College of Music’e kabul edilişini anlatsana bize.

- Klasik piyano ve solfej ile başladım. Müzikle bağı çok kuvvetli olan Robert Kolej’i kazanınca konservatuvar sınavlarına girmeye gerek görmedim. Bir yandan okul orkestrası, diğer yandan Sibel Köse ve Randy Esen’den caz vokal dersleriyle devam ettim. Derken Arif Mardin Bursu’nu ve Berklee’nin sınavını kazanınca liseyi bitirip Amerika’ya yerleştim. Gitmeden önce 18 yaşındayken Nardis’in Caz Vokal Yarışması’nda üçüncü oldum.

 İlk EPin ‘To Love’, remix ve live versiyonlarıyla dijital platformlarda yer almıştı. İngilizce sözlü bu EP hak ettiği noktaya ulaştı mı sence?

- Şarkılarıma inanıyordum. Ancak tanıtım açısından yeterince deneyimimiz yoktu. New York gibi yetenek deryası bir şehirde yaşıyorum. Mücadele veren o kadar çok değerli müzisyen var ki. Birçoğu bence hak ettiği noktaya gelemiyor. İşin sırrı vazgeçmemekte. Bence ileride yeni şarkılarım beğenildikçe insanlar ‘To Love’ı daha çok merak edecekler.

Şöhret beklentim yok, samimiyet önemli

 Türkçe sözlü ilk şarkın ‘Belki Bir Gün’ü dijital platformlarda dün yayımladın. Bundan sonra sadece Türkiye pazarını hedeflediğini söyleyebilir miyiz?

- Hem İngilizce hem Türkçe devam edeceğim. Şu anda Amerika’da ‘Üstün Yetenek Vizesi’ sayesinde yaşıyorum ve çalışıyorum. İsterim ki bir ayağım orada, bir ayağım burada olsun. Fakat Türkiye’de yaptığım işler beğenilir, dinleyiciler “Türkçe albüm bekliyoruz” derse, o zaman kolları sıvarım. Şimdi sırada şarkının videosu var. Ondan sonra da akustik versiyonunu yayımlayacağız.

Yazının devamı...

Mabel ezber bozuyor

30 Haziran 2018

Mabel Matiz, bir süre önce yayımlanan son stüdyo albümü ‘Maya’ya kadar yaptığı üç albümü, içinde bulunduğu projeler ve genel olarak müziğe, hayata bakışıyla orijinal ve açık kalpli biri olduğunu çoktan göstermişti bize. Türk pop anaakım standartlarının dışında bir yaklaşımla ‘Mabel Matiz hiti’ne dair apayrı bir tanım yapmayı başardı ki, bu az şey değil. Kent ozanı yaklaşımı, bir yandan hüzünlü bir yandan eğlenceli halleri, hikâye anlatma ve melodi yazmaktaki ustalığı ve işine gösterdiği hassasiyetle iyi bir şarkı yazarının vokal duygusunu kitlelere geçirmek için ille de bilmem kaç oktav sese gereksinim duymadığını kanıtladı. Yani Mabel, kendi yolunu bizzat açtı.


Mabel Matiz’i bu konuma getiren şarkıları üzerinden değerlendirmek gerekirse iki ana kulvardan söz edebiliriz. Bunların ilkine ben ‘Mabel Matiz Diskosu’ diyorum. Bu kategorideki Mabel şarkıları, genellikle radyoların, yazlık mekânların, beach’lerin tercihi olan, belirli bir düzenleme matematiği üzerine kurulu, dans/elektronik altyapılarla folk öğelerin buluştuğu şarkılar oluyor. İyi diyebileceğimiz nakaratların tekrarına dayalı bu şarkılar, Mabel Matiz külliyatı içinde zaman zaman vasat örnekleriyle de karşılaşsak, genelde güçlü hit’lere işaret ediyorlar.
İkinci kulvardakilerse şahsen tercih ettiğim, Mabel’in renklerini, yaratıcılığını, iç dünyasını samimiyetle yansıtan şarkılar. Bu kategorinin ayırt edici özelliği, şarkı formu ve düzenleme açısından yarattığı fark, hatta Mabel’in önümüzdeki on yıllarda nasıl anılacağına dair temeli inşa ediyor oluşu.
Biraz daha açmak gerekirse, Mabel Matiz’in daha önce yayımladığı ve bu albümde yer alan iki tekliden ilki ‘Ya Bu İşler Ne’, ilk kategorinin; ‘Öyle Kolaysa’, ikinci kategorinin şarkısı.
Adını Mabel’in annesinden olduğu kadar bence Mabel’i Mabel yapan mayadan da alan son albüme gelecek olursak, altı çizilmesi gereken çok nokta var. Her şeyden önce müzik şirketlerinin tekli tekli gitmeyi öğütlediği, kimsenin pek hikâye ve şarkı biriktiremediği bir dönemde 2 CD’lik bir albüm yapmak kolay iş değil. İki yıllık özenli bir çalışmanın ürünü olan ‘Maya’, hem sound’u hem de sözleri itibariyle Mabel Matiz’in müzik yolculuğu ve Türk popu açısından yeni şeyler söyleyen bir albüm olmuş. Mabel, kendi üslubuyla ezber bozmuş.

Yazının devamı...