"Sinan Engin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sinan Engin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Sinan Engin

Ben neymişim Sinan

24 Haziran 2011
TÜRK futbolunu Aziz Yıldırım mı yönetiyor?
Yıldırım anlatıldığı gibi çok mu güçlü?
Futbolun, dahası sporun her dalında parmağı mı var?
Bu soruların hepsine birden “Evet” yanıtı veren insanlar olduğunu biliyorum. Ama acaba gerçek böyle mi?/images/100/0x0/55eb2f1ef018fbb8f8b0c8f0
Gelin ben size haftanın 4-5 gününü birlikte geçirdiğim Aziz Yıldırım’ı anlatayım. Hatta yazının sonunda sözü Aziz Yıldırım’a bırakayım. Yıldırım’ın artık bir “şehir efsanesi”ne dönüştürülmeye çalışılan kendi gücü için neler düşündüğünü yine kendi ağzından okuyun.
Kulüpler Birliği başkanlığını başarıyla gerçekleştiren ve Anadolu kulüplerinin saygısını kazanan Aziz Yıldırım futbolun dengesini bozacak hareketlerde bulunsaydı, bu kadar destek bulamazdı. Demek ki Yıldırım, doğru başkan ve doğru adam.
Eğer onun futbola ve spora zarar verdiğine inansaydım bu yazıyı kaleme almazdım. Bundan dolayı kamuoyu tarafından bilinmeyen gerçekleri, futbolumuzun sağlığı açısından objektif bir gözle sizlere anlatmak istedim.

Mahmut Özgener, Hasan Doğan’dan aldığı Futbol Federasyonu Başkanlığı görevini yine başarıyla devrediyor. Özgener, dürüst, cesaretli bir başkandı. Bakan, milletvekili, kulüp başkanı, hiç kimse ona inanmadığı bir şeyi yaptıramadı. Kuralları herkese eşit uyguladı. Kimi zaman sıkıntı yaşamadı mı? Evet, yaşadı. Ve sonunda herkese örnek olması gereken bir tavırla başkanlığı bırakma kararı aldı. Ailevi nedenleri ileri sürdü.Özgener’in çalışma arkadaşları sonuna kadar onun arkasında durdular. Allah yolunu açık etsin.
Özgener, bırakma isteğini 5-6 ay önce Göksel Gümüşdağ ile paylaştı. Bu ikili birbirleriyle ağabey-kardeş kadar yakınlar. Ligin bitimine yakın aynı konuşma bir kez daha gerçekleşti. Bu görüşme sonrası Gümüşdağ, Özgener’e “Sen görevi bırakacaksan, federasyon başkanlığına talibim” diyerek destek istedi. Ve Özgener de Gümüşdağ’ın aday olma kararını destekledi. Ve ligin sona ermesiyle birlikte Gümüşdağ, Yıldırım ile bir araya geldi:
- Başkan aday olacağım. Beni destekler misin?
- Tabii ki desteklerim. Zaten başka aday da yok. Bu konuyu Kulüpler Birliği’nin gündemine getirelim ve onların da desteğini alalım.
Sonra ki gelişmeleri ve dedikoduları biliyorsunuz;
- Gümüşdağ’ın arkasında Yıldırım var.
- Yine Aziz Yıldırım’ın oluşturduğu bir federasyon bu.
Fenerbahçe’nin lehine her kararda ortalık ayağa kalkacak, aleyhine bir durumda ise ses çıkmayacaktı. Gümüşdağ’ın adaylığına G.Saray, Beşiktaş ve Trabzonspor karşı çıktılar. İşte tam bu noktada Mehmet Ali Aydınlar ismi imdada yetişti (Aydınlar isminde tüm kulüpler mutabık. Artık kimsenin çıkıp bağırmaya hakkı yok). Ankara’dan gelen dolaylı bir haber sonrası Aziz Yıldırım, iki başkan adayını bir araya getirerek birleşme sağladı. Şimdi çok daha sağlıklı bir federasyon göreceğiz. Gümüşdağ, Aziz Yıldırım’ı kırmayarak ikinci başkanlığı kabul etti. Bu kararla Türk futbolu derin bir nefes aldı.
Şimdi gelelim yazının sonuna ve sözü Aziz Yıldırım’a bırakalım. Daha önceki seçimleri soruşturdum ve Yıldırım’a sordum:
- Futbol Federasyonu ya da Merkez Hakem Komitesi’nin listesine karıştınız mı?
- Hayır.
- Peki bu listelerden birine bir ismin girmesi için baskı yaptınız mı?
- Hayır
“Her şeyi Aziz Yıldırım yaptı” diyorlar ya, alın işte yanıtı bu.
Başka bir gerçek daha, Yıldırım ile Mahmut Özgener iki aydır konuşmuyorlar.
Neyse... Bağlayalım. Ve Yıldırım’a sorduğum son soruyla bağlayalım:
- Başkan yazılanlara, söylenenlere bakıyorum. Sen neler yapıyorsun:
- Ya Sinan sorma. Şaşırıyorum, ben ney mişim diyorum.

Aydınlar’dan bir isteğim var

MÜTHİŞ bir lig bizi bekliyor. Türkiye Süper Ligi’nde en kaliteli oyuncuların oynadığı, 6-7 takımın şampiyonluk kovaladığı bir sezona gireceğiz. Sayın Mehmet Ali Aydınlar’a bir ricada bulunuyorum. Merkez Hakem Komitesi’nin başına Erman Toroğlu’nu ya da Ahmet Çakar’ı getir. Böylelikle hem Aziz Yıldırım’ın futbolda her tarafı kontrol edemediği kanıtlanır, hem de MHK eyyam yapmayan bir başkana kavuşur. Hocam bu görevi bana teklif etseler; hemen kabul ederdim. Sen de kabul et beni de yardımcın yap.

Özür dile Emre

LİG bitti. Fenerbahçe şampiyon oldu. Ama dedikodusu bitmedi. Malum “mesaj olayı”ndan sonra Emre Belözoğlu’na Trabzonsporlu taraftarlar, Belçika maçı öncesi küfür ettiler. Emre de haklı olarak buna tepki gösterdi. Ama o maçtan sonra dönüş uçağında Trabzonspor Başkanı Sadri Şener ile ilgili söyledikleri hiç de hoş değil. Her futbolcunu hakkını korumalı elbette. Ama bunu korurken, “Biz bu Milli Takım için oynuyoruz. Karşılığında anamıza avradımıza küfür yiyoruz. Sadri Bey rahat rahat karısıyla Brüksel sokaklarında geziyor” demenin alemi yok. Çünkü çok iyi biliyorum ki, o Sadri Şener’e Fenerbahçeli taraftarlar da Brüksel sokaklarında üstelik eşinin yanında küfür ettiler. Emre, seni ve futbolunu seviyorum. Ama keşke Sadri Bey ve eşini hiç ağzına almasaydın. Bence hemen telefona sarıl, başkandan özür dile.
Yazının devamı...

Hiddink'in büyük yanlışları

6 Haziran 2011

Sahaya kazanmak için değil kaybetmemek için çıkıyoruz.
Ay yıldızlıların kaderi Arda Turan’ın ayaklarına kalmış.
Geleceğin takımını yaratıyorsak, Kazım santrfor olmaz.

MİLLİ Takım’ın başına Guus Hiddink geldiğinde büyük yankı yarattı. Ancak, geldi de ne değişti? Çok fazla şey değişti dersek hayalcilik yapmış oluruz. Bugün tartışılması gereken tek bir konu var. Guus Hiddink şanslı mı, değil mi?
Bana göre biraz şanssız. Çünkü, Türkiye Ligleri’nde kaliteli, iyi ve formda futbolcuların çok olduğu söylenemez. Ay yıldızlı ekibimiz, Hiddink geldiğinden beri çok üst düzey bir oyun oynamıyor. Hollandalı hoca, oyuncu yapısına ve kalitesine güvenmediği için vasat bir takımın mücadele edeceği sistemle Milli Takım’ı sahaya sürüyor. Bu sistem nedir. Kontrollü oyun ve rakibin hatalarından faydalanmak. Öncelikle birinci hedef yenilmemek ve kontrataklarla sonuca gidip kazanabiliyorsan, kazanmak.
Kafalarında Belçika yoktu
Hiddink’in felsefesinde rakibi yenmek ikinci planda. Euro 2012 Grup Elemeleri’nde Belçika ile İstanbul’da oynadığımız maçta rakibimiz 10 kişi kalmasa onları yenmemiz mümkün değildi. Yine içerideki Avusturya maçında rakip dişimize göreydi. Saha avantajımızı kullanarak galip geldik. Ancak, Belçika ile deplasmanda yaptığımız maç zorlu geçti.
Oysaki, Brüksel öncesi futbolcularımız 10 gün önceden toplanmıştı. Kamp dönemi uzun tutuldu ama kadrodaki oyunculara tek tek baktığımız zaman çoğu futbolcunun kafasında geride bıraktıkları sezon ve yaşanan olaylar vardı.
Kazanmak için oynamalıydık
Beş Galatasaraylı kötü sezon geçirmişler ve her maçta protesto edilmişlerdi. Fenerbahçe şampiyon oldu. Oldu ama futbolcuları bu mutluluğu doyasıya yaşayamadılar. Rakipleri tarafından eleştiriliyorlarken, gündeme bir de mesaj krizi oturdu. Bu yüzden kafalarında türlü türlü düşünceler vardı. Diğer oyuncular ise maça konsantre olmaya çalıştı. Bu durum da Hiddink için dezavantaj oluşturdu.
Maça gelirsek, rakibin en önemli üç oyuncusu yok. Fellaini, Dembele ve Lukaku. Bu bizim için avantajdı, rakip de dişimize göre. Ancak, Hiddink’in maç öncesi basın toplantısında “Yenmek çok güzel ama beraberlik de güzel” diyerek düşüncesini net olarak dile getirdi. Belçika ile aramızdaki puan durumuna göre beraberlik avantaj olabilirdi ama rakip asla bizden üstün bir rakip değil. O yüzden kazanmak için oynamalıydı.

Her şey başkan Özgener’e bağlı

HİDDİNK kalacak mı, gidecek mi? Yetkililer iyi düşünmeli. Hiddink büyük isim, büyük marka ve kariyerli. Ama, futbolumuzda gelişen ve değişen bir şey yok. Beni bu takım futbol olarak tatmin etmiyor. Şimdi önümüzde Futbol Federasyonu seçimleri var.
Mahmut Özgener, başarılı bir başkanlık yaptı. Devam ederse, muhtemelen Hiddink kalır. Devam etmezse, Hiddink gider. Mahmut Özgener, önümüzdeki hafta kararını net olarak açıklayacak. Bu nedenle Hiddink’in durumu, Mahmut Özgener’e bağlı.

Arda Turan adam kovalamaz

Ne olursa olsun, bütün olumsuzluklara rağmen Milli Takım bu kalitede olmamalıydı. Oynayacağımız oyun bu değil. Takım olarak oyun kalitemizi ortaya koymamız gerekirdi. Fizik olarak iyi durumda olmayan Arda’ya Belçika’nın sağ bekini kovalattırmamak lazım. Arda, atan ve gol attıran bir oyuncu. Ondan kaleye daha yakın bölgede faydalanmalıyız. Ölü bölgelerde koşturursan Arda’yı, 75. dakikada da oyundan çıkarmak zorunda kalırsın. En kaliteli, klas oyuncuyu boş yerde kullanmayacaksın. Milli Takım’ın santrforu Kazım mı olmalı? Bu da tartışılır. Eğer önümüzdeki yılların takımını yaratıyorsak, Kazım ile yola çıkmak doğru mudur? Yoksa günü mü kurtarıyoruz?

Agresif olamıyoruz

Hiddink doğru 11 çıkarmadı. Mehmet Topuz formda ve sahada olmalıydı. Semih veya Umut değerlendirilmeliydi. Sistemimiz 4-1-4-1. Bu sistemde ileride çoğalamazsın. Gol pozisyonuna da bu yüzden giremedik. Sahaya kazanmak için çıkmalıyız. Beraberlik için çıkarsak, kaybetme içgüdüsüyle ileride asla çoğalamazsın. Ayrıca çok da yavaş oynuyoruz. Çünkü yavaş oyunculardan kuruluyuz. Agresif değiliz. Dikine oynayan oyuncu sayımız çok az. Belçika’yı bir daha asla böyle yakalayamayız. Penaltıyı kaçırmasalardı bu maçı kaybederdik.
İddiamız sürüyor ama
Milli Takım iyi sinyal vermedi. Hiddink dönemi beni umutlandıramadı. Yeni adamlar bulmak, yeni yıldızlar yaratmak lazım. Bizim Milli Takım’ın kaderi Arda’nın iki ayağına bağlı. Arda oynarsa ya kazanıyoruz ya da yenilmiyoruz.
Arda’ya bir şey olursa ne olacak? Euro 2012 yolunda ikincilik avantajına sahibiz. İddiamız sürüyor ama gelecek için ben umutlu değilim.

Yazının devamı...

Zaman lazım

4 Haziran 2011

Rakibimizin çok önemli 3 eksiği bizim için avantaj oldu. Belçika çok büyütülecek bir takım değil. Bazı oyuncularımız fizik olarak iyi durumda. Maçtan önce millilerimizi favori gösterebilirdik. Ama maça gelince savunmada bir anlık konsantre eksikliği sonucunda bedavadan bir gol yedik. Bu gol Türkiye’yi kamçıladı. 
Milli Takımımız’ın golcüsü Kazım oyuna başlarken çok tartışıldı; “Türkiye’nin forveti Kazım olur mu?” diye? Çoğu kişi burun kıvırdı ama fizik olarak iyi durumda olan Kazım, bir golcü gibi değil de rakip defansı yıpratan önemli bir faktör oldu dünkü maçta. Burak ile Arda ona destek olup arkadan da Selçuk ve Emre mesafeyi kapatınca istediğimiz oyunu bölüm bölüm oynadık. İyi organizasyonlar, iyi ataklar yaptık...

Kalitesini gösterdi

Arda, fizik olarak çok iyi durumda olmasa da kalitesini Burak’a attırdığı golde gösterdi. Onunla çok geniş alanda verim alamazsın; ama kaleye yakın bölgelerde dar alanlarda önemli işler yapıyor. Bunun yanı sıra Arda rakip sahada kovalıyor. Millilerin bir önemli artısı da, top rakipteyken Kazım hariç tüm oyuncular topun arkasında olmaya çalışıyor. Ne yazık ki, araya atılan bir topta Arda’nın topa müdahalesi rakibin ayağına olunca penaltı geldi.

Formda değiliz ama...

Milliler formada değil. Yavaş, oynuyorlar, orta sahada adam eksilten ve dikine oynayan oyuncumuz az. Bu yüzden pozisyon bulamıyoruz. Ancak oyunu rakip sahaya yıktığımız zaman pozisyon bulabiliyoruz. Belçika Milli Takımı, Türkiye’den kaliteli değil. Ancak fizik olarak daha iyiler, daha fazla koşup mücadele ediyorlar. Biz fizik kalitemizi teknik kalitemizle birleştirirsek daha iyi oluruz ve bunun için zaman lazım. Şu anda millilerimize baktığımızda takımın yarısı sezonu kötü geçiren takımların oyuncuları. Buna rağmen kalitemizi ortaya koyduk.

Yazının devamı...

Gönüllerin şampiyonu

23 Mayıs 2011
Bir şeyin kıymetini gittikten sonra anlarsın. Bu Trabzonspor, şampiyonluğun elinden nasıl gittiğinin şimdi herhalde farkına varmıştır. Çünkü bu Trabzonspor ikinci yarıya iyi başlamadı. Son 10 maçta müthiş motive oldu. Ama ondan evvel 2. yarının başındaki 6-7 maçlık periyotta konsantresi, motivasyonu düşük bir Trabzon vardı. Çünkü 9 puan fark kapandı...
Yeni Malataya’ya yenilen F.Bahçe bize nasıl olsa yetişemez diye düşündüler. Ama maalesef bu F.Bahçe, Trabzon’u geçti ve şampiyon oldu. Ummadık taş baş yardı.

Kazandı ama yetmedi

Trabzon çok önemli bir tarih yazdı. Kaybolmuş olan futbolcuları Türkiye’nin gündemine oturttu. Süper Lig’in Alex’ten sonraki yıldızı Burak Yılmaz oldu. İki oyuncu da lige damgasını vurdu. Trabzonspor’da müthiş bir disiplin, müthiş bir kazanma isteği vardı; ama Eskişehir maçında bunu gösteremedi. Bundan sonrası bordo mavililer için kendisi kazanırsa değil, rakibi kaybederse şampiyon olacağı bir lig oldu. Ama rakibi kaybetmedi, Trabzonspor hep kazandı, hep kazandı ama yetmedi.

Anadolu canlanıyor

Türkiye’de Bursaspor’dan sonra bir ilke imza attılar. Anadolu canlanıyor, önümüzdeki sezon Anadolu’dan maç almanın zor olacağını bu sene Trabzon gösterdi. Şenol Güneş, Aykut Hoca’yla beraber lige damgasını vurdu. Trabzonspor da F.Bahçe kadar bu şampiyonluğu haketti.
Ülkenin 4’te 3’ü Trabzon’un şampiyon olmasını istiyordu ama olmadı. Kısmet seneye... İnşallah aynı başarıyı göstereceklerdir. Bordo mavililere bir kaç takviye lazım. Ayrıca bazı futbolcuları Şenol Hoca’nın daha disipline etmesi gerekiyor. Şampiyonluk bazı futbolcuların vurdum duymazlığıyla kaçtı. Ama Şenol Hoca hatalarından ders çıkaracaktır. Tebrikler Trabzonspor. Türkiye’nin büyük çoğunluğu size şapka çıkarıyor. Gönüllerin şampiyonu oldunuz...

BEĞENDiM
Trabzonspor’un saha içindeki konsantrasyonunu.

BEĞENMEDiM
Karabük’ün pasif futbolunu.

DİKKAT
Bu Trabzonspor önümüzdeki sezon daha tecrübeli yabancılar almalı.
Yazının devamı...

Onurlu mücadele

22 Mayıs 2011

Aynı 7 sene önceki gibi türlü türlü senaryolar bu hafta ortaya atıldı. Ama Beşiktaşlı futbolcular, tüm bunlara “tokat gibi” cevap verdiler. Çıktılar, ne Quaresma’yı, ne Guti’yi ne de Simao’yu aratmadılar. Bazen öyle bir tempo yaptılar ki orta sahada, “Ya bu Guti olmasa mıymış? Orta sahada topu ayağına altığında oyunu yavaşlatıyor” diye düşünmeden edemedim.
Atınç, Sivok’u aratmadı
Genç oyunculardan Atınç’ın mücadelesi, Sivok’u aratmadı. Onur’un kalitesi, “Ben de en az Simao kadar oynarım” der gibiydi. Rıdvan, “Ayağım kırıldı ve unutuldum ama işte benim nasıl oynadığımı da görün” diyordu adeta... Orta sahada Necip, altyapıdan gelen arkadaşlarına ev sahipliği yaptı. Oyunun Beşiktaş adına organizatörüydü. Siyah beyazlıların elinde arkadan gelen iyi bir genç futbolcu topluluğu var. Bunları iyi değerlendirmek, iyi kullanmak lazım. A takımda oynatılmayacak olan gençleri, göz önünde olan takımlarda kontrol altında tutmak gerek. Mutlaka forma alabilecekleri takımlara kiralanmalılar.
Q7 olsa kazanırdı
Benim dün akşam Gaziantespor maçında seyrettiğim Beşiktaş ile kupa maçındaki Beşiktaş arasında çok fark vardı. Gaziantep kupa maçında 4-5 tane net pozisyon bulmuştu. Ama bu maçta kırmızı siyahlılar doğru düzgün pozisyona bile giremedi. Çünkü Beşiktaşlı futbolcular 1 haftadır yazılıp çizilenler dolayısıyla çok sıkılmıştı. Çıkıp, “Bu dedikodulara biz pabuç bırakmayız” dercesine bir oyun oynayarak herkese cevap verdiler. Ama ne yalan söyleyeyim, dün akşam sahada bir tek Quaresma olsun isterdim. Dün akşam Quaresma olsaydı, Beşiktaş maçı kazanabilirdi. Çünkü hücumda Bobo yalnız kaldı ve orada son vuruşlarda eksik vardı. Quaresma, klasıyla ve yaptığı koşularla bu açığı kapatabilirdi.
Tayfur başaracak
Beşiktaş’ta yeni bir dönem başlıyor. Tayfur Havutçu dönemi... Tayfur bence bu işi becerecek. Çünkü geldiğinden beri Beşiktaş’ın çıkışı ortada. Beşiktaş yönetimi ve camiası Tayfur’u, “Bizim Tayfur, genç Tayfur” diyerek anmamalı. Ona, Beşiktaş’ın yabancı teknik direktörlere verdiği değerden daha fazla değer ve önem verilirse, o nezaket ve saygı gösterilirse, önemli fayda alınır. Zaten Tayfur o ilgiyi hak ediyor. Kupayı alarak da bunu gösterdi. Dün akşam Beşiktaş, oynadığı futbolla herkese ders vermiştir. G.Antep’i 4’üncülüğünden dolayı kutlarız. Bursaspor’a da 3’üncülük hayırlı olsun diyelim.

BEĞENDiM

Beşiktaş’ta oynayan bütün gençlerin performansını.

BEĞENMEDiM

Gaziantepspor’un oynadığı oyunu.

DİKKAT

Beşiktaş bu gençlerin değerini bilmeli. Ve gençleri iyi yönde kullanmalı.

Yazının devamı...

Tayfur'un işi zor

17 Mayıs 2011
Bu yıldızları oyuna konsantre etmek, sahada disipline etmek oldukça zor. Çünkü bu futbolcular canları isteyince oynuyor, istemedekilerinde ise sahada idare ediyorlar.

Q7’yi izlemek zevk

Eskişehir maçında 10-15 dakika canları istedi ve seyirciyi futbola doyurdular. Quaresma’yı seyretmek bir zevk. Ama Guti için aynı şeyleri söylememiz için fizik olarak daha iyi duruma gelmesi lazım. Çünkü önümüzdeki sezon hedefleri büyük olan Beşiktaş’ta sorumluluğu fazla olacak. İspanyol oyuncunun bu haliyle oynaması çok zor, zaten Tayfur Hoca da onu bu haliyle oynatmaz. Fernandes-Necip iyi bir ikili, ama Fernandes gol bölgelerine biraz daha yakın oynarsa, gol atmayı denerse sadece defansif olarak düşünmezse Necip’le ikisi çok faydalı olurlar. Necip’in yetenekleri üst seviyede ama Fernandes gibi daha kreatif olmalı. Genç oyuncu öne ve dikine oynamalı, golü düşünmeli. Çünkü Necip’te bu yetenekler mevcut.

Takım olmalı

Beşiktaş iyi futbolculardan kurulu ama takım haline getirmek biraz zor gibi görünüyor. Çünkü bazı oyuncular futbolun şov tarafını çok seviyor. Tayfur, Beşiktaş’ı disiplinli bir takım haline getirirse, futbolun şov yönünden çok daha disiplinli bir takım olgusu yaratırsa... Aynı zamanda bireysel yıldızları da maça ağırlağını koyup ön palana çıkarlarsa Kartal, hedefine ulaşır. Kısacası Tayfur’un işi çok zor; hedef-beklenti büyük futbolcuları üst düzey, fakat takım yaratmak olgusunu oluşturmak için daha kolektif düşünmek gerekiyor... Hem yönetimiyle, hem teknik direktörüyle, hem taraftarıyla, hem futbolcusuyla... Beşiktaş’ı Türkiye Kupası, kazanılacak olası Süper Kupa doyurmaz, Kartal’ı Süper Lig şampiyonluğu doyurur. Taraftar bunu istiyor, ona göre bu futbolculara bunu yerleştirmek lazım.

BEĞENDİM
Tayfur Hoca’yla sözleşme imzalanmasını.

BEĞENMEDİM
Yedikleri gole Beşiktaş defansının seyirci kalması.

DİKKAT
Demirören yine gündemi değiştirecek transfer yapacak
Yazının devamı...

Kalite kazandı

12 Mayıs 2011

Ama Beşiktaş ilk 45 dakika öyle bir oyun oynadıki, kupayı hak eden bir oyun değildi oynadığı... İlk 45 dakika Quaresma’nın şahsi becerisiyle attığı gol. Onun dışında da yine Q7’nin kaçırdığı bir iki pozisyon var.

Q7’nin şık golü

Koskoca 45 dakikada başka pozisyon yoktu Beşiktaş’ın. Olamaz da çünkü Beşiktaş ileride çoğalamıyor... Fernandes çok kopuk oynuyor, Necip orta sahada ikili oynamaya çalışıyor, adam eksiltiyor; ama o da final paslarını yapamıyor. Simao’nun ilk yarıda varlığı ile yokluğu belli değildi. Guti Beşiktaş’a yavaş kalıyor, oyunun temposunu düşürüyor. Ne hücumda ne de ofansta var. Ama oyuncu kalitesi farkı ortaya çıktı ve Q7 beklenmedik bir anda şık bir gol atarak takımının soyunma odasına 1-0 üstün gitmesini sağladı.

Kartal standart oynuyor

2. yarıya sahada yürüyen Bobo’nun yerine Almeida’yı aldı Kartal, ama bu da yeterli olmadı... Beşiktaş çok standart oynuyor ve oyuncuları oyuna hiç bir şey katmıyor. Bir tek Q7’nin kişisel çabaları var. Bir şey yaparsa yapıyor, onun dışında Beşiktaş yavaş oynuyor. Ardından Sivok’un kafa golüyle Kartal dengeyi sağladı. 82’de Quaresma’nın müthiş şutunu Hasagiç kurtardı, Beşiktaş’ın galibiyet golü olabilirdi ama olmadı. İstanbul BŞB, Beşiktaş’a göre daha derli toplu oynuyor Kartal, bireysel yıldızlara rağmen oyuna ağırlığını koyamayan futbolcu topluluğu görünümünde. Almeida adam geçemiyor, havadan top alamıyor. Aynı şekilde orta sahada Guti ve Simao yokları oynuyor. Kısacası Beşiktaş oyuncularının bireysel kalitesiyle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Kartal oyunun son bölümlerinde yakaladığı pozisyonlarla maçı uzatmaya bilirdi. Maçın hakkı penaltılardı ve kupayı kalite kazandı.

BEĞENDiM

İstanbul BŞB’nin disiplinli oyununu.

BEĞENMEDiM

Guti’nin etkisiz futbolunu.

DİKKAT

Beşiktaş önümüzdeki sezon takım olmalı.

Yazının devamı...

İnanmalısınız

9 Mayıs 2011

Ama böyle bir düşünceye kapılırlarsa yanlış yaparlar. Çünkü ligde her maç çok zor ve şampiyonluk yolundaki rakipleri F.Bahçe’nin oynadığı Karabükspor maçından da her an ev sahibinin gol haberi de gelebilirdi. Ayrıca sarı lacivertlilerin içeride oynayacakları A.Gücü ve deplasmanda Sivasspor maçları var.
Trabzonspor ilk yarıyı rolantide oynadı, rakibin gücünü de kendi kalitesini de biliyor. İlk 45 dakika bordo mavililerin net 4-5 pozisyonu var. Maçı erkenden bitirebilirlerdi ama olmadı. Buna da konsantre düşüklüğü diyebiliriz. Ama Burak Yılmaz var, yine sahneye çıkıyor, affetmiyor. Ve Trabzonspor’un beklenen golü geliyor...

Akıllar Karabük’teydi

Trabzonspor orta sahada çok kalabalık oynuyor ve iyi pas yapıyor. İstediği zaman baskı kurarak rakibini hataya zorlayıp, gol pozisyonlarına girebiliyor. Yani bordo mavililer ilk 45 dakika Karabük’ten gelecek habere göre oynadı, golünü attı ve skoru elinde tuttu.
İkinci yarı Buca, Trabzon’un oyunun temposunu düşürmesinden faydalandı. Daha doğrusu kulaklar tribünden gelecek gol tezahüratını bekliyordu ve konsantre olmakta zorlandılar.
Bunun yanısıra Bucaspor’un 77. dakikada kaçan bir gol pozisyonu vardı ve arkasından gelen gol beraberliği sağladı. Ve bu golle Karabük’te sarı lacivertlilerin tribününde bayram havası esti.

Pabuç pahalıydı

Yani her iki takımın taraftarının da kulakları rakibinin maçındaydı. Bunu yanı sıra Trabzon kalitesini istediği zaman ortaya koyuyor. Tempoyu yükseltiyor, istediği pozisyonları buldu ama bu kez pabuç biraz pahalıydı! Ayrıca Umut olmasaydı Trabzonspor bu deplasmanda puan bırakırdı. Şenol Güneş’in, Umut ısrarının sebebi bu işte. Umut Trabzon’un şampiyonluk umudu oldu.
Kısacası bu saatten sonra iki takımdan da iyi futbol beklemek doğru olmaz, çünkü kulaklar rakiplerde... Dolayısıyla konsantre düşüyor. Ligde heyecanlar gelecek haftaya kaldı, bu güzel şampiyonluk rekabeti devam ediyor. Trabzon, çok iyi oynamadı ama çok pozisyon bulduğu deplasmandan 3 puan çıkardı.

BEĞENDiM

Bucaspor’un şahsiyetli futbolunu

BEĞENMEDiM

Beğenmedim: 2. yarı Trabzon’un düşük konsantrasyonunu.

DİKKAT

Trabzonspor şampiyonluk iddiası devam ettiği sürece maçlarına motive olmalı.

Yazının devamı...