"Metehan Demir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Metehan Demir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Metehan Demir

Akademisyenlikte köfteciliğe pastanecilikten hastaneciliğe

21 Eylül 2014

ÜNİVERSİTE yıllarında memleketi Akhisar’dan kamyon kamyon getirerek sattığı zeytinleri saymazsak, hedefi akademisyen olmaktı. Öyle de oldu... Ama 90’lı yıllarda yaşanan konjonktür ve yurt dışında doktoraya izin verilmemesi en büyük idealinden de vazgeçmesine neden oldu. Üniversiteden istifa etti. Babasının ‘ortakla iş olmaz’ eleştirilerine rağmen hazırladığı şirket anayasası ile 6 arkadaşıyla Akhisar’ın meşhur köftesini ‘Hünkar’ markasıyla yol üstüne çıkardı. Bir yanda köfteler pişerken Abdurrahman Yılmaz, boş durmaz. İhracata el atar. Sıkıntılı günler yaşayan Antalya’nın ünlü pastanelerinden Nur’a önce ışık, sonra da ortak olur. Nur Pastaneleri’ni büyüten Abdurrahman Yılmaz, memleketinde de aynı yapıyla Hale Pastaneleri’ni kurar. Yumurtaları ayrı sepette tutma felsefesiyle, sağlık sektörüne adım atar. Yılmaz’ın aklında başka şeyler vardır. Yerel markaların yanına ulusal bir gıda markası eklemek ister. Bu isteğini de ticari bir kaza geçiren ve kayyuma düşen Kahve Diyarı’nı, Keskinoğlu Şirketler Grubu yönetim kurulu üyelerinden İsmail Keskinoğlu ile satın alarak hayata geçirir. Hedefleri büyük. 2018’e kadar Türkiye’deki mağaza sayısını 500’e çıkarmayı hedefleyen Abdurrahman Yılmaz, yılsonunda da Kahve Diyarı’nı Avrupa’ya açmaya hazırlanıyor. İlk mağaza Almanya’da olacak.

Doktoraya izin çıkmayınca istifa etti

Köfteci Hünkar, Nur ve Hale pastaneleri, Kahve Diyarı ortağı, Özel Akhisar Hastanesi’nin sahibi ve Akhisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Abdurrahman Yılmaz ile girişimcilik öyküsünü konuştuk. Hayallerine hep bir hedef koyan ve onlar için her zaman adım atmaktan kaçınmayan birisi Abdurrahman Yılmaz…
1993’te Atatürk Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olan Yılmaz, ticarete farklı bir gözle bakar. Hedefinde iyi bir ekonomi akademisyen olmak yatsa da, ticarete farklı gözle bakan Abdurrahman Yılmaz, bu süreci şöyle özetledi:
“Din görevlisi memur bir babanın çocuğuyum. Üniversiteyi bitirince Elmor’dan iyi bir iş teklifi aldım. Ama o dönem, Celal Bayar Üniversitesi bünyesine dahil edilen Tütün Teknolojileri Mühendisliği ile dönemin rektörü, beni araştırma görevlisi olmaya çağırdı. Hedefim de akademisyenlik olunca, Elmor’da işe alınmama rağmen Akhisar’da Tütün Teknolojileri Mühendisliği’nin kurulması için görev aldım. Tütüncülük üzerine ses getiren bir tez yazdım. Doktoramı yurt dışında yapmam için bir üniversiteden teklif geldi. Teklif alan Türkiye’deki 10 araştırma görevlisinden biriydim. Ama o dönemki rektör izin vermedi. İzin vermeyince ben de en büyük hayalim olan akademisyenlik serüvenime son vererek istifa ettim.”

‘Ne bilim ne filim yapılır’ dedi ve...

Üniversitede görev yaparken bazı işlerin ters gittiğini fark eden Abdurrahman Yılmaz, kendine yeni kulvarlar arar. Bu arayış onu Akhisar’ın meşhur köftesine götürür:
“Akademisyenlikten kazandığınız parayla ne bilim, ne de filim yapabilirdiniz. İstifa etmeden önce yeni arayışlara girmiştim. Akhisar’ın meşhur köftesini sokak aralarından yol üstüne taşıma fikri doğdu. 6 arkadaşımla Köfteci Hünkar’ı kurduk. Her ne kadar merhum babamın, ‘arkadaşın da olsa ortakla iş yapmak zordur’ eleştirisine rağmen, bunu yaptım. Burada da yol haritam Kemeraltı’nda karşılaştığım ve beni çok etkileyen Yahudi bir esnafın, ‘Siz 4 kişi şirket kurarsınız 4 ay bile ömrü olmaz. Biz 400 kişi bir iş kurarız 4 bin yıl gider. Biz şirketi mahkemede kurarız, sefasını ise restoranda süreriz. Sizse restoranda kurup, mahkemede cefasını çekersiniz’ sözleri oldu. Bu sözden hareketle tüm ortaklık detaylarının yer aldığı ‘şirket anayasası’ oluşturdum. Hatta bir arkadaşım, ‘Bir birimize güvenmiyorsak nasıl ortak olacağız’ demişti. Ben de istemiyorsa imzalamayabilyeceğini aktarmıştım. Ama o gün 6 ortakla yola çıkan Köfteci Hünkar, bugüne kadar sorun yaşamadan yoluna devam ediyor.”
Köfteci Hünkar, ortaklarının farklı işleri olduğu için, büyüyememesi nedeniyle başka açılımlar peşinde koşan Yılmaz, İzmir Ayrancılar’da Nehir Izgara’yı kurar, bir süre sonra da Pizza Rozini’yi satın alır. ‘Akhisar’da kör bir noktada büyümem mümkün değildi. Onun için dışarı açılmam gerekiyordu. İlk adımı İzmir’e gelerek attım” diyen Yılmaz, mevcut işlerinin yanında ihracat ve ithalata başlar. Hatta bir süre sonra Nehir Izgara ve Pizza Rozini’yi de devrederek bu alana yoğunlaşır. Tabii ihracat serüveni de Nur Pastaneleri’ne ortak olmasıyla son bulur…


BİR GÜNDE 30 ŞUBEYİ ELDEN ÇIKARDI

Abdurrahman Yılmaz’ın bugün ortağı olduğu Antalyalı meşhur Nur Pastaneleri ile tanışıklığı, firmanın sahibi Fahrettin Karateke’yle babasının çok yakın arkadaşlığından kaynaklanıyor. Bir İtalya seyahatinde Nur Pastaneleri’nin zorda olduğunu öğrenen Yılmaz, ortaklığın öyküsünü şöyle anlattı:
“Fahrettin Karateke, ‘otobüsün iyi gittiğini ama bir şoföre ihtiyaç olduğunu’ söyledi. İşler iyi gidiyordu, ama sıkıntı vardı. Ben de kurumsal bir yol haritası çizebileceğimi aktardım. Bir ekiple Antalya’ya gittim. Ciddi bir plansızlık ve programsızlık tablosuyla karşılaştım. Küçülerek büyüme sloganlı yol haritası hazırladım. O zaman 30 şube vardı. Hepsini bir gecede özelleştirdim. Şube müdürlerine bayilik verdim. Franchising modeliyle yolumuza devam etme kararı aldık. Biz üretime odaklandık ve kısa sürede şirketi düze çıkarmayı başardık. İzmir’den Antalya’ya gelip giderken büyük bir trafik kazası geçirdim. Bu benim içinde bir dönüm noktası oldu. Fahrettin Karateke, kazadan sonra bana ortaklık teklif etti. Merhum babam Şahin Yılmaz, benden bütün işlerimi bırakıp bu ortaklığı gerçekleştirmemi istedi. Ben de ortak oldum. Bugün bölgesel bazda önemli bir marka olan Nur Pastaneleri’nin gücüne güç kattık. 3’bizim 84 şubeyle yolumuza devam ediyoruz.”

SEPETTEKİ YUMURTALARI DAĞITTI
Abdurrahman Yılmaz’ın hayatında hep bir kırılma anları olmuş. Bunlardan biri de 2007’de Akhisar’ın sevilen simalarından olan babası Şahin Yılmaz’ın vefatı. Babasının cenazesine 40 bin kişinin katıldığını anlatan Yılmaz, “Babamın vefatıyla benim Akhisar’a dönmem gerekti. Fahrettin Karateke ile Akhisar’da Hale Pastaneleri’ni kurduk. Nur’daki modeli uyarladık. İzmir ve Manisa’nın ilçelerinde bugün 12 şubeye ulaştık” dedi.
Aklında hep farklı bir sektörde faaliyet göstermek olan Yılmaz, yumurtaları farklı sepetlerde tutma felsefesiyle sağlık sektörüne adım atar. Özel Akhisar Sağlık Hastanesi’ni satın alan Abdurrahman Yılmaz, “Yine bir plansızlık ve programsızlığın sonucu satın aldığım kurum çok kötü durumdaydı. Onu ayağa kaldırdık. Şu anda yüzde 99 memnuniyet ilkesiyle yolumuza devam ediyoruz” diyor.

KAHVE ARTIK ONLARIN DİYARI

Bir yanda Köfteci Hünkar, Nur ve Hale pastaneleri, Akhisar Ticaret ve Sanayi Odası, Özel Akhisar Hastanesi’yle yoluna devam eden Abdurrahman Yılmaz’ın kafasında ulusal, hatta uluslararası bir gıda markası yaratmak vardır. Zincir gıda mağazalarıyla ilgili araştırma yapan Yılmaz, Sultan Ahmet Köftecisi ve bazı pastanelerle de masaya oturur ama sonuç alamaz. Daha sonra karşısına ticari bir kaza geçiren, iflas erteleme talep eden ve kayyuma düşen Kahve Diyarı çıkar.... Abdurrahman Yılmaz, yakın arkadaşı Keskinoğlu Yönetim Kurulu üyesi İsmail Keskinoğlu’nu da yanına alarak Kahve Diyarı’na talip olur.
Abdurrahman Yılmaz, bu süreci d şöyle anlattı:
“Kanun bizim buranın yüzde 100’nu almamıza izin vermiyor. Kurduğumuz Yemen Kahve ile Kahve Diyarı’nın yüzde 90’nı aldık. İflası kaldırma çabasına girdik. 5 aydır operasyonu ben yönetiyorum. Bu süreçte ticari ezberimi bozan şeylerle karşılaştık. Biri, şirketin merkezi bu kadar kötü yönetilirken son nokta mağazalarda büyük zarar göremedik. İflas erteleme almasına rağmen bayilik vermiş. Biz satın almayla birlikte plan ve program belirledik. Franchising sisteminin gereğini yerine getirmeyenlerle yollarımızı ayırıyoruz. 20’ye yakın bayi var. Bayilerini isteklerini hızlı çözecek sistem belirledik. Ayrıca üretimi kendi bünyemizde çözmek için sistem geliştirdik. Çözüm ortakları bulduk. Akhisarlı As Kurukahve bizim için üretim yapacak. Menümüzde yer alacak kırmızı et ve tavukla diğer ürünler için dondurulmuş ürün üretiminde iyi bir firmayı satın aldık. Şu anda Akhisar’da 2 milyon dolar yatırımla bir tesis kuruyoruz. Hizmet ve üründe standarttı belirlemek adına çalışmalarımız tamamladık” bilgisini verdi.


TÜRK KAHVESİYLE AVRUPALI’NIN HATIRINI ALACAK
Kahve Diyarı’nı yurt dışında da güçlü bir marka kılmak adına çalışmalarına hız veren Abdurrahman Yılmaz, Almanya’da bir firmaya master franchise verdiklerini belirterek, “Yıl sonuna kadar ilk yurt dışı mağazamızı Dusseldorf’ta açacağız. Yurt dışı büyüme stratejimiz Avrupa odaklı olacak. Burada Türk nüfusunun yanı sıra Avrupalı tüketicinin hatırını Türk kahvesiyle kazanmayı hedefliyoruz.

KISA KISA

*Antalya Korkuteli ile Manisa Akhisar’daki tesislerinde günlük ürettiği 560 çeşit ürünü Nur ile Hale pastanelerine sevk ediyor.
*Şu anda 142 şubesi olan Kahve Diyarı’nı 2018 sonunda 500’e çıkarmayı hedefleyen Abdurrahman Yılmaz, Avrupa’da 50 mağaza düşünüyor.
*BP ile işbirliğine gittiklerini söyleyen Abdurrahman Yılmaz, pilot uygulamasının İstanbul’da başladığı bir modelin hayata geçtiğini, akaryakıt istasyonlarında faaliyet gösterecek 400 Kahve Diyarı açacaklarını söyledi.

Yazının devamı...

Görüşmüşler

17 Mart 2014

Yoğun gündemde arada kaynadı ama oldukça önemli bir başlıktı. Çünkü hükümet ile Gülen cemaati arasında mevcut savaşa giden yolda gerginliğin fitili MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 2012 Şubat’ında PKK ile Oslo görüşmeleri ve KCK ekseninde şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmasıyla ateşlenmişti. Peki öyleyse bu görüşme neden olmuştu? Konuyu araştırdım. Evet, görüşme Amerika’da gerçekleşmiş. Ama tamamen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatı dahilinde. Görüşmede de Hakan Fidan tarafından devletin pozisyonu anlatılmış. Süreçte yaşanan rahatsızlıklar ifade edilmiş. Gülen de kendilerine yöneltilen iddiaların asılsız olduğunu söylemiş. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da geçen sene Gülen ile bir araya gelmişti. Peki, Fidan-Gülen görüşme ya da görüşmeleri Pensilvanya’daki evde mi gerçekleşti? Amerika’daki kaynaklar görüşmenin evde olduğu konusunda şüpheli.

Maskeli Twitter silahşorları aranıyor

TWITTER’da son zamanların modası, sahte isimlerle akla hayale gelmeyecek derinlikte bilgileri servis yapan esrarengiz adresler. Takipçi sayıları muazzam bir ivme ile artıyor. Öyle bilgiler veriyorlar ki bunların devletin dışından birilerinin olmasına imkân yok. Özellikle, hükümet-Gülen cemaati savaşı ve 17 Aralık süreci sonrası Twitter sisler bulvarına döndü. Bu nedenle, bazı bilgilerin özellikle içeride bazı köstebeklerce sahte adreslerle sızdırıldığı devletin bazı birimlerinde ciddi olarak inceleniyor. Bazı danışmanların, içeride bazı isimlerle husumeti olup da bunu açıktan görmek yerine Twitter’da sahte hesapla halletmeye çalışan bazı memurların olduğu konusunda ‘çekirdek’te ciddi şüphe var. Hatta sırf bu nedenle bazı toplantılarda, nasıl ve hangi hesaplardan sızacağı merakı ile yanlış bilgiler yem olarak kasıtlı ortaya atılıyor. Yakında bazı görevden almalar ve ilginç yer değişiklikleri duyarsanız bilin ki bu maskelilerden yakalananlar olmuş. Çünkü, iz sürülüyor.

Süleyman Şah kanatları

SÜLEYMAN Şah Türbesi Suriye sınırları içindedir ama 1921’den beri bir başka ülkedeki tek Türkiye toprağıdır, kutsaldır. Bizim askerlerimiz orayı yıllardır Türkiye Cumhuriyeti adına korur. Ama bir süredir bir korku vardı. O da, Türkiye için manevi değeri çok büyük olan Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın türbesinin olduğu bölgenin El Kaide bağlantılı Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün eline geçmesi. Maalesef korkulan oldu. Tabii, bu değeri ölçülmez mekânın kaderi de bir numaralı endişe haline geldi. Ardından TSK’nın alarma geçtiği haberleri çıktı. Doğru ama ötesi var. O teyakkuz zaten aylardır vardı ve konu son birkaç Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da masadaydı. Bu nedenle de tam yüklü tahsisli iki özel F-16 savaş uçağının buraya bir saldırı olduğunda müdahale için hazır bekletilmesi kararı alınmıştı. Müdahale süreleri bile hesaplandı. O günden beri görevdeler. Kısacası Osmanlı’nın o emaneti önceden beri Hava Kuvvetleri’nin kanatları altında.

Dinlememiş ise

‘JANDARMA MİT’i dinledi’ diye Hürriyet’te manşet attık. Akşama doğru Jandarma yalanlama geçti. Peki, yalanlama bu kadar kolaysa o zaman şu 3 soruya yanıt bekliyoruz:
1) Bu konuda Ankara’da Jandarma’da soruşturma açıldı mı, MİT TIR’ları ile ilgili Hatay-Adana ekseninde 58 Jandarma personeli sorgulandı mı? 2) Ankara’da görevden alma ve yer değişiklikleri oldu mu? 3) Gözaltılar oldu mu? Acaba, MİT’in Suriye işlerine bakan yöneticileri dahil dinlenmiş olabilir mi? Herhalde bu sorularımız da yanıtlanmak yerine yalanlanmaz.

Yazının devamı...

Napoli’nin Maradona’sı

15 Aralık 2013

Binali Yıldırım’ın, İzmir’deki CHP’nin bu güçlü tablosuna karşı gelip vereceği mücadele bana Maradona’nın yıllar evvel kötü durumdaki Napoli’ye gelip imkansızlıktan şampiyonluğa giden hikayesini hatırlattı.

Herkesin bildiği sır, AK Parti’nin “merakla” beklenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı sonunda belli oldu. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım... İzmir’de dün, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın diğer Ege ve İç Batı Anadolu şehirlerinin adaylarıyla birlikte Karşıyaka Spor Salonu’nda yaptığı tanıtımla, artık AK Parti belki de; kendisi için Türkiye’de en zorlu seçim merkezlerinden biri olan İzmir’de startı verdi. Elindeki en kuvvetli ismi sahaya sürerek... Hem de hükümetin halen devam eden, kritik projelerinin önemli bölümünün mimarı bir ismi bakanlık görevinden adaylığa kaydırma riskini bile göze alarak...
Sevgili dostumuz, Ege Bölge Temsilcimiz Deniz Sipahi, dün öğlen saatlerinde büroda CHP’den Aziz Kocaoğlu’nun da aday adaylığı bilgisini resmi açıklamadan çok önce bizimle paylaşmıştı. Öte yanda Kocaoğlu’nun yanı sıra CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın da adaylık için isminin geçtiğini biliyoruz. Ne olursa olsun sonuçta CHP bu oy oranı ile İzmir’de Belediye Başkanlığı yarışına 3-0 galip gibi başlayacak.
Burada CHP’nin çok güçlü olduğunu herkes biliyor ve bu avantajın verdiği rahatlık da partide hissediliyor.

EN İYİ İSİM

Bu nedenle, Tayyip Erdoğan da 2002’den beri en güvendiği yol arkadaşlarından biri olan, hükümetin Türkiye’ye kazandırdıkları açısından en başarılı isimlerinden Binali Yıldırım’ı sahaya sürme konusunda kararlılık gösterdi. Hem de bu konuda Yıldırım’ın pek değil, hiç istekli olmadığını bile bile... Ama ‘maalesef’ kendisi hem İzmir İl Teşkilatı, hem AK Parti’yi destekleyenler açısından en iyi isimdi.
Ne yalan söyleyeyim Binali Yıldırım’ın, İzmir’deki CHP’nin bu güçlü tablosuna karşı gelip vereceği mücadele bana Maradona’nın yıllar evvel kötü durumdaki Napoli’ye gelip imkansızlıktan şampiyonluğa giden hikayesini hatırlattı. Maçlara çıkıp tek başına takımı ateşleyip, golleri atıp, kitleleri coşturup sonunda şampiyonluğa tek başına taşıyan bir ismin hikayesi gibi... Bakan Yıldırım’ı uzun yıllardır Ankara’da çok yakından tanırım. Ilımlıdır, çalışkandır, hiç bir siyasi tartışmaya girmez. Sadece ülkenin faydasına projeler için ekibiyle yoğun çalışıp sonuca varmayı düşünür. Burada da tahmin ediyorum Napoli’nin Maradona’sı, seçim kampanyasını, kesinlikle AK Parti-CHP ideolojik kavgasının dışında tutmaya çalışacaktır. Bu paralelde, sadece genel seçimden bu yana söz verdiği 17’si bitmek üzere olan 35 projenin tamamlanmasına ve yenilerine yoğunlaşacaktır. Bu kendisine oylarını arttırmada avantaj sağlayacaktır.

İDEOLOJİK TARTIŞMA BİTİRİR

Aksi takdirde, projeleri geride bırakan bir ideolojik zıtlaşmayla, Türkiye’nin gergin siyasi ortamını İzmir’e taşımak, Binali Yıldırım’a rağmen kemikleşecek CHP oyuyla bir anda hüsrana dönebilir.
2009 yerel seçimlerinde, CHP-AK Parti farkının 20 puan, 2011 genel seçimlerinde ise 7 puan olduğunu hatırlatalım. Kötümserler ve karşıtlar 20 puanlık farkı, iyimserler de 7 puanlık arayı argüman olarak kullanıyor.

İŞİN ŞAKASI YOK

Aziz Kocaoğlu’nun da İzmir’de belli bir tabanı olduğunu, CHP’nin de en güçlü olduğunu düşünürsek; işin AK Parti için şakaya gelir yanı yok. Fakat, Ege’nin gerçekten incisi olmayı hak eden, Ankara’dan sonra özellikle insanın içini açan bu şehrin daha fazla hizmete ihtiyacı olduğunun da şakası yok. Bu konuda şüphesiz ki; sadece CHP ve AK Parti değil tüm partiler halka ve şehre hizmet için yeni projelerle seçmenin önüne çıkmalıdır.
Başbakan’ın dün jest olsun diye Karşıyaka Spor’un renklerini taşıyan bir kravatla semtin spor salonunda seçim startını verdiği konuşması sonrası ülkenin en heyecanlı yarışlarından biri olarak başladı.
Maradona, takımı için goller atarak şampiyonluğa yürümek için hazırlıkları tamamladı.

KARŞIDA BARCELONA VAR

Ama tabii ki; şu da bir gerçek ki, karşılarında da bu kez Barcelona var. O nedenle AK Parti İzmir İl Teşkilatı da, “Nasıl olsa Binali Yıldırım var” demeden, kendisine yardımcı olmalı. Dedik ya rakip takım Barcelona. Bir anda altı tane gol yiyiverirsin. Şimdiden İzmir’e kim kazanacaksa hayırlı olsun. Türkiye’nin yıllardır, “Aman ne güzel şehir” diyerek, en sahipsiz bırakılan şehrine kim gerçekten hizmet yapacaksa o gelsin. Çünkü İzmir’in halkının gerçekten hizmete ihtiyacı var.

(NOT: Başbakan Erdoğan’ın dün İzmir’deki tanıtım toplantısında spor salonunun dışındaki sahneler, polisle içeriye girmek isteyenlerin yaşadığı çirkin itiş kakış görüntüleri, insanların kızgınlıkları içler acısıydı. İzmir İl Teşkilatı’nı daha profesyonel ve nazik yaklaşımı ve ön hazırlığı bu işi daha rahat çözerdi ama tablo rezaletti.)

Yazının devamı...

Fener final oynarsa maça giderim

11 Nisan 2013

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, UEFA Avrupa Ligi’nde finale kalması halinde Fenerbahçe’nin maçına gideceğini açıkladı. Erdoğan, Kırgızistan ve Moğolistan’ı kapsayan seyahatinin ilk ayağı olan Bişkek yolunda uçakta konuştu. Beraberindeki gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan, yakından ilgilendiği spor konusunda da çarpıcı açıklamalar yaptı.

Tur atlayalım yeter

Erdoğan, Fenerbahçe’nin bu akşam oynayacağı Lazio maçını hatırlatıp “Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?” sorumuz üzerine kısa ve net bir yanıt verdi:
Tur atlayalım yeter.
Bunun ardından “F.Bahçe tur atlarsa maçına gider misiniz?” sorumuz geldi.
Erdoğan, bunu da tüm samimiyeti ile yanıtladı: 

Final oynarsa giderim.
Recep Tayyip Erdoğan böylece, taraftarı olduğu sarı lacivertli takımın 3 Temmuz sürecinden beri ilk defa bir maçına gitmek için yeşil ışık yakmış oldu. Fenerbahçe UEFA Avrupa Ligi’nde finale kalırsa, kupayı almak için 15 Mayıs’ta Hollanda’nın Amsterdam kentindeki Amsterdan Arena Stadı’nda  sahaya çıkacak.

Fatih Terim’i ‘akil adam’ yapardım

BAŞBAKAN Erdoğan, Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’i de terörün çözümü sürecinde görev alacak 63 kişilik “Akil İnsanlar” listesine almak istediğini dile getirdi. Terim’i sadece sporla ilgili değil, her konuda siyasi derinliği olan bir kişi olarak nitelendiren Erdoğan, “Meşgalesi olmasa kendisini de akil insanlar heyetine alırdım” diye konuştu.

Yazının devamı...

Bakan Kılıç 3-2’yi bildi

13 Mart 2013

GENÇLİK ve Spor Bakanı Suat Kılıç, kritik Schalke-Galatasaray maçı için programını son anda değiştirip özel bir uçakla Almanya’nın Gelsenkirchen kentindeki Veltins Arena’ya geldi.
Ankara’da katıldığı ödül töreni sonrası apar topar Almanya’ya hareket eden Suat Kılıç, maçın başlamasına 10 dakika kala stada girdi. Kendisine iki başkonsolosun eşlik ettiği Kılıç, seyahatini Alman resmi makamlarına bildirmeyi tercih etmedi ve mücadeleyi de seyircilerin arasından izledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başarı dileğini, maç öncesi Fatih Terim’i telefonla arayarak ileten ve, mücadeyi Galatasaray’ın 3-2 kazanacağını söyleyen Kılıç’ın bu tahmini tuttu.

TERİM’İ TEBRİK ETTİ

Kılıç, devre arasında kendisine seyahatte eşlik eden Galatasaraylı eski futbolcu ve AK Parti Milletvekili Hakan Şükür, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk ile Koza İpek Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tekin İpek’le sohbet etti. Maç sonu da birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.
Yandex Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ve işadamı Ethem Sancak da maçı izlemeye gelenler arasındaydı.
Sohbette Bakan Kılıç’ın son dakikada aldığı maça gitme kararı, “Ayağı uğurlu geldi” esprilerine yol açtı. Bakan Suat Kılıç, karşılaşmanın ardından teknik direktör Fatih Terim’i telefonla arayıp tebrik etti.

Yazının devamı...

Ayıp olur diye susuyoruz

19 Ekim 2012

MİLLİ Takım’ın Dünya Kupası yolunda umutlarının ebediyete intikal etmesine giden yoldaki bu trajik sonuç “Ben geliyorum” diye aslında önceden uyarmıştı. Kimi kanallardan, teknik direktör Abdullah Avcı’ya, “Onu oynat, bunu oynatma” veya “Niye bu oynamıyor da, o ilk 11’de” diye başlayan ciddi baskılar daha sonrasında futbolculara kadar uzanmıştı.

Futbolcular bile sağda solda hocaya “O niye yok, ben neredeyim, o zaman benden de bu kadar” diye mesajlarını hissettirebilecek kadar işi ileri götürdü.

Milli maçta gol atılınca sevinmeyenler ile kulübede sanki yas haberi almış gibi somurtup oturanlar herhalde hala hatırlardadır. Çünkü, kimilerine göre bu futbolcuların bir bölümü zaten dünya starı idi ve orta sıralardan gelen bir lig takımının hocası Abdullah Avcı kim oluyordu ki onlar hakkında karar verebilecekti. Bu süreçte, hocayı teknik direktörlüğe getirenler haricinde bir homurtucu grubu da faaliyete geçmişti.

Zon günler bizi kapıda bekliyor

AVCI istifa söylentilerini net bir dille reddetse de, işler perde arkasında o kadar kolay değil. Bundan sonra da günler kolay olmayacak. Mucizevi hesaplarla Hollanda’nın ardından ikinci olacağımız düşünülüyor ama alttan akan sular Avcı’nın altında onu ayakta tutan toprak zemini ne kadar erimeden tutabilir? Orası çok zor soru. Neden mi? İleride bu işin karar mekanizmasında da kilit rol oynayacak iki isim bakın neler anlatıyor:

Maalesef korktuğumuz başımıza geldi

“HİDDİNK’in Türkiye’ye yaşattığı hezimet sonrası Abdullah Avcı ismi gündeme getirilmişti. Yeter ki Hiddink gitsin diye o zaman kimse bir şey diyemedi. Çünkü, hala o nedenle kıramadığımız eski bir dostumuzun da telkini ile gelen Abdullah Avcı belki iyi bir hoca olabilirdi; ama artık neredeyse çoğu fenomen olmuş futbolculardan oluşan Milli Takım çok fırtınalı bir deniz gibidir. Dirayetli ve etkin olmazsanız dümen kontrolünüzden çıkar. Hepsi ayrı yöne gider. Maalesef korktuğumuz da başımıza geldi. İyi niyetli bu hocamız, korkunç egolar ve baskıların altında ezildi. Ondan sonra da iş koptu. Şimdi doğru olan maalesef hocanın gitmesi. Ama, onu getirenlere ayıp olmasın diye sesimizi çıkarmıyoruz. Yaklaşan maçlarda da açıkçası fazla umut yok. Sesimiz daha ne kadar çıkmaz bilmiyorum ama çok sürmez. Bazıları şımarıklık yapsa da, haddini aşsa da, bu kadar kalibresi yüksek futbolcununun, Avrupa’nın en iyi takımlarında top koşturan, Alman Milli Takımı’nın bile zamanında peşinde koştuğu çocukların Macaristan karşısında takım olarak düştüğü durum hocanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Kurdu kuzuya boğdurduk. Onları da kimse kusura bakmasın hocaları hizaya sokacaktı. Şimdi siyasi hizipler gibi kendi içlerinde bile bölünmüşler. Birbiri ile konuşmayan futbolcular var. Bitse de gitsek derdinde olanlar var. Şimdi bunun adı da maalesef Milli Takım değil. Önümüzdeki süreç bu nedenle ilginç geçecek.” 

Yazının devamı...

Terim gizli vergi rekortmeni

11 Eylül 2012

GEÇEN hafta Süper Lig’de uyarılara rağmen ısrarla teknik ekibini ve futbolcularını asgari ücretten gösteren 11 takım ile ilgili yazımız paniğe neden olmuş. Hemen, vergi düzeltme başvuruları başlamış. Doğal olarak ülkeye vergi girdisi sağladığımız için sevindik tabii ki.
Tam bu sırada, Prof. Şükrü Kızılot aradı. Çok ilginç bir konuyu gündeme taşıdı. Konu Fatih Terim ile ilgili. Bakın aynı zamanda yazarımız olan ve koyu Fenerbahçeli olduğu da bilinen Şükrü Hoca neler anlattı:/images/100/0x0/55eb5570f018fbb8f8ba8f00
“Hatırlarsanız bir ara aldığı ücreti ve ödeyeceği vergi ile Terim gündemde idi. Ama futbolcularla teknik direktörlerin vergi statüleri birbirinden farklı. Futbolculara yapılan ödemeler, ‘yüzde 15’, teknik direktörlere ve antrenörlere yapılanlar ise ‘en yüksek oranda yani yüzde 35’ oranında gelir vergisine tabi. Fatih Terim’e yıllık 2.5 milyon Euro (yaklaşık 5.7 milyon lira) ücret ödeniyor. Bundan 2 milyon lira gelir vergisi kesiliyor. Maliye Bakanlığı’nın son açıkladığı, “En Çok Gelir Vergisi Ödeyen 100” kişi sıralamasında 100. sıradaki mükellefin bile 1 milyon 989 lira vergi ödediği gözönüne alınırsa, bu da, Fatih Terim’i aslında dereceye sokuyor. Ancak, ücret gelirleri, yıllık beyanname ile bildirilmediği için listede gözükmüyor.”
“Asgari ücretten gösterilen diğer 10 teknik direktöre yapılan ödemeler de en yüksek orandan yani yüzde 35’den gelir vergisine tabi. Yüz milyonlarca lira kazanç sağlayan büyük şirketlerin, kurumlar vergisi oranının yüzde 20 olduğuna, borsada kazanılan milyonlarca liranın vergisinin “yüzde sıfır” olduğuna, 1’e aldığı arsayı 8 yıl sonra katına satanın “sıfır vergisine” baktığımızda, Fatih Terim’e ve diğer teknik direktörler ile antrenörlere vergi yönünden bir haksızlık edildiği göze çarpıyor.”

Abdullah Avcı bilmem hatırladı mı?

TÜRKİYE’de taraftarın ya da yönetimin istediği oyuncuyu oynatmayan teknik direktörlerin nasıl bir topçu ateşi altında kaldığını geçen hafta yazmıştık. Aykut Kocaman’a Alex ve Baroni nedeniyle yaşatılan sürecin aynısının daha ilk maçta Milli Takım’ın hocası Abdullah Avcı’nın da başına gelebileceğini söylemiştik.
Bugün Estonya ile falan önemli bir maçımız var ama kimsenin umrumda değil. Hala, televizyonlarda ince bıçaklarla “Abdullah Avcı kuşbaşı sotelerin” tariflerini izledim. “Neden Selçuk İnan’ı oynatmadın Hocaaa” diye kendisine ayar veriliyordu. Sanki Selçuk oynasa, Hollanda’yı perişan edecektik. Ama ne olur? Bu mahalle baskısına kimse dayanamaz ve bu gece Selçuk’u oynatır. Sonra da yıllardır bildiğimiz malum yalpalama. O olmadı bu. Bu olmadı o.. Ferguson 1000. maçına çıktı, biz daha 1. önemli maçında hocamızı doğradık.
Mesele aynı zamanda ne biliyor musunuz?  Hollanda’nın 2. golünde Van Persie’nin yakaladığı gibi pozisyonu aynı zamanda gole çevirebilmek. Hatırlayın, aynı pozisyonda Arda topu dışarı atmadı mı?
Ha, unutmadan, kendimizi dünyanın merkezinde görmekten vazgeçelim. Bahis oranlarına baktım. Bir Türkiye galibiyeti, basit bir matematiksel hesapla Hollanda’ya göre 20-25 kat daha fazla para kazandırıyor. Yani. Hollanda tüm otoriterelere göre, açık ara favori. Tabii ki keşke yenseydik. Ama Peter Pan’ın hayal ülkesi değil burası.
O kadar kendimizi şişiriyoruz ki. Sabırsız başarı nerede görülmüş? Sonra hala Berlin Panteri ile başlayan anılarımızla yaşamaya başlarız. Almanları ne evimizde ne orada yenebildik mi? Hayır. Futbol Türkiye’de taraftarı etkileme sanatından artık biraz da Avrupa’da Türk futbolunu ispata yönelmeli.
Bu arada, bu geceki maçtan açıkçası korkuyorum. Çünkü kuzey ülkelerinin disiplini malum. O nedenle, azami dikkat edilmeli.
Sonuç ne olursa olsun, Avcı için biraz daha sabır. En azından Hiddink’in onda biri kadar.

İstifa saçmalığı

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile ilgili bir süreden beri hala kaynağı belli olmayan çevrelerce “görevi bırakacağı, bıraktığı” yönünde bir spekülasyon pompalanıyor.
Aynı taktik Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için de geçenlerde denendi. Suat Kılıç’ı  yıllardır tanırım. Ne mevki makam ne de başka şeyin peşindedir. AK Parti’de de verilen görevleri eksiksiz ve başarı ile yerine getirdiği için genç yaşta bakanlık koltuğuna oturmuştur. Merak edenlere bizzat söyleyeyim: Suat Kılıç’ın daha yapacak çok işi var ve böyle bir durum Ankara’da konuşulmuyor bile. O nedenle, konu kapanmıştır!

Paralimpiklere adaletsizlik yok

LONDRA’da Paralimpik Oyunları’nda Türkiye toplam 5 farklı kategoride 10 madalyanın sahibi oldu. 1 altın, 5 gümüş ve 4 bronz madalya kazandı. Dünyada tüm ülkeler içinde 43. sırada yer aldık. Olimpiyatların ilk bölümünde 2 altın 2 gümüş 1 bronz ile 32.sırada yer alsak da, Paralimpik ekibimizin aldığı daha parlak bir derece. Yani, başarı için engeller engel değil. Asıl, engelsiz olup olimpiyatlara gidip bir şey yapamamak. Bir süreden beri, madalya alan paralimpik sporcularımıza, diğer sporcuların aldığı aynı ödüllerin verilmeyeceği hatta 1/3’ünün verileceği söylentisi vardı.  Bizzat Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’a sordum. Şiddetle reddetti ve şunu söyledi:
“Kimseden farklı bir uygulama yok. Aksini düşünmek  ayıp. Aynısı verilecek. Onların mücadelesi herkese örnek olsun. 10 günden fazla Londra’da orada kaldım, hepsi ile gurur duydum.”

 

Yazının devamı...

O 11 takımı ben mi açıklayayım?

4 Eylül 2012

Hatta, içlerinde öyle isimler vardı ki, insanın “pes” diyesi geliyordu. Sonra düzeltmeler yapıldı, diye duyduk. Ama bu saate dek gelen bilgiler pek öyle değil. Süper Lig’de 11 takım ödemelerini asgari ücretten göstermeye devam ediyor.

Bahaneyi ‘yemezler’

Fair Play’de dünya klasmanında en altlarda yer alan Türkiye, herhalde bu konuda da dereceye girecek. ‘O golde hakkımız yendi’ diyerek haksızlıklara isyan ederken, astronomik ücretleri, asgari ücretten göstererek vergiden kaçırmıyor musunuz? O meşhur tabirle, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemiş olmuyor musunuz? O takımların listesi bende var. Bekleyeceğim. Geç olmadan, vakitlice gidip SGK’ya yükümlülüklerini yerine getirsinler. Ya da, “golde hakkımızı yediler” ama derken, o yetimlerin de haklarının vebalini düşünsünler. Sonra, “Biz spora hizmet ediyoruz da ondan böyle oldu” bahanelerini kimse yemez. SGK bu şikayeti, en üst düzeyde, Futbol Federasyonuna iletti. Haberiniz olsun.

‘Ölü’ teknik direktörler derneği

Bazıları, “Ne var canım, bir topun ardından bir buçuk saat 22 kişi koşuyor, bir sürü kişi de onu izliyor. Oyuna gelmeyin. Bunlar toplumu oyalama taktikleri” diye ulvi değerlendirmeler yapsa da futbol, Türkiye’nin moralinde, hatta uluslararası politikada, karşı tarafa haddini bildirmesinde hep bir psikolojik rahatlama aracı olmuştur.
Dünyada bizden başka, ‘Avrupa, Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türklerin ayak sesleri’ diye tezahürata sahip başka bir ülke olduğunu sanmıyorum. “Milletçe morale en çok sahip olmamız gereken şu günlerde bu maç hayati öneme sahip” diye kaç haber okudunuz, hatırlasanıza.

Son örnek: Kocaman

Buraya kadar tamam ama bu duygusallığımızı nasıl yeneceğiz. Fazla söze gerek yok en fazla iki müsabakada işler kötü gitmeye başladı mı, teknik direktörler için bu ülkede “Ne oluyor tamtamları” çalınmaya başlar. İşte Aykut Kocaman... Ezber bozmaya çalıştı, farklı bir şey denedi, Alex’i oynatmadı. Ama iki kötü sonuç geldi diye, “Hoca sen git, zaten Alex’i de yemiştin” tamtamları başladı.

Haklı olan ortaya çıkıyor

Aklıma geçen gün (Bin) 1000. maçına çıkan Manchester United’ın Alex Ferguson’u geldi. “Sir” unvanlı hoca tam 26 yıldır takımının başında. Baktım 1000 maçından 600’üne yakınını kazanmış. Yani çok maçı da kaybetmiş veya kazanamamış. Ama, yönetimi de, taraftarı da hocalarına, en zor zamanda sahip çıkmış ve sabredip süre vermiş.
‘E ama o böyle şu böyle. Bende de öyle futbolcular olsa ben de kalırdım” şeklinde zeka parıltısı yorumlara gerek yok. Dünya Kupası yarı finaline kalmış, 4 dünya takımının hocalarını da “senden bir şey olmaz, bitirdin bizim takımı” diye daha önceden kovma başarısı gösteren bir milletiz biz. Bu başarımıza (!) bakınca kimin haklı olduğu ortaya çıkıyor. 

Avcı’ya Allah sabır versin

O nedenle, Aykut Hoca veya diğer yerli teknik direktörler işler ters gittiğinde dayak yemediğine şükretsin. Şimdi milli maçlar geliyor. Teknik Direktör Abdullah Avcı’ya da Allah şimdiden kolaylık versin. “Sen süpersin, Hiddink neydi, Terim rezaletti” diyenler, bir anda karşısına çıkıverir eğer işler kötü giderse. Kırmızıdan sarıya geçen ışıkta sabredemeyip kornaya basan bize, 1 yıllık antrenör asırlar gibi gelmez mi?

THY’nin şımarık Rooney sıkıntısı!

Şampiyonlar Ligi’nde kuralar çekildi. Galatasaray’ın rakiplerinden biri Manchester United. Yani, THY’nin son yıllarda sponsoru olduğu Barcelona gibi diğer bir futbol devi. Ama bazı çıkmazlar kapıda gibi sanki. Bugüne dek, THY uçaklarına her binişte güvenlik kurallarını Rooney gibi şımarık ve sempatik şekilde anlatan İngiliz takımının futbolcularını izledik. Ama mesela, maç günü veya Allah korusun kötü sonuç aldığımız maç sonrası o kabinde millet ne derece o futbolcuların görüntülerini izlemek ister merak ediyorum. 
THY Basın Danışmanı Ali Genç’e sordum: “Manchester United’u taşımaya devam edeceğiz” dedi.     
Bence de taşısınlar. THY özellikle Barcelona sponsorluğunda büyük bir iş yaptı tanıtımı adına. Ama şu da bir gerçek ki, maçlar başlayınca algının yönetilmesi şart. Biri uçakta kalkıp, “siz kimden yanasınız, bu Rooney bize laf mı çarpıyor” derse, bizden günah gitti.

Yazının devamı...