"Nedim Bubik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nedim Bubik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nedim Bubik

Bütün koşullara uygun mezbaha neden açılmaz

25 Şubat 2017

Ödemiş’te sorun yok

“İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Ödemiş, Kiraz, Tire, Bayındır, Selçuk, Urla, Bergama, Aliağa’daki mezbahaları AB kriterlerine uymadığı gerekçesiyle 17 Ocak’tan beri kapalı. Yalnız Aliağa’dakine geçici izin verildi. Oysa hayvancılığın başkenti kabul edilen Ödemiş’teki AB kriterlerindeki et entegre tesisi 3 yıldır açılmayı bekliyor. Önceki Belediye Başkanı Bekir Keskin, ‘Orada hiçbir sorun yok. Tesisler de belediyenin kendi arazisi içinde. Sundurmaları bile hiçbir araziye dokunmuyor. Vakit geçirilmeden tesisler açılsın. Orası AB kriterlerinde. Lisanslı sucuk imalatı için alt katta yer bile yaptık’ dedi.

Karkas ithaline gerek kalmaz
Ve Keskin’den seçmeler: ‘Hemen olmazsa bile 1 ay içinde devreye alınabilir. 250 büyükbaş, 400 küçükbaş buranın kapasitesi. Şöyle örnek vereyim. Bir gemiyle gelen hayvanı Ödemiş Et Entegre Tesisleri 1 ayda kesebiliyor. Bunun gibi birkaç tesis daha yapılsa belki de karkas et ithalatına gerek kalmayacak. İddia ediyorum Ege Bölgesi’nde Ödemiş Et Entegre Tesisi gibi bir tesis yok. Ben o tesislerin her şeyiyle bizzat ilgilendim. Eski mezbahadan buraya hiç bir şey getirmeyin her şey yeni olsun dedim.’

Yeni yönetmelik uygulandı
‘Biz orasını yaparken Tarım Bakanlığı 2012’de yönetmeliği değiştirdi. Orayı o yönetmeliğe göre yaptık. Her şeyi bakanlık tarafından onaylı o tesisin. Tarım Bakanlığı’nın yönetmeliğini, en ince ayrıntısına kadar o tesislerde uyguladık. AB standartlarında bir tesis. Üst katta bir oturma odası var. Önü cam ve mezbaha görülüyor. Hayvan sahibi üst katta çayını içerken, kendi hayvanının kesimini izleyip, hangi raylardan nereye gittiğini görebilecek.’

Sucuk imalathanesi de var
‘Sucuk ruhsatı almak çok zor. Yeni Gıda Yönetmeliği’ne göre, bir kasap kendi imkanlarıyla sucuk üretse markasını basamıyor. Bizim mezbaha yönetmelik koşullarını sağlıyor. Bodrum katında laboratuvarıyla birlikte sucuk imalathanesi var. Yani karma oranları, ne kadar yağ, ne kadar et, ne kadar baharat konulacağını sucuğun nasıl basılacağına kadar gösteren bir tesis kurduk. Orası lisanslı bir sucuk imalathanesi aynı zamanda. Biz onu da ilaveten koyduk.

Ben gurur duyuyorum
Tesisleri kurduğumuz zamanlarda, bir kasabın sucuk imalathanesi kurmasının maliyeti 400-500 bin liraydı. Biz kasaplarımızın sucuk imalathanesi kuramayacağını düşünüp, (Ödemiş’e böyle bir tesis kazandıralım) dedik ve bunu da bodrum katında gerçekleştirdik. Sadece onunla da kalmadık. Bir bölüme işkembe temizleme, bir bölüme bağırsak temizleme ünitesi kurduk. Ben o projeyle gurur duyuyorum.”
Keskin’in sözleri böyle. Peki, gerçekten bu tesis neden açılmıyor?
---------------------------------------



BAYRAKLI’DA ÖNEMLİ SAĞLIK HİZMETİ 

Tansiyon ne alemde
farkında mısınız



Tansiyon, hele yüksekse, herkesin kabusu... Peki, tansiyonun kabus haline geldiğini herkes biliyor mu? Farkında mı? İşte bir örnek. Bayraklı Belediyesi ile Hipertansiyonla Mücadele Derneği (HMD) 2014-2016 arasında bin 14 erkek, bin 349 kadınla görüşülmüş, tansiyonları ölçülmüş. Değerlendirilen 2 bin 355 kişiden (8 kişi 18 yaş altı olduğu için değerlendirme dışı tutulmuş) 976’sı yüksek tansiyonlu, bin 379’u normal bulunmuş. İşin ilginç yanı, o 976 kişinin 280’i, yani yüzde 28.7’si bu ölçümler sırasında yüksek tansiyonlu olduğunu öğrenmiş. Bu da tansiyon hastası olan kişiler içerisinde 3- 4 kişiden birinin bunun farkında olmadığını gösteriyor.

Bayraklı iyi durumda
HMD Derneği Başkanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, Bayraklı’da hipertansiyon konusunda farkındalık oranının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu söylemiş:
“Bayraklı bu konuda iyi. Bunun da sağlık evleri sayısının yüksek olmasından kaynaklandığını düşünüyoruz. Sağlık evleri tansiyon konusunda vatandaşı bilinçlendirmiş. Ancak yüksek tansiyon hastası olanlar tedaviyi önemsemiyor. 50 yaşında birinin hipertansiyona yakalanma ihtimali yüzde 50. Yaş arttıkça bu oran da artıyor. Aslında bu yaşlanmanın kaçınılmaz neticesi. Herkesin, ‘Yüksek tansiyon ben de var mı’ diyerek tansiyonun belli periyodlarla takip etmesi gerekiyor.”
Vatandaş ölçtürebilir
Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ da, “Sağlık evlerimiz aracılığı ile hipertansiyon konusunda farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Bu konuda başarılı olduğumuzu görmek bizleri oldukça mutlu etti. Vatandaşlar sağlık evlerimizde tansiyonlarını ölçtürebilir. Arkadaşlarımız her zaman yardımcı olacaktır. Tansiyon konusunu önemsiyoruz” demiş.
Bu haberi, gözden kaçıranlar için yineliyorum. Bence iyi bir hizmet. Ne dersiniz?
---------------------------------------------

YİNE BİR ÖNEMLİ DUYURU

MEMLEKETİ ELAZIĞ BASKİL DOĞANCIK’TA KURULUYOR
Şehit Fethi Sekin Kütüphanesi
için kitap bağışına devam

İzmir Adliyesi’ne 5 Ocak’ta yapılan hain saldırıda canını feda ederek, yüzlerce insanın hayatını kurtararak şehit olan polis memuru Fethi Sekin adına memleketi Elazığ Baskil ilçesi, Doğancık Köyü’nde, “Atatürk Çocukları Şehit Polis Fethi Sekin Kütüphanesi” kuruluyor. 25 Mart’ta açılacak kütüphanede başta Atatürk’le ilgili olanlar, yerli ve yabancı yazarların romanları, araştırma – inceleme, çocuk, kişisel gelişim, sağlık kitapları, edebiyat – sanat, Atlas dergileri yer alacak... Kitaplar 15 Mart’ta yola çıkıyor.
Fethi Sekin ve diğer Atatürk kütüphaneleri için kitap bağışları için lütfen arayınız
HABER HÜRRİYETİ – İbrahim Irmak: 0533 414 24 57- Mesut Tim : 0533 030 91 00

11 / 2 Sokak No: 18 / A Üçkuyular – KARABAĞLAR/- İZMİR
--------------------------------------------

BİR ALINTI
Engin Yavuz’dan
Hangisi daha çok can yakar? Bir şeyi söyleyip, keşke söylemeseydim demek mi? Yoksa bir şey söylemeyip keşke söyleyebilseydim demek mi? (Halk deyişi)

Yazının devamı...

Projede yılın hedefi 5 bin ‘enerji avcısı’

21 Şubat 2017

OKULLARA GİDİLİYOR

GDZ Elektrik Dağıtım, geçen yıl düzenlediği ve 2 bin öğrenciye ulaştığı Enerji Avcıları Projesi’nin ikinci aşamasını başlatıyor. İzmir ve Manisa’da 47 ilçedeki okullara gidilecek, çocuklara enerjinin nasıl verimli kullanılacağı anlatılacak. Çocuklarla sınırlı kalmayan projeye okul yöneticileri, öğretmenler, aileler dahil ediliyor. Çocukların nasıl birer enerji avcısına dönüştüğü yıl boyu izleniyor.


EN AZ 5 YIL SÜRECEK
GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürü Metin Demirdağ, “Bu projeyi en az 5 yıl sürdürmeyi hedefliyoruz. Her yıl aldığımız geri bildirimlerle içeriği zenginleştiriyoruz. İzmir, Manisa valilikleri ve il milli eğitim müdürlüklerinin tam desteğiyle bu yıl bölgemizdeki 47 ilçede en az 5 bin öğrenciye ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.


ÇOCUKLARA SORUMLULUK
Demirdağ, projeyle ilgili bilgi verdi: “Çocukları bu sorumluluğun bir parçası haline getiriyoruz. Burada okullara, idarecilere, öğretmenlere ve ailelere de önemli rol düşüyor. Gittiğimiz her okulda enerjinin verimli kullanılıp kullanılmadığını ölçüyoruz. Okul yöneticileriyle anket yapıyoruz. Öğrencilere sunum öncesi ve sonrasında sorular yöneltip, yaptıklarımızın etkisini ölçüyoruz. Çocuklara günün sonunda enerji puan kartları dağıtıyoruz. Bir ay sonra puan kartlarını toplayıp, nerelerde ne kadar tasarruf yapmaya gayret ettiklerini izliyoruz. Çocukların ‘enerji avcılığı’ macerasını öğretmenler ve ailelerin kontrol etmesini sağlıyoruz. Bu kontroller büyüklerimizin de yanlış alışkanlıklarını değiştirmesini sağlıyor. Amacımız, enerjinin değerini bilen, tasarrufu hedefleyen nesiller yetiştirmek.”





Muhtarları dinliyoruz

GDZ Elektrik Dağıtım, ilçelerde “Muhtarlarımızı dinliyoruz” toplantılarına başladı. Muhtarlar, bölgelerindeki yakınmalarını iletirken, çalışmalarla ilgili bilgilendiriliyor. GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürü Metin Demirdağ, “Amaç, görev bölgelerindeki sorunları en iyi bilen kişiler olan muhtarlarımızı dinleyerek, çözüm üretmek. Mahallelerin sorunlarını çözersek şehirlerde sorunlar son bulur” diyor.
ARAYAN BEKLETİLMİYOR
Çağrı merkezinde muhtarlara öncelik tanındığını da vurguluyor Demirdağ: “Hizmet bölgemizdeki tüm muhtarlarımızın telefon numaraları (cep, ofis, ev) sisteme tanımlandı. Bu sayede çağrı merkezimizi arayan muhtarlar bekletilmeden müşteri temsilcisine ulaşabiliyor.”

-----


BİR SORUMLU GÖRÜŞÜ

Otizmin bana göre tanımı

OTİZM, bireyi ve ailesini uzun ve zorluklarla dolu mücadele içine sokan, bireyin olumsuz tutum ve davranışlarının hafifletilmesi ya da tümden yok edilmesi.. Bireyin gelişiminin sağlanması, toplumun tüm unsurlarıyla disiplinler arası işbirliğini sorunlu kılan nöro gelişimsel farklılıktır.


TOPLUMUN ÖZÜR BORCU VAR
Halen otizmin sebebi bilinmemesine rağmen, son yıllarda beslenme ve çevresel etkenlerin de rol aldığı görüşü bilim insanlarınca dile getirilmeye başlamıştır. O halde otizmli bireye, GDO’lu tohum kullanıp ekili alanlarını kimyasallarla ilaçlayan çiftçiden başlayarak, gıdaların midemize ulaşıncaya kadarki süreçte görev alan tüm firma ve şahısların, çevreyi kirleten imalathanelere kadar, toplumun tamamının bir özür borcu var.


DÜZELTİLME İMKANI BÜYÜK
Aslında, otizmlinin gelişimi için duyduğu ihtiyaçlar da adeta sorumlu olan herkesi “bozduğunuz gibi düzeltin” dercesine tekrar işin içine çekmek istiyor. Yani otizm öyle bir farklı gelişim şeklidir ki, bir çok otizmlinin hayat çizgisi büyük oranda düzeltilme imkanı var. Ancak otizmli için bu şans, sokaktaki insandan başlayarak herkesin ilgisi, desteğinin yanı sıra, eğitmenler ve eğitim süreçleri birincil önemde olup disiplinler arası işbirliği de şarttır.


AİLEYE VİCDANSIZLIK OLUR
Diğer yandan hiçbir ilacı ya da operasyonel bir tedavi şekli olmayan otizmin bugün için bilinen, onu geliştiren tedaviye yönelik tek yöntem özel eğitim, uzman desteği ile akademik eğitim ve hayat içinde her ortamda fırsat eğitimleridir. İşte toplumun birlikte yarattığı otizmli bireyin, sorumluluğu tek başına aileye yüklenir ve bir de “bu senin genetik altyapının bir sonucudur, git kendi çareni kendin bul” derse bu vicdansızlık olacağı gibi insan ve engelli haklarının da ihlali sonucunu doğuracaktır.


Elbette bu temel hakları kollayan yasalarımız ve ceza kanunlarımız var. Zaman zaman bu kanunları kullanma durumunda kalıyoruz. Keşke toplumun bilinç düzeyi yüksek olsa, otizmlilerin ve ailelerinin süreçlerine kendiliklerinden destek olsalar. Ama maalesef otizmlilerin ilk destek alacakları, bir anlamda tedavilerini yapan uzman sayabileceğimiz öğretmenlerimizden dahi, otizmli öğrencilerine ve ailelerine karşı olumsuz tutum görebiliyoruz. Oysa aynı öğretmenimiz bir hastanede sağlık hizmetini eksik aldığı için şikayetçi olabiliyor.


KİŞİDEN KAYNAKLI ZORLUKLAR
Yani evlatlarımız ve aileleri zaten otizmin yarattığı sorunları yaşıyorken bir yandan da sağlık, sosyal yaşama katılım ve eğitim başta olmak üzere bir çok alanda şahıslardan kaynaklanan zorluklarla karşılaşıyoruz. Özellikle, otizmli öğrenciyi okula kayıt etmek istemeyen idare, sınıfında olmasını istemeyen öğretmen, farklılıkları ile dalga geçen hatta şiddet uygulayan sınıf arkadaşları, çocukları ile aynı sınıfta bir otizmli öğrenci istemeyen veliler sıklıkla karşılaştığımız durumlardır.


ÖRNEKLER HER OKULDA ÇOĞALSIN
Yaygın olarak devam eden bu olumsuz davranışlar dışında, ender de olsa da bazı güzel örnekler otizmli bireyin toplumsal hayata katılımını kolaylaştırıyor, hem de emsal oluşturarak önyargıların yok olmasına sebep olabiliyor. Bu nedenle, İzmir Karşıyaka’da bir okuldaki Ziya Öğretmen ve özel öğrencisi Sarp’ın hikayesi bizlere büyük bir mutluluk verdi. Bu iyi örneklerin her okulda olabilmesi, otizmli bireyler ve aileleri için yeni yollar ve umutlara vesile olmasını temenni ediyoruz.


Ergin GÜNGÖR
(ODER) Otizm Derneği Başkanı- (ODFED) Otizm Dernekleri Federasyonu Başkanı

-----


KARŞIYAKA MİLLİ EĞİTİM’DEN

Özel eğitim gereken
çocuklara özel proje

ÖZEL eğitim gerekenlerin yaşamını kolaylaştırmak, daha sağlıklı eğitim görmelerini sağlamak amacıyla Karşıyaka İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa İslamoğlu başkanlığında, Özel Eğitim Şube Müdürü Hasan Ayar sorumluluğunda, Atatürk İlkokulu Müdürü Ender Önder Feroğlu koordinatörlüğünde, ‘Özel Eğitim Çalışma Grubu’ oluşturuldu. Feroğlu, grubun amaçlarını şöyle özetliyor:


SOSYAL UYUM VE İLETİŞİM
* Nitelikli özel eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması. * Eğitim - öğretim ortamlarının gerekli fiziki değişiklikler yapılarak, ihtiyacı olan materyal ve teknolojik imkanlarla donatılması. * Yapılacak olan eğitimler, değişimler ve fiziksel ortam düzenlemeleri sonucunda farklı gelişen bu bireylerin; bağımsız yaşam becerilerini kazanarak kendi kendine yetecek hale gelebilmeleri, toplum içinde etkin rol alarak, sosyal ve duygusal gelişimlerini gerçekleştirebilmeleri, problem çözme, sosyal uyum ve iletişim becerilerini kazanarak toplumla bütünleşmelerini sağlamada rol almaları.


SIRADA BİR ÇOK ETKİNLİK VAR
Özel gereksinimli çocukların hedef alındığı projeyle ilgili, “Otizm Eylem Planı”, “Engelli Hakları” gibi bir dizi toplantı yapıldı. Öğretmenlere de, “Kaynaştırma öğrencilerinde uygulanan metotlar” konferansı verildi. Mayıs ayı sonuna kadar sürecek projede üniversitelerle işbirliği yaparak aile ve eğitimcilerin eğitilmesine yönelik seminerler, spor yarışmaları, bahar şenlikleri konserler gibi bir çok etkinlik planlandı.

-----


12 AYLIK EĞİTİM

36 engelliye
meslek fırsatı

BUCA Belediyesi’nin Çamlıkule Pırlanta Merkezi’nde kurulan Konak Rotary Engelsiz Mesleki Eğitim Merkezi’nde, ilçede yaşayan bedensel engelli bireylere yönelik mesleki eğitimler verilecek. 12 aylık proje süresince 36 engelliye web tasarımı ve masaüstü yayıncılık eğitim programı açılacak. Buca Halk Eğitim Merkezi’nin vereceği eğitim, 1 Mart’ta başlayacak bilgisayar kullanmayı bilen, her bedensel engelli başvurabilecek. Meslek kurslarını başarı ile tamamlayanlara sertifika verilecek ve İŞKUR’a kayıtları yapılacak. Başvuru ve detaylı bilgi için www.kremem.org web sitesi izlenebilir.
Konak Rotary Kulübü İrtibat kurulacaklar için: Buca Engelliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Harun Kara Tel: (0506) 959 16 97

Yazının devamı...

Bir ibret ve ders öyküsü

18 Şubat 2017

Daha doğrusu öykünün kahramanlarından öğretmen Ziya Kanya, yaşanmışı ve yaşananları gayet güzel anlatıyor. Öykünün diğer ve önemli kahramanı da öğrenci Sarp... Bu öykü herkese ders olmalı. Çünkü, Sarp çok özel bir çocuk, otizmli... Ve, normal bir sınıfta öğrenim görüyor. Arkadaşları onun için adeta tek yürek olmuş. İşte o öykü...

 

ÖĞRETMENİN KALEMİNDEN

Anlama, tanıma ve mutluluk

KASIM ayı ortalarıydı sanırım. Sınıfın kapısı açıldı, müdür yardımcımız Gülhan Hanım: ‘Sınıfınıza yeni bir öğrenci geliyor. Otizmli.’
‘Buyursun’ dedim.
Arkasından Sarp’ın annesi Nihal Hanım. Tanışma faslından sonra aramızda şöyle bir diyalog gelişti:
Ben: Okul başlayalı iki ay olmuş, neden bu saatte okul değiştirme ihtiyacı duydunuz?
Nihal Hanım: Bulunduğumuz sınıfta uyum sağlayamadık. Sarp’ın davranışında olumsuzluklar olduğunu, bu nedenle okul değiştirmenin yararlı olacağını düşündük.


BENDEN MUCİZE BEKLEMEYİN
Ben: Benden bir mucize beklemeyin. Bu konuya dair bilgilerim sınırlı, ayrıca başka bir otizmli öğrencide başarısız oldum. Öğrenciyi sınıfa alıştıramadık. Çocuk şu anda OÇEM sınıfına alındı.
Nihal Hanım’ın yüzünde bir hüzün ve arkasından yüzündeki tebessüm ve umudun yok olduğu o kadar net göründü ki, kaygıyla şu cümleyi söyledi:
- O zaman Karşıyaka’nın bütün okullarını dolaşırız.
Hemen yıktığım umutları toparlamak için:
- Fakat bu konuda elimden geleni yapacağıma inanabilirsiniz. (Yaşadığım olumsuzluklar önyargılı davranmamı sağlamış, kaygımı dışa vurmuştum.)


İLK GÜNLERDE OLUMSUZ DAVRANIŞLAR
Bunun üzerine Nihal Hanım’ın yüzünde umudun tekrar görünür olduğunu fark ettim. Sonraki gün Sarp sınıfta. En ön sırada yerine oturdu. Sınıf arkadaşları ile tanışmaya başladı.
Bu arada Sarp’ın annesi, meslektaşım ve başka bir okulda rehber öğretmen. Nihal Hanım hem beni, hem velilerimi, hem de öğrencilerime konuya ilişkin neler yapmamız gerektiği konusunda muazzam bir işbirliği yapıyor, bana ve öğrencilerime sık sık bilgi veriyordu.
İlk günlerde Sarp elindeki nesnelerle (su kabı, kitap veya defterle) arkadaşlarına vuruyor, yerinde oturmuyor, çeşitli sesler çıkarıyor, yere yatıyordu. Bu davranışları yapmaması için uyarıyor, zararsız olanları görmezden geliyordum.


SINIF TEK YÜREK OLDU
Bir anekdot: Sarp’ın annesi öğrencilerime şöyle bir bilgi vermişti. Sarp yere yatarsa siz arkanızı dönün. Günlerden bir gün tahtada yazı yazarken döndüğümde bütün öğrencilerimin arkalarını döndüklerini gördüm. Sarp ise yere yatmıştı. Ben de çocuklarımın bu davranışına uyarak Sarp’a arkamı döndüm. Çok kısa süre sonra Sarp’ın yerden kalkıp sırasına oturduğunu hayretler içinde gözlemledik, arkasından alkış tufanı. 1-D sınıfı tek yürek olmuştuk.
Bu süreçte zaman zaman umutsuzluğa kapıldığımı belirtmek isterim. Ancak hem öğrencilerimden, hem velilerimden aldığım destek ve işbirliği ve de en önemlisi Sarp’ta gördüğüm olumlu gelişmeler umutsuzluğumu umuda dönüştürdü.


KAYGILAR ORTADAN KALKTI
Günler haftaları, haftalar ayları derken biz sınıf olarak Sarp’a, o da bize alıştı. Kendimin, velilerimin ve öğrencilerimin bütün kaygıları ortadan kalktı, uyumlu, sevimli ve okumayı öğrenerek karnesini alarak birinci dönemi tamamladık.
Bu süreçte yaşadığımız anekdotlardan bir kaçını örnek olması açısından paylaşmak istiyorum.
Sınıfta ilk günlerimiz birbirimizi tanıma hamleleriyle geçti. Her yeni günde farklı yanlarımızı tanıdık. Sınıfta neler yapmamız gerektiği hakkında sınırlarımızı belirledik. İlk bir aylık süreyi geride bıraktığımızda, sınıf Sarp’ı, o da sınıfı ve öğretmenini sevdi.
Bu arada, Sarp tahtaya yazılan tüm metinleri okuyor. Tahtada okumaya çalışan arkadaşlarına yardımcı oluyor, noktası unutulan harfleri tamamlayarak şaşırtıyordu bizleri. Zira normalde dersi izlemiyor gibi görünüyordu.


SEVGİ VE GÜVEN KAZANDI
Her geçen gün arkadaşlarının sevgisini ve güvenini kazanmayı başardı. Çok sevdiği arkadaşları oldu. Sınıfa girdiğinde bakışları sevdiği arkadaşlarını arar, yanına gider sevgiyle sarılır, öper, yerine geçer oturur. Bir miktar dinlenir ve beslenme çantasından muzunu çıkarır ve yemeye başlar. Şaşırtıcı oranda gözlem yapar ve uygular. Bir gün taşmak üzere olan çöp kovasını ayağımla bastırarak çöplerin sıkışmasını sağladım. Yine bir gün sınıfın zemininde oluşan bir lekeyi silmek için ıslak mendili ayağımla silip çöpe kutusuna kadar sürerek çöpe attım. Sarp yaptığım bu iki davranışı o kadar güzel gözlemlemiş ki, her gün bir kaç kez çöp kovasına ayağıyla basarak çöpleri bastırıyor, ıslak mendille ellerini siler, ıslak mendili zemine bırakır ayağıyla zemini silip çöp kutusuna atıyor.


MESLEK HAYATIM EKSİK OLURDU
Son olarak belirtmek isterim ki, Sarp’ı tanımasaydım meslek hayatımın bir yönünü eksik bırakacaktım. Bu alana ilişkin çeşitli eğitim ve seminer çalışmalarına katıldım, faydalı bilgi edindim ancak hiç biri Sarp’ın öğrettiği kadar öğretici ve etkili olmadı.
Başka bir yargımı daha paylaşmak isterim. Otizmli çocukların normal sınıflarda akranlarıyla aynı ortamda olmalarının sayısız yararları olduğunu düşünüyorum. Bu uygulamayı ilk duyduğumda tereddütle karşılamıştım. Ama şimdi Sarp düzeyindeki çocukların bu uygulamadan sayısız yarar göreceğine inanıyorum. Ayrıca diğer öğrenciler açısından da inanılmaz faydalı olduğunu düşünüyorum.
Ziya KANYA
Ankara İlkokulu 1-D Sınıfı Öğretmeni

SALI GÜNÜ: ODER VE ODFED BAŞKANI VE MİLLİ EĞİTİM’İN YAPTIKLARI

-----

SÖZ
SİZİN

Mithatpaşa’da
trafik karmaşası

BİR konuyu aktarmak istiyorum: Mithatpaşa Caddesi’ndeki trafik karmaşası. Cadde boyunca, park edilmez hatta durulmaz diye trafik işaretleri bulunmasına karşın, sürekli park edilip, araçlar kilitlenerek bırakılıyor. Zaman zaman da cadde üzerine iki sıralı park edilerek trafik tam bir kargaşaya dönüşüyor. Bu cadde üzerinde yer alan bazı apartmanların bahçeleri park yeri haline getirilmiştir. Ancak, sorumsuzca arabalarını park edip giden sürücüler nedeniyle, park yerlerinden çıkmak ya da park yerlerine girmek büyük sorun yaratıyor. Park yerlerine giremeyen araçlar, park eden sürücüyü beklerken de trafik iyice tıkanıyor ya da acil bir işi olan sürücü park yerinden caddeye çıkamıyor. Bazen de kötü tartışmalar olabiliyor.


YETKİLİLERE BİLDİRDİK AMA...
Bu durumu tam olarak izleyebilmeniz için, lütfen, gün içinde, örneğin Vali Konağı’ndan Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi’ne, önce Mithatpaşa Caddesi’nin deniz tarafından, dönüşünüzde de aynı güzergâhı kara tarafından (Adnan Saygun - Vali Konağı istikametinde) yürüyerek geçmeniz yeterli olacaktır. Konuyu, telefonla 155’e e-mail yolu ile trafiğe ve caddeden geçen trafik yetkililerine bildirmemize karşın, hiç bir düzelme olmadı. Evimizin otoparkına istediğimiz zaman ve kolaylıkla ne girebiliyoruz ne de çıkabiliyoruz. Artık, Mithatpaşa Caddesi’nde gidiş - geliş büyük zorluklarla olmaktadır. Son çare olarak konuyu size yansıtmaktayız.
Prof. Dr. Nafiz DELEN

----

Yaban domuzları
kabusumuz oldu

BİZ Küçükbahçe-Salman (Karaburun-İzmir) köylerinin mandalina üreticileriyiz. Mandalina ürününün çok ucuza gitmesi bir yana, bir de yaban domuzu belası var. Bu hayvanlar tarlalarımıza zarar veriyor. Şöyle ki, çok güçlü burunlarıyla ağaçların dibini kazmakta, saçaklarına zarar vermekteler. Damlama borularını koparmakta, ağaçları susuz bırakmaktalar. Enginarları ise dibinden sökmekteler. Bunca avcılarımız var. Ne olur bizlere bir yardım. Bizim cennet doğamıza kadar ulaşıp bir sürek avı düzenleseler ne iyi olurdu.
Köylüler adına Serol ÖMERLER

----

BİR ALINTI

Naciye Ölçüm’den
İnsanlara teşekkür edin, rica edin, ‘iyi günler’ deyin, gülümseyin. Hepsi bedava ve insanca.

Yazının devamı...

Havamız nasıl

14 Şubat 2017

Geçen Aralık başında çıkan haberler de bu kanımı destekliyordu, ben de konuyu dile getirmiştim. Çünkü kirliliğin, sağlıksız havanın bir alt kademesi olan ‘hassas’ düzeyde olduğu iletilmişti. Mevzuat gereği metreküp başına hava kirletici partikül maddenin en fazla 90 olması gerekiyormuş. Ve bu miktar Güzelyalı’da 265, Gaziemir’de 263, Bayraklı’da 261, Şirinyer’de 208’di.

Temiz yakıt kullanılmıyor
Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Selahattin Varan, kirliliğin ısınma için kullanılan yakıtların kalitesizliğinden kaynaklandığını vurgulamış, “İzmir’in en büyük sorunlarından birisi, doğalgaz gibi temiz yakıt kullanılmıyor. Sebebi, İzmir’deki yoğun gecekondulaşma. Bu yapıların kentsel dönüşümle yenilenmemesi neticesinde her kış bu tür sıkıntıları yaşıyoruz. Bakanlık olarak temiz yakıt konusunda kararlar aldık. Biri doğalgaza geçilmesi konusu. Diğeri ise kömürün kalitesi. 2017’de temiz hava ve ölçüm istasyonlarının hizmete girmesiyle hava kalitesini online izleme fırsatımız olacak” demişti.

Sanayinin de payı önemli
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Halil Kınay da Aliağa’daki ağır sanayi tesislerinden kaynaklı hava kirliliğinin yıl boyunca sürdüğünü, kışın ısınma kaynaklı kirlenme de eklendiğinde sorunun büyüdüğünü söylemiş, şöyle demişti:
“Kent içerisindeki ve çevresindeki sanayi tesisleri, taş ocaklarıyla ilgili sorunu çözmeden doğalgaz ve daha az kirletici yakıt kullanımının teşvik edildiği önlemler kalıcı olmaktan uzak. Üstelik kentin farklı ve gelir seviyesi düşük bölgelerinde kullanılan yakıtlarla ilgili sorunun sosyal boyutunun da çözülmesi gerekiyor.”



Asbest var mı, yok mu

Bu gelişmeler sürerken CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan önemli bir konuyu TBMM’ye taşıdı. Bakan, Fransa ve Malta’nın tehlikeli madde içerdiği gerekçesiyle sökümünü kabul etmediği bir geminin adı değiştirilerek Aliağa’ya getirildiğini anımsattı. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün ‘tehlikeli madde olmadığı’ raporu verdiği geminin, çevrecilerin açtığı yürütmeyi durdurma davasına karşın söküldüğü iddialarını da anımsatan Bakan, Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneği’nin (GEMİSANDER) zehirli asbest miktarını 405 kilogram olarak açıkladığını bildirdi.

Vatandaşlar tedirgin
“İlgili zehirli maddenin havaya karışması halinde insanların akciğer ya da gırtlak kanseri olma riski altında olduğu söyleniyor. Zehirli atıkların akıbeti hakkındaki şüpheler nedeniyle gemi söküm bölgesinde yaşayan insanlar başta olmak üzere tüm İzmirli vatandaşlar tedirgin” diyen Bakan, TBMM Başkanlığı’na verdiği önergede, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’ye şu soruları sordu:
“Geminin sökümü tamamlanmış mıdır? Tamamlandıysa veya devam etmekteyse, geminin sökümünde zehirli maddeler nasıl tespit edilmektedir? Zehirli maddelerin arındırılması nasıl, hangi sıklıkta ve ne süreyle yapılmıştır? Atıklar hangi yöntemlerle nasıl ve ne sıklıkla bertaraf edilmektedir? Söküm esnasında 405 kilogram asbest çıkmışsa gemide zehirli madde olmadığına ilişkin rapor kim tarafından nasıl verilmiştir?”
Son günlerdeki rüzgar ve yağışın havayı temizlediğini umuyorum ve doğal olarak yürekten diliyorum.


Yanıt bekleyen
sorular yeniden

Murat Bakan sorularına yanıt aldı mı bilmiyorum. Ben de hava kirliliği konusundaki yazımda, etkililere, yetkililere sorular yöneltmiştim, yineliyorum:
* İzmir’de bir zamanlar kömür depoları, satıcıları sıkı denetlenirdi. Şimdi de sıkı denetim var mı?
* Denetim konusunda yetki karmaşası var mıdır? Belediyeler bu konuda devre dışında mıdır, sorumlu mudur?
* İzmir’de gecekonduların tümü kentsel dönüşümle yenilenene kadar hava kirliliği sürecek mi?
* Sözü edilen istasyonlar kurulup, hava kalitesi online izlendiğinde ne olacak? Havayı kirletenler belirlenip cezalandırılacak mı? Hava kalitesinin kötü olduğu belirlenince ne yapılacak?
* Düşük gelir düzeyindeki ailelere bir zamanlar torbalarla kömür yardımı yapılırdı. Bu yardım sürüyor mu? Sürüyorsa, kömürün kalitesi nasıldır?
* Başta Aliağa’dakiler olmak üzere, sanayi kuruluşları, hava kirliliği açısından denetleniyor mu?
* Hava kirliliği ölçümleri sık sık yapılarak, sonuçları vatandaşla paylaşılacak mı?
* Değerler sağlığı tehdit edici boyuta ulaştığında, vatandaş uyarılacak mı? (Maske takın, dışarı çıkmamaya çalışın gibi...)
* Şimdiki değerlerin sağlığa olumsuz etkisi ne boyuttadır?
Rahat soluk almak için etkili ve yetkililerden yanıt bekliyoruz. CHP’li Bakan’ın önergesine verilecek yanıtı da merak ediyorum.

------------------------------------------------

SÖZ SİZİN

KENT ORMANI GÖRÜŞLERİ
Tebrik etmek gerekir

Hürriyet Ege ekindeki yazınızda İzmir Kent Ormanı kenarına çekilen çitten bahsetmiş ve gerekçenin ormanı mangalcılardan korumak olduğunu belirtmişsiniz. Yazınızın genelinde yapılan açıklamayı kuşkuyla karşıladığınızı anlıyorum. Ben geçen hafta yürüyüş yaparken o garabet yapıyı fark etmiş, amacının ne olduğunu çok merak etmiştim. Şimdi içim rahat etti. Sahile tek giriş noktası olan kent ormanı giriş kapılarından giren mangalcı vatandaş çitten atlayarak sahil tarafına geçecek ama tekrar kent ormanına dönemeyecek. Tebrik etmek gerekir. Başka ne denebilir ki.

Yücel Arısoy
-------------------

Çit olumlu olmuştur
Öncelikle kent ormanına değinmiş olmanıza her gün yürüyüş yapan ve de iyi havalarda bir iki saat güneşlenen bir aile olarak teşekkür ederiz. Zira bu değeri kaybetmemek gerekir. Yazınızdaki konulara gelince: Hurda yolcu gemisinin çekilmesi çok iyi oldu.

Denize çöp atılmasın
Tel sete gelince: Yönetim haklı. Özellikle hafta sonlarında 2000-3000 kişi buraya gelmekte ve bunların çoğunluğu da mangalıyla gelmektedir. Nedense temiz hava veya spor yerine öncelik yemeğe verilmektedir. Mangal yakma ayrı bir faciadır. Her yerden her çeşitten kokuların ve de dumanın gelmesi ihtimal dahilindedir. Bu sebeple çit olumlu olmuştur.
Ancak çite her 25-50 metrede bir çıkış verilmesi gerekir. Zira hastalanan olabilir veya WC’lere gitmek isteyenler bulunabilir. Çit ile deniz arasına mutlaka sabit ocaklar yapılmalı, ayrıca musluk ve lavabo da bulunmalı. Çöpler için de bir sistem düşünülmeli ki denize atılmasın.

Tuvalet eleştirisi
Bu günlerde kent ormanına dikilen yeni ağaçlar için yönetime teşekkür etmek isterim. Ayrıca ekli fotoğraflarını gönderdiğim oturma düzenleri de çok şık oldu. Ihlamur parselinin içindeki WC’nin kadın tarafının sadece yaz aylarında ve sadece hafta sonu açılmasını ise anlamam mümkün değil.

Bisiklet alınamıyor
Aşağıda bazı uyarı levhaları var. Bunlardaki ünlem işareti kullanılmasının ne derece doğru olduğu tartışılmalıdır ve en azından edebiyat öğretmenlerine sorulabilir. En alttaki fotoğrafta bisiklet almak isteyen var ama alamıyor.
Gürbüz Yörük (Emekli Öğretmen)

-------------------

SEVGİLİLER GÜNÜ
Sevginiz, aşkınız elbette yalnızca bugüne sığmasın, taşsın. Her gün sevgili olun, aşık olun… Ama illa da bugün sevginizi dile getirmek, aşkınızı bağırmak isterseniz, diyecek bir şey yok. Tüm sevgililere kutlu olsun. (Bu da benden)
-------------------------------------

VE BİR ALINTI
Engin Yavuz’dan
Birlikte hiç gülmediğin birini gerçekten sevemezsin. (DOSTOYEVSKİ)

Yazının devamı...

Görüntüye bak yorumunu yap

11 Şubat 2017

Söz ediyorum, çünkü zarar görmesini istemiyorum. İlk olarak İnciraltı 2’nci Nesil Toprak Sahipleri Platformu ile Karşıyaka Birliği Dernekler Federasyonu’nun İzmir Körfez Geçiş Projesi’ne destek verdiğini anımsatarak, “Proje ne olur bilemem ama o ormana dikkat” demiştim. Sonra da Platform Başkanı Tayfun Karabulut’un, ormana zarar verilmemesi gerektiğini de içeren mektubuna yer vermiştim. Bugün yine o orman var gündemde. Neden mi? Hemen iletiyorum...

TERK EDİLMİŞ TEKNE GİTTİ
Bu görüntüler geçen pazar gününden. İlki, İnciraltı Kent Ormanı’na Engelliler Hizmet Merkezi tarafından girdikten hemen sonra, kıyıya yakın duran terk edilmiş bir tekne. Bir dönem bu tekne kıyıya iyice yanaştırılmış, Orman’a gelenlere buradan tost, meşrubat falan satılmaya başlanmıştı.
SOKAKTAKİ HURDA GİBİYDİ
Doğal olarak bu izinsiz girişim bir süre sonra durdurulmuştu. Ama tekne kendi haline başıboş, kıyıya yakın bırakıldı. Bana göre sokaklara bırakılan hurda araçlardan farksızdı. Şöyle demiştim kendi kendime: “Bu tekneye hangi etkili, yetkili karışır? Yoksa Orman’a gelip piknik yapanlar meraklı meraklı baksınlar diye mi bırakıldı? Ya da çok önemli bir amaçla burada tutuluyor da benim aklım mı ermiyor?” Çok şükür tekne hafta içinde çekildi.



TEL ÇİTLE SET ÇEKİLİYOR
Ve diğer görüntü. İnciraltı Kent Ormanı’nda kıyıya yakın bir yol vardır. Genelde yürüyüşe, spora gelenler kullanır. Bir süre önce bu yola pembeye çalan renkte bir malzeme serildi. Sonra da yolun kenarına alçak bir duvar yapıldı, Sonra da üzerine çit çekildi. Bir anlamda sahille Orman’ın arasına set oluştu. Efendim, Kent Ormanı’na gidenler bilir.
MANGALCILAR SAHİLE
Özellikle hafta sonu ve tatil günleri, uyarıcı levhalar olmasına karşın, mangal yakarak piknikten hoşlananlar yayılır sağa sola. Şimdi piknikçiler, yani mangalcılar, bu çitin sahil tarafına toplanacakmış. Yani Orman’a yayılmaları önlenecekmiş. Ben fazla bir şey söylemeyeceğim. Dedim ya, geçen pazar günü çitin görüntüsü böyleydi. Söz sizin, ne dersiniz?

-----

SÖZ
SİZİN

HASTANE YARDIM BEKLİYOR

Her şey çocuklar için

Dr. Behçet Uz Çocuk Vakfı Başkan Yardımcısı Mustafa Varhan’ın, sosyal medyadaki bir mesajını paylaşıyorum:
Sevgili dostlarım,
Bazen sevinir, bazen üzülürüz. Ama hayat her şeye rağmen devam ediyor ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi’nin de ihtiyaçları devam ediyor. Onkoloji, yoğun bakım, intaniye, süt1 ve 2 servislerinin aşağıdaki malzemelere ihtiyacı vardır. Yardımcı olacak hayırseverlerin vakfımıza müracaat etmelerini rica ederiz.
* 3 adet mini buzdolabı
* 10 adet alından ateş ölçer (Mesilife marka)
* 10 adet dijital tansiyon ölçer (Omran marka)
* 5 adet su ısıtıcısı (Kettle)
* 2 adet çekyat
* 5 adet telsiz telefon
İrtibat telefonları: (0232) 441 35 51 - 0530 435 18 12

-----

KALDIRIM YAKINMASI

Güzel İzmir’e
hiç yakışmıyor

MİTHATPAŞA Caddesi’nde oturan 76 yaşındaki bir vatandaşım. Tüm kaldırımların bozukluğundan, pisliğinden, dükkan tezgahları, masaları, sandalyelerinin işgalinden yürüyecek iki adımlık yer bulamamaktan bitmiş haldeyiz. Deniz tarafındaki restoran ve kafelerin naylonla çevrili bölümlerinin tam kıyılarında, üstlerinde yanan elektrik sobalarından çıkabilecek yangın sorumluluğunu kim üstlenecek.
NASIL KURTULURUZ
Sadece “Allah korusun” demekle olmuyor. Görüntü kirliliğinden, pislikten, işgallerden ne şekilde kurtulabiliriz? Defalarca Büyükşehir ve Konak belediyelerine bildirdik. İlgileneceklerini söylüyorlar, ama icraat yok. Güzel İzmir’imize hiç yakışmıyor. Sesimizi duyurursanız seviniriz.
Ülkü SÜMER

-----

AÇIK STÜDYO’DA HAFTA SONU


Organik bilgelik / atölye
Gizem Aksu
BUGÜN 13.30-17.30
Atölye, iç organların hayata durmaksızın önerdiği arkaik, organik ve spontan bilgelikte enerjiyi duyumsama, hissetme ve hareket ettirmenin izine düşer.

Perazma – İzmir şarkıları ve Yunan halk müziği
BUGÜN 20.00-21.00
İzmir ve Yunan halk müziğinin iki yaka arasındaki yolculuğuna eşlik ederken, bazılarımızın aşina olduğu bazılarımızın ise ilk kez duyacağı şarkıların bilmediğimiz hikayelerini de paylaşacak. Vokal-hikaye: Antonia Persidou, Lavta-santur: Ozan Özdemir, Klasik kemençe: Sercan Kırmızı.

Dans ve fiziksel tiyatro atölyesi
Gonca Gümüşayak
YARIN 14.00-16.00
15 Şubat 19.30-21.30
Bu atölyenin sırrı; hayat ile bağlarımızı doğa ve kendi iç gücümüzle kurmak, fikirleri harekete dökmek, kendi fiziksel hareketimizde özgün ifadeyi araştırmakta yatmaktadır.

“Re-Birth” Sunum-performans-film
YARIN 17.30
Filmin izlenmesinin ardından filmin yönetmeni, koreografı ve oyuncusu olan Gonca Gümüşayak filmin üretim aşamasındaki performansın nasıl ortaya çıktığının hem hikayesini paylaşacak, fiziksel aksiyonunu yeniden gerçekleştirecek.

www.acikstudyo.com - info@acikstudyo.com
Etiler Mahallesi 1265 Sokak No: 8/201, 35240 Konak-İzmir
Tel: (0535) 366 03 41

-----

BİR ALINTI
Ahmet Müjdat Tüzün’den
Yaşamaya zaman ayır, çünkü ömür bunun için yaratılmıştır.
Düşünmeye zaman ayır, çünkü başarının anahtarı budur.
Sevmeye zaman ayır, çünkü bu daima seni güçlü kılar.
İyiliğe zaman ayır, çünkü insan olmanın sırrı budur. (GOETHE)

Yazının devamı...

Betonlaşma kabusu

7 Şubat 2017

Prof. Dr. Kerim Alpınar’ın sözleriyle başlıyor: “Tabiat Parkı gerçekten cennetten bir köşe niteliğinde, ancak bu dünyada cennetten bir yer almak isteyen o kadar çok nüfuzlu kişi var ki...”

 

Ve mesaja özetle devam:
“Göz bebeğimiz Ayvalık ve ülkemizin birçok yerindeki doğal SİT alanları yok edilmeye çalışılıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı özel firmalara ihale vererek doğal SİT alanlarını yeniden incelemeye aldı. Sözde ‘bilimsel temelli’ bir çalışma yaparak SİT statüleri yeniden belirlenecekti. Oysa daha işin başında ihale alan firmalara nerelerin korunacağı, nerelerin koruma kalkanından kurtarılıp ranta açılacağı gözümüzün önünde bağıra çağıra söylendi.

 

Bilimsel kılıf iddiası
O çalışmalar Ayvalık’ta yapılırken ilgili bürokratlar daha alanı görmeden ve ortada firmanın yaptığı ‘bilimsel’ bir çalışma olmadan ‘buralarda korunacak bir şey yok’ diyerek her şeyi başından belirlediler. Yani önce karar alınmış, sonra buna ‘bilimsel’ kılıf uydurulmuştu. Sonra il bazlı değerlendirmelerden vazgeçip ülkedeki tüm doğal SİT alanlarını birlikte değerlendirmeye karar verdiler. Bu ülkede elde kalmış ne kadar özel ve değerli alan varsa ‘yeniden değerlendirme’ adı altında koruma kalkanlarını yok ederek yapılaşmaya açmaya hazırlanıyorlar. Datça, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Ayvalık, Çeşme... Aklınıza neresi gelirse hepsini talana ve ranta açmaya hazırlanıyorlar.

 

Dereceleri düşürülmüş
Şimdi sıra doğal SİT alanlarını yapılaşmaya açmaya geldi. Ayvalık çok sayıda ve önemli oranda doğal SİT alanına sahip. Tabiat Parkı; adaları, koruma altındaki kıyıları ve kenti çevreleyen yeşil bantıyla önemli doğal SİT alanlarını içinde barındırıyor. Ayvalık’ta çok sayıda sektörün gözü var. Otelciler, büyük müteahhit firmalar, kooperatifler aç kurtlar gibi bu alanlardaki koruma kalkanının kaldırılmasını bekliyor. Yan yana adalardan bazıları korunurken bazı adaların SİT dereceleri düşürülmüş.

 

Korumak bizim elimizde
Örneğin Yellice, Pınar, Hasır, Tavuk, Güvercin, Çiçek ve Çıplak Ada için koruma derecesi 1’den 2’ye düşürülmüş durumda. Cunda Adası’nın önemli bölümü yapılaşmaya açılmak isteniyor. Cunda’da neredeyse Cundalılara ait arazi kalmadı. Ne hikmetse daha çok Cunda’da el değiştiren Pateriça ve çevresi imara açılmak isteniyor. Bu gidişe dur demek, Ayvalık ve doğamızı korumak bizim elimizde. Her şey bize bağlı. Ayvalık Tabiat Platformu’na güç ver. Sesimiz artsın, gücümüz çoğalsın, birlikte başaralım.”

 

Belediyenin de itirazı var
Ve de gazete haberlerine göz attım; Tabiat Parkı’nın büyük bölümüyle Cennet Tepesi sırtlarının imara açılacağı öne sürülüyor. Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer, şöyle demiş:
“Yasa ile korunan Ayvalık Tabiat Parkı ve 22 ada üzerinde Çevre Şehircilik Bakanlığı SİT irdelemesi yaptı. Mutlak koruma, nitelikli koruma ve sürdürülebilir koruma alanı olarak üçe bölünen bölgenin önemli kısmına imar izni veriliyor. İtirazlarımızı bakanlığa bildireceğiz. Parkımızın kesinlikle imara açılmasını istemiyoruz. “
Sonuç olarak Ayvalık’ı “olası betonlaşma kabusu” sarmış... Ayvalık Belediyesi ile Tabiat Platformu mücadelede kararlı. Dilerim yanlış yapılmaz, doğa katledilmez, güzellikler sonsuza kadar kalır. Bekleyelim, göreceğiz...

---------------------------------------------------------


İçim ‘cızz’ etti
Bu görüntü bir tuhaf etti beni. Burası Alsancak. Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin başı. İzmir’deki efsane buluşma yeri. Yıllardır “Nerede buluşalım” sorusunun yanıtı, genelde onun “önünde”, “yanında” olur.

Evet, burası ünlü Sevinç Pastanesi... Cephesini boş ve üzerinde “kiralık” yazısını görünce buruldum. Gül Sokak başta olmak üzere, bir çok yerde işyerlerinin çeşitli nedenlerle boşaldığını anımsadım. Ve Sevinç’in yana doğru küçüldüğü söylendi. Büyük bölümünün boşaltılıp kiraya verilmek istenmesi, işletmenin küçülmesinin elbette haklı bir nedeni vardır. Sevinç için şimdi de, gelecekte de her şeyin çok güzel olmasını diliyorum. Ama ne bileyim, içim “cızzz” etti bir kere...



-----------------------------------------------------------
İNCİRALTI PLATFORMU’NDAN MEKTUP VAR

Kent Ormanı’nın dokusunun
bozulmasına izin vermeyiz

Körfez Geçişi Projesi’yle ilgili olarak, “Proje ne olur bilemem ama ormana dikkat” başlıklı, İnciraltı Kent Ormanı’nın korunması gerektiğini vurguladığım yazıya, İnciraltı 2. Nesil Toprak Sahipleri Platformu Başkanı Tayfun Karabulut’tan (sağ olsun teşekkürlü) yanıt geldi:
“İnciraltı 2.Nesil Toprak Sahipleri Platformu olarak, yaklaşık son bir yıldır İzmir’deki TOBB’a bağlı dört odamız olan İZTO- EBSO- iTB- DTB başkanlarımızı, iş dünyası temsilcilerini, meslek odalarını ve basın temsilciliklerine ziyaretlerde bulunduk.
Gerçek çevrecileriz
Topraklarımızın şehrimiz için önemli olduğunu, bugünlere kadar yeşil denildiğinde İnciraltı’nın akla gelmesinde büyük katkımız oldu. Topraklarımıza gecekondu yapmadık, yaptırmadık. Aslında siz de takdir ederseniz bizler gerçek çevrecileriz. Platform olarak, bazı önemli toprak sahiplerinden tepki alacağımızı bilsek de, ‘şehrimize kötülük olacak topraklarımızda gökdelen imarı istemiyoruz, sağlık turizmi odaklı çevreci plan istiyoruz’ dedik. Bugün tüm toprak sahipleri bu fikirde artık birleşti. Çünkü bu topraklarda yıllarca hakkı bulunan İzmirliler şehre kötülük yapmak değil, bugüne kadar koruduğu emaneti doğru teslim etmek istiyor.
Proje sembol olacak
Bugün Başbakanımız Sn. Binali Yıldırım’ın talimatı ile artık planlama çalışması başladı. Bu süreci Bakanlık, Büyükşehir Belediyemiz ve toprak sahipleri olarak üçlü bir diyalogla yürütüyorlar. Bu bizlere ayrı bir sorumluluk yükledi farkındayız. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Aziz Kocaoğlu 12 yıldır, İnciraltı’nın İzmir ekonomisine katılması için büyük emek veriyordu, ancak çözüm iradesi eksikti. Çözüm iradesinin de 65. Hükümet’in kurulması ve İzmir’den başbakan çıkması ile çözüleceğine inanmıştık. Körfez Geçiş Projesi hem şehrimiz için önemli bir ulaşım projesi olacak, hem de Saat Kulesi haricinde sembol olacaktır. Körfez geçişi ve İnciraltı’nın sağlık turizmi odaklı planlanması ile İzmir’de ekonomik sıçrama yaratacağına inanıyoruz.
Bizler için de çok önemli
Bugün biz toprak sahipleri için de önemli olan Kent Ormanı’nın dokusunun bozulmasına bizler de müsaade etmeyiz, edemeyiz. Bunu sizlere iletmek istedim. Bu konudaki samimiyetimizi kamuoyuna açıklamalarımızda ve önümüzdeki günlerde çıkacağına inandığımız planlarda yetkililerin de aynı hassasiyeti taşıyacağını göreceğiz. Bizler bu konuların hep konuşulmasından yana olduk. Olumlu-olumsuz görüşlerin yaşadığımız şehir ve içinde yaşayan bizler için önemli olduğunu biliyor, saygı ile karşılıyoruz.”

BİR ALINTI
Engin Yavuz’dan:
En büyük mutluluk, neden mutsuz olduğunu bilmektir.
(Dostoyevski)

Yazının devamı...

Tire - Belevi yoluna bir el atılsın artık

4 Şubat 2017

"O yol var ya... Kapkara bir yaradır bende. Ciğerimizin bir parçasını yitirmiştik 13 Mart 2014’te. Yeğenim Tuncay Güryıldız’ı, 39 yaşında almıştı o yol. Anımsadıkça ve bu satırları yazarken yutkunmaktan boğazımı acıtan, gözlerimi dolduran, kimi yaşların sakalıma karışmasını engelleyemediğim fidanımızı... Nereden mi aklıma geldi?

BAKAN YANIT VERMİŞTİ
CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, dar ve virajlı olması nedeniyle sık sık ölümlü kazaların meydana geldiği Tire - Belevi yolunu sormuş Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’a. ‘Yolun ihalesi yapıldı. İlgili katılımcılara bildirildi. Yasal itiraz süreçleri bekleniyor. İdareye iki itiraz var’ yanıtı almış.
EN KISA SÜREDE BİTİRİLMELİ
Sertel, ‘Onlarca kişinin ölümüne neden olan Tire - Belevi yolunun duble olacağı ve Nisan ayında ihaleye çıkılacağı söylenmişti. Ancak 7 ay geçmesine rağmen ihale süreci sonlandırılamadı, çalışma başlamadı. Şu an gelinen aşama da sevindirici elbette. Daha fazla ölümlü kazalar olmaması için yasal süreçlerin ardından yolun yapımı bir an önce başlamalı ve en kısa sürede bitirilmelidir’ demiş.”
HESABINI KİM VERECEK
Sertel, can alan yolu yine gündeme taşıdı, “O yolda yitirdiğimiz bir can her şeyden daha değerli ve önemlidir. Yitirilen canların hesabını kim verecek? Sayın bakana bir kez daha sesleniyorum. Bu yolu bir an önce yapın” dedi, bu kez de...
YÜREKLER DAĞLANMASIN
Anımsattığım o yazıdaki gibi sonlandırıyorum bugün de:
“Bence de o yol kabus olmaktan çıkmalı, artık cana doymalı. Unutamayacağım, adı geçtikçe anılarım depreşen Tuncay’ımız gibi, yürekler dağlayan kurbanlar almamalı. Ve de son söz... Özlüyorum seni Tuncay.”

-----


Proje ne olur bilemem
ama o ormana dikkat

İNCİRALTI 2’nci Nesil Toprak Sahipleri Platformu ile Karşıyaka Birliği Dernekler Federasyonu, ortak basın toplantısı düzenlemiş, İzmir Körfez Geçiş Projesi’ne destek vermiş.
Platform Başkanı Tayfun Karabulut, projenin hayata geçirilmesini sabırsızlıkla beklediklerini söylemiş. Federasyon Başkanı Mehmet Yıldırım da, “Bu projenin sadece yol anlamında iki yakayı değil, gönülleri de buluşturacağına inanıyoruz” demiş.



AMAN ZARAR GÖRMESİN
Çok doğaldır. Projeye karşı çıkıp eleştirenler de olacaktır. Projeyi olumlu bulup savunanlar da. Projenin geleceği ne olur bilemem. Ama bu konuda İnciraltı Kent Ormanı’na dikkat çekmek istiyorum. İzmir’in bu yakasındaki en önemli yeşil alanın zarar görmemesi tek dileğim. Çünkü böyle güzellikler zor kazanılıyor... Aman dikkat!

-----

SÖZ
SİZİN

O dikmeler yine
kaldırılmadı

Vaktiyle Aşık Serdari bir dörtlükte şöyle seslenmiş:
nesini söyleyim canım efendim
gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
arzuhal eylesem deftere sığmaz
omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
KONU BASİT AMA
Böylesine basit bir konuda Konak Belediyesi’ne ben defalarca yazdım, telefonda konuştum, hatta bir ara başkana da yerinde bizzat göstererek o dikmelerin gereksizliğini anlattım. Sonra iki kere bu konu sizin köşenizde yer aldı. Ama sonuç olarak geldiğimiz nokta, aşağıda görüldüğü gibidir...
Ahmet GÜNGÖR


Yazıdan anımsatma

8 Kasım 2016’da köşenizde yayımlanan yazı bu idi: (özetle)
“Üçkuyular Mehmet Ali Akman Mahallesi’nde 4/1 ile 4/2 sokakların kesiştiği noktada, yaklaşık 10-12 metre uzunluğu 1.5- 2 metre genişliği olan boş bir alan var. 1,5 yıl kadar önce Konak Belediyesi, orası bir SİT alanıymış gibi, etrafına dikmeler dikerek bu boşluğu adeta koruma altına aldı. 4-5 araçlık yer kapandı. O dikmelerin oradan kaldırılması gerekiyor. Zira orası bir boşluk, insanların üzerinde yürüdüğü bir kaldırım değil. Bir türlü ilgililere anlatamadık.”
Ahmet GÜNGÖR


Belediyenin yanıtı

Aşağıdaki yazı da Konak Belediyesi’ne başvurudan 10 ay sonra gelen cevap:
“Söz konusu yerde yapılan incelemede bariyerlerin kasıtlı olarak araç park etmek için söküldüğü tespit edilmiş olup, araç park edilen beton kaldırımlar imar planına uygun olarak yapılmıştır. Kaldırımlara araç park edilmesi yaya güvenliği tehlikeye sokulacağından demir bariyer temini yapıldıktan sonra bariyer montajı yapılacaktır.”
Şantiye Birimi


Sanki inada bindirdiler

A) Oradaki boşluk hiç bir zaman yayaların kullandığı ve yürüdüğü bir alan olmadı.
B) Orası öteden beri, had safhada park yeri sorunu yaşanan semt insanımız için 3-5 araç park etme imkanı veren bir boşluk idi.
C) O boşluğa araç park edilmesinin, orayı hiç bir zaman kaldırım olarak kullanmayan ve konumu itibariyle zaten orada yürümesi dahi söz konusu olmayan yayaların güvenliği nasıl oluyor da “tehlikeye sokulmuş oluyor” anlamak mümkün değil...
D) Amaç vatandaşa hizmet ise ve semt halkına saygı duyuluyor ise o dikmelerin şimdiye kadar defalarca kaldırılması gerekiyor idi. Ama galiba sayın yetkililer işi inada bindirdiler. YAZIK!”


BİR ALINTI
Ahmet Müjdat Tüzün’den:
Bazen öyle özlenir ki insan, özlenen bilse yokluğundan utanır.
Aziz NESİN

Yazının devamı...

Şehit Sekin adına köyünde kütüphane

31 Ocak 2017

Bu kez proje çok daha anlam kazandı. Çünkü, son kütüphaneye Şehit Polis Fethi Sekin’in adı veriliyor. Konuyla ilgili Mesut Tim’i dinleyelim:

İZMİR İÇİN CANINI FEDA ETTİ
“Şehit Polis Fethi Sekin Kütüphanesi için...
O, İzmir için, İzmirli için canını feda etti, şehit oldu...
İzmirliler olarak ona olan vefa borcumuzu, biz de Haberhürriyeti Gazetesi olarak yaptığımız sosyal sorumluluk projesinin bir ayağını şehit polisimiz Fethi Sekin’in memleketi Elazığ, Baskil İlçesi, Doğancık Köyü’nde onun adını taşıyan bir kütüphane açarak yerine getirmek istiyoruz.
Açılış tarihi kesinleşti. 25 Mart 2017 Cumartesi.


HEMEN YAKININDA YATIYOR
Kütüphane olacak bina Doğancık Köyü Konağı’nın içinde.
Şehidiniz hemen yakınında yatıyor.
Türkiye genelinde açtığımız 27’nci Atatürk Çocukları Kütüphanesi olacak, bu kütüphane...
Tam adı da ‘Atatürk Çocukları Şehit Polis Fethi Sekin Kütüphanesi.’
Her yaşa uygun, her tür kitabın olduğu 4 bin kitap olacak kütüphanede.
Ve her zaman olduğu gibi yine duyarlı insanlarımızın bağışladığı kitaplarla oluşacak bu kütüphane.
Türkiye’nin pek çok ilinden yaptığımız bu çalışma için kitaplar gelmeye başladı bile.
Siz de gerek Fethi Sekin adına açacağımız kütüphane için gerekse bundan sonra açacağımız Atatürk Çocukları Kütüphaneleri için kitap bağışlamak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.


NE TÜR KİTAPLAR GEREKLİ
Başta ATATÜRK kitapları, çocuk kitapları, yerli ve yabancı yazarların romanları, araştırma - inceleme kitapları, kişisel gelişim kitapları, sağlık kitapları, dil bilim kitapları, edebiyat - sanat dergileri, national geographic - atlas tarzı dergiler, TÜBİTAK kitapları...


KİTAPLARI NEREYE GÖNDERECEKSİNİZ
İzmir içinde iseniz telefon etmeniz yeterli. Gelip alabiliriz.
İzmir dışından merkezimize kendi olanaklarınızla kargo ile gönderebilirsiniz. PTT Kargo kitap gönderilerine % 50 indirim yapmaktadır.
Adresimiz: HABERHÜRRİYETİ - 11 / 2 Sokak No: 18 / A Üçkuyular / KARABAĞLAR – İZMİR”

-----


BALIK ÇİFTLİKLERİNE DEVAM

Yerlerine tepki var

BALIK çiftliklerinin Seferihisar ve Karaburun’da yeniden gündeme gelmesi ve tepki gösterilmesi yankı buluyor. Ama geçen kez de yazdım, tepki balık çiftliklerine değil, yerlerine.
Ayvalık Tabiat Platformu da Engürü Sitesi önündeki iki balık çiftliğine karşı mücadele başlatmış. Platform açıklamalarında şöyle deniyor:


KANALİZASYONUN DÖKÜLDÜĞÜ YER
* Bu yer, Ayvalık’taki balıkçıların en çok avlanmaya gittikleri iki alandan biridir.
* Bölge, çok sayıda kumsal ve plaj ile Ayvalık halkına ve yazlıkçılara hitap etmektedir.
* Az sayıda olmakla birlikte otellerin olduğu bir bölge olası nedeniyle turizm açısından da risk oluşturmaktadır.
* Ayvalık’ın kanalizasyonunun döküldüğü alanda balık yetiştirilmek istenmektedir.
Ve de Tabiat Platformu’nun mücadele sürecinin özeti:


ÖNCE İMZA KAMPANYASI
“Çok sayıda kamu kurum ve kuruluşuna dilekçe yazarak konuya dikkat çekmek istedik. Ancak kamu kuruluşlarının neredeyse tamamı, sorduğumuz soruların çoğuna yanıt vermeyerek bizi geçiştirmek istedi. Hatta birbirleriyle çelişen yanıtlar verdiler. İlçedeki kamu kurumlarının ise konudan hiç haberdar olmadığını gördük. İlgili bir kamu kuruluşunun ise izin verilen yerde derin deşarj sisteminden habersiz olduğunu gördük. Önce bir imza kampanyası başlattık. Ardından yürüyüş ve miting düzenleyerek ‘Ayvalık’ta Balık Çiftlikleri İstemiyoruz’ dedik. Bu esnada İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, dilekçemize, ‘Yöre halkının duyarlılığı göz önüne alınarak İl Müdürlüğümüzce müteşebbislerle görüşülerek tesislerin yer değişikliğinin yapılması yönünde taahhüt alınmış olup, yer değişikliği ile ilgili olarak çalışmalara başlanılmıştır’ yanıtı verdi. Buna rağmen olumlu bir adım atılmadığı gözlemlenmiştir.


KONU İDARE MAHKEMESİNDE
Balıkesir İdare Mahkemesi’ne platformumuzun yasal ayağı olan Ayvalık Tabiat Derneği, ‘yürütmenin durdurulması’ istemiyle dava açtı. Mahkeme heyeti taraf olarak Balıkesir Valiliği’ni kabul etti, bilgi, belge ve savunma istedi. Keşif ve bilirkişi incelemesi için gerekli harç da yatırıldı. Şimdi bilirkişi heyetini ve mahkeme kararını bekliyoruz. Ayvalık’ta yapılmak istenen balık çiftliklerine ister yasal, ister ekolojik, ister sosyal boyutuyla yaklaşalım elimizde bir tek artı yok. Hukuka aykırı olarak ve halkın yaşamı hiçe sayılarak yapılmak istenen balık çiftliklerine izin vermeyeceğiz.”
Geçen kez dile getirmeye çalıştım, yineliyorum. Balık çiftlikleri de ülke için mutlaka gerekli. Hem ekonomi, hem beslenme açısından. Ancak, tüm sorun çiftliklerin yerlerinde. Uzlaşmaya varılamayan yerlere çiftlik kurulduğunda itiraz, tepki, protesto eylemi gündeme geliyor, sorun yargıya taşınıyor.

-----

SÖZ
SİZİN

MUTLAKA KULAK VERMEK GEREK

Alsancak’tan kaldırım işgali
korsan değnekçi yakınması

BİR İzmirli olarak, artık trafikte kuralsızlığın ve boş vermişliğin tavan yaptığı semtimiz Alsancak’tan bahsetmek istiyorum. Öncelikle kaldırım ihlalleri!
Özellikle Dr. Mustafa Bey Caddesi kaldırımlarını motosikletler (ağırlık olarak eve servis yapılan restoran sürücüleri) Şair Eşref yönünden Plevne Bulvarı’na kadar tüm yolu kaldırımlara ine çıka kat ediyor ya da tam tersi yönde trafik sıkıştığı anda kaldırımlara çıkarak aynı şekilde tüm bulvarı kaldırım üzerinden geçiyor. Bu artık çok olağan bir şey. Neredeyse yoldan giden motosiklet göremiyorsunuz.


SANKİ ARAÇLARIN OTOPARKI
Türkiye için tabii ki çok ütopik, ama gene de söylemek lazım. Avrupa’da sürücüler çok zorda kalırlarsa, motosikleti park etmek için -o da kaldırıma çıktıklarında motordan inip kontağı kapatıp elleriyle iterek- park edecekleri yere götürürler. Kaldırımlara park eden araçlardan zaten fazla bahsetmeye gerek yok, çünkü artık kaldırımların park yeri olduğunu kabul ettik.


CADDE VE SOKAKLAR PAYLAŞILMIŞ
Diğer bir mühim konu ise Alsancak’ta tüm cadde ve sokaklarının bir bir değnekçiler –yani korsan otoparkçılar- tarafından paylaşılmış olması. Evet kelimesi kelimesine tüm sokaklar, bulvarlar, caddeler! Hepsinin ayrı bir sahibi var. Birbirlerinkine hiçbir zaman karışmıyorlar. Örneğin Vasıf Çınar Bulvarı’nda senelerdir aynı kişiler; özellikle saat 17.00’den sonra yola her park ettirdiklerinden veya kendiliğinden edenlerden para talep ediyor. Vatandaşlara bu saatten sonra caddenin onların kontrolünde olduğunu söyleyerek, yolun sağ kısmına, özürlü park yerlerine ve kaldırımlara park etmeye yöneltiyorlar.


HER AKŞAM KÜFÜR, BAĞRIŞ, ÇAĞRIŞ
Para vermeyenlerle tartışmalar çıkıyor. Küfür bağrış, çağrış, her akşam cabası. Emniyete pek çok sefer çağrıda bulundum, ama nafile. Memleketimiz ne hallere düştü çok yazık. Bu şahısların bir gün orada olmadığını görmedim. Umarım buradan sizin vasıtanız ile tüm Alsancak adına sesimiz duyulur. İzmir’imizin gün be gün kaybolan bu semtini yetkililer bir düzene sokarlar. Teşekkürler.

-----

BİR ALINTI

Engin Yavuz’dan:
Hayatta en pahalı şey tecrübedir. Çünkü kazanmak için kaybetmek gerekir...
HALK DEYİŞİ

Yazının devamı...