"Hilal Meriç Bor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hilal Meriç Bor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hilal Meriç Bor

Hilal Meriç Bor

Pozitif Enerji Emici Vampirler!

10 Ekim 2017

 İçtiğiniz vitaminler, sağlıklı beslenme tüyoları enerjinizin yükselmesine çok yardımcı olmuyor mu? Çevrenizde sizin enerjinizden beslenen, sürekli memnuniyetsizliğini dile getirerek sizin de bu etki alanına girmenizi sağlayan enerji emiciler olabilir. Bugünkü yazımda birçok kişinin etrafında olan, olumlu duygu ve anlardan beslenen enerji vampirlerinden bahsedeceğim.

 

KİM BU ENERJİ VAMPİRLERİ?

İş yerlerinin olmazsa olmazı hiçbir şeyden mutlu olmayan iş insanlarıdır. Genellikle beyaz yakalılarda görünen bu durum dertsiz, tasasız insanı bile kısa sürede dert sahibi yapabilecek güçte negatifliği bünyelerinde barındırmalarıyla tanınır.  Bu kişileri tanımanın birkaç kolay yolu vardır. Bu kişileri kollarına, boynuna taktıkları kötü gözden  (yani kendilerinden ) koruyacağını düşündüğü nazar boncuklarından ya da  “off dün yine klimayı çok açmışlar üşüttüm, çok çalışıyorum, zaman yetmiyor, yemekler berbattı  midemi bozdum, kahveler çok sertti anksiyetem arttı” gibi her cümlelerinden tanıyabilirsiniz. Anlaması zor, çok değişik formu vardır bu kişilerin.  Her şeyden şikayet eder ancak düzeltmek adına tek bir girişimi yoktur.  Bir girdap gibi sizi mutsuzluğuna ortak etmek ister.   Negatiflin öncü savunucularından olan bu kişiler sizi severek yaptığınız işten hatta iş yerinizden soğumanıza neden olabilir.  Kısaca sorun onda değil çevresindedir. Sonuç; kendinizi birden siz de onun gibi işinizden, iş yerinizden mutsuz olduğunuzu düşündüğünüz bir yanılgının içine düşerken bulursunuz.

 

Sevgilisinden, işinden, evinden kısaca hayatından mutsuz olan, sizin mutluluğunuzla pek ilgilenmeyip daha çok çaresizliğinizin açığa vurduğu anlarınızla ilgilenen, sonsuza kadar kötü anlarınızı konuşmaya gönüllü arkadaşlarınız. Instagram’da “bestfriend” hashtagi altında toplanan bu yakın arkadaşınız farkında olarak ya da çoğunlukla olmadan sizi kendi iç huzursuzluğuna çekiyor olabilir.

 

“Her kötü şey beni buluyor, ne yapsam kimseye yaranamıyorum”

Yazının devamı...

Şiddetin Yeni Adı: Sevgisizlik Çağı

19 Eylül 2017

Şiddete maruz kalan köpek ne olduğunu anlamadan kendisine savrulan tekmelerden kaçmaya başlıyor. Sonrasında bu ikili hiçbir şey olmamış gibi gülerek yollarına devam ediyor.

Bu olaydaki tek sorum NEDEN?

NEDEN bir insan durup dururken nefretle kaldırımda uyuyan bir köpeğe tekme atar?

NEDEN yanındaki arkadaşı masum bir köpeğe tekme atmaya başlayan arkadaşına tepkisiz kalır?

NEDEN yoldan geçen diğer kişi tüm bu olanları görmezden gelir?

Gerçekten anlayamıyorum. Yerde yatan o masum köpeğe tekme atacak kadar nefreti nasıl biriktirdin kalbinde? Nasıl yaşayabiliyorsun o hisle?

Bir sözlükte bu kişinin Facebook profili paylaşılmış. Paylaşımlarına bakmak için profilini inceledim. Niyetim nasıl bir kişi olduğuyla ilgili biraz çıkarım yapabilmek, belki o kafayı bir ihtimal anlayabilmek.

Yazının devamı...

Bayram tatilinde Türkiye neden Yunanistan’ı seçti?

12 Eylül 2017

Haberi şöyle doğrulamak mümkün; Yunanistan’da arkadaşlarımla karşılaşacak kadar çok Türk vardı. Peki, daha önceden Bodrum’a, Çeşme’ye  giden bu ekip neden rotasını Yunanistan’a çevirdi?

“Çünkü..” lerini sıralamaya başlıyorum…

İlk neden olarak “ Yunanistan’da her şey çok daha ucuz!” diyeceğimi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Aslında kimse çok daha ucuz diye gitmiyor.  Bodrum’da, Çeşme’de ya da Alaçatı’da verdiği hesapla aynı tutarı ödeyecek de olsa ödediği tutara değen, daha kaliteli bir tatil yaptığını düşündüğü için gidiyor. Euro’yu TL’ye çevirdiğinizde yani hızlı bir hesap yaparak dörtle çarptığınızda hiçbir şey aslında sanıldığı kadar ucuz gelmiyor ama Çeşme ve Bodrum’a göre de çok da pahalı kaçmıyor.  

Farklılıklar yok mu? Elbette var ama olumlu anlamda.  Türkiye’de plaja girmeden otopark ücretiyle başlayan, plaja adımını atar atmaz en az 40-50 TL ‘lik şezlong ücretleriyle devam eden işletmelere Yunanistan’da rastlamak pek mümkün değil. Eğer böyle bir plaj varsa da o ücret karşılığında bir şeyler yemek ya da içmek mümkün. Yani harcama yapmaya bikinilerinizi üstünüze geçirdiğiniz an itibariyle başlamıyorsunuz.

Bir hesap geldi, ama fazla tuttuğunu mu düşünüyorsunuz? Mekanın sahipleri ya da çalışanları tarafından hırpalanma endişesi olmadan itiraz edebiliyor, gelen hesabın detayını sorabiliyorsunuz. Hesaptaki detaylar İngilizce değil de Yunanca yazdığı için zaten açıklama yapma kısmı çalışanlara garip gelmiyor. Türkiye’de hesaba itiraz edenlerin başına gelenleri yani “hesaba itiraz etti kurşunladı, dayak yedi ” gibi haberleri hatırlatmak istemiyorum. (!)

Türkiye’de makyajsız girilmeyen plajların, güneşlenirken yüzünü, sırtını sevgilisinin ismiyle boyayan, günde en az 3 farklı bikini değiştirip gün boyunca denize adım atmayan kızlarımızın, yıl boyunca yaptığı kasları herkesin gözüne sokmaya çalışan delikanlılarımızın aksine deniz, kum ve güneşin tadını doyasıya çıkarmak isteyen kişilerle tatil yapma imkanı ağır bastığı için Yunanistan tercih ediliyor.

Türk mutfağından çok uzak olmayan zengin Yunan mutfağını, birbirinden lezzetli deniz mahsullerini  çok daha ucuz demeyeceğim ama çok daha bol ve taze şekilde tatma imkanı olduğu için gidiliyor.

Yazının devamı...

Erzurum’da Bir Çocuğun Gözünden Dünya!

29 Ağustos 2017

Dilencilik yaptığı iddia edilen bir kişi Zabıta tarafından köşeye sıkıştırılarak tartaklandı. Belediyenin reddettiği bu olay   olurken 5 yaşındaki çocuk babasını korkuyla, gözyaşlarıyla izliyordu. Duruma dahil olamayan çocuğun yapabildiği tek şey “baba” diyerek ağlamak! Videoyu izlemesi, hele ki çocuğun “baba” diyerek çaresizce ağlamasını duymak hiç kolay değil, o yüzden aşağıya sadece durumu anlatan tek bir kare paylaşacağım.

Çevremde 5 yaşında çocuğu olan arkadaşlarım “hangi özel okul daha iyi, hangi oyun zeka gelişimini daha çok artırıyor” dertleri içindeyken belli ki bu aile için durum bu dertlerin çok daha ötesinde.  5 yaşında olmak arabayla, oyun hamurlarıyla, legolarla oynamak kadar renkli bir dünya değil onun için. Yaşam mücadelesini babasının yanında vermeye mecbur kalmış ya da bırakılmış.

Hayat hiçbirimiz için çok kolay değil ama bazıları için bizim hayal gücümüzün üzerinde acılarla dolu. Televizyon ekranlarından, sosyal medyada paylaşılan videolardan “ yazık, vah vah , tüh tüh” demek sarmıyor maalesef 5 yaşında alınan böylesine derin yaraları.

 

O YARALARDA BİZİM DE ETKİMİZ VAR!

Benimle ne ilgisi var? Diyenler için tek tek anlatayım durumu.

Kıyafetlerıne , konuşmasına küçümseyerek baktığınız her bakışla onların bedenlerinde çok daha derin yaralar açıyorsunuz.

Yazının devamı...

Gülecek Bir Şey Varsa Söyleyin Hep Beraber Gülelim!

15 Ağustos 2017

Sadece okul muydu bizi gülmekten alıkoyan? Hiç sanmıyorum. Aile arasında kıkırdamalar gülmeye döndü mü aile büyüklerinden biri  “ ay çok güldük, valla sonunda ağlayacağız” der, ortamın havasını adeta klima etkisiyle soğuturdu. Oysa bol kahkahanın sonunda gözden gelen her damla ruhu temizlemez miydi? Her güzel şey nazarla mı sonuçlanırdı? İyi ve kötü, güzel ve çirkin, gülmek ve ağlamak hiç mi yalnız kalmazdı?

Gülmenin bu ülkede kötü bir eylem sayılmasının nedenleri bitmedi. İslam dininin kahkahaya bakışını aşağıda Google’da çıkan ilk sonuçlarıyla paylaşıyorum.

“Tebessüm etmek, güler yüzlü olmak çok iyidir. Kahkahayla gülmek mekruhtur.”

Sadece okul, aile, din mi karşı kahkahamıza? Tabii ki hayır! Siyasetçilerimizin söylemlerini unutmayalım lütfen!

Bülent Arınç’ın Bursa Valiliğin tarafından düzenlenen bir etkinlikte şöyle bir söylemi vardı hatırlarsanız “ Erkek zampara olmayacak. Kadın da herkesin içinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak”   

Neden? Kahkaha attığımızda eşimizi aldatmış mı oluyoruz? Erkeğin zamparalığına karşı kadının kahkaha atması mı?

Oysa iletişimin en güçlü etmenlerinden biridir gülmek, psikoloji için ise en güçlü terapiler kadar kuvvetlidir kahkaha atabilmek. Bir araştırmaya göre çocuklar günde 300’ün üzerinde kahkaha atıyorken, yetişkinlerde bu sayı 17’ye düşüyormuş. Bu araştırmanın bir de Türkiye’deki ayağını yapmak lazım. Etrafınıza bir bakın. Kafede, metroda, sokakta, iş yerinde… Çevrenizde dolu dolu kahkaha atan kaç kişi var?

Peki, bir de yararlarına bakalım gülmenin…

Yazının devamı...

Sana Ait Tek Özgün Şey Parmak İzin Mi?

8 Ağustos 2017

Basında oldukça ses getiren bu kare hem görselliği hem de kareyi post ederken kullandıkları cümle nedeniyle çok etkileyiciydi. Paylaşım metni ise şöyleydi; “Güvenmek” ne derin bir kelime, aşktan öte.”  İki sevgilinin bu paylaşımına yorumum “çarpıcı” olacaktı ki Twitter’da takip ettiğim bir hesabın altına paylaşılan fotoğrafın aslı düştü.   Fotoğrafın aslı ise Twitter’daki bir kullanıcı tarafından şöyle post edildi “Kopya” ne kadar derin bir kelime fikirden öte.” @asilbaykara’nın bu paylaşımı ve metni tam da bugünkü konumun özeti niteliğinde.

Yukarıdaki ilk örneğim aslında ana konuma giriş niteliğindeydi. Özgün içeriğin ne denli önemli olduğunu anlatıp durduğum bir meslekteyken özgün görsel, özgün fikir, özgün irade her biri kendi başına ayrı bir değer.

Diğer bir örneğim ise Fahri Evcen ‘den. Yakın zamanda pişti olduğu gelinliğiyle dikkat çeken Evcen sosyal medyada artan takipçi sayısını Taylor Hill’in dikkat çeken pozlarının neredeyse aynısı olan bir çekimle Instagram’dan kutladı.

Yeni İlham Kaynağı Sakızdan Çıkan Maniler!

Ünlü bir şarkıcının hit olarak planlayıp, albüme aldığı şarkının aslında bir sakız markasının 2012 yılında piyasaya sürdüğü manisi çıktığını düşünün. Üstelik bir de bu mani CD, basın bültenleri, video klip gibi yerlerde söz&müzik olarak farklı bir isimle sunulsa. Bu durum ifşa olsa ama bu ünlü şarkıcımız tek kelime açıklama yapmasa, hala cikletten oluşma manisini söylemeye devam etse? Şarkıya imzasını veren söz yazarı da aynı şekilde hiçbir açıklama yapma zahmetinde bulunmasa?!

Sizin için bir hikaye yazdığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. İrem Derici’nin son albümünde yer alan “Tektaş” adlı şarkının bir bölümü bir sakız markasının manisinden alıntı çıktı. Geçtiğimiz haftalarda maninin yazarının tesadüfen fark etmesiyle sosyal medyada epey bir konuşuldu ama sonra sessiz sedasız sevgili ünlümüz olay çok büyümeden bu durumdan kurtuldu. Biliyorum ki bu örneğe de çok şaşırmadınız. Çünkü ben de hiç şaşırmadım!

Yazının devamı...

İlişkilerdeki Aldatıldım Ama “Keyfimiz Kaçmasın Ali Rıza Bey” Bakışı

1 Ağustos 2017

Fotoğraf çekmeyi de fotoğrafları incelemeyi de seven biri olarak bu kareler aslında beni hiç mi hiç rahatsız etmiyor.  Ama bazı ilişkiler var ki “ruhuna el fatiha” okunalı yıllar olmuş, ilişkide ihanet olayları yaşanmış, çiftlerden en az birinin uzun süreli sevgilisi var. Durum böyleyken, yani ilişki çoktan farklı gönüllere yelken açmışken bu yapay mutluluk pozlarınız kime?

Erkek Aldatıldığında Gidebilirken, Kadın Neden Kalmayı Seçiyor?

Öncelikle belirteyim, aldatılan erkek gidebiliyorsa dememin nedeni, çevremdeki örneklerde erkek daha cesurca koşar adım ilişkiden uzaklaşırken hemcinslerimin bu konuda maalesef eylemsiz kalmaları.

Her ilişki asla dışarıdan kolay kolay anlaşılamayacak  dengeler üzerine kuruludur.  Bir ilişkideki duygusal denge unsurunu bilmeden bu tür konularda fikir yürütmek olanaksız olsa da konu “aldatma” olunca zaten ilişkilerdeki “denge” unsuru yeterince sarsılmış olur. Sarsılmanın da ötesinde denge unsuru ortadan kalkar ve ilişki bir daha asla aynı olmaz diye düşünüyorum. Bir daha aynı şekilde tutamazsın o eli, o gözlere bir daha aynı şekilde bakamazsın, hep bir sorgu vardır, hep “neden” sorusu vardır kafanda. İçini kemirir nefret duygusu, kemirmekle yetinmez intikam almak ve canını yakmak istersin. Güven konusuna ise hiç girmiyorum. Hem ona hem de çevrene güven duymak zordur artık. Durum böyleyken neden kadın terk etmeyi seçmiyor, seçemiyor?

Dışarıdan baktığınızda iyi bir kariyeri olan, yani ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş, çocuğu olmayan kadınlar aldatılmanın ardından neden mutluluk pozlarıyla dolduruyor tüm sosyal medya hesabını?

Hangi Neden Aldatılma Sonrasında Terk Etmeme Nedeni Olabilir Ki?

Tanıdığım kadınların söylediği cümlelerin alt metinlerinden anladığım kadarıyla aldatılma sonrasında kadınlar savaşını hayatındaki erkeğe değil, sevgilisinin/ kocasının aldattığı kadına karşı veriyor. Full makyajlı, her an fönlü saçlarındaki pozlar erkeğinin gönlünü yeniden fethetmek için değil, rakibi olan kadına gücünü göstermek için.  Bu iyi bir neden mi? Bence hiç yeterli değil…

“Aldatılan Kadın Neden Terk Etmez ? “ e Alternatif Bakışlar…

Yazının devamı...

Ünlülerin Sosyal Medya krizlerine bir yenisi daha eklendi

29 Temmuz 2017

Geçtiğimiz günlerde en güzel örneğini Müzisyen Anne’nin oğlu Kartal’ın kalp nakli için gerekli olan miktarın toparlanmasında yaşadık. Tüm Türkiye Kartal bebek için sosyal medya üzerinden yayılan bir kampanyada tek yürek oldu ve tamamlanması çok zor gibi görünen rakamı nerdeyse bir gün bile olmadan topladı.  Bu sosyal medyanın kullanımına en olumlu örnek, ama her zaman durum böyle olmuyor.  Kriz iletişimine çok açık bu mecra özellikle ünlü isimlerin başına epey bi’ problem açabiliyor.

Peki, ünlüler sosyal medyayı doğru şekilde kullanabiliyor mu?

Cevap olarak “evet” diyebileceğimiz isimler olduğu gibi maalesef sosyal medya skandallarıyla gündeme gelen çok fazla ünlümüz de bulunuyor.  Ebru Şallı’nın Snapchat ile imtihanını yeni atlatmışken sosyal medyanın son bombası ise Twitter’a ekran görüntüleri düşen Sinan Akçıl ve fake hesabından yaptığı yorumları oldu.

Olayı kısaca anlatmak gerekirse; Sinan Akçıl, katıldığı bir programın Instagram hesabına fake profilinden yazdığını düşünerek kendi kişisel hesabından “ Sinan Akçıl sesine kıyamam aşkitom” diyerek kendine adeta övgüler yağdırdı. Tabii ki sosyal medyanın hızlı ve zeki kullanıcılarının gözünden kaçmayan bu durum, ekran görüntüleriyle birlikte sosyal medyanın en talihsiz skandalları arasına girdi.

Bu olayın bir benzerini ise hatırlarsanız Bursa Belediye başkanı Recep Altepe yaşamıştı. Kendi Twiter profilinden “ Başkanım @recepaltepe bu şehre kimin ne kadar hizmet ettiğini biz çok iyi biliyoruz …“ yazarak kendisiyle ilginç bir diyaloga girmişti.

Peki, sosyal medyada kişiyi kendisiyle diyaloga sokan, övgü bekleme isteğimiz nerden geliyor?

Yeteri kadar sevilmiyor muyuz, ilgi az mı geliyor yoksa hepsi imaj kaygısından mı?

Şimdi ben olayın psikolojik boyutunu uzmanlarına bırakarak, fake profil açıp,  eline yüzüne bulaştıran ünlülerimiz için büyük bir hizmet sunacağım.

Yazının devamı...