"Tolga Akyıldız" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Akyıldız" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Tolga Akyıldız

Ferman’ın anlatacak hikâyeleri var

25 Mart 2017

2004’te kendi adını taşıyan ilk albümünü yayımladığında büyük çıkış yapan maNga, ikinci albüm ‘Şehr-i Hüzün’le yerini sağlamlaştırdı. 2010’da, Eurovision’da ‘We Could Be The Same’ ile ülkeye ikincilik getiren grubun bu başarısı en az Sertab Erener’in birinciliği kadar değerliydi. En son 2014’te ‘Işıkları Söndürseler Bile’ albümünü çıkaran grup, uzunca bir süredir kendilerini bir araya getiren müzikal fikir ve değerleri yaşatmaya çalışıyor. Öncelikle şunun altını çizelim: maNga’nın ara verme niyeti yok. Grup elemanlarından bazıları farklı projelerde yer alsa da maNga işin dinamosu ve öyle kalacak. Ancak aradan üç yıl geçmişken artık yeni bir maNga albümü için heyecanlanmayı hak ediyoruz sanki. 

Ferman Akgül’ün ilk solo albümü ‘Yürüyorum İçimde’ dün itibariyle çıktı. Bir hafta kadar önce aynı adlı çıkış videosunu paylaşan Ferman; yine bu albümde yer alan ‘İstemem Söz Sevmeni’yi daha önce tekli olarak yayımlamıştı. Bütünlüğünü esas alarak dinlediğinizde Ferman’ın neden solo bir albüm yaptığı ya da neden 06 Records’u kurma gereksinimi duyduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Anlatmak istediği kişisel hikâyeleri ve yapımcı olarak başka müzisyenlerin hikâyelerine aracı olma hayali var. Bu şekilde hissediyorsanız kendini tutmanız pek de doğru değil.

Bunun da ötesinde sekizinin söz ve müziğine imza atan Ferman Akgül’ün 11 şarkılık albümünü birkaç kez dinlediğimde bir buçuk yıl süren çalışmasıyla müzikal anlamda da hayırlı bir iş yaptığını gördüm. ‘Bana Gel’de maNga’nın geri kalanıyla düet yapması mesajı muhataplarına yolluyor. Çok sevdiğimiz Metropolis’in ‘Her Cennet’ini cover’laması Ferman’ın incelikli müzisyen tercihlerinin altını çiziyor.

DIRDIR BİRAZ ÜRKÜTMÜŞTÜ

Açıkçası yakın geçmişte Pascal Nouma ile yaptıkları düet ‘Dırdır’ beni biraz ürkütmüştü. Ferman’ın bir kafa karışıklığı içinde olduğunu düşünmüştüm. Ancak albümü dinlediğimde hiçbir kaygım kalmadı. ‘Madem solo albüm yapıyorum, piyasanın beklentisine cevap vereyim’ diye düşünmeden üretilmiş bir ‘pop’; buna paralel olarak anaakıma alternatif pop-rock bir sound; piyanonun domine ettiği akustik hisli düzenlemeler, güçlü melodiler, Ferman Akgül romantizmi derken ‘Yürüyorum İçimde’ albümü adını hak edercesine Ferman’ın içsel yolculuğunun müzikli hikâyesi olmuş. maNga hayranıysanız bambaşka bir Ferman’la, değilseniz heyecanını ve samimiyetini koruyan iyi bir müzisyenle tanışmak için dinlemeniz gerek.

 

Yazının devamı...

70’lerin ‘Anadolu pop’u Avrupa’da

17 Mart 2017

Hem 70’lerin Unkapanı günlerini yaşamış hem de bugünün dijital dönüşümüne ayak uydurmuş az sayıdaki müzik şirketinden biri Uzelli Müzik. 70’lerin başında Almanya’da başlayan hikâyeleri 74’te İstanbul’da müzik yapımcısı olarak vücut bulmuş Uzellilerin bu nedenle bence koruma altına alınması gereken çok özel bir katalogları, yani hazine değerinde bir arşivleri var. Geçenlerde İngiltere’de dağıtımcı bir firma ‘Uzelli Psychedelic Anadolu’ adlı CD ve plağı piyasaya sürünce, derhal izlerini takip ettik ve şu sonuca ulaştık: 60’ların sonu, 70’lerin başında; Türk popüler müziği aranjmanlarının etkisi sürerken buna karşı filizlenen tepkinin, diğer bir deyişle ‘köklere dönüş’ün habercisi bir sound’un, yani Anadolu Pop’un süregelen yükselişini anlatan özel bir toplama. Hepimizin bildiği şarkı ve yorumculardan ziyade Anadolu dokunuşunun az bilinen iyi örneklerini içerdiğinden dolayı mutlaka dinlemeniz gerekiyor. Erkin Koray gibi bir isim de var ama ‘Öksürük’le... Bilmem anlatabiliyor muyum...

Erkin Baba dışında Zor Beyler, Kerem Güney, Aşık Emrah, Elvan Sevil, Akbaba İkilisi, Ünol Büyükgönenç, Neşe Alkan, Ali Ayhan ve Metin Alkanlı gibi değerli isimlerin şarkıları, bu toplama için 500’u aşkın sanatçının 1000’den fazla albümü arasından özenle seçildi. Analog kayıtların yeniden mastering’i yapıldı. Kapak tasarımında 70’lerin ruhuna uygun bir tavır geliştirildi.

Bu toplama aynı zamanda Uzelli’nin Avrupa için ürettiği ilk albüm olma özelliğini taşıyor. Nasıl dinleyeceğiz derseniz öncelikle Apple Music üzerinden aboneyseniz dinlemeniz mümkün. Ayrıca iTunes’dan parça başına 1.29 TL, tüm albüme 9.99 TL ödeyerek sahip olabilirsiniz. Eğer elle tutulur bir ürün istiyorsanız size İngiltere’den sınırlı sayıda plak getirerek satışa sunan Kadıköy’deki Rainbow 45 Records’un satış mağazası ya da online satış sitesini öneririm. Ancak hızlı hareket etmeniz şart.

ŞARKILARI DA ROMANTİK...

Kuşkusuz 2016’nın en iyi filmlerinden biriydi ‘La La Land’ (Âşıklar Şehri). 13 dalda aday olduğu Akademi Ödülleri’nden altı tanesini kazanmayı başaran film, ‘En İyi Yapım Tasarım, ‘En İyi Sinematografi’, ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödüllerinin yanı sıra ‘En İyi Özgün Müzik ve Şarkı’ kategorilerinde de Oscar aldı. Bu nedenle baştan sona film kadar güzel bir hikâye anlatan albüm; başrol oyuncuları Ryan Gosling ve Emma Stone’un seslendirdiği ‘City Of Stars’tan ikinci şarkı adayı ‘Audition’a (The Fools Who Dream), oradan yönetmen/senarist Damien Chazelle’in üniversite arkadaşı ve albümün beyni Justin Hurwitz şarkılarına kadar şahane olmuş. Filmi henüz izlemediyseniz dahi müziklerini severek dinleyeceksiniz. Filmdeki zekâ, ifade başarısı, romantizm, dram, komedi unsurları aynen bu albümde de var ve aynı potada benzer bir ustalıkla eritiliyor.

 

Yazının devamı...

Oyunun kurallarını değiştirebilir

11 Mart 2017

Geçen yıl ‘Velhasıl’ teklisiyle Türkçe pop okyanusuna balıklama dalan Özge Doğru, 25 yılı aşkın bir süredir müziğin içinde. Saç fırçasını mikrofon yapıp ayna karşısında şarkı söylemeyi kastetmiyorum 25 yıl derken. İşin hem akademik hem de sahne tarafında kalite çıtasını hiç düşürmeden, bazı ilklere imza atarak hep müzikle uğraşmış bir ‘emekçi’ Özge. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’na çocuk yaşta girip üniversiteden çıkan, üzerine Çalgı Eğitim’de yüksek lisans yapan bir kadından söz ediyorum. Zihinsel engellilere müzik öğretmeni olan, Çırağan’da yıllarca ‘ayakta’ kanun çaldığı için adı dilden dile dolaşan, koro şefliği yaparken aynı zamanda şarkı söyleyebilen bir kadından...

Kendisini dinlemeye gelenlerden Sezen Aksu “Neden albüm yapmıyorsun” diye soruyor bir gün; sonra Seda Sayan programına çıkarıyor. Ve sonunda ‘Velhasıl’ teklisi ve albüm için düğmeye basılıyor. Her şey iyi hoş da sorun şurada: Müzikal temeli sağlam ve bu denli renkli bir kadını anaakımın torna tezgâhından çıkmış şarkı ve düzenlemelerin içine atmak doğru bir seçim değil gibi geliyor bana. Ben onda oyunun kurallarını değiştirecek bir potansiyel olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla Mustafa Ceceli, Febyo Taşyel gibi işin kitabını yazan aranjörlerle de çalışsanız; ENBE solistlerinden biriyle düet de yapsanız; Yıldırım Gürses’ten ‘Çal Kanunum’u da okusanız sizi farklılaştıracak müzikal potansiyeli görmezden gelirseniz ticari başarı da zor. Diyeceksiniz ki, “Standart bir pop albümü yapmaya hakkı yok mu”. Var elbette; ama ben beş şarkılık bu mini albümle aynı adlı çıkış parçası dahil, güçlü bir lokomotif de göremedim maalesef. Rekabet acımasız, dostsa acı söylüyor. Üç yıldız; Özge Doğru’nun müzisyenliğine. Kendisi “Kalıcı olmak istiyorum” diyor ama kalıcı olmak için yapması gereken bu değil.

BUNLARI KAÇIRMAYIN

Pentagram, ‘Akustik’: Türkiye’nin en köklü heavy metal grubu, 30 yıllık efsanesi Pentagram’dan akustik klasikler. Pentagram’ı ‘sert’ diye dinlemiyorsanız, tanışmak için büyük fırsat.

Ceyl’an Ertem-’Yine de Amin’: Ceyl’an Ertem; Duman ve Athena ile birlikte konser biletleri yok satan rock/alternatif isimlerden biri haline geldi. Bir kadın ozan. 

Emre Kula-’Find the Will’:

Yazının devamı...

Afrası tafrası, kibri yok

4 Mart 2017

Türk popunun ana akımı bildiğini okuyup ezber tazelerken müzikte yeni dalganın dış kulvardan atağını izliyoruz. Kiminin sound’u ve gidişatı tam rayına oturmamış olsa da Lara Di Lara gibi, ‘bu tutmaz’ kaygısı taşımadan, kararlılıkla kalbinden geçeni yapan ve başaranların sayısı da az değil.

 

Lara Di Lara projesinin ta kendisi Dilara Sakpınar’ın başka artıları da var. 123’ün de solisti olan Dilara; İngilizce ne kadar iyi söz yazıp şarkı söyleyebildiğini göstermişti. 2015’te ‘Oraya Doğru’ EP’siyle belirginleştirdiği Türkçe şarkı yazıp söyleme hikâyesi; 2017’de ‘Hazineler İçindesin’le üstelik Sony Müzik’e transfer olarak devam ediyor. Afrası tafrası, kibri yok. Albüme baktığımızda kişisel bir hikâye anlatıcı gibi gözükse de, ‘Hazineler İçindesin’ üzerinden dünyayla meselesini masaya yatırıyor Dilara. Bu anlamda 16 parça son derece bütünlüklü. Karanlık ve içine kapalı gibi bir algı yaratmasını da istemem, albümün altyazısı umut dolu. ‘Oraya Doğru’ EP’sinden buraya doğru baktığımızdaysa müzikal anlamda kararlı bir adım. Başta ‘Hepsini ve Her şeyi’, ‘İyiyim Ama Değilim’, ‘Sıradan Dediğin’, ‘Denizin Kralları’, ‘Buluşmuşuz Aslında’ ve ‘Bir Garip Hal’ olmak üzere tüm şarkıları baştan sona birkaç kez dinlemeniz lazım...

 

Yazının devamı...

‘Amca’, hançer gibi bağlamayla buluşursa...

25 Şubat 2017

Gündoğarken’in kalbimizdeki yeri ayrıdır ancak grubun ‘Amca’sı İlhan Şeşen’in 2001’de ‘Neler Oluyor Bize’ albümüyle yaptığı çıkış, ders niteliğindedir. İçerdiği hit’ler ve yarattığı etki itibariyle iz bıraktığı tartışılmaz. Dikkatinizi çekerim; Şeşen, o sıralar 52 yaşındaydı. Öte yandan ses rengi, vokal üslubu, şarkı yazarlığı düşünülünce nevi şahsına münhasır bir sanatçı olduğunu da biliyoruz. Tüm bunlara; kitlelere mal olmuş TV dizilerindeki rollerini de ekleyin; sonuç şu: Yetişkin kategorisinde bir star!

İLHAN ŞEŞEN & ALİ OSMAN ERBAŞI, YEDİ BÖLGE İKİ GÖLGE

Ben yine de size Ali Osman Erbaşı’yı anlatmak isterim. Erbaşı, Şanlıurfalı bir bağlama üstadı. Aynı zamanda bestekâr ve aranjör. Birçok halk müziği sanatçısının arkasındaki gizli kahraman. Nuri Sesigüzel’le başlıyor hikâyesi. Zafer Dalgıç, İsmail Derker ve Mustafa Karaçeper’le kurdukları bağlama grubuyla dönemin plak ve kaset piyasasında yüzlerce albüme değer katıyorlar. Belkıs Akkale’nin, Zara’nın, Orhan Hakalmaz’ın, Şükriye Tutkun’un çok başarılı olmuş albümlerinin beyni yine Ali Osman Erbaşı. İlhan Şeşen’in de ‘Neler Oluyor Bize’si dahil üç albümünde parmağı var. Belki en önemli başarısı Müslüm Gürses’e aşıladığı Türk halk müziği sevgisi. Müslüm Baba’nın arabeskten uzaklaşıp türküye göz kırpmasını sağlayan da o.

‘SARI GELİN’DEN ‘GESİ BAĞLARI’NA...

İlhan Şeşen ve Ali Osman Erbaşı bu kez bir türkü albümü yapmaya niyetleniyorlar. ‘Sarı Gelin’den ‘Beyaz Giyme’ye; ‘Ordu’nun Dereleri’nden ‘Gesi Bağları’na; ‘İzmir’in Kavakları’ndan ‘Evlerinin Önü Mersin’e birçok anonim türküyü yorumluyorlar. Hem gitar var hem bağlama... Hem hicran var hem umut... ‘O türkü öyle okunmaz’lara girmek isteyen olursa cevabım şöyle: İlhan Şeşen, İlhan Şeşen gibi okumuş türküleri. Gitar partisyonları özenle yazılmış. Erbaşı’nın bağlaması hançer gibi zaten. Sonuç olarak ekstradan bir Şeşen, bir de Erbaşı bestesi içeren çok güzel bir albüm çıkmış ortaya. Tereddütsüz alın.

(Bu arada Spotify’da, ‘70’s adı altında bir İlhan Şeşen teklisi bulacaksınız. Daha önce gün ışığına çıkmamış o yıllardan kalma iki İlhan Şeşen şarkısı dinlemek isterseniz aklınızda bulunsun).

 

Yazının devamı...

Bas frene İsmail YK

20 Aralık 2009
İsmail YK ilginç bir adam. Ben çok naif buluyorum. Elbette albümlerinin o kadar satmasının ticari formülünü anlamış ve onun üzerine gidiyor.

Şimdi yaftalamak istemiyorum ama “gurbetçi kafası” diye bir şey var. Ne kadar ticari düşünmeye çalışsalar da, o naiflik baki kalıyor. Kim bilir, belki farklı bir toplumun içinde yıllarca öteki olmaktan kaynaklanan bir savunma mekanizması, ciddiye alınmamalarının sonucudur. Öfkelenip rap yapanlar, tepki gösterenler de dahil?
İsmail YK'nın şarkı sözlerine baktığınızda temsil ettiği adam; kırmızı, siyah camlı, egzozu özellikle patlatılmış, içinde güp güp müzik çalan Doğan görünümlü bir Şahin. Adama bakıyorsunuz, aslında öyle bir adam değil. Yani yüzüne bakan ne kadar naif olduğunu, beğendiği bir kadınla karşılaşınca kekeleyeceğini falan şıp diye anlayabilir.
Bu söylediğime en güzel örnek; son şarkısı Facebook. “Facebook'la ilgili şarkı yapalım, tutar” diye düşünmesini bir kenara bırakalım. Mesela şarkı ile ilgili soru soruyorsun adama; “13 yaşında kızlar var orda. Benim adımı kullanarak kızlarla tanışıyorlar. Kızlar buna kanmayın” diyor. Öte yandan şarkının sözlerine bakar mısınız: “İnternet kafeye gittim, Facebook sayfasına girdim, adımı çılgın diye verdim, artık ben de üye oldum, tanıştım güzel biriyle, yazışıyorum günden güne? Çıtı pıtı Birsen ah bir görsen; cici bici Ebru, esmer Banu tanışabilsem?”
Bugüne kadar yaptığı işleri düşünüyorum İsmail YK'nın. Niye tuttuğunu anlıyorum. O, “bas gaza”ların “bomba bomba.com”ların ne kadar istemeseniz de kulağa nasıl yapıştığını gayet iyi biliyorum. Ama şunu da biliyorum; herkesin modası geçiyor. İsmail YK'nın da geçmeye başladı. Benim kendisine tavsiyem, yarın acaba domuz gribiyle ilgili şarkı yapsam tutar mı diye düşünmek yerine, içindeki naif adamı ortaya çıkarsın. Etrafının ve bir şeyin farkında olmayan genç kız hayranlarının gazına gelmeyip sakince düşünsün. Yaptığı şeye müzik demek mümkün değil. Sözler desek, İsmail öyle bir adam değil. Yarın işler kötüye gidince sıfırdan başlamak yerine şimdiden önlem alsın.

Hande Yener geri vites

Bizzat açtığı “eller havaya” kulvarından vazgeçip kendini aşmaya çalıştığını düşünmüştüm. Yeni albümlerini, yeni sound'unu da beğendim, destek oldum. Çünkü musluk akarken o paralardan vazgeçmek cesaret ister. Hande Yener'in açtığı kulvardan yürüyen ve bugün sektör büyük sıkıntılar yaşarken bile konseri ekstrası tonla para kazanan onca isim var.
Hande Yener'in piştiğini düşünmüştüm ben. Kendi için iyi bir şeyler yapmak istediğini düşünmüştüm. Ama işler istediği gibi gitmeyince havlu attı. Şimdi TV programlarında “Asla bir daha söylemeyeceğim” dediği o eski şarkılarından medet umduğunu, “Sen asla oralarda program yapmam” dediği mekânlarda o şarkıları söylediğini görüyorum.
İşin maddi sebepleri olabilir. Musluklar artık akmıyor olabilir. İşin komiği o eski şarkılar da tu kaka değil. Ama sen çıkıp bu kadar büyük konuşursan, sonra zora gelince geri vitese takarsan, inan Hande Hanım, o eski şarkıları bile dinlemekten vazgeçecektir insanlar.

Veda değil...

Bu son yazımız, Popvirüs'ün yaklaşık 10 yıllık macerası bu yazıyla son buluyor. 10 yıl önce bana bu köşeyi yazmam teklif edildiğinde nasıl farklılaşırım diye düşünmüştüm. Albümleri yazmak yerine sektörün sorunları üzerine düşündüm, bir katkım oldu mu bilmiyorum. Olduysa ne âlâ? En kısa zamanda görüşmek üzere?
Yazının devamı...

Bas frene İsmail YK

21 Kasım 2009
Şimdi yaftalamak istemiyorum ama “gurbetçi kafası” diye bir şey var. Ne kadar ticari düşünmeye çalışsalar da, o naiflik baki kalıyor. Kim bilir, belki farklı bir toplumun içinde yıllarca öteki olmaktan kaynaklanan bir savunma mekanizması, ciddiye alınmamalarının sonucudur. Öfkelenip rap yapanlar, tepki gösterenler de dahil?
İsmail YK’nın şarkı sözlerine baktığınızda temsil ettiği adam; kırmızı, siyah camlı, egzozu özellikle patlatılmış, içinde güp güp müzik çalan Doğan görünümlü bir Şahin. Adama bakıyorsunuz, aslında öyle bir adam değil. Yani yüzüne bakan ne kadar naif olduğunu, beğendiği bir kadınla karşılaşınca kekeleyeceğini falan şıp diye anlayabilir.
Bu söylediğime en güzel örnek; son şarkısı Facebook. “Facebook’la ilgili şarkı yapalım, tutar” diye düşünmesini bir kenara bırakalım. Mesela şarkı ile ilgili soru soruyorsun adama; “13 yaşında kızlar var orda. Benim adımı kullanarak kızlarla tanışıyorlar. Kızlar buna kanmayın” diyor. Öte yandan şarkının sözlerine bakar mısınız: “İnternet kafeye gittim, Facebook sayfasına girdim, adımı çılgın diye verdim, artık ben de üye oldum, tanıştım güzel biriyle, yazışıyorum günden güne? Çıtı pıtı Birsen ah bir görsen; cici bici Ebru, esmer Banu tanışabilsem?”
Bugüne kadar yaptığı işleri düşünüyorum İsmail YK’nın. Niye tuttuğunu anlıyorum. O, “bas gaza”ların “bomba bomba.com”ların ne kadar istemeseniz de kulağa nasıl yapıştığını gayet iyi biliyorum. Ama şunu da biliyorum; herkesin modası geçiyor. İsmail YK’nın da geçmeye başladı. Benim kendisine tavsiyem, yarın acaba domuz gribiyle ilgili şarkı yapsam tutar mı diye düşünmek yerine, içindeki naif adamı ortaya çıkarsın. Etrafının ve bir şeyin farkında olmayan genç kız hayranlarının gazına gelmeyip sakince düşünsün. Yaptığı şeye müzik demek mümkün değil. Sözler desek, İsmail öyle bir adam değil. Yarın işler kötüye gidince sıfırdan başlamak yerine şimdiden önlem alsın.

Hande Yener geri vites

Bizzat açtığı “eller havaya” kulvarından vazgeçip kendini aşmaya çalıştığını düşünmüştüm. Yeni albümlerini, yeni sound’unu da beğendim, destek oldum. Çünkü musluk akarken o paralardan vazgeçmek cesaret ister. Hande Yener’in açtığı kulvardan yürüyen ve bugün sektör büyük sıkıntılar yaşarken bile konseri ekstrası tonla para kazanan onca isim var.
Hande Yener’in piştiğini düşünmüştüm ben. Kendi için iyi bir şeyler yapmak istediğini düşünmüştüm. Ama işler istediği gibi gitmeyince havlu attı. Şimdi TV programlarında “Asla bir daha söylemeyeceğim” dediği o eski şarkılarından medet umduğunu, “Sen asla oralarda program yapmam” dediği mekânlarda o şarkıları söylediğini görüyorum.
İşin maddi sebepleri olabilir. Musluklar artık akmıyor olabilir. İşin komiği o eski şarkılar da tu kaka değil. Ama sen çıkıp bu kadar büyük konuşursan, sonra zora gelince geri vitese takarsan, inan Hande Hanım, o eski şarkıları bile dinlemekten vazgeçecektir insanlar.

Veda değil...

Bu son yazımız, Popvirüs’ün yaklaşık 10 yıllık macerası bu yazıyla son buluyor. 10 yıl önce bana bu köşeyi yazmam teklif edildiğinde nasıl farklılaşırım diye düşünmüştüm. Albümleri yazmak yerine sektörün sorunları üzerine düşündüm, bir katkım oldu mu bilmiyorum. Olduysa ne âlâ? En kısa zamanda görüşmek üzere?
Yazının devamı...

TRT Eurovision meselesini büyütmeli

15 Kasım 2009

Elbette o sahnede, dünya yıldızlarıyla birlikte ödül alan maNga hepimizin göğsünü kabarttı. Diğer aday şarkıları da dinlemiştim; bana sorarsanız ödülü sonuna kadar hak ettiler.
Bu başarıyı internet ve SMS oylaması sonucu elde edildiğinden küçümsemek ne kadar yanlışsa, abartmak da bir o kadar yanlış. “Avrupa'nın En İyi Sanatçısı” kategorisi, MTV'nin yayında olduğu ülkelerde hareket yaratmak için açtığı bir kategori. Ve evet, tıpkı Eurovision için geçerli olduğu üzere bu oylamada da Avrupa'daki Türklerin verdiği desteğin etkisi yadsınamaz. Peki, tüm bunlar maNga'nın başarısından bir şey eksiltir mi? Kesinlikle hayır.
Benim bu yılki adayım Bedük'tü aslında. Sebebi ise şu: Geçen yıl Emre Aydın vesilesiyle Türkiyeli rock sound'u neye benziyor bir fikir vermiştik o sahnede. Bu yıl Bedük gitseydi mesela, belki maNga kadar büyük bir destek alıp ipi göğüsleyemeyecekti, ama bu ülkede çok iyi dans müziği yapıldığını da göstermiş olacaktık o platformda.
Diyeceğim o ki, birinci olmanın falan fazla önemi yok. Orası Avrupa sahnesi ve bizim sanatçılar için parasını verseler de yapamayacakları tanıtım için bulunmaz mecra.
Eurovision için de düşüncelerim aynı. maNga'nın bu platformda da başarılı olacağına gönülden inanıyorum. Bir rock grubu olarak, melodik yapıları ve sound'ları itibariyle Athena ve Mor ve Ötesi'nden daha fazla ilgi çekebilirler. MTV EMA adaylarından Atiye'yle ilgili görüşlerimse belli; kendisi Eurovision için biçilmiş kaftan. Kulağıma gelenlere göre TRT bu yıl Eurovision meselesini fazla büyütmeden, sessiz sedasız çözmek istiyormuş. Dilerim öyle olmaz. Evet, bir milli mesele değil belki ama dediğim gibi doğru kişiler gittiğinde çok doğru bir tanıtım platformu?

OKAN VE BEYAZ İNTERNET KEŞİFLERİ YAPABİLİR

Yıllardır sıkılmadan izlediğimiz iki şov var. İlki bu sezon Disko/Medya/Muhabbet Kralı olarak 3 gün üst üste izlediğimiz Okan Bayülgen'in programı, diğeri de Beyaz Show.

Yazının devamı...